SUNUCU 1:İyi akşamlar sevgili izleyicilerimiz ve dinleyicilerimiz. Bu akşam harunyahya.tv Mavi Karadeniz Radyo ve Güneydoğu Olay TV’den canlı olarak yayınlanan Adnan Oktar’la Gece Sohbetleri programında yine sizlerle birlikteyiz. Birbirinden önemli konuların yer alacağı programımıza bilmediğiniz, merak ettiğiniz konulardaki sorularınızla siz de maillerinizle bize katılabileceksiniz. Konuklarım Harun Yahya müstear ismiyle yazdığı 300’ü aşkın kitabıyla tüm dünyaca tanınan yazar Sayın Adnan Oktar. Hoş geldiniz.
ADNAN OKTAR:Hoş bulduk efendim, sizler de hoş geldiniz.
SUNUCU 1:Hocam nasıl başlamak istersiniz?
ADNAN OKTAR:Ne yapalım, istersen İrem bize bir soru sorsun.
SUNUCU 2: Şarina Muhammed Amerika’dan bir soru yöneltmiş size Hocam. “Sevgili Adnan Hocam, önceki röportajlarınızda Hz. Mehdi (a.s.) ve Hz. İsa (a.s.)’ın etkisi ile bugün pek çok insanın İslam’a döndüğünü söylemiştiniz. Darwinizm’in ve materyalizmin çökmesi ile böyle bir etkinin oluştuğunu buna Hz. Mehdi (a.s.)’ın vesile olduğunu rahatlıkla düşünebiliyoruz. Fakat insanların İslam’a yönelmesinde Hz. İsa (a.s.)’ın ne şekilde bir etkisi oluyor olabilir bunu açıklayabilir misiniz?”
ADNAN OKTAR: Şimdi bu aralar Hz. İsa (a.s.) konusunu bir dondursun kardeşlerimiz. Bu önümüzdeki 10 yıl Mehdiyet ile ilgilidir. Hz. İsa (a.s.)’ın konusu 10 yıl sonra başlayacak. Yani ben onu açık net söyleyeyim. O zaman çünkü çok yoğun ellerinde delil olacak, hem anlattıklarım böyle olay oluştuğu için daha kanaatlerini getirecek konumda olacaktır. Ama şimdi Mehdiyet çağındayız ve hadislere uygun olarak olaylar gelişiyor. Yani Mehdiyet ile ilgili o kadar çok bilgi var ki binlerce hadis vardır, yüzlerce olay oluşmuştur ve hepsini detaylı olarak açıklama imkanımız var. Fakat Hz. İsa (a.s.) vahiyle hareket ettiği için, gizleneceği için şu an bilgi almamız mümkün değil, imkansız diyebilirim. Dolayısıyla yüzeysel olur bilgiler. Mesela ama bak açık söylüyorum, diyorum Hz. Musa (a.s.)’ın Kutsal Sandığı bulunacak. Mesela bu çok büyük bir olay bu yer yerinde oynatacak ve detay veriyorum. Çok ince detaylar veriyorum. Yapısını açıklıyorum. İçinde bulunacak şeyleri açıklıyorum, bunlar olacak. Hz. İsa (a.s.) son olarak tasdik için geliyor. Hz. Mehdi (a.s.)’ı tasdik edecektir, deccaliyetin ölüşünü tasdik edecektir. Yani Hz. İsa (a.s.)’ın o anlamda çok yoğun bir faaliyeti olmaz. Çünkü Hz. İsa (a.s.)’ın istediği Peygamberimiz (s.a.v.)’e ümmet olmaktır. Bu ümmete katılmak Hz. Mehdi (a.s.)’ın veziri olmak. Hz. Mehdi (a.s.) onore olmuş oluyor Hz. İsa (a.s.)’ın gelişi ile inşaAllah. Yani sebepler açısından, hikmetler açısından söylüyorum. Ve ahir zamanın tasdiki açısından, Hz. Mehdi (a.s.)’ın tasdiki açısından bu çok önemli bir delil olduğu için Cenab-ı Allah gönderiyor. İnsanların kanaat getireceği derecede mucize gösterecektir. Ama hiçbiri aklın ihtiyarını kaldırmaz. Makul görecektir insanlar yine de. Dolayısıyla Mehdiyet’e ağırlıklarını versinler bu 10 yıl kardeşlerimiz. Hz. İsa (a.s.)’ı da onun sevgisi ile ona olan muhabbetle, onun temiz yüzünü görmenin heyecanı ile beklesinler. Ama şu an ben ne desem görüşemezler. Mesela bak ben Hz. Hızır (a.s.)’dan da bahsediyorum. Hz. Hızır (a.s.)’la da görüşemezler şu an. Fakat Mehdiyet çok açık aleni bir olaydır. Allah onda kolaylık meydana getirmiş. Çünkü Peygamberlik gibi bir iddia olmadığı için Mehdiyet insanların gözünün içine baka baka gelişecektir ve karşı iddia da yapılamayacağı için Allah orada muhkem hale getirmiştir eze eze ilerleyecektir Mehdiyet. Açık olan budur. Ama Hz. İsa Mesih (a.s.)’ın yaklaşık 1400’ü bulan talebesi var. 1400’ü buluyor. İçinde kadınların da bulunduğu talebeleri vardır. Ama bakın o hazır kitaplardan istifade ediyor, bakın diyor ki hadiste “Sandığı açar, içinde Peygamberimiz (s.a.v.)’in mührü bulunan kitaplar bulur ve onunla o tebliğ vazifesini yapar” diyor. Yine Hz. Mehdi (a.s.)’a dayandığını görüyoruz, faaliyeti Hz. Mehdi (a.s.)’a dayandırdığını görüyoruz. Ve veziri zaten. Ama Hz. Mehdi (a.s.) mühim konularda ve birçok konularda onu danışman ve veziri olarak en iyi şekilde değerlendirecektir inşaAllah. Çok büyük bir saygısı ve sevgisi olacaktır tabii. Şiddetli sevgisi olur. Ama şu anda Hz. İsa (a.s.) çıkmış olsa bu adetullaha o kadar uygun olmaz. İnsanların gardı var şu an. Hz. Mehdi (a.s.) insanların gardını kıracak önce. Direnme gücünü kıracak. Öyle bir ortam olacak ki Hz. İsa (a.s.) geldiğinde herkes onu misafir olarak bağrına basacak halde olacak. Ama şu anda olursa bu olmaz inşaAllah. Ama mesela 2012’ler bütün kutsal kitaplarda, bütün kutsal yazmalarda değişmiş tahrif olmuş da olsa 2012 çok hayati bir dönemdir. Çok hayati bir dönem başlıyor 2012’den sonra. Ve devam edecek ondan sonra da. Mesela bu Hz. İsa (a.s.)’ın inişi gibi tabii onula kıyaslanmaz ama mesela Kutsal Sandığın bulunması çok müthiş bir heyecandır. Mesela taş tabletler, Hz. Musa (a.s.)’a gelen 10 emre ait tabletler bulunacak. Bu yani çok büyük bir olay. O devirden kalma onların kullandıkları mesela gömlek, ayakkabı gibi eşyalar Hz. Harun (a.s.) ailesine ait ve Hz. Musa (a.s.) ailesine ait eşyalar olacak. Bunlar çok büyük olaylar tabii, çok özel olaylar. Bir de bozulmadan kalmış olması da çok özel. Sandığın konumu açısından da fevkaladelik gösteriyor bu. Çünkü her ne olursa olsun zamanla bakterilerden falan çürür ayakkabı da olsa başka bir şey de olsa. Ama o sandığın o koruyucu vasfı da bir mucizedir. Mesela Hz. Nuh (a.s.)’ın gemisinin kalması nasıl şaşırtıcı değil mi? 5000 yıldan beri tak tak tahta ses veriyor, 5000 yıl dayanmaz bir şey. Dayanmış ve bilim adamları da kabul ediyor, “evet dayanmış” diyorlar. Yaş konusu onu da kabul ediyor 5000 yıllık. O da doğru. Yorumlayamıyorlar şu an. Her kafadan ayrı bir ses çıkartmaya çalışıyorlar. Net belli öyle olduğu. Fakat çok ağırlarına gitti, onu efsane gibi görürken, yani inanmazken onun çok gerçek olması. Çünkü dinin doğruluğunu da tasdikliyor. 3 dini de tasdik etmiş oluyor o yönüyle değil mi? O çok ağır geldi onlara, çok rahatsızlık verdi. Onun için panik halinde sürekli yazılar çıkarıyorlar. Ama bu olayı değiştirmez yani o kadar sarih ki. Daha da şimdi deliller olacak. Çünkü gemi birçok parçadan oluşuyor. İleriye doğru gemi devam ediyor. Daha oralara girilmedi diğer odalarına girilmedi. Şimdi oralara da girilecek. Daha büyük alametler görecekler. Dolayısıyla ahir zaman çok heyecanlıdır. Biraz dikkatli takip ederlerse. Mesela bakın dün HaberTürk’te ben iki tane bizim kardeşlerimizden biri Cihat, Dr. Cihat ona rica ettim onu gönderdim. Bir arkadaşım daha vardı onu da rica ettim onu da gönderdim. Onlar orta bilgiye sahiptirler. Orta altında bilgiye sahiptirler. Bakın Mercidabık Meydan Muharebesi gibi yerle bir ettiler gördünüz mü? Resimlerini suratlarını kapamalar falan tam anlamıyla pestile döndüler. Yine gelsinler yine aynı netice olur. Böyle pestil gibi açılırlar ki son noktayı daha koyacağız. O da ayrı mesele inşaAllah, inşaAllah. Mesela HaberTürk’e dün bütün Türkiye kitlendi. Bu nedir? Yani karşısındaki güç ne ve onun karşısındaki güç ne? Mehdiyetle karşıt düşüncenin çatışmasını gördü insanlar. Dolayısıyla ben de Hz. Mehdi (a.s.) talebesi olarak, arkadaşlarım da Hz. Mehdi (a.s.) talebesi olarak orada bir ezici bir zafer kazandılar ki bu daha bir safhası. Böyle çok fazla olacaktır, Hz. Musa (a.s.) nasıl yeniyordu herkesin gözü önünde? Yine aynı şekilde yenme olayları devam edecek inşaAllah.
SUNUCU 3: Hocam Nederim Kalli, Makedonya’dan göndermişler. “Selamun aleyküm Harun Yahya Bey” diye başlamışlar.
ADNAN OKTAR: Aleyküm selam ve rahmetullahi ve berakatühü.
SUNUCU 3: “İnternet sayfanızda bir tane makalenizi okudum. Samimi bir Müslüman sadece İslam’ın 5 şartı üzerine yoğunlaşmakla kalmamalı, aynı zamanda İslam’ın dünyaya hakim olması için çaba göstemesi de gerekir demiştiniz. Fakat bazı röportajlarınızda İslam’ı dünyaya hakim kılma görevini sadece Hz. Mehdi (a.s.)’ın mümkün kılabileceğini söylemiştiniz. Lütfen bu konuda biraz daha açıklama yapabilir misiniz?” demişler.
ADNAN OKTAR:Şimdi bu değerli kardeşimiz, yazan kardeşlerimiz de zaten bunu söylemekle Mehdi (a.s.)’a hizmet etmiş oluyor. Mehdi (a.s.)’ın etkisi altında olduğu görülüyor. Mesela dün Habertürk’teki program, Mehdiyet’in bir gösterisiydi. Bir güç gösterisiydi Mehdiyetin. Onlar bunun farkında mıydı? Değil. Farkında değil. Ama işte istese de istemese de Mehdiyete hizmet eder. Mesela dünya çapında Habertürk yayın yapıyor. Yani bunu Mehdiyet’e hizmet olsun diye mi yapıyor? Belki de istemiyor. Ama istese de istemese de hizmet etmiş oluyor. Böyledir yani, Mehdiyet bütün dünyayı mecburen kendi emrine alır Allah’ın dilemesiyle. Yani onların direnme gücü olmaz. Her ne olursa olsun; mesela doğuda, Ağrı’da Hz. Nuh (a.s.)’ın Gemisi bulundu. Gazetelerin hepsi haber yaptılar. Yani büyük sürmanşet haber yaptılar. Yani Mehdiyete hizmet olsun diye mi yaptılar? Ama bakın istese de istemese de hizmet ediyor. Yani buna gücü yetmez, direnemez. Mehdiyet zorla sürükler insanları. Yani olayın içine zorla sürükler. Allah’ın Cabbar ismi vardır. Adam direnemez ona. Mutlaka onun içine girecektir. Olaylarda da öyle. Mesela farz edelim Irak’ın işgali. Aleyhte gibi görünüyor ama yine Müslümanlar için büyük bir alamettir, Hz. Mehdi (a.s.)’ın çıkış alametidir. Yani Irak bugün çok dindar oldu. Daha önce çok alemci, böyle işte esrar içerler, kadın-kız oynatırlar, işinde gücünde olan tiplerdi. Bütün çizgileri değişti. Yani o felaket onlara bambaşka bir ufuk meydana getirdi. Allah’ı daha da derin düşünme, Müslümanlara daha derin sahip çıkma düşüncesini getirdi. Tabii bu bağnazlıkla beraber devam ediyor. Bağnaz düşünce de oralarda hakim. Yani aklı başında Müslümanlar da var ama bağnaz insanlar da var. Fakat yine diyorum, istese de istemese de Mehdiyete hizmet eder. Mesela Mehdiyetin hareket alanı Saddam devrinde mümkün değildi. Allah Saddam’ı kaldırdı, Mehdiyetin kapısını açmış oldu. Yani burada da böyle bir hikmet var. Şimdi başka alametler çıktıkça, olaylar geliştikçe insanlar bu heyecanı gittikçe katlamalı katlamalı katlamalı yaşamaya başlayacaklar. Yani bir çocuğun gelişmesi gibidir Mehdiyet. Önce küçük bir çocuk olarak doğar yani kundakta bir çocuk olarak doğacaktır Mehdiyet. Gittikçe o gelişir, gelişir, gelişir, gelişir delikanlı olur büyür ve olgunluk çağına gelir. İşte o zaman hakimiyet oluşur. İnşaAllah. Ve insanlar gözü önünde, bir insanı büyürken biz görebiliyor muyuz? Hiç farkına bile varmayız değil mi? İşte İslam’ın gelişmesi, İslam ahlakının hakimiyeti de böyle farkına varılmayacak gibi olacaktır. Mesela Türkiye’deki bakın, siyasi gelişmelere bir bakın. Yani ben yorum yapmayacağım. Bir 30 yıl evveline gidin, 30 yıl evveline gidin ve şimdiye bir gelin. 30 yıl önce İslam’ın konumu neydi Türkiye de, İslam anlayışı neydi? Şu anki konum nedir? Siyasi yapıda da etkisine bir bakın. Mehdiyetin gölgesinde gelişen bir yapıdadır işte bu. Yani bu bir siyasi görüşün, bir düşüncenin başarısı değil. Mehdiyetin başarısıdır. Yani insanlar onu öyle gibi görürler, derler ki, ne kadar güzel siyasi bir şey, taktik, manevra. Yahut ne kadar güzel siyasi bir çalışma. Bunun sonucunda oldu. Değil. Doğrudan Mehdiyetin zıl ve gölgesinde gelişen, Mehdiyetin meydana getirdiği atmosferde gelişen olaylardır. Mehdiyet zeminini oluşturur, tabii zeminini oturtturur, tabanı tam sağlar. O taban üzerinde Allah olayları geliştirir. Yoksa insanların böyle bir şeye gücü yetmez yani böyle bir olay olmaz. Adetullahın içerisinde oluyor ama, harika tarzı oluyor. Akılcı düşünüldüğünde bu görülür.
SUNUCU 2: Bir süreç içerisinde. Yani hepsi adım adım oluyor.
ADNAN OKTAR:Tabii. Bakın her şeye zamanla şaşırmadı mı halk? Birçok şeye şaşırmadık mı? Ben bile şaşırdım. Bak dindar olduğum halde, ben gelişen siyasi atmosfere şaşırdım. Bakın hatta örnek vereyim, Baykal’ın Peygamberimiz (s.a.v.)’i öven, İslam’ı, Kuran’ı öven sözlerine bütün Türkiye şaşırmadı mı? Halbuki normal Müslüman evladı, yani Müslüman bir insan. Ama herkes hayretler içinde kaldı. İşte bu Mehdiyetin bir gölgesidir. Mehdiyetin zıl ve gölgesi altında gelişiyor bu olaylar. Mesela bu çok acayip bir olaydır. Tabii sonraki olaylar onlar da onun kaderinde. Yani onlarda da hikmetler var, hayırlar var. Allah onu yapıyorsa, bu gelişmeleri sağlıyorsa mutlaka bir hayırla ve hikmetle yaratıyordur. İllaki hatta bakın Deniz Baykal için de hayır var. Mesela ona şer gibi görünüyor ama bu belki, mutlaka hayır var. Yani CHP için de hayır var, memleket için de hayır var, mutlaka hayır var.
SUNUCU 1: Bu arada izleyicilerimiz soru ve görüşlerini ahirzamansohbetleri@hotmail.com adresinden bizlere gönderebilirler. Harunyahya.org ve Harunyahya.net adreslerinden Hocamızın tüm eserlerini ücretsiz olarak indirebilirsiniz.
ADNAN OKTAR:Kardeşlerimiz bana güvensin. Ben bayağı aklı başında bir insanım. Öyle hurafe, anormal izahlar, akılsızca izahlar bunların hiçbirine kanmam ben. Ama doğruyu gördüğümde ben zaten beynim kabul eder onu. Yani beynime ben direnemem. Hayatta yapamam, benim bir özelliğim vardır. Beynim bir şeyi kabul etti mi istediğim kadar telkin yapayım beynim ne diyorsa ben ona uyarım. Mesela bak evrim teorisi gerçekten akıl almaz bir yalan ve sahtekarlık. Ama akıl almaz, inanılır gibi değil mucize. İnsanların buna inanması şok olay, yani şok. Mesela koskoca insanlar çıkıyor, gözümün içine baka baka diyor ki tesadüfen olmadı ama tesadüfen oldu diyor. Kardeşim bu nasıl bir mantıktır? Diyoruz ki “bir şuurlu varlık bunu yaptı mı?” diyoruz “yok” diyor. “Bir akıllı müdahale var mı?” “yok” diyor. Peki nasıl oldu diyoruz? “Tesadüfen olmadı” diyor. Allah Allah. Kardeşim bu nasıl bir mantıktır. Şimdi bak fincanı buraya arkadaşımız koydu değil mi? Ya tesadüfen gelmiştir buraya ya şuurlu bir varlık bunu buraya getirmiştir, değil mi? İkisi de değil. Yani kardeşim etme çatma Allah aşkına. Ne evet ne hayır, ne siyah ne beyaz. Olmaz böyle şey. Bu demagojiyi bırakacaklar. Mesela diyorlar ki “insan maymundan geldi demedik” yani demagojiye ne gerek var? Maymundan kasıt kıllı kılçıklı anormal bir mahluk kastediyorsun. Maymun de taymun de ne dersen de buna yani ne demagoji yaparsın? Ve bal gibi tesadüf dedikleri halde, “biz tesadüf demedik” diyorlar. O zaman yaratılışı kabul ediyorsun. Onu da “demedik” diyor.
SUNUCU 2: Ne diyorlarmış o zaman Hocam?
ADNAN OKTAR:Şimdi tesadüfü süslüyorlar, yani bilimsel tesadüf. Ona getiriyorlar. Yani birgün atomlar duruyormuş suyun içerisinde, bilimsel bir tesadüf. Diyor ki mesela; “tesadüf değil” diyor “yanardağdan bir taş sıçradı” diyor. “Bu tesadüf mü?” diyor, “geldi o suyu fışkırttı oraya ileriye doğru gitti” diyor. “Çamurun üzerine geldi” diyor “su” mesela. Ee diyoruz, “oraya bu sefer güneş ışınları geldi oradaki molekül yapılarını bozdu” diyor. “Bu nasıl oldu?” diyoruz, “ama Güneşin oraya gelişi bir plan dahilinde oluyor zaten” diyor. “Kardeşim” diyoruz, çelik gibi sinir olması gerekiyor bunlarla konuşurken. “Nihayetinde sen tesadüf demiyor musun buna”, “demiyorum” diyor. Allah Allah. “Ne diyorsun?” diyoruz. “Şuurlu bir varlık mı?” “Onu da demiyorum” diyor. “İkisinin arasında bir şey” diyor, “anla artık neyse” diyor. Böyle olmaz, bu bal gibi demagoji. Net söyleyecek, kardeşim bu “ya tesadüf diyecek” veyahut değil, “yani bir Yaratan var” diyecek. Utanıyorlar çünkü. Evrim teorisinin tamamı tesadüfe dayalı olduğu için, çok aşağılayıcı buluyorlar bunu, çok küçük düşürücü. Çünkü ilkokul çocukları bile dalga geçiyorlar. “Tesadüf neyi yapar ki bunu yapsın” diyorlar. Ondan kurtulmak için bir ara demogoji ve böyle dil dolandırma yöntemi, laf cambazlığına çevirmişler olayı. Bakın bunun üzerine çok ciddi gidebilirler. Hep demagoji üzerine kurulu. Şuurlu bir güç yoksa, tesadüf vardır. Bu maymun konusunda da bak, maymun da ağırlarına gidiyor. Kardeşim “kıllı kılçıklı tüylü bir mahluk” diyelim o zaman, ne diyelim isim yani niye maymunun üzerinde duruyorsun?
SUNUCU 2: Nesne önemli değil zaten orada.
ADNAN OKTAR:Antipatik gelecek ya millete, maymun. Kibarlaştırma olacak. Bir de Darwinistler genellikle dinsiz oluyorlar. O çok bunaltıyor onları. Kardeşim sen tesadüfler sonucu dünyanın yaratıldığına inanıyorsan, tabii ki din ile alakan kalmaz. Kuran’da doğrudan Yaratılış var, net. Çünkü Cennette huriler var, vildanlar var, gılmanlar var, bunlar evrimle mi yaratılıyor? Değil. Cennetin elbiseleri var, tahtları var, her türlü malzeme var, dünyadaki bütün malzemelerin en mükemmeli var Cennette. Bunlar evrimle mi oluyor? Değil. Melekler, cinler var. Bunlar evrimle mi oluyor? Bunlar da değil. O zaman niye demagoji yapıyorsunuz?
SUNUCU 1: İnanmıyorlar ki, inanmadıkları için.
ADNAN OKTAR: Hayır açıkça söylesin, bunda bir şey yok ki.“Ben dine inanmıyorum arkadaş” desin. Olabilir. Allah zaten “var” diyor, “dine inananlar var, inanmayanlar var” diyor. Dürüst olsanıza. Evrimci olduğunu söylersin, dine de inanmadığını söylersin, saygı duyarız. Bir şey yok. Açıkça dürüstçe söyle. “Her şeyin tesadüfen olduğuna inanıyorum” de. Niye demagoji yapıyorsun da kendini küçük düşürüyorsun? Öbür türlü insan yine saygı duyar. Tamam klasik dinsizdir, olabilir bir düşünce. Ama burada bir de doğru söylememe var, dürüst olmama var. Bu çok çirkin.
SUNUCU 2: Hocam bir de kendi söylediklerinin temelsizliğinin kendileri de farkındalar ki, kendilerini daha farklı bir noktada ifade etmeye çalışıyorlar o zaman, öyle değil mi?
ADNAN OKTAR:Halkın böyle antipatik görecekleri şeyleri kendilerince düzenlemeye çalışıyorlar. Yani mesela tesadüf çok rahatsız ediyor onları. Evrime inanan, Allah’a inanmaz, inanamaz düşüncesi çok rahatsız ediyor. Bir de maymun olayı çok rahatsız ediyor. Onları kendilerince düzeltmeye çalışmışlar. Benim anladığım, çalışıyorlar. Ve dürüst olmayan bir görünüm alıyorlar. Ve o yüzden de çok sinirliler dikkat ederseniz. Bak bizim çocuklar sürekli tebessüm ediyor, neşeliler. Çünkü çok eminiz biz kendimizden. Onlar bir suçlu telaşı içerisinde yani acıyarak seyrettim dün. İnanılır gibi değil. Atomlar tesadüfen bir araya geliyorlarmış, proteinleri meydana getiriyorlarmış. Ve proteinler de toplanıyorlarmış hücreyi yapıyorlarmış. Hücre de sonra kol, bacak çıkarıp, göz yapıp Habertürk’e gidip röportaj yapıyor. O tesadüfen oluşan, çamurdan oluşan hücreler Habertürk’de gelip bizle muhabbete başlıyorlar. Ve kendilerini nasıl çamurdan olduğunu, tesadüfen olduğunu çıkıp televizyonda anlatıyorlar. Bakın Alice Harikalar Ülkesinde gibi. Bakın düşünün çamurlu bataklı bir ortam var. Bir süre sonra diyoruz ki, adam “şimdi bu çamur bataklık ortamdan bir süre sonra bir el hareketi yapacağım” diyor. Yani “mesela 100 milyon, 500 milyon yıl geçecek” diyor. “Bir zaman makinesine sizi bindireceğim”, diyor. 500 milyon yıl bu çamurun içindeki bu atomlar sonra gelip diyecekler ki, “biz nasıl olduk burada tesadüfen. Bu bataklık dedemiz demek ki diyecekler, bataklığa, değil mi? “Bir atamızın yurduna dönelim” diyecekler. Bataklığa, nasıl olduğunu anlayacaklar.
SUNUCU 2:Hocam zaten şu an, günümüzde bilgiye ulaşmak çok kolay. Herkes istediği bilgiye her şekilde ulaşabilir ve birazcık bilimsel verileri biraz değerlendirdiği zaman insanlar fizikti, kimyaydı bunları biraz deştikleri zaman, ben kendi bölümümden dolayı biraz biliyorum ama insanlar biraz bununla ilgilenseler bile zaten böyle yapıların asla tesadüf gibi bir şeyle oluşamayacağını çok net görecekler ki zaten. Ve mümkün değil, çünkü öyle zincirler, öyle yapılar, öyle kimyasal bileşimler var ki yani en basitinden herkesin bildiği su var mesela. Biri yanıcı, biri yakıcı olan bir şey nasıl bir araya geldiğinde patlamaz da, bir şey olmaz da, söndürücü bir şey ortaya çıkar. Bu bir kere herkesin en azından bildiği çok bariz bir şey. Öyle değil mi yani bu nasıl tesadüfi olabilir ki?
ADNAN OKTAR:Şimdi aslında bunların dünyada en çekindikleri kişi benim. Fellik fellik kaçıyorlar. Böyle göz göze dahi gelemiyorlar. Onun için korku şoku yaşamasınlar diye bilinen kardeşlerden göndermedim ki, bilmeyenlerden gönderdim ki biraz daha psikolojik olarak daha rahat olsunlar. Çünkü öbür türlü elleri ayakları boşalıyor böyle. Pilokronik hareketler başlıyor. Beni görse zaten felç olurlar Allah-u alem. Tamamen nutukları tutulur. 15-20 dakika bile sürmez. Bu kadar konu uzamaz. Bizim çocuklar çok yine uygun davranıyorlar. Çünkü ben can alıcı noktalardan girerim. Bizim çocuklar yayarak konuya giriyorlar. Genel tabandan mesela bir konuya çok geniş analiz ederek. Ben kısa, özlü ve tepeden yani direkt yıkacak şekilde hareket ederim. Onun için hiçbir şekilde yanaşmıyorlar. Mesela ben onlara sorsam desem ki, “Beni görüyorsunuz, ben de sizi görüyorum. Nasıl oluyor?” İşte diyecekler “sizden ışık ışınları geliyor gözümüze, ters çevriliyor retinada elektrik enerjisine dönüşüyor ve kablo götürüyor beynimize o elektriği veriyor.” Kablo sinir, etten bir kablo. Elektriği getirip verdi. Şimdi elektrik orada duruyor. Şimdi ne işe yarar elektrik, gitti oraya tamam. Görme merkezine geldi elektrik. Şimdi onu görecek bir göze daha ihtiyaç var. Ama gerçek göze ihtiyaç var bu sefer. Yani o elektriği görüntü olarak görecek bir mucizeye ihtiyaç var. Bakın elektrik kablosunun ucuna bakacak ve o kabloya baktığında bir anda bir dünya alem görecek. 3 boyutlu çok net, tam renkli, ışıklı bir alem görecek. Çünkü oraya gelen kablo simsiyah, karanlık, hiçbir şey yok. Elektrik enerjisi o. O kadar, çok hafif. Amperi çok düşük. Çok flu yani pil elektriğinden de düşük yani çok çok zayıf elektrik oraya geliyor. Ama onun karşısında bir göz var. Bir bakıyor 3 boyutlu bir dünya görüyor. Mesela şu an dünyanın en kaliteli televizyonundan daha net görüyorsunuz beni. Beynin içinde. En kaliteli, şu kaliteye daha ulaşamadı hiçbir firma. Yani dünyadaki bütün teknolojiyi kullanıyorlar. Görüyorsunuz televizyonu mutlaka fludur. Ama beynindeki şu an oluşan görüntü tam net. Teknik olay nedir, biliyor musunuz? Bir kablo, küçücük bir elektrik kablosu geliyor, ete elektriği veriyor, onun karşısında bir göz var. Bu gözü bize anlatsınlar, oturup öbür gözü anlatacaklarına. O gözü zaten hiç anlatamıyorlar. Birinci gözü anlatamıyorlar, bu zaten ortada olan bir göz yok burada. Asıl mucize burada. Gerçek göz bu ayrıca. O göz, anlattıkları göz komple kör. İnsan gözü hiçbir şekilde görmez. Kördür. Beyne kadar sadece elektriği ileten makinedir. Etten bir makinedir. Göze o elektrik geldiğinde o elektriğin karşısına geçen bir varlık var. Ve bu elektriği karanlık elektriği pırıl pırıl aydınlık ve sesli, 3 boyutlu sesli, görüntülü mükemmel bir film olarak bize gösteren bir sistem var. Bir yapı var. Tabii ruh. Evrimcilere bunu sorduğumuzda “bu bizim alanımız değil” diyorlar.
SUNUCU 1:Bilim adamları ortaya koyuyor aslında. Bununla ilgili bir araştırma da var. Birisine mesela ben Ayla’ya bakıyorum şu an ve kafamda onun görüntüsü oluşuyor. Sonra ben gözlerimi kapatıp Ayla’yı düşünüyorum ve kafamda yine aynı yerde, aynı görüntü oluşuyor. Ve bu makinelerle tespit edilmiş, ona bakarken beynimde oluşan görüntüyle, aydınlanan kısımla gözlerimi kapatıp aynı kişiyi düşünürken oluşan görüntü birbirinin aynısı oluyor. Aynı yerde aynı şekil oluşuyor. Bu da aslında gözün hiçbir şekilde görmediğini, beynin gördüğünü gösteren bir araştırma.
ADNAN OKTAR:Çok güzel mesela. Ben bu konuda seninle konuşmadım ama, o senin kendi tespitin çok güzel maşaAllah. Gözümüzü kapattığımızda istediğimiz ülkeye gidiyoruz. İstediğimiz görüntüyü görüyoruz. Rüyamızda da değil mi? Mesela rüya görüyoruz. Mesela adamın anneannesi hastalanıyor, evcek telaş ediyorlar. Arabaya biniyorlar falan. Hatta cankurtaran çağırılıyor yani acayip rahatsız oluyorlar. Yüzde yüz emin olduğundan. Orada desek ki “kardeşim bu görüntü, nereden çıkarttın? Böyle bir şey yok” yani anormal kızar rüyasında. “Nerenin görüntüsü. Adam görüyorsun hastalandı” diyecek. Hastaneye gidiyoruz arabayla. Görüntü olur mu? Hatta gelip tokatlayacak belki de “kendine gel” diyecek, değil mi? Ama görüntü. İşte bu dünya da böyledir. Allah onun için her gün rüyayı gösteriyor. Dışarıda madde vardır. Ama insanların anladığı tarzda değildir. Bir kere saydamdır dışarıda madde, bir. Bunu bütün bilim adamları toptan söylüyorlar. Atomun yapısından dolayı. Ve renk yok. Bakın bir de ışık yok. Simsiyah karanlık. Yani güneş tamamen zifiri karanlıktır. Sadece dalga gönderiyor. Ve dalgayı bizim gözümüz ışık olarak yorumluyor. Kardeşim Hz. İsa (a.s.)’ın inişi gibi bir mucize değil mi bu? Beynin içinde şu kadarcık bir elektrik kablosu. Artık tüyden daha ince bir kablo çok çok daha ince bir kablonun ucundaki elektriği biz alem ve dünya olarak görüyoruz. Hatta Güneş’e bakıyor adam. Böyle bir bakıyor, “Milyonlarca kilometre uzakta” diyor. Halbuki Güneş kafasının içerisinde yaratılıyor. Var dışarıda Güneş ama öyle değil dışarıdaki Güneş. Beyninin içerisinde Allah yaratıyor. Mesela Ay’a bakıyor, “Ne kadar güzel Ay” diyor, “çok uzakta” diyor. O da beyninin içerisinde. Zaten gözüne yandan bir bastırıyor, hafif, Ay bir oraya gidiyor, bir buraya gidiyor, bir oraya gidiyor, bir buraya gidiyor. Hani sen gözünle görmüştün, hani o Ay oradaydı, değil mi? Demek ki senin Allah beyninde yaratıyor, Ay orada ama sen onu görmüyorsun. Allah’ın yarattığı Ay’ı görür insanlar, Allah’ın yarattığı Güneş’i görür, Allah’ın yarattığı insanları görür. Dışarıdaki aslını göremez. Dışarıdaki aslını Allah görür. Mesela bak, bu konuyu orada anlatsak Habertürk’te, tabii anlarlar mı bilmiyorum. Bir de o da sorun tabii. Umarım anlarlar, yani hiçbir şekilde cevap veremeyecekleri ve felç olacakları bir konu.
SUNUCU 2:Şimdi onu bize okulda onunla ilgili bir şey anlatmışlardı. Biz ışık olan ortamda bu görme olayı gerçekleşiyor ya, ışık varsa bir ortamda biz orada görebiliyoruz. Nesnelere de ışık yansıdığı zaman o nesnenin gerçekte hani sizin dediğiniz gibi biz gerçek halini görmüyoruz ya, onun işte gerçek halinin üzerine ışık geldiği zaman onun hali değişiyor ve biz onu değişmiş olarak görüyoruz. Üzerine çünkü ışık gelmese zaten biz göremeyeceğiz. Işık geldiği zaman da onun kendi hali değiştiği için dolayısıyla biz onun asıl halini zaten göremiyoruz. Dediğiniz gibi kafamızın içerisinde oluşan, onun yaratıldığı şekilden çok, Allah’ın bizim kafamızın içerisinde yarattığı şeklini görebiliyoruz. Zaten bunların hepsi bilimsel deneyler yani.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah. Zaten hepsi ittifak halinde bu konularda. Arkadaşlara, çocuklara baktım yani düşünce ufukları çok dar ama çok çok abartılı dar. Onları onlara göstermek lazım, nerelerde ne kadar dar düşündüklerini göstermek lazım. Çok sathi ve çok yüzeysel düşünüyorlar. İşte çamurlu su vardır, tesadüfen atomlar bir araya gelir, protein olur, protein de et olduğuna göre birleşir hücre olur. Hücre neden oluyor? İnsanın eti veyahut başka hayvanların eti neden oluyor? Proteinden oluşuyor, proteinler bir araya geldiğine göre demek ki hücre yapıyorlar. Yani protein eşittir hücre gibi düşünüyorlar. “Ne var? Koful da yapar, mitokondri de yapar, efendim golgi cisimciği de yapar. Yapar yani bu nedir? Tabii bir şey” diyor. Peki göze neden ihtiyaç duyuyor, göz görmeye? Çünkü bakın çamurdaki atom kör, atom hiçbir şey bilmez. Yani neden göz, görme kararı alıyor bu? Ve tam renkli, üç boyutlu, görme kararını nasıl alıyor bu çamur, atom değil mi? Ve hatta insanların farkına varamayacakları kadar mükemmellikte. Görüntünün şu an insanlar farkına varıyor mu? Beyninde bir görüntüyü seyrettiğini bilmiyor insanlar, yüzde doksan dokuzu bilmiyor. Dışarıda zannediyor, aynısını gördüğünü zannediyorlar, bilmiyor. Dışarıda aslı var ama gördüğü başka inşaAllah. Ses de öyle, mesela dünyanın en kaliteli müzik aletlerinde mutlaka bir hışırtı ve kalite bozukluğu oluyor ama kulakta, bütün kulaklar sağırdır onu da söyleyeyim önce. Kulak kepçesi sadece ses dalgalarını toplar ve onu elektrik enerjisine dönüştürür ve kabloyla alır beyne götürür. Kulak ondan sonra devreden çıkar, kulak bir daha karışmaz. Adam diyor ki “ben” diyor, “kulağımla duyuyorum” diyor. Kardeşim kulağın sağır. Duymaz senin kulağın. Kulak bir etten alet. Beyninin içine gider o elektrik, o elektriği duyan bir kulak var, içeride ikinci bir kulak var asıl kulak, gerçek kulak. Bak evrimciler ne bize gerçek gözü anlatıyorlar, ne gerçek kulağı anlatıyorlar. Değil mi? Ne gerçek burunu, ne gerçek dili anlatıyorlar. Burun da öyle kimyasal reaksiyon meydana getirir yabancı maddeler. Yani neyse artık o dokunan, gaz olarak gelen maddeler. Elektrik enerjisine dönüştürür burundaki hücreler, alır beyne götürür. Hiçbir burun koklama gücüne sahip değildir, hiçbir burun. Elektrik götürür, bırakır elektriği. Beyindeki burun onu koklar, gülü koklar, karanfili koklar. Burun anlamaz karanfilden. O, burnunda oluyor zannediyor. Evrimciler mesela bu konuya hiç girmiyorlar, Lenin’in de tavsiyesi var, “aman sakın” diyor, “buraya bir girerseniz boğulursunuz” diyor. Yani “sakın buraya yanaşmayın” diyor. Kardeşim oraya yanaşma, buraya yanaşma, nereye yanaşacağız peki? Olur mu öyle şey? Dolayısıyla bunlar alanı boş bulmuşlar, dünyanın her yerinde at oynatmışlar. Benim, aklım durdu bunları görünce. “Ben” dedim “size yapacağımı bilirim”. Önce en ağa babaları Fransa’ydı, orayı bir gece baskınıyla dümdüz ettik. Yani çok sayıda Yaratılış Atlası gitti. Cumhurbaşkanlarına, Başbakanlarına, parlamento üyelerine, profesörlerine, sanatçılarına, hepsine. “Fransa’ya gökten felaket yağıyor” diyor, Fransız basını. Böyle “gece baskını” diyor, “atom bombası” diyor, “bomba etkisi yaptı” diyor. Yani başlıklar hayret edilecek şekilde Fransız basınında. Yüzlerce, binlerce haber çıktı ama geç kaldılar. Yani Avrupa Birliği Komisyonu’nda tedbir almak için bir şeyler yaptılar. Kardeşim, Türkiye’de bir söz vardır, “atı alan Üsküdar’ı geçti” diye, inşaAllah. Bundan sonra dünyayı aldatmaları mümkün değil, imkansız. Sadece benim gelişimi ve onları ezişimi bekleyecekler, o kadar. Şu an felç oldular, hipnotize oldular. Hani mesela bir kaplanı gördüğünde bir hayvan nasıl hipnotize oluyor, kaçamıyor. Yani kanı tutuluyor hayvanın böyle ne ileri, ne geri gidebiliyor. Şimdi bunların da kanı tuttu. Ne ileri ne geri gidebiliyorlar, panik haldeler ve müthiş sinirliler. Çıtır çıtır hepsini ezeceğiz, yani teker teker. Hiçbiri kurtulamaz, yani göz göre göre bütün dünyayı aldatmışlar. Ben bunu yanlarına bırakmayacağım. Bir kere bu konuda özür dileyecekler, dürüst, samimi olacaklar.
SUNUCU 3:Sorumuz var. Eşref Cantan göndermişler. “Sayın Hocam, evrimciler laboratuvarda yaptıkları deneylerle kendilerince övünüyorlar. Bu deneylerin hepsi zaten yaratılışı ispat ediyor. Ama benim bahsetmek istediğim ayrı bir konu var. Evrimciler laboratuvarları yaratanın Allah olduğunu hiç düşünmüyorlar değil mi Hocam?” demişler.
ADNAN OKTAR:Bakın takipçilerimiz maşaAllahları var. Yani bir şey anlattığımda hiç unutmuyorlar, akıllarında çok güzel kalıyor. Hayret ediyorum, mesela iki yıl önce anlattığım bir konu oluyor. Mesela iki kelimeyle geçiyorum ben, birkaç kelimeyle geçiyorum. Asla unutmuyorlar, bakıyorum onu yerli yerince kullanıyorlar. Şimdi adam laboratuvara giriyor, mesela evrimci adam, arkadaşları da var. Beyninin içerisinde laboratuvarın görüntüsü oluşuyor. Monitörden laboratuvarını izleyebilir. Çünkü laboratuvar ortamı simsiyah karanlıktır ve saydamdır ve renksizdir. Beynine gelen Allah’ın getirdiği bilgiyle laboratuvarı görüyor ve Allah’ın beynine götürdüğü görüntüyle de Allah hakkında görüş bildiriyor. Bu görüşü de ona yine Allah veriyor. Yani onun yapacağı hiçbir şey yok. Mesela akşam çocuklar çıktılar ya Darwinist, evrimci çocuklar, bunların hepsi Allah’ın emriyle hareket ettiler, yani kaderleri böyle bunların. Ne bir kelime eksik konuşabilirler, ne bir kelime fazla konuşabilirler. Mesela yüzünü kapatıyor ya, saçlarını çekiştiriyor falan. Onlar onun kaderinde, yani aynısıyla yapacaklar. Mesela bizim çocukların konuşmaları da kelimesi kelimesine onların kaderinde. Onun dışına çıkamazlar. Mesela ben şimdi burada konuşuyorum, bu da benim kaderimde, yani tek kelime eksik veya fazla konuşamıyorum. Hani sen dedin ya unuttum konuşacağımı. Allah bir anda unutturdu, aklına gelemez, istediğin kadar uğraş, yani yetmiş sene beklesen aklına gelmez. İllaki Allah, nutku veren Allah -ayet vardır- onu sana ilka edecek. “Siz dilemeden önce Allah diler” diyor, Allah ayette. Yani biz önce dileyemiyoruz, biz önce konuşamayız, önce Allah konuşturur, sonra bizde tecelli eder o. Yani “bunların hepsi” diyor Allah, “bir Kitap’ta yazılıdır”. Bir ana Kitap’ta yazılıdır, yani kaderde bellidir.
SUNUCU 2:Ama Hocam yani kötü sözler, kötü düşünceler, bunlar nasıl oluyor o zaman?
ADNAN OKTAR:Firavun’u Allah yaratır, Hz. Musa (a.s.)’ı da Allah yaratır. Firavun ile Hz. Musa (a.s.)’ın mücadelesini de Allah yaratır. Mesela Nemrut’u Allah yaratır, aynı anda yaratıyor ikisini de zaten. Nemrut’la Hz. İbrahim (a.s.)’ı aynı anda yaratıyor. Deccal ile Hz. Mehdi (a.s.)’ı aynı anda yaratır, yani deccale eğer o gücü vermese zaten Hz. Mehdi (a.s.)’ın bir vasfı olmuyor, yani o yönde, mücadele vasfı olmaz.
SUNUCU 3:O zaman yani her iki durumdaki insanı da sınamak için mi böyle yapar?
ADNAN OKTAR: Şimdi şöyle söyleyeyim, Allah sultanlar sultanıdır, ledün konusunda, ledün ilminin sultanı Allah’tır, yani en büyük O’dur. Hepsinin üzerindedir ve hepsini yaratan O’dur. Hepsinin üzerinde derken diğer yarattıklarının da üzerinde anlamına geliyor ama sanki onu başkası yaratıyormuş gibi değil. Onu da Allah yaratır, hepsini Allah yaratır. Mutlak güç sahibi Allah’tır. Mücadele dünyayı güzelleştiriyor. Mesela, biz burada konuşamazdık eğer deccaliyet olmasa, yani Darwinizm, materyalizm olmasa ben bunun mücadelesini veremezdim.
SUNUCU 3:Zaten Cennetten farkı kalmazdı o zaman dünyanın.
ADNAN OKTAR:Yani monotonlaşır dünya. Güzellik kırılır, yani yüzde doksan oranında, doksan beş oranında kırılır en az. Yani güzellik çok azalır. Çünkü mesela benim bir şevkim ve gayretim ve cesaretim var. Mesela bu güzelliktir. Allah’tan başka kimseden korkmam. Mesela bu bir güzelliktir. Temkinli, derim “bu kadar mahkeme açıyorlar, bu kadar iftira atıyorlar, bu adamların şakası olmaz” -açıyor derken, hakimleri, savcıları tenzih ederim yani organize edenleri söylüyorum- “bunlarla ben uğraşmayayım, işte tımarhaneye gidiyoruz, Akıl Hastanesine gidiyoruz, hapse gidiyoruz. Bunlar belalı işler, ben geri çekileyim” diyebilirim, değil mi? Ben ne diyorum, “yağmur gibi yağsın” diyorum, yani “beşer beşer, onar onar gelin, iflahınızı keserim” diyorum Allah’ın izniyle. Nedir bu? Bir güzelliktir. Benim karşımda hiçbir güç olmasa, ben de mücadele etsem, ne bu, ne olmuş oluyor, bana sorarlar, “ne ile mücadele ediyorsun?” diyecekler. Yani bir vasfım da olmaz. Karşımdaki güç ne kadar çetin olursa, ben o kadar güzelleşirim, o kadar iyi olurum. Ve o kadar manevi yönden dirilirim ve meydana gelen ortam da o kadar heyecanlı ve güzel olur. Mesela bak, Hz. Mehdi (a.s.) öncüsüyüm, Hz. Mehdi (a.s.) talebesiyim. Deccaliyet olmasa ben kimle savaşıyorum, mücadele ediyorum, yani bunun bir anlamı kalmaz. Bu ledün ilmidir, yani Allah onu böyle güzelleştiriyor. Mesela ölümü yaratıyor Allah, ölümü yaratmasa bambaşka bir sistem olurdu, çok değişik olurdu. Mesela ölüm bütün insanları Ahirete çekiyor, Allah’ı düşünmeye onları yaklaştırıyor. Mesela acılar, başka olaylar, elemler hep Allah’a yaklaştırmak içindir. Ama zahirinde bunu insanlar anlayamazlar, yani ilk bakışta bir kısmı anlayamayabilir. Ama hikmet gözüyle, rahmani gözle bakan gün gibi görür. Psikolojik nedenlerden seviyoruz birbirimizi dikkat ederseniz. Yani kişilik kaynaklı seviyoruz. Yoksa etten, kemikten dolayı birbirimizi sevemeyiz, öyle bir şey olmaz. Yani hatta et, kemik insanı korkutabilir bile, Allah dilese korkarsın ama Allah bir muhabbet ve sevgi veriyor. Bunun kökeninde birçok manevi unsur yatıyor. Mesela güzel konuşmak, hareketlerinde düzgün olmak. Değil mi? Nezih olmak, fiziki temizlik, vefalı, sadık olmak, yani saymakla bitmeyecek belki de güzel ahlaka ait özellikler. Buna karşı da Allah zıtlarını yaratıyor. Zıtları olmasa biz bunu nereden anlayacağız. Mesela ahlaksız insan olmasa, zalimler olmasa, mazlumu nasıl anlarsın sen? Kıyasla oluyor değil mi? İnşaAllah. Hatta gölge meydana getiriyor Allah, burada mesela gölge özel olarak yaratılır. Allah bak, “ışığı ayrı yaratıyorum” diyor Allah, “gölgeyi ayrı yaratıyorum” diyor. Yani insanlar gölge mecburen oluyor zannediyor. Öyle değil, gölge ayrıca Allah’ın sanatıdır. “Onu Ben ayrı yaratıyorum” diyor Allah, gölgeyi. Gölge bir mucizedir. Yani hani ışık çarptı, o, bu oluştu. “Böyle değil” diyor Allah. “Hepsini Ben yaratıyorum” diyor. Mesela gölgeyi bir kaldırsa çok acayip bir görüntü olur. Yani dümdüz olur her şey.
SUNUCU 2:O zaman ışığın da bir anlamı kalmaz.
ADNAN OKTAR: Yani bütün güzelliği çok geniş çapta kırılmış olur, yok olur adeta. Bir beyazlık, derinlik falan hepsi kaybolur, yani bir acayip. Dozu düşse diyorum, dozu düşse, yani dozu bile düşmüş olsa. Hatta fotoğraf çekimlerinde bile biliyorsunuz...
SUNUCU 2:Fotoğraflarda, resimlerde hep gölgelendirmeyle onu anlamlı kılarlar sanatçılar.
ADNAN OKTAR:Mesela ışığı açıyorlar, açıyorlar, açıyorlar, değil mi, bilgisayar olmuş resim gölgeyi yok ettikçe, yok ettikçe, o kaybolduğu için, yani renkler kaybolduğu için sadece bir ışık hüzmesi kalıyor, düz bir ışık. Gölgenin bir nimet olduğunu görüyoruz, yani gölgeyle her şey bir biçim alıyor, şekil alıyor. En az ışık kadar önemli olduğunu görüyoruz gölgenin. Ama mesela bu insanların dikkatini çekmiyor, yüzeysel bakan, yani eli cebinde köfte ekmek yiyerek Karaköy’de gezen bir insan, eğer çok sathi düşünüyorsa, çok yüzeysel düşünüyorsa bunlar aklına gelmez. Ama Allah diyor “derin derin düşünmezler mi?” diyor. Bir kere derin düşünmek için zaten derin bilgiye ve bilime ihtiyaç var. Şimdi bizim hücreyi derin düşünmemiz için neye ihtiyaç var? Mikroskoba ihtiyaç var. Hatta elektron mikroskobuna ihtiyaç var. Öyle tefekkür edebilmemiz için, değil mi? Allah diyor “araştırmazlar mı, bakmazlar mı, görmezler mi?”. Nasıl göreceğiz, öyle teknik alet gerekiyor. Mesela Allah uzaya dikkat çekiyor, mecburen teleskop gerekir. Biz uzaya baktığımızda yıldızların çok az bir kısmını görebiliyoruz. Dolayısıyla her yerde Allah’ın bilimi bize farz kıldığını görüyoruz Kuran’da. Nitekim şu an bilimdir Darwinizm’i yerle bir eden. Değil mi? Komünist düşünceyi, Marksist düşünceyi, Darwinist düşünceyi, faşist düşünceyi, satanist düşünceyi yerle bir eden bilimdir. Biz zaten sürekli bilimin delillerini kullanmıyor muyuz? Bilim olmasa ne anlatacaktık, nasıl anlatalım? Kuran ayeti konuşacağız, anlatacağız ama inanmıyor Kuran’a zaten o. Ama bilimde hipnotize oluyor. Çünkü gözüyle görüyor, eliyle tutuyor, yani reddedeceği gibi değil. Çünkü materyalizmin vasfıdır bu. Gözüyle gördüğüne inanır, eliyle tuttuğuna inanır, kokladığına, hissettiğine inanır. Adamın gözünün önüne götürüp koyuyorsun. Mesela çocuklar ne yaptılar akşam? Fosilleri aldılar, gözlerinin içine yerleştirdiler, bakın dediler, getirdik fosilleri. Onlar niye fosil getiremiyorlar? Yok da onun için, tabii. Ki bakın, üç yüz milyonun üzerindeki fosilden birkaç tanesini getirdiler. Onda bile şok oldular, kaldılar. O kimyasal böceği görünce gördünüz yani.
SUNUCU 2:Onlar da şok olunmayacak gibi değil yani Hocam.
ADNAN OKTAR:Tabii. Ki yani milyonlarca amber var, milyonlarca, o bir tanesi. İçlerinde hepsi kalmış, bütün böcekler, hayvanlara ait kalıntılar, mesela mantarlar her türlü bilgi var.
Şeytandan Allah’a sığınırım, “Eğer sana ihanet etmek isterlerse, onlar daha önce Allah'a da ihanet etmişlerdi;” yani karşı bir tavır göstermişlerdir, Kuran’a karşı bir tavır göstermişler. Şeytandan Allah’a sığınıyorum. Şeytandan Allah’a sığınıyorum derken, insanlara hatırlatmak için söylüyorum bunu. Kendim de bunu düşünerek bunu yapabilirim ama hatırlatmak önemlidir, onun için söylüyorum. “Böylece O da (Allah) bozguna”, “O da” derken Allah. “O da (Allah) bozguna uğramaları (için) sana imkan vermişti.” Mesela bak dün bozguna uğrattı bizim çocuklar. Allah imkan vermese bozguna uğratabilir miyiz? Mesela önce Habertürk diye bir sistem olması lazım. Bunun geniş izleyici alanı olması gerekiyor. Önemli program olması lazım, tanıtılması lazım. Değil mi? Bizim çocukların oraya gitmesi gerekiyor ve donanımlı bir bilgi vermesi lazım Allah’ın. Yani bize eğer, paleontoloji bilimi olmasa biz hangi fosili oraya götürürüz. Daha değişik bilim dallarında detaylı bilgiler elimizde olmasa hangi bilgiyi sunacaktık. Değil mi? Bütün sunduğumuz bilgiler hep bilimin bize verdiği veriler ve onlarla yerle bir ettik. Dolayısıyla bakın Allah ne diyor? “Bozguna uğramaları (için) sana imkan vermişti. Allah, bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir. Gerçek şu ki, iman edenler, hicret edenler ve Allah yolunda mallarıyla ve canlarıyla cihad edenler ile (hicret edenleri) barındıranlar ve yardım edenler, işte birbirlerinin velisi olanlar bunlardır. Onlar için bir bağışlanma ve üstün bir rızık vardır.” Bakın müminlerin nasıl olması gerektiğini Allah söylüyor. Bir kere iman edecek, gerekirse Allah için hicret edecek, evini de bırakır, Müslümanların yanına gider. Eğer dinini yaşatmıyorlarsa, İslam’ı, Kuran’ı yaşatmıyorlarsa, haysiyetine, şerefine yönelik bir saldırı varsa hicret eder, yani başka Müslümanların yanına gider. “Allah yolunda mallarıyla ve canlarıyla cihad edenler ile (hicret edenleri) barındıranlar”. Müslüman hicret ettiğinde onu korumak, kollamakla mükelleftir Müslüman. “Ve yardım edenler” her yönde, manevi de yardım, maddi de yardım. “İşte birbirlerinin velisi olanlar bunlardır.” Hicret edip geldiyse bir Müslüman ona her türlü yardımı yapmakla Müslüman mükelleftir, farzdır, Allah bunu anlatıyor. Bak, “gerçek mümin olanlar bunlardır. Onlar için bir bağışlanma ve üstün bir rızık vardır”. “Hem bağışlayacağım” diyor Allah, “hem de ekonomik yönden rahatlatacağım” diyor. “Üstün bir rızık budur, yani daha güzel yiyecekler, daha iyi bir ortam sağlayacağım” diyor Allah inşaAllah. “İnkâr edenler birbirlerinin velileridir.” Yani “Darwinistler, mateyalistler, şunlar, bunlar birbirlerini korurlar” diyor Allah. “Birbirlerine destek olurlar. Birbirlerine dostturlar, birbirleriyle organize bir yapılanma içindedirler” diyor. “Eğer siz bunu yapmazsanız,” eğer siz Müslümanlar birbirinize destek olmazsanız, mezheplere, cemaatlere ayrılık birbirinize düşman olursanız, birbirinizle mücadele ederseniz, “yeryüzünde bir fitne,” “her yerde ezilirsiniz, perişan olursunuz” diyor Allah. “Bölünürsünüz, canınız yanar, değil mi? Sürünme tarzında perişanlık yaşarsınız” diyor. “Ve büyük bir bozgunculuk (fesat) olur” diyor. “Bozguna uğrarsınız” diyor Allah ve şu an yerle bir görüyorsunuz İslam alemi ve Hz. Mehdi (a.s.)’ı bekliyorlar, toparlanmayı ve birlik olmayı bekliyorlar. Çünkü bakın, inkar edenlerin birbirini desteklediği gibi birbirini desteklemiyorlar. Ne yapıyorlar? Bilakis birbirlerine muhalif bir tavır içindeler ve Allah’ın rahmetinden ümidini kesmiş bir tavır içindeler. Mesela biz diyoruz ki, Bediüzzaman da söylüyor, Kuran’ın emri, çok açık ayettir. “İttihad-ı İslam en büyük farzdır” diyoruz. Allah’ın en büyük emridir. Bediüzzaman bunu açıkça belirtmiş ve Kuran’da da bunu görüyoruz. “Yok” diyorlar, “bize, yeterli bu” diyorlar. “Namazımızı kılıyoruz, orucumuzu tutuyoruz”. Kardeşim sürünüyorsun, perişansın, anlamıyor musun? Allah’ın emrini yapsana. Ama biz tabii anlatmaya devam edeceğiz. Bu bozgunun nedenini, bu acının nedenini Allah bak ayette çok net açıklıyor. Evet, ikinci bölümde devam ederiz inşaAllah.
SUNUCU 1:Kısa bir aradan sonra tekrar birlikte olacağız.
Evet tekrar birlikteyiz.
ADNAN OKTAR:Oktar Hocam bayağı ünlüsün maşaAllah.
OKTAR BABUNA:Sizin vesilenizle Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Oktar Hocam ilim deryasıdır inşaAllah. Bayağı bir istifade edeceğiz ilminden.
OKTAR BABUNA:Estağfurullah, sizin öğrettiklerinizle inşaAllah, maşaAllah.
ADNAN OKTAR:İnşaAllah, Allah vesile ediyor. Kuran’dan, ehl-i sünnet alimlerinin eserlerinden, hadislerden öğreniyorsun, ben de ayrıca vesile oluyorum. Oktar Hocam, neler anlatabilirsin sen bize bugün?
OKTAR BABUNA:İsviçre basını sizinle ilgili yazmaya devam ediyor Hocam inşaAllah. Bayağı bir olay var orada.
ADNAN OKTAR:EvvelAllah, evvelAllah.
OKTAR BABUNA:Yeni bir haber yapmışlar inşaAllah. Birazdan hazırlayıp göstereceğim inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Bir kere İsviçre gitti, onu söyleyeyim yani. Orayı aldık Allah’ın izniyle. Bu panik normal değil. Daha ismim gitti, daha Bismillah. Yer yerinden oynuyor. Günlerden beri çalkalanıyor ortalık. Polisi, jandarmayı ayağı kaldırmışlar. Polis de demiş “gayet normal tabii ki yapacaklar. İlmi bir çalışmadır. Tabii ki olacak” demiş. Ne yapsalar da kurtulsalar? Kardeşim ezeceğim, ezeceğim yani bunun kurtuluşu yok. Onlar benim elime düştü, Allah benim elime getirdi onları inşaAllah.
OKTAR BABUNA:Bu da yeni haber Hocam inşaAllah. Bu da Zürih İsviçre basınından. “İslami yaratılışçı misyonerlik yapıyor Zürih’te” diye bir başlık atmışlar inşaAllah. “Bir İslami Yaratılışçı” diyor, “kongre binasında, Zürih’te bilimsel bir konferans verecek” diyor. “Evrim teorisine karşı” diyor.
ADNAN OKTAR: Nacizane.
OKTAR BABUNA:MaşaAllah. “Allah adına” diyor, “Darwin’in öğretilerine karşı savaşıyor” diyor, maşaAllah.
ADNAN OKTAR: EvvelAllah, evvelAllah, paniğe gerek yok. Rahat olsunlar, sakin olsunlar. Koltuklarına otursunlar. Sadece dinleyecekler, başka bir şey yok.
OKTAR BABUNA:Bayağı bir uzun haber Hocam inşaAllah. Tamamı size ait.
ADNAN OKTAR:Evet, bayağı ünlüsün Dr. Oktar Babuna. Vay vay vay, demek ki sen de bir şeyler yapacaksın adamlar daralmışlar bak.
OKTAR BABUNA:İnşaAllah Hocam, sizin vesilenizle.
ADNAN OKTAR:Ve Harun Yahya, güzel, Cihat Gündoğdu.
OKTAR BABUNA:Katılacaklar Hocam.
ADNAN OKTAR:Paspas gibi kimler çiğneyecekse.
OKTAR BABUNA:İnşaAllah Hocam. Daha adınız gitti bütün İsviçre ayakta, yani bu haberlerden bir tanesi, daha çok haber var, bütün İsviçre basınında haber oldu ve uzun uzun haberler, tam sayfa, manşetten girdiler Hocam inşaAllah, bütün İsviçre ayakta şu anda.
ADNAN OKTAR:Sakin olsunlar, sakin olsunlar bir şey yok sadece bir yanlışlığı düzeltiyoruz ve devam edecek bu inşaAllah.
Oktar Hocam başka ne var?
OKTAR BABUNA:Bu da, Haberturk’te, şöyle bir haber yapmış birkaç gün önce Hocam, “On bin yıl sonra insanlar daha çirkin olacaklar” diye böyle garip bir haberle.
ADNAN OKTAR:Kardeşim kilo almış, az yerlerse böyle bir şey olmaz. Saçını da Amerikan tıraşı yapmış bu. Çirkin olmaması için kilo verecek o kadar. Spor yapacak sorun kalmaz. O gün o çocuk da anlatıyor ya “kertenkeleyi aldılar” diyor, “beslemişler hayvanı, kertenkele değişmiş” diyor. Hayvanı iyi gıdayla beslersen gelişir; bizim kedi vardı mesela; toraman. Adamı beslemiştik falan, ızbandut gibi olmuştu, yerinden kıpırdayamıyordu. Rejime soktuk hayvan zayıfladı, şimdi evrim mi bu? Ne alaka?
OKTAR BABUNA:Dün zaten sırf demagoji yaptılar ama, siz olsanız o cümleleri kuramazlar Hocam orada, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Yani, bir çıkamazlar ikincisi, öyle bir olay olmaz. Daha ben onlara hiçbir şey yapmadım, daha dur. Sadece önden bizim çocuklarla şöyle, kardeşlerle bir hafiften tuşe oluşturuyoruz inşaAllah. Evet, başka?
OKTAR BABUNA: Bu Dawkins’in uzaylılarla ilgili filmi var Hocam. Ya da mutasyonlarla ilgili.
ADNAN OKTAR: Tamam göster, dedelerini bir göreyim. Uzaylı muhabbeti yaptı, değil mi? Yine de en akıllıları bu.
ADNAN OKTAR: Ne anlatıyor?
OKTAR BABUNA:“Çok yavaş bir şekilde” diyor, “nasıl başladığını hiç kimse bilmiyor” diyor, hayatın başlangıcını. “ne çeşit bir olay olması gerektiğini biliyoruz” diyor. “Hayatın kökeninin ne tür bir olayla başlamış olması gerektiğini biliyoruz. “Neymiş o olay?” diyor. Bu, kendi kendini kopyalama kabiliyeti olan ilk molekülün ortaya çıkmasıyla oldu. “Peki o nasıl olmuş?” diyor. “Size söyledim, bilmiyoruz” diyor. “Yani, nasıl başladığı hakkında hiçbir bilginiz yok mu?” “Hayır, hayır, hiç kimse gibi, ben de bilmiyorum” diyor. “Olay şu şekilde gerçekleşmiş olabilir,” diyor. “Bundan çok uzun zaman önce, evrenin herhangi bir yerinde bir medeniyet, Darwin’in teorisinde öne sürdüğünde uygun olarak çok yüksek teknoloji sahibi olacak şekilde evrimleşmiş olabilir ve bir hayat formu dizayn edip dünyamızdaki yaşamın tohumlarını atmış olabilirler” diyor.
ADNAN OKTAR: Bak, akla bak. “Onlar evrimleşerek” diyor, “bazı insanlar oluşmuştur” diyor. “Onlar insanın hücresini oluşturup dünyaya atmışlardır” diyor. Peki kardeşim, yani kuş bile bunun, kuştan, ördekten bahsetmeyeyim de, onu da evrimleşerek oldu diyor, değil mi? Peki onun hücresini hangi evrimleşen varlık yapmış oluyor? Başka bir medeniyet diyecek. Kardeşim bu sonsuza kadar gider. Bu kadar gülünç olmaya, bu kadar zavallılığa ne gerek var kardeşim? Desene, bir Yaratan var de, bilmiyorum de bari. Bir Yaratan var ama bilmiyorum, vasfını bilmiyorum de. Sen Allah demiyorsan, biz Allah deriz, değil mi? Ne diye böyle komik durumlara düşersin? Bak en akıllıları bu. Biliyor, tesadüfen olamayacağını diyor. “Bir üstün akıl tarafından yaratılmış” diyor. “Ne bileyim?” diyor. “Ama evrimleşerek olmuş onlar da” diyor. Üstün bir akıl, evrimleşerek olmuş bir üstün bir akıl. Yani ne diyeyim ben bunlara?
OKTAR BABUNA: Hocam çok sıkıştırdınız artık,can havliyle iyice saçmalamaya başladılar. Gerçekten rezil ettiniz bayağı bir Hocam inşaAllah. Bir 40 dakikalık bir konuşma yapmış İngiltere’de.
ADNAN OKTAR: Rezil ettik demeyelim de, mahcup ettik diyelim.
OKTAR BABUNA: İnşaAllah.40 dakikalık bir konuşma yapıyor topluluğa karşı. Sırf sizin Yaratılış Atlası’nı anlatıyor. “Bir fosil getirene 10 trilyon pound verecekmiş” diyor. “10 trilyon pound İngiltere parasıyla İngiltere bütçesinin 4-5 katı, Türkiye bütçesinin 200 katı” diyor, onu da söylüyor. “Bu kadar ödül verecek” diyor.
ADNAN OKTAR:Bir de “Anuştayn” diyen bir dede vardı. Einstein’e “Anuştayn” diyordu.
OKTAR BABUNA:Ali Demirsoy.
ADNAN OKTAR: Ali Demirsoy, tamam. O ne? Geçenlerde o da bir şey anlatıyor benimle ilgili. Toplamış gençleri, büyük bir salona toplamış, hınca hınç dolu böyle. Çay, kahve sohbeti yapıyorlar, çay dağıtıyorlar. Konu Mehdiyet. Kardeşim Darwinizm’den girmişsin sen, Mehdiyet nereden ne alakası oluyor olayın, ben anlamadım. Demek ki bir takıntı haline gelmiş o. Biraz sıkılmışlar Mehdiyet konusundan. Çünkü Mehdiyet’in Darwinizm’i ortadan kaldıracağına kani. Biz de Mehdi (a.s.) talebesi olduğumuza göre oradan bir panik, makul onların kafasına göre herhalde. Başka ne var Oktar Hocam?
OKTAR BABUNA:İsviçre basını ile ilgili bir haber daha var Hocam inşaAllah. Bütün İsviçre hakikaten ayağa kalktı. Bu kadar panik, sadece isminiz gitti daha, daha bir şey olmadı.
ADNAN OKTAR:Bak ezeceğim diyorum yani, ezeceğim. O hiç çaresi yok onun inşaAllah. Doğru konuşacaklar. Sadece insanları aldatmayacaklar, bunu istiyoruz inşaAllah.
OKTAR BABUNA: Güzel canlılar var, onu gösterelim mi Hocam?
ADNAN OKTAR:Tamam. Ben bunu yerim bunu, acayip tatlıymış bu. Gözlere bak, boncuk gibi. Canım benim, çok güzelmiş hakikaten. Dehşetli güzel. Kardeşim şimdi insan buna nasıl aşık olmaz yani, acayip şeker maşaAllah. Güzelliğe baksana. Nedir bunlar? Arkadaş olmuşlar herhalde. Vay vay vay şaşkın şaşkın bakıyor. İyi ki yanımda değil yani, ben bunu Allah esirgesin seveceğim diye, bilemiyorum. Bak Allah’ın güzelliklerinin tecellisi bunlar inşaAllah. Darwin ne diyordu bu tavuskuşlarına?
OKTAR BABUNA: “Beni hasta ediyor bunu düşünmek” diyor, evet.
ADNAN OKTAR:Hasta ediyor. Çünkü evrimle açıklayamıyor oradaki simetriyi, düzgünlüğü ve süsü. Bak hayvanın başındaki süs, renkler, çünkü alenen ihtişamlı olarak, yani kasten güzel yaratıldığı belli. Evrim ile açıklayamadığı için, “hasta ediyor” diyormuş Darwin. Biraz şarabın etkisi, biraz böyle üzüntüler herhalde kafa tam dayanmamış olabilir.
OKTAR BABUNA:Bu da aynı şekilde Zürih basınında çıkan bir haber. “Kongre merkezinde” diyor, “İslami misyon tebliği” herhalde, tam bu kelimeyi çıkaramadım.
ADNAN OKTAR:Nedir bu, hangi dilde bu?
OKTAR BABUNA:Almanca Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Ne gündü Hocam konferans?
OKTAR BABUNA:24’ünde ayın Hocam inşaAllah. Başlıyor, bir hafta süre ile Zürih’te, Cenevre’de ve Lozan’da Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR:EvvelAllah, evvelAllah, böyle söylüyorum baklava hamuru gibi açacağız yani inşaAllah.
OKTAR BABUNA:MaşaAllah. Bayağı da uzun bir haber, hep bu şekilde zaten haberleri. MaşaAllah.
ADNAN OKTAR:“Estergon, Estergon” demiş, “7 krala saray olan Estergon” diyor değil mi? Biz seni nemşehirlerine Allah emaneti edip verdik” diyor ve “işte almaya geldik” diyor. Osmanlı Ordusu gibi dayanacağız inşaAllah. Allah’ın izni ile yerle bir olacaklar. Bir haftada süpürürüz Allah izni ile. Hiçbir şey de kalmaz. İnşaAllah.
OKTAR BABUNA:Zaten bu tabii İsviçre’de değil sadece, bütün Avrupa’nın ilgilisini çeken bir şey haline geldi böyle.
ADNAN OKTAR:Canım orada vurdun mu zaten, atom bombası etkisi yapıyor tabii. Radyosyon etkisi yapacaktır.
OKTAR BABUNA:Zaten bütün Darwinistler de sizin faaliyetlerinizi çok yakından takip ediyorlar, Dawkins, avanesi, hepsi.
ADNAN OKTAR:Avane deme, öyle demeyelim inşaAllah. Adamlara karşı gene de bir şefkat olur yani. Allah onu öyle yaratmış. İnşaAllah. Evet. Oktar Bey başka neler var anlatacağınız?
OKTAR BABUNA:Güzel böcekler var Hocam.
ADNAN OKTAR:Bütün hayvanlarda mükemmel simetri var. Bak evrimcilerin en daraldığı konu. Şimdi kardeşim diyoruz ki, “Bakın burası nasıl oldu?” diyoruz, mesela şu köşe nasıl oldu? “Mutasyon ile oldu” diyor. Bir mutasyon patlamış, orada olmuş. Peki “tam karşısında orada nasıl oldu?” diyoruz. “O mutasyon anında öyle mükemmel mutasyon oluyor ki, bir de orada yapıyor mutasyon” diyor, “aynısını”. Peki kardeşim diyoruz, “şu ikinci kısmı nasıl açıklayacağız” diyoruz. “O da aynı şekilde oldu” diyor. “Üçüncü?”, “o da aynı şekilde oldu” diyor. Ne diyeyim ben bu adamlara? Nasıl altın oran ile mutasyon oluyor, mutasyon nereden biliyor altın oranı? Hepsinde altın oran var değil mi? Yani bunlara işte içeriden, dışarından sürekli böyle anlatarak faydalı olmaya çalışacağız. Kafaları tamamen açılıncaya kadar. Şimdi kafalarının üzerinde pası açmaya çalışıyoruz. Demiroksit böyle kalın bir şey oluşturmuş, onu biz kazıyoruz inşaAllah. Aça aça, aça aça inşaAllah o cevher kısmına ulaşacağız. Normalde zeki çocuklar ama yani o pas var, o pası atmamız gerekiyor.
OKTAR BABUNA:Bu aslında Hocam, siz daha iyi bilirsiniz inşaAllah, Ali Demirsoy, Celal Şengör biraz daha uyanıklar, onlar çıkmıyorlar programa. Bunlar daha heyecanlı, bunları gönderiyorlar böyle. Hatta Celal Şengör’ü büyük bir televizyon kanalı davet etmişti size karşı çıkması için, hemen yandan.
ADNAN OKTAR:Bana müsaade. Celal Hoca tam arazide. Hayır Türkiye’de mi, değil mi haberimiz de yok şu anda yani. Tamamen araziye geçti o. Önce uçuyordu, “ara fosil var mı” diyorduk, “zebil” diyor, havalarda hopluyordu. O kısa pantolon giymiş böyle çok neşeliydi. “Dedem” dedik, “350 milyon adet fosil var” dedik, “haberin var mı?” dedik. Ondan sonra dedem ortadan kayboldu. Şimdi bulamıyoruz onu, bul bulabilirsen yani.
OKTAR BABUNA:Bir ara ders veriyordunuz ona, Celal Şengör’e dersler diye.
ADNAN OKTAR:Celal Hocamın derslerini kestik, ama yakışık almadı o. Devam edelim, bak çünkü uzun süre eğitime devam edeceğiz dedik değil mi?
OKTAR BABUNA:Mesela o bütün şeylerini açıkladınız, o iddialarını. 3,5 milyar yıl önce nasıl oksitli kayaların olduğu, ondan sonra hayatın nasıl tesadüfen başlayamayacağı, ara geçiş formları. Dinozorlar neden ara geçiş formu olmadığını, onlara ara geçiş formu demeye kalkmıştı.
ADNAN OKTAR:Tabii, dedem diyor ki, “işte” diyor, “oksijen yoktu değil mi o ortamda, o devirde, o ortamda oksijen yoktu” diyor. Dedeme aldık kayayı getirdik, o devirde oluşmuş oksit kayalar böyle. Oksijenin bolluğundan kayalar artık oksitlenmiş. Dedem arazide ondan sonra, yok. Çoluk çocuğu toplamışlar, olmaz olmaz. Gelip bize anlatacaklar. Anında cevap. Bak şimdi İsviçre’deki paniğin nedeni bu. Sıkıysa şimdi millete bir yalan söylesinler bakalım. Milleti aldatmaya bir kalksınlar, mümkün değil. Yani bak günlerden beri hop oturup, hop kalkıyorlar. Niye? Çünkü gerçekler ortaya çıkacak diye. Çünkü aldatmacaya son vereceğiz. Daha önce niye panik olmuyordunuz kardeşim? Amerikalı Yaratılışçılar geliyordu, Avrupalı Yaratılışçılar geliyor, anlatıyorlar. Niye panik olmadınız senelerden beri? Kitaplar yazıyorlar, muazzam çalışmalar yapıyorlar. Neden benden etkileniyorsunuz, korkuyorsunuz değil mi? Bunu bana anlatacaksınız. Yani kafaları şiddetli bir etki altında ve muazzam bir korku altında. Bunu mutlaka ortadan kaldıracağız inşaAllah. Devam et.
OKTAR BABUNA:Çünkü siz Hocam tabiri caiz ise, vurdu mu oturtuyorsunuz da ondan.
ADNAN OKTAR:Elhamdülillah, inşaAllah. Devam et.
OKTAR BABUNA:İnşaAllah Hocam. Bu en eski mantar vardı Hocam inşaAllah. 2007 yılında bulunan tam 100 milyon yaşında, bugünkülerle tıpa tıp aynısı. Burada görülüyor, amberin içerisinde. Bu da bu şekilde. Bunlar en eski mantar, hiçbir değişikliğe uğramamış 100 milyon yıl boyunca. Bu da yeni delillerden bir tanesi evrimi yalanlayan ki, her gün böyle deliller çıkıyor. Cihat da göstermişti dün, bir tane memeli tüyü göstermişti. O da 100 milyon yaşında, o da memelilerin onların iddia ettiği tarihten çok daha önce yaşadığını gösteriyor ve mükemmel şekliyle böyle.
ADNAN OKTAR:Mesela bu çok hayati delillerden bir tanesidir ve amber içerisinde gösterdiğimiz hayvan tüyü, 100 milyon yıllık, memeli hayvan tüyü. Dediler ki, “memeli hayvan kalmaz kardeşim” dediler bu kadar yıl. “Alın size amber” dedik. İşte bu korkunun böyle tetiklenmesinin nedeni bu. Yani ruhlarındaki korkuyu, endişeyi böyle hareketlendirdik ve şu an dünya çapında bir panik yaşıyorlar. Mesela İsviçre’de günlerden beri kardeşim sürmanşetten, bu ne korkudur böyle? Nihayet kısaca bir açıklama yapacağız, sakin olun, bir şey yok değil mi? Oktar Hocam devam et.
OKTAR BABUNA:Evet Hocam inşaAllah. Ayrıca bu Neanderthaller ile ilgili bulunan, mücevher kullandıklarına dair Hocam onu da müsaade ederseniz inşaAllah göstermek istiyorum. Güney İspanya’da 50 bin yıllık iki ayrı mağarada pigmentlerin kullanıldığı, böyle boyadıkları, mücevher kullandıkları tespit edilmiş Hocam inşaAllah Neanderthallerin. Yani normal, bilinen kültürü olan, süslenen, flüt çalan, dikiş diken insanlar.
ADNAN OKTAR:Kardeşim adamların kafa tam şöyle. O devirde adamlar dikiş dikip, elbise yapıyorlar. Adamlar terzi ve adamlar fasıl yapıyorlar mağarada. Bütün müzik aletlerini falan doldurmuşlar adamlar, tefli, darbukalı belki daha da başka şeyler var. Onlar çürüyorlar çünkü deri ve tahta çürüyeceği için. Ama kemik çürümemiş. Adamlar eğleniyorlar, bir de o adamları ilkel görüyorlar. Belki senden çok daha mükemmel bir müzik anlayışına sahip adamlar değil mi? Hani gırtlağı yoktu bilmem ne? Adam şarkı, türkü söylüyor. Gırtlak olmazsa adam fasıl yapar mı değil mi? Bir de gırtlak (yumuşak doku) kalır mı? Niye oturup böyle çocukça ifadeler kullanıyorsunuz? Yani Neanderthal kemik olarak kalmış bir yapı. Yok gırtlağı şöyleydi, bıyığı böyleydi, kulağının üzerinde tüyler vardı, bırak bunları, bunlar kalmamış. Bunlar senin hayalin inşaAllah.
OKTAR BABUNA:İlk fosilde zaten, siz daha iyi bilirsiniz inşaAllah, sahtekarlık yapıyorlar. Enfeksiyon olan bir adamın, biraz dizleri hafif eğri böyle, romatizması var Allah-u Alem, “ondan dolayı işte öne eğikti, maymuna benziyordu” diye. Halbuki hiç alakası yok, ona rağmen düz yani fosili. Sonra bulunan Neanderthal fosilleri normal, dümdüz insanlar. O sadece enfeksiyon olduğu için dizlerinde o şekildeymiş.
ADNAN OKTAR:Neanderthaller Bonavena’ya benziyorlar, özellikleri bu adamların yani. İzbandut gibi adamlar, olay bu, başka karışık bir şey yok. “Soyları karışmış” diyor, olabilir. Evlenerek falan gelmiş, dağılmışlardır adamlar. Yani iri-yarı olmak suç mu? Büyük kafalı olmak gayet makul bir şey. Adam beyni gelişmiş, daha işte güzel. Kafası küçük olunca, “niye kafası küçük?” diyorlar. Pigmelerin de kafa şu kadar adamların ama zehir gibi zekiler. İngiltere’de falan mastır yapıyor adamlar. Ne alaka yani?
OKTAR BABUNA:Göstereyim mi Hocam, Pigme resmi vardı. Hocam işte değişik ırklar inşaAllah. Aborjin yerlileri Avustralya’daki, Uzak Doğulular, Eskimolar, beyaz insanlar. Pigmeler de böyle modern insanlar. Normal bilim adamı yetiştiren, üniversitelerde okuyan. Dediğiniz gibi kafatası hacimleri daha ufak ama normal.
ADNAN OKTAR:Bunlar yine uzun tipler, daha da kısa oluyor Pigmeler, daha küçükler tabii. Bir de beslenme eksikliğinden daha da kısa kalıyorlar, daha gelişmiyorlar. İyi besleniyor olsa, iyi vitamin alıyor olsa büyük olur. Ama bu evrim değildir ki. Yani değil mi, hayvanlarda bile, hayvanı iyi beslersen hayvan çok gelişiyor, büyük oluyor. Ama beslemezsen küçük oluyor. Ama onun çocuğu gene aynı kendisi gibi oluyor, gene minyon oluyor. Ama onu da beslersen o da gelişiyor. Yani adamın kilo alıp-vermesi yahut vitamine veya işte aldığı eğitime bağlı olarak gıdasına da etki ediyor tabii o. Mesela güneşe çıkıyor, spor yapıyor, şunu yapıyor, vücudu diğer kişilere göre daha iyi gelişiyor. Bu bir evrim değil. Çocuğu da çünkü aynı şekilde olmuş oluyor. Bu konuda zaten fosiller bunların beynini tam halletti, yani beyinlerinde bir sorun kalmadı. Ama biz bunları sarsan tavrımızı devam ettireceğiz. Çünkü bu Allah’ın bize verdiği bir güç. Bütün Avrupa hop oturup, hop kalkıyor değil mi? Evet tam bir panik havası var. Bu paniği hareketlendiren de hakkı savunmamız ve samimi olmamız. Bunlar bu kadar panik olmazlardı, yani samimiyet dehşete kaptırıyor ve azim ve kararlılığımız dehşete kaptırıyor ve hakikaten bir şeyler bildiğimizi ve gerçeği bildiğimizi anladılar. Yani öbürleri mesela demagoji, Avrupalılar eğleniyorlardı. Amerikalı Yaratılışçılar geliyordu, onlarla eğleniyorlardı. Yıllardan beri gelirler Avrupa’ya, toplantılar yaparlar. Kimse kaale almazdı. Ama bak biz gelince, yer gök inliyor değil mi? Korkuyu ve dehşeti Allah kalplerinde tahrik ediyor ve muazzam bir sansasyon meydana geliyor ve bunun sonucunda da o gene bize yarıyor. Şimdi onlar, İsviçre basını öyle bir haber yaptı ki, halk şu an galeyan halinde. Muazzam teveccüh olacaktır ve gene o bize yarayacak. Çünkü muazzam tartışmaya açılacak. Tartışınca insanlar gerçekleri görecekler. İnşaAllah.
O öbür gazetenin üst başlıklarını göster, öbürlerini göster. Bak sırf İsviçre’de son anlarda olanlar şunlar. İsviçre’de panik zaten daha önce de devam ediyordu çünkü. Oraya da biz kitaplarımızla daha önce yerle bir ettik, yani bu ilk vuruşumuz değil. Ama bunu yeni bir hava saldırısı gibi görüyorlar şu an, onun için büyük panik halindeler. Var ya Alman hava saldırıları oluyordu zamanında böyle bütün insanlar sığınaklara kaçışıyordu, bilmem ne. Onun gibi değerlendiriliyor olabilir. Halbuki biz oraya rahmet saçmaya, güzellik saçmaya, nur saçmaya geliyoruz. Hakkı ve hayrı anlatmaya geliyoruz. Ama Allah diyor Kuran’da, “aslandan ürkmüş eşek gibi olurlar ve kaçarlar” diyor Allah. “Aslandan ürkmüş eşek gibi sizden kaçarlar” diyor. Paniğe ne gerek kardeşim değil mi? Aslana da mesela, hayvanı görüyor, yaban eşeği dehşete kapılıyor ve kudurmuş gibi kaçmaya başlıyor. Aslan onu paralele alıyor değil mi? Koşuyor, koşuyor koşuyor aldığıyla eşeği deviriyor ve altına alıyor. Şimdi bizim de yapacağımız bu. Yani onlar eşektir demiyorum tabii de, fakat biz aslanlık vazifemizi yapacağız ve elimden kurtulamazlar söyleyeyim. İnşaAllah.
OKTAR BABUNA:Hocam sizin, siz daha iyi bilirsiniz, fikirleriniz iktidarda. Yenilemez ve çürütülemez özelliği var inşaAllah.
ADNAN OKTAR:EvvelAllah, evvelAllah. Ve iddia edilen Ergenekon Örgütü biliyorsunuz kudurdu. Akıl almaz iftiralar, akıl almaz komplolar, atağa geçtiler. Çok kapsamlı bir komplo hazırlamışlardı ve devam ediyor şu an, gerçi biz ilgili birimlerde devam ettirdik ama muazzam bir kadro ile bize atağa geçtiler. Vız gelir, tırıs gider yani, ellerinden geleni ardlarına koymasınlar. İnşaAllah.
Evet, “Hz. Mehdi (a.s.)’ın hükümranlığı zamanında” diyor Peygamberimiz (s.a.v.), zalimlerin ve müstekbirlerin”, yani enaniyetlilerin hükümranlığı, “münafıkların” yani Müslüman gibi görünüp, Müslümanlara içten saldıranların “ve hainlerin siyasi nüfuzu nabud (yok) olacaktır, son bulacaktır.” “Hiçbir şekilde zulmedemeyecekler” diyor (El-Mehdiyy-il Mev'ud, c. 1, s. 252). Evet. “Ben ümmetim hakkında bir mümin ya da müşrikten korkmuyorum” diyor Peygamberimiz (s.a.v.). Yani “müminden ve müşrikten korkmayın, kafirden çekinmeyin” diyor Peygamberimiz (s.a.v.). Çünkü mümini kötülükten imanı engeller. Müşriki de küfrü def eder. Yani “küfrün içinde olduğu için tabii bilinir, alenidir, ondan da bir zarara gelmez” diyor. “Fakat asıl dilbaz münafıktan endişe etmekteyim.” Televizyon kanallarına çıkıp böyle soytarılık yapıp değil mi? Üç kağıtçı sahtekarlarla iş birliği yaparak Müslümanlara karşı şaklabanlıkla, itlikle mücadele eden münafıklardan bahsediyor Peygamberimiz (s.a.v.). Bak diyor ki, “fakat asıl dilbaz münafıktan endişe etmekteyim”. Dır dır dır dır böyle çenesi düşük böyle değil mi, münafıklar vardır. Onlardan endişe etmekteyim. “Çünkü o sizin hoşunuza gidecek şeyler söyler”. Yani soytarılık yapar, şaklabanlık yapar. Dine İslam’a yönelik sözler söyler siz de farkına varmazsınız anlamına geliyor. “Ama hoşunuza gitmeyecek işler yapar” diyor. Yani “size zarar verir, ahiretinize dünyanıza zarar verir” diyor. Teberaniden. Ehl-i Sünnet alimidir. Ondan geliyor hadis. Evet. Ebu Basir’den İmam-ı Cafer Sadık (a.s) suçlular çehrelerinden tanınacak. Muhammed Suresi 30. ayeti hakkında. Kuran ayeti bu. “Suçlular” Şeytandan Allah’a sığınırım. “Çehrelerinden tanınacak” diyor, yani görünüşünden tanınacak. Şöyle buyurdu Allah onları tanır, lakin bu ayet Kaim Mehdi (a.s) hakkında nazil olmuştur. “Mehdi (a.s) ile ilgilidir bu ayet” diyor. “Hz. Mehdi (a.s) onları münafıkları çehrelerinden bakar bakmaz tanıyacak” diyor. “Üç kağıtçıları, sahtekarları insanların yüzünden konuşmasından üslubundan Allah ona ilham edecek” diyor Mehdi (a.s)’ın bir özelliği. “Ve ashabıyla birlikte onları darmadağın edecek” diyor. Tabii. “Hiçbir şey seni Mehdi (a.s.)’a biat etmekten onun talebesi olmaktan ona tabi olmaktan alıkoymasın. Seni engelleyenler her zaman fitneye sığınanlardır.” “Ailenden çevrenden kimse seni engellemesin” diyor hadiste. Bak açıklıyor, “eğer” diyor “onlar yani engelleyenler eğer konuşurlarsa şer konuşurlar yani pislik yaparlar Müslümanların aleyhinde konuşurlar, ahlaksızlık yaparlar” diyor. “Eğer susarlarsa da fasit ve fasıktırlar. Yani sürekli rezillik yaparlar” diyor. “Sussa da pislik yapar, susmasa da yaparlar” diyor. “Sonra Medine şehri” yani İstanbul “sakinleriyle beraber 3 defa sallanacak şehir.” “Bunun üzerine Medine’de yani İstanbul’da bulunan münafık erkekler ve kadınlardan hiç kimse kalmayıp hepsi gidecekler. Böylece demirci körüğünün demirin kirini pasını giderip attığı gibi Medine de İstanbul da pisliğini yani habis insanları dışarı atacak” “Etkisiz hale gelecekler” diyor. “Mehdi (a.s)’a karşı mücadele edenler”. Ve o güne kurtuluş günü denecektir. “İbn-i Mace cilt 10 sayfa 331 – 335”. “Ey emirülmüminin”. diyor Hz. Ali (Kerimullahi veche). “Ey emirülmüminin. Bir de şu Mehdi (a.s.)’dan bahseder misin?” diyor. Yani “Peygamber (s.a.v) nasıl size söyledi?” diyor. Diye arz edince şöyle buyurdu. “Gitmesi gerekenler gidip” yani münafıklar onun cemaatinde bulunan münafıklar “gidip müminler azaldığında, sayıları azaldığında ve fitneciler gittiğinde” Müslümanların cemaatine içinde fitne çıkaran ahlaksız, üç kağıtçı düzenbazlar gittiğinde, “işte orada” yani Allahu alem İstanbul tarafını gösteriyor “uzak bir yerde zuhur edecektir”. Ki zaten Peygamberimiz (s.a.v) onu belirtiyor İstanbul’dan çıkacağını belirtiyor. Hz. Muaviye (r.a)’dan rivayet edilmiştir. “Ümmetimden bir taife. Yani Mehdi a.s) ve talebeleri. Herkes üzerine hakim olmadıkça”. Yani bütün dünyaya hakim olmadıkça. “Kıyamet kopmaz.” “Kıyametin kopması için şart budur” diyor. “Onlar kendilerini terk edenlere aldırmazlar.” Yani mesela diyor ki “ben görüşmek istemiyorum”. “Buyur” diyor “Allah selamet versin”. “Ve kendilerine yardım edene de aldırmazlar.” Çünkü o yardımı da Allah yapıyor. Yani “ona hani böyle muhtaç bir hava vermezler” diyor inşaAllah (Ramuz El-Ehadis, 476 ve İbni Mâce). Hz. Cabir (r.a)’dan rivayet edilmiştir. “Bu iş Mehdi (a.s)’dan ayrılanlara rağmen muzaffer olarak devam edecektir”. Yani Mehdi (a.s) eze eze söke söke faaliyetlerine devam edecek ama sürekli ayrılanlar olacak diyor bakın. Katılanlar da olacak ayrılanlar da olacaktır. Muhaliflerin ve ayrılanların Mehdi (a.s)’a zararı olmaz. Ramuz El-Ehadis 487. “Ümmetimden bir cemaat”. Yani Mehdi (a.s) cemaati. “Allah’ın emri tahakkuk edinceye kadar” yani diyor ya Allah ayette. “Din Allah’ın oluncaya kadar, fitne yeryüzünden kalkıncaya kadar” diyor. Yani “İslam ahlakı bütün dünyaya hakim oluncaya kadar” diyor. Allah’ın emri tahakkuk edinceye kadar. “Batıla” yani Darwinizm’e, materyalizme, komünizme. “Batıla galebe çalarak hak üzere devam edecek”. Mücadeleye devam edecekler. “Ve onları yardımcısız bırakanlar onlara zarar veremeyeceklerdir”. Sünen-i Tirmizi sahih hadis kitabıdır. Yani diyorlar ya Mehdi (a.s) ile ilgili hadis kitabı. Dolu. Buhari, Tirmizi, Müslüm, İbni Mace, Süneni Nesai, Süneni Davud. Hepsinde doludur. Anlamazdan geliyorlar. Olaylar tahakkuk etti yine anlamazdan geliyorlar. İslam ahlakı dünyaya hakim olacak. O zaman anlar olacaklar ama.
Şimdi bir kardeşimiz de diyor. “Selamun aleyküm”. Ve aleyna aleyküm selam. “Sevgili Hocam. Dün akşam bir yandan HaberTürk’teki tartışmayı izliyordum bir yandan da sizin Asu TV’teki programınızı takip ediyordum. HaberTürk’teki program bitene kadar takip ettim ve evrimcilerin ne kadar, zavallı duruma düştüklerini” diyor. “Bir kez daha şahit oldum İnşaAllah ve gerçekler karşısındaki”. Bir kelime kullanmış onu geçelim. “İnatlarına karşılık aklıma şu ayet geldi” diyor. Tabii biz o arkadaşlarımıza kafir demiyoruz ama şöyle diyelim. “De ki: Ey kafirler. Ben sizin taptıklarınıza tapmam. Siz de benim taptığıma tapmıyorsunuz. Ben de sizin taptıklarınıza asla tapacak değilim. -şeytandan Allah’a sığınırım- Siz de benim taptığıma tapıyor değilsiniz. Sizin dininiz size.” Yani Darwinist din size. “Benim dinim de banadır”. İslam dini de banadır. Hocam Kuran inşaAllah hiçbir konuda yetersiz değil. Bilakis çok açıklayıcı ve öğretici inşaAllah. Sizin sayenizde daha da kolay anlamaya başladık Kuran’ı Hocam. Siz neler söyleyeceksiniz? Sizin de çıkmanızı istiyoruz”. Ben çıkarsam darmakeşan olurlar. Zaten çıkamazlar karşıma çıkamazlar. Çıkarlarsa da un ufak olurlar söyleyeyim. Yani konu o kadar uzamaz.
“HaberTürk kanalına da inşaAllah sevgiler Halis Güneş” diyor. Tabii oradaki arkadaşlara biz kafir demiyoruz. Ama Kuran’ın bir işareti genel olarak Darwinist, küfür içinde olan, yani Kuran’ı, İslam’ı kabul etmeyen kafir olan Darwinistlere Kuran tam hitap etmiş oluyor tabii ki. İnşaAllah.
“Selam Hocam” diyor. “Sohbetinizde mürşidin sorgulanamayacağını ve mürşide güvenilmiyorsa yanına yaklaşılmayacağını söylüyorsunuz” diyor ve “Hocam” diyor. “Cübbeli ve Nur cemaati liderlerinin birçok öğrencileri var” diyor. “Ve bunları soru sormaları için teşvik ediyorsunuz” diyor. Doğru söylüyor. Tamam. Şöyle buradaki kasıt ayrı orada çünkü vahiyle hareket var. Yani Allah diyor “Hz. Musa (a.s)’a buna tam tabii olacaksınız bu kişiye diyor ve itiraz etmeyeceksin” diyor. Önceden bilgi almış olarak geliyor. Ama mürşide de Kuran işaret ediyor yani nezaketen o bizim fehmimize bırakılmıştır. Yani hiç itiraz edilmez anlamında değil. Orada hiç itiraz edilmez. Çünkü vahiy ile bildirilmiş. Orada yasak. Yani aksi mümkün değil. O yüzden de bir daha görüşmüyor. Vahiyle bilgi alınması ayrıdır. Vahyin işareti ayrıdır. Vahyin işaretinde farz olmaz. Manen anlaşılmış olur. Şöyle olur. Mesela benim bir mürşidim var farz edelim. Şeyh Nazım Hocamız. Konuşuyor. Bir şey konuştu mu ben onda hayır görürüm. Hikmet görürüm. Yani onu böyle saygıya uygun olmayacak şekilde irdelemem. Ama merak ettiğim bir şey olduğunda da adabı ve edebiyle “Hocam” derim “cehaletimi mazur görün, bunun hikmeti nedir?” derim. “Uygun görürseniz açıklar mısınız?” derim. Nezaket gösteririm. Buna Kuran’dan işaret görüyoruz. Yani bu anlamdadır. Yani kaba bir üslup olmadan nezih bir üslupla sorulabilir. Çünkü orada bir şey yok zaten. İlmin kaynağı soru sormaktır zaten. Soru sorarak ilim öğrenilir. Ama soruda nezakete Kuran dikkat çekmiş oluyor ve gereksiz sorgulanmaz. Mesela şunu niye böyle yaptın, bunu niye böyle yaptın? Yani böyle bir mürşitlik olmaz. Değil mi? Böyle bir Hoca öğrenci bağlantısı da olmaz böyle. Adabıyla ve hakikaten samimi sorularsa bunlar sorulur. Yani mesela biz Cübbeli’ye sorulacak soruları, Nur cemaatine sorulacak soruları, bunlar vahim sorular, çok önemli. Bediüzzaman ne diyor? “Bu devrin en büyük farz vazifesi ittihad-ı İslamdır” diyor. Nur talebesi adam çıkacak diyecek ki “Hocam ‘bu devrin en büyük, farz vazifesi ittihad-ı İslam’dır’ diyor Bediüzzaman. Siz bize ittihad-ı İslam’la ilgili hiçbir şey anlatmadınız, anlatmıyorsunuz ve bizi de teşvik etmiyorsunuz. İttihad-ı İslam, Türk-İslam Birliği için niçin bizi teşvik etmiyorsunuz? Neden anlatmıyorsunuz bunu?” demesi lazım. Cübbeli’ye de gidip soracaklar. Nur Suresi’nde Kuran’ın bir çok ayetinde Allah dünya hakimiyetinden bahsediyor. İttihad-ı İslam’dan bahsediyor. “Ey Cübbeli” diyecek veya nasıl hitap ediyorsa. “Neden bu Allah’ın hükmünü bize anlatmıyorsun?” diyecek. Burada farz konum var. Yani adam farzı yapmıyor, farzı hatırlatıyorsun sen. Bu ayrıdır. Ama mesela neden işte, şunu yemeyi neden tercih ediyorsun, neden işte şu tarafa baktın, neden dışarıya çıktın? Böyle saygısızlığı andıran bir üslup olmaz. Nezaket anlamında olur. Yoksa farz olan bir konuyu nasıl sormaz Müslüman. Değil mi? O anlamda değil. Ama iyi olmuş kardeşimizin sorması demek ki bir yanlış anlaşılma olmuş. Onu açıklamam açısından da faydası oluyor. Bu tarz konularda eğer kardeşlerimiz anlamazlarsa, bana sorarlarsa çok güzel olur. Mesela bir insan mürşit olarak güveniyorsa ona hüsn-ü zan ile bakmak konumundadır. Ama farzı yapmıyorsa, farzı neden yapmadığını sorması gerekir. Mesela Mehdi (a.s.)’ın çıkacağını Bediüzzaman açık açık anlatıyor. Çok sarih. “Risale-i Nur’dan istifade edecek” diyor, “o gelecek o acip şahıs” diyor, “benden sonra gelecek” diyor, “ittihad-i İslam’ı meydana getirecek” diyor, “İslam Birliği oluşacak onun zamanında” diyor. “Kuran ahlakı bütün dünyaya hükmedecek” diyor, “Hz. İsa Aleyhisselam gelecek, birlikte bir mücadele yapacaklar, Hıristiyan alemi de Müslüman olacak” diyor. Kardeşim bunların hangisi oldu Bediüzzaman zamanında? Olmadı değil mi? Gelecekte dediğine göre, gelecek dediğine göre burada alenen bir yalan olmuş oluyor. Doğru olmayan bir bilgi vermiş oluyor. “Bu doğru olmayan bilgiyi neden söylüyorsun Hocam?” demesi gerekiyor. Yani bir fitneden mi çekiniyorsun? Bir mahsuru mu var? Bize bunu açıklayın. Çünkü Bediüzzaman diyor “ilkokul çocukları bile anlar” diyor Risale-i Nur külliyatını. “İlave bir ek de yapmayın” diyor. “Değiştirme de yapmayın. Neyse onu olduğu gibi okuyun anlatın” diyor. Mehdi (a.s.) konusunda o kadar sarih anlatmış ki Bediüzzaman, yani onu kapatmayla ilgili konuşmalardan insanlar utanıyor artık yani. Buna gerek yok. Yani bu kadar dil eğip bükme olmaz. Yani çok sarih. Bediüzzaman “hakim olacak” diyor. Hakim. “Ve başkumandan olacak” diyor. Başkumandan ne demektir? “Bütün İslam aleminin başkumandanı olacak” diyor. “İttihad-i İslam olacak” diyor, “Müslümanlar birleşecek” diyor. “Hıristiyan alemi de Müslüman olacak” diyor. Bunların hangisi Bediüzzaman zamanında oldu? “Ve bunların hepsinin başına geçecek” diyor Mehdi (a.s.). Bu oldu mu Bediüzzaman zamanında? Bunda çekinilecek, korkulacak ne var? “Biz Mehdi (a.s.)’ı göremedik” diyor. Bediüzzaman zaten göreceksin demiyor ki sana. “İmanın nuruyla görünür Mehdi (a.s.)” diyor. Hepiniz göreceksiniz dedi mi Bediüzzaman? “Belki” diyor “o eşhas-ı Ahir zaman imanın nuruyla fark edilir” diyor. Öyle olsa “bütün Nur talebeleri görecekler” derdi. “Çıkacak bir anda anlaşılır” derdi. Bediüzzaman ne diyor? “Öyle bir şekil vermişler ki” diyor, “çıktığı vakit böyle başlangıcında bidayeten başlangıcında, herkes onu tanıyacak gibi bir şekil vermişler” diyor. “Halbuki bu dünya bir tecrübe meydanıdır” diyor. “Akla kapı açılır fakat ihtiyarı elinden alınmaz” diyor. “Hatta o müthiş deccal dahi kendisi dahi kendisini bilmiyor” diyor. Fakat açık diyor Bediüzzaman, “belki” diyor “o eşhas-ı Ahir zaman, Mehdi ve İsa Aleyhisselam, imanın nuruyla tanınabilir”. “Ben tanıyamadım”. Dua et Allah’a, aklını açsın, nurunu açsın, Allah sana gösterir. Değil mi? Dua et. “Mehdi (a.s.) çıktığında” diyor “Bediüzzaman iman hakikatlerini birinci plana alacak, siyasetteki, siyaset yönündeki faaliyetlerinden vazgeçecek diye düşünüyorum” diyor. “İlk planda imani konuları birinci plana alacak” diyor. “En önemli görevi” diyor, Darwinizm ve materyalizme karşı mücadele ediyor. “Mehdi (a.s.)’ın birinci vazifesi” diyor. “Dünya çapında yerle bir edecek” diyor. Açıkça anlatıyor Risale-i Nur Külliyatı’nda. “Kendisinin” diyor “böyle ilmi bir çalışmaya vakti olmaz” diyor. Darwinizm, materyalizmi araştırıp inceleyecek vakti olmaz, “bir kısım taifenin” diyor, “uzun tasdikatıyla yaptıkları eserleri kendisine hazır bir program olarak alır, yani onlarla kitaplar oluşturur. Onunla o birinci vazifeyi tam yapmış olur” diyor. Açıkça söylüyor. Ve talebelerinden de bahsediyor. “Talebeleri” diyor, “her ne kadar az da olsalar” diyor, “manen bir ordu kadar, kuvvetli ve kıymetli sayılırlar” diyor. “Ahir zamanın o acip şahsı gibi hiçbir cihette olamam” diyor. “Ben onun” diyor “pişdar bir neferiyim, öncü bir askeriyim. Ona ortam hazırlıyorum” diyor. “Ve geldiğinde o başkumandan olacak” diyor. “Bütün İslam aleminin başkumandanı olacak” diyor. Bu ağırlarına gidiyor. “Yok olamaz” diyor “başkumandan”. “Çok fazla başkumandan olması gerekiyor” diyor. Kardeşim orduda bile bir genelkurmay başkanı oluyor değil mi? Başta bir komutan oluyor. Onun da üzerinde Cumhurbaşkanı vardır. Nasıl başsız bir toplum olur? Yani niye korkuyorsunuz bundan? Niye çekiniyorsunuz ve ne zararı var? Ayrıca Mehdi bir dayatma yapacak da değil. Mesela Türkiye’deki rejim neyse, sistemi neyse karışmaz. O sevgi öğretmeni. Dostluk öğretmeni, kardeşlik öğretmeni. Pakistan’a da karışmaz. Yani devletlere karışmaz, müdahale etmez. Onun talebi sevgi, muhabbet, kardeşlik, dostluk, yardımlaşma, Kuran ahlakının yaşanması. Budur. Herkes onu mürşit olarak çok sevecektir. Ve manevi kumandandır. Herkesin kumandanıdır ve İslam orduları olacaktır. Yaklaşık 30 milyon kişilik. Bütün İslam alemi birleşecek tek bir ordu olacak. Onların manevi kumandanıdır. Ona sormadan bir iş yapmazlar. Yoksa gidip de Genelkurmay’ın binasında durmaz yani Mehdi (a.s.). Gidip Başbakanlık’ta durmaz, gidip Cumhurbaşkanlığı binasında durmaz. “Evinde olacak diyor” Peygamberimiz (s.a.v.). “Evinden yönetecek” diyor. Öyle bir konu yok. “Siyaset yönündeki faaliyetlerinden feragat edecek diye zannediyorum” diyor, başka bir yerde de söylüyor. “Siyasete karışmayacak diye zannediyorum” diyor. “Çünkü birinci görevi çok önemli” diyor, “yaklaşık 40 yıl sürecek imani konulardaki görevi”. O bittikten sonra ikinci, üçüncü görevini dördüncü görevini yapıyor. Ki Mehdi (a.s.)’ın ileri yıllarına rast geliyor. Çünkü 30-40 yıllarında başlıyor tebliğe, 40 yıllık bir tebliği var. Yani değil mi? Çok uzun bir süre bu yani. En son safhalarda ve yıldırım hızıyla dünya hakimiyetini meydana getiriyor. İslam ordularını toplaması, küfrü ortadan kaldırması yıldırım hızıyla oluyor. Yani dakikalar, saatler, günler orada işliyor. Diyor ki Peygamberimiz (s.a.v.), “sizin 20 yılınız” diyor, “onun bir yılıdır” diyor. Yani “sizin 20 yılda yaptığınızı o bir yılda yapar” diyor. “O kadar süratli olacak” diyor.
Tamam programımızı bitirelim, harunyahya.tv’den devam edelim.
OKTAR BABUNA:Bir izleyicimiz selam vermiş galiba Hocam.
ADNAN OKTAR:Ve aleyküm selam ve rahmatullahi ve berakatühü. Selamını almadığım herkese de selam ve rahmatullahi ve berakatühü.
SUNUCU:Seyircilerimiz bizi yarın 22:00’dan itibaren harunyahya.tv internet sitemizden, Mavi Karadeniz Radyo, TV Kayseri, Samsun AKS ve Kanal S ekranlarından takip edebilirler.
Basında Harun Yahya
Devamı ...Evrimcilerin Sahtekarlıkları
Devamı ...
Kuran Tefsiri
Devamı ...
Sizden Gelen Güzellikler
Devamı ...
Kuran Tefsiri
Devamı ...
Adnan Oktar Diyor Ki...
Devamı ...