SUNUCU: Programımıza harunyahya.tv’den devam ediyoruz sevgili izleyenler. Hocam buyurun.
ADNAN OKTAR: İnşaAllah. Efendim, Berker Hocam neler anlatalım?
ALTUĞ BERKER: Estağfurullah Hocam. Nasıl takdir buyurursanız Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Şeytandan Allah’a sığınırım. Diyor ki Cenab-ı Allah Lokman Suresi’nde, “Eğer yeryüzündeki ağaçların tümü kalem ve deniz de onun ardından yedi deniz daha eklenerek,” mesela bak 7 deniz olmasını söylemesi Kuran’da o manidar; “(mürekkep) olsa, yine de Allah'ın kelimeleri (yazmakla) tükenmez. Şüphesiz Allah, üstün ve güçlüdür, hüküm ve hikmet sahibidir.” Burada kastı Allah’ın, bizim düşünce ufkumuzu açmak için söylüyor Allah. Çünkü insanlar hep Allah’ı belirli bir oranda sadece dünyada olan bir varlık gibi düşünürler veyahut uzayın belirli bir bölümünde. Halbuki sonsuz büyük denildiğinde, biraz onun düşünülmesi lazım sonsuz büyüğün. Mesela uzaydaki, bütün uzaydaki atomların sayısını bir düşünelim, bir o kadar daha evren var yani o sayı kadar evren var, o sayının birbiriyle çarpımı kadar yine evren var. O sayının birbiriyle çarpımının, çarpımının, çarpımının, çarpımı kadar evren var, yani önü sonu yok. Çok çok büyük bir güçtür Allah. Sonsuz büyüktür. Onun için, ufkumuzu açmak için Allah zaman zaman böyle deliller verir. Mesela, biz düşünüyoruz ağaçların tümü kalem, dünyada ne kadar çok ağaç var, şu kadar, şu kadar kalem olacaklar ve bu kalemler denizde, yedi deniz Atlas Okyanusu falan hepsi mürekkep oluyor, batırılıyor ve dünyadaki nimetler yazılıyor, fakat bitmiyor. Yani deniz bitiyor tükeniyor, fakat Allah’ın kelimeleri bitmiyor. Bu da Allah’ın büyüklüğünün anlaşılması içindir. Her zaman Allah’ın büyüklüğünün düşünülmesi lazım. Yani özellikle sonsuzluğun düşünülmesi lazım, sonsuz büyük ne demektir, Allah’ın büyüklüğü nasıl olur, bunu insanların kafasından bir geçirmesi gerekiyor. O zaman Allah’ı hakkıyla takdir edecek duruma gelebilirler. Eğer böyle düşünmezlerse bunu kavramaları mümkün olmaz. Her halükarda dar planda düşünürler. Allah’ın bizden istediği, mesela biz Allah-u ekber diyoruz, Allah büyüktür diyoruz, bu büyüklüğün tam kavranmasını istiyor Allah. İnsanlar her ne olursa olsun belirli bir sınır koymak istiyorlar, öyle değil inşaAllah. Şeytandan Allah’a sığınıyorum, yine Lokman Suresi 31’de, “Görmüyor musun ki, size ayetlerinden (bazılarını) göstermesi için, gemiler Allah'ın nimetiyle denizde akıp gitmektedir.” Gemileri de Ben götürüyorum, diyor Allah. Çünkü denizde akışını biz beynimizin içinde görüyoruz. Kafamızda Allah göstermese öyle bir şey göremeyiz. “Hiç şüphesiz bunda, çok sabreden, çok şükreden için gerçekten ayetler vardır.” Sabreden ve çok şükreden, bu Müslümanın tarifi. Çok sabreden, çok şükreden, Allah Müslümanlar için diyebilirdi ama öyle dememiş başka bir açıklama yapmış; “çok sabreden ve çok şükreden”. Çünkü Müslüman sürekli sabırlı, güzel ahlakta sabırlı, cömertlikte sabırlı, iyilikte sabırlı, vefada sabırlı, mesela vefa ömür boyu olması geriyor, sabırlı olmak gerekir. “Ve çok şükreden,” Allah’ın nimetlerine şükredilmesi, elhamdülillah bizi burada bir araya getirdi Allah sohbet ettiriyor, sağlığımız, sıhhatimiz yerinde, bir belanın içinde değil, bir derdin içinde değiliz. Nimetler var, Allah ışık yaratmış, aydınlık pırıl pırıl ve interneti yaratmış, mümin kardeşlerimiz şu an bizi Avrupa’nın birçok yerinde, dünyanın birçok yerinde izleyebiliyorlar. Tabii büyük bir kitle tarafından izleniyoruz. Mesela hazır Kuran kağıda yazılmış olarak, mesela Peygamber Efendimiz (s.a.v.) zamanında daha güç şartlarda, hayvan kemiklerine kürek kemiği üzerine yazılıyordu, deri parçaları üzerine yazılıyordu. Kitap olarak hazır yanımızda olması bir nimet. Mesela Türkçeye çevirilmiş durumda, bu da bir nimet. Çok güzel bir kalem yaratmış Allah yanımızda, ıhlamur yaratıyor, çok güzel kaplar yaratmış Allah hoşumuza gidecek şekilde. Etrafımızda hafızamızda tutmamıza gerek kalmayacak şekilde doğruyu anlatan kitaplar koymuş Allah, bu da çok büyük bir nimet. Bir de Ahir zamanın güzel bir vaktindeyiz, bu da çok büyük bir nimet, tam Mehdiyetin en yoğun kendini göstereceği dönemdeyiz. Mesela 79’larda çok vakit olmuş oluyor, çok vakit vardı. 69’larda çok çok vakit vardı, ama şu an en son aşamaya geldik, son on yılın içerisindeyiz. Yani tamamının biteceği on yıl içerisindeyiz. O yönden çok önemli. Fakat İslam’ı seven kardeşlerimizin, bir şöyle silkinip bir kendilerine gelmesi lazım. Eğer kararlılıkla, mesela sırf şu Bediüzzaman’ın ittihad-ı İslam’la ilgili sözlerini herkes internet sitelerine koyarsa, her yerde anlatırlarsa, bundan bile çok büyük bereket olur, çok büyük netice olur inşaAllah. Bak diyor ki Allah, şeytandan Allah’a sığınırım; “Bizim ayetlerimizi gaddar, nankör olandan başkası inkar etmez.” Mesela kafirler inkar etmez demiyor Allah, “gaddar ve nankör”, gaddar ne demek? Acımasız, yani merhamet yok, mesela zor durumda olan bir insana acımıyor. Onun rahat etmesini, onun iyi olmasını değil de, bilakis ezilmesini zora girmesini istiyor. Ve “nankör”, Allah her türlü iyilik veriyor, her türlü nimet veriyor, fakat şükretmiyor, nankör. Onun için Allah küfrü bak iki kelimeyle özetlemiş Cenab-ı Allah, “Bizim ayetlerimizi gaddar ve nankör olandan başkası inkar etmez.” Ancak gaddarsa, çünkü Kuran ayeti, inkar edilecek gibi bir durum yok Kuran’da. Yani en azılı gaddar bile olmuş olsa, nasıl desin yani baştan sona güzellikten bahsediyor Kuran, baştan sona sevgiden bahsediyor ve hep insanların hayrına olan hükümlerden bahsediyor. “Ey insanlar, Rabbinizden korkup-sakının,” şeytandan Allah’a sığınıyorum. Korkup sakınmak ne demek? Mesela bir kötülük yapacaksa, bir yanlışlık yapacaksa Allah’a onun Ahiret’te hesabını vereceğini düşünüp dengeli, tutarlı olacak, evet. “Öyle bir günün azabından çekinip-korkun ki, (o gün hiç) bir baba, çocuğu için bir karşılık veremez.” Hani babası oğluna düşkündü, oğlu babasına düşkündü, Kıyamet başlayınca hepsi başı derdine düşüyor. Korusana oğlunu işte, al üzerine kapan, korumaya çalış, daha önce yapıyordun, yapamıyor, yapamaz. Çünkü bu Mümin vasfıdır, Mümin Mümini korur, Müslümanı korur. O zaman küfür hakim olacağı için böyle bir şey olmayacak. “(hiç) bir baba, çocuğu için bir karşılık veremez ve (hiç)bir çocuk da babası için bir şeyi verebilecek (durumda) değildir.” Onun da zaten canı alınmış oluyor. Yani küçük çocukların da canı alınacak Kıyametten önce, azabı görmemeleri için. “Şüphesiz Allah'ın va'di haktır. Artık dünya hayatı sizi aldatmaya sürüklemesin ve aldatıcı(lar) da sizi Allah ile aldatmasın.” Allah ile aldatan çok fazla aldatıcı var görüyorsunuz her yerde. Tek tek sayarsam şimdi olmaz, ama herkes biliyor. Ama bak Allah diyor ki; “artık dünya hayatı sizi aldatmaya sürüklemesin” dünya hayatında bir şey yok diyor, Allah. Bir görüntü için, ucuz zevkler için sakın Allah’ı bırakmayın, Kuran’ı bırakmayın, Ahiret’i bırakmayın, güzel ahlakı bırakmayın, o ucuz zevkler de sizi boğar diyor ondan sonra Allah, çok canınız yanar. Çünkü bir mutluluk yok sonunda. Allah mutluluk vermem diyor. Şeytandan Allah’a sığınırım: “Sizin yaratılmanız ve diriltilmeniz yalnızca tek bir kişi(yi yaratıp sonra diriltmek) gibidir. Şüphesiz Allah, işitendir, görendir.” Bütün dünyanın yaratılması diyor Allah, bir kişiyi yaratmak gibidir Benim için diyor, son derece kolaydır diyor. Hani diyor ya insanlar nasıl Allah yapacak diye, bir anda yaparım diyor Allah. Şu anda da yaratıyor, bak koskoca dünyayı görüntü halinde gözümüzün önünde tutuyor. Sizleri gösteriyor, insanları gösteriyor. Şeytandan Allah’a sığınırım, “Kim de inkar ederse, artık onun inkarı seni üzmesin.” İnkar edenlere hakikaten bayağı üzülenler var, çok rahatsız oluyor, çok azap çekiyor. Allah üzülmesin diyor, bu muhkem hükümdür, haramdır. Yani ona üzülmeyecek. “Onların dönüşü Bizedir,” hepiniz ölüp geleceksiniz diyor Allah. Yani kısa sürede hayat bitiyor, bir anda ölüm geliyor “artık Biz de onlara yaptıklarını haber vereceğiz.” Bütün yapıp ettikleri, beynimizde nasıl video kaset gibi beynimizde kodlu ise, kaderimizde de kodlu. Yani kaderimize ait bir sistem içinde de kodlu. “Şüphesiz Allah, sinelerin özünde saklı olanı bilendir.” Yani kalbinizde saklı olanı Ben bilirim diyor Allah, hepsini bilirim. Allah videoyu da özel yarattı ki, insanlar kaderin nasıl olacağını anlasınlar diye, çünkü adam diyor ki, benim geçmişim nasıl bilinsin diyor, küçücük bir kasette 20 sene önce yaptığın yaşgününe ait bütün detaylar var, orada gülüyorsun, konuşuyorsun, neşeleniyorsun, nasıl yemek yediğin, nasıl oturduğun, nasıl kalktığın hepsi kodlu. O görüntüyü sana kim gösteriyor videoda? Allah gösteriyor. Ama onu videonun gücü zannediyor, halbuki onu yine beyninde Allah gösteriyor ona. O alette görünüyor zannediyor, yani o makinenin onu ona gösterdiğini düşünüyor. Halbuki yine beyninde Allah gösteriyor. Mesela 2. Dünya Harbi’ne ait film gösteriyorlar, orijinal film, yine beynimizde Allah gösteriyor. O zamanı Allah alıyor, bizim zamanımıza getiriyor. İstese Allah bizim zamanımızı da, o zamana alır götürür, onlar da film olarak seyredebilirlerdi. Var ya mesela gelecekle ilgili filmler yapılıyor, onun gibi, aynısı. Mesela 200 sene sonrasının filmini yapıyorlar hayali oluyor, ama o tabii hayali olmaz o zaman, gerçeği neyse onu görür inşaAllah. “Göklerde ve yerde olanlar Allah'ındır. Şüphesiz Allah, Gani’dir, Hamid’tir.” Bu ayet aynı zamanda Abdülhamit dönemine de bakıyor. Hamid’tir diyor ya, Abdülhamit dönemini veriyor, İnşaAllah. “Göklerde ve yerde olanlar Allah'ındır.” Yerde olanlar da Allah’ındır, o zaman adam çıkıp bunlar benim derse olmaz. Ben bekçisiyim diyecek. Ona ait değil, Allah Bana ait diyor, iki tane sahip olmaz. “Görmüyor musunuz ki, şüphesiz Allah, göklerde ve yerde olanları emrinize amade kılmış,” Şimdi, yerde olanları insanlar biliyor ama, göklerde olanları daha tam görmediler. Bunlar da onların emrine girecek, göklerde olanlar. Kuran’ın buradaki vaadini daha çok görecekler. Gerçi bir yönüyle bu tahakkuk etmiş oluyor tabii, kuşlar var göklerde, uçaklar var, başka şeyler var. Ama, daha da başka varlıklar var inşaAllah. “Açık ve gizli sizin üzerinizdeki nimetlerini genişletip-tamamlamıştır.” Allah bak, “açık ve gizli üzerinizdeki nimetlerini genişletip-tamamlamıştır”. Mesela bu çok anlamlı bir ayet. Bak gizli diyor Allah, üzerinizdeki nimetlerini genişletip, bir kere genişletip ve tamamlamıştır. “(Buna rağmen) İnsanlardan öyleleri vardır ki, hiçbir bilgiye dayanmadan, bir yol gösterici ve aydınlatıcı bir kitap olmadan Allah hakkında mücadele edip durur.” Darwinistlerin kişiliği. Bak “öyleleri vardır ki hiçbir bilgiye dayanmadan” ellerinde hiçbir delil yok, hiçbir açıklama yok, bilimsel tek bir delil kullanamıyorlar. “bir yol gösterici ve aydınlatıcı bir kitap olmadan Allah hakkında mücadele edip dururlar” diyor Allah. Gece gündüz kendini ona adıyor, Allah ile mücadeleye adıyor. Allah’ın varlığına yönelik bir red politikası tarzında çalışması oluyor. Bakın hep göklerden bahsediyor Allah, bak bu ayeti de açtım şimdi orası rastgeldi, “Rabbin, göklerde ve yerde olan herkesi en iyi bilir.” Şimdi göklerde ve yerde; yerde olanlar Mehdi (a.s.) var, talebeleri var, yani özel insan olarak. Ama göklerde olan kim var? Hz. İsa (a.s.) var. Bak, herkesi diyor en iyi bilir. “Andolsun, Biz peygamberlerin bir kısmını bir kısmına üstün kıldık ve Davud'a da Zebur verdik.” Buradan da peygamberlere geçilmesi çok manidar. Orada bir ima var, Hz.İsa (a.s.)’ya inşaAllah. Evet 50. ayet nereden başlıyor? Buradan; “dediler ki: "Biz kemikler haline geldikten, toprak olup ufalandıktan sonra mı, gerçekten biz mi yeni bir yaratılışla diriltileceğiz?"” Onlar kafayı kemiğe ve ete taktıkları için, halbuki insanı gören ne kemik, ne de et. Şimdi beynimizde insanın görüntüsü oluşuyor, elektrik olarak geliyor beynimize. Peki beynimizdeki bu görüntüyü, bu elektriği et mi görüyor, kemik mi görüyor? Ruh görüyor. Sesi et-kemik görmüyor, beynimize o da elektirik akımı olarak geliyor ama, onu duyan da ruh. Dolayısıyla ete ve kemiğe kafa takmaları bilgisizlikten kaynaklandığı anlaşılıyor. “De ki:” diyor Allah “ister taş olun, ister demir." Yani isterse fosilleşmiş olun. Bak taş haline, çünkü fosil taş haline geliyor değil mi? Bizim getirdiğimiz bütün fosiller, hayvan fosilleri taş halinde, taşlaşmış, yani kemik olmaktan çıkmış, kemik vasfını kaybetmiş. Kalsiyum veyahut diğer mineraller veyahut silisyumun sızmasıyla taşlaşmış. Yani biz artık ona kemik diyemiyoruz. Kemik vasfı yok. “İster demir” diyor, fosillerin içerisindeki demir, yani hayvanın kanındaki demir kalıyor, yani metal olarak kalıyor. Bir de bazen demiroksit daha da yoğun olabiliyor fosillerde, yahut demir başka bileşikler de olabiliyor, Allah ona da dikkat çekmiş. Yani bir yönüyle tabii bu ayet, ilk anlamının ikinci anlamı bu. İlk anlamı taş da olsa, demir de hiç fark etmez anlamında söylüyor Allah. Ama ikinci anlamı bu. “"Ya da göğüslerinizde büyümekte olan (veya büyüttüğünüz) bir yaratık (olun)." Bu çok manidar. "Ya da göğüslerinizde büyümekte olan (veya büyüttüğünüz) bir yaratık (olun)." Kafanızda hayali meydana getirdiğiniz bir yaratık. Var ya insanlar kafalarında böyle yaratıklar düşünüyorlar, son zamanda özellikle. “Bizi kim (hayata) geri çevirebilir" diyecekler. “De ki: ‘Sizi ilk defa yaratan.’” Bu kadar diyor Allah. Şu an nasıl gösteriyorum diyor size görüntüyü, hayalimizde şu an biz renkli olarak bir dünya görüyoruz. Şu an yapıyor muyum diyor Allah, yapıyor Allah. İşte Ben bunu nasıl yapıyorsam, ertesi gün nasıl yapıyorsam, daha ertesi gün nasıl yapıyorsam, aynı bilgi ve aynı yöntemle yapacağım diyor. Bu güce sahip olduğumu size gösteriyorum diyor, tekrar da ediyor bu, şu an yaşıyorsunuz bunu diyor, bu gücümle yapacağım diyor. “Bu durumda sana başlarını alaylıca sallayacaklar ve diyecekler ki: "Ne zamanmış o?"” Alaycılığı da Allah yaratır. Mesala bir mucizedir, insanın alaya gücünün yetmemesi lazım normalde, korkudan alay edememesi lazım. Konumundan dolayı alay edemeyecek durumda olması lazım. “"Ne zamanmış o?" De ki: ‘Umulur ki pek yakında.’” Bakın, “bizi kim (hayata) geri çevirebilir diyecekler.” Yani Kıyamet ne zaman olacak diyecekler. Ne zaman oluyormuş? “De ki: "Umulur ki pek yakında."” Yine Ahir zamana dikkat çekilmiş oluyor. “Sizi çağıracağı gün, O'na övgüyle icabet edecek ve (dünyada) pek az bir süre kaldığınızı sanacaksınız.” Sizi çağıracağı gün yani kaldırdığı gün, ayağa kaldırdığı gün, O’na övgüyle icabet edecek, Allah’a karşı ters bir tavır kullanamayacaksınız diyor (haşa). “Pek az bir süre kaldığınızı sanacaksınız.” Ne kadar kaldınız diyor, yani herhalde çok aşırı kısa kaldık benim anladığım diyor. “Bir göz açıp kapama kadar kaldık” diyor. Öbürü diyor ki, “öyle değil öğlenden akşama kadar kalmış olabiliriz” diyor, “o kadar kaldığımızı düşünüyorum” diyor. Bir kısmı diyor ki, “bir günün bir tarafı kadar kaldığımızı zannediyorum” diyor. Ama genellikle hep verdikleri süreler çok kısa. Yani çıkaramıyorlar izafi olduğu için zaman, beyninde onu toparlayamıyor kalktığında. “Kullarıma, sözün en güzel olanını söylemelerini söyle. Çünkü şeytan aralarını açıp bozmaktadır. Şüphesiz şeytan insanın açıkça bir düşmanıdır.” Bak, “kullarıma, sözün en güzel olanını söylemelerini söyle.” Şimdi konuşurken bir söz vardır, normal sözdür, bu kurtarmaz. Bir güzel söz vardır, bu da eh, ama bakın en güzel olanın söylemelerini söyle diyor Allah. O anda insanın içi açılır. İltifat edersin, gönül alırsın, en mütavazı ve en sevecen üslupla karşılık verirsin, en güzel karşılığı verirsin. Bak aksi durumda Allah diyor ki, “çünkü şeytan aralarını açıp bozmaktadır.” Özellikle inananların, Müslümanların arasını bozma konusunda Müslümanın çok dikkatli olması gerekiyor, şeytanın bu etkisine karşı. Bak, ”çünkü şeytan aralarını açıp bozmaktadır.” Yani muazzam bir gayret halindedir şeytan diyor. Buna karşı çözüm de herhangi bir söz değil, en güzel olan sözü söylemeniz lazım diyor Allah. Bunun durması için diyor. “Şüphesiz şeytan insanın açıkça bir düşmanıdır.” Yani işi gücü bırakır, zaten şeytan Müslümanla uğraşır. İyi insana musallat olur, Müslümanı nerede görürse şeytan ona yüklenir. Kötüyle zaten pek bir işi olmaz, adam zaten adam öldürüyor, seri cinayet işliyor, ırza geçiyor, gasp yapıyor, işkence yapıyor, zaten yapıyor yapacağını adam, yalan söylüyor. Zaten günü normal geçmiyor adamın, her gün bir psikopatlık yapıyor. O şeytanın eline düşmüş, ama burada asıl dikkat edecek olan Müslüman. “Şeytan insanın açıkça bir düşmanıdır,” bilip, biz Müslümanız ne olacak, bize bir şey olmaz, birbirimizi seviyoruz, bize dokunmaz demeyecek. Sana dokunur, dokunur yakanı bırakmaz. Bir de Müslüman daha detaylı düşündüğü için, daha ince düşündüğü için daha alıngandır. Yani iyi bir insandan bir kötülük gördüğünde insanın çok daha ağırına gider. Mesela bir pislik adamdan geldiğinde vız gelir tırıs gider yani hiç etkilenmez. İyi insandan bir şey, söz geldiğinde, bir tavır geldiğinde çok şiddetli etkilenir. Onun için mesela diyor ki, içeri girdi, merhaba dedi, merhaba dedin, olmadı bu. Bu soğuk bu, gitti oturduysa. Merhaba diyecek, canım ciğerim diyecek, neyse artık orada güzel bir şey söyleyecek. Bugün seni çok iyi görüyorum diyecek, ben de seni çok iyi gördüm diyecek, Allah günümüzü hayırlı etsin diyecek. Sevinçle karşılayacak, yüzünde güzel bir ifade, sevgi ifadesi, bir pırıltı olacak veya diyecek, en güzeli hangisi olabilir? Çünkü en güzel söz Allah’ın rızasına en uygun olan olmuş oluyor. Onun için Müslümanın kafası uykunun dışında 24 saat çalışır, çok uyanıktır. Yani seçer, en iyi söz hangisi olur şu an? En iyisini seçeyim, onu söyleyeyim der. Yanlış anlaşılabilecek söz hangisidir, aman ben bunu söylemeyeyim der. Yani Müslüman öyle, argo karşılıkları var da, onları söylemeyeyim, yani ağzına geleni söylemez. Detay düşünür, incelikleri çok iyi görür, detayları çok güzel görür. Çünkü mesela her iltifat da uygun düşmeyebilir. Bazen güzel olmayan bir insana, ne kadar güzelsin diyor, mesela bu hakaret olur. Gerçekten güzelse iltifat edilir. Çünkü kızdırır onu. Yani öyle olmaz. De ki, ahlakın çok güzel de, kişiliğin çok güzel, yüzündeki ifadeyi beğendim de, insancıl tavrın de, sevecen de, etkileyici dersin, neyse artık. Helaliyse onu da der mesela çok hoş görünüyorsun, etkileyici de diyebilir, onun benzeri. Ama olmayan bir şeyi söylemek, ne güzel söz söyledim diyor, zarar verirsin, olur mu öyle şey? Mesela güzel olmayan bir şeye güzel denmez. Onun genel atmosferi övülür öyle bir şeyde. Mesela bu bir inceliktir, bir detaydır. Merhabaya merhaba ile karşılık verilmez, daha güzeliyle. Allah diyor ki, “size selam verildiğinde aynıyla veya daha güzeliyle karşılık verin” diyor Allah. Daha güzeli iyidir inşaAllah. Mesela bir sevgi ise, ona on sevgiyle karşılık vermek lazım. Bir iltifatsa, on iltifatla karşılık verilmesi lazım. Mesela “nasılsın” diyor, “iyiyim”, şimdi bu olmadı, bu çok ipsiz sapsız bir cevap bu, olur mu? “Allah’a hamdolsun, çok iyiyim, teşekkür ederim, sen nasılsın, Allah daha iyi etsin”, iç açıcı bir ortam olması lazım. İşte bak Allah çok hayati bir konuya dikkat çekiyor. “Kullarıma sözün en güzel olanını söylemelerini söyle.” Yani her şeyde Allah’ın rızasının en çoğu vardır, en güzel sözde de Allah’ın rızasının en çoğu vardır. Mesela ne bileyim, sağlığını sıhhatini koruma konusunda titiz olmak lazım. Eleştirirken de öyle bir cümle seçeceksin ki, biraz gönlünü alır gibi, biraz onu onore ederek ama onu en az rencide edecek kelimeyi bulmak lazım, cümleyi bulmak lazım. Çünkü eleştiri insana çok ağır gelir genelde, nefsine ağır gelir. Hele düz eleştiri çok rahatsız eder. Özellikle böyle Müslümanlar arasında çok özen olması lazım. Kendinden eleştiri olur, mesela ortaya laf söylemek de çok kızdırır yalnız, o da mesela bir uyanıklık değildir. Mesela diyor ki, ben ortaya laf söyledim. Senin onu ima ettiğin belli, ima çok kızdırır. Yani çok rencide eder, öyle olmaz. Çok mecburiyet varsa ima olabilir. Daha gerginlik olacaksa, kötü bir şey olacaksa ima olur, onun dışında ima olmaz. Gönlünü alarak, bunun önemli olmadığını söyleyerek. Ne bileyim mesela çok öfkeli, Kuran’a dayandırarak söylemek lazım, bizim sevgilimiz olan Allah öfkeli olmamamızı söylüyor, ayette bunu söyledi dediğinde, zaten onun eleştirisi değil ki, Kuran’ın emri o olmuş oluyor. Dolayısıyla ondan kurtulmuş olur. Ama şahsi kanaat olarak söylerse o onu rahatsız edebilir. Allah diyor dersen, rahat olur. Çünkü herkesin kabul ettiği en üstün sonsuz güce tabi oluyorsun. Ama benim şahsi kanaatim bu dersen, o olmaz.
ALTUĞ BERKER: Hocam siz daha iyi bilirsiniz inşaAllah. Ayette, “yoksa şeytan aranıza girer” diyor, sözün en güzelinden bahsederken, bir başka deyişle birlik olmanızı engeller anlamı olup, Müslümanın, sizin önemle üzerinde durduğunuz Müslümanların birliği, İslam’ın birliği, Üstadın bu önemli farz demesindeki önem de işari olarak..
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Bu ayet için mi diyorsun?
ALTUĞ BERKER: Evet Hocam.
ADNAN OKTAR: Güzel maşaAllah. “Çünkü şeytan aralarını açıp bozmaktadır.” bölünürsünüz, parçalanırsınız, çok güzel maşaAllah. Tabii, bak birinci olarak o bir kere, ilk anlamı olarak o tabii. Bak bu küsmenin dışında bir şey, parçalanırsınız. İslam alemine uygulandığında bu ayet, bütününe bakıldığında, parçalanmış oluyor, birbirine düşüyor. Nitekim Alevi, Sünni çatışması oluyor, o ona, o ona, o ona. Şiiler, Aleviler, Caferiler, Sünniler hepsi birbirinden mübarek, hepsi birbirinden güzel insanlardır. Her zaman söylüyorum, Aleviler mesela aslandır diyorum. Tabii çok yiğit delikanlı bir topluluktur, bir inanç sistemidir. Bitkileri severler, hayvanları severler, insanları severler, dostluk olsun, arkadaşlık olsun, detaya girerler, böyle ince düşünürler, ılımlıdırlar, şefkatlidirler, çok güzel, bayağı güzel işte. Hz.Ali (r.a.)’ye aşkla, muhabbetle bağlıdırlar. Oniki imama, Ehl-i Beyt’e, ama ne aşk, ne muhabbet, böyle derin bir sevgiyle sevgi duyarlar, daha ne istiyorsunuz, ne güzel işte, maşaAllah. Allah’ımız bir, Kitabımız bir, kıblemiz bir, hepsi bir. Niye düşman olalım?
ALTUĞ BERKER: Bir de“sözün en güzeli” diyor Hocam, siz daha iyi bilirsiniz inşaAllah. Mesela 2 saat evvel canlı yayında siz Mahmut Efendi Hazretleri’ne, Şeyh Nazım Kıbrisi Hazretleri’ne çok böyle ruhu coşturan, sevgi dolu, muhabbet dolu, onların şahsında camialarına çok güzel sözler ifade ettiniz. Bütün camiaların, bütün Müslümanların böyle birbirlerine bu şekilde yapması Allah’ın izniyle, bu örnekle birliği de temin eden bir unsur.
ADNAN OKTAR: Yani hakikaten tertemiz insanlar, hakikaten çok güzel, çok olgun. Mesela, Mahmut Efendi çok nezih bir insandır, son derece olgundur. Yanında 10 dakika dursa bir insan hal alır. Mesela Şeyh Nazım da öyle, sohbetinde bulunduğunda pür neşe gidersin evine, acayip için açılır. Üzerinden bir ton yük kalkmış gibi olur. Bu böyledir inşaAllah. Mesela rahmetli Muhammed Raşit Erol Hazretleri, Adıyaman’da, bakan böyle adeta manen bir bayram havasına giriyordu, bir coşkuya gidiyordu. Otobüslerle gidiyorlardı, 10 dakika sohbetinde bulunup geliyor, adam bambaşka bir adam oluyordu. Bir kere gözgöze geliyor, müthiş bir muhabbet hissediyor, nedir? Oradaki olgunluğu işte onun, nezaketi, yüzündeki nur, mazlumluğu, gösterdiği her türlü güzel ahlak. Üslubundaki, nezaketindeki herhangi güzel bir tavrı bile onların ruhunda çok şiddetli etki yapıyor. Yani örnek insan çok önemlidir. Onlar da örnek insanlardı. MaşaAllah. Tamam bugün konuşmamızı bu kadarla bitirelim, yarın devam edelim inşaAllah.
SUNUCU: Yarın tekrar görüşmek üzere iyi geceler.
Adnan Oktar Diyor Ki...
Devamı ...Harun Yahya Etkiler
Devamı ...Evrim Sözlüğü
Devamı ...
Kuran Tefsiri
Devamı ...Kuran'ın Bazı Sırları
Devamı ...Basında Harun Yahya
Devamı ...