SUNUCU 1: Yayınımıza harunyahya.tv’den devam ediyoruz. Hocam buyurun.
ADNAN OKTAR: Neler anlatayım size? Hz. İsa (a.s.)’dan bahsedebilirim. Bakın Bediüzzaman ne diyor: “Alem-i semavatta (gökler aleminde) cism-i beşerisiyle (insani cismiyle), bulunan Şahs-ı İsa (a.s.) (Hz. İsa (a.s.)’ın şahsı), o dini hak cereyanının başına geçeceğini” diyor Bediüzzaman, “Muhbiri Sadıktan biliyoruz” Kuran’daki ayetlerden biliyoruz diyor. “Cism-i beşeri” yani beşeri cismiyle bulunduğu ve İsa (a.s.)’ın tek bir kişi olduğu, kendi bedeniyle geleceğini Bediüzzaman çok fazla yerde, çok fazla detaylı ve kapsamlı anlatıyor. Bu İslam aleminde genel olarak ya reddediliyor veya şahsı manevi diyerek örtbas edilmeye kalkılıyor. Halbuki çok hayati bir konudur, İncil’de çok kapsamlı belirtilmiştir Hz. İsa (a.s.)’ın yeniden geleceği. Kuran’da da ayetlerle çok açık belirtilmiştir ve bu çok müthiş bir nimet ve mucizedir. İnsanlar hep dinin geçmişte yaşandığını yani peygamberler geçmişte gelmiştir, mucizeler geçmişte gösterilmiştir ve dolayısıyla bundan sonra artık modern çağa girdik, ne peygamber gelir ne mucizeler olur işte artık dinin dışında yeni bir hayata girdik gibi görüyorlar bir kısım insanlar. Halbuki öyle değil. Peygamberimiz (s.a.v.)’in anlattığı olaylar hiç kesintisiz devam etmiş. Yani kendi vefatından itibaren bu vakte kadar hiç kesintisiz olayların geçtiğini de zaten ispat ettik, anlattık. İşte Fırat’ın suyunun kesilmesi, Ay ve Güneş tutulmaları gibi çok fazla olay. Şimdi bu yüzyıl bilakis Allah’ın Hadi ismiyle tecelli edeceği yüzyıl. Yani belki geçmiş peygamberler döneminde görülmeyen harikalar da bu yüzyılda görülecektir. Hiçbir zaman için din dünyadan eksilmez ve harikalar hiçbir zaman için eksilmez. Her zaman ruhaniler dünyayla bağlantıdadır, Melekler bağlantıdadır ve harika olaylar da hiçbir şekilde durmaz. Bu yüzyılda en yoğun olan harikaları göreceğiz, inşaAllah. Mesela hangi devirde görülmüştür. Hz. İsa (a.s.)’nın göğe alınması bir mucizedir ama 2000 yıl sonra gelmesi daha büyük mucizedir, çok daha büyük bir olay. 1400 sene önce Peygamberimiz (s.a.v.)’in olayların olacağını söylemesi ve tam vakti geldiğinde, 30 senelik bir zaman dilimi içerisinde bütün bu olayların istisnasız teker teker çıkması çok büyük bir olaydır. Şimdi Darwinistler, materyalistler hep bu sistem böyle devam edecek zannediyorlardı. Allah hakikaten uzun süre müdahale etmedi dünyaya. O anlamda, bunların anladığı anlamda müdahale etmedi. Sürekli müdahalesi var fakat Allah Hadi ismiyle tecelli etmedi. Onlar da hep böyle gidecek zannetti. Halbuki bu yüzyılda Allah şimdi Hadi ismiyle tecelli ediyor. Çok fazla manevi olay meydana gelecek. Mesela insanlar, cin çok az görmüşlerdir. Cin görecekler. Bu çok şaşırtıcı bir şeydir. Hz. İsa (a.s.)’ı görecekler, bu çok şaşırtıcı bir şeydir. Hz. Mehdi (a.s.)’yi görecekler, bu çok şaşırtıcı bir şeydir ve birçok harikanın birçok mucizenin meydana geldiğini görecekler ve gördüler de. Ama tabii bunun manevi gerilimi yani asıl artışı hadislerin açıklamasına göre, olayların gidişatına göre 2012 gibi görülüyor. 2012 yılından sonra siz de buradasınız bakın ben de buradayım, demek istediklerimi herkes görmeye başlayacak ve harikaların önü arkası kesilmeyecek. Ve dünya ateist olmanın, dinsiz olmanın ne kadar acı bir şey olduğunu fark etmeye başlayacak. En başta Avrupa Birliği. Ateizmin en yoğun olduğu yer Avrupa Birliği’dir. Yani din karşıtı hareketlerin en yoğun olduğu yer. Müthiş bir ekonomik çökme ve manevi çökmeyle bu belanın ne anlama geldiğini görecekler. Hem ekonomik yönden çökecekler ki devam ediyor şu an, hem de manevi yönden çok ızdırap çekmeye başlayacaklar. Dinin son derece gerekli olduğunu anlayacaklar. Ve büyük bir ihtiyaç olduğunu, dinsiz insanların yaşayamayacağını, dinsizliğin hakim olduğu konumda da çok ızdırap ve elemlerin olacağını görecekler. Şimdi demin Oktar size gösterdi, dağılma süreci, yani Avrupa Birliği dağıldığında, o bir sakinlik getirmez. Mesela o ne demektir? Fransa daha çökecek, Almanya daha çökecek demektir. Topluca bu sisteme direnemeyen devletler, tek başına kaldığında hiç direnemezler. Bir araya gelip ekonomik krize direnemeyenler, nasıl tek başına dirensin? Dolayısıyla tek tek hepsi ayrıca çökecekler ve sonunda Mehdiyetin kıymetini, Hz. İsa (a.s.)’nın nüzulünün kıymetini daha çok görmüş olacaklar. Büyük bir nimet olduğunu anlamış olacaklar inşaAllah. Genelde Kuran’da açtırdığımda hep ilgili konular geliyor dikkat ediyor musunuz?
SUNUCU 1: Evet ben ediyorum.
ADNAN OKTAR: Bugün dikkatinizi çekti mi? Mesela bak, özlü bir bilgiden bahsettim ben bugün, özlü bilgi. Bak açar açmaz o özlü bilgiyle ilgili kısım çıktı. “Özü kapsayan bilgi”, bunun önemini anlattım. Bu da Allah’ın yakın takibini, her an kullarını kontrol ettiğini ve kaderin değişmez bir gerçek olduğunu gösteriyor, inşaAllah.
Şeytandan Allah’a sığınırım. “Sizi diri tutan, sonra öldürecek, sonra da diriltecek olan O'dur. Gerçekten insan pek nankördür” diyor Allah. Yani genelinde nankördürler, diyor. Bak, sizi diri tutuyor, sonra öldürecek sonra diriltecek olan O’dur, diyor. “…gerçekten insan pek nankördür.” Bak nankör de demiyor Allah, pek nankör. “Eğer seninle mücadeleye girişirlerse, de ki: "Allah, yaptıklarınızı daha iyi bilir.” Demek ki Allah yolunda mücadele edenlerle karşı mücadele olacaktır. İftira edecek, hakaret edecek, baskı yapacak. Diyorlar ki, kardeşim sen nasıl Müslümansın, bir sürü düşmanın var, Müslüman adam sevilir, diyorlar. Ne zaman sevilir biliyor musun? İslam ahlakı dünyaya hakim olduğunda sevilir. İslam ahlakının hakim olmadığı dönemde hakiki Müslüman’ın küfürden, dinsizlerden, ateistlerden, İslam dışı her türlü hareketten çok fazla düşmanı olur. Bu onun Müslümanlığının en belirgin alametlerindendir. Eğer bir Müslüman’ın küfürden düşmanı yoksa o zaten Müslüman değildir o, başka bir şeydir. Çünkü Allah’ın kanunlarına göre mutlaka düşmanı ve karşıtı olması lazım. Nefret edenler olması lazım. “Allah'ın, gökte ve yerde olanların hepsini bilmekte olduğunu bilmiyor musun?” diyor Allah. Yani, gökte ne varsa bütün olayları bilirim, diyor. Yerdeki mesela şu anki konuşmamızı biliyor Allah. Hem bizi dinliyor ve bu konuşmamızı da Allah meydana getiriyor, kaderde meydana getirmiş. “Gerçekten bunlar bir kitaptadır.” Hepsini Ben bir kader içerisinde yaptım, bitirdim, tek bir an içerisinde. O anı siz zaman olarak yaşıyorsunuz, diyor Allah, tek bir an. “Hiç şüphesiz bunlar(ı bilmek), Allah için pek kolaydır.” “Ben kaderi yaratırken bunu çok kolay yarattım” diyor Allah. Yani zor ve karmaşık değil benim için, diyor. Bize zor ve karmaşık geliyor, Benim için çok kolay, diyor Allah. Hac Suresi 71. Şeytandan Allah’a sığınıyorum. “Onlar, Allah'ı bırakıp da (Allah'ın) kendisine bir delil indirmediği ve haklarında (hiçbir) bilgileri olmayan şeylere tapıyorlar. Zulmedenler için hiçbir yardımcı yoktur.” Bakın, “Onlar, Allah'ı bırakıp da (Allah'ın) kendisine bir delil indirmediği”, mesela paleontolojiden bir delil vermiyor, mikrobiyolojiden bir delil vermiyor ama hiçbir konuda delil yok. “Ve haklarında (hiçbir) bilgileri olmayan,” mesela atomun yapısı hakkında bir bilgileri yok, diğer paleontoloji ile ilgili son gelişmeler ile ilgili bilimin verdiği açık gerçeklerle bağlantıları yok. Fakat yine de tesadüfe tapıyorlar, diyor Allah. Yani bir put edinmişler. Atoma tapıyorlar, atomun bunu yaptığına inanıyorlar. Ama Allah diyor ki bir delil vermedim, diyor Allah, yani bununla ilgili delilleri yok, diyor. Haklarında bilgileri yok, diyor. Mesela Darwinistlere de bakıyoruz, zır cahiller. Bir de ciddi bir mantık bozukluğu var. Mesela bir mutasyonla ciğerin meydana geleceğine inanıyorlar, tek bir mutasyonla. Ciğer binlerce kilometre kılcal damarlarla kaplı, çok kapsamlı, muhteşem bir organdır ve vücudun oksijen ihtiyacının karşılanması için Allah tarafından yaratılmıştır. Tesadüfen böyle bir şey meydana gelir mi? Ama tesadüfen meydana geldi, diyor. “Onlara karşı apaçık ayetlerimiz okunduğu zaman, sen o inkar edenlerin yüzlerindeki red ve inkarı tanıyabilirsin.” Yani suratlarından anlaşılır, diyor Allah. “Neredeyse kendilerine karşı ayetlerimizi okuyanın üzerine çullanacaklar.” Yani saldırganlaşıyorlar bazen, kendini tutamıyor. Bağırıyor, çağırıyor, saçlarını çekiyor, hakaret etmek istiyor. Bazen de hakikaten saldırma eğilimi gösteriyorlar. “De ki: ‘Size, bundan daha kötü olanını haber vereyim mi? Ateş... Allah, onu inkâr edenlere va'detmiş bulunmaktadır; ne kötü bir duraktır.’” Tabii, biz ateş deyince normal dumanlı ateş biliyoruz. Ahiretin ateşi ayrıdır. Oraya gidenler, Allah vermesin, orada görecekler.
Münevver Ocak, İstanbul’dan:
SUNUCU:"Mehdi Rumdan, Türklerden ayrılmayacaktır. Hz. Mehdi (a.s.)'ın çocukluğundan itibaren Türkiye'den hiç ayrılmayacak olması çok hayret verici. Yani bu Hz. Mehdi (a.s.)'ın hiç yurtdışına çıkmayacağı anlamına mı geliyor? Yoksa ‘Hz. Mehdi (a.s.) açıkça zuhur edinceye, insanlar ona bağlılıklarını bildirinceye kadar’ anlamında mı? Çünkü sonraki safhalarda Mekke'de insanlar ona bağlılıklarını bildiriyorlar, sonra Kudüs-ü Şerif'e geçiyor ve orada ikamet ediyor. Yanlış biliyorsam, söylerseniz memnum olurum. Selamlar.”
ADNAN OKTAR:Evet doğru çok güzel söylemiş. Mehdi (a.s.) Türkiye’den hiç çıkmayacakmış. Yurt dışına çıkış yok. Mehdi (a.s.)’ın bir alameti de bu. “Sürekli Türkiye’de kalacak” diyor. “Mehdi Rum’dan (Türklerden) ayrılmayacaktır.” Çünkü eskiden Türkiye’ye “diyar-ı Rum deniyordu”, hadiste.
Refik Coşar, Diyarbakır’dan:
SUNUCU:“ ‘Fakat çiçekler baharda gelir. Öyle kudsi çiçeklere zemin hazır etmek lâzım gelir. Ve anladık ki, bu hizmetimizle o nurani zatlara zemin izhar ediyoruz. Elbette o kuvvet-i azîmedeki (büyük kuvvette) bir hamiyet-i âliye (yüce bir gayret) feveran edecek (coşacak) ve Hazret-i Mehdi (a.s.) başına geçip, tarik-ı hak (hak yola) ve hakikate sevk edecek.’ Said Nursi Hazretleri, Hz. Mehdi (a.s.) ve talebelerine zemin hazırladığını ‘o nurani zatlara zemin izhar ediyoruz’ diyerek belirtmiştir. Ahir zamanda Bediüzzaman'ın kastettiği vakit Allah-u alem gelmiştir. Feveran, şiddetli coşku oluşmak üzeredir. Hz. Mehdi (a.s.) bu güzel hareketin manevi lideri olarak görev alıp insanları hak yola, doğru yola sevk edecek. Bunun sonucunda muhteşem bir Türk-İslam Birliği oluşacak”.
ADNAN OKTAR:“Elbette o kuvvet-i azîmedeki (büyük kuvvette) bir hamiyet-i âliye (yüce bir gayret) feveran edecek”, “Müslümanlar coşacak” diyor. “Hazret-i Mehdi (a.s.) başına geçip, tarik-ı hak (hak yola) ve hakikate sevk edecek.” (Mektubat, sf. 473) Mesela Nur talebesi kardeşlerimiz bunu da sorabilirler. Bakın, “bir hamiyet-i âliye feveran etmesi var” diyor, Bediüzzaman. “Bu ne zaman olacak?” diyecekler, bir soru olarak. Yani “Müslümanlar ne zaman coşacak?“ “Hz. Mehdi (a.s.) başına geçip” diyor. Müslümanların başına geçmesinden bahsediyor, Hz. Mehdi (a.s.)’ı. Bir şahıs olduğuna göre bu kimdir? Ne zaman başa geçecek? Bunu sormaları lazım. ‘“Tarik-ı (hak yola) ve hakikate sevk edecek, bu olay ne zaman olacak?’ demesi lazım.
Muhammed Salih, Ankara’dan:
SUNUCU:“Bütün Müslümanlar arasındaki bölünmeler, ayrışmalar, kavgalar, hizipleşmeler, çekişmeler Hz. Mehdi (a.s.) zamanında tamamen ortadan kalkacak. Her ay, her yıl bu gelişmeler hızlanarak devam edecek. 2021'lerde inşaAllah çok güzel günleri hep birlikte göreceğiz. Allah bizimle insanları nasıl şirk adavetinden (düşmanlığından) kurtararak, onların kalplerine ülfet ve muhabbet yerleştirmiş ve din kardeşi yapmışsa, Mehdi (a.s.) ile fitne adavetinden kurtaracak ve kardeş yapacaktır. “Kalplerinizin arasını uzlaştırıp-ısındırdı.” (Al-i İmran Suresi, 103)”
ADNAN OKTAR:“Allah bizimle insanları nasıl şirk adavetinden (düşmanlığından) kurtararak, onların kalplerine ülfet ve muhabbet”, yani samimiyet, sıcaklık, yakınlık, tanışmadan kaynaklanan iç huzuru ve güvenden kaynaklanan rahatlık, “yerleştirmiş ve din kardeşi yapmışsa”, yani dinde bir öz kardeşten daha ileri bir sevgi meydana getirmişse, ”Mehdi (a.s.) ile fitne adavetinden kurtaracak”, yani savaşlardan, kavgadan, sevgisizlikten, şüphecilikten, saldırganlıktan kurtaracak, “ve kardeş yapacaktır.” Yani herkes birbirini çok sevecek ve dost olacaktır. (Kitab-ül Burhan fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, Ali b. Hüsameddin el-Muttaki, s. 20) Yine Kuran’dan ayet var, Ali İmran Suresi, 103 “Kalplerinizin arasını uzlaştırıp-ısındırdı” diyor Allah. İnsanlar normalde eğer bu şekilde Allah yardım etmezse, birbirine düşmanlık, böyle kin şüphe, kuşkuyla, vahşi olmaya yatkındır. Yani birbirlerinden uzak olmak, birbirini sevmemek, birbirine tehlikeli varlık gözü ile bakmak, dolayısıyla da o temkinden kaynaklanan hayvani bir vahşilik içerisinde kalırlar aksinde. Ama Kuran ahlakı içerisinde birbirlerini severlerse, herkes Allah’tan korktuğu için, herkes Allah’ı sevdiği için ve herkes aynı ahlak anayasasına bağlı olduğu için güvenilir oluyorlar. Çünkü şefkati aynı anlamda alıyorlar, merhameti aynı, vefa ve sadakat hislerini aynı anlamda alıyorlar. Herkesin ortak bir ahlaki değeri oluyor. Ama küfür olduğunda herkesin ayrı bir ahlak değeri olur. Mesela adam vahşidir, ben böyle düşünüyorum, der. Mesela ben insanlara güvenmiyorum der, öbürü der ki, ben insanlara kısmen güveniyorum. Öbürü der ki, vefa enayiliktir der, birisi vefalı olmak enayiliktir. Ama öbürü de der ki, vefa çok güzeldir der. Burada bir ahlakta sabitlik gerektiği anlaşılıyor. Değil mi? Yani doğruların bir tane olması lazım. Bütün toplumun doğrusu bir tane olduğunda, mükemmel bir iletişim ve mükemmel bir ahlak anlayışı oluyor. Ama öbür türlü binlerce ayrı ahlak anlayışı oluyor. Mesela satanist ahlak ayrıdır, komünist ahlak ayrıdır, faşist ahlakı ayrı oluyor. Mesela bir fahişeninki ayrıdır, başka gayri meşru ahlak gösteren bir adamın ayrıdır. Yahut bir bağnazın ayrıdır, değil mi? Hepsinde ayrı bir kafa olur. Ama Kuran ahlakında sabitlik oluşmuş oluyor. O zaman bir gevşeme oluyor, rahatsın. Mesela “selam” diyorsun, “aleykümselam”, “nasılsın?” diyorsun, “iyiyim” diyor. Aynı evin fertleri gibi, hatta daha iyi. Çünkü aynı evde olup da rahat edemeyen çok insan vardır. Mesela kardeşi at hırsızı gibi oluyor, kendisi melek gibi oluyor, çok temiz oluyor. Kardeşi mesela psikopat oluyor, kendisi munis oluyor. Çok fazladır böyle. Kuran’da da buna işaret vardır. Yani aynı aileden, aynı ev halkından, mesela karısı anormal oluyor, ahlaksız oluyor, ama eşi Peygamber. Mesela Habil-Kabil kıssasında da öyle. Kardeşlerden birisi katildir, birisi mazlumdur. Mesela aynı babanın çocukları ama Müslümanlıkta bu da kalkıyor. Yani kardeşler arasında bile olmayan sıcaklık ve sevgi bağı Müslümanlıkta tam olur. Yani gerçek kardeşlik oluşmuş oluyor. Çünkü mesela sen ona vefalı, o da sana vefalı. Vefa yoksa çok tehlikelidir, niye arkadaş olasın ki? Adam seni harcayacaksa, sen de onu harcamaya hazırsan zaten dost olamazsınız. Vefaya bir kere ihtiyaç var. Sabırlı değil mesela adam. Sabırlı değilse her an bir rezillik çıkarabilir. O da her an bir rezillik çıkarabilir. Sabırlı olmayan adam tehlikelidir. Mesela şefkatli olmamak, şefkatli olmadan nefrete yatkın olur insan. Nefret kalbe oturur, onun da sağı-solu belli olmaz, ne yapacağı belli olmaz. Her an bela akacak bir kanal demektir. Ama Müslüman’dan da her an rahmet ve güzellik gelir, sevgi gelir, iyilik gelir. İşte Cennet bahçesi gibi oluyor Müslümanların olduğu ortam, gönlümüz rahat oluyor. Mesela insanlar şimdi eğlence yerine gidiyor bir yere gidiyor. Sağında mafya mensubu, sol tarafında fahişe, bilmem ne tarafında it kopuk, bir yerde cinsi sapık, bir yanda seri katil. Seri katil oluyor, yakalanmıyor. Normal piyasada geziyor adam. Bilmiyor adamlar, beraber yemek yiyor adam. Katilleriyle eğleniyor adam, resimleri var gazetede çıkıyor, haberi bile yok. Adam diyor “senin bir resmini çekeyim, hatıra olarak kalsın” diyor. 15 dakika önce çekilmiş resmi var. Gülüyor, böyle tebessüm ediyor. 15 dakika sonra adamı öldürüyor, yardan aşağıya atıyor. Ama psikopat işte. Allah’tan korkmuyor. Ve Allah’tan korkmayana güvenmenin de bir cezasıdır o. Çünkü “Allah’tan kokmuyorum ama ben sana çok güveniyorum” diyor. Bu Allah’ın zoruna gider işte. Ve Allah intikam sahibidir. İntikam alır Allah o zaman. Yani “kork Allah’tan korkmayandan” derler. Allah’tan korkmuyorsa temkinli olmak zorundadır şahıs. “Ben Allah’tan korkmayandan çekinmiyorum” diyor adam ve “onu da çok seviyorum” diyor. Allah işte o zaman onun boğazına tıkıyor. Ya döver söver, ya kovar. Ya hakaret eder, ya aşağılar. Yani mutlaka bir vefasızlıkla karşılaşır. Ondan sonra da “vefasız o yar” diye şarkı, türkü söylemeye kalkıyorlar. Kardeşim sen başında Allah’tan korkmadığını bilmiyor musun? Biliyorsun. Allah’a asi olduğunu da biliyorsun. Allah’ı sevmeyen, seni nasıl sevsin. Niye buna inanıyorsun? Bu çok çirkin bir hareket değil mi? Bak seni yaratanı sevmiyor. Seni yaratanın da farkında değil. Senin nasıl farkına varsın? Seni nasıl sevsin o? O “yok beni seviyor” diyor. “Allah’ı sevmiyor ama beni seviyor” diyor. “Allah’ın farkında değil ama benim farkında” diyor. İşte Allah o zaman burnundan getirir onun. Ve bu ayrılık acılarının kökeninde bu vardır. Yani büyük bir bölümünde bu vardır. Bir kısmı cehaletinden ayrı mesele. Ama çok büyük bir bölümünde bu vardır. Allah’tan korkmamanın cezasını çekiyor insanlar. Ondan sonra bunun sonucunda da kimseye güvenemeyecek hale geliyorlar. Ondan sonra genç kızlardaki o güzel bakışlar, anlamlı o sıcak sevgi dolu bakış gidiyor. Yerine mat, anlamsız, sevgiden uzak korku dolu bakışlar geliyor. Mesela gençlerde de sevgi dolu neşe dolu bakışın yerini ne alıyor? Böyle saldırgan kuşku dolu ve psikopat bir bakış alıyor. Yani cahilliğinden yapanları yine tenzih ediyorum. Bir kısmını tenzih ediyoruz. Ve dolayısıyla toplumda böyle kurtların, tilkilerin, uyuz köpeklerin gezindiği orman gibi bir ortam oluşuyor. Birçok ülke böyledir, dünyanın bir çok yeri böyledir. Ve sorduğunuzda adama diyor ki, “niye böyle çekiniyorsun?” diyorsun. Ben “kimseye güvenemiyorum” diyor. “Niye diyoruz?” “Babana dahi güvenmeyeceksin. Ve herkes bilir bunu yani” diyor. Bak babasına dahi güvenmiyor. Doğru söylüyor, babası da ırzına geçmeye kalkıyor çünkü. Ensest ilişkiye giriyor babası. Babası da onu harcıyor. Avrupa’da yüzde 20’lere, 30’lara çıkmış durumda. Çok yüksek. Mesela Brezilya’da da yüzde 40’lara çıkmış, yüzde 50’lere çıkmış. Ensest ilişki. Acayip yüksek. Böyle bir rezalet ortamda da insanlar içlerine kapanıyor ve bir tek kendini seven. Kendini de sevemiyor. Kendinden de nefret ediyor. Kardeşim o zaman ne kalıyor geriye yani. “Kimseyi sevmiyorum” diyor. “Kendini seviyor musun?” “Onu da sevmiyorum” diyor. Hiçbir şey kalmamış geriye. “Köpeğimi seviyorum” diyor. Hayvana, ona da eziyet ediyor yani. Ve Allah en büyük cezalardan birini topluma vermiş oluyor. İşte bu belayı bizim milletimiz dünyanın üstünden kaldıracak. Yani bak bütün baskılara rağmen bizim milletimizde yine sevgi kaldı. Şefkat kaldı, merhamet kaldı. Kuran ahlakına bağlılık kaldı. Bu işte inkişaf edecek, gelişecek, sıhhatli hale gelecek. Bizim milletimiz dünya öğretmeni olacaktır. Herkese sevgiyi öğretecek, dostluğu öğretecek. Öbür türlü dünya helak olmaya doğru gidiyor idi. Normalde kıyamet kopacaktı. Allah kıyameti durdurdu. Mehdi (a.s)’ın vesilesiyle. Yoksa böyle herkesin mutsuz olduğu, Allah’ı sevmediği, Allah’ı tanımadığı, Darwinizm’e, materyalizme inanan bir dünyada yani Allah dünyayı ayakta tutmaz zaten. Normalde yıkar Allah dünyayı. Ama işte Mehdi (a.s) vesilesiyle yıkmıyor. Bir süre daha müsaade ediyor. Bir süre daha bu hakimiyeti için, bu vaktin uzadığını görüyoruz. İnşaAllah hep birlikte İslam ahlakının hakimiyetini göreceğiz. Ondan sonra da bir “başımızın üzerimizde ne bela varmış, ne ızdıraplı yaşamış sürünmüşüz” diyecek insanlar. “Ne ızdırap çekmişiz” diyecekler. İnsanların gerçek fıtratı çok şahanedir. Neşelidir, sevgi doludur. Ciltleri pırıl pırıldır normal bir insanın. Sağlıklıdır. Saçları sıhhatli olur, cildi sıhhatli olur. Neşeden yerinde duramaz. İman zafiyetinden, Allah’a uzaklıktan bu duruma düşüyor insanlar. Bu acının kökenin de o var, yani bu fersiz bakışların. Artık acıdan yani mesela dili ağzı acıyor. Ağzı dili kuruyor. Gözleri kuruyor. Yani cildi çekiliyor. Saçlarının bütün vasfı gidiyor. Bütün vücut bozuluyor, bütün vücudunda. Vücudunda urlar başlıyor, birçok yerinde. Kemik erimeleri başlıyor. Genç yaşta çöküyorlar. Mesela 30 yaşında bir kadın, 50 yaşında gibi görünüyor, 30 yaşına gelindiğinde. 40 yaşında bir kadın, 60-70 yaşında gibi görünüyor. Ve feci şekilde ezilme, büzülme ve çökme meydana getiriyor. Halbuki Kuran’a tam tabii olmuş olsalar, ölünceye kadar çok genç ve dinç kalırlar. Bayağı sağlıklı olurlar. Ama onu da uyanıklık yaptıklarını sanıyorlar. Yani insanları sevmemek, Allah’tan uzak olmak, Kuran’dan uzak olmayı da modernlik ve aklı başında olmak ve basiretli bir hareket olarak görüyorlar. Ferasetli bir hareket olarak görüyorlar. Görmüyor musun yaşantına baksana. Madem öyle akıllısın, niye sürünüyorsun böyle? Mutlu olduğun bir tane günün var mı? Yok. İçinden gelerek güldüğün, neşelendiğin bir an var mı? Yok. Gerçek bir dostun var mı? Yok. Hiç sırdaşın var mı? Sohbet ettiğin kimse? Yok. Peki o zaman sen sürünmeye mi geldin dünyaya? Sen Allah’a kul olmaya geldin ama kendi elinle kendini süründürüyor. Kendi eliyle kendini cehennemin içine sokmuş oluyor. Mesela televizyonda program oluyor. At hırsızı gibi bir adamı çıkarıyorlar böyle farz edelim. Eşgal bozuk, kavgacı mikrobun teki. Karşısına birisini çıkartıyorlar. Böyle it it sorular. İt it konuşmalar. Böyle gerilimli. Yani ne sevgi var, ne merhamet var. Ne şefkat var, ne muhabbet var. Hiçbir şey yok. Hep kavga ve sorgulama. Ters cevaplar, ters konuşmalar. Hakaretler aşağılamalar. Alaylar alaycı bir üslup. Bu yine dinsizliğin getirdiği bir acıdır ve insanlar bunu görüyorlar. Mesela televizyonda dehşet ortamlarında reyting yükseliyor. Yani insanlar çünkü dehşeti merak ediyorlar. Yani dehşeti yaşamanın verdiği bir heyecan var. Onun için reyting yükseliyor. Yani mutlu olmuyor. Mesela kasılıyor adam onu seyrederken, bir kavga çıkarıyor rezalet çıkarıyorlar. Birbirlerine telefonla haber veriyorlar diyorlar ki, “falanca ile bir kepazelik var, açın bakın” diyorlar. Herkes o belayı büyük bir gerilim ve rahatsızlık içinde seyrediyor. Yani ve sonunda yine canları yanmış oluyor, yine mutlu olamıyorlar. Yani nadir yerlerde, nadir kanallarda görüyorsunuz böyle mutluluğu ve sevinci ifade eden konuşmalar oluyor. Dünyanın birçok yeri böyle. Bir tek belirli bir ülke değil. Bunu anlamazlıktan gelenlere karşı Allah, işte zorla anlayacakları bir sistem meydana getiriyor şu an dünyada. Yani bu mutsuzluktan o kadar bunalacaklar ki, dinin dışında hiçbir kurtuluş olmadığını anlayacaklar. Ya topluca cinnet geçirirler, toplu intiharlar meydana gelir, ya iman edecekler. Toplu intihara da yanaşmayacakları için Kuran ahlakına yaklaşacaklardır. Yani zaten onlar onu yapmazsa, Allah bunu zorla meydana getiriyor. İnşaAllah. Ama tabii Kuran’a uzak durmalarının nedeni, Kuran’ın onların elindeki mevcut imkanları da elinden alacağını düşündüklerinden. Yani zaten sürünüyor. Ama sürünmenin içinde de kendilerince hoşlarına giden bazı şeyler var. Onların da ellerinde gideceğini zannediyor. Halbuki, Kuran bir kere sürünmeyi kaldıracak onlardan. Azabı kaldıracak. Egoistliği, bencilliği kaldıracak. Onlara gerçek arkadaşlar, gerçek dostlar sağlayacak. Arkasından hiç görmedikleri bir hürriyet verecek onlara. Hiç yaşamadıkları ve tahmin etmedikleri bir hürriyet verecek. Yani bu sürünmeyi, mükemmel hayat ve modernlik zannediyor. Halbuki o zaman bir hücre hapsinde olduğunu ve çok büyük bir acı çektiğini o zaman anlayacak. O kalktığında anlayacak. Fakat tabii, bağnaz ve gerici adamların, Kuran’ı yorumlayışlarını esas aldıkları için, bir kan denizi gibi, bir acı denizi gibi görüyorlar İslam ahlakının hakimiyetini. Halbuki İslam ahlakının hakimiyeti Nur denizidir, muhabbet denizidir, sevgi denizidir. Ama şeytan onlara o deccali öyle gösteriyor. Yani böyle kan, ızdırap ve acı gibi gösteriyor. Hadislerde de var, “Deccal, Cenneti Cehennem gibi gösterir, Cehennemi de Cennet gibi gösterir.” Cehennemi insanlara Cennet gibi gösteriyor şu an. Cenneti de Cehennem gibi gösteriyor. Mehdi (a.s.) bu oyunu bozuyor işte. Cehennemin Cehennem olduğunu onlara gösteriyor. Cennetin de Cennet olduğunu gösteriyor. Mehdi (a.s.)’ın vazifesi budur. Yani deccalin bu hipnozunu, bu kitle hipnozunu ortadan kaldıracaktır. Oyunu ortadan kaldıracaktır. Bu aldatmacayı ortadan kaldıracaktır. İnşaAllah.
Adnan Oktar Ne Demişti Ne Oldu
Devamı ...Radyo programları
Devamı ...
Makaleler
Devamı ...Güncel Yorumlar
Devamı ...Evrimcilerin İtirafları
Devamı ...Güncel Yorumlar
Devamı ...