SUNUCU 1:İyi akşamlar sayın izleyicilerimiz ve dinleyicilerimiz. Bu akşam "harunyahya.tv, Mavi Karadeniz Radyo ve Kocaeli TV’den canlı yayında olarak “Adnan Oktar ile Gece Sohbetleri” programında yine sizlerleyiz. Birbirinden önemli konuların yer alacağı programa, bilmediğiniz, merak ettiğiniz konulardaki sorularla siz de e-maillerinizle katılabilirsiniz. Konuklarım, Harun Yahya müstear ismiyle yazdığı üç yüzü aşkın kitabıyla tüm dünyaca tanınan yazar sayın Adnan Oktar. Hoş geldiniz. Hocam yine sorularımız var istersiniz.
ADNAN OKTAR:Sorularla başlamak hoşuma gidiyor, iyi oluyor böyle sürpriz bir soru. Özellikle de bakmıyorum sorulara da ki sürpriz bir şey çıksın diye inşaAllah.
SUNUCU 1:Hasan soruyor Hocam. “Sayın Hocam, 30 Ocak 2009 Kral Karadeniz TV röportajınızda söylediklerinizle sanki günümüzü tarif etmişsiniz. Şöyle demiştiniz; ‘Cudi Dağ. Dağ anlamına geliyor zaten. Herhangi bir dağ. Allah biliyor. Emin değiliz yani Cudi Dağı olduğundan. Ağrı Dağı da olabilir, Cudi Dağı da olabilir, başka bir dağ da olabilir. Bu bölgeden birisi ama muhtemelen o gemiden parçalar bulunacak Mehdi (a.s.) devrinde. Yani buna işaret var. Muhtemelen fosilleşmiş tahtalar, ağaçlar yani o geminin gövdesine ait ve bulunduğu yere ait diğer detayları da bulunacak inşaAllah.’ Mavi Karadeniz Tv -10 Ocak 2009 röportajınızda da ‘Allah-u alem Ahir zamanda Nuh (a.s.)’ın gemisi bulunacak’ demiştiniz, maşaAllah. Allah razı olsun Hocam, verdiğiniz müjdeler gerçekleşti.”
ADNAN OKTAR:Evet, bak şimdi ne diyorum, “Hz. Musa (a.s.)’ın Kutsal Sandığı bulunacak” diyorum. Bir de bayağı büyükçe bir Sandık öyle küçük değil. Ondan sonra, som altın kaplama, çok harikadır. İki tane böyle kanatlı insan figürü var karşı karşıya, birbirine çok yakın. Bir de değişik bir Sandık, öyle yani alışılmışın çok üzerinde. İçinde Hz. Musa (a.s.) devrinde olan o kudret helvasından var. Ama o tabii fosilleşmiştir, altın kutunun içerisinde ve diğer Musa (a.s.) ve Harun (a.s.) ailesine ait emanetler var, kutsal emanetler var, dolu. Tevrat’ın levha olarak, taş levha olarak, taş üzerine yazılmış Tevrat’ın nüshaları var, inşaAllah. Yer yerinden oynayacak ben söyleyeyim, tabii. Karbon metoduyla eskiliği de tespit edilecek, göreceksiniz. Şimdi bunu bak, kayda alıyorsunuz, değil mi? “Hocam, aynısıyla dediğiniz çıktı”, diyeceksiniz. Yalnız yer hususunda iki yer söylüyorum ki böyle bazı cins tipler oluyor, musallat oluyorlar, işte “illa arayacağız”. Çünkü kimin eline geçeceği belli olmaz. Allah zaten sadece onu Mehdi (a.s.)’a buldurtacak. Yani onlara nasip olmayacak ama rahatsız etmesinler diye iki yere dikkat çekiyoruz. Ama dediğim o da doğru çıkacak. Biri diyorum ki Taberiye Gölü’nün dibi, Taberiye Gölü’nün dibi, ikinci olarak da Hatay ilinde bir mağara, Hatay’da bir mağara. Yani “demiştiniz Hocam” dersiniz. Sonra daha netleştireceğim. Biraz daha vakit geçince netleştireceğim. Direkt yerini söyleyeceğim, Allah’ın izniyle.
SUNUCU 2:Hocam içinde başka neler bulunacak?
ADNAN OKTAR:Bu kadarı şimdilik yeter mi acaba? Tamamı altın kaplama, akasya ağacından yapılmış sapları. Gayet düzgün büyük, ağır. Bir insanın kaldırabileceği gibi değil, birkaç insanın kaldırabileceği gibi değil. Çok ağır tabii, bayağı büyük, inşaAllah. Yalıtımı mükemmeldir. İçine nem, şu bu geçmez. Bayağı güzel bir şey inşaAllah. Çok fazla Musevi Müslüman olacak, bu sandığın bulunuşuyla inşaAllah. Çok çok fazla tabii inşaAllah. Onun için biz Musevi kardeşlerimizi şimdiden hazırlıyoruz. Biliyorsunuz Musevilerle benim yoğun bağlantım var. Hadiste var, “Hz. Mehdi (a.s.) eliyle, onun vesilesiyle çok fazla sayıda Musevi, Müslüman olur” diyor. Hadislerde belirtiliyor inşaAllah. “Mehdi (a.s.)’nin hükümranlığı zamanında zalimlerin ve müstekbirlerin” yani büyüklük hisseden azgın, saldırgan, kendinden çok emin, insanlara tepeden bakan, insanları beğenmeyen tiplerin “hükümranlığı vemünafıkların”, Müslüman olmadığı halde Müslüman görünenlerin “ve hainlerin,” hainlik yapanların “siyasi nüfuzu nabud (yok) olacaktır (son bulacaktır).” İddia edilen Ergenekon Örgütü’ne bakıyor, çok net. “Hainlerin” diyor, “siyasi nüfuzu“ çünkü iddia edilen Ergenekon Örgütü biliyorsunuz ahtapot gibi Türkiye’yi sarmış durumda. Yani böyle ciğere yerleşmiş verem mikrobu gibi. Zamanında adamlar doluşmuşlar her yere görüyorsunuz yani son gelen bilgilerle. Ta iki yıl önce “kardeşim, en tehlikeli olayı söylüyorum; Türkiye’de, iddia edilen Ergenekon Örgütü’nün en tehlikeli yönü hukuk içerisinde, yargı içerisindeki örgütlenmesidir” dedim. “En tehlikeli hususu budur” dedim. O zaman pek sözüme önem vermediler. Bak sonra dediğim doğru çıktı. Tam on ikiden yani. En tehlikeli yapılanmanın orada olduğu anlaşıldı. Ve acayip pervasızlar, çok arsızlar yani çok hayasızlar. Ben, iddia edilen Ergenekon Örgütü kapsamında tutuklu olan, gözaltına alınanları kastetmiyorum. Asıl it, kopuk takımı dışarıda. Biz onları kastediyoruz. Milletimiz, Hükümeti bu yönüyle, var gücüyle desteklemeli. Yani bakın, Hükümetin hataları olabilir, eksiklikleri olabilir ki çok normal bu olabilir, ama bu yönüyle mutlaka desteklenmesi lazım. Mesela bu Anayasa değişikliği de bu konuda çok fayda sağlayacak bir çalışmadır. Çünkü Anayasa değişikliği Avrupa tarzı, Avrupa’daki modele uygun bir demokrasi anlayışı ve hukuk anlayışını getiriyor. Yani daha güvenilir bir hukuk anlayışını getiriyor. O yönden çok çok faydalı ki bunu bir adım olarak kabul edelim. Çünkü Avrupa’daki hukuk anlayışında daha uygun değil yapı. Bunun oluşması için bu konuda hükümete destek olmak lazım. Tabii Hükümetin içinde görev alan insanlar genelde iyi insanlar, benim onlara saygım var. Ama bazı insanlar sanki yeteneklerinden dolayı, böyle onların üstün aklından dolayı onlara destek varmış zannediyor olabilirler. Böyle bir şey yok. Vatan, millet menfaati için, Allah rızası için destek sağlanıyor. Biz Hükümetin içerisinde olsun yani Hükümet demeyeyim de Ak Parti içerisinde yani değişik, negatif tiplerin de olduğunu biz biliyoruz. Mesela en başta “her devrin adamı”; nerede melanet o orada. Nerede bir rezillik, o orada. Nerede bir komplo, o orada. İddia edilen Ergenekon örgütünün de sinsi destekçisidir. Yani biz onları anlamıyor değiliz ama biz Hükümetin genel olarak bu yönde desteklenmesini düşünüyoruz. Demokrasi yönünde, özgürlükler yönünde, yaptığı gayretlerde desteklenmesi. Bu hangi parti olursa olsun biz desteklerdik, kim olursa olsun. “Biz” derken, ben desteklerdim. Bilmiyorum başkaları da, tabii milleti, herkesi yönlendirecek halim yok inşaAllah.
Bir de Bediüzzaman’ın ahir zamanla ilgili sözlerinde değişiklikler yapıldığını söylüyorum. Bu konuda kardeşlerimiz çok uyanık olsunlar. Nur talebeleri çok nezih, aklı başında insanlardır, böyle güzel huyludurlar. Laf, söz dinlerler yani konuşmaya açıktırlar. Bakın diyor ki Bediüzzaman; “o vakit ona karşı matbu kitapta böyle cevap vermiş:Herkese dünya terakkî dünyası olsun;” herkese dünya, gelişme dünyası olsun, “yalnız bizim için mi tedennî dünyasıdır?”, yani “bir tek İslam alemi için mi çökmek, acı çekmek, ezilmek, perişan olmak, yani bize mi uygun oluyor” diyor. “Avrupa Birliği oluyor, NATO oluyor, Rusya devletlerle birleşiyor. Amerika Birleşik Devletleri oluyor. Bir tek Müslümanlar mı birleşemiyor? Bizim ne eksik yönümüz var, ne anormal yönümüz var da biz olamıyoruz böyle bir şey?” diyor. “Öyle mi? İşte, ben de sizinle konuşmayacağım. Şu tarafa dönüyorum; müstakbeldeki insanlarla konuşacağım: Ey yüzden sonraki yüksek asrın arkasında gizlenmiş, sâkitâne benim sözümü dinleyen ve bir nazar-ı hafiyy-i gaybî ile beni temâşâ eden Said, Hamza, Ömer, Osman, Yusuf, Ahmed, v.s. size hitap ediyorum.” Yani Mehdi (a.s.) talebelerine hitap ediyor. Bakın ne diyor? “Herkese dünya terakki dünyası olsun” gelişsin “yalnız bizim için tedenni dünyasıdır”, “çökme ve acı çekme dünyasıdır“ diyor. “Öyle mi? İşte ben sizinle konuşmayacağım” diyor Bediüzzaman, o devirde. “Sizinle muhatap değilim” diyor. “Şu tarafa dönüyorum, başka tarafa dönüyorum” diyor, yani İstanbul tarafına dönüyor inşaAllah. “Müstakbeldeki insanlarla konuşacağım”, yani Mehdi (a.s.) ve talebeleriyle. “Ey yüzden sonraki”, bunu ne zaman söylüyor? 1910. 100 sene ekle 2010. Değil mi? Bak 2010’daki Mehdi (a.s.) ve talebelerine hitap ediyor. “Ey yüzden sonraki yüksek asrın arkasında gizlenmiş ve sâkitâne benim sözünü dinleyen” ki biz de şu an dinliyoruz sözünü, Mehdi (a.s.) öncüleri olarak “dinleyen ve bir nazar-ı hafî-i gaybî ile beni temâşâ eden Said, Hamza, Ömer, Osman, Yûsuf, Ahmed, vs, size hitap ediyorum.” Tabii buradaki isimler de özel seçilmiş isimler, o ayrı. Onları sonra ayrıca açıklayacağız inşaAllah. Şimdi bazı Nurcu kardeşlerimizin yaptığı güzelliğe bakın. Şimdi 100 olunca, 2000 oluyor tabii Mehdi (a.s.)’nin çağını veriyor. Nasıl yapsın? Nasıl kurtarsın? Bir 300 ekledin mi, Cübbeli gibi, olay halloluyor, değil mi? Ne yapmış bizim akıllı kardeşlerimiz “bu yüzden ta üç yüz seneden sonraki” diye ilave yapmışlar. Orijinal 300 sene. Şimdi... nezaketiyle konuşayım. Üstad bir kere diyor ki; “1506’ya kadar Müslümanların galibane ömrü, 1545 de kıyamet kopacak” diyor Allah’ın izniyle. Nerenin üç yüz senesinden bahsediyorsun sen? Niye Bediüzzaman adına doğru olmayan bir şeyi söylüyorsun? Çocuk mu kandırıyorsun sen yani, değil mi? Bak ey yüzden sonra bir de üç yüz eklemişler. Yani bana bunu yapmasınlar. Bu buradan geçmez inşaAllah. Ne kadar vahim bir durum yani. Bir kere Bediüzzaman’ın dedikleriyle tamamen çelişiyor. Çünkü Üstad, “2120’ye kadar” diyor. Sen 300 daha ekledin mi ne oluyor? Bambaşka bir şey oluyor. Bak bütün sözlerini doğru çıkartmamış oluyorlar Bediüzzaman’ın bunu eklemekle. Bu bir. Bakın diyor ki; “umumunun bir mezar-ı ekberi hükmünde olmasına bir alâmet olarak, o azametli mezara azametli Van Kalesi mezar taşı olmuş.” Tabii bu edebi bir giriş. "Ey yüz sene sonra gelenler!” 1910 da söylüyor. "Ey yüz sene sonra gelenler!” Kim? Mehdi (a.s.) ve talebeleri. Hazretler buraya da ne eklemişler biliyor musunuz? Bir üç yüz daha eklemişler, bir ilave daha. Bakın “Şu kalenin başında bir medrese-i Nuriye çiçeğini yapınız. Cismen dirilmemiş, fakat ruhen baki ve geniş bir heyette yaşayan Medreset-üz Zehra’yı cismani bir surette bina ediniz, demektir.” Yani orada bir büyük medrese, büyük bir üniversite meydana getirin. “Van’da üniversite meydana getirin” diyor. Var mı üniversite şu an?
SUNUCU 2:Var, Yüzüncü Yıl Üniversitesi.
ADNAN OKTAR:Var. Bak dediği olmuş işte. “Orada büyük bir üniversite yapın” diyor Bediüzzaman. Şimdi bu ilaveler, çıkartmalar bunlarla bu aralar bir ilgileneceğiz. Yani bu hiç samimi bir tavır değil. Bunu bırakacaklar. Evet. Bakın yine bir tane daha, sır. Bunlar bilinmeyen konular. O yüzden izleyen kardeşlerimiz dikkatlice izlerse, sonra kaynaklarından da göstereceğim. “Risale-i Nur hakkındaki hüsn-ü zannınız daha fevkinde Risale-i Nur’a lâyıktır. Çünkü Kur’an-ı Hakîm’in bir mu’cize-i maneviyesidir.” Yani “Risale-i Nur, Kuran’ın bir mucizesidir, onun bir tefsiridir “diyor. “Ahir zamanda gelecek Hazret-i Mehdi (a.s.) da ona o kıymeti verecek itikadındayım.” “Mehdi (a.s.) de Risale-i Nur Külliyatı’nı çok değerli bir eser olarak görecek ve ona o gerekli değeri verecek kanaatindeyim” diyor. Yani bunun da böyle olduğunu zaten insanlar görecekler. Risale-i Nur’a Mehdi (a.s.)’nin çok önem verdiğini görecekler insanlar. İnşaAllah. Bakın yine bilinmeyen bir konu daha söylüyorum. “Eğer 2010’da siz tembel kalıp da”, ‘tembel kalmak’ ne demek? “ilgilenmezseniz, İslam, Türk-İslam Birliği’ni oluşturmak için uğraşmazsanız”, yıl 2010, “onun yolunu yapmazsanız,” yani Kuran’ın, İslam ahlakının hakimiyeti için uğraşmazsanız, “tembellik etseniz” yani hiç ilgilenmezseniz “yüz sene sonra tamamen cemalini göreceksiniz.” “Mehdi (a.s.)’yi göreceksiniz, 100 sene sonra” diyor. 2010 tarihini veriyor. Değil mi 1910’a 100 ekle 2010, evet. “ Zira sizinle İstanbul arasındaki mesafe bir aylıktır.” Bakın ilgili yerlere de dikkat çekmiş. “İstanbul da çok yakın” diyor. Değil mi? Zaten Mehdi (a.s.)’nin de İstanbul’dan çıkacağını söylüyor Bediüzzaman.
Evet. Akşam Gazetesi’nden Serdar Akinan bir yazı yazmış. Benim geçen günler Deniz Baykal ile ilgili anlattıklarımın aynısını anlatmış, olduğu gibi. Yani tıpatıp aynısıyla anlatmış. Güzel, demekki etkili oluyoruz. İnşaAllah. Ayın 15’inin yazısı, Akşam Gazetesi’nde. Tıpkısının aynısı, konuşmamın.
Bir de çok fazla Mehdi adayı var, bana sürekli İsa’lar, Mehdi’ler bayağı çok. Bana yazıyorlar, “ben Mehdi’yim”, eve kapıya gelenler var. Saçını uzatmış, “selamun aleyküm ben Hz. İsa (a.s.)’yım geldim” dedi, “ben geldim” dedi. Zaten o da beni Mehdi biliyor yani çok acayip bir durum Allah’ım YaRabbim. Mehdi (a.s.)’nin zuhurundan önce sahte İsa’lar ve sahte Mehdi’lerin çoğalacağına dair hadis var. Alenen savunacaklar bunlar yani, direkt “biz Mehdi’yiz” diyecekler, direkt “Hz. İsa’yız” diyecekler. Zor gönlünü yapıp gönderdik, dedik “tamam, sen ne diyorsan biz senin emrindeyiz, hürmetimiz de büyük”, o şekilde ikna ettik gönderdik. Ara ara yine geliyor bana. Almanya’da, Avrupa’da her yerde var. Bir delikanlı da öyle yine, “işte Hocam ben seyidim. Mehdi (a.s.) olduğumu düşünüyorum. Bu duygu iyice beni sardı. Ne yapayım?” falan diyor. Okuyor yani Almanya’da, dedim ben de işte “vesvese etme” dedim. “Öyle bir şey olmaz, öyle bir durum yok, gönlün rahat olsun. Mehdi çıktığında tanırsın, anlarsın” dedim. Bakın hiçbir faaliyet yapmadığı halde, hiçbir şey yapmadığı halde öğrenci insan normal “ben Mehdi olabilirim, ne yapayım?” diyor. Garip. Ama bu ilk defa karşılaşılan bir şey değil. “Çokları, eskiden beri safdil bazı şahıslar Mehdi (a.s.) olacağım diye dava ederler” diyor Bediüzzaman. Bediüzzaman’ın kapısına dayanmış bir kere birisi, “ben Mehdi’yim selamun aleyküm. Ben geldim” diye. Sungur Ağabey geri göndermiş, birkaç uygun söz söylemiş geri göndermiş. Bunları alamet olduğu için söylüyorum. Mehdi (a.s.) ve Hz. İsa (a.s.)’nın çıkışına alamet olduğu için, bizzat da gördüğüm için. Yani çünkü Hz. İsa (a.s.) İncil’de söylüyor; “benim sahtelerim çıkacak önce” diyor. “Çok fazla sahtesi çıkacak” diyor. Hakikaten çok fazla çıktığı için, bir mucize olduğu için söylüyorum. Yani normal bir insan niye “Ben İsa’yım” desin? Olacak iş mi bu? Bir mucize bu. Yani kim yapar böyle bir anormal bir hareket?
SUNUCU 2:Bir de hani gelmelerindeki kasıt nedir? “Ben Mehdi’yim” ya da “ben İsa’yım” diye o kapıya gelmelerindeki maksat ne? Ne istiyorlar? Mehdi ise yani yerinde durabilir. Niçin kapıya geliyor? Maksadı ne olabilir?
ADNAN OKTAR:Yani emrine gireceksin.
SUNUCU 2:“Benim emrime gir” diye mi kapıya geliyorlar?
ADNAN OKTAR:Geçenlerde, epey oluyor bir Hocaefendi var. Yok, çok şefkat duyuyorum, acıyorum da. Allah-u alem herhalde tarikat sarhoşluğu içinde yapıyor. Fakat taraftarları bilmiyor. Ünlü bir şahıs, kanalı da var hatta yurtdışında birisi. Böyle tavşan gibi bakıyor. Ekrana çıkmış, acayip sevimli bakıyor. “Ben, nasıl bilmezsiniz beni? Nasıl anlamazsınız?” diyor, “benim Mehdi (a.s.) olduğumu”, kızıyor halka. Yani çok öfkelenmiş. Bir mana da veremiyor, “bu kadar açıkken, yani niye ikna olamıyorsunuz, niye fark edemiyorsunuz?” diyor. Yani sitem ediyor. Böyle tarikat ehlinde de olabilir bu. Manevi sarhoşluk içerisinde bu tip konuşmalar, bu tip şeyler olur. Onlara acıyarak şefkatle bakmak lazım. Ondan rahatsız olacak bir şey yok. Her zaman olur o. Hatta akıl hastalıklarında daha da galiz iddialarda bulunanlar oluyor. Haşa Allah’lık iddiasında bulunanlar olur. Akıl hastasıdır, acır insan. O da ayrı bir şey. Ama Mehdi (a.s.) öncesi bu tip vakaların olacağının belirlenmesi ve bunlarım mucize tarzında oluyor olması ciddi bir alamet olduğu için ve İncil’de de geçtiği için özellikle belirtiyorum. Mehdi (a.s.)’nin hiçbir şekilde öyle bir iddiası olmaz. Mehdi (a.s.) söke söke, eze eze hizmeti yapar, küfrü böyle pestil gibi ezer, alır Müslümanların önüne koyar. Sen ona ister Mehdi (a.s.) dersin, ister demezsin, o fark etmez Mehdi (a.s.)’ye. Çünkü Mehdilik iddiası olmaz ki desin. Dedirttirmez de zaten Mehdi (a.s.). “Sen Mehdi’sin” dedirtmez. Öyle bir insanla muhatap olmaz. Konuşmaz da yani. Öyle bir şey olmaz. Ama hüsnüzan edebilir. O ayrı mesele, herkes herkese hüsnü zan edebilir.
Bir kısmı çok çakal oluyorlar, kapalı kızların. Mesela o başörtüsünü gidip azamet yapıyor, büyüklük yapıyor. Namaz da kılmıyor bir kısmı onların. Biliyorum ben. Namaz da kılmıyor, oruç da tutmuyor ama kavgaya çok yatkın. İşte başörtüsü kavgası yapıyor. Başka şeyin kavgasını yapıyor. Böyle bir gerilim meydana getiriyor. Ben üstünüm kafasında. “Nasılsın?” desen bile saldırgan. Sürekli kavga arayışında yani böyle insancıl, sevecen, mutmain, itminane kavuşmuş bir ruh hali olmuyor, çok saldırgan. Bir de böyle Melek gibi, Hz. Meryem meşrepli mazlum güzel kapalı hanımlar oluyor. Bunlar baş tacı, çok güzel. Model olarak mükemmel. Böyle olacak. Namazlarını aksatmaz. Orucunu muntazam tutar. Kuran hükümlerine çok titiz. Övünme yok, büyüklük hissi yok, azamet yok, kimseyle kavgaya yatkın değil. Her bulduğu yerde milletle böyle gerilim meydana getirmek eğiliminde değil. Ve herkese karşı da şefkatli, bütün Müslüman gruplarına karşı şefkatli kardeşimiz maşaAllah. Herkese karşı sevgisi var. Bir grup taassubu, bir katı görüşe sahip değil. Biz herkesi seviyoruz mesela, ben de öyle. Bütün Müslümanları severim. Hatta deli anormal bilinen Müslümanlar var, yani adamlar fellik fellik kaçıyor. Ben acıyorum, yani adamdan ben niye panik olayım. Ben küfürle mücadele ederim. Giderim masonlarla mücadele ederim. Ateistlerle, iddia edilen Ergenekon Örgütü’yle mücadele ederim. Değil mi? Müslümanları ezenlerle, katillerle mücadele ederim. Ben gariban Müslüman ile niye mücadele edeyim. Olabilir Allah vermesin sapkın bir görüşe de sahip olabilir ama her halükarda Allah’a inanıyor. Acırım ben ona, kurtarmaya çalışırım. Niye düşman olayım yani. Niye kinleneyim? Şefkatle onu kurtarmaya çalışırım. Kurtulduğu kadar. Ama mücadele edilecekse benim mücadele edeceğim çok adam var inşaAllah. Önümüzdeki günlerde, az kaldı, Avrupa’nın Amerika’nın en ünlü mason meşrik-i azamları geliyorlar. 33 dereceli masonları. Açık açık söylediğim halde. Biliyorlar, mason zıddı olduğumu da biliyorlar. Fakat diyorlar “Hocam, sizin çizginizi biz çok beğeniyoruz. Biz de Allah’a inanıyoruz, Allah’a inanmayan masonlara karşı ittifak edelim”, diyorlar. Dedim, “tamam”. Beraberiz Allah’ın izniyle. Mücadele edeceğiz. “Biz yani ateist, Allah’sız, Kitapsız adamı kabul etmiyoruz”, diyorlar. Çok güzel, iyi maşaAllah. Anlatabildiğimiz kadar İslam’ı, Kuran’ı anlatacağız, sevdirmeye çalışacağız. Bak kilometrelerce öteden muhabbetleri var ki 33 derece, masonların üstadları bunlar. En kilit noktadaki kişiler. Bir de Amerikan masonluğunun ileri gelenleri ki dünyada en etkili masonluktur bu. En güçlü masonlar. MaşaAllah hakikaten kalplerinde de muhabbet var, inşaAllah. Mesela hayrettir, birçok haham Musevi kardeşimiz de o localarda başkanlar, o da Allah’ın hikmeti mesela. Koyu dindar ama mason locasına başkan olmuş. Onlar da inşaAllah İslam’a, Kuran’a hizmet edecekler, Allah’ın izniyle inşaAllah.
Hakan Eryılmaz, beni öve öve öve bitirememiş maşaAllah. Allah sevgisini, muhabbetini arttırsın. Yani görülmemiş iltifatlar yapmış maşaAllah. İltifatları çok uzun. Fakat ben bir kısaca. “Baykal Beyefendiye yapılanlara ilk günden beri karşıyım ve karşı çıkıyorum. Sizin de belirttiğiniz üzere Sayın Baykal mümin bir insandı. İnşaAllah mümin bir insanın, mümin olarak savunmak zorunluluk değil midir? Hocam, sayın Baykal’a sahip çıkmanın bir erdem olduğunu siz uygun görürseniz bir daha tekrar eder misiniz? “Zira” diyor çok önemli bir şey; “Baron şimdiden avuçlarını ovuşturuyor” diyor. Hakikaten bu çok önemlidir. Çünkü Baykal’ın dindarlığı bazı kişilere çok ağır geldi. Bunaldılar, adam alışmamış yani. Çok ağırına gitti. “Allah size zafer nasip etsin. Allah sizden razı olsun.” İltifatlar, iltifatlar, iltifatlar maşaAllah. “Allah’a emanet olunuz” diyor. İnşaAllah hepimiz Allah’a emanetiz. Bunu artık büyütmemek lazım. Baykal da kapatsın konuyu. Çok dallanıp budaklandırdılar. Kadıncağıza da ayıp yani. Bir acayip durum var. Yok, kimsenin bir şey dediği yok. Normal hayatlarına devam etsinler. Kimse onlara bir şey demez yani. Normal Müslüman kardeşlerimiz. Defalarca söyledim böyle bir şey için 4 tane şahit lazım. Bakın aynısını Serdar Akinan geçen gün konuşmamın aynısını yapmış. Yoksa bitti bu konu. Arkadaşlar sorarız var mı şahidin, 4 tane gören. Samimi yok, bitti. O zaman konuşma, dersin. Başka bir şey yok. O hanımefendinin de oturup tedirgin olmasına gerek yok yani. Çoluğu çocuğu var, üzülüyor falan hiç gerek yok. Böyle bir şey yok, İslam’da böyle bir konu yoktur. Gönlü rahat olsun normal işine gücüne baksın. Çok büyüttüler. Büyüttükçe de acayip bir durum varmış gibi oldu. Yapmasınlar böyle. Her zaman söylüyorum. Velev ki olsa bile “YaRabbi beni affet. Affet bir hata yaptım. Sen her şeyi bağışlayıcısın” der, konu biter. Yani bu, bu kadar böyle sansasyon yapıp böyle basında, gazetelerde. Gece gündüz olay çıkarmaya gerek yok. Avrupa gazetelerinde çıktı. Avrupa basınında çıkıyor. Hiç ellenmeseydi konu zaten büyümezdi. Baykal Beyi takdir ederim ama istifaya ne gerek var. Normal bir 10 gün 15 gün geçsin, hiçbir şey kalmaz. Unutulur gider yani. Bu kadar büyütecek bir şey yok. Ama neyse bir hayır vardır, inşaAllah.
Şimdi Ahit Sandığı bulunacağı için önceden biraz anlatalım da çünkü önceden söylemem çok güzel oluyor. (Nuh’un gemisinin) Ağrı Dağı’nda bulunacağını söyledim. Yer “Cudi” diyor ama Kuran’da “Cudi” dağ anlamına gelir dedim. Dağ silsilesidir. Ağrı Dağı ve dedim tahta parçaları da bulunacak dedim. Bakın detay verdim. Tahta parçaları ve onlardan kalan fosiller, malzemeler bulunacak dedim. Aynısıyla tıpkısıyla oldu. Bak basında ölüm sessizliği var, bir kısım basında. Yani çok büyük mucize olduğu için nefesleri kesildi. Başka bir şey olsa yeri yerinden oynatırlardı. Net Hz. Nuh (a.s.)’un gemisi ki birçok bölümüne daha girilemedi. Şimdi daha ona gelen suhuflar bulunacak Hz. Nuh (a.s.)’a gelen. Onun kullandığı malzemeler, geminin içerisinde. Çünkü ana bölümlere daha girilemedi. Hayvanların yaşadığı yerlere girildi. Geniş ana bölümlere, çünkü büyük bir gemi. Öyle küçük bir yer değil.
Bakın, ayet veriyorum. Bakara Suresi, 248. Şeytandan Allah’a sığınıyorum. “Peygamberleri, onlara (şöyle) dedi: "Onun hükümdarlığının belgesi”, yani Mehdi (a.s.)’nin liderliğinin delili diyelim, Ahir zamana bakan yönüyle, “size Tabut'un gelmesi (olacaktır ki)” yani Hz. Musa (a.s.)’nın Kutsal Sandığı, “onda Rabbinizden 'bir güven duygusu ve huzur'”, “içinize güven duygusu gelecek” diyor ve huzur, onun bulunuşuyla, mesela öyle bir özelliği de var. Allah’ın hikmeti, mesela kalplere güven ve huzur inmesine vesile oluyor. Bütün savaşlarda götürüyorlarmış o sandığı. Onu gördüklerinde coşuyorlar o zamanki Müminler. “Huzur ile Musa ailesinden ve Harun ailesinden arta kalanlar”, hem Hz. Musa (a.s.)’ın ailesinden hem Musa (a.s.)’ın ailesinden, “arta kalanlar var; onu Melekler taşır. Yani “Meleklerin kontrolünde” diyor Allah. “Eğer inanmışlarsanız, bunda şüphesiz sizin için bir delil vardır.” Delil nedir? Ortaya koyarsın, buna delil derler. Değil mi? Allah, “bu bir delildir” diyor işte, inşaAllah. “Talut’un Calut ile savaşmasının sonucunda Sandık Calut’un eline geçmiştir, geçici bir süre. Ancak daha sonra Hz. Davud (a.s.), Calut’u öldürmüş ve böylece Sandık Hz. Davud (a.s.)’ın eline yeniden geçiyor. Ahit Sandığı Kudüs’e taşınıyor. Hz. Davud (a.s.) sandığı kendisinden sonra hükümdar olan Hz. Süleyman (a.s.)’a emanet bırakmıştır.” Hz. Süleyman (a.s.)’ın eline geçiyor sonra, onun kontrolüne geçiyor. “Hz. Süleyman (a.s.) tarafından yaptırılan Süleyman Mescidi’ne konulan Sandık M.Ö. 587 yılına kadar Beytül Makdis’de Mesci-i Aksa’da kaldı. Aynı yıl içinde Babil İmparatoru Nabukatnezar Kudüs’ü işgal etti, burayı yerle bir ettirerek bu bölgede yaşayan Yahudileri sürgüne gönderdi.” O zamanki Müslüman onlar, Yahudiler Müslüman, hak din oluyor o zamanlar. “İşte o tarihten sonra Sandık kayboldu.” Kaybolmadı saklandı, muhafaza edildi ve “bir daha da izi bulunamadı” diyor. Allah onu muhafaza altına aldı. “M.Ö. 587 ile M.S.70 yılları arasında Kudüs’te muhafaza edildiği kabul edilen,” öyle değil Kudüs’ten çıkarıldı. Kudüs riskli bulunduğu için çünkü işgal ediliyor, her yeri aranıyor. Kudüs’te değil Sandık, onu biliyorum inşaAllah. “Museviler sandığın ancak Mesih, Kral Mesih’in (yani Mehdi(a.s.)’ın) gelişinden sonra çıkacağına inandıkları için aramamaktadırlar.” Aramıyorlar çünkü sadece Mehdi (a.s.) bulacaktır. Kral Mesih, Tevrat’ta Kral Mesih olarak geçer. Yani arıyorlar tabii, arıyorlar da ama bulamazlar. O anlamda diyorum yoksa arıyorlar tabii ki. “Hıristiyanlar da Sandığı Hz. İsa (a.s.)’nın yeryüzüne Kıyametten önce tekrar gelişinin alametlerinden gördükleri için Sandık onlar için çok önemli.” Onlar da arıyorlar, ama bulamazlar, inşaAllah. “Sandık taşınırken hep bir perde arkasında saklı tutularak onu taşıyanların dahi Sandığı görmeleri engellenmiştir.” Örtülüyor üstü Sandığın. Hiçbir şekilde halka gösterilmiyor, çok nadir açılan Sandık, yani üstündeki örtü nadir kaldırılıyor. Tevrat’taki açıklamayı belirtiyorum; “akasya ağacından Sandık yapsınlar” diyor Tevrat’ta. Bu doğru akasya ağacından, iç çatısı akasya ağacından. “Boyu 2,5” Yani 1,20 gibi, 1,20 yaklaşık. “Eni ve yüksekliği 1,5.” 60, daha yüksek hatta 80 cm falan. “arşın olsun. İçini ve dışını saf altından kapla.” Burada ölçüler kendi kafalarına göre verdikleri için oluyor. Orada arşının gerçek karşılığı o. Yani 1,20’ye 80 olması gerekiyor anladığım kadarıyla ve bildiğim kadarı ile. “İçini ve dışını saf altınla kapla.” Bu doğru, içi ve dışı saf altınla kaplı. “Çevresinde altın pervaz yap.” Bu da doğru. “Dört altın halka dök, dört altın ayağa tak.” Bunlar da doğru. “İkisi bu yana ikisi öbür yanda olacak.” Bu da doğru. “Akasya ağacından sırıklar yapıp altınla kapla, sandığın taşınması için sırıkları yandaki halkalara geçir.” Doğru. Çok düzgün akasya ağacından yapılmış sırıklar var ama altın kaplanmış öyle görünmüyor tabii. Tam, net altın görünümünde, jilet gibi yapılmış, çok düzgün. Yani bakan anlamaz onun içinin ahşap olduğunu anlamaz. “Sırıklar halkalarda kalacak, çıkarılmayacak. Anlaşmanın taş levhalarını sana vereceğim. Onları sandığın içine koy.” Taş levhalar Hz. Musa (a.s.)’ya gelen on emrin yazılı olduğu taş levhalar onun içinde, sandığın içinde. “Saf altından bir ‘Bağışlanma Kapağı’ yap. Boyu iki buçuk, eni bir buçuk. Kapağın iki kenarına dövme altından birer Keruv yap.” Yani “Keruv” uçan insan figürü gibi. Melek niyetine yapıyorlar ama Melek değil tabii ki. Bir insan görünümü. Meleği tam yapamazlar, Melek ayrıdır görünümü. Ama Meleğe niyet ederek yapılmış bir heykel. “Keruvlardan birini bir yana, diğerini öbür yana” karşılıklı yüz yüzeler ikisi, bu da doğru. “Kapakla tek parça halinde yap. Keruvlar yukarı doğru açık kanatları ile” doğru, “kapağı örtecek”, bu da doğru. “Yüzleri birbirine dönük olacak” doğru “ve kapağa bakacak. Kapağı sandığın üzerine, sana vereceğim. Taş levhaları ise sandığın içine koy.” “Seninle orada, Levha Sandığının (Ahit sandığının) üstündeki Keruvlar arasında, Bağışlanma Kapağının üzerinde görüşeceğim ve İsrailliler için sana buyruk vereceğim.” Allah “oradan tecelli edeceğim” diyor, “oradan sesimi duyacaksın” diyor, Sandığın üstünden. Biliyorsun bir de ateş yanan çalıdan seslenmişti Hz. Musa (a.s.)’ya inşaAllah. Onun için yani öyle olağanüstü bir Sandık öyle herhangi bir Sandık değil inşaAllah. “Rab Musa’ya şöyle der: Ve seninle orada bulaşacağım ve seninle kefaret örtüsü üzerinden kutsal Ahit Sandığı üstündeki Melekler arasından söyleşeceğim,” yani o figürün arasından yani o görüntünün arasından söyleşeceğim, (Çıkış 25/22). “Rab Musa’ya dedi; ‘dağa, yanıma gel’ burada bekle, halkın öğrenmesi için üzerinde yasalarla, buyrukları yazdığım taş levhaları sana vereceğim.” Bu doğru, Hz. Musa (a.s.)’ ya taş levhalar olarak verilmiştir. “Ona Mehdi (a.s.) denilmesinin nedeni” bakın Peygamberimiz (s.a.v.) olayı açıklıyor; “gizli olan bir şeyin yolunun göstermesidir.” Bakın gizli olan bir şeyin ilmini verecek Allah, bulmanın ilmini. Yani Allah ona bir şekilde bunu gösterecek, bir ilimle inşaAllah. “Antakya denilen bir yerden”, Hatay, Türkiye sınırları içersinden bak dikkat edin, yani bak Ağrı da Türkiye sınırları içerisinde, orada bulundu, hepsi Mehdi (a.s.)’nin olduğu yerlerde oluyor dikkat ederseniz, inşaAllah. “Antakya denilen bir yerden Tabut'u (kutsal emanetler sandığını) ortaya çıkaracaktır.” Suyuti söylüyor bunu, hadis imamıdır (Suyuti, el- Havi lil Feteva, II. 82). “Mehdi (a.s.) Tabut-u Sekine’ yi de Antakya’da mağaradan çıkarır” (Naim bin Hammad, Kitab-ül Fiten). Yani bu kadar, hadis olduğu için söyleyeyim yani, bu gizlenecek gibi değil tabii. “Antakya Mağarası’ndan Tabut-u Sekine’yi çıkaracaktır. Şam’daki dağdan da gerçek Tevrat’ı çıkaracak.” Şam’daki bir mağaradan da gerçek Tevrat’ı röle olarak, Tevrat rölesini, böyle deri üzerine yazılmış Tevrat rölesini çıkaracak ve “birçok Yahudi Müslüman olacak” diyor(Risalet-ül Huruc-ül Hz. Mehdi, s. 124/125). Yalnız tabii Taberiye Gölü’nde de bir arama yapılacak, Taberiye Gölü’nün zemininde. Tatlı su gölüdür, suyu tatlı, en çukurda olan göllerden ikincisidir Taberiye Gölü. Yani yeryüzü düzeyine göre en çukurdadır. Fakat tatlı suyu, maşaAllah. Bakın ikinci işarette “Mehdi (a.s) Tabut-u Sekine’yi (Kutsal Sandığı) Taberiye Gölü’nden çıkaracak.” Yani bu iki tane açıklama olması iyi. Çünkü hakikaten Taberiye Gölü’nde de bir şey var, dibinde. Dibi çamur, gölün dibi, onun altında inşaAllah, yani kapsamlı bir arama yapılacak tabii inşaAllah.
Bir soru daha sor istersen.
SUNUCU 1:Hafiz Azeri sormuş. “Selamun aleyküm ve rahmetullahi ve berakatuhu. Hz. Mehdi (a.s.)’nin bir melek-i ilham ile hareket edeceği, mezhep alimlerinden farklı içtihatlarda bulunacağı, bu sebeple de özellikle mezhep mukallitlerinin fakihlerin ona düşmanca davranacağı, yalnız kılıcından korktukları için ona baş eğecektir (İbn-i Arabi, Futuhat el-Mekkiye, 66. Bab). Bediüzzaman Said Nursi’ye göre Mehdi (a.s.)’nin kılıcı kalem, fikir türü, manevi ilmi bir kılıç olacaktır. Bu konudaki yorumlarınız nedir?”
ADNAN OKTAR: “Hz. Mehdi (a.s.)’nin bir melek-i ilham ile hareket edeceği,” evet doğru. Cebrail (a.s.), Mikail (a.s.), İsrafil (a.s.) yanındadır. Sürekli Mehdi (a.s.)’nin yanındadırlar. Halk görmeyecek ama sürekli yanındadırlar. Yanlış yaptığını düzeltirler onlar, hatasını düzeltirler. “Mezhep alimlerinden farklı içtihatlarda bulunacağı,” evet Mehdi (a.s.), Mehdi (a.s.) olarak ortaya çıktığında, Hz. İsa (a.s.) ile birlikte namaz kıldığında bütün alimler onu destekleyecekler. Bütün ulemanın desteğini alacak, o da ulemadan bir meclis kuracak, büyük bir meclis kuracak. O mecliste sahabe döneminin özelliklerini halka uygulatacak bir sistemi geliştirecek. Yani tek başına hareket etmez orada Mehdi (a.s.), yani danışarak. Ama son karar onundur. Bütün yanlış olan, mezheplerde hatalı olan yönlerin hepsini düzeltmiş olacak ve tam sahabe dönemine olayı döndürecek ama bütün değerli alimler ona yardımcı olacaklar. Yani tek başına hareket eden bir insan değildir Mehdi (a.s.), onu söyleyeyim. Onun için “en büyük müceddid, en büyük müçtehid” derken büyük bir ulema meclisine dayanır. Onu her zaman danışmanları vardır Mehdi (a.s.)’nin. Ama tek başına meclise versen böyle bir kararı çıkaramazlar. Yani bakın hiçbir işlevi olmaz öyle bir meclisin. Bütün ulemayı bir araya getirsen Mehdi (a.s.) yoksa sahabe döneminin güzelliğini ortaya çıkarmak mümkün olmaz, çıkaramaz. Her biri ayrı bir şey söyler. Her biri kendi mezhebine kendi inancına göre hareket edecektir. Dolayısıyla bir karara varmaları mümkün olmaz. Ama Mehdi (a.s.) danışır, “doğrusu budur” der, konu biter. Yani bilgiyi alır, kararı o verir, Mehdi (a.s.) verir, inşaAllah. “Mezhep mukallitleri fakihlerin ona düşmanca davranacağı,” evet bir kısmı, hepsi değil, bir kısmı düşmanca davranacaktır. “Yalnız kılıcından korktukları için ona baş eğecekler.” Mehdi (a.s.)’ye tabii bütün İslam alemi destek olur. Kuvvetinden, gücünden çekinecekler. Yoksa Mehdi (a.s.) zaten kılıç kullanmaz da çekinecekler. “Bediüzzaman Said Nursi’ye göre Mehdi (a.s.)’nin kılıcı kalem, fikir türü manevi ilmi bir kılıç olacaktır.” Doğru. Nüfuzu, sevgisi, ona olan sevgiden etkilenecekler. Daha Mehdi (a.s.)’ye ne desin yani. Dünya çapında bir lider. Bütün Müslüman aleminin, hatta Hıristiyan aleminin, hatta Musevi aleminin lideri olmuş oluyor, hepsinin. O durumda tabii bir şey diyemez yani.
Said Külahlı da güzel bir soru sormuş. Ama biraz sonra cevap verelim ona.
İddia edilen Ergenekon Örgütü gemi azıya aldı yani azdı, kudurdular. Onun için milletçe polisimizin yanında olalım, devletimizin yanında olalım. Hakimlerimizi destekleyelim. Bak hakimlerimizi tehdit etmeye kalkıyor bu köpekler, bu karaktersiz aşağılık herifler. Hakimlerimize tam anlamıyla sahip çıkalım. Savcılarımıza sahip çıkalım. Hükümetin de bu yöndeki ama bu yöndeki çalışmalarına destek olalım. Çünkü bir insanın her yönü mükemmel olmayabilir. Mesela birçok yönden karşı çıkarsına ama iyi bir yönü vardır, o yönünü desteklersiniz. Bir de Anayasa değişikliği de demokrasiye geçişte güzel bir adım, faydalı bir adım. Bilmeyen vatandaşlarımız daha da araştırsınlar. Mesela Hakimler Savcılar Yüksek Kurulu’nun üye adedi artırılıyor. Şimdi 7 üye nerede, 7-8 üye nerede, 22 üye nerede? Kalabalık daha sağlıklı karar verir, çok daha iyidir, daha güvenilirdir. Ne mahsuru var bunun yani niye panik olunur bundan, mahsuru nedir bunun? Yani kimin menfaatini rahatsız ediyor bu, ben bunu anlayamadım. Ne olur bundan? Çok daha sıhhatli karar verir. Mesela şimdi burada 2 kişi karar versek mi iyi, 15 kişi birden düşünüp karar versek mi iyi? 15 kişi daha güvenilirdir. Daha geniş bir istişare heyeti olmuş oluyor. Bundan niye paniğe kapılıyorlar? Niye tedirgin oluyorlar bundan? Bir de göz göre göre bunlar itliklerine devam ediyor. Mesela Sayın Deniz Baykal’a göz göre göre oyun oynadılar, iddia edilen Ergenekon Örgütü. Bütün Türkiye’nin gözü önünde. Bakın ikinci aşamasına hazırlanıyorlar. Şimdi de onların kendilerince bir adamı var. Adam mı artık, bayan mı, tam onu da söylemeyeyim de artık, ortalık şey olmasın. Benim hissettiğim, anladığım kadarıyla. Bir oyun oynanıyor. Yani CHP’nin dindar olması, mukaddesatçı olması, maneviyatçı olması bazılarının ağrına gitti. Adamlar kaldıramıyor bunu yani, tahammül edemiyorlar. Çünkü iddia edilen Ergenekon Örgütü Türkiye’yi komünist eyaletlere bölme konusunda çok kararlı. Türk milliyetçilerini, dindarları yok etme, hepsini şehit etme konusunda da kararlı. Onları ekarte etme, etkisiz hale getirme yönünde çok kararlı. Daha Türkçesi şehit etmeye kararlılar. 3 milyon kişilik liste hazırlamışlar, şehit listesi. PKK’yı da sürekli azdırıyorlar. Bakın dikkat ederseniz ortalık bir siyasi faaliyet olduğunda, herhangi, Türkiye’nin lehine bir şey oldu mu hemen PKK’nın katliamları artmaya başlıyor. Hemen askerleri şehit etmeye devam ediyorlar, daha da artırıyorlar sayılarını. Bunlar planlı hareketler. Buna karşı milletimizin birbirini çok iyi koruyup kollaması gerekiyor ve demokrasi ve özgürlüğü savunmak çok önemli. Devamlı özgürlük. Ne kadar özgür olursa milletimiz o kadar güzel. Ne kadar demokrasiye dönersek o kadar iyi olur. Çünkü demokrasi olmadığında, özgürlük olmadığında insanın beyni atıl hale gelir yani insan felç olur. Mesela biz burada resmi konuşmaya kalksak, değil mi böyle irticalen, rahat, samimi konuşmasak, kasılır kalırız. Yani konuşamayız. Seyredenler de sıkılır, biz de sıkılırız, bunalırız. Bizi ne rahatlatıyor? Özgürlük rahatlatıyor, özgürüz. İstediğimiz zaman programı durdururuz, canımız istese, istediğimiz zaman kalkar gideriz, istediğimiz an geliriz. İstersek burada keşkül de yeriz, işimize bakarız. İstediğimiz sözü de konuşuyoruz. Özgürlük bize hitabet güzelliği verir yani kafa açıklığı verir. Böyle telif gücümüzü artırır. Mesela bir ressamın da, adamın üzerine baskı yaparsan resim yapamaz, felç olur. Mesela bir yazar kitap yazıyorsa, adam bunalıyorsa yazı yazamaz adam, özgürse yazar. Mesela insanın içi çok sevgi doluysa çok güzel resim yapabilir, yazı yazabilir, güzel konuşabilir. Ama sevgiyi, muhabbeti kaybetti mi beyni iptal olur adeta. İşte baskı da beyni iptal eder. Demokrasi onun için bir ilaçtır. Şifadır özgürlükler. Özgür olmayan insan bambaşka bir varlığa dönüşür. Mesela Rusya’da özgürlükler yoktu, Stalin devrindeki insanların resimleri var, fotoğrafları var, robotlar böyle, robot. Mesela Çin’de de insanları gidin, robot haline getirmişler yani insan görünümü çok azalmış, iptal olmuş adamlar. Mesela Çin’de ressam çıkmıyor, mimar çıkmıyor, sanatçı çıkmıyor. Felç olmuş, yok. Rusya’da da çıkmıyor, yapamıyorlar adamlar. Baskı insanın bu hale getirir. Onun için milletin üzerindeki baskının kalkması çok önemli. Yani demokrasiye dönüş yönünde hangi hükümet, kim adım atarsa mutlaka desteklenmesi lazım. Özgürlük şifadır, ilaçtır insanın ruhuna.
Bir ayet okuyalım, sonra devam edelim. Bismillah, şeytandan Allah’a sığınıyoruz. Nur Suresi. Şeytandan Allah’a sığınırım. “Müminler o kimselerdir ki, Allah'a ve Resûlü'ne iman edenler, onunla birlikte toplu(mu ilgilendiren) bir iş üzerinde iken, ondan izin alıncaya kadar bırakıp-gitmeyenlerdir.” Yani kafasının dikine hareket etmiyor. Bir büyüğü var, lideri var, imamı var ki; “Peygamber (s.a.v.) en üstündür, ondan izin alırlar” diyor Allah. “Gerçekten, senden izin alanlar, işte onlar Allah’a ve elçisine iman edenlerdir. Böylelikle, senden bazı kendi işleri için izin istedikleri zaman, dilediklerine izin ver.” İnsan istişare ederek büyüğünden izin almasına da Kuran’da bir işaret var, değil mi? Mesela ağabeysi olur, Hocası olur bir şey olduğunda; “efendim nasıl takdir buyurursunuz, benim böyle bir niyetim var, uygun mudur sizce?” diye nezaketen söylenir. Bu berekettir bir güzelliktir. “Onlar için Allah’tan bağışlanma dile. ”Herkes birbiri için gıyabında bağışlanma dilemesi güzeldir Müslümanın. “Bütün Müslümanları YaRabbi affet” diye dua ederiz, inşaAllah Allah bütün Müslümanları affetsin. “Şüphesiz Allah bağışlayan esirgeyendir. Elçinin çağırmasını, kendi aranızda kiminizin kimini çağırması gibi saymayın.” Yani “kaba olur” diyor, “daha saygılı bir üslupla hareket edin Peygamber (s.a.v.)’e karşı“ diyor Allah. Biz de mesela bir mürşit, bir büyük olduğunda, bir alim olduğunda saygı gösteriyoruz. Kuran’ın işaretiyle o şekilde hareket ediyoruz. “Allah, sizden bir diğerinizi siper ederek kaçanları gerçekten bilir.” Mesela o devirde Peygamber (s.a.v.) devrinde süper karaktersiz alçaklar var. Birisi çıkıyor; bakın ahmağa bak, siper ediyor onu, Peygamber (s.a.v.) görmesin diye onunla beraber çıkmaya çalışıyor. Çıkacaksan haysiyetsiz söyle direkt. “Efendim benim bir mazeretim var çıkmak istiyorum” dersin. Gizlenmene ne gerek var, sahtekarlık yapıyorsun. Bakın akılsızlığa onun fark edilmeyeceğini zannediyor. Bir de Peygamber (s.a.v.) ayrıca vahiy de alıyor, gözü görmese bile Cibril zaten bildiriyor. “Böylece onun emrine aykırı davrananlar, kendilerine bir fitnenin isabet etmesinden veya onlara acı bir azabın çarpmasından sakınsınlar.” Yani Allah’ın velileriyle, peygamberlerle uğraşanlar mutlaka belaya uğrarlar. Allah buna işaret ediyor. “Uğraşmaya gelmez” diyor Allah, bela veririm, canınızı yakarım diyor. Bak; “kendilerine bir fitnenin isabet etmesinden veya onlara acı bir azabın çarpmasından sakınsınlar.” Yani “yapmaz zannedersiniz ama Allah yapar” diyor anlamayanlara. Ama Müminler zaten iman ederler, bu şekilde kabul ederler.
Evet bitmiş.
SUNUCU: Hocam ara verelim mi inşaAllah? Kısa bir aradan sonra tekrar yayınımıza devam edeceğiz.
SUNUCU: Yayınımıza tekrar hoş geldiniz. Hocamız Oktar Bey de bize katıldı. Hocam hoş geldiniz.
OKTAR BABUNA: Estağfurullah hoş bulduk, siz de hoş geldiniz.
ADNAN OKTAR: Oktar Hocam.
OKTAR BABUNA: Estağfurullah Hocam.
ADNAN OKTAR: İlminizden, irfanınızdan istifade edeceğiz inşaAllah.
OKTAR BABUNA: Tabii ne biliyorsam sizden öğrendim Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Ve Kuran’dan ve diğer dini eserlerden, İslami kaynaklardan, ehl-i sünnet alimlerinin eserlerinden inşaAllah. Evet ne var anlatabileceğin?
OKTAR BABUNA: Arada böyle yine evrim haberleri güya yapmaya çalışıyorlar ama çok zor durumdalar Hocam siz sıkıştırınca. “Archeopteryx kuş değil” diyorlardı “ara form” demeye kalkmışlardı. Sonra göğüs kemiği bulundu, “göğüs kemiği yok”, diyorlardı uçuş kasların yapıştığı. Sonra kuş olduğu ortaya çıktı. Siz kuş olduğunu delillerle ispatladınız hatta kendi itirafları da var. En son diyorlar ki “tüyleri yetersizdi, uçamıyordu” falan diye garip şeyler söylemeye başlamışlar. “Az uçuyordu”, “biraz uçuyordu” ya da “alçak uçuyordu” falan gibi artık böyle ne söyleyeceklerini bilemiyorlar inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Hindi gibi falan mı görüyorlar? Tavuk, hindi gibi falan?
OKTAR BABUNA: Evet biraz öyle Hocam inşaAllah. Tevekkeli demişler uzun tüyleri, zayıf değildi gibi. Ama çok garip iddia yani. Artık şey değil, gülünç olmuşlar bayağı gülünç olmuşlar.
ADNAN OKTAR: Sıkıntı basmış yani. Kaz, ördek gibi falan uçamıyor diyorlar. Veyahut uçsa da az uçuyor. Peki ne fark eder? Yani ördek de, tavuk da az uçar hayvanlar. Gerektiğinde uçarlar ama milyonlarca seneden beri değişmemişler, olduğu gibi duruyorlar. Kardeşim şimdi onları bıraksınlar. Bak bir proteinin tesadüfen meydana gelememesini bize açıklayacaklar. Oradan bitmiş zaten konu kapanmış oluyor. Bakın ihtimal dahilinde değil yani sıfır ihtimal, mümkün değil proteinin tesadüfen meydana gelmesi, bitti. Evrim diye bir şey yok, konu oradan bitiyor. Sıkıştığında uzay muhabbetine giriyorsa adamlar yapacak bir şey yoktur onlar için. Onun için uzun uzun konuşmaya gerek yok onlarla. Ne var başka?
OKTAR BABUNA: Başka Hocam sevimli canlılar var, inşaAllah. Hubble teleskobunun görüntüleri var, yayınlanmış.
ADNAN OKTAR: Tamam Hubble’a bir bakalım.
OKTAR BABUNA: İnşaAllah. Risalehaber sitesinden Hubble ile çekilmiş görüntüler inşaAllah. Teleskobun kendisi burada. Hocam siz daha iyi bilirsiniz inşaAllah, sarmalların da altın oranla yaratıldığı keşfedildi inşaAllah. Kenarlarından teğet geçen dikdörtgen çizildiğinden 1.618’lik oran çıkıyor diğer canlılarda olduğu gibi maşaAllah.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Modern resim gibi olmuş.
OKTAR BABUNA: Evet inşaAllah. Hubble’la, çok büyük bir teleskopla uzaydan çekilen, uzayın görüntülerini görüyoruz şu anda inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Bu gözü andırıyor.
OKTAR BABUNA: Evet değişik maşaAllah dediğiniz gibi Hocam.
Hocam bu Bergama’da bir evrim konferansı yapmışlar. Şimdi bir fotoğraf göstereceğim. “Evrim sürüyor” etkinliği. Çok az kişi gelmiş, orada kendi aralarında bir toplantı yapıyorlar. Şimdi bu fotoğrafa dikkat edersek burada kendi çektikleri fotoğraf, sitede bastıkları şu an sizin “Yaratılış Atlası” var ekranda.
ADNAN OKTAR: Allah Allah.
OKTAR BABUNA: Üzerinde Hz. Peygamber (s.a.v.)’in mührüyle sizin “Yaratılış Atlası” ekranda orada toplantı yapmışlar maşaAllah.
ADNAN OKTAR: Kardeşim yani onları nasıl ezdiğimi anlatıyorlar. İşte Kastamonu pestili gibi mi ezdim, Isparta halısı gibi dümdüz yaptım onu anlatıyorlar. Demek ki benden kaçış yok Allah’ın izniyle. Her tuttuğum yerde böyle kartal gibi çöker ve ezerim. Yeter ki karşıma çıksınlar. Bak olmadığım yerde de gölgem onlara yetiyor, değil mi? Avrupa’da da öyle. Avrupa Birliği komisyonunda da öyle, değil mi? Atlası çıkardı bayan kaldırdı, bütün komisyon üyelerine gösterdi evvelAllah.
OKTAR BABUNA: O da var Hocam göstereyim mi?
ADNAN OKTAR: Göster onları nasıl manevi kılıçtan geçirdiğimizi bir görsünler inşaAllah.
OKTAR BABUNA: MaşaAllah. Avrupa Konseyi Parlementerler Meclisi’nin toplantısı bu. Mesela bu kitabı yayınlamış olan bu 7 ciltlik bir eser. Fransızca ve İngilizce olmak üzere iki dilde basıldı.” diyor. Daha fazla dilde de basıldı inşaAllah. “Harun Yahya 700 sayfada resimlerle evrim teorisinin hatalı olduğunu ve hatta 1. ciltte Darwin’in terörün kaynağı olduğunu, 20. Yüzyılda diktatörlükler tarafından gerçekleştirilen tüm vahşetin sorumlusunun Darwin olduğunu yazıyor” diyor maşaAllah.
ADNAN OKTAR: Anlatmama da gerek kalmadı, bak talebem olmuş, orada anlatıyor.
OKTAR BABUNA: “Burada şuna dikkat etmek gerekiyor: Bu tarz teorilerin bilim diye okullarda okutulması kabul edilemez, buna “hayır” demek gerekiyor. Ben devlet olarak, parlamento meclisi olarak inanca müdahale etmekten bahsetmiyorum” diyor. Müthiş paniğe kapılmış.
ADNAN OKTAR: Evet söyle devam et.
OKTAR BABUNA: “Ama bilim ve inanç arasında bir ayırım yapılmadığı takdirde bunun getireceği zararlara dikkat çekmek istiyorum. Bazı kimseler bizi düşünce özgürlüğüne aykırı davranmakla, bunu engellemekle suçladılar. Elbette ki düşünce özgürlüğü var olmalıdır. Biz yaratılışçılığın öğretilmesini yasaklamıyoruz, yalnız yaratılışçılığı da dünyanın yaratılışıyla karıştırmamak gerekiyor, bunlar farklı konular. Ama yaratılışçılığın bilim olarak sunulmasına izin vermemek gerekiyor. Biz bunu belirtmek istedik.”
ADNAN OKTAR: Peki Darwin’in yalanlarını bilim olarak vermek oluyor mu? O oluyormuş. Darwin’in yalanlarını vermek oluyor. Peki; yaratılışın gerçeklerini, bilimsel gerçekleri vermek nasıl bilime aykırı oluyor? Bilim bir kere Kuran’ı tam anlamıyla saran bir gerçektir. Kuran da bilimi tam anlamıyla sarar. Yani bilimin ateizme yapacağı hizmet sürekli onları çürütmek ve ezmektir. Kuran’ın İslam’a yapacağı hizmet de Allah’ın varlığını ispat etmek, Kuran’ın varlığının gerçekliğini ispat etmektir. Aksi bir şekilde bir şey şu ana kadar meydana gelmedi. Mesela proteinlerin yapısını bilim adamları araştırdılar. Proteinin yapısını moleküler seviyede incelediklerinde hiçbir şekilde tesadüfen olamayacağını anladılar. Bilim kime hizmet etti? Müslümanlara hizmet etti. Kromozomların yapısına baktılar; devlet kütüphanesinden daha büyük bir bilgi kodlama sistemi var. Bilim neyi ispat etti? Bunun tesadüfen olamayacağını, bir yaratılış gerçeği olduğunu ispat etti. Bu kime faydalı oldu? Müslümanlara. Kime çökertici etki yaptı? Ateistlere, Darwinistler’e ve Avrupa Parlamentosu’nda bu konuşmayı yapan bu şirin ve efendim, şirin hanıma diyelim yani. Değil mi, bak nasıl ızdırap vermiş? Böyle sanki mezar taşı yutmuş gibi bunalmış. Ondan sonra eline de efendim obüs mermisi gibi almış o “Yaratılış Atlası”nı, bilmeyenlere öğretiyor. Bak Allah ne güzel hizmet ettiriyor. Şimdi onu kaldırıp, bütün adamlara gösterip bu konuşmayı yapınca, adamın içi tırmalanmaz mı kitabı okuma konusunda? Merak edecek, bunları bu kadar paniğe kaptıran nedir? Koskoca Avrupa Parlamentosu bu kadar panik olduğuna göre, hiç tarihinde yapmadıkları bir şeyi yaptıklarına göre, ilk defa oluyor Avrupa Parlamentosu tarihinde. Bir kitaptan korkmak ilk defa tarihte oluyor, hiç yoktur. Ve dehşete kapılmış değil mi? Vuruştan abondone olmuş, “bu kitabı yasaklayalım” diyor. Kardeşim “yasak” dedin mi ne yapar biliyor musun insanlar? Ruhunu tırmalar, yani onu illa ki okurlar sana söyleyeyim, illa ki okurlar. Nitekim arkasından çığ gibi kitap talebi oldu ve okumayan da hiç bir kimse kalmadı. Orada, Parlamento’da bu kitabı bilmeyen hiçbir kimse yok. Hanımefendi de zaten detaylarla anlatmış güzelce ve bize hizmet etmiş oldu. Allah hizmet ettiriyor. Bak nasıl detaylı anlatıyor görüyor musun, bilmeyen, etmeyen adamlara? Panik bize hizmet eder. Sakinlik bize hizmet eder. Bilim bize hizmet eder. Şu an bütün bilim adamları Mehdi (a.s.)’nin emrindedir bütün dünyada. Biz de Mehdi (a.s.) talebesi olarak bu nimetten istifade ediyoruz. Yani hangi bilim adamı olursa olsun, ister istesin, ister istemesin Mehdi (a.s.)’a hizmet eder ve Kuran’a hizmet eder, Allah’a hizmet eder. Mesela bir genetikçi, genetik profesörü, devletler trilyonlarca lira para ödüyor bu adamlara. Muazzam para harcıyorlar ve bilimsel gerçekleri ortaya çıkarıyorlar. Bu kime yarıyor? Müslümanlara ve Mehdi (a.s.) ordusuna, Mehdi (a.s.) talebelerine ve Mehdi (a.s.)’ye yarıyor. Mehdi (a.s.)’nin bir istekli, kabule dayalı bir ekibi vardır, bir de böyle haberi olmadan hizmet eden tipler vardır. Yani mesela, neyse şimdi uç bir örnek vermeyeyim de, yani bazı canlılardan örnek verecektim fakat, hani bazı canlılar şuursuzca hizmet ederler, bilmezler. Yani oradaki kişileri tenzih ederim de, o şahısların hepsini tenzih ederim. Mesela çok çok özür dilerim, mesela eşek, neye hizmet ettiği bilmez. Hayvan yine de değil mi? Alır yükü, alır taşır götürür ama bilmez, sadece otunu yer o. Yani otundan haberi vardır ama hizmet eder, yani değil mi, eşek bile Müslüman’ın hizmetindedir. Yani alır götürür, getirir, bir şeyler, yük taşıtırsın. Şimdi bazı kişiler de İslam’a, dine, Kuran’a düşman olsa dahi, istemese de dahi, nefret dahi etse, İslam’a, Kuran’a hizmet eder. Tabii ben bu benzetmede onları tenzih ederim, teşbihte hata olmaz. Onu yanlış anlamasınlar. Yani kavramaları için söylüyorum. Dolayısı ile bakın bu hanımefendi de hizmet ediyor. Şimdi ben başka nereleri sallıyorum bu aralar Hocam?
OKTAR BABUNA: İsviçre Hocam.
ADNAN OKTAR: EvvelAllah, evvelAllah. Göster nasıl bir panik var İsviçre’de. Daha bak kendim oraya gelmeden, daha sesim gitmeden, görüntüm gitmeden, paniği gitti olayın.
OKTAR BABUNA: İsviçre basınında çıkan, İsviçre’de yapılan konferans ile ilgili haberler, Hocamızı.
ADNAN OKTAR: Kimdir o sağdaki yakışıklı delikanlı?
OKTAR BABUNA: MaşaAllah, sizsiniz tabii ki Hocam.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Ne diyor? Anlat biraz bakayım bana.
OKTAR BABUNA: Bu konferansın ilanı Hocam inşaAllah. Bu ay sonunda İsviçre’de yapılacak evrim konferansının, “Maddenin Gerçeği” konferansının ilanı. Burada sizden bahsediyor. Sizin Allah-u alem gideceğinizi düşünüp, iyice şey olmuş olabilirler.
ADNAN OKTAR: Kardeşim ben her yerdeyim, evvelAllah, evvelAllah.
OKTAR BABUNA: İnşaAllah “yaratılışı” diyor inşaAllah. “300’ün üzerinde eseri var, 200 tane sitesi var, 200 tane filmi var” diyor. “En ünlü yaratılışçı” diyor inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Ben bu gidişle Fransızca’yı öğreneceğim. Bak burada yavaş yavaş olayı sökmeye başladım ben.
OKTAR BABUNA: Şimdi Türkçe deşifresi var, onu müsaade ederseniz okuyacaktım, inşaAllah. Ve en önde gelen gazeteleri. Bu da Cenevre’nin Tribune diye bir gazetesi, en önde gelen gazetesi. Yine tam sayfa sizden bahsediyor Hocam. Cenevre’de, Zürih’te ve Lozan’da yapılacak konferansların Hocam şeyleri inşaAllah. Bir daha var Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Kardeşim bu ne paniktir. Daha dur Bismillah. Adım gitti daha, yer yerinden oynuyor. MaşaAllah bak, bak.
OKTAR BABUNA: Bakın tam sayfa Hocam.
ADNAN OKTAR: “Yaratılış gözlemliyor”. Hem gözlemleyeceğiz, hem efendim gereğini yapacağız inşaAllah. Evet, ne diyor orada?
OKTAR BABUNA: Aynı şekilde Hocam, aynı başlık.
ADNAN OKTAR: Sür manşet değil mi? MaşaAllah. “Osmanlı oraya geliyor” diyor değil mi? Osmanlı Ordusu? Allah’ın izni ile.
OKTAR BABUNA: İnşaAllah Hocam, bir de deşifresi vardı Hocam müsaade ederseniz inşaAllah.
“Harun Yahya’nın Lozan’daki konferansını tanıtan afişler.” Bu Cenevre’nin en ünlü gazetesi, en önde gelen gazetesi Hocam. Tam sayfa sizden bahsediyor. “Harun Yahya’nın Lozan’daki konferansını tanıtan afişler. İsviçre’nin Fransızca konuşulan bölgelerindeki istasyonlarda ve başka çok sayıdaki şehrin duvarlarında boy göstermeye başladı. Bu afişleri gözden kaçırmak çok zor. Birkaç günden beri Darwin’in Evrim Teorisi’nin üzerini çizen afişler, İsviçre’nin Fransızca konuşulan bölgelerinde ve İsviçre’nin başka büyük şehirlerindeki istasyonları ve caddeleri kaplamış durumda. Ünlü bir Müslüman yaratılışçının, Lozan’daki Bolio Sarayı’na gelişini bildiren etkileyici bir bildiri kampanyası söz konusu. Gerçek adı Adnan Oktar olan Harun Yahya, 25 Mayıs’ta dünya görüşünü ortaya koymaya hazırlanıyor. Harun Yahya 2007 yılında ‘Yaratılış Atlası’ ile kendinden bahsettirmişti. 770 sayfalık bu lüks kitapta yaratılışçı görüşlerini tanıtıyor. Harun Yahya, Müslüman dünyasının en etkili evrim karşıtı hareketinin önderi.”
ADNAN OKTAR: Dur bakayım, orayı bir daha söyle bakayım.
OKTAR BABUNA: “Harun Yahya Müslüman dünyasının en etkili evrim karşıtı hareketinin önderi.”
ADNAN OKTAR: Naçizane, naçizane, Allah’ın lütfu. Diyor ki, “pestil gibi eziyor” diyor. Evet, güzel.
OKTAR BABUNA: MaşaAllah Hocam. “Ona göre Darwinizm aldatmacası özellikle ırkçılık, faşizm, komünizm gibi şiddet içeren ideolojilere ve diğer barbar dünya görüşlerine sebep oldu. Çok sayıdaki internet sitelerinden birinde Dünya Ticaret Merkezi kulelerinin yıkılması, terörist hareketlerin kaynağı olan Darwinistlere mal ediliyor. Anti-Siyonist ve mason karşıtı olan yazar, materyalizmin ve ateizmin her türünü itham ediyor.”
ADNAN OKTAR: Ne anti-siyonist?
OKTAR BABUNA: “Ve Mason karşıtı olan”.
ADNAN OKTAR: “Anti-siyonistlerin karşıtı” mı diyor? Ben anti-siyonistim. Kardeşim şimdi ben dinsiz, imansız, Musevilere de karşı olan, Tevrat’a karşı olan, Kuran’a karşı olan, Allah’a, Kitab’a savaş açmış adama tabii ki karşı olurum. Bu anti-siyonist olmak değil ki. Ama mesela siyonistler var, Musevi siyonistler, diyor ki “arkadaş bir burada devlet olduk, yaşıyoruz, Allah’ın kullarıyız, Ehl-i Kitabız, biz burada yaşama hakkına sahibiz, bizim anladığımız siyonistlik de bu” diyor. Bizim ona bir sözümüz yok. Bizim onunla bir alıp veremediğimiz yok. Biz zaten ona kefiliz. Biz onların orada rahat yaşamasını istiyoruz, değil mi? İbadetlerini de özgürce yapsınlar, bu güzel. Bizim bununla alakalı olumsuz bir tavrımız yok. Bizim anti-siyonist tavrımız nedir? Allah’sız, Kitap’sız, din düşmanı, Musevilere kan kusturan, Müslümanları kitle halinde şehit eden, Hıristiyanlara da dünyayı dar eden zalimlere karşı bir tavırdır. Bunlar 100 kişi ise 100 kişi, 1000 kişi ise 1000 kişi, biz bunlara karşıyız. Nasıl karşıyız? Fikren. “Gidip kafalarına odun vuralım” demiyoruz biz zaten değil mi? Kitap ile, ilim ile karşıyız. Öbürü neydi?
OKTAR BABUNA: “Mason karşıtı”.
ADNAN OKTAR: Kardeşim şimdi bütün mason localarının üstad-ı azamları buraya geliyorlar. Mason karşıtıyız ama fikren karşıyım. Orada da yine kafaya bir odun vurma yok. Nezakette, saygıda, hürmette bir kusur yok. Ben burada onları ağırlayacağım. Hürmet ediyorum, saygı gösteriyorum. Ne istiyorum? Müslüman olmalarını onlara teklif edeceğim, anlatacağım. Yaratılışı anlatıyorum, Darwinizm’in yanlış olduğunu anlatıyorum. Masonluğun İslam’a, Kuran’a hizmet etmesinin doğru olacağını anlatıyorum ve anlatacağım. Olay bu. Yoksa onun dışında bizim masonlukla alıp veremediğimiz yok. İslam ahlakı dünyaya hakim olduğunda mason locaları sonuna kadar açık olsun. Bütün locaları zaten mescit yapacağız, Allah’ın izni ile. Gürül gürül ezan okunacak mason localarından. Çok büyük, hakikaten böyle cami stilinde, mabet stilinde yapmışlar, muhteşem binalar. Güzel oraları böyle inşaAllah mescit haline getireceğiz, topluca namaz kılacaklar, Allah’ın izni ile. Gürül gürül Kuran okuyacaklar, istediği gibi masonluk faaliyetine devam etsin orada. Bizim orada rahatsızlık duyduğumuz yok, değil mi? Kreşler açsınlar, çocuklara yardım etsinler, yardım cemiyetleri kursunlar. Güzel şeyler anlatsınlar ama Müslümanca, Kuran’ı severek, Allah’ı severek, aşk ile muhabbet ile “Allah birdir” diyerek. Böyle olduktan sonra bitti. İnşaAllah.
OKTAR BABUNA: “1956 yılında Ankara’da doğan yazar, 1998 yılında Yaratılışçı hareketini başlattı. Eski Güzel Sanatlar öğrencisi, günümüzde uluslararası alanda üne sahip bilimsel bir yazar olarak tanınıyor. MaşaAllah. Harun Yahya, kuşkusuz iletişim konusunu oldukça iyi biliyor. 200’den fazla internet sitesine, 200 filme ve 60 dile çevrilmiş 300 kitaba sahip olan Harun Yahya, yeni inançlı kişileri ikna etmeyi planlıyor. Görünüşe göre Türkiye’de bu amacına ulaşmış durumda. Çünkü bu ülkede lise öğrencileri...”
ADNAN OKTAR: EvvelAllah, evvelAllah. Dur bakayım, bir daha gel oraya, ne diyor?
OKTAR BABUNA: “Görünüşe göre Türkiye’de bu amacına ulaşmış durumda”. MaşaAllah.
ADNAN OKTAR: Bu ne demektir biliyor musun? “Yufka gibi açtı demek” istiyor. Yani demek ki burada artık Darwinist, materyalist falan kalmamış. Tozu kalmış, onlar da bir üfleme ile denize savrulacaklar inşaAllah. O kadar. Demek ki tutuğumuzu afedersin pestil gibi açıyoruz, olay bu. Habertürk’te niye karşımıza çıkamıyorlar? Bil bakalım niye? Çünkü böyle baklava gibi açarız yani inşaAllah. Baklava yufkası nasıl oluyor böyle incecik.
OKTAR BABUNA: Sadece adınız gitti Hocam, İsviçre ayakta şu anda ki Avrupa da kalkıyor onunla birlikte inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Evet, radyolar, televizyonlar, her yer. Bak günlerden beri panik devam ediyor.
OKTAR BABUNA: Bu basının bir kısmı, daha devam ediyor haberlerde.
ADNAN OKTAR: Daha dur elimizi biz havaya kaldırdık, “anneciğim” deyip masanın altına girdiler. Daha dur bir şey yapmadık. Allah’ım YaRabbim. Sadece doğruyu anlatacağız. Bu gerçeklerden korkmaları da çok komik. Çünkü onlar da biliyor mesela proteinlerin tesadüfen olmadığını biliyorlar. Ara fosil olmadığını da biliyorlar. Ama bir yiğit çıkıp da bunu gürül gürül anlatamıyor. Mesela bak Yiğit Bulut’un programına çıkıyor Hocalar, bir türlü anlatamıyor. Diyor ki, “Kuran’da da evrim var”, işte “biz de zaten öyle düşünüyoruz”. “Mikro evrim var”, “makro evrim var”, “takro evrim var”, bırak kardeşim bunları. Nerde mikro evrim var? Bir protein başlangıçta tesadüfen olması mümkün değilken ve sıfır ihtimalken, nasıl oluyor makro evrim, mikro evrim? Yani konu bitmiş. İlla ki bilim karşısında böyle bir ezik tavra alışmış bir kısmı, kendini tutamıyor. Kardeşim bilim, tek yön olarak, bak tek yön olarak sadece Kuran’ın emrindedir. Şu an Allah Kuran’ın emrine verdi. Bunun dışında hiçkimse bilimden istifade edemez, edemiyorlar. Biyolojiye bak, mesela bir bitkinin kesitini veriyor, detaylarını veriyor, hemen Kuran’a hizmet eder. Bak demin Hubbel teleskobu mu dedin? O mu, gökyüzünde, bilim değil mi bu? Teknik de var bunun içinde, diğer bilim dalları da var, hepsi var. Adamlar uzaya bu makineyi göndermişler, teleskobu göndermişler. Ve bilimin bize sunduğu bir nimet. Kime hizmet ediyor? Müslümanlara hizmet ediyor, Kuran’a hizmet ediyor ve Mehdi (a.s.)’ye hizmet ediyor. Bakın Mehdi (a.s.)’nin teleskobudur gönderilen. Mehdi (a.s.)’nin emrinde, Mehdi (a.s.) dedi onlara, “bir teleskop yapacaksınız ve uzaya göndereceksiniz” dedi. “Derhal efendim” dediler böyle, “emredersiniz”, bu kadar. “Fotoğraflarını da gönderin” dedi Mehdi (a.s.) ve gönderdiler. Allah ilham ediyor, anlatabildim mi? Yani Mehdi (a.s.)’ın emrinde mutlaka bunu yapıyorlar. Mehdi (a.s.)’a Allah onları hizmet ettiriyor. Tabii bunu benzetme olarak söylüyorum. Yani Allah onların kalbine ilham ediyor ve hizmet ediyorlar. Bakın mesela uzay mekiği çalışmaları oluyor bunların. Gelen fotoğrafların tamamı, fotoğrafı bir görüyor adam, uzay fotoğrafını, nefesi kesiliyor. Hemen Allah’a iman aklına geliyor. Mesela uzaya gidip de Allah’a iman etmeyen ben hatırlamıyorum. Hepsi Müslüman oldu sonunda veyahut iman ettiler. Hıristiyan ise daha dindar oldu, değil mi? Değilse de, hiç alakası yoksa da dindar oldu, Allah’a inandı. Dolayısı ile ne yaparlarsa yapsınlar İslam’a hizmet etmiş olurlar. Mesela paleontoloji bilimi gece-gündüz fosil çıkarıyor. “Üstadım emrinizdeyiz” diyor. “Biz yeri kazacağız, size fosil çıkaracağız Allah rızası için, siz de bu fosilleri gösterip küfrü yerle bir edeceksiniz efendim” diyorlar. “Emrinizdeyiz, dünyanın her yerinde kazacağız biz efendim. Yani siz emredeceksiniz” diyorlar. Hangi fosil çıkarılırsa hepsi bizim lehimize. Hepsi İslam’ın lehinedir, hepsi Mehdi (a.s.) askerlerine yardım eder, hepsi Mehdi (a.s.)’ye yardım ederler. Biz de Mehdi (a.s.) öncüsü olduğumuz için bize de yardım etmiş oluyorlar. Söyle bir bilim dalı, mesela zooloji, bilmem ne, hangisine girersen gir, Mehdiyete hizmet eder. Tabii. Bütün üniversite kültürleri Mehdi (a.s.)’ın emrindedir, hepsi.
OKTAR BABUNA: “Yaratılış Atlası” sırf fosil ile dolu. Paleontoloji biliminin ortaya çıkardığı fosiller onlar inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Kardeşim mesela orada o kapağına koyduğumuz hologram mı diyorsunuz ona, ne diyorsunuz? Evet. Mesela o bir bilimin hizmeti değil mi? Kime hizmet ediyor? İslam’a hizmet ediyor. Kağıt kalitesini kim belirler? Bilim. Kime hizmet ediyor? İslam’a hizmet ediyor, değil mi? Fotoğraf tekniği gelişiyor, mesela kameralarla mükemmelleşiyor çekim, kime hizmet ediyor? Mehdi (a.s.)’ye hizmet eder. Mehdi (a.s.) diyor ki, “ben beğenmedim bu kamerayı, bana adam gibi bir kamera yapacaksınız” diyor. “Emret sultanım, derhal şahane bir şey yapalım, gönderelim” diyorlar. Sonucunda yine hizmet ediyorlar ve talebelerine hizmet ediyorlar, bizlere de inşaAllah. Onun için yani Allah çok hoş, neşeli bir dünya yaratmış. Bakın adamlar istemedikleri halde ve direne direne, mesela adam yerde sürükleniyor fakat hizmet ediyor. Yani mesela en istemediği şey oluyor, en istemediği şey. Yani bilim dallarının bir listesini vardı baktım geçen günler. İşte hiç adı sanı duyulmamış bilim dalları var. Geçenlerde sen de okumuştun, adı sanı duyulmamış. Kardeşim Türkçelerine baktık, yani hepsi İslam’a hizmet için kurulmuş, hepsi. Adam sabahtan akşama kadar kürsüde bize hizmet ediyor. Mesela taşın içinden fosil ayıklamak çok zordur. Böyle çok keskin, bisturi gibi bir şey ile adamın mesela bir ayını alıyor. Adam artık baygınlık geçiriyor onu çıkartacağım diye. Çıkarıyor, ortaya koyuyor, fotoğrafı bizde, aynen de kitapta. Bakın bir aylık emeğini, getirip Müslümanlara teslim ediyor adam, ateist ve Darwinisti de, bu kadar, olay bu.
OKTAR BABUNA: MaşaAllah Hocam. Aynı şekilde internet, televizyon da Hocam. Şu anda bir mesaj geldi, Çin’den şu anda bizi severek, “sizi severek izliyoruz” diye. İzliyorlarmış sizi Çin’de. MaşaAllah.
ADNAN OKTAR: Hay maşaAllah. Boydan boya orayı da alacağız Allah’ın izni ile. Çünkü hadislerde var, biz de Mehdi (a.s.) öncüsüyüz, “Mehdi (a.s.), ta Çin’e kadar dayanıyor” diyor. Çin’i de fethediyor inşaAllah. Çin, Maçin inşaAllah, hadislerde var. İnşaAllah bütün o bölgeler olduğu gibi Müslüman olacak. Şimdi Cenevre’de bak basın ne yapıyor? “Hocam emrinizdeyiz. Yapacağınız konferansı duyuralım” diyor naçizane. Diyoruz, “para verelim mi?” “Estağfurullah ne gerek var. Biz adınızı, şanınızı ve ne yapılacağını ve anlattıklarını, bütün detayları ile tanıtalım efendim” diyor. “Allah’a inanıyor musunuz?” diyoruz, “yok biz ateistiz, çok özür dileriz ve materyalistiz, Darwinistiz, ama size hizmet etmek istiyoruz” diyor. Biz de teşekkür ediyoruz o zaman, inşaAllah. Böyle elhamdülillah. Nereye dönsek, bize hizmet edecekler. Mesela “ciyak” diye bağırsa bile hizmettir. Çünkü o ne demek? “Burada bir şey var” demektir. Birisinin canı yanmış demektir adamın, manen. Gerçeğe karşı bu direnmeyi bırakacaklar. Yani güneş gibi ortaya çıkıyor gerçek ve çok komik duruma düşüyorlar. İnsan acıyor, yani hallerine acıyor. Kardeşim kromozomların yapısına bakmaya vakit ayırmak, düşünmek dahi istemiyor adamlar. Kromozomların dünyasına girdi mi adam hipnotize oluyor. Yani apayrı bir alem. Londra’daki büyük bir kütüphaneyi düşün, oraya girmiş gibi. Küçücük bir, mesela bir maydanoz hücresi diyelim, maydanoz artık, bir alemdir, alem yani. Adamlar baktılar baş edemiyorlar, artık şimdi burada birisi olsa bilim düşmanı da olurlar yakında, “bilim gerçekleri göstermiyor”, “bilime karşıyız” diye de ortaya çıkarlar şimdi. Çünkü bilim sürekli canlarını yakıyor.
Biz Allah’ın naciz bir kuluyuz, acz içindeyiz. Allah her insanda tecelli eder, Allah konuşur, Allah konuşturuyor, neşemizi Allah veriyor, hitabetimizi Allah verir. Biz kendini var zanneden varlıklarız ama her şey Allah’a aittir. Yani bedenimiz de Allah’a ait, ruhumuz da Allah’a ait. Kısa bir dönem biz buraya kurs gibi eğitime geldik, Cennet kursu burası inşaAllah. Allah’ın izniyle eğitim alıp gideceğiz Allah’ın dilemesiyle. Ama kursu bitiremeyenler için de tabii Cehennem vardır. Çünkü ne kadar kolay, ne kadar güzel bir yer, anlaşılmayacak ne var? Allah’ın varlığını, yani şimdi bir kromozomu herkes biliyor. Diyoruz “kardeşim bir kütüphane kadar”, şimdi Allah sorsa, dese ki, “bu kadar gözünle görünmeyen bir yere bir kütüphaneyi Ben sığdırdım, bak sen göremiyorsun, elektron mikroskopta bile göremiyorlar, Ben bir kütüphaneyi bunun içine koydum ve bir hücrede, sadece bir hücrede bunu içine koydum ki trilyonlarca hücre var vücudunda. Ben de trilyonlarca kütüphane koydum. Bu nasıl tesadüfen oldu? Bana bir anlat” derse Cenab-ı Allah. Ne diyecek bu? Nutku tutulacak. Burada böyle göğsünü gere gere üniversitede bir aşağı bir yukarı adımlamaya benzemez o. Cehennem arazisinde bambaşka bir üslupla konuşacaklar. Orada dili şakıyacak. Bilmez olur mu tesadüfen olmayacağını. “Kim görüyordu, beyninde gören kimdi? dese Allah, bitti. Mesela “parmağınla dokunuyordun, kim alıyordu bu hissi?” dese, cevap yok. Görmeyi, duymayı, tatmayı, hiçbirini açıklayamayacaktır. “Kim görüyordu”, “kim duyuyordu”, “kim tadıyordu?” Cevap yok. Nereden biliyordun Darwin’in dedikleri doğru? Adam kendisi diyor zaten, “ara fosil yoksa, evrim yoktur” bunu da gördün, değil mi? Biz desek bir insana, samimi olarak anlat bakayım desek adama. Ne diyecek? “Hakikaten işin doğrusu var, Allah var” diyecek. Peki kardeşim niye yapmıyorsun? “Etrafımda züppe, çakal adamlar var, onlara uymak için böyle yaptım” diyecek. Ki nice temiz insan, bak ben bunu görüyorum, Müslüman fıtratlı olduğu halde, güzel fıtratlı olduğu halde, güzel ahlaklı olduğu halde, böyle iblis şeytan takımından adamlara gidip uyuyorlar. Onların rızası için Allah’ın rızasından vazgeçiyorlar. Mesela hakkı görüyor, nuru görüyor, güzelliği görüyor, iyiliği görüyor, iblis gibi adam mesela satanist böyle çakal belli, farz edelim bir yakını oluyor, bir akrabası oluyor, bir şeyi oluyor, sıfır numara haysiyetsiz artık elinden yüzünden böyle uyuz köpek gibi süper aşağılık bir tip, gidiyor onların ayaklarının altında ezdiriyor kendisini. Kardeşim haktan yana olsana, güzellikten yana olsana. Sana güzellik savunuluyor değil mi, güzellik anlatılıyor. Gördüğün halde niçin gider pisliğin içine girersin? Pis olduğunu gördüğü halde batağın içine gitme eğiliminde oluyorlar. Bu da niye oluyor? İşte züppeliği daha havalı gördüğü için. Kardeşim züppeliğin havası olur mu? Züppelik tiksinti verici bir şey, çok aşağılayıcıdır. Adamların eli yüzü pis, hayatı pis, bakışları pis, konuşması pis, yediği içtiği lanet, ortamı lanet, ne işin var onların içerisine gidersin? Gitsene tertemiz insanların içerisine, Allah senin için temizlik yaratmış, nur yaratmış, ışık yaratmış, ferah temiz bir ortamda, Allah’tan yana ol, Allah taraftarı, Allah’ı sevenlerle mutlu güzel yaşa. Ama şeytanın ifasıyla kan çekiyor, illaki pisliğe gidecek. Yani o toplum psikolojisi çok berbat bir şey. Bir de illa ki alay etme eğilimi yani bir içgüdüdür, böyle pis bir içgüdüdür, yani şeytani bir içgüdüdür, illa ki alay edecek. Afrika’daki yerlilere gidiyorlar Avrupalılar, onların hayatlarını falan gösteriyor. Afrika, o dönemde daha filmin yeni bulunduğu dönemlerde, birbirlerini dürterek yerlere yatıp gülüyorlar. Gösterdiği filmdeki adamlara bak, poposuna bir ip bağlamış böyle, artık kendi zavallı artık o şekilde geziniyor, orasına burasına ot parçaları bağlamış, o kafasıyla gülüyor onlara eğleniyor, hoşuna gidiyor, alay ettiğini inanıyor. Bak Afrika’daki vahşi bir yerli bile alay ettiğine inanıyor. Maymun da alay ettiğine inanıyor, maymun. Dürtüyor yerlere yatıyor, birisi bir şey yapıyor parmağıyla gösteriyor. Bilmiyorum gördün mü sen? Dişleri falan görünüyor, bütün dişleri böyle sivri sivri yerlere yatıp gülüyor böyle, onun için hayvani bir içgüdü olarak var, eğilim olarak var. İnsanlarda da var, illa ki böyle pislik, aşağılık, böyle satanist tiplerle toplanacak, Müslümanların aleyhinde konuşacak, gıybet edecek, ama içinden geldiğinden değil, sırf pislik olsun, lanetlik olsun. Peygamberin aleyhinde konuşacak, Kuran’ın aleyhinde konuşacak, içinden rahatsızlık duyarak bunu yaptığı için de bunun cezası çok ağır olur. Pislikten Müslüman kaçınacak, daima temizliği, arılığı, nuraniyeti, ışığı, dürüstlüğü ve samimiyeti tercih edecek. İnşaAllah.
OKTAR BABUNA: Güzel canlılar var Hocam eğer uygun görürseniz inşaAllah. Bir de bu sizin daha önce yanınızda bulunan Burak Özdemir’e yeni bir dava daha açılmış, yeni kitabıyla ilgili. Eski kitabının bir versiyonunu yapmıştı, onunla ilgili gazete haberi vardı.
ADNAN OKTAR: Bakayım.
OKTAR BABUNA: “İstanbul’da bir vatandaş tarafından Kadıköy Cumhuriyet Baş Savcılığı’na yapılan suç duyurusunda “Peygamber Çocuklar” kitabında yer alan mukaddes değerlere yönelik hakaret ve alay içerikli ifadeler sebebiyle yazar Burak Özdemir’in cezalandırılması ve kitabın çocuklara yönelik olması sebebiyle zararlı yayın olarak kabul edilerek dağıtımının engellenerek toplatılması istendi.”
ADNAN OKTAR:Kardeşim bu Burak denilen gencin sorunu 15 yıla yakın benim, bizim arkadaş grubumuzun içindeydi. Kız kardeşi de benim çok samimi arkadaşımdı, yani 15 yıl benimle sürekli aynı ortamdaydı. İslam’a, Kuran’a bunlar çok hizmet ettiler o zaman, Darwinizm’e, materyalizme karşı çok ciddi bir faaliyet yaptılar. Sonra yıllar ilerleyince bunlar Nişantaşı’nda bazı ilginç tiplerle tanıştılar. Yani malum bir dünya görüşüne girdiler, yepyeni bir bakış açısına, yeni bir ahlak anlayışına girdiler. Ve bizden koptular, benim çevremden koptular. Şimdi İslam’a, Kuran’a da çok uzun hizmet etmiş olduğu için ağırına gitti herhalde bu, bunun ağırına gitti. “Bunu nasıl geri toparlayabilirim, geri nasıl alabilirim” gibi. Kardeşim geri alamazsın, yani Allah’a, Kuran’a hizmet ettiysen tamamdır o. Kendince, kendi aklınca böyle bir pişmanlığını güya böyle ifade etmeye çalışıyor. İslam’ın, Kuran’ın aleyhinde görünen, yakışık almayan, hoş olmayan üsluplarla, kitaplar yazarak güya bir nevi rövanş gibi bir şey düşünüyor anladığım kadarıyla. Böyle yaparak da İslam’a hizmet etmiş olur. Çünkü bu Müslümanların şevkini arttırır, heyecanını arttırır ve İslam’ın Kuran’ın ne kadar önemli olduğunu bu gösteriyor. Mesela Peygamberimiz (s.a.v.) ile ilgili karikatür yapmaya kalktılar, güya karikatür, adam kendi karikatürünü yapmış Peygamberimizin (s.a.v.) karikatürü diye ortaya çıktı, müthiş İslam’da gelişme oldu, muazzam heyecan arttırır. Mesela bu tip şeyler de Müslümanları kamçılar, İslam’a, Kuran’a karşı hizmet aşkını ve şevki kamçılar. Mesela Banu Özdemir, kız kardeşi çok hanım bir kızdı yani 15 yıl, 18 yaşındayken yanıma geldi, 30 yaşına kadar yanımdaydı. Hatta daha da ileri hatırladığım kadarıyla. Bayağı kültürlü, bilgili bir insandı. Bu da öyle 18 yaşında falandı yanımıza gelmişti. Arkadaş grubumuza katılmıştı. Bayağı hizmet etti. Yani ben anlamıyorum bu nedir, bu akıl, mantık? Mustafa Akyol da öyle, Taha Akyol’un oğlu, o da 15-20 yıl talebemdi, 20 yıl kadar talebemdi. O da Nişantaşı’nda bazı kişilerle tanıştıktan sonra malum felsefenin içerisine girdi. İşte o da evrimi kabul etti, Darwinizm’i kabul etti. Kardeşim sen gidip -ben gönderiyordum- Avrupa’da Darwinizm’in olmadığına dair konferans veriyordun sen. Proteinlerin meydana gelmesinin imkansızlığını, ara fosil olmadığını uzun uzun anlatıyordun. Bütün İngilizce konferanslara gidiyordu, değil mi, Mustafa Akyol?
OKTAR BABUNA: Evet gidiyordu.
ADNAN OKTAR: Hepsine gönderiyorduk. Ne oldu da böyle tepetaklak böyle ters döndün? Yani bu da yine İslam’a hizmettir, Kuran’a hizmettir. Ve bizim nasıl zorlu bir yolda olduğumuzu gösteriyor. Yani o bizim değerimizi arttırır. Bak biz davamızdan asla taviz vermiyoruz. Yani değil mi? Çelik bir yol gibi dümdüz yolumuzda ilerliyoruz. Ama o arada ısırganlar, otlar motlar kenarlardan çıkıyor, fışkırıyor bilmem ne yapıyor, ayağımıza dolanmaya kalkıyorlar, biz doğru yolda hiç sarsılmadan doğru devam ediyoruz. Ben 79’da başladım faaliyete, o devirde ortaya çıkan nice gruplar, nice düşünceler, nice insanlar tamamen ekarte olup çekildiler. Biz de iki, dört, sekiz, on altı tarzında, sürekli gelişerek devam ediyor. Ve Türk-İslam Birliği kuruluncaya kadar devam edecek. Değil mi? Dönmek yok. Asla Allah’ın izniyle. Ne yaparsa yapsınlar. Mesela yine bak bize yeni bir komplo hazırlamışlar. Çok kapsamlı. Geçen günler tespit ettik. Dört haftadan beri hazırlık yapıyorlarmış yani çok kapsamlı bir komplo. Gerçi ilgili yerlere bildirdik. Ama dedik “hazırız, istediğinizi gelin, ne yapıyorsanız yapın”, değil mi? Yalancı şahitler, oyunlar, yeni yeni böyle. İddia edilen Ergenekon örgütünün de orada burada elemanları olduğu için işleri daha kolay yürüyor tabii, zeminleri de var. Ellerinden geleni artlarına koymasınlar, “hodri meydan” diyoruz. Sonuna kadar gideriz evvel Allah, inşaAllah.
OKTAR BABUNA:Zaten size 80’li yıllardan beri hiç ardı arkası kesilmedi Hocam. Hastane dönemi, hapis, hastane, hapis, suikast, komplo, açılan dava devam ediyor, o şekilde.
ADNAN OKTAR:Elhamdülillah şimdi yine hazırlamışlar, bir dava daha hazırlamışlar. EvvelAllah gideriz yani aslan gibi, inşaAllah. Yani onlar üşenmiyor, biz de üşenmiyoruz, maşaAllah. Ne bitmedik davalar maşaAllah. 99’da başladı. Her yıl bir veya iki tane çete davası. Çete aşağı, çete yukarı. Takipsizlik oluyor, kapanıyor, bir tane daha açıyorlar. Takipsizlik oluyor, kapanıyor bir daha açıyorlar. Şimdi bir tane daha açmışlar, maşaAllah yani. İddia edilen Ergenekon Örgütü de resmi bazı kişileri kullanarak, devlet içindeki uzantılarını kullanarak olaya kendilerince bir yön ve şekil vermeye kalkıyorlar. O yüzden diyoruz işte iddia edilen Ergenekon Örgütü, tamamen devlet içinden tasfiye olup temizlenmedikten sonra vatandaşlarımızın rahat etmesi çok zordur. Çok tehlikeli. Yani çünkü Müslüman kabul etmiyor, Türk milliyetçisi kabul etmiyor iddia edilen, Ergenekon Örgütü. Orduya da düşman. Bakın Deniz Baykal’a varıncaya kadar düşman. Kardeşim düşman olmadığın ne var senin? Herkese düşman, yani sana düşman, bana düşman, değil mi? Nazım Hikmet’in bir sözü var “sana düşman, bana düşman” diyor. Herhalde çocuğuna mı yazmış veyahut eşine mi yazmış, kime yazmış? Birisine yazmış. “Onlar hayata düşman” diyor, özetle. Adamlar hayata düşman mesela sıkıştığında asker şehit edilmesi için PKK’ya talimat veriyorlar. Böyle bir lanet örgütlenmeye karşı iddia edilen Ergenekon Örgütü’ne karşı, suskun olmak gerçek bir Türk evladının, bir Müslüman evladının yapacağı bir şey değildir. Yani bu milli meseledir, yani Atatürk’ün kurduğu Cumhuriyeti yıkmak için bir çete kurulmuş, devlet çetesi kurulmuş. Devlet içerisinde, illegal, yani devlet değil de illegal devlet çetesi. Devlet zaten çeteye karşıdır. Ve tek amacı, bu mübarek vatanı ortadan kaldırmak. Yerle bir etmek. Yani Darwin’in o teorisini gerçek hale getirmek. Kardeşim yirminin üzerinde komünist devlete bölmeye kalkıyor, Türkiye’yi ve millet de seyrediyor. Bir de utanmadan Türk milliyetçiliğinden bahsediyorlar bazen. Bir de diyorlar ki gizli toplantılarında: “Türk milliyetçiliği en büyük düşmanımızdır, her gördüğünüz yerde ezeceksiniz” diyor adam. Bakın konuşmalarda, bantlarda bunları görüyoruz. “Mukaddesatı ezin, ahlakı ezin, ahlaksızlığı yayın” diyor. “Müslümanlara karşı siteler kurun, Müslümanlığı ortadan kaldıracak her türlü tedbiri alın ve Müslümanların önderlerinin tamamını imha edin” diyor. Ve 3 milyon kişilik liste hazırlamış. Psikopat ordusu iddia edilen Ergenekon Örgütü, psikopatlardan oluşur. Ben bunu seyredenlere şaşıyorum. Kardeşim kapına dayanmasını mı bekliyorsun sen? Adamlar “biz devletin üzerindeyiz” diyor. “Kanun nizam tanımayız” diyor, adamlar. Yani dünya tarihinde görüşmüş en büyük çete olabilir. Yani böyle organize bir çete. Herkes bildiği bilgiyi mutlaka hakimlere, savcılara bildirilmesi gerekir. Devlete yardımcı olunması gerekir, yani bu çok vahim bir konudur. Var gücüyle herkesin devlete destek olması lazım, seyretmek olmaz.
OKTAR BABUNA:Siz Hocam herkesten önce 96 yılındaki kitabınızda deşifre etmiştiniz bunları, yıllardır da dikkat çekiyorsunuz.
ADNAN OKTAR:Bak 96’da isim vererek söyledim, “iddia edilen Ergenekon Örgütü” dedim. “1996 yılında devlet içinde böyle bir derin devlet yapılanması var” dedim. “Ve komünist bir örgütlenme bu” dedim. Daha hiç adı sanı yok, bak 1996, değil mi? Ve çok vahim olduğuna dikkat çektim. Ve bakın dediğim aynısıyla da çıktı.
OKTAR BABUNA:Ayrıca yıllardır da söylüyorsunuz hatta yine bir kaç, 2 sene öncesinden, 3 sene öncesinden yargıdaki yapılanmalarına dikkat çektiniz. Yani hep böyle işaret ediyorsunuz, tehlikenin büyüklüğünü.
ADNAN OKTAR:En başta bak “çok büyük tehlike” dedim. Bir kısım kişiler o kadar önemli görmediler benim o sözümü. Bakın şimdi bütün çıplaklığı ve çirkinliği ile ortaya çıktı olay. Ben yine tekrar söylüyorum yargılananları, tutulanları, ben bunları tenzih ediyorum. Benim hedefim bunlar değil. Asıl yılanın başı dışarıda. Benim hedefim bunlar. Benim anlattıklarım da bunlar, inşaAllah.
Bismillah, şeytandan Allah’a sığınıyoruz. Zümer Suresi, 27. “Andolsun” diyor Cenab-ı Allah yemin ediyor, “biz bu Kuran’da, belki öğüt alıp düşünürler diye insanlar için, her bir örnekten verdik” diyor Cenab-ı Allah. “Allah kimin göğsünü İslam’a açmışsa artı o Rabbinden bir nur üzerinedir.” “Öyle değil mi?” diyor Allah, her yeri nurdur. “Fakat Allah’ın zikrinden dolayı kalpleri katılaşmış olanların vay haline. İşte onlar apaçık bir sapıklık içindedirler. Allah kuluna yeterli değil mi? Seni O’ndan başkaları ile mi korkutuyorlar?” Bak yine o ayet çıkmış. Benim cezaevinde karşılaştığım ayet. Söylemiştim daha önce. Böyle çok zor durumdayız, herkes üzerimize saldırıyor. Suikastlar falan, hücreye koydular. Normal bir yerde durmam lazım, hücrelik ben bir şey yapmadım ki cezaevinde. Kuran’dan bir işaret, Cenab-ı Allah’tan işaret olarak. Ne olabilir diye bir açtım. Zümer Suresi 36. Ayet çıktı ve gözüm ilk şu ayete takıldı, yani açar açmaz sayfaya değil de bu ayete. “Allah kuluna yeterli değil mi?” Allah kuluna kafi değil mi? “Seni ondan başkaları ile mi korkutuyorlar.” Dedim, “tamam, elhamdülillah ben Cenab-ı Allah’ın demek istediğini anladım” dedim, inşaAllah.
Tamam bitmiş programımız. Biraz sonra internetten devam edelim inşaAllah.
SUNUCU:Harunyahya.tv sitesinden 24 saat yayınları takip edebilirsiniz. Aynı zamanda soru ve görüşlerinizi bize ahirzamansohbetleri@hotmail.com adresinden gönderebilirsiniz. Harunyahya.org ve harunyahya.net adreslerinden Hocamızın tüm eserlerini ücretsiz olarak indirebilirsiniz. Bizi yarın 22:00’den itibaren harunyahya.tv internet sitesinden, Mavi Karadeniz Radyo’dan ve Kanal Avrupa ekranlarından takip edebilirsiniz. Yayınımıza harunyahya.tv sitesinden devam edeceğiz.
Kısa filmler - Mutlaka izleyin
Devamı ...Makaleler
Devamı ...Kısa filmler - Mutlaka izleyin
Devamı ...Türk-İslam Birliği Gelişmeler
Devamı ...Kuran Mucizeleri
Devamı ...Kuran Mucizeleri
Devamı ...