SUNUCU 1:İyi akşamlar sayın izleyicilerimiz ve dinleyicilerimiz. Bu akşam harunyahya.tv, Mavi Karadeniz Radyo ve TV Kayseri’den canlı olarak yayınlanan “Adnan Oktar’la Gece Sohbetleri” programında yine sizlerle birlikteyiz. Birbirinden önemli konuların yer alacağı programımıza, bilmediğiniz, merak ettiğiniz konulardaki sorularınızla siz de e-maillerinizle katılabilirsiniz. Konuklarım “Harun Yahya” müstear ismiyle yazdığı 300’ü aşkın kitabıyla tüm dünyaca tanınan yazar Sayın Adnan Oktar.
Nasıl başlamak isterseniz Hocam? Ben gelen sorulardan biriyle başlayayım isterseniz.
ADNAN OKTAR:Olur.
SUNUCU 1:“Sayın Hocam, Sayın Başbakan Erdoğan İspanya’da Hıristiyanların geçmişte Müslümanlarla kurduğu ittifaklardan ve ortak bir gelecek kurmaktan bahsederek şöyle konuştu: ‘Biz hem aramızda, hem bölgemizde en geniş anlamda dünyada geleceği tarihi husumetlerden, kin, öfke ve gözyaşından, önyargılardan arındırıp; sevgi, dostluk, kardeşlik üzerine bina etmeyi en azından bu yolda mücadele etmeyi tercih ettik’ dedi. Hocam sizin bu yöndeki açıklamalarınızı daha önce dinlediğim için konuşma dikkatimi çekti. İnşaAllah Rabbimize duamız sevgi birliğinin çarçabuk kurulmasıdır. Akif Yurtsever.”
ADNAN OKTAR:Akif’in sözü güzel tabii. Allah kaderi böyle yarattığı için, Erdoğan’ı Cenab-ı Allah oraya gönderiyor, o sözü konuşturuyor. Daha annesinden doğmadan onu konuşturacaktı zaten. Yani istese de istemese de konuşur o. Kader öyle. Dolayısıyla ona benzer konuşmalar daha da çok olacaktır. Birçok konuşma olacaktır. Ve Türk-İslam Birliği kuruluncaya kadar bu güzel gelişmeler devam edecek inşaAllah.
Fakat benim kafamda tabii şey var, bu son madendeki göçük olayı var. Şimdi, devlet elinden geleni yapıyor gibi görünüyor. Yani orada bir galeyan doğru değil. Hiçkimse böyle bir şeyin olmasını istemez. Başbakan da istemez, kardeşlerimiz istemez, hükümet de istemez. Böyle şeyleri siyasi eylem için malzeme olarak kullanmaya kalkmak, samimi olanları tenzih ederim, hiç doğru bir hareket olmaz, vicdanlı bir hareket olmaz. Dolayısıyla elimizden gelen her türlü gayreti göstermekle mükellefiz. Tabii ben oradaki teknik heyete güveniyorum, teknik girişimlere güveniyorum fakat yurtdışından da destek istenebilir. Yani Amerika’dan yahut başka ülkelerden bu konuda teknolojik yönden daha ileri olan ülkelerden acil destek istenebilir. Çünkü 3-4 gün biraz uzun bir süre. Yani saatler dakikalar çok önemli böyle bir olayda. Hiç çekineceğimiz bir şey yok. Yani hangi ülke bu konuda gönüllüyse, yapabilecek imkanları nelerse süratle sorup, süratle olayı yerine getirip gerekli önlemi almak gerekiyor. Ama tabii olmadan önce de önlem çok önemli. Yani çünkü bu sık sık oluyor, Türkiye’de de oluyor bu.
Bir kere çökmeye karşı iç direncin çok güçlü olması yani çelik kullanılması mesela, çok güçlü çelik kullanılabilir. İkinci olarak, gaz tespitinin çok iyi yapılması. Yani son anda bunun tespit edilmesinden vazgeçilmesi, bu çok önemli. Çünkü hemen anlaşılır gazın fazlalaştığı. Biraz bu konuda özel sektörde de bazı yerlerde de biraz gevşeklik var gibi geliyor bana, bir parça. Öyle gibi hissettim. Çok azimli ve çok kararlı olmak lazım. Zaten oradaki kardeşlerimiz çok güç şartlarda çalışıyorlar, Allah onlardan razı olsun, yani çok çok güç. Bir de teknik alet kullanımının arttırılması lazım. Yani insan gücü değil de, teknik alet gücünün arttırılmasında fayda var. Yani oraya otomatik kazıcılar konması veyahut mesela böyle bir patlama olduğunda birçok yere kurtuluş odaları, mesela betondan oluşturulmuş en az 1 ay dayanabilecekleri gibi, böyle hiçbir şekilde çökmeden etkilenmeyen, deprem için de yapılıyor böyle kabinler yapılıyor, her türlü yiyecek, içecek, suyun her şeyin olduğu, telsiz bağlantısının da olduğu yani telefon bağlantısının da olduğu, mesela her 100 metrede bir, her 50 metrede bir böyle güvenlik odaları yapılabilir. Tüneller yapılabilir ayrıca güvenlik tünelleri çok fazla hale getirilebilir. Yani dışarıya çıkış kanalları çok fazla hale getirilebilir. Buna benzer birçok şey yapılabilir. Yani iyi düşünülürse, iyi araştırılırsa. Şu an aklıma gelenler bunlar. Ama düşünürsek daha da çok şey aklımıza gelebilir. Bu konuda önlem almak lazım. Ama Bakanlara veyahut Başbakana böyle ters hareketler yapmak, bağırıp çağırmak, bunlar yakışık alacak hareketler değil. Bunda kuşku meydana gelir. Belki samimi yapıyor da olabilir, yani o öfkeyle ki yine yakışık almaz. Çünkü bir devlet terbiyesi vardır. Özenli olmak gerekir. Ama bir siyasi öfkeden dolayı, yani siyasi başka bir partiye mensup da o partiyi yıpratmak için onu bir malzeme olarak kullanıyorsa, o anda “fırsat bu fırsattır” diye kullanıyorsa bu çok çok sıradan bir hareket olur. Yani çok çok çirkin olur. Bu tarz olayları siyasete malzeme yapmak itici durur. Yakışık almaz. Bir de oradaki kardeşlerimizin konumları da belli değil. Yani kurtulma ümitleri de çok yüksek yani olur. Ama kendi imkanlarımızın dışında yurtdışındaki imkanları da şu an için olsa da kullanmamızda fayda var diye görüyorum inşaAllah.
SUNUCU 2:“Selamun aleyküm.”
ADNAN OKTAR:Aleyküm selam.
SUNUCU 2:“Nur cemaati bütün dünyada Türk okulları açıyorlar. Bu okullarda güzel ahlaklı çocuklar yetiştiriyor, onları Türkiye’ye davet ediyorlar. Büyük ihtimalle 5-10 yıl sonra bu çocuklar devlet kadrolarında olacak ve Türkiye ve İslam’a büyük bir yakınlık içinde olacaklar. Bu, Türk-İslam Birliği için maddi ve manevi çok büyük bir hareket gibi geliyor bana. Acaba yanlış mı düşünüyorum? Bu durumda Nur cemaatinin İslam-Türk Birliği için çalışmadığını söylemek doğru olur mu?” Hasan Kemal kardeşimiz, sorusunu bize iletmiş.
ADNAN OKTAR:Evet bana sorulan sorular genellikle beni eleştiren tarzda oluyor. Onun için bunlar önemli. Nur cemaati içerisinde, herhalde Fethullah Hocamız’ın gayretlerini kastediyor buradaki kardeşimiz. Fethullah Hocamız’ın çevresindeki kardeşlerimiz, tabii ki Türk-İslam Birliği’nin zeminini oluşturuyorlar. Yani içinde belki bunu düşünmeyen de olmuş olabilir. Ama isteseler de istemeseler de Türk-İslam Birliği’ne zemin hazırlıyorlar. Çünkü, mesela Afrika’da mesela Kongo’da bir okul. Oradaki öğrenciler Türkiye’yi seviyor. Bu ne demektir? Türk-İslam Birliği oluştuğunda o insanlar bizim kadromuz olacak demektir. Veyahut mesela Kazakistan’da bir okul veyahut Güney Afrika’da. Güney Afrika’nın Türk-İslam Birliği’ne katılmasını sağlayacak bir zemindir bu. Dolayısıyla özellikle yurtdışındaki bu tip faaliyetler Türkiye’ye çok büyük bir hizmettir. Türk-İslam Birliği’ne çok büyük bir hizmettir. Fethullah Hocamız’ın bu konudaki gayretlerini Allah onun kalbine ilham ediyor. İlhamla yapıyor. Ve mühim bir şahıstır Ahir zamanda gelecek şahıslar açısından Fethullah Gülen Hocamız. Mehdi (a.s.) öncüsü olarak, Mehdi (a.s.)’ye zemin hazırlayan mühim bir insandır. Yani benim kanaatim, hadislerde de işaret edilmiş olabilir. Şimdi isim olarak vermeyeyim ama çünkü Mehdi (a.s.)’nin yardımcısı olan birçok kişiden bahsediyor, Mehdi (a.s.)’ye zemin hazırlayan birçok kişiden bahsediyor. O kişilerden birisidir. Bu da zaten genellikle konuşulur bazen insanların arasında. Ama bir kısım Nur talebesi kardeşlerimiz var. Bu kardeşlerimiz hiçbir şekilde İttihad-ı İslam’dan ve Türk-İslam Birliği’nden bahsetmiyorlar. “Zaman, imanı kurtarma zamanı. Böyle konulara girmeyelim” diyorlar. Benim anlattığım şahıslar bunlar. Yoksa Fethullah Hocamız değil. Ayrıca ben açıkladım yani Fethullah Hocamız’ın üzerinde tonlarca kristal var. Ve o da temkinli konuşmaya, temkinli hareket etmeye mecburdur. Yani komünisti onun karşısında, dinsizi onun karşısında, iddia edilen Ergenekon Örgütü onun karşısında. Yani ne kadar it kopuk varsa, ne kadar zalim varsa, ne kadar cahil varsa, bazen de bilmeden hareket eden bazı kişiler onu hedef haline getiriyorlar. Dolayısıyla o da tabii çok temkinli bir üslup kullanıyor. Mehdiyetten bahsetmemesi bu anlamda makul görülebilir. Mesela Türk-İslam Birliği’nden bahsetmemesi bu anlamda makul görülebilir. Yani belki ürkütmemek, tedirgin etmemek için böyle hareket ediyordur. Hz. İsa (a.s.)’ın nüzulünü şahs-ı manevi diye geçiştirmesi de yine bu meyanda makul görülebilir. Bu ledüni bir bakış olarak değerlendirebiliriz. Ama gerçeğinde tabii ki Türk-İslam Birliği olacak, Mehdi (a.s.) de çıkacak, Hz. İsa (a.s.) da inecek. Yani bana göre de vazife başında şu an Hz. İsa (a.s.). Bu yönüyle ben şefkat duyuyorum tabii Fethullah Hocamıza. Oradaki talebelerin şevkine de hayranım, saygı duyuyorum. İyi niyetlerine ve stile de tam bir hayranlık duyuyorum, saygı duyuyorum. Fakat bunun dışında birçok Nur cemaati vardır. Ben tek bir kişiye sözüm yok. Mesela bu eleştirilerimden sonra onlar sitelerinde artık güzel sözler etmeye başladılar, güzel konuşmalar yapmaya başladılar. Zaten güzel konuşuyorlardı ama şimdi tam güzelleşti. Ne diyorlar, İttihad-ı İslam’dan bahsediyorlar. “Bediüzzaman İttihad-ı İslam’ı istemişti, söylemişti” diyor. Ve diyorlar ki, “bu devrin en büyük farz vazifesi İttihad-ı İslam’dır” diyorlar. Bediüzzaman’ın sözünü naklediyorlar. Ama ne zaman? Ben eleştirdikten sonra. Demek ki eleştiri faydalı. Bana da faydalı oluyor eleştiri ama onlara da faydalı oluyor. Karşılıklı birbirimizi eleştireceğiz, bu kadar. Yani ben Nur cemaati olsun, diğer kardeşlerimiz olsun, ehli zikir olan diyelim yahut ehli tarik olan kardeşlerimize karşı da son derece sevgi dolu ve saygılıyım. Ben mesela Cübbeli’yi eleştiriyorum, hem de çok güçlü bir şekilde eleştiriyorum. Ama Mahmut Hocama karşı da -onun şeyhidir- müthiş bir hürmet ve sevgi duyuyorum, saygı duyuyorum. Geçenlerde onun mühim bir vekili, çok büyük alimlerden bir tanesi bizim yemeğimizdeydi, yanımdaydı. Hocamıza saygılarımı, sevgilerimi yeniden ilettim, hürmetlerimi ilettim. Onun da bana gelen selamını iletti, o muhterem Hocamız yani Mahmut Hocamızın bana gönderdiği o mübarek selamı iletti. Ben de “Aleyküm Selam ve Rahmetullahi ve Berakatuhu” dedim. Hocamıza karşı hayranlığımızı, hürmetimi ifade ettim. Ama Cübbeli’ye karşı da üslubumu görüyorsunuz, eleştiriyorum. Ben hakkı anlatırken bu tarzdayım. Mesela Mahmut Hocamızın talebelerine karşı da çok sevgi doluyum, şefkatliyim. Çünkü hakikaten çok fedakarane, mazlum ve masum insanlar. Allah için, İslam için gayret eden, gerek bayanlar olsun, gerek beyler olsun cansiparane gayret içerisindeler. Ama ben Cübbeli’nin Müslümanların şevkini kırmasını tabii ki eleştiririm. Mesela Türk-İslam Birliği’nden bahsetmiyor, İttihad-ı İslam’dan bahsetmiyor, “bu yüzyılda Müslümanlar birleşsin, İslam ahlakı dünyaya hakim olsun” demiyor. Yani iş bitti havasında. Yani artık yapacak bir şey üslubu kullanıyor. Bu çok büyük bir zulümdür. Çok büyük bir garipliktir. Tabii ki eleştireceğim, yani manevi zulümdür. İnsanlara karşı, değil mi, acı vermektir.
SUNUCU 2:Biraz korkutuyor böyle, “yanacaksınız, şöyle olacak, böyle olacak”. Dinlerken insan korkuyor.
ADNAN OKTAR:Zaten üslupla çok soğutuyor insanları dinden. Çok çok soğutuyor. Mesela bu da bir zulümdür. Yani imanlarını sarsıyor insanların. Normal olan, imanlı olan bir adam imanını kaybediyor. Yazık günah değil mi? Bu coşuyor, bilmiyor, çok cahil. Verdiği etkiyi tahmin edemiyor. Yani konuştuğunda çok güzel konuştuğunu zannediyor. Konuştuğu dini konuları tenzih ederim, Kurani konuları tenzih ederim. Çok cahil üslubu. Ve muazzam tahribat yapıyor hatta diyor, “ben evini istesem, arabasını istesem bir daha cemaate gelmezler” diyor. Yani sürekli onların zayıflığından bahsediyor, talebelerinin. Çocuklar ne yapsın işte, geliyorlar senin karşına gelip dinliyorlar. Senin o garip esprilerini dinliyorlar, yanlış tavırlarını da görüyorlar. Ama burada en vahimi, iki vahim hatası var bir, Türk-İslam Birliği’nden bahsetmemesi yani İttihad-ı İslam’dan bahsetmemesi. İkincisi dini konuları espri konusu yapması. Bu çok vahimdir. Din ile şaka olmaz, dini konularla şaka olmaz. Konu mu yok, git başka konularla şaka yap, espri yap. İnsanları güldürmek istiyorsan başka konuları seç. Allah diyor ayette, “Allah ile Resulü’yle mi alay ediyorsunuz?” diyor haşa. Din ile ilgili konularla son derece saygılı ve hürmetkar bir üslup gerekir. Bunları anlatıyorum.
Nur talebesi kardeşlerimize de, Mehdi (a.s.)’ın geleceğini Bediüzzaman açıkça söylediği halde gizliyorlar.Ve tevil ediyorlar. Şimdi, Fethullah Hocamın gizlemesi, tevil etmesi makul. Ben ona bir şey demiyorum. Ama bu kişilerin öyle bir sorunu yok. Yani, bir baskı altında da değil. Ne FBI’ın baskısı var, ne CIA baskısı var, ne yurt dışından, işte, iddia edilen Ergenekon Örgütü’nün it, kopuk uzantılarının baskısı var, değil mi? Özgürler, rahatlar. Ne için gizlensin, ne gerek var? Bir de böyle gizlenme mi olur? Dolayısıyla samimi olarak eleştiriyorum. Onlar da beni eleştiriyorlar, değil mi? Bakın kardeşimize, bu da bir eleştiridir. Saygıyla karşılıyorum. Faydalı da oluyor, ben diyorum, “hakikaten çocuk doğru söylemiş” ya da “arkadaş doğru söylemiş”, diyorum. Kendimi o yönde düzeltiyorum. Yani ben katı bir insan değilim, eleştiriye açığım.
“Muhsin Kerimoğlu, Samsun’dan”:
SUNUCU 2: “ ‘Yedi gök, yer ve bunların içindekiler O’nu tesbih eder; O’nu övgü ile tesbih etmeyen hiçbir şey yoktur, ancak siz onların tesbihlerini kavramıyorsunuz. Şüphesiz O, halim olandır, bağışlayandır’ (İsra Suresi, 44). Göklerde ve yerde Allah’ın yarattığı her şey sabah akşam O’nu övgüyle tesbih etmektedir. Ama biz onların tesbihlerini duymuyoruz. Melekler de Allah’ın ayetinde bildirdiği gibi Arş’ın etrafını çevirmişler olarak Rablerini hamd ile tesbih ediyorlar. Fakat insanlar onları da göremiyor ve tesbihlerine şahit olmuyorlar. Melekler, Melekler aleminde birbirlerini görüp, duyuyorlar ve ancak Kıyamet vaktinde insanlar tarafından görülebiliyorlar. ‘Melekleri de arşın etrafını çevirmişler olarak Rabblerini hamd ile tesbih ettiklerini görürsün. Aralarında hak ile hüküm verilmiştir ve: Alemlerin Rabbi’ne hamdolsun’ denilmiştir’ (Fatır Suresi, 75). Cübbeli, Hz Mehdi (a.s)’ın zamanında Meleklerin alenen görüleceğini söylüyor. Bu yanlış bir bilgi, doğrusu üstte anlatıldığı gibidir. Allah, Harun Yahya Hocamızdan ve sizlerden razı olsun. Esselamun aleyküm rahmetullahi ve berakatühü.”
ADNAN OKTAR:Ve aleyna aleyküm selam ve rahmetullahi ve berakatühü.
“Muhammed Salih, Ankara’dan”:
SUNUCU 1: “Bütün Müslümanlar arasındaki bölünmeler, ayrışmalar, kavgalar, hizipleşmeler, çekişmeler Hz. Mehdi (a.s.) zamanında tamamen ortadan kalkacak. Her ay, her yıl bu gelişmeler hızlanarak devam edecek. 2021’lerde inşaAllah çok güzel günleri hep birlikte göreceğiz. Allah, bizimle insanların nasıl şirk adavetinden kurtararak, onların kalplerine ülfet ve muhabbet yerleştirmiş ve din kardeşi yapmışsa, Mehdi (a.s.) ile fitne adavetinden kurtaracak ve kardeş yapacaktır. “Kalplerinizin arasını uzlaştırıp ısındırdı. (Al-i İmran Suresi,103)”
SUNUCU 1:“Selamun aleyküm değerli Adnan Hocam.”
ADNAN OKTAR: Aleyküm selam.
SUNUCU 1: “İman etmeyen insanların özel yaratılmış olduğunu ve onların ruhlarının olmama ihtimalleri olduğunu söylemiştiniz inşaAllah. Bugün okuduğum bir ayette de Allah şöyle buyuruyor: ‘Allah, kimi hidayete erdirirse işte o hidayet bulmuştur, kimi saptırırsa onlar için onun dışında asla veliler bulamazsın. Kıyamet günü biz onları yüzükoyun körler, dilsizler ve sağırlar olarak haşrederiz.Onların barınma yerleri Cehennemdir; ateşi sükûn buldukça, çılgın alevini onlara artırırız.’ (İsra Suresi, 97) Allah ayette inkârcıları Ahirette de kör, dilsiz ve sağır olarak yaratacağını söylüyor. Bu kişilerin ruhlarının olmadığına bir başka delil olabilir mi? Saygılar, sevgiler sizi çok seviyoruz değerli Hocam.” Merve Bayram Ankara’dan göndermiş.
ADNAN OKTAR: Merve’ye selam ediyoruz biz de, inşaAllah. Ruhu tabii ki vardır. Allah’ın ruhunu taşımayan hiçbir yer yoktur. Allah’ın varlığının olmadığı hiçbir yer yoktur. Fakat şuuru kapalı yani bu önemli, çünkü bak Allah diyor ki, “gözleri vardır, görmez”. Yani gözü bir makine konumundadır demek istiyor Allah. Gözü var, görüntüyü beyne iletiyor. Orada bir görüntü oluşuyor fakat bu onun şuurunda değil, almıyor, fark etmiyor. Yani bir makine haline gelmiş. Mesela, burnu var kokluyor ama şuurunda değil. İşte “gözleri vardır, kulakları duymaz” diyor. Mesela kulağı ses duyuyor ama şuurunda değil. Bu ne demektir? İkinci ben, üçüncü bende yaşıyor anlamı çıkıyor. Yani “bir hayvan gibidirler hatta hayvanlardan da aşağıdırlar” diyor Allah. Çünkü hayvanlar sevimli varlıklar. Akıllı özellikler gösteriyorlar. Allah hayvana da benzetmiyor. Anlamamız için ama önce bir hayvana benzetiyor yani şuur kapanıklığı açısından. Ama hayvanlar munis ve güzel huylu olduğu için yani küfürde bu olmadığı için Allah “hayvanlardan da daha aşağıdırlar” diyor. Daha garip yani bizim artık vehimimize, düşünmemize bırakıyor Allah. Yani “artık kavrayın, öyle bir varlıktır” diyor Allah. Dolayısıyla akıllarını ortadan kaldırmış bir görünüm var bunların. Allah akıllarını almış ama kendileri sebep olmuşlar tabii buna. Ahirette de bunu hak ettiklerini söylüyorlar. Ama bunu kavramak mümkün mü? Değil. Yani tam anlamıyla kavramak, nasıl sonsuzluğu tam kavrayamıyorsak, nasıl maddenin varlığıyla ilgili anlattığımız konuları kavrayamıyorsak bunu da kavramamız mümkün değil. Bizi ilgilendiren şudur; her zaman söylüyorum, biz iyi olmakla mükellefiz. Allah hemen anlaşılan bir varlık. Bize lütufta bulunuyor, ikramda bulunuyor ve Allah’ı seviyoruz. Çok çok seviyoruz. Aşkla seviyoruz, tutkuyla seviyoruz. Çünkü bütün güzelliklerin sahibi O olduğu için, O’na karşı derin bir muhabbet ve derin bir sevgi duyuyoruz. Ve cennette de diyor Allah “bu sevginiz ve bu samimiyetinizle gelirseniz, sizi Cennete koyacağım” diyor. “Sebepleri kaldıracağım” diyor burada bir sebep sistemi vardır dünyada, “sebepleri kaldıracağım, çok daha mükemmel yaşatacağım sizi” diyor. “Ama bunu hak ettiğinize kendiniz bir kanaat getirin” diyor Allah. “Orada bir terbiye olun, ondan sonra ben size bu hayatı yaşatacağım” diyor. Şu anki hayat zaten çok çok olağanüstü yani biraz düşünülürse muazzam bir mucizenin içinde yaşadığımızı görüyoruz. Yani Darwinistlerin düşünememesi de bir mucize. Mesela akşam çıktılar HaberTürk’te Darwinistler, düşünemiyorlar. Kavrayamıyor, olayı anlayamıyor yani mesela Allah’ın varlığını göremiyor. İnsanın nefesi kesiliyor fark edememelerine yani büyük bir ibret, şaşkınlıkla ve dikkatle izledim. Yani hatta videoya da aldım bölüm bölüm bakıyorum. Çok şaşırtıcı bir gücün etkisindeler, şaşırtıcı bir gücün etkisindeler. Yani özel olarak yönlendirildikleri, Allah’ın özel yarattığı anlaşılıyor. Yoksa kim anlamaz yani çok açıktır yaratılış. Yedi yaşındaki çocuğa bile sorsan hemen anlar. Kavrayamadıkları gibi bir de Allah’ın yaratılışını eleştiren bir üslupta muazzam kararlılar. Ve hepsi yanlış söylediklerinin ama büyük bir kararlılıkla onu anlatıyor, farkında bile değil. Şimdi onları onlara bölüm bölüm göstereceğim tabii milletimize de anlatacağım ama onlara da bölüm bölüm göstereceğiz. Oradaki mucizelere de dikkat çekeceğim. Bunu fark edememelerinin neden mucize olduğunu anlatacağım. Çünkü Allah diyor, Şeytandan Allah’a sığınırım, “Eğer şaşıracaksan, asıl şaşkınlık konusu onların şöyle söylemeleridir: Biz toprak iken mi, gerçekten biz mi yeniden yaratılacağız?” diyor. Yani onların inanamamaları asıl şaşırtıcıdır, hayret vericidir ve mucizedir. Mesela sırf örümceğin hayatı değil, sırf karıncanın hayatı değil de buradaki mucizelerin de üstünde çok durmak lazım. Bu inkârın ve yahut anlayamamanın nasıl şaşırtıcı olduğunu önümüzdeki günlerde kaset olarak hazırlayıp yani video film olarak hazırlayıp, hem kardeşlerimize sunacağız hem de diğer anlatımlarda kullanmak üzere zannediyorum Global Yayıncılığın yayınlarında satışa sunulacak inşaAllah. Biraz daha ilerlediğinde olaylar tabii bunlar da bu durumdan kurtulacaklar ama kendine çok şaşıracaklar zamanı geldiğinde. Hayret edecekler. “Biz böyle nasıl konuştuk? Bunları nasıl yaptık? Bu biz miyiz hakikaten?” diyecekler inşaAllah.
“Rıza Atik, Isparta”:
SUNUCU 2: “İnsanların Hz. Mehdi (a.s.)’ı tanıyamamalarının bir hikmeti de Allah’ın Hz. Mehdi (a.s.) üzerindeki korumasındandır. Resulullah bir hadis-i şerifinde; “Allah halkın nefislerine karşı zulmü, cefası ve israfı yüzünden onu Hz. Mehdi (a.s.)’ı halktan gizleyecektir,” diye bildiriyor. Cübbeli’nin Hz. Mehdi (a.s.)’ı tanıyıp tanımaması, “bu yüzyılda gelmedi, gelmeyecek de” demesi hiç önemli değil. Allah, Hz. Mehdi (a.s.)’ı bu yüzyılda inşaAllah zuhur ettirdi. Resulullah vesilesiyle de Müslümanlara müjdeledi. Müslümanlar, Hz. Mehdi (a.s.)’ı çok büyük bir coşkuyla bekliyorlar. İnşaAllah bize de kendisini görmeyi ve yakınlarından olmayı nasip eder. Adnan Hocam da televizyonda, röportajında ‘inşaAllah Hz. Mehdi (a.s.)’ın talebesi olurum’ demişti.”
ADNAN OKTAR: “Murat Gültekin, İzmir”:
SUNUCU 1: “Muhyiddin Arabî Hazretleri Ahir zamanda Hz. Mehdi (a.s.) zuhur ettiğinde; Deccal’a uyan bir kısım cahil Hocaların Hz. Mehdi (a.s.)’ a düşman olacaklarını belirtmiştir. Ümmetimden başı sarıklı 70 bin âlim kişi Deccal’a tabii olacaklar. Demek ki derin devlet Ahir zaman da boş durmayacak, İslamiyet’i içeriden çökertmek için konuşmalarıyla insanları dinden çıkaran, imanlarını zayıflatan, İslamiyet’e karşı insanları soğutan sahte âlimler çıkacak.”
ADNAN OKTAR: Evet, bugün Fatih Altaylı bir yazı yazmış evrimle ilgili, şimdi diyor, “evrimcilerin haklılığı ortaya çıkarsa, Müslümanların konumu ne olacak?” Yani yine namaz kılabilecekler mi, yine Kuran okuyabilecekler mi, diyor. Ona benzer bir yazı yazmış. Peki dedim, Fatih Altaylı Beyefendi, bunu sordun tamam bunu sen sorabilirsin. İkinci ihtimali niye sormaktan kaçınıyorsun? Evrim gümbür gümbür yıkılırsa, Darwinistler böyle hallaç pamuğu gibi atılırsa, böyle baklava gibi yerle bir olurlarsa o zaman ne yapacak? Ne olacaklar? Dinin konumu ne olacak? İslam’ın konumu ne olacak? Ateistlerin, Darwinistlerin, materyalistlerin konumu ne olacak? Bunu anlatması gerekmez miydi? Bunu sorması gerekmez miydi? Yani tek bir soru sorması bana çok kuşkulu geldi. Demek ki çok etkili olduğumuzun farkında. Yani gücümüzün de farkına varmış. Bu çok güzel. Çünkü insan bir soruyu sormaktan kaçınıyorsa ve korkuyorsa o fikir galiptir. Bir insan bir şeyden bahsedemiyorsa, o fikir galiptir. Hangi yazar böyle bir şey yapabilir? Tek yanlı soru sorulur mu? Değil mi? “Gece olursa ne olur, gündüz olursa ne olur?” diye sorulur, değil mi? “Sıcak olursa ne olur, soğuk olursa ne olur?” diye sormak lazım. Sırf “soğukta ne oluyor?” diye soru soruyorsa bir insan, sıcaktan korkuyorsa, bu anormaldir. Sırf “gece olunca ne olur?”, “gündüz olunca ne olur?” diyemiyorsa, bu da bir acayipliktir. Bunda bir gariplik vardır. Şimdi eğer samimiyse Fatih Altaylı, bu soruyu da sorsun. Yani “evrim yerle bir olunca, kökleri kazınınca, ilmi olarak, felsefi olarak yeryüzünden yok olduklarında, İslamiyet’in konumu ne olur? Müslümanların konumu ne olur? Darwinist, materyalist, sosyalist ve komünistlerin ve iddia edilen Ergenekon Örgütü’nün sonu ne olur?” diye bir kısacık bir not düşsün güzelce. O düşmüyorsa, ben düştüm şu an. Ama öyle demeyeyim de, böyle bir yazı yazdım. “Not düşmek” demeyelim çünkü o biraz garip oluyor. Böyle bir yazı yazdım ben onun adına ama kendisi yazarsa çok daha güzel olur. Ama yazmasa da şu an ben yazdım o yazıyı zaten. Yani bu nasıl bir sorudur böyle tek yanlı ve bunun altında bilinçaltında bir korku yattığı açıkça görülmüyor mu? Ve gereksiz de bir kurnazlık var burada yani sezdirmeden sanki evrim gerçekten güçlü de netice alacakmış gibi. Evrimin halini, perişanlığını o görmüyor mu? Son bir ümit “acaba” gibisinden. “Ölüden medet çıkar mı? Ölü bir ayağa kalkar mı?” diyor. Ölü sadece çürür, daha da çürüyecektir. Yani bir süre sonra Darwinizm’in kemiklerini görecek. Bir süre sonra daha da ilerde kemikler ufalanacak sonra onların da tamamen yok olduğunu görecektir. Bizim olduğumuz yerde yani dünyada ve Türkiye’de Darwinizm’in ayakta kalması mümkün değildir. Yani şu anki bakın benim o günkü programa gönderdiğim arkadaşlarım bu konudaki bilgi düzeyleri yani diğer arkadaşlarıma göre çok çok daha alttadır. Yani dörtte bir diyebilirim. Buna rağmen Mercidabık Meydan Muharebesi gibi yerle bir ettiler, gördünüz. Yani gıkları çıkamadı sadece sustu kaldılar. Her konuda net, açık delillerle konuştular. Tapu gibi delille konuştular. Arkadaşım al sana fosil. Bu kadar. Hiçbir şekilde değişmemiş. Başka ne istiyorsun? Proteinler, al sana delil, dedi. Proteinlerin tesadüfen meydana gelemeyeceğini açıkça anlattılar. Zaten sırf bir tanesi yeterdi bunların. Ama obüs mermisi gibi peşpeşe mermiyle dümdüz oldular. Yani tek bir tanesine cevap veremezler ve veremediler. Bundan sonra yine tartışmanın devam edeceği görülüyor. Bir daha ki sefere daha bilgisi yoğun olarak arkadaşlarımı göndereceğim inşaAllah. Ve her seferinde de ezilecekler. Her seferinde dümdüz olduklarını görecekler ve bunun hakikaten bir safsata olduğunu, bu teorinin, evrim teorisinin bir oyun olduğunu tam anlamıyla içlerine sindirecekler. Ama ben, Fatih Altaylı’nın şimdiden sezdiğini anlıyorum. Bak haftalardan beridir program devam ediyor. Son vuruştan sonra bakın bu yazıyı yazıyor. Burada darmakeşan oldular. Daha önce yazmadı. Ama bu vuruş çok şiddetli olunca “Darwinistler ya yenerlerse,” diyor. Kardeşim, enkazı senin ayağının önüne sermedik mi? Enkazdan sen hala bina çıkacak diyorsun. Daha mı iyice mi böyle paletlerle böyle tankla mı geçelim yani. İstiyorsan onu da yapacağız. İstemesen de yapacağız. Ama artık Darwinizm’in yenildiğini herkesin de fark ettiğini bu bilinçaltı kurgulama metotlarından da anlıyoruz ama biraz kurnazca bir metot bu. Bunu hiçkimse yemez, bu yöntemi. Taha Akyol’un geçenlerde yaptığı oyuna benziyor. Oyun demeyeyim de numara mı diyeyim ne diyeyim? Veyahut teknik yöntem diyelim. Mehdiyet’in olmadığı anlatmak istiyor. Toplamış bütün âlimleri, Hocaları. Konu konuyu açıyor gibi yapıp konu konuyu açıyor gibi yapıp çok kurnaz, acayip kurnaz. Birden oradan Mehdiliğe geldi. Mehdiliğe geldi konu. “Mehdi (a.s.) yok değil mi, Hocam?” dedi. “Bazı kişiler çıkıyor, Mehdi (a.s.) gelecek diyorlar” dedi. Bu şekilde onlara Mehdi (a.s.)’ın gelmeyeceğini söyletmek istedi. Onlar içinde muhterem bir kardeşimiz var alevi fakat alevi denilince insanlar yanlış anlıyorlar. Yanlış değerlendiriyorlar ki Hz. Ali âşıklarına derler Alevi diye. Halis, muhlis Müslüman’dır ve çok muhterem insanlardır. Hocamız dedi ki, “bu programın Taha Akyol tarafından kasten yapıldığını oraya gidince anladım” dedi. Yani demiş, yani “Hocamıza karşı özel yapıldığını, sırf Mehdiyeti eleştirmek ve Mehdi (a.s.)’ın gelmeyeceğini söylemek için yapıldığını orada anladım” demiş. Onun demesine de gerek yok biz gördük zaten. Ama bu bazı gazetecilerin böyle bizim milletimizi biraz az düşünür zannetmelerinden kaynaklanan ucuz kurnazlıkları oluyor. Bizim milletimiz son derece zekidir. Bak herkese kime sorsam bir orada özel teknik uygulandığını söylediler. Yani cümleleri seçtiğim için... Uygun tam karşılıkları var da söyleyemiyorum tabii, nezaketli konuşacağım diye, yoksa şakır şakır tam karşılıklarını veririm bu sözlerin. Dolayısıyla böyle kurnaz tekniklere gerek yok, bilinçaltı kurgulamalara gerek yok. Geldi Mehdi (a.s.). Hz. İsa (a.s.) da geldi. İslam ahlakı da dünyaya hâkim olmak üzere. Darwinizm de yerle bir olmuştur. “Biz iyi anlamadık” diyorlarsa bir daha, yenilen pehlivan derler güreşe doymazmış. Yüz kere de olsa sırtlarını yere vururuz. Her seferinde. Bundan kurtuluşları yok. Samimi bir insan ne der? “Arkadaş, Darwinistler kazanırsa şöyle olur, Yaratılışçılar kazanırsa böyle olur” der, değil mi? Bak tek yanlı söylemiş. Demek ki yenildiklerini anlamış, kendisinin de yenildiğini anlamış. Demek ki Darwinizm diye bir şey yokmuş. Böyle bir şey olmadı havaları vermek, böyle ıslık çalarak gezmek, bunlar, bu tip yöntemler yöntem değil. Dolayısıyla önümüzdeki günlerde daha da böyle Kayseri pestili gibi ezmeye devam edeceğiz. Daha da şevkimiz arttı. Bakın sırf iki arkadaşımızın çıkmasıyla gündem bir anda değişti. Nacar Hocamız da yani o da donanımlı gitti. O da daha önce gereken bilgileri aldı yani kendi imkanları dahilinde. O da kendi çapında bir şeyler yaptı ama vuruşu yapanlar arkadaşlarımızdır. Bu herkes tarafından görüldü, inşaAllah. Önümüzdeki günlerde yine yurtdışında da faaliyet var. Yurt dışı da sarsılıyor şu an. Bütün basın yurtdışında, İsviçre’de yapacağımız evrim ile ilgili konferansı konuşuyor. Yani akıl almaz bir panik yaşanıyor şu an. İsviçre hop oturuyor, hop kalkıyor, önce polisiye önlem alalım dediler. Yani polise müracaat etmişler. “Aman gelmesinler, durdurun.” Polisin kanunlarına göre mümkün değil durdurmaları, yani adam ne yapsın? “Biz bir şey yapamayız” demişler. Osmanlı ordusu geliyor. “Savulun, Malkoçoğlu geliyor” diyorlar filmlerde. Onun gibi böyle. Allah’ın izniyle yine yerle bir edeceğiz ve hiçbir şekilde kurtulamazlar. Yani korku onlar için bir çare değil. Bu panik normal mi? Daha önce Amerikalı yaratılışçılar gelip anlatıyorlardı, dikkatle dinliyorlardı. Yani günlerden beri basın bir türlü sakinleşmedi. Bak gittikçe dozu artarak panik devam ediyor. Yani ne oluyor? Sakin olun. Gelecek insan birkaç kişi. Ne var? Bir şey yok. Sakince anlatacağız ve gideceğiz. Bu kadar heyecanlanacak bir şey yok. Oraya çivi çakmaya da gelmiyoruz. Ama yerle bir olacağını bilmekten kaynaklanan muazzam bir panik içindeler. Dolayısıyla her yerde bu paniği yaşatacağız. Hakkın hakimiyeti sağlanıncaya kadar, Türk-İslam Birliği kuruluncaya kadar nefes aldırmayacağız Allah’ın izniyle. Yani o kadar eminimki ezileceklerinden ve o kadar net bilgiye sahibimki. Benim bildiklerimi bilseler zaten onlar dümdüz olurlar, hiçbir şey konuşmazlar. Ama Allah o kadar hoş bir ortam meydana getirmiş ki, yüzde yüz biliyorum ezileceklerini ve hepsinin evrim düşüncesinden vazgeçeceklerini yüzde yüz biliyorum. Yani net bilgiye sahibim ve adım adım da olay böyle ilerliyor. Müthiş zevkli bir şey bu ve hiçbir şekilde kurtulamazlar. Türk-İslam Birliği mutlaka olacak. Kesin bilgim var, net bilgiye sahibim. Durduramıyorlar, yani çok hoş durum bu. Adam mesela hiç ummuyorlardı, tahmin etmiyorlardı, paniğe kapıldılar, hakikaten tank gibi ilerliyor Türk-İslam Birliği. Durduramıyorlar. Bağırıyor, çağırıyor. Evrimciler tam panik halindeler. Amerika’daki evrimciler panik halinde, İngiltere’dekiler panik halinde. Ne var kardeşim? Şurada ki fakir kardeşiniz, bir insan yani, Türkiye’den çıkmış bir delikanlı, bir avuç da etrafında insan var. Bu kadar niye korkarsınız? Amerikalı yaratılışçılardan hiç korkmuyorlardı, İsviçre’de onlar konferans veriyorlardı, hiç tedirgin olmuyorlardı. Böyle bacak bacak üstüne atıp keyifle dinliyorlardı. Ne oldu, niye o keyfiniz kaçtı? Ben de yaklaşık şeyler anlatacağım, ama biraz farklı anlatacağım ben. Yani olay o. Bir de bir şeyler bildiğimden eminler. O dehşete kaptırıyor onları. Yani bildiğim bilginin ne olduğunu anlayamadılar ve nereden kaynaklandığını da anlayamadılar. Ve olaylar da hakikaten dediğim gibi gelişiyor ve bütün dediklerim çıkıyor. Bak dedim, “Ağrı Dağı’nda Nuh’un gemisi bulunacak” dedim ve detay verdim. “Ağaç parçaları çıkacak” dedim ve onu sergileyeceklerini belirttim. Detaylara geçtim yani. Aynen dediğim gibi, yıllar önce söylediğim olay, aynen dediğim gibi çıktı. Bir buçuk yıl önce de televizyonda söylemiştim ayrıca. Aynı üslupla. Bu onlardaki paniği daha da artırıyor. Bakın şimdi de diyorum ki, “Hz. Musa (a.s.)’ın kutsal sandığı bulunacak ve içinden taş tabletler çıkacak”. Orijinal, o döneme ait. On emrin yazılı olduğu tabletler ve başka kutsal emanetler çıkacak. İçinden başka bir gömlek çıkacak, bir ayakkabı var, sandalet tarzı. Gitsinler, karbon metodu mu yapıyorlar, başka metot mu yapıyorlar, yaş tayini tespiti yapsınlar. En az, en az üç bin yıllık olduğunu görecekler inşaAllah. Dediklerimin doğru olduğunu görecekler. Mesela Nuh’un Gemisine ait tahta parçalarını incelediler, beş bin yıllık olduğu anlaşıldı nefesleri kesildi. Net dediğim doğru yani. Şimdi bunu da görecekler. Kutsal Emanetlerin bir kısmı Taberiye Gölü’nün dibinden çıkacak, açık ve net de belirtiyorum, söylüyorum. Bir kısmı Hatay’dan. Ama sandığın tam nerede olduğunu söylemeyeceğim. Bak sandığa ait parçalardır bunlar, ikisi de. Sandığın içindeki Kutsal Emanetlerin bir kısmı Hatay’da, bir kısmı da Taberiye Gölü’nün dibinde. Ama sandığın nerede olduğunu söylersek aklı evvel bazı kişilere yol açmış oluruz, o olmaz. Son ana kadar söylemeyeceğim inşaAllah.
SUNUCU 1: Hocam peki girilen her tartışmada, programda hezimete uğramalarına rağmen ve düşüncelerinin aksinin ispatlanmasına rağmen, ispatlayan deliller bulunmasına rağmen niye bu teorinin üzerinde ısrar etmekte bu kadar ısrarcılar?
ADNAN OKTAR:Şimdi bunlar öyle bir mahcup oldular ki öyle bir küçük düştüler ki ve o kadar gururluydular ki, Allah muazzam bir acı yaşattı. Bakın on binlerce üniversite ve okul, enstitü, katrilyonlarca liralık sermayesiyle evrim teorisini savunmak için milyonlarca profesörle dünyaya hakim oldu. Bir kişi çıktı, bunları yerle bir etti. Bunlar inanamıyor. Delirecek bunlar ve böyle bu kadar boş bir teorinin üzerine nasıl bu sistemi kurdular ve devlet sistemlerini kurdular, bunu bir türlü anlayamıyorlar. Mesela Amerika’daki sistem, devlet sistemi, devlet resmi ideolojisi Darwinizm’in üzerine kuruludur. Rusya da öyledir, Çin de öyledir. Yani birçok devletin resmi ideolojisi, devlet ideolojisi Darwinizm üzerine kuruludur. Yani diyalektik felsefe, materyalist felsefe üzerine kuruludur. Bunu yerle bir ettik. Adamlar şokta yani mahcup olduğuna mı, küçük düştüğüne mi yansın, boş yere buna böyle para harcadığına mı yansın ve bu kadar boş bir şeye nasıl inandığına mı yansın. Tabii yedire yedire anlatıyorum. Aslında ben bunları istesem tek bir seferinde allak bullak ederim. Yani tek bir programda allak bullak ederim. Ama ben bunların teknik olarak konuyu önce kavramalarını istiyorum. Yani detaylarla, ilmi detaylarla kavramalarını istiyorum. Yoksa manevi yönden de ben bunların tam kanaatini getirecek tek bir program da yapacağım. Böyle tam bitecekler. Ama materyalist oldukları için kafalarında hiçbir şey kalsın istemiyorum, onları da bir temizlemek istiyorum. O yüzden böyle can çekiştirerek devam ediyorum inşaAllah.
“Altay Şen”:
SUNUCU 1:“De ki: ‘Herkes gözetlemektedir; siz de gözleyip durun. Sonunda, dümdüz (dosdoğru) yolun sahipleri kimlermiş ve doğru yola ulaşan kimlermiş, pek yakında öğreneceksiniz.’ (Taha Suresi, 135) Hz. Mehdi (a.s.) konusunda birçok kişi, birçok değişik fikir öne sürüyor. Hemen herkes bu konuyu gözetliyor. Sonunda vakit geldiğinde sahibi zaman kimmiş, doğru yola ulaşan kimlermiş, pek yakında görüp bilecekler. Allah'ın kaderini hiç kimse değiştiremez. İstemekle, çalışmakla, gayretle Hz. Mehdi (a.s.) olunmaz. Kaderde Hz. Mehdi (a.s.) olmak gerekir. Reddedenler olmasına rağmen, "bir kaç yüzyıl sonra gelecek" diyenler olmasına rağmen, "şahıs değildir, şahs-ı manevidir" diyenler olmasına rağmen, "daha önce geldi geçti" diyenler olmasına rağmen kaderdeki gerçek Hz. Mehdi (a.s)'ı bütün insanlık yakında bilip tanıyacaktır.”
ADNAN OKTAR: İnşaAllah. Evrimciler o kadar cahil ki bir kere protein molekülünün ne olduğunu hemen hemen hiçbiri bilmiyor. Üst seviyede araştırmacı olanlar, onlar biliyorlar. Onlar diyor, “protein teknik olarak imkansız, tesadüfen meydana gelmesi” diyorlar. Bizim cahil evrimciler “Niye olmasın? Suyun içinde, bataklığın içinde çok rahat olur, bal gibi olur” diyor. “Sen bir karıştır suyu, gerisine karşıma” diyor. Yani akıl almaz cahiller. Yani protein molekülünün ne kadar hassas bir yapıda olduğunu, ne kadar detaylı olduğunu ve ne kadar kapsamlı bir molekül yapısı olduğunu bilmiyorlar. Bak daha bu molekülden haberi yok adamın. Ve bunun serbest ortamda oluşmasının imkansız olduğunu ve hatta suni olarak da oluşturulamıyor. Yani öyle bir şey olsa sanayide seri üretime geçerler, elde edilemiyorlar. Mümkün değil. Protein oluşması için mutlaka hücreye ihtiyaç var ve başka proteinlere ihtiyaç var. Bunun dışında mümkün değil olamıyor. Bundan haberleri olmadığı için anormal böyle rahatlar. Yani “cahil olan, cesur olur” derler ya, anormal cesur, çok rahat. Bir de coşa coşa anlatıyor. Heyecanla anlatıyor. Yani tiyatro gibi, şaka yapar gibi geliyor insana. İnanamıyorum. Ama tabii böyle böyle, böyle böyle, yavaş yavaş, yavaş yavaş kafaları açılacak. Onlarınki açılmasa bile herkesin kafası tam açıldı. Bunlar en geriye kalan küsurat. Yüzde doksan dokuz virgül doksan dokuz, her zaman birkaç küçük böyle direnç noktası kalır. O da bizim şevkimizi artırıyor. Hiç kimse direnmezse, bu kadar şevkli olmayabiliriz bence. Allah karşımıza parçalayabileceğimiz bir şey atıyor, biz de kaplan gibi üzerine çöküp paramparça ediyoruz. Yani kaplan hiçbir zaman için hazır yem yemez. Bizzat kendisi avlar, yer, yani parçalar. Allah ona içgüdü olarak vermiştir. Allah da Müslüman’a böyle bir içgüdü veriyor, bir güç veriyor. Bizzat kendi eliyle böyle paramparça ettiğinde yanlış düşünceleri, yanlış fikirleri, müthiş zevk alıyor. Çok hoş. Bir de akıl almaz zayıf yaratıyor Allah. Yani hem kaçamayan, hem kendini koruyamayan, yani çok rahat pestil gibi ezilebilecek bir fikir yaratmış Allah. Darwinizm çok ilkel bir düşüncedir. Çok ilkel bir pagan dinidir. Binlerce senelik eski bir düşünce. “İbn-i Miskeveyh” denilen bir aklı kıt bir vatandaş var çok eski. Aynısını demiş o kişinin, şarapçı arkadaşının. Daha öncede mesela Eski Mısır’da da aynı şeyi söylemişler, eski Sümerler’de de aynı şeyi söylemişler. Hiç değişmemiş. Bugünküler de aynı kafadalar. Dolayısıyla bu pagan dinini böyle gözlerinin önünde sürekli ezeceğiz. Ezildikçe de onların gururları kırılacak, gururları kırıldıkça da daha hoş hale gelecekler inşaAllah.
“Mevlüt Yüksektanır, İstanbul”:
SUNUCU 2: “ ‘İbni Mace, Ravyanı, İbni Huzeyme, Ebu Avane, Hakim ve Ebu Naim, Ebu İmame'den tahric ettiler. Dedi Resulullah (s.a.v.) bize hitab etti. Deccal'i anarak şöyle buyurdu: Orada imamları kendilerine sabah namazını kıldırmak için öne geçtiği sıra, bir de bakarlar ki, İsa İbni Meryem (a.s.) sabah vaktinde inmiştir. Bu imam (Hz. Mehdi (a.s.)) Hz. İsa (a.s.)'yı öne geçirmek için arka arka çekilir. Hz. İsa (a.s.) onun omuzlarına elini koyar ve ona der ki: "Geç öne namazı kıldır. Zira kamet senin için getirilmiştir. Bunun üzerine imamları (Hz. Mehdi (a.s.)) onlara namazı kıldırır.’ Henüz Hz. Mehdi (a.s.)'ın, Hz. İsa (a.s)'a namaz kıldırması olayı olmamıştır. Önümüzdeki 10-20 yıl içerisinde, Hz. Mehdi (a.s.)'ın zuhurundan sonra bu büyük tarihi olay vuku bulacaktır. Bu büyük olayın arkasından İslam bütün dünyaya hakim olacaktır.”
ADNAN OKTAR:MaşaAllah, maşaAllah. İnşaAllah İsa Mesih (a.s.) değil mi? İki omzuna elini koyarak evet onu imamlığa geçirecek Hz. Mehdi (a.s.)’ı inşaAllah. Bakın “sabah vaktinde” diyor, bu çok önemlidir. Mehdi (a.s.)’ın gelişinde de vakte varıncaya kadar, gece vaktiyse gece, gündüzse gündüz, detay veriyor Peygamberimiz (s.a.v.). Mesela Mehdi (a.s.)’ın İstanbul’a gelişinde gece, Hz. İsa (a.s.)’la namaz kılması gündüz. Yani bu kadar detay vardır inşaAllah.
“Selamettin Mutlu Isparta”:
SUNUCU 1:“Dinsizlik cereyanına karşı ayrı ayrı iken mağlup olan İsevilik ve İslamiyet; ittihad (birleşmeleri) neticesinde, dinsizlik cereyanına (akımına) galebe edip (galip gelip) dağıtacak istihadında (kabiliyette) iken alem-i semavatta (gökler aleminde) cism-i beşerisiyle (insan cismiyle, bedeniyle) bulunan şahsı İsa aleyhisselam o din-i hak cereyanın (hak dinin) başına geçeceğini bir Muhbir-i Sadık (doğru haber aktaran- Peygamberimiz (s.a.v.)'in sıfatlarından biri), bir Kadir-i Külli Şey'in (her şeye muktedir olan Yüce Allah'ın) vaadine istinad ederek (dayanarak) haber vermiştir. Madem haber vermiştir, haktır; madem Kadir-i Külli Şey (her şeye muktedir olan Yüce Allah) va'detmiş elbette yapacaktır (Mektubat s. 53-54)”.“Cism-i beşerisiyle (insani cismiyle, bedeniyle) bulunan şahs-ı isa aleyhisselam..." bu cümle ne demektir? 1. Cism-i beşerisiyle (insani cismiyle, bedeniyle) - Şahsı manevi olarak değil. Bu dünyadaki bedeniyle 2. Şahs-ı İsa aleyhisselam - Hz. İsa (a.s.)'ın şahsı yani bizzat kendisi (şahsı manevisi değil). 3. O din-i hak cereyanının (hak dinin) başına geçeceğini - Hıristiyan aleminin başına Müslüman bir lider olarak geçeceğini Bediüzzaman bir çocuğun dahi anlayacağı kadar sarih ve net olarak açıklamıştır. “Hz. İsa (a.s.) dünyevi bedeniyle inmeyecek, şahsı manevi olarak gelecek, Said Nursi Hazretleri de bu şekilde söylüyor" demek çok büyük ayıp, yalan, bühtan ve iftiradır. Bediüzzaman'ın tespitlerine göre Hz. İsa (a.s.)'ın nüzulüne en fazla 10-20 yıl kalmıştır. Risale-i Nur Külliyatı'nı okuyanlar bu açık gerçeği görebilirler.”
ADNAN OKTAR:Evet, güzel. Yani bunu samimiyetle, fitne çıkmasın, üzerine gelinmesin diye mesela Fethullah Hocamız söylüyor. “Şahsı manevidir”, diyor. Bu normal çünkü ben onun Hz. İsa (a.s.)’ın gerçekten şahıs olarak ineceğine inandığını biliyorum, Fethullah Hocamızın. Yani Mehdi (a.s.)’ın da şahıs olarak çıkacağına inandığını biliyorum. Türk İslam Birliği’nin kurulacağına inandığını da biliyorum. Ama bunu açıkça söylediğinde sorarlar, derler ki, “Hz. İsa (a.s.) nerede?” Şimdi onlarla uğraşamaz. “Mehdi (a.s.) nerede, Mehdi (a.s.) çıktıysa?” diyecekler. Değil mi? “Bizim ona tabi olmamız gerekiyor o zaman”, diyecekler. Onlarla uğraşmamak için bir maslahat olarak böyle dediğini düşünüyorum. “Hz. İsa (a.s.) şahsı manevidir, Mehdi (a.s.) de Said Nursi de işte şahsı manevidir” diyerek ortalığı sakinleştirdiğini düşünüyorum. Ama benim sakinleştirmeye hiç ihtiyacım yok. Yani sakinleştirmeye ihtiyacı olmayanlar da var. Türk İslam Birliği heyecanın kendisidir. Aktivitenin kendisidir. Coşkunun kendisidir. Büyük bir coşkuyla, büyük bir heyecanla Türk İslam Birliği’ni oluşturacağız. Heyecansız zaten olmaz Türk İslam Birliği. Yani onun özelliği o. Yani yer gök birbirine karışacak tabii ki. Allah’ın adı coşkuyla anılacak. Dünyanın en büyük medeniyetini, en büyük kültürünü, en büyük devletini oluşturacağız inşaAllah. Türk devletini dünyanın en güçlü, en müreffeh devleti haline getirecek Cenab-ı Allah, bunu da göreceksiniz. Bütün Türk devletleri birleşecek, koskocaman bir Türk İslam Birliği oluşacak. Hz. Mehdi (a.s.) da onun manevi lideri olacaktır, inşaAllah. Ve bu ezilme, bu üzüntüler, bu acılar da kökünden kalkacaktır. Öyle bir teknolojiye, öyle bir ilerlemeye, öyle bir sanatta estetikte mükemmelliğe ulaşacağız ki, insanların nefesi kesilecek. Özgürlük, barış, mutluluk ve sevinç her yeri kaplayacak. Bu bizim tamamen elimizde olan bir şey. Yani keyfine acı çekiyor birçok insan bazı yerlerde. Biz aklımızı, imanımızı, vicdanımızı kullandığımızda bütün bu çektiğimiz acılar bir anda yok olur. “Allah insanlara zulmetmez,” diyor Cenab-ı Allah. Şeytandan Allah’a sığınırım. “İnsanlar kendilerine zulmediyor” diyor. İşte bu Mehdiyet öncesindeki durumu anlatıyor, Allah. Kendi kendine zulmediyorlar. Biz niye bu acıyı çekelim.
Şimdi biraz ara vereceğiz herhalde sonra yine devam edeceğiz, inşaAllah.
SUNUCU 1:Peki Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Oktar Hocam hoş geldin, sefa geldin.
OKTAR BABUNA: Estağfurullah Hocam, hoş bulduk.
ADNAN OKTAR:Ne anlatacaksın bize?
OKTAR BABUNA: Hocam İsviçre’de yer yerinden oynuyor. Bugün de bütün basın da yine sizden bahsediyor Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Eğer onları silindir gibi ezmezsem ben, bana ne diyorlarsa desinler, inşaAllah.
OKTAR BABUNA:İnşaAllah Hocam, bu önce İsviçre “Neue Zurcher Gazetesi” diye bir gazete. Zürih’te basılan İsviçre’nin en temel gazetelerinden, en eski gazetelerinden biri. Yüz altmış bin tirajlı Hocam. Tamamen sizden bahsediyor inşaAllah. Burada “İslami Yaratılışçı Zürih’te Darwin’e Karşı Haçlı Seferi Yürütüyor” diye bir haber var, maşaAllah.
ADNAN OKTAR:“Haçlı Seferi” demesin, “Osmanlı Seferi” diyecekler, inşaAllah. Viyana Kuşatması gibi, inşaAllah.
OKTAR BABUNA:MaşaAllah Hocam. Burada da sayfa fotoğrafı, bu da haberin kendisi. Daha var Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Oraya aslında bizim mehter takımıyla gitmemiz lazım.
OKTAR BABUNA:Hocam bu kadar titremeleri hayret, maşaAllah. Çok metafizik, değişik bir şey, maşaAllah. Burada da aynı şekilde Hocam, yine haberin sayfanın tam fotoğrafı, haber burada. “Kongre salonunda İslami misyon kampanyası” anlamına geliyor inşaAllah. Sizin resminizle birlikte uzun uzun yine haber.
ADNAN OKTAR:“Pestil gibi ezecek” diyor. Özetle yani bunu mu anlatıyor?
OKTAR BABUNA:Bunu söylüyorlar evet. Tam o şekilde söylüyorlar.
ADNAN OKTAR:İsviçre’nin resmi devlet ideolojisi Darwinizm. Bakın, İsviçre’nin, devletin resmi ideolojisi, devlet bunun üzerine kurulu. Ve ben onu yıkmaya gidiyorum şu an, inşaAllah.
OKTAR BABUNA:Bu da yine iki yüz kırk beş bin tirajı olan çok büyük gazetelerden bir tanesi yine aynı şekilde Fransız bölümünün gazetesi. Burada da hem konferans ilanıyla birlikte Yaratılışçı konferansı, bu şekilde bir haber Hocam.
ADNAN OKTAR:“Yaratılışçı Konferansı Vetolayamadılar, Durduramadılar.” Helal olsun, maşaAllah. Bak polisle engellemeye kalktılar, ona da güçleri yetmedi. “Polis durdursun”, diyor. Durduramazsın kardeşim, durduramaz. Yerle bir edeceğiz yani. Bu kadar. Allah’ın izniyle. Bitti bu olay yani, inşaAllah.
OKTAR BABUNA: Blog sitesi kurmuşlar, yapılan ilanı gösteriyor buradave ilanlardan bir tanesi daha doğrusu. İsviçre’nin her tarafının böyle dolduğunu gösteriyor. Altında bir tane yorum yazmış, sizden bahsediyor Hocam, “ben mutlaka bu konferansı görmeye gideceğim”, diyor. Evrimci birisi yazmış ama “mutlaka, kameramı alıp gideceğim, görmem lazım” diyor.
ADNAN OKTAR:Kamerasını alıp gelsin, inşaAllah. Teybini, fotoğraf makinesi alıp herkes gelebilir, inşaAllah. Darwinizm’in nasıl yıkıldığını bir tarihi tespit olarak değerlendirmeleri çok önemli, inşaAllah. Tarihi gün kamerada görecek, nasıl o binanın böyle paldır küldür tepelerine yıkıldığını görecekler.
OKTAR BABUNA:Bu ilk çıkan haberler de İsviçre’deki “Kuran’la Darwin’e Karşı” diye. Burada sizden uzun uzun bahsediyor. Bunlar bir oylama yaptılar aynı zamanda Hocam, inşaAllah. Bu oylamayı göstereyim inşaAllah. Hala devam ediyor, bu oylamanın son hali Hocam. “Her ikisine inanıyorum”, diyor. “Evrimle yaratıldığına inanıyorum”. Bir de “Allah’ın yarattığına inanıyorum” yüzde 60 Hocam şu an, son hali. Evrime inananlar yüzde 33, “ikisine de inanıyorum” diyenler yüzde 7. Altında da sizin resminiz var, maşaAllah.
ADNAN OKTAR:Kardeşim ne tarihi günler yaşıyorum maşaAllah, böyle yerle bir ediyoruz evvelAllah.
OKTAR BABUNA:Alttaki de “Bütün canlıların Allah tarafından yaratıldığına inanıyorum. Adnan Oktar, Harun Yahya.”
OKTAR BABUNA:Burada sizin özgeçmişinizi yazmış Hocam inşaAllah. Bunu da sizinle tabii özdeştirerek yazmış, Allah’ın yarattığına inanıyorum fikrinin temsilcisi olarak ve ona da yüzde 60 oy verilmiş Hocam maşaAllah. İsviçre çapında bir oylama. İsviçre’nin en büyük haber sitelerinden bir tanesi. “Bütün teröristler Darwinisttirler” dediğinizi söylüyor Hocam, inşaAllah. “Bütün teröristler Darwinisttirler”.
ADNAN OKTAR:Doğru, doğru yani kendileri yaptıkları araştırmalarda bu gerçeği görüyorlar. Biz söylemiyoruzki. Hangisi olursa olsun, mesela o ikiz kulelerde, şunda bunda falan bütün olaylarda, olaylara karışan şahıslarda bakıyoruz. İngiltere’de Darwinist eğitim almış. Amerika’da Darwinist eğitim almış. Adamlar ilmi, barlarda geliştirmişler. Sonunda da gereken eylemi yapmışlar. Olay bu inşaAllah.
OKTAR BABUNA:Siz daha iyi bilirsiniz inşaAllah. Bu Finlandiya’da ve Amerika’da liselere gidip tarayanlar olmuştu. Bir tanesi “doğal seleksiyon” yazmıştı göğsündeki tişörte. “Ben doğal seleksiyonu tamamladım” demişti, açıklama yapmıştı. Katlettikten sonra.
ADNAN OKTAR: “Darwin’in Evrim Teorisini uyguluyorum”, diyor değil mi adam? Cinayet işliyor. Kitle halinde adam öldürüyor. “Darwin’in dediklerini yapıyorum ben” diyor. Darwin ne diyordu? “Türk milletini yok edeceğiz, elimine edeceğiz. Avrupa yok edecek Türkleri” diyordu. “Bu Darwinizm’in bir gereğidir. Evrimin bir gereğidir”, diyordu. Şimdi o lafı onlara yutturuyoruz. Üzerine de bir bardak su içireceğim ayrıca, inşaAllah. Ve nasıl boş bir teorinin peşinde gittiklerini görmenin mahcubiyetini şu an yaşıyorlar. Yani o kadar küçük düşürücü ki o kadar psikolojik acı çekiyorlar ki anlatamam.
OKTAR BABUNA:Bu 11 Eylül olayları olduktan sonra sizin hemen akabinde “İslam Terörü Lanetler” kitabınız çıkmıştı Hocam. Şu an Amerika’daki en çok okunan kitaplardan bir tanesi. Size olan radyo ve televizyon bağlantıları da hep o konuyla paralel oluyor. Birçok şeyde onu söylüyorlar maşaAllah.
ADNAN OKTAR:Oktar Hocam başka neler var anlatacağın?
OKTAR BABUNA:Yurt içinde de çok güzel, sizin söylediğiniz Türk İslam Birliği yönünde her gün yeni haberler çıkıyor maşaAllah.
ADNAN OKTAR:“Yaşasın Türkiye-Azerbaycan kardeşliği” diyor. Ben bunu bir alkışlardım, bir yerde duysaydım alkışlardım, maşaAllah.
OKTAR BABUNA:Bunu tabii ilk siz söylemiştiniz Hocam inşaAllah. “İki devlet tek millet” diye.
ADNAN OKTAR:Azerbaycan bayrağı hiç inmiyor, görüyorsunuz. EvvelAllah.
OKTAR BABUNA:Fatih Altaylı bir yazı yazmış. Siz bahsettiniz Hocam inşaAllah. “Evrim tartışması” diye. Dediğiniz gibi ikinci soruyu da sorması gerekiyor. Siz söylemiştiniz inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Evet, ne diyor? “Darwin’den bu yana tartışmalar. Asla çözülemeyecek bir konunun tartışması”, söze bak. Bakın ne diyor? “Asla çözülemeyecek bir konunun tartışması” Öyle bir çözeceğiz ki, hayretler içerisinde kalacak. Çözdük zaten. Bu, bilinçaltı kurgulama bu. Yani çözülmüş ve ezilmiş bir yapıyı kurtarma operasyonu bu ve sözü. Yani çözülme nedir? Teori yerle bir edildiyse, çözülmüş olmuyor mu konu? Proteinlerle yıktıysan, fosillerle yıktıysan, bilimin bütün kurumlarıyla, delilleriyle yerle bir ettiysen, bu çözülme olmuyor mu? “Tabii yinede izliyorum”, daha izleyeceksin, daha çok izleyeceksin. Daha çok izleteceğiz inşaAllah. “Neyi merak ediyorum biliyor musunuz? Ya bu tartışma gerçekten sonuçlanır ve ekranda Evrim Teorisi’ni destekleyenler kazanırsa?” Peki ya bu tartışma sonuçlanır ve ekranda Yaratılışı savunanlar kazanırsa, bunu niye diyemedin? Niye, niye korkuyorsun? Niye gerçekleri, bak, soruyu sormaya korkuyor. Aramızda demin konuştuk, yani bir insan ciddi şekilde korktuğu bir soruyu soramaz, ağzına dahi almak istemez. Bu da onu yapmış. “O zaman ne olacak, onu çok merak ediyorum?” Evrim teorisi yıkılınca ne olacak, onu merak ediyorum, demesi gerekiyordu. “Gerçekten bir düşünün, ya evrime inananlar bu tartışmadan galip çıkarsa ne olacak?” Kardeşim galip çıkacak hali mi kalmış, pestili çıkmış yani. Adamların ayaklarını sürüyerek dışarıya çıkarıyoruz artık, perişan durumdalar. Bunlardan ne medet bekliyor? En ağa babaları çıktı, dedeleri çıktı. Bak o tombul dedem kaçtı, değil mi? Şeyhleri kaçtı, mürşidleri kaçtı, Dawkins kaçıyor. Bakın diyor ki Yiğit Bulut, para teklif ettim Dawkins’e, gel Adnan Hoca ile tartış dedim diyor. Adam, bana müsaade, gelemem ben diyor. Bak biz de rica ettik, dedik ki, gel burada 5 yıldızlı otelde seni ağırlayacağız. Ondan sonra... hürmet, saygı tam olacak.
OKTAR BABUNA: Bir de kanal yöneticileri araya girdiler Hocam, yani onlar organize etmeye çalıştılar. Siz bunu teklif ettiniz.
ADNAN OKTAR: Ondan da kaçıyor. Yahu kardeşim, yani ne istiyorsan, uçakla en istediğin en iyi yer neresiyse, lüks serviste getirtelim dedik, ne istiyorsan yapalım, kabul etmiyor.
OKTAR BABUNA: İngiliz gazetelere ilan verdiniz Hocam.
ADNAN OKTAR: Yani artık gazetelere ilan verdim, daha ne yapayım yani?
OKTAR BABUNA: Times Gazetesinde böyle.
ADNAN OKTAR: Times Gazetesinde koskoca ilan verdim; gel tartışalım, kaçıyor. Onun için Fatih Bey’in dayanacağı bir kişi yok, yani öyle diyeyim. İnşaAllah. “Ne olacak onca Kutsal Kitap, onca din adamı, peygamberler. Bunu tartışanlar bu sonuca hazır mı?” Kardeşim hazır mı ne demek? Yani biz yalvarıyoruz gelsinler diye, lime lime ederim, evvelAllah, öyle bir konu yok. Kardeşim, cesetlerini ayaklarının dibine koymadım mı? Bütün ağababaları kaçmıyor mu fellik fellik? Alayını toplasın getirsin Avrupa’dan buraya, hepsinin masrafını vereceğim. Bana bir yarım saat versinler, gerisine karışmasınlar. Başka bir şey istemiyorum. Mutlaka yenildiler, mutlaka ezildiler, bunu gördü. Ve bu konuşma zaten korku konuşması, yani yenilmiş olmanın psikolojik hafifliğini gösteriyor, yani onun acısı ile yazılmış bir yazı.
Burası tartışma değil zaten; ezilmeye geliyorlar, eziyoruz bu kadar, inşaAllah. Adamın protein molekülünden haberi yok. “Peptid bağı” diyorsun, adam tatlı zannediyor böyle. Yani bambaşka bir şey zannediyor.
OKTAR BABUNA: Sıfır, bilgileri de sıfır Hocam. O kadar bilgisizler ki.
ADNAN OKTAR: Kardeşim dantel gibi örülmüş, çok kapsamlı bir molekül, çok hassas bir moleküldür protein molekülü. Yani mümkün değil oluşması. Bak elli kere söylüyoruz, daha hala anlamıyor adam. Bakın hücreye ihtiyaç var. Proteinlere ihtiyaç var. Yani anlamaları için söylüyorum, o kadar çok şeye ihtiyaç var ki, ama kabaca anlamaları için, birçok proteine ve hücreye ihtiyaç var. Bunun dışında suni olarak da oluşamıyor. Yani bütün teknik imkanları kullansan yine oluşmaz. Konu başında bitmiş, adam ne diyor? Dawkins’e soruyorlar, ağababaları, şeyhleri bunların, en büyük. Adam göğe bakıyor, göster, bak nasıl cevap veriyor.
OKTAR BABUNA: Tamam, inşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR: Yani konu bitmiş zaten. Ama bitiren dünyada sadece biziz, bu çok manidar. Bakın kimin karşısına çıkarsa Darwinistler, o kıt bilgileriyle, o yanlış bilgileriyle, o eksik yönleriyle, o bomboş yapılarıyla adamları yeniyorlar. Karşılarına bizim dışımızda kim çıkarsa. Ama biz çıktığımızda darmakeşan oluyorlar ve mutlaka eziyoruz. Mesela Dawkins de rahiplerle tartışıyor, istediği gibi üste çıkıyor. Mesela çocuklarla tartışıyor, şunla bununla, herkesle tartışıyor, bir tek bizimle tartışamıyor. Yani mutlaka ezeceğimiz biliyor. Yani dünyada karşımıza çıkacak hiçbir güç yok Allah’ın izniyle. İsviçre’deki paniğin sebebi de bu. Yani bütün profesörleri, alimleri getirsinler, rüzgar gibi savururuz, Allah’ın izniyle. Göster, bak şimdi ne yapıyor buradan anlayalım. Bak, Dawkins’e “bize genetik yapıda bilgiyi arttıran bir genetik mutasyon ya da evrimsel süreç örneği verebilir misiniz?” diyor. Adam uzaya bakıyor görüyorsunuz.
OKTAR BABUNA: Burada saat sesi var, aslında 17 saniye Hocam.
ADNAN OKTAR: Bak düşünüyor, düşünüyor, bak düşünüyor, düşünüyor, bak rezalete bakın. Bak ağzını kaydırıyor.
OKTAR BABUNA: Filmi durduruyor.
ADNAN OKTAR: Kardeşim olacağı bu, işte bu kadar. Yani Fatih Altaylı’nın şeyhi bu kadarını yapabiliyor. En ağababaları bu işte.
OKTAR BABUNA: Saat tuttum, 17 saniye Hocam.
ADNAN OKTAR: Yani ne cevap verirsin, yok öyle bir şey. Öbürü, uzaylılar yapıyor dediğini, onu da göster. Kardeşim bunlar benim elime düştü, yani mümkün değil kurtuluşları, Allah’ın izniyle. Bir de öyle eğlenceli ki bunları böyle çıtır çıtır ezmek, yani anlatamam.
OKTAR BABUNA: “Peki öyleyse nasıl yaratıldılar?”
ADNAN OKTAR: “Çok yavaş bir süre içinde” diyor. “Peki nasıl başladı?” “Nasıl başladığını hiç kimse bilmiyor. Ne çeşit bir olay olması gerektiğini biliyoruz. Hayatın kökeni ne tür bir olayla başlamış olması gerektiğini biliyoruz.” “Neymiş olay?” diyor. “Bu kendi kendini kopyalama kabiliyeti olan” diyor. “Peki o nasıl olmuş?” diyor. “Size söyledim, bilmiyoruz” diyor. ”Hani biliyordun?” Hayır, hayır hiçkimse gibi ben de bilmiyorum” diyor. Olay şu, bak Türkiye’dekiler “biz biliyoruz” diyorlar. Bu cahil takımı, cahil gençler “biliyoruz” diyorlar. Bak adam diyor ki, “bilmiyorum” diyor, ağababaları, asıl mürşidleri bu, şeyhleri bu. Bu “bilmiyoruz” diyor.
OKTAR BABUNA: “Bundan çok uzun zaman önce, evrenin herhangi bir yerinde, bir medeniyet, Darwin’in teorisinde öne sürdüğüne uygun olarak, çok yüksek teknolojiye sahip olacak şekilde evrimleşmiş olabilir.”
ADNAN OKTAR: Uzaylılardan bahsediyor.
OKTAR BABUNA: Evet, “ve bir hayat formunu getirip dünyamızdaki yaşamın tohumunu atmış olabilir.”
ADNAN OKTAR: Proteinleri gelip atmışlar buraya kova ile uzaylılar, havadan.
OKTAR BABUNA: Onlar evrimleşmiş, buraya gelip tohum atmışlar.
ADNAN OKTAR: Tabii, tabii. Kova ile adamlar geliyorlar, gökyüzünden uçan dairelerle serpiyorlar ne olacak. Hücreyi, denize, o kadar. Serptin mi zaten denizde de o fasulye gibi oradan bitip, gelişiyor. Ondan sonra Dawkins oluyor, işte diğer alimler oluyor, herkes oluyor. Kardeşim işte karşımızdaki güç bu mantıkta ve bu perişanlıkta ve bu zavallılıkta. Şimdi Türkiye’dekileri görüyorsunuz. Böyle nasıl kendilerinden emin anlatıyorlar. Sonra da bunaldı mı, elini yüzüne kapatıyor, saçlarını çekiştirmeye başlıyor. Bak bu da uzayı seyrediyor. Baktı baktı baktı, uzaylılar da gelmiyor. “Bilmiyorum” diyor, “nasıl olduğunu bilmiyorum” diyor. Hani biliyordun, değil mi? İnşaAllah.
“Selamun aleyküm Hocam. Ben İmam Hatip son sınıf öğrencisiyim”. Aleyküm selam ve rahmetullahü. Demin kitapta da bir selam vardı, biz ona zamanında selam vermiştik, ama yeniden aleyküm selam ve rahmetullahü ve berakatü diyorum. Her selam verene şu ana kadar ve selamını almadıklarımın hepsine aleyküm selam diyorum. “Selamun aleyküm Hocam”, aleyküm selam. “Ben İmam Hatip son sınıf öğrencisiyim. Bizim ‘Karşılaştırmalı Dinler Tarihi’ kitabımızda ‘Mehdi (a.s.) inancı İslam’da yoktur’ yazıyor”. MaşaAllah. Nasıl İslam’da yok? Hanefi, Hanbeli, Maliki ve Şafi, 4 tane hak ehl-i sünnet mezhebi, hepsinde Mehdi (a.s.)’ın gelişi haktır. Hani İslam’da yoktu? “Ehl-i sünneti kabul etmiyor” dedi değil mi, tamam, ona da kabul. Caferilik, Şiilik, Alevilik ve Bektaşilik’te Mehdi (a.s.)’ın gelişi haktır. Hani yoktu? Senin kendi kafana göre yoksa, o ayrı mesele. Kaynak mı istiyorsun? Buhari, Muslim, Tırmızi, İbn-i Mace, Süneni Nesei, Süneni Davut ve müstedrekler, diğer eserler, ehl-i sünnet alimlerinin kitapları. Tek bir tane ehl-i sünnet alimi “Mehdi (a.s.) gelmeyecek” dememiştir. Hepsi Mehdi (a.s.)’nin gelişinin hak olduğunu söylemiştir ve detay vermişlerdir ve aynısıyla çıkmıştır. Bakın bu tartışılacak konu olmaktan da çıktı zaten. Alametlerin tamamı çıktı, Peygamberimiz (s.a.v.)’in belirttiği alametler. Fırat’ın suyunun kesilmesi, güneş-ay tutulmaları, tamamı çıktı. “Kuran’ı Kerim’de geçmiyor” diyor. Şimdi Kuran-ı Kerim’de, İslam ahlakının dünya hakimiyetinden bahseden, İslam ahlakı dünyaya hakim olacak diyen ayetlerin hepsi Mehdiyet’in ayetleridir. Mehdi (a.s.) gelip dünyada gezinmeyecek. Dünyaya İslam ahlakını hakim edecek, değil mi? Vasfı ne? İslam ahlakını dünyaya hakim etmek. İslam ahlakının dünya hakimiyeti Mehdiyet mi? Mehdiyet. Kuran ne diyor? “İslam ahlakı dünyaya hakim olacak” diyor, değil mi? Açsın Hocalar, kim yazmışsa o kitabı yazan, Nur Suresi’nin 55. Ayetine baksın ve ayrıca bak Cenab-ı Allah diyor ki, şeytandan Allah’a sığınırım, “Din Allah’ın oluncaya kadar,” din Allah’ın oluncaya kadar”, ne demektir bu?
OKTAR BABUNA: İslam ahlakının dünyaya hakim olması.
ADNAN OKTAR: Bütün dünyaya hakim olması ve “fitne yeryüzünden”, yeryüzü nedir? Dünya, değil mi? “Fitne yeryüzünden kalkıncaya kadar,” Kuran ahlakının olmadığı her yer fitnedir. Her yer fitnedir. “Tamamen kalkıncaya kadar mücadele edeceksiniz” diyor Allah, emretmiş, farz. Bak Bediüzzaman diyor ki, “İttihad-ı İslam”. İttihad-ı İslam, yani “bütün Müslümanların dünya çapında birliği en büyük farzdır” diyor. Bu da Mehdiyettir. Bütün Müslümanlar birleşti mi, bunun adına “Mehdiyet” denir. Buna sebep olacak kişiye alerji duyuyor olabilirler, sorun değil yani. O sorun değil, o aşılır o sorun. O yani bayağı seveceklerdir, hürmet edeceklerdir. Orada bir ürküntüleri var. Bazı çekinceleri olabilir, onlar sorun değil. Her topluluğun bir başı vardır. Müslümanların da bir manevi lideri olacaktır. Onun adı da Mehdi (a.s.)’dır işte. İttihad-ı İslam olduğunda, onun başındaki kişinin adı da Mehdi (a.s.)’dır. “Biz Mehdi (a.s.) demek istemiyoruz, lider demek istiyoruz.” Amenna, zaten kendine Mehdi (a.s.) dedirtmez o. Ne diyeceğiz? Müslümanların manevi lideri, ağabeyimiz, büyüğümüz, mürşidimiz, Hocamız, öğretmenimiz. Ne diyorsan de yani sorun değil. “Bu konuda ne diyorsunuz? Merakla bekliyorum.” İşte bunları diyorum, bu konuda. “Habertürk’teki show için teşekkür ediyorum.” EvvelAllah, Allah’a hamd olsun. Yine önümüze getirecekler Allah’ın izni ile, yine ezeceğiz. Yalnız bunlar bizi kesmez, ağababalarını getirsinler. Tombul kaçmış, ortada yok, tombulu getirsinler karşıma.
OKTAR BABUNA: Bunlar daha uyanık. Bu safları gönderiyorlar böyle.
ADNAN OKTAR: Öyle deme. “Safi kalpli” diyelim, nihayet bizim kardeşlerimiz, vatandaşlarımız. Yanlış düşünüyor olabilirler, eğitimi öyle almışlar. Çünkü her yerde, “Tabiat Bilgisi Kitabını açıyor evrim. Ansiklopediyi açıyor, evrim. Tarih dersinde, evrim. Coğrafya dersinde, evrim. Havaya bakıyor, evrim, karaya bakıyor, evrim. Ondan sonra onlar da evrim şeyi oluyorlar, yani ne bileyim, değil mi? Onunla ilgili bir yapıda oluyorlar, öyle diyelim. Onları kurtarmak bizim üzerimize vazifedir. Bir nevi hipnoza girmişler, bu mucize bu. Yani çok şaşırtıcı, baksana nasıl kendinden emin anlatıyor proteinleri, “olur” diyor, bu kadar.
OKTAR BABUNA: “Bir mutasyon bu olur, bir mutasyon bu olur böyle.”
ADNAN OKTAR: “Kardeşim ciğer sorun mu?” diyor, “bir mutasyonda hemen ciğer oluyor. Bir mutasyonda göz oluyor” diyor. Yani böyle “Alice Harikalar Ülkesinde” gibi. Böyle üzerine örtüyü bir atıyor mutasyon, tavşan çıkıyor altından. Bir örtüyü atıyor, altından bir keklik çıkıyor.
OKTAR BABUNA: Yani Dawkins bile öyle konuşmuyor, çok komik bir anlatım yaptı. “Hemoglobin molekülü var, bir mutasyon oluyor, üzerinde bir kese oluyor, gaz sıkışıyor” diyor. Böyle garip garip ne olduğu belli olmayan.
ADNAN OKTAR: Kardeşim acıdım akşamleyin, ne yapmışlar çocukları bu hale getirmişler? Bakın artık kalp gibi en karışık organ artık, “bir mutasyonda oluyor” diyor.
OKTAR BABUNA: “Bir mutasyonda hücreler birbirine yapışıyor, çok hücreli canlı oluyor” diyor.
ADNAN OKTAR: Yani öyle bir şey ki “bir mutasyonda televizyon oluyor” diyor yani. Biz televizyonun parçalarını koyuyoruz kovanın içerisine dolduruyoruz, bir savurup atıyoruz, çok kaliteli bir televizyon mesela Philips televizyon, o karşımıza geçiyor, yani bunun gibi. Veyahut Jaguar arabanın parçalarını alıyoruz, dozer kepçesine koyuyoruz, bir savuruyoruz, araba karşımızda. Bak özellikle parçasını ayrıca hazır getiriyoruz, bak dikkat et parçayı da veriyoruz. Bunlar “parça da kendiliğinden oldu” diyorlar. “O da tesadüfen oldu, birleşmeleri de tesadüfen oldu, niye olmasın 5 dakikada olur” diyor. Kardeşim ağababan, mürşidin bak “bilemiyoruz” diyor adam, “uzaylılar yaptı” diyor. Daha proteinlerde açmaza girmiş adam. Konu orada bitmiş zaten, adam kilitlenmiş. Akıl almaz bir cehalet kasıp kavuruyor ortalığı. Hayret ettim yani, “vücut organları tek bir mutasyonda oluşuyor” diyor. Kardeşim milyonlarca detaydan oluşuyor, milyonlarca mutasyon gerekir ve hepsinin düzgün, hepsinin simetrik, hepsinin yaşatıcı, hepsinin birbiriyle orantılı düzgün olması lazım. Mesela her damar mutasyon ile çok düzgün birbiri ile bağlantı kurması gerekiyor. Her damarın silindirik olması gerekiyor ve binlerce kilometrelik damar ağı oluşması gerekiyor, kusursuz. Bir yeri tıkanma oldu mu kangren olur, ölür insan. Yani onların mukus salgılamasının gerekliliği, oksijen ile ilgili oradaki kimyasal gelişmeler, karbondioksit ile olan bağlantı, bunları zaten hiç düşünmüyorlar. Ama yani o kadar yüzeysel bir bilgi ile donatılmışlar ki, yani hayretler içerisinde kaldım. Kardeşim mutasyon, kalp mutasyonla olur mu? Göz mutasyon ile olur mu? Binlerce harika parçadan oluşuyor, bir tanesi dengesiz olsa, tamamı gider. Bir de mutasyon dediğin şey eciş bücüş yapar. Mesela adamın kulağında mutasyon olur, kulağı gider aşağı sarkar, anormal bir şey olur, fil kulağı gibi olur, bir şey olur. İki tarafı dengeli olarak düzgün ve simetrik, altın orana uygun meydana getiren güç nasıl mutasyon olur, tesadüf olur? Yani “sağ gözü mutasyon yaptı” diyor, sol gözü? “Onu da mutasyon yaptı, aynı anda” diyor. Kardeşim insaf, yani bu anlam çıkıyor üslubundan. Yani göz dünyadaki en kaliteli kameradan daha gelişmiş bir yapıdır. Görüntüyü beyine götürüyor, götürdüğü sistem daha hala yapılamadı, taklit edilemiyor yaptığı sistem. Taklidi mümkün değil. Bilinse televizyonlarda uygulanacak. Birçok kere yapılırdı. Daha hala sırrı anlaşılamadı, bilinmiyor. Beyine elektrik akımı geliyor, elektrik akımını bir başka, asıl göz görüyor. Bakın bu göz makinedir, göz diye bir şey yoktur. Yani adam diyor “gözümle görüyorum”, göz görmez. Hiç kimsenin gözü görmez. Sadece beyine elektriği götürür o kadar, elektrik yapar. Yani görüntüyü elektriğe çevirir. Elektrik kablosunun ucundaki elektriği gören bir çift göz var, budur işte gerçek göz. Beyine giden ses ile ilgili olan elektrik akımını kulak sağlar. Yani bir teyp gibi, bir teknik ses aleti gibi bir alettir kulak. Tam anlamı ile sağırdır, hiçbir özelliği yoktur, bir ettir, etten oluşmuş bir yapıdır. Ama mükemmel bir alettir. Ses dalgasını elektrik enerjisine çevirir, elektriğe çevirir ve beyine götürür. O kadar, kulağı devreden çıkarır. Oradaki asıl kulak duyar, asıl kulak. Ve tam renkli görüyor bakın. Elektrik kablosunun ucundaki elektriği bir çift göz tam renkli, derinlikli ve mükemmel görüyor. Oraya gelen elektrik akımını da bir çift kulak mükemmel duyuyor. Buradaki asıl kulak, bunun olduğunu görüyoruz çünkü elektrikle muhatap olan bir kulak var ve göz var. Bunlar asıl dünyayı algılıyor ve görüyor. Sen bunun evrimi ile ilgili niye bana bilgi vermiyorsun? Yani çünkü aslı var, aslından bahsetmen lazım. Lenin diyor ki, “sakın bu konuya girmeyin” diyor, komünistlerin piri Lenin.
OKTAR BABUNA: “Elinizi verirseniz kolunuzu kaptırırsınız” diyor.
ADNAN OKTAR: Tabii, “elinizi verirseniz kolunuzu kaptırırsınız, sakın bu konuya girmeyin” diyor. Tamam girmeyelim, şimdilik girmeyelim, ama nereye kadar girmeyeceksin değil mi? Neyse.
SUNUCU 1:Hocam tam bu konu ile ilgili bir şey vardı, onu okuyayım mı, ister misiniz?
ADNAN OKTAR: Tamam, inşaAllah.
SUNUCU 1:“Muhterem Hocam. Habertürk’teki evrim tartışmasını izledim, hayretler içinde kaldım. Ülkemizdeki evrimcilerin Evrim Teorisi’nden haberleri yok. Oradaki konuşmacılardan biri, “ara geçiş formunun eciş, bücüş ve patolojik olması gerekmez” dedi ve ekledi, “mesela ben anne ve babamla aynı değilim, dolayısı ile ara geçiş formu sayılırım” anlamında bir cümle kurdu. Yani kendi saçlarının dökük olması ile bir canlıda kuyruk ya da kanat çıkmasını aynı kategoride değerlendirdi. Hocam gördüğünüz kadarıyla Türkiye’deki evrimcilerin durumu daha vahim. Onları fikren Isparta halısı gibi dümdüz etmeniz gerekecek. Volkan Yılmaz.”
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Yalnız birçok yöremizin güzel halıları var, ayrı ayrı da söyleyebilirler. Yalnız bizdekiler, hakikaten yani acıdım, akıl almaz cahiller, akıl almaz. Yani inanılır gibi değil. Bir kere Dawkins gibi bir adam bunları görse, adamın nutku tutulur. Böyle” Afrika’ya mı geldim ben acaba?” falan, “nedir bunlar?” falan der. Yani inanamaz bunların durumuna. Bunlar ne vücut organlarının yapısını biliyorlar, ne oradaki teknik özellikleri biliyorlar, ne proteini, molekül yapısını biliyorlar, ne golgi cisimciğini, ne hücrenin iç duvarını, ne hücre zarını yapısını, adamların hiçbir şeyden haberleri yok. Bunlara yüzeysel anlatmışlar, işte bir hücre vardır, gelişir. Bir mutasyon olur, bir anda ciğer oluşur. Bir mutasyon olur, kulaklar oluşur ve üstelik de simetrik yapar diyor baksana. Mutasyonla bir olur diyor, “sağa yaptıysa bir tane de sola yapar” diyor.
OKTAR BABUNA:“Çok kolay” diyor.
ADNAN OKTAR: “Niye olmasın, ne var yani?”
SUNUCU 1:Üstelik aksilik olmadan işliyor.
ADNAN OKTAR: Tabii o kadar yani. “Sağ kolun varsa mutasyonla, bir tane de aynı anda sol kol yapar” diyor. “Parmakları da, mafsalları, hepsini yapar, sen karışma” diyor. (Haşa) mutasyonu Allah gibi görüyorlar. Yani olağanüstü bir ilme, olağan üstü bir akıla sahip, en ince detayları bile hesap eden, molekül yapısından tut, hücre zarından tut, işte eklem aralarındaki eklem sıvılarına varıncaya kadar, en ince detayı bile hesap eden, ona göre yaratan bir güç olduğuna inanıyorlar, mutasyonun. Ve onu put edinmişler adeta. Yani o puta adeta tapıyorlar. Baksana nasıl iman etmiş. “O yaratır, öyle bir güçtür ki, sonsuz kudret sahibidir, onun neye gücü yetmez onun” diyor. Yani “yeter ki o dilesin” diyor. Mesela “bir anda kol yaratır. Aynı anda da diğer kolu yaratır, yani öyle bir şey yoktur” diyor. Yani tam böyle (haşa) Allah’ı tarif eder gibi tarif ediyor. İnanmış ona, tesadüfün gücüne. Bunların tamamen tesadüfen olduğuna inanıyor. Diyoruz ki, “tesadüf bunları yapmaz.” “Ben tesadüf demedim ki” diyor. Ne dedin? “Tesadüf dedim” diyor. Kardeşim yani ne diyeyim ben?
OKTAR BABUNA:Ama sizin vesilenizle Hocam bütün dünya değişiyor. Bugün de bir haber çıktı, CNN’in Amerika’daki kurucusu var “Ted Turner” diye, çok ünlü gazeteci. Bütün hayatı boyunca ateizme yönelik bir faaliyeti vardı Hocam. En sonunda bu Meksika Körfezinde petrolün dökülmesi ile ilgili olarak, “Allah’ın bir mesajı mı?”, şeklinde bir konuşma yapmış Hocam, inşaAllah. “Bu Meksika Körfezi’nde Allah mı konuşuyor?” diyor inşaAllah. “Allah’ın mesajı olabilir bu” diyor inşaAllah, bu petrol dökülmesi.
ADNAN OKTAR: Biz buna “Yaratılış Atlası” göndermiştik.
OKTAR BABUNA:Evet Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Tek tek, listede bu da vardı, evet. Kardeşim bak, herkes iman ediyor maşaAllah. Avrupalılar yine böyle biraz okuyup, araştırıyorlar falan. Bizim gençlere biraz az, dar öğretiyorlar. Mesela bak çocuklara o gün aklım durdu, şaşırdım. Yani bu kadar yüzeysel, sathi bilgiye sahip olmaları ve görüş, düşünce ufuklarının bu kadar dar olması. Bir şey olmuş çocuklara, acıdım. Allah hidayet versin, Allah akıllarını açsın, inşaAllah. Ama sabırla anlatmaya devam, inşaAllah.
Çin’dekilere “aleyküm selam” diyorum yeniden. MaşaAllah orada bir ekip oluşturmuş Çin’dekiler. Geçenlerde epey olmuştu, “Hocam, namaz nasıl kılacağız biz?” dediler. Çin hükümeti bunlara çok baskı yapıyormuş. “Bizler tam iman ettik, bize namaz nasıl kılınır onu anlatır mısınız?” dediler. Biz de hep Ömer Nasuhi Bilmen Hocamıza inşaAllah, müracaat ediyoruz inşaAllah. Ömer Nasuhi Bilmen ilmihali fıkıh konusunda oraya müracaat, inşaAllah. Rusya’da mesela her şehirde sempatizanlarımız var. Çok geniş bir şey, maşaAllah. Sohbet toplantıları yapıyorlar, konuşmalar yapıyorlar. Amerika’da zaten çığ gibi maşaAllah. Hollanda’da, Almanya’da, Azerbaycan’da, İskoçya, İngiltere maşaAllah. Evet, Oktar Hocam anlat başka neler var?
OKTAR BABUNA:Hocam bir tane çok sevimli bir papağan var gösterelim mi? Ya da sincap.
Şeytandan Allah’a sığınırım, “Ben gerçekten, benim de Rabbim sizin de Rabbiniz olan Allah’a tevekkül ettim. O’nun alnından yakalayıp denetlemediği hiçbir canlı yoktur.” (Hud Suresi, 56) MaşaAllah.
ADNAN OKTAR:Tabii buna o hareketleri de yaptıran Allah. Ama çok tatlı bir şey. Ben onu yerdim ben bu herifi bulsam, çok şeker.
OKTAR BABUNA:Bir de bir tane kedi, bir tane uzaktan kumandalı fare yapmışlar. Hem korkuyor hem merak ediyor. Çok sevimli. Hem ilgileniyor hem de. Burada da şimdi duvarın arkasından çıkacak yavaş yavaş.
ADNAN OKTAR:Bak bak tipe bak sen. Korkuyor da ondan Allah-u alem. Kaçıyor.
OKTAR BABUNA:Hep oynamak istiyor. Yakınına gidiyor ama.
ADNAN OKTAR:Hayvanı delirtecekler, panik oluyor. Gözlere baksana. Gözleri de ama acayip tatlı. Ayakları, patileri de kayıyor sürekli.
Bize karşı yapılan şiddetli muhalefetin ve baskının arkasında evrim teorisini ezmemiz, hakkı savunmamız, Türk-İslam Birliği’ni talep etmemiz ve bu konuda ezici bir güce sahip olmamız. O yüzden iddia edilen Ergenekon örgütü başta olmak üzere gizli yapılanmalar bize karşı adeta bir savaş ilan ettiler. Akıl almaz oyunlar, komplolar, peşpeşe devam ediyor. Mesela dün de bir sevdiğimiz, değerli bir kardeşimiz -yurt dışı ile bağlantılı bir insan- bana bir suikast hazırlamışlar. Onu haber verdi. Bir grupla, senin de tanıdığın bir şahıs, yani çok yakından tanıdığın bir şahıs, para karşılığı anlaşmış. Bana suikast yapılması için. Yani ben isim vermiyorum şimdi, isim versem daha detaylanacak. Bugün öğrendim. Hatta “bekledik fakat başarılı olamadık” demişler. Adam vicdanen de rahatsız olmuş, vicdan azabı çekmiş. Sonra itiraf etmek istemiş, biraz da çekiniyormuş gelip anlatmaya, “Hocama karşı yüzüm yok nasıl anlatacağım” gibisinden. Biz de dedik ki: “affederiz, niçin olsun, o kardeşimiz olur mu öyle şey, gelsin istediği gibi anlatsın” dedik, inşaAllah. Yani itiraf etmek istiyor. Nasıl oldu, kimler nasıl para teklif ettiler, nasıl oldu olaylar. Bütün detaylarıyla anlatmak istiyor. Biz de çekinmesini kırmak için, aracı olan kişiye yeniden konuştuk bugün. “Git söyle yani Müslümanlıkta affetmek vardır, bizim öyle bir kinimiz, öfkemiz olmaz ama gelsin samimi olarak, delillendirerek anlatsın” dedik. Ama senin çok iyi tanıdığın bir bunak şahıs, yani bunamış bir şahıs, ama iyi tanıdığın bir şahıs. Onu da ekstradan belirteyim de zaten mesaj yerine gitmiştir, biliyor kendisini.
OKTAR BABUNA:Dokuz defa daha olmuştu Hocam size suikast. Allah’ın inayeti ve koruması altındasınız, maşaAllah Hocam. Eze eze de gidiyorsunuz Hocam, durdurulamayan bir şekilde maşaAllah.
ADNAN OKTAR:EvvelAllah. Yiğidin şanındandır, yiğidin şanındandır. Ellerinden geleni artlarına koymasınlar, inşaAllah. Bak Allah müsaade etmiyor, bak adam vicdanı kabul etmemiş. Kolay bir şey değil o tabii onu söyleyeyim, öyle bir konu olmaz da fakat yine de nezaketleri için, gösterdikleri saygı için teşekkür ediyorum. Yani yapamazlar böyle bir şeyi, tahayyül dahi edemezler. Ama madem tahayyül etmişler ama eyleme geçiremezler, Allah’ın izniyle onu söyleyeyim. Allah’ın dilemesi ile inşaAllah. Biz inayet altındayız, inşaAllah. Müslümanlar inayet altındadır, inşaAllah. Ruhanilerin koruması altındadır, Allah onları görevlendirmiştir. MaşaAllah bütün Müslümanların koruyucu melekleri vardır, inşaAllah. Ayrıca ecinliler de ayrıca görevlidir inşaAllah. Şimdi detay verirsek tabii çok daha değişik şeyler olur, onun için söylemeyeyim.
OKTAR BABUNA:Bizler ölesiye sizin yanınızdayız Hocam, Allah’ın izniyle inşaAllah. Öyle kolay değil yani Allah’ın izniyle, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Evet, maşaAllah, elhamdülillah. Tabii Allah müminleri sebep eder, başka şeyleri sebep eder, başka şeyleri sebep eder, başka şeyleri sebep eder. Birçok nedenler vardır. Şimdi onları tek tek söyleyemeyiz, inşaAllah.
Oktar Hocam var mı anlatacağın başka?
OKTAR BABUNA:Var Hocam, burada haberlerde inşaAllah. “İsrail basını nükleer anlaşma için ‘biz kaybettik’, yazdı. ‘Türkler kazandı’ diyor. Ankara’nın nükleer krizi bitiren imzadaki rolü İsrail’i rahatsız etti. Türkiye’nin Ortadoğu’da gücü artıyor”, maşaAllah. Siz söyledikten sonra Hocam müthiş bir yükseliş olmaya başladı. Ortadoğu’da ki ağırlığı arttı, Türkiye’nin hakikaten. İran’la yaptığı anlaşmada İsrail bu şekilde açıklama yapmış Hocam. İsrail basını nükleer anlaşma için “biz kaybettik” yazıyor. Siz özellikle İran Cumhurbaşkanı’na “atom bombasının haram olduğunu, masumları öldürmenin haram olduğunu”, açıklatmıştınız. Hamaney de bu açıklamayı yaptı. Ondan sonra bütün dünyada bir rahatlama meydana geldi ama bu şekilde de ilerlemeler oluyor maşaAllah.
ADNAN OKTAR:İsrail’in gönlü rahat olsun. Kral Mesih yani Mehdi (a.s.) onları kurtaracak. Bütün Hıristiyanları kurtaracak, bütün Müslümanları kurtaracak. Onlar inşaAllah huzur ve güvenlik içerisinde yaşayacaklar. Atom bombası matom bombası öyle şeyler yok. Hiçbir şey olmayacak, dünya savaşı da yok. Bunlar bitti tamam artık bundan sonra barış çağı başladı. Bundan sonra o tip olaylar yok. Yani geniş çaplı yok, küçük çatışmalar şeklinde olabilir ama büyük savaş yok, inşaAllah. Bunu da göreceksiniz. Kıyamete çok az kaldı. Yani o anlamda demek istediğimi anlarlar, inşaAllah.
“Canım Hocama ve değerli arkadaşlarımıza selamlar” diyor. Ve aleyna aleyküm selam verahmetullahu ve berekatühü. “Çok değerli muhterem Hocamız her zaman, her yaşanılanın hayır ve hikmetlerle dolu olduğunu kaderi yaşamanın güzelliğini anlatıyor. Bediüzzaman hazretleri de hastalıklar risalesinin 19. bölümünde çok güzel bir anlatımla anlatmış. ‘Güzelin ayinesi güzeldir. Güzelin mehasinlerini, güzelliklerini gösteren ayine güzelleşir. O aynanın başına o güzelden ne gelse güzel olduğu gibi hayatın başına dahi ne gelse hakikat noktasında güzeldir. Çünkü güzel olan Esmaü’l hüsna’nın güzel nakışlarını gösterir.’ Hocamız kendisine kurulan tuzaklara karşı, çok güzel bir sabırla sabretmesinin ve derin bir teslimiyet göstermesinin bu derin ilmi bilmesi ile olduğunu daha iyi anladım. Allah kendisini tüm tuzaklardan korusun. Allah’ım bizleri de kendisine benzetsin. Sayın Hocamızın ellerinden öperim” diyor, Ömer Güven. Aslanım benim, canım kardeşim, maşaAllah. Allah Cennet’te komşu etsin inşaAllah.
OKTAR BABUNA:Başbakan İspanya’da açıklama yapmış, İspanya ziyaretinde. “Türkler geliyor ama sevgiyi büyütmek için” inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Bu ne? Mehdiyetin sözüdür bu. Bakın “Türkler geliyor ama sevgiyi büyütmek için” Mehdiyetin amacı sevgidir. Barış ve kardeşliktir. Kan yoktur Mehdiyette. Peygamberimiz (s.a.v.) diyor: “Damla kan akıtmaz, uyuyan kişiyi uyandırmaz. İnsanların burnu dahi kanamaz” diyor. Bakın detay bunlar. Damla kan akmaz ne demek? Damla artık, değil mi? Bak “burnu dahi kanamaz” diyor. “Adamın burnuna bir çarpma dahi olmaz” diyor. “O kadar şefkatli bir yapı olacak” diyor. Bak başbakanımıza da Allah söyletiyor, maşaAllah. “Ezber bozan ittifaklar kurmalıyız” maşaAllah. Bak “İslamofobi insanlık dışıdır.” Hep bunlar Mehdiyetin sözleridir. Hep Mehdiyete Allah zemin hazırlıyor, ortam hazırlıyor ve Mehdiyet çığ gibi gelişiyor. Bir gün Allah bir başbakanı konuşturuyor, bir gün bakanı konuşturuyor. Bir gün bir bakanı konuşturur, bir gün bir profesör konuşturur. Ama hepsi Mehdiyete hizmet ederler. Obama bile konuştuğunda Mehdiyete hizmet ediyor. İsrail’den birisi çıkıyor, yine Mehdiyete hizmet etmiş oluyor. Herkes Allah tarafından kontrol altına alınmıştır. Kuran’da var, değil mi? Cenab-ı Allah diyor: “Alnından tutup denetlemediği hiçbir canlı yoktur” diyor. “Hepsi benim kontrolümde” diyor Allah ve hepsini Allah söyletiyor. Hepsi istese de, istemese de Mehdi (a.s.) talebesi konumundalar. Her yerden Türk-İslam Birliği haberleri, birlik, beraberlik, barış haberleri, kardeşlik haberleri. Hani savaş naraları, hani büyük bir savaş olacaktı? “Olmayacak” dedim değil mi? Bitti.
OKTAR BABUNA:Evet Hocam, hatta bu Evanjelikleri fikren siz durdurdunuz, değiştirdiniz, maşaAllah.
ADNAN OKTAR:Kardeşim Evanjelikler diyorlardı, “Biz Tahran’a atom bombası atacağız” diyorlardı, adamlar. “Bu başka türlü durmaz çünkü bunlar İsrail’i yok edecek, İsrail’e atom bombası atacaklar. Biz onlardan önce davranıp biz atacağız atom bombasını” diyorlardı. Ve çok büyük bir savaş için hazırlık yapıyorlardı. Uzun görüşmelerden sonra ikna ettik, Evanjeliklerin bütün ileri gelenlerini. İsrail’i de yatıştırdık. Burada bütün İsrail’in ileri gelenleri ile görüştük, konuştuk. Daha önce de konuştuk. Bundan sonra huzur var, barış var, kardeşlik var. Bakın dediklerim hep çıkıyor, mesela dedim ki, “İstanbul’da deprem olmayacak” dedim. Hep Hocalar çıktılar profesörler dediler ki, “çok yakında deprem olacak” dediler. Sonra hepsi birden vazgeçtiler, dediler ki, “en az yüzyıl kadar İstanbul’da deprem olmaz” dediler. Yüzyıl değil de yani 70 yıl diyelim, inşaAllah. 1506’lardan sonra, o zaman beklesinler, hicri 1506’dan sonra, inşaAllah. Burası mukaddes belde, burada Mehdi (a.s.) var İstanbul’da. Mesih de buraya gelecek veya gelmiştir, gelecektir.
OKTAR BABUNA:İstanbul’da mı Hocam?
ADNAN OKTAR:Evet, Ayasofya’da birlikte namaz kılacaklar Mehdi (a.s.) ile çünkü. Onu bil, Ayasofya özel bir yerdir, çok çok özel bir yerdir.
Kudüs’ü şerif, mesela İsrail’e atom bombası. Kardeşim imkansız, mümkün değil. Kudüs var orada, Kudüs özel koruma altındadır. Böyle bir şey olmaz.
SUNUCU 1:Yayınımıza harunyahya.tv sitesinden devam edeceğiz. Harunyahya.tv sitesinden yayınları 24 saat takip edebilirsiniz. Soru ve gürüşlerinizi bize ahirzamansohbetleri@hotmail.com adresinden gönderebilirsiniz. Harunyahya.org ve harunyahya.net adreslerinden Hocamızın tüm eserlerini ücretsiz olarak indirebilirsiniz. Bizi yarın 22:00’den itibaren harunyahya.tv internet sitemizden, Mavi Karadeniz Radyo’dan ve Aksu TV ve Kaçkar TV ekranlarından takip edebilirsiniz. İyi akşamlar.
Dergiler
Devamı ...Dergiler
Devamı ...Bunları Biliyor Musunuz?
Devamı ...Adnan Oktar Ne Demişti Ne Oldu
Devamı ...Adnan Oktar Ne Demişti Ne Oldu
Devamı ...Makaleler
Devamı ...