SUNUCU 1: İyi akşamlar sayın izleyicilerimiz ve dinleyicilerimiz. Bu akşam HarunYahya.Tv Mavi Karadeniz Radyo ve Asu tv’den canlı olarak yayınlanan Adnan Oktar İle Gece Sohbetleri programında sizlerle beraberiz. Birbirinden önemli konuların yer alacağı programımıza bilmediğiniz, merak ettiğiniz konulardaki sorularla siz de e-maillerinizle bize katılabillirsiniz. Konuklarım Harun Yahya müstear ismiyle yazdığı 300’ü aşkın kitabıyla, tüm dünyaca tanınan yazar Adnan Oktar ve arkadaşlarımız. Hoş geldiniz diyorum ilk olarak.
ADNAN OKTAR:Efendim sizler de hoş geldiniz, sefa geldiniz.
SUNUCU 1:Hocam sorularımız var.
ADNAN OKTAR:Şimdi ben eğer müsaade edersen, Habertürk seyretmek istiyorum biraz. Sen soru mu sormak istiyorsun?
SUNUCU 1:Sorabilirim Hocam? Nasıl isterseniz?
ADNAN OKTAR:Hadi bakalım sor.
SUNUCU 1:Said Külahlı. “Muhterem Hocam, bir sohbetinizde Allah sonsuz evren ve insanlar yaratmış olur. Ama biz sadece kendi evrenimizi biliyoruz” dediniz. Peki eğer başka evrenler varsa Allah Cennette bizi onlarla bizi bir araya getirecek mi? Yoksa hiçbir zaman onlardan haberdar olmayacak mıyız?’’ diye soruyor.
ADNAN OKTAR: Sayısız Melek var şimdi. Meleklerin hepsini tek tek Allah bizle görüştürmeyebilir. Birçok canlı var. Birçok varlık var. Tabii ki görüştürmeyebilir ama bir de görüşmüş olsak bile biz yani Allah’ın takdir ettikleriyle zaten mutmain olacağız. Onunla zaten mutlu olacağız. O bize yetecek. Cennet bir hayli kalabalık, bir hayli güzel bir yer. Allah’ın oradaki tecellisi bize zaten yeter. Allah orada zaten insan olarak tecelli olacak. Oradaki Peygamberleri göreceğiz. Velileri göreceğiz. Tanıdıklarımızı göreceğiz. Sizler de orada olacaksınız, inşaAllah. İşte tamam gayet güzel. Allah ne kadar insan takdir ediyorsa o bize yeter. Şimdi Allah’ın varlığı aslında çok açık. Ama insanlara müthiş bir gaflet duygusu verdi Allah. Bir şekilde insanların büyük bir bölümünün aklı örtüldü. Mesela evrim teorisine inanır hale geldiler. Allah’ın varlığı çok açıkken onu görmezlikten geldiler. Biraz konsantre olurlarsa, biraz düşünürlerse çok sarihtir Allah’ın varlığı. Öyle derin düşünmeyle, zorlanarak, fark edilecek gibi değildir. Bizim fıtratımızda vardır. Hemen anlarız Allah’ın varlığını. Çok rahat anlaşılacak gibidir. Ama bu bir imtihan. İnsanlar kendi aczini, görsünler, şaşırsınlar diye Allah özellikle böyle bir ortam meydana getirdi. Bir süre sonra bu ortamı kaldıracak. Bütün bu evrimcisi de, devrimci de hepsi Allah’a iman edecekler, inşaAllah. Şimdi bak, biraz sonra evrimciler darmakeşan olacaklar. Ben o kadar söyleyeyim yani. Tam adamının eline düştüler. EvelAllah biraz sonra görürsünüz. Sakin sakin anlatan Beyin ve diğer kardeşlerimizin, fikren ne hale geleceklerini göreceksiniz, inşaAllah. Biz de buradan naçizane, elimizden geldiği kadar katkıda bulunacağız tabii, izah edeceğiz, inşaAllah. Dünya tir tir titriyor şu an. Allah esirgesin yani Allah’tan korkar gibi bizden korkuyorlar. Hatta “daha şiddetli” diyor, Allah. “Daha da şiddetli korkarlar sizden” diyor. Mesela bak, İsviçre’de konferansımız olacak. Bütün İsviçre ayağa kalktı. Hop oturup, hop kalkıyor. ‘’Hoca dümdüz edecek bizi.’’ Bütün gazetelerde, şunda bunda haber var, İsviçre’de. Daha adımız gitti. Zangır zangır titremeye başladılar. Kardeşim doğru olmayan bir şeyi söyletmeyiz. Yani onun bu kadarını söyleyeyim. Hocaefendi de oradaymış, iyi güzel. Şimdi bakın, ben size söyleyeyim. Böyle yufka gibi açılacaklar. İşte bu kadar. Delil yok. Allah-u alem hissetmiş olabilir, böyle olayların nasıl gelişeceğini. Çünkü konuşmada biraz değişik bir bozukluk oluşmuş durumda. Mantık biraz sarsılmış şu anda biraz. Şimdi bak, bu böyle sakin sakin anlatıyor ama yakın bir zamanda kendine şaşıracak. Aklı duracak, “ben bunları nasıl söyledim? Nasıl anlattım? Bu inanılır gibi değil” diyecek. Bu bir mucize. Mesela şu an çok sakin, kendinden çok emin anlatıyor. Bu bir mucizedir, bunun bu kadar rahat anlatabilmesi. Bir de bilimi ağızlarına da almaları da çok şaşırtıcı. Çünkü bilim her nereye giderse gitsin, Darwinizmi, materyalizmi yok eden bir sistemdir. Çünkü mesela bilim olmasaydı bunlar teorilerini çok rahat anlatabilirlerdi. Yani evrim dünyaya acayip hakim olurdu, bilim olmasaydı. Çünkü proteinin yapısı bilinmeyecekti. Ne diyeceklerdi adamlar; çamurlu suda protein tesadüfen oluştu. Aksini nasıl savunacaksın? Çok da makul gelirdi adama, niye olmasın? Çamurlu sudan. Bozulur, bataklıklarda protein bol miktarda oluşmuştu. Tek hücreden çok rahat oluşur. Nedir hücrenin yapısı, su dolu bir torba. Oluşur, çoğalır. Rahatça bu iddiaları savunabilirlerdi. Paleontoloji de olmazdı. Çünkü fosiller bulunamayacaktı. Delil de yok. Üç beş tane adamların bulduğu fosil ortaya konulacaktı, bitti. Kromozomların yapısı da bilinmeyecekti. Dolayısıyla da yani harika bir sistem olduğu da anlaşılmayacaktı. Proteinlerin oluşmasının tesadüfen oluşmasının imkansız olduğunu bilim buldu. Bu bilinmeyecekti. Kromozomların yine tesadüfler sonucu oluşmasının imkansız olduğunu yine bilim buldu. Bu da açıklığa çıkmayacaktı. Dolayısıyla bilim olmasaydı, evrim dünyayı kasıp kavururdu. Bilim bunları yıktı.
Bu ne zaman oldu, göçük?
OKTAR BABUNA:Bugün gündüz saatlerinde Hocam.
ADNAN OKTAR:Allah hepsine rahmet etsin. Gani gani rahmet etsin. Hepsi şehittir, inşaAllah. Ama tabii devletin daha güçlü önlemler alması gerekiyor. O meydana gelen göçüğün sebeplerini, teknik sebeplerini ortadan kaldıracak çok köklü, güçlü önlemler alınırsa inşaAllah bu tip felaketler olmaz. Değil mi? O gaz tespiti. Onun önceden tespit edilmesi, direncin çok güçlü olması, çıkış yerlerinin çoğaltılması, çıkış galerilerinin çoğaltılması gibi tedbirler olabilir. Ama ellerinden geleni tabii ki yapıyorlar. Ama çok çok daha fazlasını yapabilirler. Çünkü bak, Avrupa’da biz böyle göçüklere rastlamıyoruz. Daha ziyade 3. Dünya ülkelerinde rastlanıyor. Bir de Türkiye’de rastlanıyor. Böyle olmaz. En ileri teknolojiye uygulayıp böyle bir olaydan insanlarımızı korumamız lazım.
Sen bana bir soru sor.
SUNUCU 1: Azerbaycan Sabirat’tan Muradov Elvin, soruyor Hocam. “Selamun aleyküm canım Adnan Hocam.”
ADNAN OKTAR:Aleyküm selam.
SUNUCU 1:‘’Size sorum doğal afetlerle ilgilidir. Azerbaycan’da yaşanan sel felaketleri Ahir Zaman alametleri olabilir mi? Peygamber Efendimiz (s.a.v.) bir hadisinde şöyle buyurur: “Gökten şiddetli yağmur yağıp taş binalar hariç tüm kerpiç evler yıkılmadıkça, kıyamet kopmaz” (Ahmed b. Hanbel, Müsned 13/291 hadis no 7554.). Bu hadis Azerbaycan’da yaşanan sel felaketlerini işaret etmiş olabilir mi? ‘’
ADNAN OKTAR:Bu hadisler zaten sel felaketlerinin çoğalacağını gösteriyor. Ahir Zamanda normalin çok üzerinde sel felaketi, normalin çok üzerinde depremler oluşmaya başladı. Mesela depremler de daha önce birse, mesela şu an beş. Çok ciddi bir gelişme olmuş. Artış var. Mesela maden ocağındaki göçükten de bahsediyor Peygamberimiz (s.a.v.). maden ocağı göçüklerinden. Bunun da Ahir Zamanda artacağını anlıyoruz hadislerden. Çünkü maden ocağı diye geçiyor, direkt doğrudan. Maden ocağı hadiste alenen böyle geçiyor ki göçük diyor ayrıca. O devirde ne kadar maden ocağı olur? Peygamberimiz (s.a.v.) zamanında. Değil mi? Ama bakın, Ahir Zamanda bu göçüklerin artacağını anlıyoruz o hadisten. Sellerin artacağını anlıyoruz. Depremlerin artacağını anlıyoruz. Nitekim de geçenlerde gösterdik değil mi? Depremlerdeki artış mesela şu kadarken, bu kadar olmuş. Muazzam bir artış göstermiş tabii.
Şimdi sakin sakin anlatıyorlar. Bir süre sonra böyle darmakeşan olacaklar. Onu açıkça belirteyim. Nereden biliyorsun, diyeceksiniz. Biliyorum, inşaAllah Allah’ın dilemesiyle. Zaten biraz sonra toptan göreceğiz inşaAllah. Burada çok sabırlı olup dinlemek lazım uzun uzun. Çünkü, bunların bir konuşma tempoları oluyor, dinleyeceksin, mecburen dinleyeceksin, uzun uzun dinleyeceksin. Sonra bir üfürmede gider. İnşaAllah.
OKTAR BABUNA: Hiçbir delil vermeden sadece hikaye anlatıyorlar Hocam, İnşaAllah.
ADNAN OKTAR: Nacar Hoca da sever bizleri. İyi insandır, bilgisi de iyidir. Ama tabii bu konuda, evrim konusunda iddialı değildir ama dini konularda bilgisi iyidir.İnşaAllah. Genel kültürü iyidir.
Evet biz yine devam edelim. Bu arkadaşlar konuşurken açmaya gerek duymuyorum, bunlar bir konuşsunlar deşarj olsunlar, bir rahatlasınlar, ondan sonra biz gerekeni yapacağız. İnşaAllah.Evet. Soru sorabiliriz.
SUNUCU 2: ‘’Selamun aleyküm muhterem Hocam.’’
ADNAN OKTAR: Aleyküm selam.
SUNUCU 1: “Dediniz ki etrafımızda çok sayıda zombiler ve mizansenler var. Dolayısıyla bunlar gerçekten iman etmiyorlar. Hz. İsa döneminde bu kişiler inançsızlıktan Müslümanlığa mı geçecekler? Geçtiklerinde gerçekten mi geçecekler yoksa yine gerçek Müslüman olanların etrafında mizansen olarak mı kalacaklar?” Fransa’dan Mehmet Taşkoparan.
ADNAN OKTAR: Şimdi biz Allah’ın sırlarını, Allah’ın derinliklerini, Allah’ın istediği kadar biliyoruz. Yani biz Allah’ın verdiği bilginin dışında milim santim bilgi sahibi olamayız. İslam ahlakı dünyaya hakim olacak. Biz onların ne olduğunu bilemeyiz. Belki bir kısmı, belki büyük bir kısmı da ruhsuz olabilir. Yani çok büyük bir kısmı da ruhsuz olabilir. Ama Allah onlara kendi anladığı bir anlamda, kendi bildiği bir anlamda iman ettirebilir. Hiç bilemiyoruz. Belki ruh üfürecek onlara, belki canlanacaklar, belki bizim bilmediğimiz şekilde ölüyken diri hale gelecekler belki, onu da bilmiyoruz. O yüzden biz sadece zahirden mükellefiz. Allah bize ne gösteriyorsa biz ona razıyız, ne diyorsa onu kabul ediyoruz. Ben neyi isterim, Allah’ın rızasını isterim. Allah Cennetini lutfederse ben orada sevdiklerim olsun, sizler mesela, Peygamberler olsun, değil mi, tanıdıklarım olsun, onlarla sonsuza kadar beraber mutlu yaşamaktan, ben bundan hoşlanırım. Ve orada Allah’ı tesbih etmek, Allah’a karşı sevgimizi, aşkımızı ifade etmek. Ben bundan hoşlanırım. Yani kim zombiydi kim değildi beni ilgilendirmez işin doğrusu. Çünkü o takdir Allah’ın ben onu bilemem. Ama ben Mümin olanların, samimi iman edenlerin ruh taşıdığına inanıyorum, inanırım İnşaAllah. Biz Cennette kimlerle tanıştırılırsak, onlar tamamdır. Siz kafanızı takmayın. Yani kardeşimiz de buna baksın. Bir de kimler ile karşılaşıyorsa onların hepsi ruh sahibidir. Yani asıl çözüm, anlatım orada olacaktır, olayın çözümü orada olacaktır. Cehennemdekilerin konumunu da bilemeyiz, nasıl bir varlık olduğunu da biz bilmiyoruz. Yani insan ama nasıl bir ruh halindedir bilmiyoruz, kişiliklerini bilmiyoruz, ışığı nasıl görür, olaylara nasıl bakar bilmiyoruz biz. Ama biz orada tanıştığımız Müslümanlarla tam ittifak halindeyiz. Hepsi Allah’ın ruhundan üflediği varlıklardır. Sonsuza kadar, kesintisiz devam eden mutluluk içerisinde Müslümanlar yaşayacaklar. Yani bu kadar verilen emek, anlamanız için söylüyorum tabii ki Allah’ın emeğe ihtiyacı yok da, bu kadar detay boş yere yapılmıyor tabii ki. Yani bakın atomlardaki sistem, hücrelerdeki sistem, bilgisayardaki güzellikler, her yerdeki güzellikler ince ince, detay detay mükemmel yapılmış, yaratılmış. Bütün bunlar boş yere yaratıldı diyorsa bir adam, bunu Ahirette açıklayacak, bu kadar.
Şimdi bu evrimci arkadaşlar rahat rahat anlatıyorlar. Aynı konuyu sorduklarında evrim konusunu Cehennemin kenarında bakalım anlatabilecekler mi, cehennemin arazisinde anlatabilecekler mi. Anlatamazlar. Herkes, bütün Müslümanlar Cehennemin arazisine gelecekler. Aynı şey sorgulandığında tabii doğru olmadığını savunacaklar. Daha samimi, daha net ifadelerde bulunacaklar.
Evet, şimdi Nacar Hocamız mı konuşuyor? Yalnız burada tabii bu tartışma programı, bu adamların kendi arasındaki tartışmaya dönüşürse yani onların konuşmasıyla bunlara çok fazla zaman ayırırsa,, bu yanlışlıkolur onu bildirmek lazım. Olmaz, orada birkaç arkadaşımız var, kardeşimiz var.
OKTAR BABUNA:Daha hiç söz vermediler.
ADNAN OKTAR:Asıl değil mi yufka açıcılar orada. Şimdi onlar bir hamur, değil mi? Onlar bekliyorlar güzelce oklavayla bir güzel açacaklar inşaAllah. Dolayısıyla Hocamızla onlar arasında, tabii saygı duyuyorum Hocaya da fakat yani boş bir tartışmaya dönüşürse bu olmaz. Çünkü Hocamız bu konuda o kadar uzman değil. Yani belirli konuda bilgileri var, biliyorum bazı konularda bilgisi olduğunu biliyorum. Ama yani konu öyle bir şeye dönüşürse bu yazık olur. Yani mutlaka oradaki arkadaşlarımızın ön planda olması gerekiyor. Yani en az birebir, en az birebir. Onun olup olmadığını takip edelim. O olmazsa olmaz. O zaman bambaşka bir durum olmuş olur. Ama yani bugün bu adamların, pestil gibi ezildiğini göreceksiniz inşaAllah. Garanti veriyorum inşaAllah. Evet. Bizi izleyenler eğer yapabilirlerse Habertürk’ü de açsınlar. Habertürk radyodan da dinleyebilirler değil mi?
OKTAR BABUNA:Evet Hocam.
ADNAN OKTAR:Habertürk radyo, evet oradan dinlesinler. Bizi de buradan izlesinler. Bakın, gaybı Allah bilir tabii de ama paspas gibi ezilecekler söyleyeyim. Yani fikren, fikren inşaAllah. Yani şu anda bile bittiler. Şu konuşmayla bile bitmiş durumdalar. İnşaAllah. Kardeşim bak şu anda bile konu bitmiş durumda. Bu kadar kolayken, Hocaefendileri çıkarttırdılar ezim ezim ezdirdiler adamları. Kardeşim bak, proteinde konu bitiyor. Bitti bu kadar. Konuşacakları hiçbir şey yok şu an. (Habertürk)
Tamam, Hoca gerekeni yapıyor. Onlara emanet. Bundan sonra konuşacak. Kardeşim bu iş bu kadardır. İşi ehline vereceksin, uzmanına. Bak bizden 2 tane çocuk gitti, genç. Bitti yani bu kadar. Bak haftalardan beri baş edemiyorlar. Haftalardan beri ezim ezim ezildiler. En ala alimini getiriyorlar, Hocasını getiriyorlar baş edemiyor. Bu böyledir. Bizden 2 kişi çıktı mı konu bitiyor. 2 kişi değil 1 kişi çıksa da yeter. Bakın benim talebelerimden 2 kişi, bu kadar. 2 kişiden hatta 1 kişisi gördüğüm kadarıyla yani o kadar.
OKTAR BABUNA:Hatta sizin kitaplarınızı okuyup da talebeniz olmasına da gerek yok. Kitapları okuyup anlamış olan birisi çıksa yine yeter Hocam inşaAllah, Allah’ın izniyle.
ADNAN OKTAR:Tabii inşaAllah. Dolayısıyla işi ehline verecekler. Diyoruz ki kardeşim haftalardan beri Habertürk’e, boşa çıkarıyorsun dedik bu adamları. Sadece ezilirler. Dünya çapında bunun müteassısı biziz. Yani değil mi? Her şeyin bir operatörü vardır, bir doktoru vardır. Bu konunun doktoru da biziz inşaAllah. Değil mi?
OKTAR BABUNA:Onun için kaçıyorlar Hocam sizden fellik fellik.
ADNAN OKTAR:Evet. Şimdi bu delikanlı da öyle aferin. Kardeşim bu bu kadar basit. Bak bitti. 2 tane aslan gönderdim konuyu bitirdiler. Bu kadar. Ki yani en az bilgisi olan kardeşlerimizdendir bunlar, en az. Bilgisi en az. Onlara gönderdik konu bitti yani bu kadar. Silip süpürdüler işte.
OKTAR BABUNA: Şimdi protein konusunu açıklayamayacaklar.
ADNAN OKTAR: Bitti. Sadece demagojiyle cevap verebilirler. Biz konumuza devam edelim inşaAllah.
SUNUCU 1: “Selam Hocam, ben İstanbul’dan Elif İmran. Mümin Suresi, 56. ayet. ‘Şüphesiz, kendilerine gelmiş bulunan hiçbir delil olmaksızın, Allah'ın ayetleri konusunda mücadele edenlere gelince; onların göğüslerinde kendisine ulaşamayacakları bir büyüklük (isteğin)den başkası yoktur. Artık sen Allah'a sığın. Şüphesiz O hakkıyla işiten, hakkıyla görendir.’ Hz. Mehdi (a.s.)’nin gelişini erteleyen ya da kabul etmeyen ve bunun için Mehdiyet’e karşı ellerinde hiç delil olmadan savaş açan bir kısım Hocaların neden bu şekilde davrandıklarını açıklayan bir ayet olabilir mi Hocam? Ben, Mehdi (a.s.) olma gibi ulaşamayacakları bir istek duyduklarını, ama olamadıkları için bu şekilde davranıyor olabileceklerini düşündüm. Siz daha iyi bilirsiniz inşaAllah. Saygılar, selamlar.”
ADNAN OKTAR: İlginç bak, kardeşimizin yorumu, maşaAllah. Elif maşaAllah, aferin Elif’e. Güzel yorumlamış. Şeytandan Allah’a sığınırım. “Şüphesiz, kendilerine gelmiş bulunan hiçbir delil olmaksızın, Allah'ın ayetleri konusunda mücadele edenlere gelince;” tabii Mehdi (a.s.) de Allah’ın bir tecellisidir. Değil mi? İslam ahlakının dünyaya hakimiyeti Nur Suresi’nde belirtilen, diğer ayetlerde de belirtilen bir gerçektir. “Onların göğüslerinde kendisine ulaşamayacakları bir büyüklük (isteğin)den başkası yoktur. Artık sen Allah'a sığın. Şüphesiz O hakkıyla işiten, hakkıyla görendir.” Çok güzel, tabii maşaAllah. Ebcedine de bakalım. Tam mutabık, aynen kardeşimizin dediği gibi. Elif Hanım’ı tebrik ediyorum. Aferin, maşaAllah. Başka bir tane daha sor bakalım.
SUNUCU 1: Tabii Hocam. Mehmet Ali sormuş. “Selamün aleyküm.”
ADNAN OKTAR: Aleyküm selam.
SUNUCU 1: ‘’Hocam Mehdi (a.s.)’nin çıkış alametlerinden anlamamız gereken nedir? Doğumundan önce mi yoksa faaliyetlerinden önceki zaman mı kastedilmiştir?”
ADNAN OKTAR: Mehdi (a.s.)’nin çıkışıyla beraber alametleri de başlıyor. Yani iç içeler, yoğun. Yani Mehdi (a.s.) burada var, Mehdi (a.s.) geldi, Mehdi (a.s.) geldi sözleridir onlar. Mesela bir alamet daha, bir alamet daha, Mehdi (a.s.)’ye takviye onlar. Mehdi (a.s.)’yi Allah yalnız bırakmadığını, Mehdi (a.s.)’yi takip ettiğini Allah olaylarla gösteriyor. Mesela Kabe’de baskın meydana getiriyor Allah, kan akıtılıyor, büyük bir olay oluyor, hac yolu engelleniyor. Ne demek istiyor Allah? Mehdi (a.s.) çıktı. Mesela İstanbul’da kilometrelerce yükseklikte ve yüzlerce kilometre uzunlukta bulut meydana geliyor simsiyah. Ve muazzam bir gürültü, gök gürültüsü gibi gürültü ve muazzam bir aydınlık. Ne demek istiyor Allah? Mehdi (a.s.) ayak bastı, İstanbul’a geldi. Yani Allah böyle, insanlarla konuşuyor adeta. Anlaşıldı mı? Sürekli Allah Mehdi (a.s.)’yi takip ettiğini, Mehdi (a.s.) ile beraber olduğunu insanlara göstermiş oluyor. Arkasından mesela kuyruklu yıldızı Allah çıkarıyor. Mehdi (a.s.) burada diyor, devam ediyor. “Bakın kuyruklu yıldızı da gönderdim” diyor Allah. “Şimdi iki uçlu kuyruklu yıldızı gönderiyorum” diyor Allah ve iki uçlu kuyruklu yıldızı insanlar görüyor. “Bakın” diyor, “Benim Mehdim (a.s.) faaliyetlerine devam ediyor. Ben de onu takip ettiğimi size büyük olaylarla, büyük gök olaylarıyla, yer olaylarıyla size gösteriyorum” diyor Allah. Yani “sıcak takibimi görün” diyor ve yer yerinden oynuyor. “Mehdi (a.s.) de faaliyette şu an” diyor. Anlatabildim mi? Mesela Afganistan işgal ediliyor, Irak işgal ediliyor. Bu ne demektir? Mehdi (a.s.) faaliyette demektir. Ama Mehdiyet çok uzundur. 40 yıllık, en az 40 yıllık bir tebliğ süresi vardır. Mesela Hz. Musa (a.s.) Firavun ile karşılaştığında seksen küsur yaşındaydı. Bu bilinmeyen bir şey belki. Seksen küsur yaşında. Mısır’dan ayrıldığında, seksen küsur yaşında ayrıldı. Dolayısıyla Peygamberlik görevi de devam ediyordu. Mehdi (a.s.)’nin de son zamanlarda dünya hakimiyeti vardır. Mehdi (a.s.)’nin gençlik dönemi, aktif dönemi hep tebliğ ile geçecektir. Sonra rahatlık dönemi vardır. Rahatlık döneminde evinden idare ediyor, sakin. Sevap da azalmış oluyor ondan sonra. Çünkü tehlike bitmiş oluyor. Ama onun öncesinde Mehdi (a.s.)’ye göz açtırmayacaklar, sürgünler, hapisler, baskılar. Sürgün derken yani rahat bırakmayacaklar. Münafıklar bir yandan, küfür bir yandan, delalet bir yandan, şeytan bir yandan, yani her taraftan üzerine saldıracaklar Mehdi (a.s.)’nin. Hatta diyor Allah Peygamberlere, “ins ve cins mutlaka bir düşman kıldım” diyor Allah. Mesela Mehdi (a.s.)’nin düşmanı deccaldir. Ama bir de cin deccali vardır Mehdi (a.s.)’nin, cinden oluşan deccali vardır. Yani şeytan olan deccali vardır. O da Mehdi (a.s.) ile uğraşacaktır. Ve büyük bir şeytan ordusu da Mehdi (a.s.) ile uğraşacaktır. Onlarla da bakın mücadele ediyor. Hem görünen hem görünmeyen düşmanlarla mücadele edecek Mehdi (a.s.). Allah diyor ayette, bütün Peygamberlerde bu Allah’ın adetullahıdır, Mehdi (a.s.)’de de bu olacak inşaAllah. Bak, “ins ve cins düşmanlar kıldık” diyor Allah, özel olarak yaratıyor, bir düşman. Mesela şeytan düşmanı da vardır Mehdi (a.s.)’nin. O da deccaldir mesela, şeytanların deccalidir. Var gücüyle iblis ordularını Mehdi (a.s.)’nin üstüne kışkırtacaktır. Yani onları ilka edecektir. Diyecektir; “sen Mehdi (a.s.)’ye düşman ol, git sen, Mehdi (a.s.)’ye düşman ol, git Mehdi (a.s.)’ye saldır, onunla uğraş, onun yolunu kapa, ona dava aç, ona oyun oyna, ona baskı yap” şeklinde Mehdi (a.s.)’ye musallat olacaktır. Dolaylı yoldan, insanlara ilka ederek onun üzerine gönderecektir. Mehdi (a.s.) de bütün bunlara karşı direnip mücadele edecektir. İnşaAllah. O yüzden insanlar Mehdi (a.s.)’yi başlangıçta anlayamayacaklar. Bediüzzaman diyor; “Ahir Zamanın acip şahsı gibi hiçbir şekilde olamam” diyor. Bilinmeyen bir mücadele, halkın bilmediği bir mücadelesi var Mehdi (a.s.)’nin. Halk zannediyor ki çıkar, anlatır, konuşur, çok rahattır, harikalar gösterir, kerametler gösterir. Başında sarık vardır. Melek sürekli bağırır; “bu Mehdi (a.s.)’dir” diye. Bağırır demeyeyim de yüksek sesle nida eder. Böyle değil. Var fakat Melek aleminde bu görülüyor. Şeytanlar da Mehdi (a.s.)’nin üzerine saldırırlar fakat Melekler onu korurlar, Mehdi (a.s.)’yi korurlar. Çünkü Cebrail, Mikail, İsrafil, her üçü sürekli yanındalar Mehdi (a.s.)’nin. Bütün şeytan orduları Mehdi (a.s.)’ye düşmandır. Vargücüyle üstüne saldırırlar ve talebelerine ve ona. Dünyada bir numaralı konu olarak görülüyor. Şimdi şeytana sorsan, “en tehlikeli varlık senin için, yani en büyük düşmanın kim dünyada?” desen, “Allah’ın en iyi dostu kimse o” diyecektir. ‘’O zaman kim?” dediğinde, “Mehdi (a.s.)” diyecektir tabii ki. “Ne yapacaksın? diyeceksin, “vargücümle saldıracağım” diyecek. “En önemli konu benim için. Birinci hedef benim için” diyor, şeytan itle, kopukla uğraşmaz. Mehdi (a.s.)’nin üstüne yüklenecektir. Ama şahsi mücadelede Mehdi (a.s.) onları tepeler zaten. Hadiste de var; “Mehdi (a.s.) öldürür şeytanı” diyor. Fakat şeytanın ilka ettiği insanları üzerine saldırtır. Bu kozu çok şiddetlidir şeytanın. Mesela binlerce insana ilka ederek Mehdi (a.s.)’nin üzerine saldırtacaktır. Her birini ayrı, bir kısmını münafık ordusu meydana getirecek, küfürden insanları saldırtacak, masonlardan insanları saldırtacak, mesela iddia edilen Ergenekon Örgütü’nü ilka edip saldırtacak. Anlatabildim mi? Bu tarz bir saldırıdır. Çünkü iddia edilen Ergenekon Örgütü’nün mürşidi şeytandır. Adamlar doğrudan, Şambala dedikleri bir yer altı örgütlenmeleri var. Doğrudan şeytana dayanıyor ve doğrudan şeytanı çağırıyorlar. Yani bir kişiyi hipnoz haline getirip, şeytanla bağlantıya geçirip ondan aldıkları emirleri uyguluyorlar. Şimdi Şambala takımı toplandığında şeytan onlara diyor; “falanca kişi” diyor, isim veriyor, bakın falanca kişi. “Hedefiniz budur” diyor. “Bu kişiye saldıracaksınız” diyor adam. Oradan aldıkları emirle Mehdi (a.s.)’ye saldıracaklar, şeytandan aldıkları emirle. Yoksa onlar sırf kendi tespiti değildir. Zaten orada odak şahıs olarak o görülecektir. Mesela Müslümanların yobazı da oluyor, gericisi olur, münasebetsizi olur, hasutu olur, münafığı olur. Müslümandır, sarıklı, cübbeli Müslümandır. Ama şeytan ona da gider. İlka eder ona, vahyeder kalbine şeytan. “Git şu kişiye saldıracaksın”, isim vererek, “senin hedefin budur” der. O da ona saldırır. Böyle geniş bir sistemle mücadele eden bir varlıktır Mehdi (a.s.), cephesi çok büyüktür. Ama zahirde daha dar gibi görünür. Bakın biz Mehdi (a.s.) öncüsü olduğumuz halde, bize yapılan saldırıları düşün, Mehdi (a.s.)’ye kimbilir yapılan saldırı ne kadar şiddetlidir. Bakın İsviçre’de bir tebliğ çalışması var diye bütün İsviçre ayağa kalktı. Benim geleceğim korkusu bütün İsviçre’yi birbirine kattı. Yani şu an dehşete düşmüş durumdalar, acayip korkuyorlar. Allah anılacak diye bakın, Allah’ın adı anılacak diye, ateizm yıkılacak diye dehşetli panik yaşanıyor şu an İsviçre’de. Diyor ki; ”İsviçre polisi gereken önlemi alacak mı?” diyor. Bakın gereken önlemi. Kardeşim polislik olmuş artık, polis önlem alsın içeri sokmasınlar diyor. İsviçre aman diyor geniş çaplı önlem alınsın diyor. Kardeşim bu çözüm mü, polisle, jandarmayla hallolacak mı bu konu? Ben sana zaten internetten ulaşıyorum, be hey düşüncesi kıt insan diyeyim yani. Zaten her yere ulaşıyorum ben durdurabilir misin sen beni? Bir de zaten konu halloldu her yere kitaplarımız gitti, her yere bilgimiz gitti.
Hocam bu konuya niye kafayı taktı acaba? Çok hoş bir insan maşaAllah, çok yaman. Hocam normalde donanımlı gitti ama nasıl oluyor böyle bu ispirtoya kafayı taktı anlamadım. Ama o da yamandır yani inşaAllah. Fakat bizim gençlerin bir tanesi bile yeter zaten şu an zaten dümdüz oldular yani konu bitti tabii.
Evet, biz sohbetimize devam edelim.
SUNUCU 1: Ankara’dan Ali kardeşimiz demiş: “Selamün aleyküm Hocam arkadaşlara da selam olsun.” Aleyküm selam.
ADNAN OKTAR: Aleyküm selam.
SUNUCU 1: “Hocam güneşin batıdan doğacağını biliyoruz bu olayın miladi kaç yılında olacağı hakkında bir tespitiniz odu mu? Eğer olduysa bizimle paylaşır mısınız? Aslanların aslanı Hocam. Allah’ın rahmeti, bereketi ve selamı sizlerin ve tüm din kardeşlerimizin üzerine olsun.”
ADNAN OKTAR: Gaybı Allah bilir tabii doğrusunu Allah bilir ama Allah-u alem 1545 yılında Hicri 1545 yılında güneş batıdan doğacak inşaAllah. O da bu Dünya’nın yakınlarında büyük bir yıldız var böyle sürekli dışarıya kuyruklu yıldız atan, meteor atan bir yıldız var. Oradan büyük bir göktaşı atacak benim anladığım ve bu Dünya’ya çarpacak daha önce de söylemiştim, çarpacak ve Dünya’yı delip geçecek ve yeniden spin atıp bir daha vuracak ve dünya darmakeşan olacak. Yani o çarpmanın etkisiyle de dönüş istikametini bozacak ama bu çok kısa sürecek bir şeydir. Mesela belki üç saat, beş saattir yani belki biraz daha uzun olabilir, belki daha kısa olabilir ama bu çevrede. O arada ise insanlar en şiddetli dehşeti ve korkuyu yaşayacaklardır. Arkasından tamamen Kıyamet kopuyor ve dünya tamamen dağılacak, dümdüz açılıyor tamamen açılacak. Yani bu dağılma bir tek onunla kalmıyor tabii Ay ve Güneş onlarda birbirine girecekler tamamı dağılacak. Ama ilk aşamayı şuradan anlayabilir kardeşim; vakit de çok az olduğu için bir kere şu bakın burada Mehdiyetin bir faaliyetini görüyorsunuz şu an Haberturk’te. Yani şu an Mehdiyet Haberturk’te bir çalışma yapıyor. O çocuklar Hz. Mehdi (a.s.) talebesi, bizler Hz. Mehdi (a.s.) talebesiyiz, ben de Hz. Mehdi (a.s.) talebesiyim. Ve orada hakkı hakkaniyeti anlatıyorlar ve Allah onlara müthiş bir güç vermiş bakın dümdüz ettiler. Kimsenin gücünün yetmediği bir şeye, yenemedikleri bir olaya ki haftalardan beri uğraşıyorlar bakın beş dakikanın içinde noktayı koydular bu kadar. Her seferinde ezerler. Çünkü Mehdiyetin zıl ve gölgesi altındalar. Benim herhangi iki tane talebem gidenler. Hocamız da donanımlı gitti şu an bilgisi var giden Hocaefendinin de bilgisi var. Dolayısıyla bakın her yerde Mehdiyet kendisini gösteriyor. Adam “nerede” diyor. İşte burada mesela burada da bir Mehdiyet faaliyetini vardır, orada da bir Mehdiyet faaliyeti vardır, Türkiye’nin her yerinde. Mesela şu an milyonlarca insan seyrediyor, fosil gösterilmesi.
SUNUCU 1: Kısa bir aradan sonra tekrar devam edeceğiz.
Yayınımıza tekrar hoş geldiniz. Hocam nasıl yapalım?
ADNAN OKTAR: Efendim sizler de hoş geldiniz tekrar.
SUNUCU 1: Hoş bulduk. Yeni bir soru yapabiliriz isterseniz.
ADNAN OKTAR: Tamam haydi bakalım.
SUNUCU 1: Samsun’dan Ahmet Genç. “Hocam selam ve saygılar.”
ADNAN OKTAR: Aleyküm selam ve rahmetullahi ve berekatühü.
SUNUCU 1: “Hocam Müslümanın bir konuda tecrübeli olması o konuda daha az tecrübeli olan bir kardeşinden gelen öğüt ve hatırlatmayı dikkate almamasını gerektirir mi?”
ADNAN OKTAR: Tecrübeli olandan istifade etmenin önemini vurguluyor değil mi kardeşimiz? Tabii ki tecrübeli bir insan çok büyük bir nimettir. Mesela ben çocukken beni kimse uyarmıyordu. Normal annem babam eğitiyordu ama din konusunda kimse bana bir şey söylemiyordu. Olsa çok büyük bir nimet olurdu, ben can kulağıyla da dinlerdim ne kadar hoş bir şey. Ben hep kendim öğrendim, kendim araştırdım. Onun için tecrübeli, bilgili olan insanların İslam’ı anlatmaları çok önemli. Mesela herhangi bir insan manavdan bir yiyecek alıyor; ‘’Allah bu meyveyi ne güzel yaratmış’’ dersin, elmayı. Adamı bu çok sarsar. Belki ilk defa olmasa bile aylardan beri ilk defa duyduğu bir sözdür, belki o yıl ilk defa duyduğu bir sözdür, değil mi? Üzüm salkımını da ‘’Allah ne kadar güzel bunları böyle tane tane ne kadar mükemmel, güzel kokulu yaratıyor, Allah’a hamd olsun’’ dese adamın nevri açılır yani çok hoşuna gider. Her yerde olabilir bu, her şeyde bahane edip Allah’tan kısaca bahsetmek, tedirgin etmeden bahsetmek insanları çok açar, ömrü boyunca unutmaz. Mesela kısaca ölümden bahsetmek. Hayat çok kısa desen adama, günlerce onun etkisinde kalır. Siz zannedersinizki o söz söylendi adam unutur öyle bir şey olmaz, ömrü boyunca unutmaz. Mesela Allah bizim beynimizde görüntüyü oluşturuyor, Allah bizim beynimizde görüntüyü oluşturmasa biz göremezdik dese bunu unutamaz adam. Hakikaten göz görüntüyü beyne götürür, görme merkezine gelir, tamam gelir durur hiçbir şey göremezsin. Yani ayrıca Allah’ın onu ruha göstermesi gerekiyor. Çünkü elektrik gelecek beyne bir kabloyla elektrik akımı şeklinde görüntüye ait bilgi gelecek ama ortada görüntü yok simsiyah karanlık beyin. Şimdi onu pırıl pırıl, aydınlık olarak görecek bir ruha ihtiyaç var yani elektriği görüntü olarak görecek. Bak bu ne kadar büyük bir mucize düşünebiliyor musunuz? Bir kablo düşünün elektrik kablosu ucunda elektrik var. Birisi bir bakıyor kablonun ucuna bir anda renkli dünya görüyor pırıl pırıl, aydınlık kablonun ucunda ve gören biri var. Bu tek başına çok büyük bir mucizedir. Ama bunu iyi akılcı anlatırsa bir insan yani sırf bu delille ömrü boyunca iman eder. Bak sırf bu delille başka hiçbir şey olmasa bile bununla net sağlıklı, sıhhatli, gayet güzel ibadetini yapacak kadar derin bir iman içinde olabilir. Dolmuşta olabilir, takside olabilir, sokakta her yerde olabilir. Konuya ustaca girip güzel Allah’tan bahsedildiğinde her yerde bu yayılır. Mesela siz onu anlattınız ya adamın çok hoşuna gittiği için onu ömrü boyunca her yerde anlatılır. Yani şaşılacak bir enerjiyle anlatır. Gidiyor çocuklarına anlatıyor, taksici arkadaşlarına anlatıyor, gider bakkalda anlatır hiç tahmin etmediğiniz yerde gider anlatır. Hatta gider meyhanede de anlatır oradaki insanlara da anlatır eğer giderse. O yüzden benim anlatmamdan ne olacak olmaz. Bak ben tek başınaydım, geldim İstanbul’a 1979’da bak yer gök sallanıyor. Bak bu Haberturk’teki programın nedeni; o da benim. Yani evrim teorisini yıktığım için Türkiye’de bu çok hayati bir konu oldu ve evrimciler bundan çok sıkıldı ve bunaldılar. Yiğit Bulut da böyle hazır zemin olduğu için bunun üstüne gidiyor haklı olarak. Ve dolayısıyla bu Mehdiyetin çatışmasına dönüşüyor, ilmi, fikri çatışmasına dönüşüyor. Ki Haberturk Fatih Altaylı’nın kontrolünde. Fatih Altaylı bana tamamen zıt bir insan. Bakın Allah onu da hizmet ettiriyor değil mi? Yani herkesi hizmet ettiriyor. Haberturk Türkiye’de en çok seyredilen program şu anda bu.
Ben de, sizler de Hz. Mehdi (a.s.)’nin gölgesi altında onların talebesiyiz. Benim Hz. Mehdi (a.s.)’yi görmemiş olmam önemli değil ben ona tabi olmuş durumdayım ve gıyabında biat ettim ben Hz. Mehdi (a.s.)’ye, gıyabında görmeden. Çünkü onun yapması gereken şeylerin ne olduğunu ben biliyorum, ben de aynısını yapmaya çalışıyorum.
“Selamün aleyküm Hocam’’ Oğuzkan Yakut İstanbul’dan. ‘’Hocam siz Allah düşmanlarına” öyle demeyelim de Allah’a inanmayanlara karşı desin “bu ezikliği yaşattınız’’ diyor. ‘’Hz. Mehdi (a.s.)’nin mücadelesine karşı ne yapacaklar?” diyor. Evet hiçbir şey yapamazlar. Hz. Mehdi (a.s.) eze eze ilerleyecek talebeleriyle beraber. Bizler onun naçiz talebeleriyiz. Görüyorsunuz perişanlıklarını, bakın iki kişi yetti hatta bir kişi yetti darmakeşan oldular. Bak önceden söylemedim mi ezecekler diye? Bak dedim ki; kim olursa olsun başedemezler bunlarla dedim, bunlarla biz başederiz dedim. Bak darmadağın oldular. Daha iki vuruşta dümdüzler şu an bu kadar, bu olay budur yani inşaAllah. Çünkü Mehdiyetin gölgesi altındayız ve diyorlar ki ‘’niye her yerde Hz. Mehdi (a.s.)’den bahsediliyor?’’ Kardeşim Türkiye bahsediyor istese de istemese de bahsediyor. Her yer Mehdiyet kaynıyor. Bu nedir şimdi bu olay nedir? Mehdiyetin fikri bir mücadelesi değil mi şu an? Bütün Türkiye niye televizyonlara kilitlenmiş durumda şu an? Mehdiyetin fikri mücadelesini görmek için kilitlenmiş durumda. Hani önemli değildi? Önemliymiş demek ki en önemli konulardan inşaAllah.
Uğur Özdemir, Ordu’dan yazıyor. “Selamün aleyküm Adnan Hocam.” Ve aleyna aleyküm selam ve rahmetullahi ve berekatühü. “Sizleri çok seviyoruz.” Bizler de sizleri çok seviyoruz, siz bizim canımızsınız Ahirette, Cennette inşaAllah beraberiz. “Keşke sizin yanınızda olabilsem” diyor. Manen yanımdasın şu an zaten ben de manen oradayım inşaAllah. Zaten görüyor şu an beni. “Hocam Ahir zaman ve Hz. Mehdi (a.s.) gerçeğini bazı din görevlileri kabul etmiyor.” O da bir Mehdi (a.s.) alametidir, onda da hayır var. “Israrla soruyorum niçin hutbede Ramazan Ayı’nda bu konulardan bahsetmiyorsunuz diye, hep geçiştiriyorlar. Yorumu siz yapın Hocam inşaAllah, Allah razı olsun. Uğur Özdemir Ordu’dan.” Geçiştirmeleri Ahir zamanda zaten olacak bir olaydır. Şimdi oradaki Hocaefendileri tenzih ederim de, yani buradaki Hocaefendiyi de tenzih ederim, Hocamızı nihayet geçiştirmiş o ayrı. Fakat “70 bin sarıklı” bakın 70 bin tane sarıklı “Hz. Mehdi (a.s.) devrinde Hz. Mehdi (a.s.)’ye karşı mücadele edecek” diyor Peygamber Efendimiz (s.a.v.). Yani adam işi gücü bırakacak Hz. Mehdi (a.s.) ile mücadele edecek. Şeytanın ordusu olacaklar, şeytana tabi olup Hz. Mehdi (a.s.)’ye karşı mücadele edecekler. Yine hiç olmazsa orada Hocaefendi sırf bahsetmiyor o ayrı o pasif bir mücadeledir. Adam tüm benliğiyle mücadele verecek. Bakın 70 bin tane sarıklı diyor. Masonluğun emrinde, iddia edilen Ergenekon Örgütü’nün emrinde, şeytanın emrinde 70 bin tane sarıklıdan bahsediliyor, hadis. Cübbeli yok böyle bir hadis dedi. Kütüphaneden fotokopisini çektirdim, el yazmasını orjinalini gösterdim gıkı kalmadı ondan sonra. Hani yoktu değil mi? Bir de niye tedirgin oldu onu anlamadım, niye yok diye ortaya çıkar onu da anlamadım, inşaAllah.
Mesela bak bu çocuğa sormak lazım; ortamda her türlü kimyasal maddeyi versek, yani istedikleri her türlü maddeyi versek bir varilin içine doldursak, orada kendiliğinden bir protein oluşur mu? Bakın istedikleri her türlü maddeyi veriyoruz, varilin içine dolduruyoruz, bakın istedikleri her türlü maddeyi. Hiçbir şekilde oluşmaz. İstediği kadar beklesin, kaynatsın, üflesin ne yapıyorsa yapsın hiçbir şekilde değişmez. Yani proteinin tesadüfen olduğuna dair şu ana kadar hiçbir delil yok. Yapısı o kadar hassas ki, bir proteinin oluşması için mutlaka başka bir proteine ihtiyaç var. Dolayısıyla bak tam açmaza girdikleri konu.
OKTAR BABUNA: Söylediği de uydurma tamamen. Proteinin o söylediği peptit bağını yapması için mutlaka enzim gerekiyor. Orada hemen geçiştirmeye çalıştı zaten ve kaçtı ondan sonra.
ADNAN OKTAR: Kardeşim ayrıca farz edelim bir protein oluştu, bunların dediği gibi oldu. Olmaz da fakat biz bir tane protein verdik molekül koyduk buraya bir tane oluştu. Sekiz metre ötede de bir tane daha protein oluştu, yüz on metre ileride de bir tane daha protein oluştuğunu farz edelim. Bunların birbirini bulması gerekiyor bu proteinlerin, dünyanın çeşitli yerlerinden toplanmaları gerekiyor. Bakın asla olmayacak bir şey var ama olduğunu farz edelim. Dünyanın her yerinden bir araya otobüslerle geldiler diyelim proteinler toplandılar. Protein tozu olur o, durur o. Satılıyor protein tozu paketlerde satılıyor. Siz hiç protein tozundan böyle adam çıktığını gördünüz mü böyle ayaklandığını? Hiçbir şey olmaz, durur o paketin içinde protein tozu. Adam diyebilir ki suyla karışınca oluyor der; bozulur sadece başka bir şey olmaz. Koysunlar istedikleri yere koysunlar. Mikropsuz bir ortamda, bakteri olmayan bir ortamda, karıştırsın bulamaç yapsın isterse içine şeker koysun, değil mi? Cebine koysun, beraber dans etsinler; hiçbir şekilde değişmez. Hiçbir şey olmaz. O öyle kalır, protein olarak kalır. Bu arkadaşlarımıza göre şu an o proteinler buraya geldi ve Yiğit Bulut’un karşısında tartışma programına katılıyorlar. Yani protein tozu bir süre sonra böyle adam olmuş ve bu adamlar karşılaşmış konuşuyorlarmış. Yani ben ne diyeyim bunlara şimdi? Bunaldılar Allah-u Alem. Hayret yani böyle. Allah’ın hikmeti, bak Ahir Zaman’ın şiddetini görüyor musun? Adam anlatıldığı halde anlamıyor. İnanılır gibi değil. Kardeşim mesela bak diyoruz, protein olsa, yani toz olarak getirelim oraya, serpelim yani, Habertürk’ün bütün salonuna serpsek, milyonlarca sene beklesen, o toz orada durur, bir şey olmaz. Su ile de karıştırsan yine bir şey olmaz. Sıcaklık versen de yine bir şey olmaz. Canlanmaz o, hiçbir şey olmaz. Protein bir kere oluşması mümkün değil zaten. Bakın bir proteinin olması için başka proteine ve hücreye ihtiyaç var. Hiçbir yerde böyle tesadüfler sonucu protein oluşması diye bir olay yok. Adamlar laboratuvarda defalarca deneme yaptılar. Hiçbir şekilde oluşmuyor.
OKTAR BABUNA: Protein olmadan kesinlikle sentezlenemiyor laboratuvar ortamında dahi Hocam inşaAllah. Ayrıca amino asitlerin olması için de, mutlaka yine canlı hücresi gerekiyor, amino asitler de olmuyor. Bırakıldığı zaman amino asitler de doğaya, hemen parçalanıyor. Ultraviole ve oksijen derhal tahrip ediyor o amino asitleri.
ADNAN OKTAR: Kardeşim şu mantığa bak. Şimdi diyor ki, bir protein burada tesadüfen oldu. Burada da oldu bir tane diyor. Burada da bir tane oldu, bunlar birbirini buldular diyor. Sonra nasıl olduysa oldu, bir hücre oldu diyor, kromozomlar oluştu diyor. Öbürü de uzaylıların yaptığını söylüyor. Yani akıl alacak gibi değil. O adamla bağlantıları da yok anladığım kadarıyla. O uzaycı o zaten, o tamamen olayı çizdi, bambaşka şekle geldi. Şimdi bunlar da aslında proteinin tesadüfen meydana gelemeyeceğini anladılar, anlamazlıktan geliyorlar çocuk gibi.
OKTAR BABUNA: Detaya çekmeye çalışıyorlar.
ADNAN OKTAR: Evet. Bak kardeşim diyoruz ayrıca, yani olduğunu farz edelim diyoruz. Yani her yerde ayrı bir tane protein molekülü olacak, onlar birbirini bulacak ve o canlanacak. Yani onun üzerine çıkacak Habertürk’te program yapacak. Bir de nasıl canhıraş savunuyor baksana.
OKTAR BABUNA: Siz daha iyi bilirsiniz Hocam, sadece insan hücresinde 10 milyar tane protein var her an hücrede, o da yetmiyor DNA olması gerekiyor, golgi olması gerekiyor, endoplazmik retikulum, zar olması gerekiyor, kapıları olması gerekiyor ve hepsinin tastamam olması gerekiyor, bir de şu son söylediği de uydurmaydı Hocam, ona cevap verelim mi, Escherichia coli diye bir bakteriden bahsetti. Sitratı parçalamaya başladığı glikoz, onun üzerine araştırmalar var Hocam. Hiçbir şekilde yeni genetik bilgi yok. Onu mutasyon olarak örnek vermeye çalışıyor. Escherichia coli bakterisinin sitratı parçalayıcı enzimi zaten var. Oksijenin olmadığı ortamlarda kullanabiliyor onu. Dolayısı ile orada meydana gelen bu farklılaşma, ortama göre farklılaşma, hiçbir şekilde yeni genetik bilgiden, genetik bilgide olan artıştan dolayı meydana değil, bakterinin sadece sahip olduğu bir özelliği ortaya çıkması ile oluyor. Dolayısı ile evrime delil değil o inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Evet, şimdi abondone oldular zaten, konu bitti de, ben öyle, yani üzerine anlatıyorum Allah rızası için, muhabbet olsun gibisinden. Yoksa yani protein için bu kadar debelenen adam, yani bu kadar çırpınan adam, bunun üzerine zaten teoriyi kuramaz. Yani konu bitmiş zaten. Proteinin tesadüfen meydana gelemeyeceğini anlamışlar. Kardeşim bakın bu çok önemli. Olsa ne olur yani? Her yer protein olsa ne olur? Canlanmaz, böyle bir konu yok. Yani laboratuvar ortamında bunlar denediler. Protein tozlarını bir araya getiriyor, koyuyorlar. Isı verin, ışık verin hiçbir şey olmaz. Yerinden bile kıpırdamaz. Protein tozu niye canlanmaya karar versin birden bire yani? Allah Allah, niye bir adam olmaya karar versin protein tozu. Yani bakın ben daha önce de söyledim, dedim ki, varilleri alsınlar koca koca variller. İçine doldursunlar protein tozlarını, istedikleri her türlü maddeyi koysunlar, babadan oğula bunlar milyonlarca sene beklesinler varillerin başında, oradan ne zürafalar, ne karpuz, ne kavun, ne insanlar, ne Einstein, kimse çıkmaz oradan. Öyle bir şey olmaz. Yani müthiş etkilenmişler ve Allah bunları bizim elimize verdi ve ezim ezim de eziyoruz şu an gördüğünüz gibi. İnşaAllah.
SUNUCU 1: Hocam bir de dergiden kanıt göstermeye çalışıyorlar da, National Geographic’te ara geçiş fosili diye bir fosil çıkarmışlar, işte 2 yıl boyunca herkes ona inanmış ve 2 yıl sonra onların 5 farklı fosilden kırılıp bir araya getirilerek, yeni bir tür gibi göstermeye çalışmışlar. “Ara geçiş yalanlandı” diye de bu tür haberler geçti.
ADNAN OKTAR: Kardeşim şimdi Darwinistler’in sahtekarlıkları, yalanları öyle bir tane, iki tane, on tane, yirmi tane değil ki. Şu kafatası olayı, Piltdown Adamı yani değil mi? Efendim Java Adamı, yani önü sonu yok. Nebraska Adamı, önü sonu yok. Onlar çırpınacaklar, biz ezeceğiz. Onlar çırpınacaklar, biz ezeceğiz ve bu bir 10 yıl kadar devam edecek böyle, daha yeni başladık, evvelAllah.
OKTAR BABUNA: En son yine kıpırdandılar Ardi ile İda, ikisine de özür dilettirdiniz Hocam maşaAllah. Gerçekten özür dilediler yani medyada.
ADNAN OKTAR: Bak, dikkat edin, dünya çapında özür dilettim. Her ikisini geri aldılar, evet biz doğru söylemedik dediler. Çıktık, değil mi? Açıkladık ve konu bitti. Tabii iyiki yine utanma hisleri var da, yine kabul ediyorlar yani. Bir de onu kaybederlerse, o tamamen acayip bir duruma gireceğiz o zaman. İnşaAllah.
OKTAR BABUNA: Allah razı olsun. Eskiden 50 yıl müzede sergileyebiliyorlardı, ortalık boştu, şimdi 3 ayda özür diletiyorsunuz Hocam, 2 ayda maşaAllah.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Artık iyice perişan olmuşlar, olay bitmiş. Evrimde tesadüf yoktur diyor ve konu bitti yani zaten. Teori baştan sona kadar tesadüfe dayalı zaten. Diyor ki orada, atomlar vardır, tesadüfen karşılaştılar ve tesadüfen protein oluştu diyor. Eğer bir gücün, bir aklı müdahalesini kabul ediyorsan, sen zaten Yaratılış’ı kabul etmiş oluyorsun değil mi? Allah Allah, kardeşim tesadüfü kabul ediyor musun diyorsun, etmiyorum diyor. Yaratılış’ı kabul ediyor musun, onu da etmiyorum diyor. Peki neyi kabul ediyorsun? Hem tesadüfe hem Yaratılış’a ikisine de karşıyım diyor. Ne demek istiyorsun diyorum, işte bir şey demek istiyorum, diyor. Yani böyle havale geçirir gibi bir şeyde olur bu tip olaylar, bu nedir yahu böyle? Yani şaka gibi, insan inanamıyor. Alenen tesadüfe dayalı teori. Zaten adamlar açıklıyor, tesadüfün dışında ne olabilir ki? Bir de bunu çıkarttılar. Tesadüf demek istemedik ama tesadüf demek istedik diyorlar.
Evet, şimdi başka yine bir soru alalım.
SUNUCU 1: Akif Köprüköy soruyor Hocam. ‘’Değerli Hocam, Hz. Mehdi (a.s.) ledün ilmini uyguladığında, Hızır (a.s.) sorulduğu gibi sorgulanacak mı, ya da uygulamalarından dolayı şüphe duyulacak mı? ‘’
ADNAN OKTAR: Zaten Kuran’da Kehf kıssası doğrudan Mehdiyeti anlatan bir kıssadır, yani bu hadislerle çok açık vurgulamıştır. Zaten baktığımızda da Kehf Suresi’ne baştan sona Mehdiyet’i anlatıldığını görürüz. Çünkü bir talebe topluluğu, genç topluluğu ailelerinden ayrılıyorlar, bir araya geliyorlar. Sonra Hızır (a.s.)’la karşılaşma var. Sonra da dünya hakimiyeti var. Net Mehdiyet anlatılıyor. Mehdi (a.s.)’nin mühim bir yönüdür bu, yani Hz. Hızır (a.s.) gibi olması. Zaten bu konuda hem hadis var, açık aleni hadis var Hızır (a.s.)’a benzediği, ayrıca benim söylemediğim çok fazla hadis var, yani Hızır (a.s.) özelliklerine dair. Hızır (a.s.) vasfına dair çok fazla hadis var. Yani en az 50 tane hadis vardır. Fakat ben bunları söylemiyorum, yani zamanı olmadığı için söylemiyorum. Vakti gelince söyleyeceğim. Dolayısı ile bu vasfından dolayı zaten çok şiddetli üzerine gideceklerdir Mehdi (a.s.)’nin. Özellikle mesela İstanbul’da bir yobazın çıkacağı hadislerde var. Mehdi (a.s.)’ye karşı bunun mücadele vereceği, hadislerde Peygamberimiz (s.a.v.) bir alim diyor, alim bozması tabii, alim müsvettesi diyelim, Mehdi (a.s.)’ye karşı huruc ediyor, ayaklanıyor ve birçok kişiyi de ayaklandıracaktır kendisiyle beraber ki, hadislerde 70 bin sarıklıdan bahsediliyor. Muhtemelen onların bir lideri, o şeyden bir ekip, yani masonların, iddia edilen Ergenekon Örgütü’nün kontrolündeki bir şahıs anladığım kadarıyla. O diyor ki, “bu kişi bizim dinimizi ortadan kaldırdı” der diyor, Peygamberimiz (s.a.v.) hadis, “dinimizi ortadan kaldırdı”. Ve halkı ona karşı kışkırtacak bu kişi ve mühim bir olay olarak Peygamberimiz (s.a.v.) bunu belirtiyor. İmam Rabbani, Mehdi (a.s.) ile ilgili çok az hadis almıştır, önemli gördüğü için bunu özellikle almış. Bakın, bir bunu bir de Lulin Kuyruklu Yıldızı’nın çıkışını. Yani onların ikisini çok önemli konu olarak almış. Ki yüzlerce hadis olduğu halde onları alması da çok manidar. Bu çıkacak yobazın Mehdi (a.s.)’ye karşı tavrını da çok detaylı anlatmış, izah etmiş. Bu, Mehdi (a.s.)’nin Hızır (a.s.) vasfına karşı yapılan bir harekettir aynı zamanda, yani Hızır (a.s.)’ı andıran vasfına karşı yapılan bir tavırdır. Halk onun birçok yönünü anlayamayacak, o yüzden muhalif olacaklar ve talebe sayısının az olması zaten Hızır (a.s) özelliği göstermesinden. Yani mesela Hz.Musa (a.s.) talebe olmak istiyor Hz. Hızır (a.s.)’a, Hz.Musa (a.s.) bile ona talebe olamıyor, az talebe olabiliyor, yani az bir süre. Üç konuda bir şey demiyor Hızır (a.s.), üç konu, dördüncü konuya geçirmiyor artık, dördüncü konuyu anlattırmıyor. Bu kadar artık aramızda bağlantı kesildi, diyor. Artık Hızır (a.s.)’ın talebesi olamıyor Hz. Musa (a.s.). Yani zordur Hz. Hızır (a.s.)’a talebe olmak. Mehdi (a.s.)’ye de talebe olmak çok zordur. Yani dayanamaz insan, götüremez. O yüzden Peygamberimiz (s.a.v.) diyor, “din, iman medineye çekilir, İstanbul’a çekilir” bakın, iman, dünyada iman İstanbul’a çekilir. Yani Türk Milleti’nin daha imanlı olacağına dikkat çekiyor. Bakın hatta detay da vermiş Peygamberimiz (s.a.v.), belirtiyor ama bakın bu çok önemli, “iman İstanbul’a çekilir” diyor medineye ve “İstanbul (medine) üç defa sarsılır” diyor, “üç defa sarsılır ve içinden münafıkları atar” diyor. Yani Mehdi (a.s.) cemaatinden münafıklar çıkacaktır. Defaatle böyle gruplar halinde münafıklar çıkacaktır. “Üç ana ayrılma olacak” diyor Peygamberimiz (s.a.v.). Mehdi (a.s.) cemaatinden münafıklardan oluşan, grup halinde topluca ayrılma olacak, diyor. Bunların itiraz ettikleri nokta yine Mehdi (a.s.)’nin Hızır (a.s.) özellikleridir. Halkta insanlarda ona karşı başlangıçta bir nefret olacaktır, Mehdi (a.s.)’ye karşı böyle öfke olacaktır, bu da onun Hızır (a.s.) özelliklerindendir. Hangi cemaat 313 kişi olur, böyle bir dönemde. Yani İslam aleminde görülmemiş birşeydir 313 kişilik bir cemaat. Yani bir alim çıkacak, onbinlerce, milyonlarca taraftarı olur, mümkün değil böyle bir şey. Herhangi bir tarikat bile, bir cemaat bile onbinlerce, yüzbinlerce taraftarı oluyor. Böyle bir insanın, bakın asrın kutbu, gelmiş geçmiş en büyük veli, bütün peygamberlerin özeti olan bir insan, 313 tane talebesi oluyor bu kişinin ve akıl almaz bir öfke olacak. Hatta diyor Peygamberimiz (s.a.v.), “kimse onlarala evlenmeye yanaşmaz, ticaret yapmayacaklar” yani muazzam ambargo ve baskı olacak, her yerde insanlar üzerlerine gidecekler. “Ölseler cenazelerine gitmezler” diyor Peygamberimiz (s.a.v.). Yani ölseler “aman, çok tehlikeli adamlar, biz uzak duralım” derler diyor. Mehdi (a.s.) kadar kapsamlı anlatılan hiçbir konu yoktur, o kadar kapsamlı anlatılmıştır. Dolayısıyla Hızır (a.s.) vasıflarındandır bu. Yani Mehdi (a.s.)’yi çözmesi bir insanın imkansız gibi bir şey diyebilirim, anlayamazlar. Yani bir kısım özellikleri mesela, onun derin yönlerini, iç yönlerini, Allah ile bağlantısını, manevi bağlantılarını insanlar bilmeyecekler, Mehdi (a.s.) anlatmaz bunları. Halk, avamdan kişiler bunu yapar, mesela der, işte “rüyamda şunu gördüm, şöyle yaptım, Hızır (a.s.)’la karşılaştım, şunu yaptım”, alimleri tenzih ederim, bir kısım büyük alimleri onlar samimiler, fakat Mehdi (a.s.) bunları anlatmaz. Yani o onun bir sırrıdır, hiçbir şekilde Allah ile onun arasındadır o. Bakın gizli bir ilmin sahibi olduğu için ona Mehdi (a.s.) denmiştir diyor. “Gizli bir ilim”, açıklasa, açık ilim der değil mi? Gizli bir ilim diyor. Gizli ne demek? Gizleyecek demektir, bilinmez. Ve insanlar ona konduramayacaklar, Mehdi (a.s.) olduğunu tahmin edemeyecekler. Hatta “kendisi dahi bidayeten, kendisi Mehdi (a.s.) olduğunu bilmez” diyor Bediüzzaman. “Yakın talebeleri imanın nuruyla belki onu tanıyabilirler” diyor. “İmanın nuruyla belki o şahsı Ahir zaman tanınabilir” diyor. Dikkatlice bakın, tanıma ayrıdır teşhis koyma ayrıdır, herhalde o diyecekler, tanıma bu. Allah-u alem o diyecekler, yoksa tanıyıp da evet sen Mehdi (a.s.)’sin zaten o çok anormal bir hareket olur, öyle bir şey olmaz. Mehdi (a.s.) de onu kabul etmez. Hızır (a.s.) özelliklerine ait alametleri Mehdi (a.s.)’nin zuhurundan sonra ondan öğreneceğiz. Yani ne neydi diyeceğiz, hepsinin hikmetini bize açıklayacak. Mesela şunu niçin yapmıştın diyeceğiz, bu sebepten yaptım diyecek. Allah Allah diyeceğiz. Peki şu neydi diyeceğiz, mesela biz bundan çok tedirgin olduk bunun hikmeti neydi, bunun sebebi buydu diyecek, doğruymuş diyecekler. Bir tane, iki tane, on tane değil, Mehdi (a.s.) de çok fazla zuhur görülecektir bu yönden.
Yer gök inliyor bak şu an diyorum bütün Türkiye Mehdiyete kitlenmiş durumda. Ve şuradaki bu ilmi mücadele Mehdiyetin mücadelesidir. Başka bir mücadele diyorlarsa gelsinler bana anlatsınlar. Bakın kimse yenemedi, yenemiyor, ancak biz yenebiliyoruz. Neden bu? Çünkü Mehdiyetin gölgesi altındayız. Mehdi (a.s.) talebesi olduğumuz için Allah bize bu gücü veriyor. Dolayısıyla deccaliyeti, Darwinizmi, materyalizmi Mehdi (a.s.) talebelerinden başka kimse ezip yok edemez, gücü yetmez. Kim olursa olsun mağlup olur. Yani hadislere göre bu böyle görünüyor. Vazifeli bunlardır, Allah onlara ezme gücü vermiştir, yenme gücü vermiştir, onlara kuvvet vermiştir. Allah farz edelim Hz.Davut (a.s.) zamanında kimse o görevli Allah ona o gücü veriyor, başkasının gücü yetmiyor. Mesela Calut var çıkıyor, kimse yenemiyor Calut’u. Bir kişiyi görevlerdiriyorlar Davut (a.s.), geliyor pestilini çıkartıyor, mahvediyor yani, bitiriyor. Mesela Hz. İbrahim (a.s.), kimse başedemiyor Nemrut’la, birtek o başeder. Görevli, Allah ona o gücü vermiş. Darwinizm ve materyalizm de asrın taunudur, vebasıdır ve karşı hareketin, karşı düşüncenin dinidir, yani deccaliyetin dinidir. Materyalizmin dinidir, bu dine karşı hakkı ve İslam’ı savunacaktır mehdiyet ve mutlak galip gelecektir, yani ezicidir gücü. Dolayısıyla zaten şimdi bir tek bununla bitmez tabii o devam edecektir. Yani bu bir tek program değil yine olacaktır, yine ezeceğiz, yine çıkacaklar yine ezeceğiz. Artık pes edinceye kadar, yani çünkü her seferinde bir adamı sen pestil gibi eziyorsan, bir gelir, iki gelir, onuncuda pes diyecektir inşaAllah. Bir de direçlerine de şaşıyorum, biz tesadüf demedik diyor, Allah’ın Yarabbim, Güneş yok diyor, mantıkları alabora oldu. Amutta geziyoruz biz dünyada, ayağımız yok elimizin üstünde yürüyoruz şu an diyor. Kardeşim tesadüfün dışında ne kalıyor o zaman? Atomlar vardı diyorsun sen, çamur oldu, sular birbirine karıştı biraraya geldiler, protein oldu, o proteinler dünyanın çeşitli yerlerinden koşuştu bir araya geldiler, toplandılar, canlı hücre oluştu diyorsun sonra da televizyona çıkıp konuşuyoruz diyorsun. Konu bu ve bunların hepsi tesadüfler sonucu oldu diyorsun. Sen ilahi bir irade, bir gücü kabul ediyorsan zaten bitti. Bizim sana bir sözümüz yok inşaAllah. Kabul etmiyorsun onun için anlatıyoruz zaten inşaAllah.
SUNUCU 1: Hocam bir de biraz önceki soruda, onu bir düzeltme yapalım, şey diyor, daha az tecrübeli olan biri, daha çok tecrübeli olan birine öğüt verse.
ADNAN OKTAR: Ha az tecrübeli olan?
SUNUCU: Az tecrübeli çok tecrübeliye.
ADNAN OKTAR: Olur tabii niye olmasın. Çok tecrübeli olması bir insanın her şeyi çok iyi göreceği, çok iyi kavrayacağı anlamına gelmezki. Yani bu çok acayip bir şey olur tabii. Mesela adam fizik profesörü oluyor. Ama tıp doktoruna ihtiyacı vardır, herhangi bir asistan doktor, ondan çok daha iyi bilir. Ama ne bileyim mesela şöyle olabilir, şu anlamda diyor olabilir. Mesela cilt hastalıkları uzmanıdır, adam profesördür bir asistandan bilgi alabilir mi? Öyle diyelim, alır tabii onun görmediği yeni bir bilgiye ulaşmış olabilir.
SUNUCU 1: Farklı bilgilere sahip olabilir.
ADNAN OKTAR:Tabii çok normal onda bir şey yok. Yani bir gurur kırıcı, mahçup edici bir şey değil bu. İnsan herkesten istifade edebilir.
Devam edelim sorumuz var mı?
SUNUCU 2:‘’Değerli Hocam şu ayette Cennet ehlinden bazıları dünyada iken aileleri için de korku ve zülüm ortamında yaşadıklarını anlıyorlar değil mi? Cennette müminler aralarında şöyle konuşuyorlar. ‘Kimi kimine dönüp sorarlar, dediler ki: biz doğrusu daha önce ailemiz, yakın akrabalarımız için de endişe edip korkardık. Şimdi Allah bize lutüfta bulundu ve hücrelere kadar işleyen kavurucu azaptan korudu’ Şeyma.”
ADNAN OKTAR:Şeyma’ya maşaAllah. Şeytandan Allah’a sığınırım “Kimi kimine dönüp sorarlar, dediler ki: biz doğrusu daha önce ailemiz, yakın akrabalarımız için de endişe edip korkardık. Şimdi Allah bize lutüfta bulundu ve hücrelere kadar işleyen kavurucu azaptan korudu.” Tabii ama ailemiz, yakın akrabamız içinde onların durumundan dolayı da endişe ederdik. Yani onları, kurtarmak için, onların iyi olması için de anlamına gelebilir. “Şimdi Allah bize lutüfta bulundu ve hücrelere kadar işleyen kavurucu azaptan korudu.” Bu meyanda ayetler var. Yani çok fazla ayet var kardeşimizin, Şeyma Hanım’ın söylediği sözü anlatan ayetler var. Fakat buradaki ayette mesela insan karısı için, çocukları için endişe edebilir. Yani onların Cehennem’e gitmesinden tedirgin olur. Onları kurtarmak için bir gayret içerisinde, bir teyakkuz içinde olabilir. Kuran ona da bakıyor olabilir ama daha detaylı bir inceleyeyim ayeti. Bir dahaki sefere daha detaylı anlatabilirim ama ilk görünüşe göre öyle görünüyor, inşaAllah.
Şimdi ben bu vatandaşları yine takip edeceğim, biraz sonra program bitecek, 8 dakikamız var. Bittikten sonra internetten takip edelim. Ama Oktar Hocam seninle, benim de gidip şöyle Osmanlı ordusu gidip orayı bir darmadağan etmemizde fayda var. Şimdi bizim çocuklar şunları pestil gibi iyice bir açsınlar, Kayseri pestili gibi, geri kalan ufak-tefek bir şey kalırsa onlarıda biz tamamlarız, inşaAllah. Ama bugün onlara yettiler anladığım kadarıyla, gördüğüm kadarıyla.
OKTAR BABUNA:Siz olduğunuz zaman zaten infaz oluyor. Tam anlamıyla.
ADNAN OKTAR: Ben olduğumda hipnotize oluyorlar, psikolojik olarak zaten felç oluyor.
OKTAR BABUNA:Sizin adınızı söylediğimde dünyanın en ünlü evrimcilerinden Futuyma baygınlık geçirmişti. Kireç gibi oldu, bembeyaz oldu. Sadece isminizi söyledim o kadar.
ADNAN OKTAR: Niye? Çünkü orada ipliğini efendim ortaya koyacağız. O yüzden evet.
Kuran’dan bir ayet açalım. Bismillah, şeytan’dan Allah’a sığınırım 65. ayet Kehf Suresi: “Derken Katımızdan kendisine bir rahmet verdiğimiz ve tarafımızdan kendisine bir ilim öğrettiğimiz’’, ilm-i ledün, ilm-i batın, ‘’kullarımızdan bir kulu buldular. Hz. Hızır (a.s.), ebcedi 2010 tarihini veriyor, harflerin toplamı. Tabii tam 2010 tarihini veriyor. Bak yeni konuştuk Hızır (a.s.) kıssasını değil mi? Kehf Suresi’nden konuştuk, kardeşimize verdik direkt orası çıktı, maşaAllah. “Musa ona dedi ki: ‘doğru yol rüşd olarak sana göretilenden bana öğretmen için sana tabi olabilir miyim?’ senin öğrencin olabilir miyim diyor. ”Hızır (a.s.) dedi ki: Gerçekten sen benimle birlikte olma sabrını göstermeye güç yetiremezsin.’’ Bana talebe olmak kolay değildir, yapamazsın, diyor. “Böyleyken özünü kavramaya kuşatıcı olmadığın şeye nasıl sabredebilirsin?” Yani sen benim ne hikmetle, ne amaçla bunu yaptığımı çıkaramazsın, anlamazsın, bu sebeple de nasıl sabredeceksin diyor. Yani benim yaptıklarım doğru olacak ama sen onu göremeyeceksin diyor. Göremediğin için zahire göre hüküm vereceksin, ona sabredemezsin diyor. Musa (a.s.) diyor ki: “inşaAllah beni sabreden biri olarak bulacaksın, hiç bir işte sana karşı gelmeyeceğim’’ diyor. Hızır (a.s.)’a ‘sana tabiyim’ diyor. “Dedi ki: ‘‘eğer bana uyacak olursan’’ -Hocası olarak şart koşuyor- ‘’hiçbir şey hakkında bana soru sorma’’ -beni sorgulamaya kalkma. Mürşit sorgulanmaz, yani niye şunu yaptın, niye bunu yaptın. Yani Mehdi (a.s.)’ye de halk soracaktır, “niye şunu yaptın, niye bunu yaptın”. Olmaz, mürşit sorgulanmaz. Bir bildiği vardır ki yapıyordur. Ya güvenmezsin hiç yanına yanaşmazsın ama güveniyorsan tam tabi olursun ve hikmet ararsın. Değil mi? Yani mecbur değilsin, istersen gitmezsin ama güveniyorsan. Güvendim diyorsun, o zaman tam tabi ol. Allah’a inançta da böyledir. Allah’a inanıyorsan, Allah’ın yaptığı bir şeye itiraz etme o zaman. Yani değil mi? Adam diyor ki: “iman ettim Allah’a’’, Allah bir şey yaptığında da “niye Allah bunu yaptı” diyor, haşa, olmaz. “Dedi ki: eğer bana uyacak olursan, hiçbir şey hakkında bana soru sorma, ben sana ögütle anlatıp söz edinceye kadar.” Yani ben sana gerektiğinde onun hikmetini anlatırım, diyor. Mürşit sorgulanmaz, diyor inşaAllah. “Böylece ikisi yola koyuldu nitekim bir gemiye binince, o bu gemiyi parçaladı” diyor. Tahtalarını kırıyor, zemin tahtalarını kırıyor. “Dedi ki: içindekileri batırmak için mi onu deldin?” Bak, bismillah daha ilk başta. “Andolsun sen şaşırtıcı bir iş yaptın” diyor. Hızır (a.s.) “Dedi ki: Gerçekten benimle birlikte olma sabrını göstermeye kesinlikle (diyor bak kesinlikle ) güç yetiremeyeceğini sana söylemedim mi?” diyor. Musa (a.s.) diyor ki: ‘’beni unuttuğumdan dolayı sorgulama“ diyor. Beni affet, unuttum diyor. “Bu işimden dolayı da bana zorluk çıkarma.” Tabii bunlarda da hikmetler var bunları zamanı gelince açıklayalım. Bak “bu işimden dolayı bana zorluk çıkarma, dedi. Böylece ikisi yine yola koyuldular. Nitekim bir çocukla karşılaştılar. O, hemen tutup o çocuğu öldürdü.’’ Genç bir çocuk. ‘’Dedi ki: Bir cana karşılık olmaksızın tertemiz bir canı mı öldürdün?” Halbuki daha önce, kendisi de bir adam öldürdü değil mi? Kimse ona sormadı, yani niye öldürdün demediler. Değil mi? İstemez de sorulmasını çünkü Allah rızası için samimi bir gayretle insanları ayırırken, yumruk attı adama. Öldürmek kastı ile değil, ondan korunmak için attı ama adam öldü. Beyin kanamasından öldü Allah-u alem. “Andolsun sen kötü bir iş yaptın diyor.” Halbuki onu öldüren de Allah, onu öldüren de Allah. Değil mi? O da vahye dayalı, o da vahye dayalı oluyor. Mesela o gemi olayında da öyle, “gemiyi batırmak için mi?” Annesi onu tekneye koyduğunda mahvolsun diye mi gönderdi? Irmakta, Musa (a.s.)’yı koydu değil mi Sandığın içerisine, Sandıkla bıraktı. Mahvolsun diye yapmadı inşaAllah. Ne amaçla yaptı Firavun’un yanına gidecek. Allah onu koruyup kollayacak. Onun kurtulacağını biliyor. Burada da kurtarma amacı var, orada da insanı kurtarma amacı var. Bak aynı olay burada var. Değil mi? Orada mesela annesini sorgulamıyor Hz. Musa (a.s.) makul görüyor. O zaman Hz. Hızır (a.s.)’ı da sorgulamaması lazım bu da makul, inşaAllah. Ki o Sandık, annesinin çocuğu koyduğu Sandık, Firavun tarafından saklanmıştır. Hatıra olarak saklanmıştır. O sonra Musevilerin eline geçmiştir o Sandık. Hz. Musa (a.s.)’ın içine konduğu o Sandık. Sonra o Sandık üstü altın kaplanmıştır. Hz. Musa’nın o kutsal Sandığına çevrilmiştir. Tabii inşaAllah, dün resmini gösterdik boyut itibarıyla odur. O Sandıktır aynı Sandık, inşaAllah. Bu bir ilave bilgi.
OKTAR BABUNA:İlk defa anlattınız maşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR: Evet ilk defa anlattım.
SUNUCU 1:Harunyahya.tv sitesinden 24 saat yayınlarımızı takip edebilirsiniz. Soru ve görüşlerinizi bize ahirzamansohbetleri@hotmail.com adresinden gönderebilirsiniz, harunyahya.org ve harunyahya.net internet adreslerimizden Hocamızın tüm eserlerini ücretsiz olarak indirebilirsiniz. Bizi yarın 22:00’den itibaren harunyahya.tv internet sitesinden, Mavi Karadeniz Radyo’dan, ve Güneydoğu Olay TV ekranlarından takip edebilirsiniz. Yayınımıza harunyahya.tv internet sitesinden devam edeceğiz. Hayırlı akşamlar.
Kuran Tefsiri
Devamı ...
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Başlıklar
Devamı ...
Adnan Oktar Diyor Ki...
Devamı ...Basında Harun Yahya
Devamı ...Basında Harun Yahya
Devamı ...Türk-İslam Birliği Gelişmeler
Devamı ...