SUNUCU 1: İyi akşamlar sayın izleyicilerimiz ve dinleyicilerimiz. Bu akşam harunyahya.tv, Mavi Karadeniz Radyo, Aksu TV ve Kaçkar TV’den canlı olarak yayınlanan “Adnan Oktar’la Gece Sohbetleri” programında yine sizlerle birlikteyiz. Birbirinden önemli konuların yer alacağı programımıza bilmediğiniz, merak ettiğiniz konulardaki sorularınızla siz de e-maillerinizle katılabilirsiniz. Konuklarım “Harun Yahya” müstear ismiyle yazdığı 300’ü aşkın kitabıyla tüm dünyaca tanınan yazar Sayın Adnan Oktar ve diğer konuklarım, hoş geldiniz hepiniz. Nasılsınız Hocam?
ADNAN OKTAR: Çok iyiyim elhamdülillah. Sen nasılsın?
SUNUCU 1: Ben de iyiyim sağ olun Hocam.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Oktar Hocam, senin anlatacağın şeyler neler olabilir? Onu önce bir önden anlat.
OKTAR BABUNA: Estağfurullah Hocam. İnşaAllah. Hz. Mehdi (a.s.)’ın Tabut-u Sekine’yi bulmasıyla ilgili bir hadis var, Hocam inşaAllah. Yahudilerin imanı ile ilgili. Gazete haberleri var İslam Birliği’ne yönelik olarak inşaAllah Hocam. Güzel canlılar var. Sevimli canlılar, iman hakikatleri var inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Tamam. Efendim şehitlerimize Allah rahmet etsin, madenci kardeşlerimize. Ulaşıldı. Ailelerinin inşaAllah onlarla Ahirette de beraber olacaklarını bilmeleri onlar için bir rahatlıktır inşaAllah. Çünkü Allah için orada çalışırken, vatan millet için çalışırken yeraltında o tarz olaylarda meydana gelen can kaybına Peygamberimiz (s.a.v.) şahadet olarak bakıyor, şahadet olarak açıklıyor. Onlar da şehittir yani. Yanarak ölenler, bina altında kalanlar şehittirler. Onlar da aynı şekilde şehittirler. Gönülleri rahat olsun inşaAllah. Ama tabii buna karşı çok ciddi önlemler alınması lazım. Bunun Türkiye’de olması, sürekli ısrarlı olması, eskiden beri, çocukluğumdan beri ben bilirim. Sürekli madenler çöker, işçiler altında kalır. Önü sonu gelmez yani sürekli felaket haberleri. Hâlbuki bu teknik konu yani doğrudan çelik kullanıldığında, mümkün değil çökmez. Bir de çelik bozulmaz da, bir şey de olmaz. Alır, söker başka yere götürürsün yine, değil mi? Kapatılan galerileri de söküp başka yere götürmek mümkün. Bir de kurtarma dehlizlerinin çok olması. Yok yoksa oraya sokmamak lazım insanlarımızı, değil mi? Alet edevat girsin, makine girsin, otomatik kazan zımbırtılar var, onlarla yapsınlar. Tekrar tekrar, tekrar tekrar, zaten zor şartlarda çalışıyorlar, değil mi? Onun için orada bu tarz önlemler olursa, benim naçizane kanaatim, çok iyi olur inşaAllah.
SUNUCU 2: Hikmet Pala göndermiş, öğrenci kendisi. “Hocam Allah’ın arşı ve Allah’ın Kürsisi hakkında bilgi verebilir misiniz? Maddi âlemler, gökler, Cennet, Kürsi hepsi arşın içinde midir? Allah’ın arşa istiva etmesi, arşın Kürsiyi kaplayıp içine alması nasıl oluyor, Hocam? Kuran’da sekiz Meleğin arşı taşıdığından bahsediliyor. Hocam arşı nasıl tasavvur etmeliyiz? Allah yardımcınız olsun.” demişler.
ADNAN OKTAR: Biz vefat ettiğimizde yeni bir boyut, yeni bir keskinlik, yeni bir hayat modeline gireceğiz. Mesela rüya görüyoruz. Rüyadaki mantıklar o kadar acayip ki, o kadar mantıksız ki ama rüyadayken bize son derece makul geliyor. Yani herkes bilir, bağlantılar akıl almaz mantıksız oluyor, değil mi? Ama bize çok mantıklı geliyor orada. Şimdi de bize mantıklı gelen şeyler öldüğümüzde bambaşka görünecek, çok daha değişik görünecek. Şimdi Allah’ın arşı ve Kürsisini insanlar kafalarında canlandırıyorlar. “Bir süslü bir şeydir herhalde” diyorlar veyahut geniş bir şeydir. Bunlarda usul nedir biliyor musunuz? Karşılaştığında anlamaktır. Biz sadece bunlara iman etmekle mükellefiz. “Allah’ın arşı kastedilen buydu” diyecek Cenab-ı Allah bize, yani “Benim arşım bu, Kürsim de bu” dediğinde biz anlayacağız. Mesela bizim Cennet tasavvurumuz var, insan hiçbir şekilde kurtulamıyor. Mesela Bolu Abant gibi böyle bir yer, yeşillikler, ormanlık içinde villalar vardır diye düşünüyor insanlar. Değil. Irmak akar altından zannediyorlar, normal ırmak böyle, çamur var toprak var. Bir kere çamur ve toprak yok Cennette, hiç yok. Dolayısıyla kafamızda canlandırdığımız. Cehennem deyince de normal yangın, ateş. Mesela Cehennem ateşi de değişik, bizim bildiğimiz gibi değil. Cehennem ateşinde adam konuşuyor, münasebetsizlik de yapabiliyorlar hatta konuşabiliyorlar. Ancak biz gidince göreceğiz, inşaAllah. Biz Cennetteyken de bize dünyayı tarif etseler, anlayabilir miyiz? Anlayamayız. Ki bir ara gösterilse bize Cehennem gibi gelir dünya. Çok acayibimize gider hiçbir şekilde de gitmek istemeyiz Allah esirgesin, Cennette olsak. Onun için böyle şeylerde bakış açısı şöyle olması lazım: En başta bir kere, “Allah’ın varlığı”, bu çok kesin ve net, bütün konu budur. “Allah’ın varlığı” çok net bunu bir anlarız yani yapımızdan, beynimizin içinde bu görüntüyü oluşturmasından, sesi oluşturmasından, verdiği nimetlerden. Bunlardan anlarız. Ondan gerisi hiçbir şey değil. Yani Mümin, Allah’ı anlayan zaten Allah’tan korkar. Nasıl korkmasın yani Allah’ı bilen bir insan, mümkün mü? Yani “ben Allah’a inanıyorum ama korkamıyorum” der mi bir insan? Yani mecburen korkar. Allah’ın hidayet vermesi, ona ruhundan üfürmüş olması çok önemli. Allah’a inanan Cennete, Cehenneme zaten inanır yani bir adalet olacağını bilir. Niye sonlu yaratsın Allah? Sonsuz akla sahip Allah bilmez mi? Bakın bize sonlu olmanın olmaması hissini veriyor içimize. Yani sonlu olmayı istemiyoruz biz içgüdü olarak, sonsuz yaşamak istiyoruz içgüdü olarak bunu veriyor. Vermeseydi bu içgüdüyü, bilmezdik ve ölmeyi isterdik sadece, o kadar. Hiçbir şekilde de öyle bir talebimiz olmazdı. Yani bunun duygu olarak verilmesi bir mucizedir. Vermez Allah yani adam hiçbir şekilde bunu hissetmez, duymaz, yaşamaz. Allah bu duyguyu veriyor, bunu tatmin edeceği için, bunu karşılayacağı için veriyor. Bütün öbür duygular da aynı şekildedir. Yani karşılanmayan hiçbir içgüdü yoktur. Biz ne yapıyoruz? Allah’ın bakıyoruz yarattıklarına, çok güzel yaratmış, şahane. Atom şahane, proteinlerin yapısına bakıyoruz şahane, kelebeklere, kuşlara, insanlara bakıyoruz. Hayır, güzel olur da etkilemezdi yani bir heyecan duymazdık ruhumuzda, değil mi? Allahın tecellisi olarak, Allah ruhumuza bir heyecan veriyor. Bizi ne ilgilendiriyor o zaman burada? Bizim Allah’a inanmamız, Allah’ın bizi sevmesi, bizden razı olması yani bizi doğru yolda görmesi, eğer lütfü olursa bize Cennet vermesi ve sonsuza kadar da bizim O’nu sevmemiz, Allah’ı, onun tecellilerini görmemiz. Bizi ilgilendiren kısım budur. Yani mesela geçmiş peygamberlerin hepsine biz iman ediyoruz ama Kuran’da anlatılan bilgi kadar. Tevrat’taki bilgiler de onu destekler yani mutabık olanlara bakarız uygunsa, Kuran’a uygunsa onu da kabul ederiz. Ama bunun dışında detayla Müslüman mükellef değil. Yani “arşın nasıl olduğunu sen bil” demiyor Allah bize, “Kürsinin nasıl olduğunu bilmek mecburiyetindesin” demiyor. Bakın Cennet için diyor ki; hiçbir nefis görmedi, hiçbir göz görmedi, hiçbir nefis tatmadı. Tamam demek ki bizim ancak gördüğümüzde anlayacağımız biz güzellik bu. Her şeyin başı samimi imandır, bakın en başı budur olayın. Bu olduktan sonra, bitti, bütün sorun bundan kaynaklanıyor. Mesela adam iman zafiyeti içerisinde, İslam ahlakının dünyaya hakim olmasını isteyemiyor, hasta oluyor adam, içinden gelmiyor. Yani İslam ahlakının dünyaya hakim olmasını istemeyen hemen hemen her insanda, çok çok cahil değilse, çok şiddetli bir iman zafiyeti vardır ve iman kompleksi vardır. Adamın kanaati gelmiyordur dolayısıyla kendi inanmadığı bir sistemin de dünyaya hakim olmasını istemez. İstemediği için de söylemek istemez bunu. O ezikliği, o ruhundaki vicdani baskıyı başka şeylerden tatmin etmeye çalışır. Mesela sabaha kadar zikir yapıyor. Sabaha kadar Kuran okuyup bilgini artırsana, zır cahilsin, değil mi? Fıkıh bilgisi öğren, tebliğ yap, internette insanlara hizmet yap, değil mi? Veyahut mesela sadece sarık, cübbe ve sakalla kendini tatmin ediyor, ruhunu. “Benim görevim bu kadar” diyor. Ama bakıyor ki başkasında sarık yok, cübbe de yok, sakal da istediği gibi değil, “ben üstünüm işte” diyor. O zaman kalbi rahat oluyor. Ama İslam ahlakının dünyaya hâkimiyeti, “o o kadar önemli değil. Ben mühim olan önemli kısmını yapıyorum” diyor. Hâlbuki senin savunduğun kitap Kuran, hepimizin savunduğu kitap Kuran, dünyaya hakim olmak için gelmiştir zaten. Özelliği bu. Ve Kuran’ın hemen hemen her yerinde dünya hâkimiyetinden bahseder. Yani dünya hâkimiyetini bir insan savunmuyorsa, Kuran’ı zaten kabul etmiyor demektir. İmanı herkesin yaşamasını savunması gerekir. Ama kendisi samimi inanamayan bir insan, o zaman Kuran ahlakının da dünyaya hakim olmasını istemez. Çünkü kendine hâşâ kâbus gibi geliyor. O kadar çirkin bir ruhu var ki, o kadar karanlık bir ruhu var ki hakikaten o uygulandığında dünya Cehenneme döner. Kendi kafasından tasarladığı batıl din anlayışı uygulandığında, komünizmi ve faşizmi de geçer o. Yani Stalin Rusya’sını da geçer, o çok acayip bir şey olur. Akıl almaz bir vahşet, akıl almaz bir zulüm olur. Şimdi düşünüyor, yine de içinde böyle bir kıpırtı kalmış demek ki, ama çirkin bir kıpırtı tabii yani hasta, şeytani bir kıpırtı. “Benim kafam bu, mantığım da bu, bu benim rahatımı keyfimi kaçırır, böyle bir sistem, ben buna ellemeyeyim” diyor. Yani “şeyhimin konumu bozulabilir, cemaatimin konumu bozulabilir, kendi konumum bozulabilir, itibarım bozulabilir. Şimdi İslam ahlakının hâkimiyeti için çalışacağım fakat İslam ahlakının da hakim olmadığını görecek insanlar, bu sefer itibarım bayağı kötü bir duruma gelebilir” diyor. Veyahut “oraya vereceğim enerjiyi başka bir yerlere vereyim” diyor yani keyfine, zevkine. Mesela “gezme sünnetine vereyim, bir şöyle Suriye ziyareti yapalım” diyor. Ekip halinde doluşuyorlar arabaya. Ama o sırada Afganistan’da Müslümanlar öldürülüyor, Irak’ta Müslümanlar öldürülüyor, kan gövdeyi götürüyor, o önemli görmüyor onu. Gezmek sünnet mi değil mi, ona bakıyor adam. Peygamberimiz (s.a.v.) diyor, ayette de var Allah “gezmezler mi?” diyor. Hâlbuki o İslam ahlakını dünyaya hakim etmek amaçlı olaraktır o gezmek, “keyif için” demiyor orada Allah onu. Dolayısıyla öze yönelmek lazım, özü kapsayan bilginin üstünde durmak lazım. Kuran’ın ruhuna tam hakim bir tavır içerisinde olmak gerekiyor. Mesela bize yazılar yazıyor kardeşlerimiz, “Kudüs’ün dış mahallelerinde hangi yerler önemlidir?” işte “hangi mescidin yan duvarını hangi Hoca efendinin talimatıyla yapmışlardır?” Kardeşim şimdi acilliği ne burada bu konunun? Acil olanın ortada olduğu belli değil mi? Bir kere deccaliyet var. Deccaliyet nedir? Darwinizm ve materyalizm. Mesela Cübbeli’ye soruyorlar, diyorlar; “evrim konusunda ne diyorsunuz?” “Ne evrimi? Evrim ne ki?” diyor. Ama haşurt huşurt da bir yandan sakalları kaşıyor. Bitti. İşte böyle adamı savunur adam. Yani bundan hiçbir zarar gelmez o tarafa, hiçbir riski yoktur bunun. Böyle sakallarını kaşıyıp da, “evrim ne ki?” deyip böyle haşur huşur tavır koyuyorsa, bitti. Çünkü asıl tehlike budur yani deccaliyetin ve Darwinizm’in yıkılmasıdır ve putun ortadan kalkmasıdır. Adam “ben senin putuna dokunmuyorum, ne yapıyorsan yap” mantığındaysa tamam zaten, adamın alıp veremediği yok, adam sana bir şey demez. Sen evinden camiye, camiden eve gidiyorsan, tamamdır. Dolayısıyla sürekli özün üstünde durmak dikkati dağıtmamak gerekiyor. Mesela bize gelen sorular var ama ben hemen hemen hiç birine cevap vermiyorum. Çünkü bakın dünya hakimiyeti varken, bu konuyu geçiyor adam, bunu önemli görmüyor. Deccaliyet varken, bunu da önemli görmüyor, bunun yıkılmasını. “Neyi önemli görüyorsun?” diyoruz. İşte cinsel ilişkiyle ilgili soru soruyorlar Cübbeli’ye, o onlarla ilgili bilgi veriyor. Nasıl yapılır, nedir? Hangi yemek nerede, nasıl yenilir? Kardeşim şimdi bizim konumuz bu mu? İslam ahlakının dünya hâkimiyetidir. Bir de bu karmaşık bir konu mu? Ömer Nasuhi Bilmen’in ilmihali vardır, alır, bakarsın oradan okursun. Yani yüzyıllardan beri Müslümanların öğrenemediği konu mu bunlar? Herkes bilir, helali, haramı bilir, doğrusunu da bilir. Karmaşık bir şey mi bu? Dolayısıyla inşaAllah sürekli özün üstünde duracağız biz, özü kapsayan bilginin üstünde duracağız. Ne kadar dikkat başka yönlere de gitse, biz hep öze doğru olayı çekeceğiz. Tabii ben anlatırken bu konuları bazen kardeşler, arkadaşlarımız anlamazdan gelip böyle yan konulara, tali konulara yine girmek istiyorlar. İşte “sen sünnete mi karşısın?” Kardeşim ben senden ala bilirim sünneti. Bana sünneti öğretmeye kalmasına gerek yok, alasını bilirim ben. Ama farz varken, sünnet olmaz, önce farz. Yani bizim bir saatlik vaktimiz farza yetiyorsa farza ayırırız, sünnete vakit ayıramayız. Adam diyor ki “farz dursun, ben farzı yapmayacağım, sünnetle ilgileneceğim” diyor. Peygamber (s.a.v.) bunu kabul etmez, Allah bunu kabul etmez. Bu bir şeytani tavır olmuş olur, yani farz dururken sünnet olmaz. Dolayısıyla biz bu mantığı, bu bakış açısını uygulamaya devam edeceğiz, inşaAllah. Oktar Hocam, sen bir şeyler mi göstereceksin bana?
OKTAR BABUNA: “Salı günü kül bulutları Türkiye’ye geliyor” diye bir haber var Hocam inşaAllah. “Kül bulutları, kronik rahatsızlığı bulunanlar için ölümcül olabilir. İzlanda’daki yanardağ patlaması sonrasında insan sağlığına zararlı olabilen kül bulutlarının, özellikle bebekler, yaşlılar ile akciğer ve kalp hastalarını olumsuz etkileyebileceği uyarısında bulunuldu. Uzmanlar Salı gününden itibaren Türkiye’de etkili olabileceği belirtilen kül bulutlarının, hava ile birlikte solunması halinde, ilk olarak deri tahrişi, gözlerde sulanma, kızarma, burun akıntısı, genizde yanma, boğazda gıcık ve öksürük gibi belirtilerle kendini göstereceğini belirterek, bu dönemde dışarı çıkmaktan kaçınılması, burundan nefes alınıp verilmesi, akciğer ve kalp hastalarının mutlaka ilaçlarını düzenli kullanması gerektiği bildirildi” diyor. Hocam böyle bir haber var. Salı gününden itibaren Türkiye’de olacakmış, uyarılıyor böyle insanlar. Mümkünse dışarı çıkılmaması veya bu belirtiler olduğundan tabii önlem alınması, hastanelere başvurulması.
ADNAN OKTAR: Şimdi o konuda hadis var mı, hadislere bakıyorum. Senin Oktar Hocam o konuda başka bilgi var mı elinde?
OKTAR BABUNA: Kül bulutları ile ilgili mi Hocam?
ADNAN OKTAR: Evet.
OKTAR BABUNA: Bin uçuşun iptal edildiği ile ilgili haber var, onu göstereyim.
ADNAN OKTAR: O önemli, onu ver. Sana “duman zuhuru” ile ilgili bilgi göndersinler.
OKTAR BABUNA: Tamam inşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR: İnşaAllah. Bu kitapta var ama belirtilen yerde o konu yok, inşaAllah, o yüzden. Fakat ben ezberden şunu söyleyebilirim. Yani şu an benim aşağı yukarı yüzde 55 kanaatim geldi ki duman zuhuru bu, yani yüzde 55. Eğer bu biraz daha devam ederse yani daha da uzar ve daha da gücünü arttırarak devam ederse Kuran’da kastedilen duman zuhuru bu. Çünkü bakın delil, çok önemli bir delili var. Bir kere “bütün dünyaya yayılır, yavaş yavaş dünyaya yayılır ve insanlar için bir azaptır” diyor. “Azap”, yani rahatsızlıktır. “İnsanları, nezleye benzer bir rahatsızlık meydana getirir” diyor, yani burun akıntısı, hapşırma ve rahatsızlık tarzında, hadiste, “bu duman zuhuru olduğunda” diyor. Şimdi bak burada ne diyor?
OKTAR BABUNA:“Deri tahrişi, gözlerde sulanma, kızarma, burun akıntısı, genizde tahriş” diyor Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Şimdi aynısı. Hadisi o yönüyle tam mutabık bir uyum içerisinde. Eğer daha da uzar da, yani daha da etkisini arttırırsa Allah-u alem duman zuhuru bu. Kastedilen bu. Çünkü Çernobil ile kıyaslanmıyor bu, yani kıyaslanacak gibi görünmüyor. Görünümü açısından dumanın belirginliği, gücü açısından. Çünkü Çernobil’deki dumanın görünürlüğü azdı. Yani sadece nükleer bulut şeklindeydi. Ama burada gerçek bir duman var. Yani gözle görülür, elle tutulur bir duman var. Ve gözle görülür partiküller var. Duman şeklinde yayılıyor. Ve insanlara da bu partiküller etki ettiğinde, nezle ve grip şeklinde, yani gribi andıran tarz da nezleyi andıran tarz da şiddetli reaksiyon meydana getiriyor. O yönüyle hadisle mutabık. Ki o zaman yani çok daha büyük olay daha tahakkuk etmiş oluyor. Yani hem Mehdi (a.s.)’ın zuhuru, hem duman zuhuru. Ama diyor Allah ayette “insanlar yalvarıp yakarırlar” diyor. Demek ki daha da yalvarıp yakartacak derecede de önemli boyuta gelecek olabilir. O yönüyle de değerlendirmek lazım. Ama bilemiyoruz tabii yani, daha kader de ne var Allah onu zamanla gösterecek inşaAllah.
OKTAR BABUNA:Bir yanlışımı düzelteyim. Bu eski bir habermiş Hocam inşaAllah. Yani önümüzdeki Salı’ya bakan bir haber değil. Geçmiş haber.
ADNAN OKTAR:Tamam. Öyle bir şey varsa, böyle bir olay varsa ve devam ediyorsa, ederse, dediğim gibidir. Ama yanardağ söner de sakin mizacı tabii o zaman kuşkulu yani emin olamayız. İnşaAllah. Ama benim bildiğim devam ediyor yanardağın püskürmesi, az da olsa devam ediyor olarak biliyorum ben.
OKTAR BABUNA:Evet Hocam inşaAllah devam ediyor.
ADNAN OKTAR:Değil mi?
OKTAR BABUNA:Bugün de bir uçuşun iptali söz konusuydu. Haberi bulamadım ama gördüm basında.
SUNUCU 2:“Değerli Hocam, Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri’nin yanına gelen bir grup gence verdiği öğüdü okudum şöyle diyordu: ‘Sizdeki gençlik katiyen gidecek. Eğer siz daire-i meşrûada kalmazsanız, o gençlik zayi olup başınıza hem dünyada, hem Ahirette kendi lezzetinden çok ziyade belâlar ve elemler getirecek. Eğer terbiye-i İslâmi’ye ile o gençlik nimetine karşı bir şükür olarak, iffet ve namusluluk ve ibadette sarf etseniz, o gençlik manen baki kalacak ve ebedî bir gençlik kazanmasına sebep olacak,’ Sözler, 13. Söz. Hocam siz bu söz konusunda ne düşünüyorsunuz?” demiş Gülay Cesur.
ADNAN OKTAR:Gülay Hanım, maşaAllah Risale-i Nur’a bayağı vakıf gördüğüm kadarıyla. Çok güzel. Ben Risale-i Nur okuyan, Kuran okuyan hanım kardeşlerimize karşı müthiş bir sevgim ve saygım oluyor. Özellikle de böyle çok detayları iyi bilen, araştıranlara karşı. Çünkü üsluplarına ve hayatlarına etki ediyor o. Yani konuşmalarında, mantık örgülerinde çok güzel bir gelişmeye sebep oluyor. “Sizdeki gençlik katiyen gidecek.” Yani kesinlikle gençliğiniz gidecek. Hakikaten mesela 20 yaşındaki bir bayan iki 10 senede 40 yaşına geliyor. Bir anda gençliği gidiyor, iki 10 sene. Yıldırım hızıyla. Mesela birçok genç kız da bilirler, 18-19 yaşına girdi mi, hatta 30 yaşına bile geldiğinde hemen yaşlanıyorlar. Yani çok açık belli oluyor, kadın gibi böyle. Klasik yaşlı hale geliyorlar. “Eğer siz dinin uygun gördüğü helal daire de kalmazsanız”, yani helale ve harama dikkat etmezseniz “o gençlik zayi olup başınıza hem dünyada, hem Ahirette kendi lezzetinden çok ziyade belâlar ve elemler getirecek.” Yani “eğer Kuran ahlakına uymazsanız, gençliğiniz kısa sürede çöker” diyor. “Hem dünyada, hem Ahirette kendi lezzetinden çok ziyade belâlar ve elemler getirecek.” Hastalıklar, çirkinlik, mutsuzluk, gerilim, ruh ve beden hastalıkları getirecek. Tabii Ahirette de Cehenneme vesile olabilir. “Eğer terbiye-i İslâmi’ye ile, o gençlik nimetine karşı bir şükür olarak, iffet ve namusluluk ve ibadete sarf etseniz”. Hakikaten kadını iffet çok güzel yapar. Yani mesela iffetsiz erkek de çok iticidir. Fahişe erkek mesela çok tiksinti verir kadınlara. Yani istediği kadar yakışıklı olsun, istediği kadar gösterişli olsun, helale, harama dikkat etmeyen, önüne gelenle ilişkiye giren böyle fahişe kılıklı bir erkek kadına pis ve aşağılık gelir. Elinde değildir, yani tiksinir, doğal olarak tiksinir. Erkek için de öyledir, yani ucuz bir kadın, önüne gelenler beraber olan bir kadın itici gelir. Yani çok aşağılık görür. Değer veremez, saygı duyamaz. Değer vermedi mi, saygı duymadı mı zaten bitti. Ne kalıyor geriye? Et kemikten ne olur yani, insan eti kemiği. Morgda da et kemik, her yerde var. Ölü demektir yani. “İffet ve namusluluk ve ibadete sarf etseniz,” ibadet tabii helallere haramlara dikkat etmek, hepsi, “o gençlik manen baki kalacak.” Bakın çok manidar. Aslında “manen” diyor ama maddi olarak da genç kalıyorlar. Hakikaten iffetli genç kızlar, daha dinçtir, daha sağlıklı, daha düzgün. Mesela görünümleri, ciltleri, üslubu açısından çok zinde ve hoş görünürler. Ama gayri meşru aleminde olan kadınlar, böyle bakar bakmaz anlaşılır.
SUNUCU 2:Yüzüne yansıyor.
ADNAN OKTAR:Biliyorlar yani mesela herkes bilir. Mesela bakıp hemen, birbirleriyle bakışıyorlar diyorlar “tamam” diyorlar yani. Argoda onun karşılıkları vardır. Kurtulamaz ondan, Allah onu yüzüne, simasına verir onu. Yani böyle pis bir görünümü oluyor. Böyle kertenkele gibi, garip yani böyle iğrenç bir görünümleri oluyor. Yani insan acıyor tabii. Ama o onun farkında olmuyor. Yani farkına varmadıklarını ben gördüm, farkında değil mesela bayağı güzel olduğu kanaatinde yani. Çok hoş olduğu kanaatinde. Yani tehlikeli biri olduğunun fark edildiğini de bilmiyor. Bayağı normal bir şey olduğunu kanaatinde. Hâlbuki çok itici ve çok tehlikeli bir tip. Ve tiksinti veren bir tip. “O gençlik manen baki kalacak” yani “sürekli Allah sizi genç tutar manen” diyor. “Ve ebedî bir gençlik kazanmasına sebep olacak.” Sonsuz hayata kavuşursunuz diyor. Sözler, 13. Söz. MaşaAllah. Böyle Risale-i Nur Külliyatı’ndan kardeşlerimiz beğendiği kısa yazıları gönderirlerse burada okuruz, beraber yorumlarız. Yorumlarız derken tabii bazı batini Hocalar gibi ben manasını çarpıtmam. Yani “Mehdi (a.s.) gelecek, bu yüzyılda” diyor açıkça Bediüzzaman. “O öyle demek istemedi, sen nereden? Risale-i Nur’un başka bölümlerine bir baksana kardeşim. Sen oraya bakıp karar veriyorsun” diyor. Kardeşim başka bölümlere de bakıyoruz yine aynı şeyi anlatıyor. Her yer birbirini destekliyor tamamında. “O zat, o şahıs, Ahir Zamanda gelecek, yüz sene sonra gelecek, benden sonra gelecek” diyor. Yani bir kompleks yapı olarak bütünü birbirini destekliyor tam anlamıyla. Bizi niye kandırmaya çalışıyorsun? Değil mi? Şimdi de burada mesela bu açık anlamı bu. Ama öyle batın Hocasına versek bunu, samimiyetsiz, mesela diyor ki; “sizdeki gençlik katiyen gidecek.” “Buradaki “gidecek” dediği anlamıyor musunuz? Yani beraber seyahate çıkacağız anlamında, gençlik diyor. “Gençlerle beraber seyahate, gitme ne demek? Arabaya biner, gideriz, o anlamda dedi” diyor. Ne diyeceksin? Mesela “o gençlik zayi olup başınıza hem dünyada, hem Ahirette kendi lezzetinden çok ziyade belâlar ve elemler getirecek.” Eğer bunu da onların kafasına göre yorumlamaya kalkarsak akıl almaz bir şekil alır. Bir de daha da tehlikelisi, “bunu böyle dedi Bediüzzaman, yazmış ama bir ağabeyin yanında bir konuşması var, bunun tam tersi. Sizin zannettiğiniz gibi değil” diyor. “Bu bunu usulen söylemiş Bediüzzaman, öyle değil” diyor. “Sen bana inan, gören var, bak iki kişi de şahit” diyor. Şimdi bu öyle olmaz. Risale-i Nur’da ne diyorsa, biz ona göre hareket ederiz.
SUNUCU 1:“Mübarek Hocam, Hz. İsa (a.s.) Allah’ın Katına alındığında o zamanın teknolojisi ve şartlarına şahitti. Ahir Zamanda, zamanımızda teknoloji, siyaset, sosyal yaşam, dünya, her şey çok değişti. Hz. İsa (a.s.) gökyüzünden indirildiğinde gördükleri karşısında çok şaşıracak mıdır? Yoksa Allah Katında iken kendisine Ahir Zamanın ortamı gösterilmiş, dolayısıyla geleceği ortam ve şartlar hakkında bilgisi var mıdır?” Safiye Kılıç, Afyon’dan.
ADNAN OKTAR:Safiye Hanım’a şöyle bir delil vereyim. Bazı insanlar geçmişini, şuurunu tamamen kaybediyorlar. Yani bir şok neticesinde, o andan itibaren bütün geçmişine ait hafızası siliniyor. Yani hiçbir şey bilmiyor. Şimdi bu şahıslar kendine geldiklerinde, hafızası yine gitmiş olarak, her şeyi yeniden öğreniyor. Mesela “bu ne diyor?”, “televizyon” diyorlar, öğreniyor. “Bu nedir?”, “şu”, “bu nedir?”, “şu”, Hz. İsa (a.s.) da bu şekildedir. Geldiğinde her şeyi yeniden öğrenecektir. Yani bilimi, teknolojiyi, Kuran’ı, Tevrat’ı, İncil’i hepsini öğrenecektir. Ama bütün bu delillerden Allah’ın varlığının net olarak, bir kerede tam anlayıp iman edecektir. O sağlam, çok güçlü imanın üzerine hayatını bina edecektir. Ve bir an dahi, lahza dahi o vesveseye düşmez, Hz. İsa (a.s.). Yani Allah’ın varlığı, birliği hakkında, imani konular da vesveseye düşmez. Çünkü net ve kesin karar vermiştir. Bir kerede tam karar verir. Delillere bakar, yani akıllı bir insanın da vasfıdır bu. Mesela bir kere diyecek ki “Allah var”, kesin bu, bitti. Kitaplara bakacak, Kuran doğru, hak kitap. Peygamberler, geçmiş Peygamberler, Kuran’da ne varsa hepsini kabul eder o zaman, anlatılan. Tek tek, “şuna da iman edeyim, buna da iman edeyim” demez. Bakar, Kuran’ın hak olduğunu anladıktan sonra tamamına iman eder. Ne diyorsa hepsini kabul eder. Ama hasta insan birer birer uğraşır. Çünkü Allah’a kanaati gelmediği için varlığına. Mesela ne bileyim, Kuran’da diyor ki Allah, “zaman yok” diyor. “Bu nasıl olur, aklım buna yatmadı, bana ispat edin” diyor. Biz ispat ediyoruz hakikaten. “Peki, şu nasıl oluyor o zaman?” diyor. Onu da ispat ediyoruz. “Şu nasıl oluyor?”, bunu da ispat ediyoruz. Bakın asıl yol şudur, yani Allah’a mutlak iman. Ondan sonra yani böyle konulara tek tek iman edilmesiyle ilgili bir gayrete gerek kalmaz. En makbulü budur. Ama o da olur yani öbürü de olur. Öbürü şey değildir, insanlarda da kabul edilen bir durumdur o. Yani “tahkik-i iman” denilir ona. Tahkik ederek, kanaati gelerek, düşünüp, araştırıp, birer birer iman ediyor. Yani kafasında hiçbir şüphe kalmıyor. Ama en makbulü benim dediğim tarzdadır. Yani üstten ve bütünü kaplayan bir imanla net iman etmektir. Ve bununla bitirmektir. İnşaAllah.
OKTAR BABUNA:Hz. İsa (a.s.) ile ilgili bir soru sorabilir miyim Hocam?
ADNAN OKTAR:Evet.
OKTAR BABUNA:Sonra ilerleyen dönemlerde ilk geldiği dönemi hiç hatırlayacak mı yoksa?
ADNAN OKTAR:Hatırlaması aklın ihtiyarını alır tabii ki, hatırlamaması lazım inşaAllah. Hz. İsa (a.s.)’da insanlar zaten kuşkuya düşebilirler, düşeceklerdir. Bediüzzaman da diyor. Hatta “havası, seçkinleri onu tanır” diyor. Talebeleri tanır demiyor. Talebeleri de anlayamıyorlar. İkinci aşama talebeleri anlamıyorlar. Yakın, havas seçkinleri tanıyorlar. İsa (a.s.) olduğunu biliyorlar, bizzat olayı görenler. Sezemeyecekler onu. En sonunda anlaşılacak inşaAllah. Ama tabii Peygamber nuru ve Peygamber heybeti olur onlarda.
OKTAR BABUNA: İnşaAllah Hocam. Bu sizin söylediklerinizi doğrulayan Hocam, siz Avrupa Birliği ile ilgili bilgi vermiştiniz inşaAllah. İslam Birliği’ne katılacağını, Avrupa Birliği’nin. “Avrupa Birliği dağılıyor mu?” diye haber var. “Almanya’nın gece yarısı operasyonuyla bazı yatırım enstrümanlarında çıplak açığa satışı yasaklaması, üstelik bu kararı tek başına alması Avrupa Birliği liderlerini kızdırdı, piyasaları gafil avladı. AB’de para birliğinin dağılma riskinden sonra şimdi de siyasi bölünme konuşuluyor” diyor.
ADNAN OKTAR:Ben bunu iki yıl önce söylemiştim.
OKTAR BABUNA:Söylemiştiniz evet maşaAllah.
ADNAN OKTAR:İnşaAllah. Avrupa Birliği dağılabilir ama Türk-İslam Birliği çok zinde ve güçlü olarak geliyor dedim. Bak bütün dünya bu konuda ittifak halinde. Diyorlar ki; “Türk-İslam Birliği hakikaten zinde ve güçlü olarak geliyor. Avrupa Birliği de güçsüz ve zayıf, dağılmak üzere” diyorlar.
OKTAR BABUNA:İki sene önce böyle bir şey yoktu, Avrupa Birliği’nin dağılması diye bir olay yoktu.
ADNAN OKTAR:Bilakis son derece güçlü ve gelişen bir Avrupa Birliği vardı, değil mi? Ben “dağılacak” dedim. “Dağılır, bu gitmez. Gücü de olmaz. Bunları ancak Türk-İslam Birliği bunları kurtarır” dedim. Yani “dağılmaktan kurtaracak olan Türk-İslam Birliği’dir” dedim, değil mi?
OKTAR BABUNA:Her gün de Türk-İslam Birliği’ne yönelik haberler çıkıyor Hocam inşaAllah. İslam Kalkınma Teşkilatı Genel Sekreteri Ekmeleddin İhsanoğlu Tacikistan'da gerçekleştirilen toplantıda İslam dünyasında meydana gelen birçok konuyu ele aldıklarını söylemiş. “İslam dünyası tek vücut olmalı” diyor. MaşaAllah.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah. Bir de efendi bir insan Ekmeleddin İhsanoğlu.
OKTAR BABUNA:Tam söylediğiniz yönde adım adım her gün gelişmeler oluyor. Hatta İslam ordusundan bahsetmiştiniz. Öyle bir fikirleri de olmuştu İslam ordusunun kurulması şeklinde Hocam, inşaAllah o yönde.
ADNAN OKTAR:Mesela Ekmeleddin İhsanoğlu Beyefendi’nin, bu konuda Genel Sekreter olması, İslam Birliği ile ilgili bir atılımın başlangıcını oluşturması, bu çok önemli. Mesela eskiden başka ülkelerde kalıyordu genellikle. İnşaAllah şimdi Türkiye’ye verildi. Bu da Türkiye’nin lider olacağını gösteren delillerden birisidir, inşaAllah. Bir de Tacikistan’da olması da çok manidar. İnşaAllah, değil mi? Tacikler biliyorsun Türk asıllıdır. Türk-İslam Birliği ile ilgili yine önemli ve gelişmiş bir eylem, çalışma olmuş oldu, inşaAllah. Tamam, başka ne var?
OKTAR BABUNA:Güzel canlılar var, iman hakikatleri var, filmler var Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Bakayım, göster.
OKTAR BABUNA:Çok komik bir şey var Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Bu nedir?
OKTAR BABUNA:Kaplumbağanın üzerinde kedi. O da hiç aldırmadan normal takılıyor onunla birlikte.
ADNAN OKTAR:Öğlen gezintisine çıkmış, bir şey yok. O Volkswagen araba niyetine ona binmiştir.
OKTAR BABUNA:Bayağı ağır olmasına rağmen hiç aldırmadan taşıyor onu.
ADNAN OKTAR:Ama süper sakin, ikisi de çok sakin. Tur atıyor. Hayır, sabırla da hiç inmiyor da üzerinden.
OKTAR BABUNA:Evet inşaAllah. Normalde korkup inmesi gerekirdi ama hiç öyle değil. MaşaAllah.
ADNAN OKTAR:Yani ikisi de çok sevimli. Kulaklar, mulaklar, burun. Madalyonu falan, her şeyi var. Tam teşkilat. Başka?
OKTAR BABUNA:Arıyla ilgili bir film var Hocam. Kraliçe arının çıkış anında, çok soğuk bir ortamda, vücut ısısı çok düşük olarak çıkıyor, uçamayacak bir durumda. Onu gösteriyor şimdi. Dış ortam oldukça soğuk, serin bir sabah vakti. Vücut ısısını nasıl yükselttiğini gösterecek şimdi. Yaklaşık vücut ısısı da dışarıdaki dereceye yakın bir derecede. Üç derece gibi bir soğukluktayken, uçuş kaslarını kullanarak, uçmadan, önce vücut ısısını artırıp ondan sonra da uçmaya başlayacak, inşaAllah. Onu gösteren bir filmdi. Hatta kamerayla da ölçüyorlar vücut ısısını. Şu an dış ortamla da hemen hemen çok yakın birbirine. Sonra uçuş kaslarını titreştirerek vücut ısısını yükseltmeye başlıyor. Uçamıyor bu durumda, bu ısıyla. Isı yükselmeye başladı. Kaslarını titreştiriyor. 20 derece falan yükseltiyormuş bu şekilde inşaAllah ısısını.
ADNAN OKTAR:Acayip fark oluşmuş hakikaten.
OKTAR BABUNA:O zaman da uçma becerisini kazanabiliyor. Yavaş yavaş kanatlarını hareketlendirdi ve uçuyor böyle bu şekilde.
ADNAN OKTAR:Başka neler var Oktar Hocam?
OKTAR BABUNA:Estağfurullah Hocam. Bir de bu sevimliler vardı şöyle. “Arabayla mı gitmek istersiniz” diyor, “yürüyerek mi” diyor.
ADNAN OKTAR:Komedi filmi gibiler.
OKTAR BABUNA:Anlamlı anlamlı bakıyorlar.
ADNAN OKTAR:Başka Oktar Hocam neler var?
OKTAR BABUNA:Estağfurullah Hocam. Sevimli canlılar var inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Bayağı uyanık bir şeye benziyor bu. Dişleri de pırıl pırıl böyle. Bunların dişleri nasıl parlak oluyor böyle? Diş fırçası falan kullanmıyorlar. Diş macunu da kullanmıyor. Her zaman gıcır gıcır dişleri. Tam sarman klasik. Bunun gagasını hafifçe ısırmak lazım. MaşaAllah. Cennette kuşların nasıl olacağını anlamamız için Allah burada bir parça örnekler veriyor. Cennet kuşları bir de konuşacaklar. Papağanı konuşturmasının nedeni de o, Cenab-ı Allah’ın. Kuşların konuşabileceğini Allah insanlara gösteriyor. Bak bizim papağan, adam resmen konuşuyor. Neredeyse sohbete girecek yani.
OKTAR BABUNA:Cümle kuruyor neredeyse.
ADNAN OKTAR:Cümle kuruyor adam tabii. Acayip uslu. Komedi filmi gibi bu. Karton film gibi. Yavruyu gezmeye çıkartmış annesi. Ama o da çok süper tatlı ufaklık. O da yeni doğmuş herhalde. O da böyle tatlı, pekmez falan tarzı yiyecek gibi onun için. Çok hoşuna gider. Meyve suyu niyetine. Annelerini seviyorlar ikisi birden. Mahallenin bütün çetesi bir arada. Bunun yanında yavrusunu sevmeye kalkmak herhalde pek mümkün olmaz. MaşaAllah bayağı güzel. Spagetti makarna, İtalyan usulü takılıyor. Saç rengi falan da çok çok güzel maşaAllah. Bu onu yalıyor herhalde, o da tedirgin olmuş ondan biraz. Mahallenin çetesi bunlar böyle. MaşaAllah. Bayağı süslü maşaAllah. Bu nedir? Eşkâli birbirine karışmış.
OKTAR BABUNA:Biraz yengeçimsi ama.
ADNAN OKTAR:Gözler cini cini. Yok, aslında bayağı sevimli bir şey de.
OKTAR BABUNA:Bulunduğu ortama da bayağı bir uygun maşaAllah.
ADNAN OKTAR:Bu poz vermiş özel olarak. Severim ben onun küçücük canını. Müthiş tatlı bir şey. O da gölgesiyle oynuyor. Çocuk da çok güzelmiş maşaAllah. Köpeği de ayıyı andırıyor. Battaniyenin üzerinde. Bunların en hoşlandığı şey uyumak. Yemek yemek, bir de uymak. Bir de milletle kapışmak. Dilin tatlılığına bakın. Bir de gözler de açık. Çok tatlı hayvanlar bu kediler. Ne kadar sevimli şeyler, maşaAllah. Bunlar da ahbap olmuşlar. Bu kedi-köpek arkadaşlıkları ne kadar çoğalmış. Çok hoş bir şey maşaAllah.
OKTAR BABUNA:Evet. Hiç böyle bir şey olmazdı.
ADNAN OKTAR:Ahir Zamanın özelliği olarak hadislerde var. Mesela bak burada da öyle maşaAllah ve çok mazlum yüzlerindeki ifade maşaAllah. Bu sokak kedileri çok şeker oluyorlar. Cins kediler de güzel ama bu sokak kedileri acayip sevimli. Bak akıllı akıllı bakıyor, dalın üzerine çıkmış. MaşaAllah. Cennetin bunlar en güzel yönlerinden bir tanesi olacak inşaAllah. Çünkü özel olarak hadiste belirtilmiş, kuşlara dikkat çekilmiş. Kuşla ilgili hadisler var inşaAllah. Kuran’da da mesela Hüdhüd’ün konuşması var, değil mi? Kuşların konuşacağı. Aynı zamanda da konuşmak ister. Sevgi de önemli bir şey. Herkes köpeğinin konuşmasını ister, kedisinin konuşmasını ister. Hatta hayvan konuşmaz ama insanlar ona konuşur, değil mi? Bir şeyler anlatır. Gel buraya, otur falan. Onun duyduğunu düşünürler. Hatta o bir miyav dese, kendisine cevap verdiğini düşünür. Çok hoşlarına gider. O içgüdü olarak bizde var. Konuşmasını istiyoruz. Bu Cennette olacak bir nimettir, inşaAllah.
Bu İslam Konferansı en son olarak nerede yapıldı? Tacikistan’ın başkenti Duşanbe’de. Dışişleri Bakanı toplantısında, çok güzel. Dışişleri Bakanlığı düzeyinde, çok güzel inşaAllah.
Tamam, bir ayet okuyayım ara verelim. Sonra hem sorulara geçelim, hem de yeniden Bediüzzaman’ın bu şahs-ı manevi konusunu bir işleyelim inşaAllah. Şeytandan Allah’a sığınırım, Sebe Suresi 8: “Allah'a karşı yalan mı düzüp uyduruyor, yoksa kendisinde bir delilik mi var?” Bakın o dönemin Mehdisi, o dönemin peygamberine, tebliğcisine ne diyor insanlar; “Allah'a karşı yalan mı uyduruyor?” Bak hem Allah taraftarı gibi görünüyor hem de Allah’a karşı mücadele ettiğini söylüyor, Peygamberin. Hâlbuki Allah’ın elçisi zaten Peygamber. Tam bir dinsiz üslubu. “Yoksa kendisinde bir delilik mi var?" Bütün peygamberler, bütün elçiler hemen hemen hep delilikle suçlanmıştır. Yani ilk suçlandıkları konulardan bir tanesi budur, delilik. “Hayır, Ahirette inanmayanlar, azapta ve uzak bir sapıklık içindedirler.” Ahirette inanmamak yani Allah’a inanamıyor zaten, o yüzden de “azaptadırlar ve uzak bir sapıklık içindedirler” diyor Allah. Yani derin bir sapıklık içindedirler.
SUNUCU 1:Kısa bir aradan sonra tekrar sizlerle birlikteyiz.
Programımıza kaldığımız yerden devam ediyoruz.
ADNAN OKTAR:Berker Hocam hoş geldin.
ALTUĞ BERKER:Estağfurullah Hocam, hoş bulduk.
ADNAN OKTAR:Bakın Bediüzzaman diyor ki; “Nur’un metni, izaha ihtiyacı olsa, ya satırın üstünde, ya kenarında” şimdi sen Nur talebesi olan bir kişisin. Sen oku bakayım, ben şerh edeyim, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER:Sizden öğrendik inşaAllah Hocam. Emirdağ Lahikası el yazmasında yazmış Üstad, Hocam. Sayfa 661’de. Şöyle; “Nur’un metni, izaha ihtiyacı olsa, ya satırın üstünde, ya kenarında haşiyecikler (açıklamalar) yazılsa daha münasiptir (uygundur). Çünkü metin içine girse, teksir edilen nüshalar ayrı ayrı olur, tashih (düzeltme) lâzım gelir. Hem su-i istimale kapı açılır, muarızlar (karşı çıkanlar) istifade ederler. Hem herkes senin gibi muhakkik (hakikati araştırıp, inceleyip bulan), müdekkik (inceden inceye tetkik eden, en ufak gizli şeyleri bile görmeye çalışan), olmaz, yanlış bir mana verir, bir kelime ilâve eder, ehemmiyetli bir hakikati kaybetmeye sebep olur. Ben tashihatımda yani düzeltmelerimde böyle zararlı ilâveleri çok gördüm” diyor Üstad Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Bak Nur talebesi kardeşlerimiz Risale-i Nur Külliyatı’ndan yazılar gönderin dedim. Bayağı yazı göndermişler. MaşaAllah. Sen ne anladın orada Üstad’ın izahından.
ALTUĞ BERKER:Estağfurullah Hocam, burada metin değiştirmeye dikkat çekiyor Üstad.
ADNAN OKTAR:Özellikle o Mehdiyet konusunda, Hz. İsa (a.s.) konusunda. Bakın ben kardeşlerimi uyarıyorum. Hz. İsa (a.s.)’ın inişi konusunda, Hz. Mehdi (a.s.)’ın çıkışı konusunda birçok Müslüman doğruyu söylemiyor. Bu konunun üzerine özellikle gitsinler yani verdiğim delillerle üzerine gitsinler. Sonuna kadar bu doğruyu söylemeleri için gayret etsinler. Ama kendileriyle alakayı kesip konuşmamaya kalkıyorlarsa bu onların sorunu, Ahirette onun hesabını verirler. Fakat doğruyu ve Hakkı mutlaka anlatmaya devam etsinler. Çok açık ve sarih olarak doğru söylemiyorlar. Gizliyorlar. Mesela, Cübbeli’nin dediği de doğru değil. Yani işte “400 sene sonra, 500 sene sonra Mehdi (a.s.) çıkacak” demesi de doğru değil. Mühim bir nimetten, mühim bir olaydan Müslümanları uzak tutuyorlar. Özellikle bizim sitemize bakıp harunyahya.org sitesine girip bu konuyla ilgili bizim açıklamalarımıza bir göz atıp, oradan onlara sorular sorsunlar. Doğrulukla ilgili, bak yalan söylememeyle ilgili Bediüzzaman’ın orada sözleri var. Onları oku. Eğer onlar Nur talebesiyse, Kuran’a göre de haramdır. En başta Kuran zaten önemlidir. Fakat Bediüzzaman Kuran’a dayanarak doğru söylemenin önemini anlatıyor. Yani “yalan söylemeyin, haramdır” diyor.
ALTUĞ BERKER: İşaretül İcaz’da sayfa 82’de şöyle demiş Üstad: "Yol ikidir: Ya sükût etmektir (susmaktır). Çünkü söylenilen her sözün doğru olması lazımdır. Veya sıdktır (doğruluk). Çünkü İslamiyet’in esası, sıdktır (doğruluktur). İmanın hassası, sıdktır (doğruluktur). Bütün kemalata isal edici (iyiliklere ulaştıran), sıdktır. Ahlak-ı Aliyelin (yüksek ahlakın) hayatı, sıdktır (doğruluktur). Terakkiyatın mihveri (ilerlemenin merkezi) sıdktır (doğruluktur). Alem-i İslam'ın nizamı (İslam aleminin düzeni) sıdktır (doğruluktur). Nev'-i beşeri kabe-i kemalata isal eden, (insanlığı ahlak ve terbiyeye ulaştıran) sıdktır (doğruluktur). Ashab-ı Kiram'ı (sahabeleri) bütün insanlara tefevvuk ettiren (üstün kılan) sıdktır (doğruluktur). Muhammed-i Haşimî Aleyhissalatü Vesselam'ı meratib-i beşeriyenin (insanlık derecesinin) en yükseğine çıkaran, sıdktır (doğruluktur)." demiş Üstad, Hocam.
ADNAN OKTAR:Evet, doğru. Şimdi bak, bu gerçekte de göz önünde bulundurarak doğru söylememeyi bırakacaklar. Ben mesela Fethullah Hoca söylüyor. Ben onda bir ledünni bir gerekçe görüyorum. Yani o gizleyebilir. Der mesela, “Hz. İsa (a.s.) şahs-ı manevi”, diyor, Fethullah Hoca.
ALTUĞ BERKER:Onu da çok ortalı diyor, siz daha iyi bilirsiniz.
ADNAN OKTAR:Ama diyor yani. Fakat bu onun üzerindeki baskıyı kaldırır. Bunun bir makullüğü var. Yani Hıristiyanlarla iç içe, etrafında büyük bir baskı ordusu var. Onlarla uğraşmaktansa şahs-ı manevi deyip geçiştirmesi şeydir. Mesela “ittihad-ı İslam, İslam Birliği olacak” da demiyor. O da üzerindeki baskıyı kaldırır. Onun bir gerekçesi var. Ama buradaki kişilerin bir gerekçesi yok. Bir mantığı yok. Diyorlar ki, “Türkiye 28 Şubata döner” Kardeşim Türk İslam Birliği’ni istemekten dolayı, 28 Şubat’ın seninle ne alıp veremediği var? Türk İslam Birliği’nin bütün Türk milletinin tamamı ister, istemeyen kim var ki bunu. Kazakistan’a git, istiyorlar. Türkmenistan’a git, istiyorlar. Suudi Arabistan’a git, istiyorlar. Yani Müslümanların birlikte olması, sınırların kalkması, kardeş olmalarından kim rahatsız olur? Yani 29 Şubat, 28 Şubat bilmem ne, bıraksınlar bunu. Bunlar bahane. Ona kalırsa şeytan da bizim karşımızda. Nefis de karşımızda. Ne diyeceğiz? Şeytan var, biz mücadele edemeyiz, duralım mı diyeceğiz? Değil mi? Nefis de bizim karşımızda, “nefisle biz mücadele edemeyiz, uğraşamayız” diyor muyuz? Uğraşıyoruz. 28 Şubat, onda da bir hayır var. 28 Şubat’ı meydana getiren de Allah’tır. Yani kendi kendine olmadı 28 Şubat. Hikmetleri var, ledüni bir gerekçesi vardır onun. Batıni bir gerekçesi vardır. Tabii. Hayırla meydana gelmiştir. Hiçbir şeyde şer yoktur, Müslümanlar için hep hayır vardır. Bak diyor ki Bediüzzaman, Kastamonu Lahikası sayfa 61-62: “Bu zamanda öyle fevkalade hakim cereyanlar (fikir akımları) var ki,” yani komünizm, faşizm gibi cereyanlar var ki, “her şeyi kendi hesabına aldığı için,” her şeyi kendi çıkarına göre değerlendirir. Mesela faşistler faşizme göre, komünistler komünizme göre çıkar peşinde olurlar ve her olayı kendilerine göre değerlendirirler. “Faraza (farz edelim) hakiki beklenilen ve bir asır sonra gelecek o zat dahi” kardeşim bu konuda cayır cayır yalan söyleyen arkadaşlarımız var. “Allah’tan korkun arkadaşım”, diyecekler. Kuran’daki doğrulukla ilgili ayetleri ve Bediüzzaman’ın açıklamaları. “Şimdi bana bunu açıklayın” diyecekler, samimi olarak. “Bu zamanda öyle fevkalade hakim cereyanlar (fikir akımları) var ki, her şeyi kendi hesabına aldığı için, faraza (farz edelim) hakiki beklenilen” gerçekten beklenen “ve bir asır sonra gelecek o zat” bu ne demek? Bunu açıklayın bize diyecekler. Yani gözünün içine baka baka yalan söylüyorsa Allah’tan korkmuyor demektir. Ona bizim sözümüz yok. Ama doğru açıklayacak bunu. “Dahi bu zamanda gelse harekâtını o cereyanlara kaptırmamak için” yani komünist, faşist işte Darwinist, materyalist cereyanlara kaptırmamak için “siyaset âlemindeki vaziyetten feragat edecek ve hedefini değiştirecek diye tahmin ediyorum.” Yani “Mehdi (a.s.) siyasete girmeyecek”, diyor. Siyasetten uzak duracak. “Ve hedefini değiştirecek diye tahmin ediyorum”, “herhalde öyle yapar Mehdi (a.s.)” diyor. Bu zaten Mehdi (a.s.)’ye talimattır. “Böyle yap” diyor Mehdi (a.s.)’a. “Siyasete girme o dönemde”, diyor o kadar. Bak mesela ne diyor? “71’de Fecr-i Sadık başladı veya başlayacak, eğer bu Fecr-i Kazib de olsa, 30-40 sene sonra Fecr-i sadık çıkacak.” Üstad bu sözünü Hicri 1327, Miladi 1911 yılında Şam’da Emevi Cami’inde verdiği hutbesinde söylüyor. Burada 1371’den yani Hicri 1951’den sonraki İslam aleminin geleceğine yönelik izahlar yapıyor. Verdiği tarihlerin hepsi Hicri 1400 için çıkıyor. Yani çünkü 1951’den sonra 30-40 sene daha eklersen ne olur?
ALTUĞ BERKER: 91 inşaAllah.
ADNAN OKTAR: 81-91, Mehdi (a.s.)’ın çıkış tarihini veriyor. “Hocam, burada Bediüzzaman neyi kast etti?” desinler. Ama gözünün içine baka baka yalan söylerse olmaz. Bu neyi kastediyor? Yani bu “Fecr-i Kazib” ne? “Fecr-i Sadık” ne? “Fecr-i Sadık çıkacak, güneş çıkacak”, diyor. Bu tarihte 81’de. Ve “İstanbul’da olacak” diyor bunu. Bu nedir diye sorsunlar. Bakın diyor ki; “Evet şimdi olmasa da 30-40 sene sonra fen ve hakiki marifet ve medeniyetin mehasini” demek ki fenden anlayan, hakiki marifetli, medeniyetin, modernliğin bütün güzelliklerini üzerinde taşıyan bir kişi, “o üç kuvveti tam teçhiz edip, cihazatını verip o dokuz manileri mağlup edip dağıtmak için”, “cihazatını verip” yani her türlü işte kitap, araştırma ile ilgili aletler, internet, bilgisayar hepsi, bak “cihazatını” şimdi ne var? Televizyon var cihaz olarak, değil mi? Radyo var, internet var. Her türlü cihazat. “O dokuz manileri mağlup edip dağıtmak için doğruyu arayanı ve insafı” yani insanlara insafla bakan ve insanlara muhabbet duyan “muhabbet-i insaniyeyi” insanlara karşı coşkulu bir sevgi. İçinde şiddetli bir muhabbet duyanı yani Mehdi (a.s.)’ı, “o dokuz düşman taifesinin cephesine göndermiş,” İstanbul’a. Darwinist, materyalist, ateistleri kastediyor. Materyalist sistemi kastediyor. “Düşman” derken tabii manevi anlamda bir mücadeleden kastediyor. Burada düşman, kafa göz yarmak, nefret anlamında değil. Yani yanlış engellerin, yanlış düşüncelerin kaldırılması amacıyla söylenmiş bir söz. Bizim anladığımız anlamda bir düşmanlık değil bu. “İnşaAllah yarım asır sonra” 51’e “30-40 sene sonra” diyor, bak yarım asır sonra, 51, 61, 71, 81, 91, 2001, bakın “yarım asır sonra”, yani elli sene, “onları darmadağın edecek.” Tam Mehdi (a.s.)’ın en yoğun faaliyetlerinin olduğu zamana bakıyor. 1371 artı 50, değil mi? 1421 ediyor, Miladi 2001 yılını veriyor, inşaAllah. Bakın mesela Nur talebesi kardeşlerimizin yanına gelsin kardeşlerimiz, diyecekler ki “ve öyle kökleşmiş ki” diyor Bediüzzaman, Sikke-i Tasdik-i Gaybi, sayfa 153, Kastamonu Lahikası, sayfa 72. Muhbir-i Sadık’ın, Peygamberimiz (s.a.v.)’in ihbarını aynen tasdik etmiş. “Peygamberimiz (s.a.v.) ne dediyse, hepsi oluyor” diyor. Bütün alametler, biz de saydık biliyorsunuz. Kuyruklu yıldız, ay ve güneş tutulmaları, bütün alametler çıkıyor. Bak ne diyor? “Peygamberimiz (s.a.v.)’in ihbarını aynen tasdik etmiş. Vukuatla ispat etmiş”, yani kuyruklu yıldız da çıktı, diğer alametler de çıktı ve Bediüzzaman’ın zamanında da çıktı bütün alametler ve devam etti. Bak, “vukuatla olayın meydana gelinmesiyle ispat etmiş”, biz de hadislerin vuku bulduğunu ispat ediyoruz, gösteriyoruz. “Ve ediyor ve inşaAllah daha edecek” diyor. Bak o zamanlar 1940’lar, 1930’lar, yani o devirde söylüyor. Ve daha, ne demek? Kuyruklu yıldız çıkacak, ay ve güneş tutulmaları olacak, değil mi? Ramazan Ayı’nda, Fırat’ın suyu kesilecek, Kâbe’de kan akıtılacak, Afganistan, Irak işgal edilecek ve çok fazla. Bak, “inşaAllah daha edecek” diyor. Bu da çok, onun kerametidir, Bediüzzaman’ın. Bak, “inşaAllah daha devam edecek”, yani “devam edecek, durmayacak” diyor. “Ve öyle kökleşmiş ki, inşaAllah hiçbir kuvvet” ne iddia edilen Ergenekon Örgütü, ne komünistler, ne masonlar, “hiçbir kuvvet Anadolu’nun sinesinde onu, yani Risale-i Nur Külliyatı’nın etkisini çıkaramaz.” “Risale-i Nur Külliyatı faaliyetine devam edecek, okuyacak Nur talebeleri, faaliyetlerine devam edecekler” diyor. “Ta Ahir Zamanda”, bakın kendi zamanı için bunu şey yapmıyor, bak “ta Ahir Zamanda”, ondan sonraki devirde, ta ilavesi nedir?
ALTUĞ BERKER: Uzak bir zamanda Hocam.
ADNAN OKTAR: “Ta Ahir Zamanda”, devamında, “hayatın geniş dairesinde”, yani internetin, televizyonların, radyoların geliştiği dönemde, “Risale-i Nur Külliyatı’nın asıl sahipleri, yani” diyor, anlamayan kafalara böyle, “yani Mehdi (a.s.) ve şakirtleri.” Bakın Mehdi (a.s.) ayrı bir, şakirtleri iki. ”Cenab-ı Hakk’ın izniyle gelir.” Şimdi burada demagoji yapmadan, dürüstçe, yalan söylemeden, bunu bize açıklayacaklar. Bakın, “ta Ahir Zamanda, hayatın geniş dairesinde, Risale-i Nur’un asıl sahipleri”, kim bunlar? Bak, Bediüzzaman diyor ki, “yani Mehdi (a.s.)”, anlamayanlara, “ve şakirtleri Cenab-ı Hakk’ın izniyle gelir”, “gelecekler” diyor. “O daireyi genişletir”, yani mevcut daireyi, mevcut Risale-i Nur dairesini genişletecekler ve Müslümanların oluşturduğu sistemi daha etkili hale getirecekler. “Ve o tohumlar sümbüllenir”, o devirde diyor ki Bediüzzaman, “siz bir tohumsunuz daha" diyor. Ama Mehdi (a.s.) zamanında o tohumlar sümbüllenir, açacak. Yani “Türk İslam Birliği’ne yönelik, iman Hakikatleri’ne yönelik muazzam bir inkişaf olacak” diyor, “sümbüllenir”. “Bizler de kabrimizde seyredip, Allah’a şükrederiz.” “Ben o dönemde olmayacağım” diyor. Ne diyor Seyyid Salih Özcan Hocam’a? “Ben görmeyeceğim Keçeli, sen göreceksin Mehdi (a.s.)’ı” diyor. Bak soruyor, “Mehdi (a.s.)’ı, efendim” diyor değil mi? Mehdi (a.s.) hakkında soruyor. Bak, “Keçeli Keçeli, kafama vurdu” diyor değil mi? Bak buraya çağırdık Hocamızı, Allah razı olsun lütfetti, geldi. “’Ben görmeyeceğim, sen göreceksin’ dedi”, diyor. Şimdi bunu bana açıklasınlar, buradaki izahı. Yalan söylerlerse harama girerler, dürüst olacaklar. Burada dil eğip-bükerse, Kuran’da da var, dil eğip bükenler, münafıklar yapar dil eğip-bükmeyi. Ben yapan için diyorum, dürüst olan Nur talebeleri, yani yüzde 99’u dürüst Nur talebeleri’nin ve çok efendi insanlar. Hepsini ben çok seviyorum, çok değer veriyorum. Yani her zaman görüşürüm, çok saygı duyarım. Ama bakın, “ta Ahir Zamanda”, bir, bu konuyu bize açıklayacaklar. “Ta Ahir Zaman”, ne demek bu? “Ta” kelimesi nedir, “Ahir Zaman” kelimesi nedir? “Hayatın geniş dairesi” nedir? “Asıl sahipleri” nedir? Yani “Mehdi (a.s.) ve şakirtleri” ne demektir? “Cenab-ı Hakk’ın izniyle gelir”, ne demektir? Ve “o daireyi genişlettirir”, ne demektir? Bunu bize açıklayacaklar. Dürüst olsunlar inşaAllah. Bakın Barla Lahikası, sayfa 162. Nerede Nur talebesi görürlerse, kardeşlerim sorsunlar, bunu bize açıklayacaklar. Bakın, ne diyor? Barla Lahikası, sayfa 162’de, Bediüzzaman? “Fakat o ileride gelecek acip şahsın bir hizmetkârı ve ona yer hazırlayacak bir dündarı ve o büyük kumandanın pişdar, öncü bir neferi olduğumu zannediyorum.” Bakın, “fakat o ileride gelecek”, bu kelimeyi, bu cümleyi bize açıklasınlar. Bakın, “o ileride gelecek”, kardeşim burada anlaşılmayacak bir şey var mı? İleride birinin geleceğinden bahsetmiyor mu burada, ben yanlış mı anlıyorum? Değil mi, “ileride gelecek” diyor, evet. “Acip şahsın”, burada şahs-ı maneviden bahsediyor mu? Bir kitaptan bahsediyor mu? “Şahıs” denildi mi, bir şahıs anlaşılır. “Bir hizmetkârı ve ona yer hazır edecek bir dündarı olduğumu zannediyorum” diyor Bediüzzaman. “Ve o büyük kumandanın”, “o büyük kumandan”, kardeşim benim bildiğim kumandan bir kişi olur. Ben şahs-ı manevinin kumandan olduğunu veyahut kitabın kumandanı olduğunu duymadım. “O” diyor, “büyük kumandanın”, “pişdar bir neferi, askeri olduğumu zannediyorum.” Yani bize böyle akıl almaz izahlarla bunu örtmeye kalkarlarsa, bu çok çok çok ayıp olur. Allah’tan korksunlar, ayıp yaparlar. Dürüstçe “evet” derler, “var böyle bir şey” veyahut şöyle desinler, “ne anlamı varsa o arkadaşım” diyebilir bir, ikincisi “evet böyle diyor ama Bediüzzaman’ın bu sözüne ben inanmıyorum” diyebilir. Zaten diyorlar, “her şeyi doğru söyleyecek diye bir şey yok Bediüzzaman, bu konuda yanılmıştır” diyor adam, bir kısmı. Bunu da diyebilir, tabii yanılıp yanılmadığını Allah ona gösterecek yakın zamanda, o ayrı mesele. Yani kimin yanıldığını, kimin yanılmadığını görecekler. Mesela bak, “fakat o gelecek zatın ve cemiyetin üç vazifesinden en ehemmiyetlisi” diyor. Tılsımlar Mecmuası, sayfa 168. “Fakat o gelecek zatın”; kardeşim şimdi biz aya bakıyoruz, ayı görüyoruz, “o ay değil, gazete” diyor. Gazeteye bakıyoruz, “yok masaya bakıyorsun sen” diyor. Yani bir şey oldu bu bazı kardeşlerimize ve yani inanamıyorum. Bunda anlaşılamayacak bir şey var mı? Bak ne diyor, “fakat o gelecek zatın”, sen ne anlarsın “gelecek zat” deyince? Mesela ben desem ki, efendim... Yani şimdi mesela, “bir gelecek zat var” dersem, “o gelecek zat”, sen ne anlarsın ondan?
SUNUCU:Birinin geleceğini anlarım.
ADNAN OKTAR: Adam öyle anlamıyor. “Başka bir şey bu” diyor. “O gelecek zatın ve cemiyetinin”, bak “cemiyeti de var” diyor. “Cemaati var” diyor. Bak bir şahıs var, bir de cemiyeti var. “3 tane vazifesi var” diyor bu cemiyetin ve şahsın. Bunların hepsini kardeşlerimiz her yerde, Nur talebesi kardeşlerimize sorsunlar. Bu çok büyük bir fitnedir, bunun örtbas edilmesi, çok büyük bir fitnedir. Bediüzzaman’a karşı da çok samimiyetsiz bir izah, Peygamberimiz (s.a.v.)’e karşı çok samimiyetsiz bir izah, Allah’a karşı çok samimiyetsiz bir tavır. Hepsinin başında, Allah’tan korksunlar. Bak ne diyor, Sikke-i Tasdik-i Gaybi, sayfa 11, Beyanat ve Tenvirler, sayfa 310: “Bu hakikatten anlaşılıyor ki, sonra gelecek o mübarek zat”, kardeşim “sonra” kelimesi nedir? Yani mesela şimdi ben otururken burada “sonra birisi gelecek” desem, geçmişi mi anlatmış olurum? “Sonradan kastı geçmişi kastetti” diyor adam. Bak “sonra gelecek”, gelecek ne demek? Bekleniyor. “O”, bir kişi için söyleniyor bak, “mübarek zat”, şahıs. Aman Allah’ım yani ben bunu anlatmaya mecbur olmam hayret, inanılır gibi değil, anlamıyorlar yani. “Mübarek zat”, bak ”Risale-i Nur’u bir programı olarak neşir ve tatbik edecek.” Risale-i Nur Külliyatı’nı okuyup, insanlara anlatacak ve Mehdiyeti de, Hz. İsa (a.s.)’ın gelişini de Risale-i Nur’u delil olarak göstererek anlatacak, anlamı bu. Bakın, “sonra gelecek o mübarek zat”, bunu sorsun kardeşlerimiz. Sonra gelecek o mübarek zat nedir? Bu şahs-ı manevi mi, Kitap mı, başka bir şeyden mi bahsediyor? Ama bakın, “Allah’tan korkun, doğru konuşun” diyecekler. Samimi ne anlıyorsa onu söyleyecek, bak sonra gelecek o mübarek zat, Risale-i Nur’u bir program olarak neşir ve tatbik edecek. Risale-i Nur Külliyatı’nı okuyacak ve sahip çıkacak. Bediüzzaman ne diyor? “Gerçek sahibi” diyor Risale-i Nur’un, Mehdi (a.s.) için ve talebeleri “gerçek sahibidir” diyor. Bak diyor ki; “bazen da o şahs-ı manevîyi bir hadimine (hizmetkârına) vermişler, o hadime mültefitane (iltifatlılıkla) bakmışlar. Bu hakikatten anlaşılıyor ki” diyor işte, “sonra gelecek o mübarek zat, Risale-i Nur’u bir program olarak neşir ve tatbik edecek.” Her yerde sorsun kardeşlerimiz bu konuyu. Bakın Barla Lahikası 28, Tasdik-i Gaybi 189. “Fakat çiçekler baharda gelir. Öyle Kutsi, yüce ve temiz çiçeklere zemin ihzar etmek lazım gelir.” Yani onlara ortam hazırlamak lazım gelir. Ve anladık ki” diyor Bediüzzaman, “ve anladık ki”, “bu hizmetimizle”, yani Risale-i Nur Külliyatı ile ilgili çalışmalar, Nur talebelerinin yaptığı çalışmalarla; “o nurani zatlara zemin ihzar ediyoruz.” “Mehdi (a.s.)’a zemin meydana getiriyoruz” diyor, Sikke-i Tasdik-i Gaybi. Gidip sorsunlar bunu da kardeşlerimiz.
ALTUĞ BERKER: Siz Hocam davet etmiştiniz, Mustafa Özcan Ağabey ve Sayın Mehmet Şevket Eygi Hocamız teşrif etmişlerdi. Cemaat taassubu ile düşünmeyen ama Üstad’ı seven ve onun eserlerine kıymet veren, objektif okuyanlar, sizinle aynı düşüncede olduklarını ifade ediyorlardı. Evet, Mehdi (a.s.)’ın geleceği, Hz. İsa (a.s.)’ın geleceği ve bir kişi olacağını açıkça ifade ediyorlar.
ADNAN OKTAR: Kardeşim objektif okumasa da, çok açık değil mi? Ne yaparsa yapsın bu örtülecek gibi bir şey mi bu?
ALTUĞ BERKER: Değil inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Kardeşim tamam, Mehdi (a.s.)’ın geleceğine inanmıyorlarsa, korktular diyelim. Hz. İsa (a.s.)’ın geleceğine de inanmıyorlar diyelim. Bakın hiç olmazsa bu dediğime inansınlar. Bakın, “bu zamanın en büyük farz vazifesi, (görevi) ittihad-ı İslam’dır” diyor Bediüzzaman, “Müslümanların birleşmesidir, en büyük farzdır” diyor. İnanmıyorsa çok fazla Kuran ayeti göstereyim. Yani İslam Birliği, Müslümanların birleşmesi farzdır ve o yüzden Müslümanlar böyle sürünüyor, perişanlar. Ve İslam Birliği’ni ört-bas edenlere karşı da masonik basın, masonik TV’ler destek veriyorlar. Mesela, sahtekârlara karşı, sahtekâr Hocalara, üçkâğıtçı Hocalara, İslam ahlakının dünyaya hâkimiyetinden rahatsız olanlara, Kuran’dan rahatsız olanlara destek veriyorlar ve o sahtekârlar da ortaya çıkıp böyle sanki gerçekten İslam’ı savunuyormuş gibi görünüm vererek Müslümanların birlik olamayacağı mesajını veriyorlar ve bunlar da bunu kabul ediyorlar. Bakın bir daha okuyorum, Bediüzzaman’ın sözünü, “Bu zamanın”, yani Ahir zamanın, “en büyük farz vazifesi”, “en büyük farz, yani namazdan, oruçtan, hepsinin üzerindedir” diyor. “Bu zamanın en büyük farz vazifesi (görevi), ittihad-ı İslâm’dır (İslam Birliği’dir). İttihadın (birliğin) hedef ve maksadı; o kadar uzun, münşaib (kollara ayrılmış), muhit (her şeyi kuşatan), merâkiz (karar yerleri) ve maâbid-i İslâmiyeyi (İslam’ın ibadet yerlerini) birbirine raptettiren (bağlayan) bir silsile-i nuraniyi (nurani silsile, soy) ihtizaza getirmekle (harekete geçmekle) onunla merbut (bağlanmış) olanları ikaz (uyarma) ve tarîk-ı terakkiye (yükselme, ilerleme yoluna) bir hâhiş (istek) ve emr-i vicdanî (vicdani emir) ile sevk etmektir. Bu ittihadın (birliğin) meşrebi (yolu) muhabbettir (sevgi beslemektir).” Yani Allah’ın yarattıklarına karşı coşkulu bir sevgi, muhabbet, odun gibi olmak değil. “Sevgi beslemektir. Husumet (düşmanlık) ise, cehalet (bilgisizlik) ve zaruret (ister istemez) nifakadır (iki yüzlülüktür). Gayr-ı Müslimler (Müslüman olmayanlar) emin olsunlar ki, bu ittihadımız (birliğimiz), bu üç sıfata (vasfa) hücumdur (karşı çıkmaktır, saldırıdır).” Yani “rahat olsunlar” diyor. Çünkü “bunun sonunda sevgi, muhabbet meydana gelecek” diyor. Yani “Museviler ve Hıristiyanlar buna karşı olmasınlar” diyor. “Gayr-ı Müslime (Müslüman olmayana) karşı hareketimiz iknadır (razı etmektir).” Yani anlatırız, ikna olursa olur, olmazsa kendi bilir, saygı duyarız. “Zira onları medenî (faziletli, terbiyeli) biliriz” diyor bakın. “Medenidirler. Hıristiyanlar, Museviler medeni insanlar, sadece tebliğ yaparız” diyor. “Ve İslâmiyet’i mahbup (sevilen, sevgili) ve ulvî (yüce) göstermektir” diyor. İttihat-i İslam’ın amacı ve uzun uzun anlatıyor Bediüzzaman. Kardeşim bunu niye örtbas ediyorsunuz, bu konuları? Ama Allah razı olsun böyle son zamanlarda Nur talebeleri sitelerine bunları koymaya başladılar, ittihad-ı İslam’ı, nihayet. Nihayet koymaya başladılar. En başta, sürekli durması lazım, asla indirilmemesi gereken bir yazıdır bu, geçici konamaz bu yazı. İttihad-ı İslam’ı, hani iki gün koyalım, indirelim olmaz bu, günlük bir haber değil bu. Çünkü bak diyor ki, “en büyük farz vazifedir ittihat-i İslam”, inşaAllah. Bak diyor ki: “Aziz sıddık kardeşlerim, ruh-u canımızla mübarek bayramınızı tebrik ediyoruz” diyor Bediüzzaman. “İnşaAllah, Alem İslam’ın (İslam Alemi’nin) büyük bir bayramına yetişirsiniz.” Herkes, bak “bayram, İslam alemi’nin büyük bayramı var” diyor. Bu Mehdi (a.s.)’ın çıkışıdır işte, yani Mehdi (a.s.)’a biattir, en büyük bayram budur. O zaman yapılacak bayram büyük olacaktır, yani çap açısından, etki açısından en büyük bayram olacaktır.
ALTUĞ BERKER: O zaman bazı talebelerinin göreceğini söylemişti.
ADNAN OKTAR: Tabii, tabii. “Cemahir-i müteffika-i İslamiye’nin (Birleşik İslam Cumhuriyetleri’nin)” yani mesela Türkiye laik bir ülke ama insanları Müslüman’dır. Geneli, ekseriyeti Müslüman’dır. İran, Pakistan, Tacikistan, Özbekistan, Türkistan, hepsi. “Kutsi mukaddes kanun-u esasiyelerinin (Anayasa’sının) membaı olan (kaynağı olan) Kuran-ı Hakim,” bütün devletlerin Anayasa’sını bir adalet, bir düzgünlük, bir sevgi anlayışı vardır, değil mi? “Hepsinin kaynağı Kuran-ı Hakim’dir” diyor Bediüzzaman. Bir adalet anlayışı vardır, her yerdeki Anayasa’da. “İstikbale (geleceğe) tam hakim olup, beşeriyete (insanlığa) tam bir bayramı getireceğine çok emareler (işaretler, deliller) var.” Böyle bayram olur mu daha önce? Mesela 100 tane Müslüman öldürülüyor, “bayramın mübarek olsun” diyor adam. Kardeşim o sürünüyor, perişanlar, çoluk çocuk yerlerde sürünüyor, perişan vaziyetteler. “Böyle bayram olmaz” diyor Bediüzzaman. “Bu hükmi bayram olur” diyor. Gerçek bayram ne zaman olur? İslam Birliği olduğunda, Türk İslam Birliği oluştuğunda olacaktır. Bu yazıları okumaları lazım kardeşlerimizin. Bakın, Mehdi (a.s.)’ın vazifelerinden bir tanesi olarak; “o zatın üçüncü vazifesi, Hilafet-i İslamiye’yi (İslam Halifeliği’ni)”, yani manevi liderliği, “ittihad-ı İslam’a (İslam Birliği’ne) bina ederek”, demek ki bir ittihad-ı İslam olacaktır, “İsevi ruhanileri ile (Hıristiyanlar ile) ittifak edip”, demek ki Hıristiyanlarla ittifak etmek, Allah’ın varlığı ve birliği konusunda anormal bir hareket değil. Bu bir küfür alameti değil, demek ki doğru bir şey. Bunu Bediüzzaman söylüyor, Ehl-i Sünnet alimi. Bak “Hıristiyanlarla ittifak edip, din-i İslam’a (İslam Dini’ne) hizmet etmektir.” Çünkü Allah’ın varlığını ve birliğini, savunmuş oluyorsun. Kuran’ın dünyaya hâkimiyetini savunmuş oluyorsun. Hıristiyanlara tebliğ yapmazsan, nereden anlasın adam İslamiyet’i? “Görüşme onlarla, düşman olacaksın” diyor. Düşmanlık yok. Sevgi ile, muhabbet ile İslam’ı anlatmak vardır. İnşaAllah.
ALTUĞ BERKER: Siz mesela kitaplarınızda Hocam, örneğin “Hz. İsa (a.s.) Allah’ın oğlu değildir, Peygamberidir” isimli kitap yazıyorsunuz, Hıristiyanlara doğruyu anlatıyorsunuz.
ADNAN OKTAR: Tabii bak, “Hz. İsa (a.s.) Allah’ın oğlu değildir, Peygamberidir” kitap yazdım ben. Doğruyu anlatıyoruz, “puta tapmayın, Allah birdir” diyoruz, inşaAllah.
Mustafa Çetin; “selam sayın Hocam” diyor, “Hocam Ahir zaman alametlerini ikişerli olarak meydana geldiğini söylemiştiniz.” Öyle dikkatliler maşaAllah, öyle yamanlar. “Kehf Suresi’nde tekrarlanan ikiler var, şimdi Çernobil ve volkan patlaması da birlikte Duman Suresi’nde geçen bilgiyle mutabık olmaz mı? İkişer kere güneş ve ay tutulmaları, iki tane kuyruklu yıldızın görünmesi gibi?” Olur tabii, duman zuhurunu tek almamız mecburiyeti yok. Bir bütün olarak o devirde mesela dağ da patlıyor ama duruyor, üç gün sonra bir daha devam ediyor. Şimdi biz desek ki, bu ayrı o ayrı diyemeyiz, tabii ikisini de, iki patlamayı da, üç dört patlamayı da bir bütün olarak alırız. Çernobil ile bunu tabii ayrı olarak çift olduğu için genellikle alametler, çift olarak alabiliriz. Bakın, kardeşlerimiz de böyle bir dikkatin olması da çok acayip, zaten ben onu ima ederek onu söyledim, ama bak dikkatinden kaçmamış. MaşaAllah. Ne sevimliler maşaAllah.
Taha Suresi ayet 10, şeytandan Allah’a sığınırım: “Hani o bir ateş görmüş ve ailesine ‘bekleyin, eminim ki bir ateş gördüm; belki ondan size bir haber getiririm veya ateşin yanında bir rehber bulurum’ demişti.” Allah bilir Hocam, ayet bana İzlanda’da ki yanardağa işaret ediyor gibi geldi. Belki yanındaki yardımcı da Hz. İsa (a.s.) olabilir, inceler misiniz inşaAllah?” diyor. “Selamün aleyküm”, ve aleyküm selâm ve rahmetullahi. Bu birinci dereceden tabii Mehdi (a.s.)’a bakan bir ayet. Çünkü bununla ilgili zaten sahih hadis var. Yani “büyük bir ateş ve büyük bir duman olacak, aynı an da Mehdi (a.s.) da gelmiş olacak” diyor. İstanbul’da 1979 yılında bütün İstanbul’u gündüz gibi aydınlatan bir ateş oldu ve en az 100 km boyunda, uzunluğunda, dev bir duman sütunu meydana geldi ve gök gürültüsü gibi sesler çıkarttı. Ve hadise tam uygun. “Aynı yerde Mehdi (a.s.)’ı göreceksiniz. Mehdi (a.s.)’ın zuhur ettiği anda olacaktır bu” diyor Peygamberimiz (s.a.v.). O yönüyle tam mutabık. Ama oradaki patlama da tabii mümkündür, olabilir. Ama bilmiyoruz, ben Hz. İsa a.s.’ın belirgin olarak alametlerinin önümüzdeki yıllarda belireceğini düşünüyorum. Yani daha keskin insanların anlayacağı tarzda. Fakat Mehdiyet çığ gibi gelişecektir ve gelişiyor görüyorsunuz. İnşaAllah.
Efendim 11 dakikamız var.
“Selamün aleyküm.” Aleykümselâm ve rahmetullahi ve berekatühü. “Sevgili Hocam Hz. Mehdi (a.s.) ve Hz. İsa (a.s.) İstanbul’da Ayasofya’da namaz kılacaklar, inşaAllah. Hocam bizler de inşaAllah haberdar olur muyuz?” Tabii çok aleni olan namaz kılmadır. Bunlar halka açık olacak tabii ki. Yani Mehdi (a.s.)’a biat, bu namaz kılma, bunlar çok açık, gizli olmayacaktır. “Çünkü Ayasofya gibi bir yerde namaz kılınacak ve bu gerçekten Ahir zamanın harika olaylarından. Hocam bu kadar zaman sonra gerçekleşecek inşaAllah. O zamanlar Ayasofya Camii’ye mi dönüşecek, yoksa bu harika olay da Hz. Mehdi (a.s.)’ın sevgili Peygamberimiz’in (s.a.v.) Kutsal Emanetlerini teberrüken giymesi gibi, teberrüken mi olacak? Aynı zamanda acaba hangi namaz vaktinde olacak?” Mehdi (a.s.)’ın Hz. İsa (a.s.) ile namaz kılmasıyla ilgili hadislerde bu konular çok detaylı anlatılıyor. Ve bir hayli hadis var, sahih hadis kitaplarında da ayrıca var. Sahih olmayan hadislerde de var. Yalnız teberrüken olur mu? Tabii Ayasofya Camii’ye dönüşecek. Yalnız Ayasofya’nın camiye dönüşmesi Mehdi (a.s. )’ın eliyle olacaktır, daha önce böyle bir şey mümkün olmadı. Mesela bak çok gayret edildi, çok uğraşıldı, bu Mehdi (a.s.)’a nasip olacak bir olaydır. Mesela birçok şey Müslümanlara nasip olmadı, uğraştılar ama olmadı. Mesela İslam Birliği de oluşmadı. Değil mi, mesela birçok uluslararası teşkilatlar kuruldu, çalışmalar yapıldı, fakat hiçbir şekilde oluşmadı ve oluşamıyor. Daha önce de olmadı. Allah birçok şeyi sebep etti ve engelledi. Çünkü o da Mehdi (a.s.)’a nasip olacak bir şeydir. Mehdi (a.s.)’ın orada namaz kılması demek, zaten Ayasofya Camii oldu demektir. Ondan sonra bir daha onun geriye dönüşü olmaz. Yani Mehdi (a.s.) namaz kıldığında, o Kıyamete kadar cami artık. Sondur, ondan sonra bir daha geri dönüşü yoktur. Mehdi (a.s.) namaz kılacak da, yeniden başka şekle dönecek, o olacak iş değil yani. Mehdi (a.s.)’ın gücü Allah’ın dilemesiyle kahredicidir. Yani yıkar geçer, öyle bir konusu yoktur Mehdi (a.s.)’ın. Yani bir kere olduğunda bir daha geri dönüşü yoktur. Yani geri dönüşü olmayacak şekilde vurur Mehdi (a.s.) ve geri dönüşü olmayacak eylemler yapar, geri dönüşü olmayacak kararlar alır, o şekildedir. Yani muğlâk değildir Mehdiyet, her şey sağlam ve dümdüz ve çok hızlı ilerler. İnşaAllah.
ALTUĞ BERKER: Siz daha iyi bilirsiniz Hocam inşaAllah, zaten Mehdi (a.s.), Hz. İsa (a.s.) ile birlikte Hıristiyanların Müslümanlaşmasına vesile olacağı için, o dönemde eski o Hıristiyanlar da orada namaz kılmak isteyecektir, Allah-u alem, siz daha iyi bilirisiniz inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Tabii ki, onun talebeleri zaten orada kılacaklar, inşaAllah. O Hıristiyan alemi için de çok anlamlı. Daha önce kilise olarak ibadet ettikleri bir yerde, cami olarak ibadet etmiş olacaklar. Peygamberimiz (s.a.v.) biatın akşam olacağını, fakat namazların gündüz olacağını belirtiyor hadislerde. Gündüz, sabah namazında, sabah erken böyle ferahlığında, güneş ferahlığında inşaAllah, Hz. İsa (a.s.)’ın o güzel nurlu yüzünü göreceğiz, inşaAllah. O arada Mehdiyet zaten tam anlamıyla dünyada bir metafizik, manevi gerilim ortamı meydana getirecek, yani Allah’ın Rahman ve Rahim ismi bütün dünyayı kaplayacak. Allah’ın nuru bütün dünyayı zaten sardı, fakat insanlar görür hale gelecek, inşaAllah. Allah’ın “dalalete düşürücü” ismi değil de, “hidayete erdiren” ismi tecellisi yoğunlaşacak. Allah’ın Hadi ismi dünyaya tam hakim oluyor, Hadi ismi. Bir de delalete düşürücü ismi vardır, Cenab-ı Allah’ın. O işte 19. yüzyılda hakim olmuş dünyaya. Bütün insanlık delalete düştü. Darwinist ve materyalist oldular, yani bütün insanlar hipnotize olmuş gibi “Darwin doğru söylüyor” diyorlar. Yani Darwin’e adeta taptılar, yani Darwin’i peygamber gibi gördüler ve onun getirdiği dine tabi oldu bütün dünya, dünyanın yüzde 90’ı. Hatta yüzde 99’u diyeyim. Çok büyük bir kitle o dine tabi oldu. Mehdi (a.s.) devrinde Allah Hadi ismiyle tecelli ediyor, bütün dünyada, her yerde Hadi ismi duyuluyor. Hadi isminde insanlar artık delalete düşmüyorlar. Allah hidayetle insanlara muamele ediyor ve dolayısıyla İslam hakim oluyor. Ve Allah’ın Rahim isim, Rahman ismi hakim oluyor. Hayvanlar da bile etkisi görülüyor. Mesela hayvanlar munisleşiyorlar, saldırganlığı gidiyor hayvanların. Bitkilere etki edecek Rahman ve Rahim ismi, yani o karanlık ve kâbus kalkıyor, artık Rahman ve Rahim isminin hakimliğinden dolayı da savaşlar olmuyor, kan dökülmüyor. Rahman ve Rahim isminin tecellisinden dolayı burun kanamaz diyor Peygamberimiz (s.a.v.), damla kan akmaz. Bu bir rahmettir Müslümanlar için. Yani Allah’ın koruması hakim oluyor ve her yere nur hakim oluyor inşaAllah. Yani nuru insanlar görüyor, nur zaten vardır ve insanlar görüyor inşaAllah.
Bakın Mehdi (a.s.)’ın varlığını Bediüzzaman’ın izahlarına bir baksın kardeşlerimiz. Geldiğini şuradan anlayın, daha önce bu açık açık Bediüzzaman Mehdi (a.s.) gelecek dediği halde hakikaten samimi olarak nur talebeleri farkına varamadılar. Şu anlattıklarımın samimi olarak farkına varamadılar. Ama bundan sonra yaparlarsa bu bir suç olur, manevi suç olur. Hakikaten farkına varamadılar. Bediüzzaman diyor mesela, alenen “Mehdi (a.s.) gelecek” diyor, hakikaten anlayamadılar. Bak talebeleri çıkıyor diyorlar ki, “ben görmedim sen göreceksin Keçeli dediler” bunu da anlayamıyor. Mesela bunu demesine rağmen, bunu coşkuyla anlatıyorlar, “böyle demiş” diyorlar, “yani ne demek istiyorsunuz, Mehdi (a.s.) mi gelecek?” diyoruz, “yok canım şahs-ı maneviyi kastediyor tabii ki” diyor. Yani Allah örttü, Allah şu an bu örtüyü kaldırdı. Yani Müslümanların üzerindeki örtüyü kaldırıyor. Bu da Mehdi (a.s.)’ın çıkış alametidir işte. Yani bir açık gerçek, önce Allah sır haline getirdi, gizledi ve bu açık gerçek şu an alenen görüldü. Ve şu an buna direnenler acınacak duruma gelirler. Yani inanılır gibi değildir bu, direnemezler ve herkes anladı olayı. Benim anlattıklarım çok küçük bir bölümü Bediüzzaman’ın Mehdi (a.s.) ile ilgili. Hz. İsa (a.s.) ile ilgili çok çok kapsamlı anlatıyor. Ve net diyor bakın, “cism-i beşerisiyle gökte, gerçekten ölse dahi,” itiraz edenler için gerçekten ölse dahi, “Allah yine ceset verip, ona beden verip yine indirecek” diyor. Ama Kadiri Külli Şeyh, “Cenab-ı Allah vaat etti Kuran’da, Muhbiri Sadık’tan da hadis var, Peygamberimiz (s.a.v.) de söylemiştir, Hz. İsa (a.s.)’ın inişi katidir, kesindir” diyor. Şahs-ı İsa (a.s.)’ın. Bakın bunu da örtmüşlerdir. Biz bunun üzerindeki perdeyi de kaldırdık. Şimdi biraz sonra internet yayınında Hz. İsa (a.s.) ile ilgili bölümleri de anlatacağım. Ve bu örtüyü kaldırmaya devam edeceğiz. Bak kat kat örtüler üzerine gizlenmiştir Mehdi (a.s.). Her gün bir örtüyü açıyoruz, her gün bir örtüyü açıyoruz. Ne diyor Bediüzzaman? “Eğer siz tembellik etseniz dahi 100 sene sonra cemalini göreceksiniz” diyor. O perdeleri aça aça, aça aça, en sonunda Mehdi (a.s.)’ın yüzünü insanlara göstereceğiz ve görecekler. Ben de göreceğim, siz de göreceksiniz. Ben de Mehdi (a.s.) talebesiyim, sizler de Mehdi (a.s.) talebesisiniz, inşaAllah. Ama bakın kat kat örtüler altında görüyorsunuz Mehdi (a.s.). Her gün örtüyü kaldırmamız devam ediyor. Hz. İsa a.s.’ın da üzerinde örtüler var şu an, onun üzerindeki örtüleri de kaldırmaya devam edeceğiz. Ve öyle bir hale gelecek ki, son örtüyü kaldırdığımızda Hz. Mehdi (a.s.), Hz. İsa (a.s.)’ı da görecekler. İnşaAllah. Ona da devam ediyoruz şuan. Ama daha vakti olmadığı için onda acele etmiyoruz. İnşaAllah. Çünkü hepsinin bir vakti merhunu var, inşaAllah, vakti mübarek var inşaAllah. Ona devam edeceğiz inşaAllah.
Bismillah, şeytandan Allah’a sığınıyoruz inşaAllah. Bütün güzel gözleri Allah yaratır. Dışarıdaki göz saydamdır ve simsiyah karanlıktır. Güzel gözü Allah bizim beynimizde yaratır. Güzel göz deyince şahıs üzerine alınırsa bu şirk olur, olmaz. Allah’ın yarattığını bilecek, Allah benim beynimde yaratıyor ve övgüm, iltifatım Allah’adır. İnşaAllah, öyle bir varlık olmaz zaten dışarıda saydamdır ve simsiyah karanlıktır. Allah bizim beynimizde onu anlamlı ve renkli ve güzel yaratır. Ve o hoşnutluğu da kalbimize Allah verir inşaAllah. Şeytandan Allah’a sığınırım, “İşte böyle, onun yanında ‘özü kapsayan bilgi olduğunu’ biz büsbütün kuşatmıştık.” Ledün ilmi, hikmet ve vehbi ilim, Mehdi (a.s.)’ın özellikleridir. Yani özü kapsayan bilgi. Özü içine almış, toparlamış, kısa, net ve vurucu bilgi, asıl bilgi. “İşte böyle, onun yanında ‘özü kapsayan bilgi olduğunu’ Biz büsbütün kuşatmıştık.” “Biz yarattık, Ben yarattım” diyor Allah.
“Sonra bir yol (daha) tuttu.” 92’de. “İki seddin arasına kadar ulaştı”, 2015. PKK’nın inşaAllah yerle bir olacağı tarihi veriyor Allah’ın izniyle, 2015, inşaAllah. “Onların (sedlerin) önünde hemen hemen hiçbir sözü kavramayan bir kavim buldu.” “Ayrı bir dil konuşacaklar, başka bir dil kullanacaklar” diyor, Kuran, işaret ediyor. Kavramıyor yani, o kişinin söylediği sözü kavramıyor. Yani Mehdi (a.s.)’ın dilini kavramayacaklar. Ama Mehdi (a.s.) etkili olacak. Bu görülüyor inşaAllah. Fikren tam bir hâkimiyete işaret ediyor inşaAllah, o devirde.
SUNUCU: Harunyahya.tv sitesinden 24 saat yayınlarımızı takip edebilirsiniz. Soru ve görüşlerinizi bize ahirzamansohbetleri@hotmail.com adresinden gönderebilirsiniz. Harunyahya.org ve harunyahya.net adreslerinden Hocamızın tüm eserlerini ücretsiz olarak indirebilirsiniz. Bizi yarın 22.00’den itibaren harunyahya.tv internet sitemizden, Mavi Karadeniz Radyo ve Kocaeli TV ekranlarından takip edebilirsiniz. Yayınımıza harunyahya.tv sitemizden devam edeceğiz, hoşçakalın.
Basında Harun Yahya
Devamı ...Allah'ın Güzelliklerinden Bir Demet
Devamı ...Bunları Biliyor Musunuz?
Devamı ...Ahir Zamana ait Yeni Bilgiler
Devamı ...Basında Harun Yahya
Devamı ...Makaleler
Devamı ...