SUNUCU 1: İyi akşamlar sayın izleyicilerimiz ve dinleyicilerimiz. Bu akşam Harunyahya.Tv, Mavi Karadeniz Radyo ve Kocaeli Tv’den canlı olarak yayınlanan Adnan Oktar’la Gece Sohbetleri programında yine sizlerle birlikteyiz. Birbirinden önemli konuların yer alacağı programımıza, bilmediğiniz, merak ettiğiniz konulardaki sorularınızla sizde e-maillerinizle katılabilirsiniz. Konuklarım Harun Yahya müstear ismiyle yazdığı 300’ü aşkın kitabıyla tüm dünyaca tanınan yazar Sayın Adnan Oktar. Hoş geldiniz.
ADNAN OKTAR: Hoş bulduk efendim. Sizler de hoş geldiniz.
SUNUCU 1: Nasılsınız?
ADNAN OKTAR: Allah’a hamdolsun. Sizleri de çok iyi gördük.
Allah’ın hikmeti, yani insanın yüzünü böyle mühür gibi kişiliğine vurması, hemen anlaşılıyor ne oldukları. Yani öyle bir zorluğa girmiyor. Hani diyorlar ya “ben zamanla anlarım”. Ne zamanla anlayacaksın? Bakar bakmaz anlaşılıyor. Üç aşağı beş yukarı. O belki pekişiyor olabilir. Çok nadir vakalarda sürpriz gelişmeler olabilir. Ki o da normal değil yani bir insan akıllı ve kaliteliyse zaten hemen belli olması lazım. Zamanla belli olması garip bir şeydir. Anlaşılmaması garip bir şeydir değil mi? Mesela nezaketinden, sevecenliğinden, güzel huyundan hemen anlamamız lazım. İzlemeci olmak iyi değildir, yani o yanlış biliniyor. Hani ben izlerim düşüncesi, mesela ben dinlemeyi daha çok severim. O zaman herkes dinler, müthiş zor bir ortam meydana gelir. Yani mutlaka dengeli olması lazım. Hem dinlemek önemlidir, hem konuşmak önemlidir. Yani yarı yarıyadır, en az yarı yarıyadır. Bu yanlış biliniyor, insanlar arasında yanlış bilinen bir şey. Çünkü sen konuş ben dinleyeyim dediğinde, ben seni izleyeceğim, ne olduğunu anlamaya çalışıyorum ama senin beni anlama hakkın yok anlamına gelir. Yani senin beni anlaman önemli değil, ama benim seni anlamam çok önemli anlamına gelir. O zaman, bir psikiyatristin önüne gelmiş bir hasta gibi olur, insan herhalde bir acayip olur, değil mi? Karşısına geçmiş gibi olur. Candan arkadaşlık olmaz. En güzeli doğal, samimi, arkadaşça üsluptur. Yani suskunluk genelinde hep risklidir. Güzel bir şey değildir. Konuşan insan iyidir, çünkü deşifre olur. Ne varsa içine dışına, hatası da varsa ağzından dökülür, o iyi olur. Ama öbürü demek istiyor ki, ben kendimi tutuyorum, muhafaza ediyorum, gizliyorum yani konuşursam sanki olumsuz bir şeyler ortaya saçılır. Ben bunları söylemeyeyim en iyisi gibi olur.
SUNUCU 1:Biraz sinsilik değil mi Hocam?
ADNAN OKTAR:Öyle gibi anlaşır, güzel anlaşılmaz. Onun için konuşup, çünkü hatasıyla da insan güzeldir. Utanıyor mesela kızarıyor. Mesela ne kadar güzel, haya imandandır. Şahane bir şey bir genç kızın kıpkırmızı olması, utanması. Yani o çok değerli olduğunu gösterir, güzel olduğunu gösterir. Toplum arasında öyle birçok şey yanlış biliniyor. O yüzden de insanlar o kadar rahat yaşamıyorlar. Yani mutlu yaşamıyorlar. Halbuki mutlu yaşamak o kadar kolay ki. Rahat yaşamak o kadar kolay ki.
Mesela bugün, dün herhalde zannediyorum Ahmet Altan’ın yazısıydı, yanlış aklımda kalmadıysa. İnsanlarımız her gün feci şekilde ölüyor, diyor. Yani her gün feci şekilde ölüm haberleri geliyor, diyor. Mesela bu doğru bir teşhis. Bunu engellemek mümkün. Bir yerde patlama oluyor, bir yerde işte geminin üzerine sac düşüyor, altında feci şekilde kalıyorlar. Oksit asetilen kaynağı yaparken tüp patlıyor. Yani bunlar iyi akıl kullanıldığında, dikkat verildiğinde, çok net netice alacak olaylardır. Bir de bizim insanlarımız çok kıymetli, çok sevecen, güzel insanlar. Bir de yazık değil mi yani çok rencide oluyorlar, üzülüyorlar, acı çekiyorlar ve huzursuz bir görünüm oluyor. Bunlar ilk planda aklıma gelenler. Biraz benim hoşuma giden bir yazı olduğunda aklımda kalır kısaca, ama boş yazıları hiç okumam, yani öyle üzerinde de durmam, dikkatimi de vermem. Ama tabii hepsi doğrudur demiyorum. Mesela bizim askerlerimizi koruma konusunda da, mesela çok önceden söyledim. Naçizane ben o kadar bilmem ama, yani büyüklerimiz daha iyi bilirler, askerlerimiz zırh kullansın dedim, kurşun geçirmez yelek. Bu adamlar her attığını vuruyor, bu nasıl oluyor bu yani? Mesela kalbine isabet ediyor kurşun ve geçiyor, akciğerine geliyor geçiyor. Yani kalın zırh kullanılırsa hiçbir şey olmaz. Kafasında da mesela kalın zırh kullanırsa, kurşun geçirmez camdan oluşan mesela gözünü de muhafaza eden bir sistem olursa bir şey olmaz. Mesela karakola kurşun atılıyor, rahatça camdan içeri giriyor, öyle karakol olmaz. Kurşun geçirmez cam olması lazım. Pahalı, verelim bütün parası neyse verelim yani. Bizim kardeşlerimiz, Mehmetçik değil mi? Şehit olması, onların öyle perişan o hale gelmesi diğer kardeşlerimizin, ailelerimizin zor durumda kalması makul bir şey mi? Niye onlara öyle bir imkan tanıyalım? Mesela bak karakolları dedim çelik kaplatalım dedim, içten değil mi? Yani öyle bir şey yapalım ki, Ankara Kalesi olsun. Hiçbir şekilde de etki etmesin. Pencereler mesela, koskoca pencere olur, hatta çift kat kurşun geçirmez cam takılır. Hatta top mermisi bile etki etmeyecek hale getirilebilir ve çocuklar da son derece güvenli olur. Bir de karakol altlarında bağlantılar kuracak tüneller oluşabilir. Mesela o karakoldan o karakola, o karakoldan o karakola tünel. Mesela bir sis bastırıyor, bu köpekler hemen üşüşüyorlar, sisli hava da. Çocuklar da nereye ateş ettiğini bilmiyor. Onlar biliyor, hedef belli çünkü dar bir alan. Onlar 360 dereceden geçiyorlar adamlar, her yerden saldırıyor. Onun için dezavantajlı olmuş oluyorlar. Yani bunlar, paraysa parası verilir, teknik imkansa teknik imkan sağlanır. Ben bunu 2 yıl önce söylemiştim. Yani tabii ki Genel Kurmay çok daha iyi bilir, ama ben bir vatandaş olarak bunu söylemezsem içim rahat etmiyor. Yani vicdanen rahatsızlık duyuyorum, o yüzden söylüyorum. İnşaAllah iyi olur, güzel olur, daha iyi olur.
SUNUCU 1: “Selamlar mübarek Hocam. Sizden öğrendiklerimle arkadaşlarımla konuşuyorum. Yalnız onların anlamadığı ve size sormak istediğim çok önemli bir konu var Hocam. Allah rızasını bilip de en çoğunu yapmamak olmuyor. Fakat konuştuğum insanlar da, normal hayatımı da yaşarım, Allah rızasına da uyarım gibi bir mantık oluyor. Allah rızası için yaşamak ile, halen yaşadıkları hayat arasında ne gibi değişiklik olacak? Bunu fark edemiyorlar veya anlamıyorlar. Bu farkı nasıl anlatabilirim?”
ADNAN OKTAR: Allah’ı sevmeden zaten mutlu hayat aklı başında bir insan yaşayamaz. Allah’a tam teslim olmadan, Allah’ı tek sevgili haline getirmeden rahat yaşayamaz derin düşünüyorsa. Ama sathi düşünüyorsa sarhoş gibidir. Yani onun sevgisi zaten sevgiye benzemez, yaşaması yaşantıya benzemiyor, ölü gibi yaşıyor yani çok huzursuz yaşıyorlar. Ne yaptığını bilmiyor ki, kendinde değil. Ne konuştuğundan haberi oluyor, ne yaşadığından haberi oluyor. Sorduğumuzda da mutlu değilim diyor zaten.
SUNUCU 2: Güveneceği kimse de olmuyor.
ADNAN OKTAR: Tabii. Bizzat kendi ifadesi oluyor yani, ben mutlu değilim diyor. Hiçbir şekilde mutlu değilim diyor. Allah esirgesin hatta intihar düşüncesi kafasından geçiyor, uyuşturucu kullanıyorlar, her gün içki içiyor. Niye içiyorsun diyorsun, unutmak için içiyorum diyor. Acımı hafifletmek için içiyorum diyor. Bu mutluluk mu bu? Allah’a tam teslim olan, çok huzurludur güzel yaşar. Tabii biz huzurlu, güzel yaşayalım diye Allah’a tam teslim olmayız. Allah’ı sevdiğimiz için, Allah rızası için Allah’a teslim oluruz. Hakikaten öyle olması gerektiği için, hakikaten sevdiğimiz için. Çünkü bütün güzellikleri yaratan O olduğuna göre, bütün güzelliklere olan sevgimiz hepsi Allah’adır. Allah insanda tecelli ediyor, mesela kelebekleri gösteriyoruz nefesimiz kesiliyor. Kuşları gösteriyoruz, resim, yani insan hakikaten kasılıyor. Yani şimdi onu alıp, insan eline alıp sevmek istiyor. Şimdi hafif sevmeyle rahatlamazsın, biraz bastırsan ölür, elinde kalır. Çaresizlik var yani. Şimdi normalde onun gagasını ısırmak lazım o adamın yani. İnsan rahatlayamaz başka türlü. İşte bu Cennette rahatlıyor insan. Burada bizim sevgi yönünde ruhumuzun tatmin bulması mümkün değil, yani olmuyor. Nereye bakarsak bakalım olmuyor. Hep bir eksiklik hissediliyor, yani kısmen bir doyuma ulaşıyor. Mesela tavşan geliyor, çıldırtıcı görünümü, küçücük böyle ağız, burun böyle mırmır sürekli oynuyor. Hani tavşan gibi bakıyor derler ya, o kadar mazlum ki, insan müthiş acıyor. Yumuşacık kemikleri falan, ponpon bir de sıcak adam. Yerinde duramıyor, bir de kuyruk var arkada şu kadarcık da bir şey. Hayır bacaklar zaten komik, yani hoplayarak falan yürüme. Yani adam baştan sona komik böyle, hareketleri. Zavallılığı, kendini koruyamaması değil mi? Teslim olması, onu şiddetli tatlı hale getiriyor. Mesela görüyorsunuz kedileri çıkarıyorlar falan, her biri bir olay çıkartıyor. Her birinin ayrı bir icraatı var. Çıkmış kaplumbağanın üzerine, öbürü geziniyor falan, karton film gibi ortalık. Fakat tabii doyasıya insan sevemiyor, yani sterillik yönünden de sevemiyor. İnsan isterki onun her tarafını öpsün; ağzını, burnunu, kulaklarını falan değil mi? Ama mümkün değil. Mesela evin içinde insan rahatça kedi besleyemiyor. Yoksa ne tatlı hayvan, normalde mesela beraber yatacaksın kediyle, normali budur. Yatağına girecek yatacaksın. Kafayı yastığa koyacak yatacaksın. Sabah onunla beraber kalkacaksın inşaAllah. Ama bunların hepsi Ahirette mümkün. Mesela köpekler de, acayip tatlılar yavrularını görüyorsunuz, birbirinden şekerler. Hayır bir tane tatlı olur, iki tane hepsi tatlı yani. Bir de ne kadar çok çeşit yaratmış Allah maşaAllah, elhamdülillah. Ki bu 99 çeşidi de yok olmuş bakın düşünün. Bir çeşidi kalmış hayvanların. İşte evrimciler oradan kafalarını bozuyorlar, inşaAllah.
Şimdi onlarında tabii, konu gelmişken eksik, hatalı yönlerini teknik olarak önümüzdeki günlerde bir bir yeniden anlatacağız. Gerçi orada anlattık ama yeniden anlatacağız. Tabii onlara öfkeyle de yaklaşmıyorum ben. Gerçi şakacı bir üslubum var ama, yani öyle bir nefret, bir kin duymuyorum, hakikaten acıyorum. Yani tek yanlı çok güçlü bir eğitim veriliyor çünkü. Mesela Meydan Larousse açıyoruz evrim, mesela yabancı ansiklopedilere bakıyoruz evrim, kütüphaneler evrim, her yer evrimle dolu. Çocuklar nereye kafayı döndürseler evrim. Adeta hipnotize oldular böyle o telkinle. Nasıl candan anlatıyor hayret yani? İnsan gözlerine inanamıyor. Büyülemişler adeta çocuğu. Akciğer, tek seferde mutasyonla oldu diyor. Kardeşim akciğer İstanbul’dan daha karışık, yani yapısı. İstanbul trafiği hiç kalır, sokakları caddeleri. Tek tek, ince ince, kalın kalın ve değişik mukus salgılayan yapısı var, oksijen alış-verişi yapan yapısı var, yani akıl almaz harikadır akciğer. Nasıl mutasyonla olsun? Mutasyon dediğin senin kör bir vuruş. Mesela mükemmel bir yapı oluyor, bir kristal yığını düşün, adam alıp bir taşa atıyor, şangır şungur kırılır. Çok nadir, mesela bir vazonun ucunda bazen bir hafif çıkıntı olur, taş tam oraya gelir kırar onu; ya dersin fena değil, güzel de oldu, böyle de olur dersin. Mutasyon bunu yapar. Genelinde yüzde 99 yıkıcıdır. Yani eciş bücüş yapar, darmakeşan yapar. Mesela mutasyon bir çocuğa bir çarpıyor, mesela dudağına çarpıyor, dudağıyla ilgili gene çarpıyor, dudağı böyle karmakarışık oluyor. Bir dudağı yukarıda, bir dudağı aşağıda karmakarışık hale gelir, yani muazzam tahribat yapar. Yani öyle anlamlı bir dudak meydana getirmez. Büyük bir ihtimalle çok nadir durumu muhafaza eder. Mesela biraz daha yan tarafı büyümekle beraber, eh yani idare edecek de diyebilirsin. Ama şunu da diyebiliriz, yüzde 100 bozar aslında. Mutasyon sonucu eli yüzü düzelmez. Mesela bak çeçe sinekleri üzerinden yapıyorlar, denemeler yapıyorlar, kat kat kat fazla sayıda, çok çok fazla sayıda denemeyle yapıldığı halde, hep hayvanlar bozuk. Kanatları eciş bücüş, ağız, burun eciş bücüş hep ölüyorlar, yaşayamıyor hayvanlar. Kardeşim laboratuvarda deneyini yapıyorsun sen görüyorsun işte olmadığını. Anladığın halde bunu niçin inat edersin? Bir de bunun olabilmesi için zaten bir kere mükemmel bir sisteme ihtiyaç var. Önce bir İstanbul gibi bir şehir olacak. İstanbul’a havadan, Allah esirgesin, birinin el bombası attığını düşün. Bir evin üstüne düşecek. Bazen evin çatısını çok nadir tahtalarını kırar, fakat orada tarz oldu derler ya, bir tarz meydana gelebilir. Ama önce bir İstanbul şehrine ihtiyaç var, yani İstanbul şehrinin olması gerekiyor önce. Ondan sonra oraya atılan bir şeyle bir mükemmellik bekliyor adam. Ama normalde bomba düştüğünde darmakeşan eder, kırar, yıkar ve batırır ve bozar. Milyonda bir ihtimal belki bir tarz meydana getirebilir. Kardeşim madem öyle iddia ediyorsun mutasyonlar öyle etkili, bütün fosiller eciş büçüş olması lazım. Jilet gibi fosiller buluyoruz. Ne kadar? 300 milyon adet ve üstünde ve hiçbirinde patoloji göremiyoruz, hep düzgün. Çok çok nadir bulunuyor patolojik. Hayvan romatizmaya yakalanmış, tespit ediliyor zaten romatizmadan dolayı. Dolayısıyla bunların bu bakış açılarını kavrayacakları zengin örneklerle anlatmak önemli, yani düz ilmi anlatımla anlamıyorlar, örnekle iyi anlıyorlar. Bir de tek bir örnekte değil, zengin, defalarca örnek vereceksin. Mesela on, yirmi örnekten sonra kafaları açılmaya başlıyor. Büyünün etkisiyle hipnotize halindeler, hipnozdalar.
SUNUCU2: Hocam zatenYaratılış Atlası’nda bir sürü örneğiniz var.
ADNAN OKTAR: Zaten o kitabı okuyan bir daha belini kaldıramaz, yani mümkün değildir. Zaten onların tavsiyesi de okumayın diyorlar, çözüm bu. Aman oraya buraya gitmesin, okumayın, satın almayın, varsa da yakın, yok edin. O kadar çok yazı var ki bununla ilgili, bir tane, iki tane değil. Hitler zamanında var kitap yakmak. Ben yakamasınlar diye özellikle iri yaptırdım kitabı. Sobaya falan girecek gibi değil. O yüzden yakamıyorlar. Çöpe de atamıyorlar çünkü çöpçülerin dikkatini çekiyor, bu ne diyorlar böyle koskoca bir şey ağır. Açıyor, o zaman ben bunu alır evime götürürüm veyahut birisine veririm yazık buna diyor. Çöpe de atamıyorlar. Parçalasa bayağı sağlam ben onu misineyle diktirdim böyle, öyle asıp keseceği gibi değil. Elektrikli testereyle belki yapabilir. Ki onda da çok büyük olay çıkar yani çok çok zor. Dolayısıyla oradan da güçleri yetmiyor. Avrupa’da her gönderdiğim kitap adamların evinde. Mesela Avrupa’da bir dergide bir resim yayınlanıyor bir şey yayınlanıyor, bakıyorum adamın kütüphanesini gösteriyor benim kitap kenarda duruyor. Veyahut ünlü sanatçının evini gösteriyor, bakıyorum evinin kenarında duruyor kitap. Çünkü saklasa başkasının da dikkatini çeker, bunu niye buraya sakladın diyecek. Çok acayibine gider, kitap saklanmaz. Ortayada mecburen koydukları için, gelenler bu nedir diye bakıyorlar. İki üç sayfaya bile bakmış olsa, konu bitmiş oluyor. Zaten okuma yazması olmayan bile anlar, yani öyle karmaşık bir şey değil. On tane sayfasına baksa evrim yok değişmemiş, olduğu gibi. Çünkü hayvanların resmi yanında yaşayan hayvan, yüz milyon yıllık fosilde yanında. Baktığında değişiklik yok. Kardeşim birinde yok, ikisinde yok, onunda yok, yüzünde yok, 300 milyonunda yok. Yoksa yoktur niye inat ediyorsunuz değil mi? Hayır olsa derdik ki, Allah evrimle yarattı derdik. Ama yok niye doğruyu söylemiyor musunuz? Doğruyu söylememe biraz yaygın benim gördüğüm, biz uğraşacağız bunlarla. Bazı dindar kardeşlerimizde de doğru söylememe olayı oluyor, materyalistlerde de doğru söylememe oluyor. Ama her solcu, her ateist, her Marksist kötü ahlaklıdır, zalim adamdır fikri doğru değil. Ben görüyorum mesela birçok solcu çok insancıllar. Demokrasiyi istiyor, özgürlük istiyor iyi yönleri var. Tamam yanlış yönleri vardır tabii ki biz onu kabul ediyoruz, ama onlarında iyi yönlerini ortaya çıkarmak lazım. Mesela zulme karşı bu çok şahane bir şey, zalimliğe karşı. Sosyal adaleti istiyor, ne şahane bir şey, güzel. Mesela yalancılığa, sahtekarlığı karşı tavırları var bir çoğunun, mesela bu çok güzel. Ne bileyim ben merhametin, şefkatin üzerinde duruyorlar. Anarşi ve teröre karşı tavır gösteriyorlar. Zulme ve diktaya, baskıya karşı direniyorlar, baskıdan hoşlanmıyorlar. Yani herkes hoşlanmaz ama onlar bunu ortaya koyuyorlar. Bunlar çok güzel, bu yönlerinin iyi değerlendirilmesi hayati bir konu. Mesela bazı solcu yazarları okuyorum da oradan aklıma geldi, daha önce de düşünüyordum, zaten çizgimiz de o yönde. Hakikaten çok insancıl olanları var aralarında, ama bir kısmı da çok kavgacı, ters. Yani sürekli böyle kavga isteyen bir ruh hali içerisindeler, bu çirkin tabii, çok kötü.
SUNUCU 1: “Selamun aleyküm.”
ADNAN OKTAR: Aleyküm selam.
SUNUCU 1: “Gerektiği anda bir sivrisineği örnek veren Darwinistlere Bakara Suresi 26. ayeti göstermek istiyorum. ‘Muhakkak ki Allah bir sivrisineği ondan daha da ötesi bir varlığı örnek olarak vermekten çekinmez. İman edenler onun Rablerinden gelen bir gerçek olduğunu bilirler. Küfre saplananlara ise "Allah örnek olarak bununla neyi kast etmiştir", derler. Allah onunla birçoklarını saptırır, birçoklarını da doğru yola iletir. Onunla ancak fasıkları saptırır’. Hocam bu ayeti siz de yorumlar mısınız? Hayırlı geceler.” Hamza Tosun.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah, maşaAllah, Hz. Hamza (r.a.) gibi maşaAllah. Evet, sivrisineğe Allah dikkat çekiyor Kuran’da. Tabii “sırf sivrisineği bilimsel olarak incelerseniz” diyor Allah, “iman etmeniz için yeterlidir” diyor, özetle bu. Bir de bu Kuran’ın bir mucizesidir, sivrisineğe normalde bakan insanlar bir yönünü görebilir. Sivrisinek uçar, gelir insanlara konar, kanını emer, kaçar, o kadar. Bakın bilim bize sivrisineğin olağanüstü yönlerini gösterdi, bilim sayesinde. Ben ateistlerin bilime sahip çıkmalarına hayret ediyorum. Bilim sizi her yerde boğar. Bilim sadece Müslümanlara yarayan bir sistemdir. Yani mesela, sivrisineğin borusunu bilim tespit eder, beyninin yapısını bilim tespit eder. Meydana getirdiği, vücutta lokal anestezi meydana getiren maddenin yapısını ve molekül yapısını mesela kimya tespit ediyor. Kimyagerler tespit ederler, değil mi? Suyun altındaki hayatının tespiti yine bilimle oluyor, diğer konular hep bilimle oluyor. Dolayısıyla sivrisineğin hayatı ortaya konduğunda, sırf sivrisinekten bir insan, aklı başında bir insan, net iman eder. Yani o kadar karmaşık, o kadar mükemmel ki, nefes kesici. Her safhası nefes kesici ve baştan sona kadar bilimin bize verdiği bir hediye bu, Allah vesile ediyor bilimi. Bilim, Allah’ın verdiği en büyük nimetlerdendir. Ve Kuran’ı tefsir eden bir sistemdir bilim. Mesela Kuran sadece dikkat çeker, ondan gerisini Allah bilime bırakıyor. “Ben bilimi yaratacağım” diyor Allah. “Bilimle bunu yapacaksınız” diyor Allah. Mesela “namaz kılın” diyor, ama gidip biz abdest alıyoruz, biz namaz kılıyoruz, değil mi? Biz secdeye gidiyoruz, emek veriyoruz. Bilimde de Allah “biraz emek verirseniz, size güzel netice meydana getireceğim” diyor Allah. Bilimin hepsini yaratan Allah’tır, tamamını yaratan ve anti-ateist bir yapıdır bilim. Yani anti-Marksist bir yapıdır bilim. Dolayısıyla Marksist, ateist ve Darwinist düşünceyi parçalayan bir yapıdır. Bilim komple anti-Darwinisttir. Nereye giderse Darwinizmi parçalar, yok eder. Dolayısıyla anti-pagandır. Yani put düşünceyi ortadan kaldıran bir sistemdir. Bunu daha yeni fark ettiler. Bu da Darwinistlerin en büyük acılarından bir tanesi. Mesela bunu fark edemediler. Bakın, Darwinizmin sahteliğini fark edemedikleri gibi, bu dev olayı da fark edemediler. Yani bilimin sadece dine hizmet ettiğini daha yeni fark ettiler. Dehşet içinde ve panik içinde fark ettiler. Yakın zamana kadar işte Einstein’dan, şundan bundan bahsediyorlardı. Bir de baktılar ki, onlar da Allah’a iman ediyorlar ve dolayısıyla o konuda yavaş yavaş sesleri kısılmaya başladı. Ancak bilmeyenler, olayı detaylı araştırmayanlar ortada şu an. Bakın gençleri ortaya sürüyorlar. Biraz daha bilgisi olanlar, detaylı araştırması olanlar Darwinizmden vazgeçtiler. Ancak yarı cahil olanlar şu an ortada. Cahil cesur olur derler ya, mesela çıkıyor, “ciğer rahatça olur” diyor. “Bir mutasyonla olur” diyor. Nasıl olur? “Ben dedim, oldu” diyor adam, o kadar. Ama gerçek bir bilim adamı, Darwinist de olsa bunu diyemez. Mesela hakikaten çıkıyor adamlar, “ara fosil yok” diyorlar hiçbiri, evrimciler. Mesela bak Darwin bile o şarapçı kafasıyla “eğer ara fosil yoksa benim teorim de yok” diyor. “Her yeri aradık, ara fosil bulamıyoruz. Didik didik ettik, bütün katmanları aradık, bulamıyoruz. Eğer yine bulunmazsa, yoktur benim teorim” diyor. Adamdan sonra sürekli arama yapıldı, bütün yeryüzü katmanları arandı, yok. Sadece yaratılışı ispat eden deliller çıkıyor ortaya. O yüzden de şu an işte uzaylılar, uçan dairelerden falan medet ummaya başladılar, biliyorsunuz.
Küfre gidenler, zulme gidenler Allah onlarda bir iç acısı meydana getiriyor ve ruhu vücuduna saldırıyor ve ona dayanamıyor vücudu. Artık çökmeye başlıyor. Çünkü vücut zavallı bir şeydir. Ruh saldırdı mı ona gücü yetmez. Yani vicdanı her yerden onu boğuyor. Mesela o güzelim gözü gidiyor bambaşka bir göze dönüşüyor, anlamsız ve matlaşıyor. O güzelim cildi bambaşka bir şekle giriyor. Saçları bozuluyor, vücudu bozuluyor. Onu gördükçe daha da çöküyor. Çöktükçe daha da üzülüyor. Yani ters bir gelişme olmuş oluyor onun açısından, çünkü tevekkül etmediği için. Mesela Peygamber Efendimiz (s.a.v.) vefatı zamanında çocukluğundaki tazeliği ve güzelliği duruyordu. Onun bir mucizesidir ve hep masumdu Peygamberimiz (s.a.v.)’in yüzü, çocuk masumluğu vardı. Çocukluğundaki yüzü hiç bozulmadı Peygamberimiz (s.a.v.)’in. Mesela bu çok acayip bir şeydir, bir mucizedir. Peygamberlerde bu vardır. Yani çocukluğundaki masumluğu durur. Çünkü günahtan beriler. Çok efendi ve dürüst yaşıyorlar. Sallallahu aleyhi vesellem, Peygamberimiz (s.a.v.)’in biliyorsunuz lakabı “Muhammed-ül emin”di. Kim diyor bunu biliyor musunuz? Ateistler, müşrikler diyorlar Peygamberimiz (s.a.v.)’e. Yani emin insan diyorlar. Her konuda o hakem ediyor, o kadar emin. Bakın bir dinsizin, ateistin bir Müslüman’a emin demesi çok acayip bir şey. Normalde düşmanlar ama emin, biliyor, adı gibi emin. Bir şey olduğunda onu hakem tayin ediyorlar. İnşaAllah ben de konuştuğum insanlarda genellikle ona özen gösteriyorum.
O kadar karmaşık bir şey değildir o. “Üç yıl oldu işte anlamaya çalışıyorum.” Daha sen çok vakit geçirirsin. Var ya böyle, nişanlanıyor, üç yıl, “bir türlü çözemedim” diyor. Kardeşim o zaman sen niye duruyorsun o zaman? Niye nişanlanıyorsun? Bir insanı biri üç yıl anlayamıyorsa o adamla evlenilir mi? O adama nasıl güvenirsin? Ne kadar tehlikeli bir şey, üç yıl, değil mi? En fazla üç saattir, en fazla yani. Kafasında bir insanın bir şey bile olmuş olsa, en fazla üç saattir. Nasıl anlaşılmaz bir insan konuşmasından? Genel hatlarıyla bütün çatısıyla çıkar. Yani Allah insanın kişiliğini saklayamayacak şekilde yaratmıştır. Saklayamaz insan, zayıf varlıktır, nerede öyle. Mesela yalan söylüyor, hemen gözünden belli oluyor. Gözünü kaçıracak yer arar. Cayır cayır belli olur gözünden. Ses tonundan, üslubundan. Mesela üzüldüğünde, korktuğunda da hemen anlaşılır. Cesur görünmeye çalışır ama korkmuş belli, hemen anlaşılır. Mesela kıskanması anlaşılır, şüphesi anlaşılır, aklı yatmadığında anlaşılır, inşaAllah. İçinde bir fesat düşünüyorsa, fitne-fücur düşünüyorsa yine anlaşılır inşaAllah.
SUNUCU 2:“Değerli Hocam, siz bu ayeti açıklamıştınız. Ama doğru mu anladım, sormak istiyorum. Bu ayet acaba Mehdi (a.s.)’nin gelmemesini Allah-u alem içten arzu edenlere Allah’ın bir tehdidi olabilir mi? Allah’ın Katı’ndan bir imam göndereceğini ve bu zihniyette olanların o zaman çok pişman olacağı mı anlıyoruz ayetten Hocam? ‘İşte kalplerinde hastalık olanları: Zamanın felaketleriyle aleyhimize dönüp bize çarpmasından korkuyoruz diyerek aralarında çabalar yürüttüklerini görürsün. Umulur ki Allah, bir fetih veya katından bir emir getirecek de onlar nefislerinde gizli tuttuklarından dolayı pişman olacaklardır’.” Kemal Bey göndermiş.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah, çok güzel, çok güzel yorumlamış. Yani mesela ben Kuran’ı defalarca okudum ama aklıma bu yönüyle gelmedi. Çok güzel maşaAllah. Tam mutabık, tabii, tam mutabık. Şeytandan Allah’a sığınırım. “İşte kalplerinde hastalık olanları: ‘Zamanın felaketleriyle aleyhimize dönüp bize çarpmasından korkuyoruz.’” Diyor ya; “28 Şubatçılar bir şeyler yapabilir. İddia edilen Ergenekon Örgütü bilmem ne yapabilir. Bizi ezerler. İslam ahlakının dünya hakimiyetinden nasıl bahsedelim” diyorlar. “Felaket gelir başımıza, belaya girer. O yüzden isteyemeyiz” diyorlar. “Aralarında çabalar yürüttüklerini görürsün.” Konuşuyorlar. “Umulur ki Allah, bir fetih” fetih zaten direkt Mehdiyettir, “veya katından bir emir”, bir imam, “getirecek de onlar nefislerinde gizli” yani Mehdi (a.s.)’nin zuhuru için, çok net yani bayağı açıkça bakıyor. “Mehdi (a.s.) çıkar ve fetih oluşur” diyor, korkularına rağmen. “Korkularının boş olduğunu anlarlar sonunda” diyor Allah ve İslam dünyaya hakim olur inşaAllah. “Onlar nefislerinde gizli tuttuklarından dolayı pişman olacaklardır.” Çok güzel. Aferin maşaAllah. Kardeşlerimiz, böyle göndersinler yazılar. Diyorlar ki, bana Hocam diyorlar. Onlar benim Hocam işte bak gayet güzel, öğretiyorlar. Allah razı olsun, maşaAllah. Böyle Kuran’ı incelesinler, okusunlar. Derin derin tefekkür etsinler. Gördükleri böyle Kuran’ın sırlarını, ince harikalarını, detaylarını bana bildirsinler. Ben de burada okuyayım kardeşlerime. Çok çok güzel olur inşaAllah. Çünkü Allah’ın kime bilgi vereceği, kime hakikatleri açıklayacağı hiç belli olmaz. Mesela hiç ummadığın bir insana açıklayabilir. Tahmin etmediğin bir insana açıklayabilir. Onun için ben nereden fark edeceğim demesinler kardeşlerimiz. Herkese bu olabilir. Oradan istifade ederiz inşaAllah.
Tabii ki Mehmetçikler şehit olduklarında aileler perişan oluyorlar. Ağlıyorlar, üzülüyorlar, kendilerini yerden yere atıyorlar. Adamlar da ona seviniyor. Ekonomik yönden de mağdur durumda kalıyorlar. Birçoğu fakir aileler. Perişan derken bu, kastedilen budur. İnsanlarımız onları görüyor üzülüyor. Bu da bir perişanlıktır. Ama biz bunu istemiyoruz işte, bu olmasın. Şehide üzülünmez, şehide sevinilir bu yakışık kalmaz. Bir de şehit ailelerine mesela bir şehit ailesi geldi değil mi? Evi kirada, hemen para toplayıp o evi satın alıp o şehit ailesine vermek lazım, bir. O günden itibaren onlara yemek yaptırmak olmaz. Her gün komşular, yani her gün imeceyle bir gün biri, bir gün biri, bir gün biri, bir gün biri. Kıyafet de aldırmayacaksınız, mesela ölçüsünü alacaksın kıyafetin, bizden o kadar. Bir mahalle bir şehit ailesine bakamaz mı? Bu çok güzel bir şey olur, çok şahane olur. Onları niye muztar bırakalım, niye zorda bırakalım? Ve güzel gidip orada Kuran okusunlar, Allah’tan bahsetsinler, imani sohbetler etsinler, o şehitliğin güzelliğini anlatsınlar. Aksi ne oluyor? Bayılıyor yere düşüp toprağa düşüyor. Bu perişanlıktır bu olmaz bu. Ağlıyor değil mi? Baygınlık geçiriyor hastaneye kaldırılıyor, kimi kalp krizi geçiriyor bunlar olmaz. Bu bir üzüntü sebebi oluyor insanlar için. Tabii üzüntü de haramdır ama oluyor inşaAllah ve karşı tarafı bu sevindirmiş oluyor. Mesela şehit geldi, artık diyeceksin sen bizim babamızsın, baba kimse, şehit babası. Kaç tane oğlun var üç tane, mahallede kaç genç var 150. 150 tane oğlun oldu diyecekler. Bir oğlunu aldı Allah 150 tane oğlu oldu. Aynı öz oğlu gibi, “baba bir emrin var mı” diyecekler o kadar. Hatta öz oğlundan daha titiz, çünkü bazen öz oğlu saygılı davranmıyor, ters davranıyor değil mi? Mesela bir yere gidecek, baba telefon et diyecek telefon verecek, ben senin şoförünüm, asla hakkımı helal etmem. Bir yere gideceksen bana söyleyeceksin ben seni götüreceğim diyecek değil mi? Kardeşim bu hem sevap, Allah’ın rızasına uygun, büyük bir sevinç bu, neşedir. Ne kadar zevkli olur şöyle bir hayat bir düşünün değil mi? Git bağrına bas, mesela anne senin emrindeyim diyeceksin. Bütün mahallede ki gençler, “anne sen bizim annemizsin” diyecekler, emredin diyecekler değil mi? Orada yemek her gün çeşit çeşit yemeklerle bakacaklar, sağlığına sıhhatine dikkat edecekler. Bu çok yıldırıcı olur PKK için de ayrıca ve PKK propagandasını da ortadan kaldıran bir şey olur. Çünkü onlar, onlara nasıl etki ettiklerini anlatıyor. Diyor ki; “darmakeşan ettik bütün herkes doldu, feryat sesleri etrafa yayılıyor şu an, mükemmel” diyor adam. “Gazeteye yansıdı mı basına?” “Yansımaz olur mu ağabey büyük eylem yaptık” diyor. Olay bu işte, adamların istediği bu. Bunu ortadan kaldırmak lazım. Yani şehit gömülüyor herkes evine yolcu yoluna, öyle olmaz. Mesela ev darsa genişletilir veyahut daha geniş bir eve geçmeleri de sağlanabilir mesela, bakımsızsa ev değil mi? Ferah bir eve, evini değiştirir gel kardeşimsin dersin değil mi? Maddi durumu herkesin az veya çok birikmiş bir şeyi oluyor. Bir araya getirilirse bu, damlaya damlaya göl olur derler. Muazzam bir şey olur. Bir de sezdirmeden yapmak lazım onu, mahcup etmeden, yani mahcup ederse olmaz. Gizlice sürpriz yapacaksın inşaAllah. Tabii perişan, pek o lafı kullanmayalım Allah affetsin perişanlık demeyelim de, yani zor konumda kalıyorlar, güzel bir netice olmuyor. Karşı tarafı sevindirecek bir görünüm oluyor öyle diyelim, perişanlık olmaz Allah affetsin. Fakat bunun hemen pratik bir uygulaması gerekir. Bizim olduğumuz yerde öyle bir şeyle karşılaşmadık, ama her mahalle için bu mümkün. Yani Bismillah deyip bir aileden başlanabilir bu. Biz bunu bir Anadolu geleneği yapalım, bir Türk geleneği yapalım bir gelenek olsun bu. Evlenenlerde olmuyor mu? Damada para veriyorlar bilmem geline bir şeyler yapılıyor falan hediye alınıyor, ev, araba her şey alınıyor evlenenlere. Onlar da Ahirete gidiyorlar, o da bir düğündür çünkü şehit olarak gidiyor, şehit uğurluyorsun. Aynısını yap işte, düğünde yapılanın aynısını yapın değil mi? Herkes para versin, imkanlarını versin, yiyecek içecek getirsin. Bir de vefalı olmak lazım. Şimdi bunu mesela beş yıl yapıyor, onuncu yılda unutursa olmaz, vefa çok önemlidir. Vefa ne zamana kadardır? Ölünceye kadardır ve en hayati duygulardan birisidir. Vefasızlık çok alçakça bir şeydir, çok pistir, çok acıdır yani. Mesela on yıl, on birinci yılda unutmuş, çok korkunç. Vefanın ölçüsü son nefestir. Son nefesine kadar gözünde bile sevgi kalarak vefat etmek lazım. Son anda gözünde Allah aşkıyla vefat edeceksin. Son ona ikramın o olacak, gözündeki o kişiye karşı sevgin olacak ve Allah’a olan sevgi tabii. Allah’ın tecellisi olarak onu seviyorsun inşaAllah. Ama tabii kötü bir şeye oturup ona sevgiyle bakamaz Müslüman inşaAllah. Güzel olan bir şey. Bak maşaAllah Said Nursi Hazretleri’nden de güzel bir alıntı yapmış kardeşimiz bu da çok güzel.
SUNUCU 2: “Sayın Hocam Said Nursi Hazretleri’nin vesvese ile ilgili sözlerini sizin anlattıklarınızla çok uyuşturdum. ‘Ey vesvese hastalığına tutulmuş kişi biliyor musun vesvese neye benzer? Musibete benzer ehemmiyet verdikçe şişer ehemmiyet vermezsen söner. Ona büyük nazarıyla baksan büyür, küçük görsen küçülür. Korksan ağırlaşır, hasta eder korkmazsan hafif olur gizli kalır. Mahiyetini bilmezsen devam eder yerleşir, mahiyetini bilsen onu tanısan gider. Şu vesvese öyle bir şeydir ki, cahillik onu davet eder, ilim onu kovar. Tanımazsan gelir tanısan gider.’ Hocam Üstad, vesvesenin mahiyetini bilsen gider diyor, nasıl bilebiliriz?” Seçil Dolunay göndermiş.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Mesela bu da çok güzel böyle Üstad’tan en beğendikleri yerlerden seçip bana göndersinler kardeşlerimiz böyle okuyalım. Kuran’dan tespitlerini göndersinler okuyalım. “Hocam Üstad vesvesenin mahiyetini bilsen gider diyor nasıl bilebiliriz?” Vesveseyle alay etmek lazım, vesveseyle yani hiç muhatap olmamak lazım. Yani sıfır kaale alacaksın vesveseyi, yahut dersin on yıl sonra ben seninle ilgilenirim dersin vesveseye, on yıl sonra. Sen unutma, 2010 mu dersin, 2120’de ben senin ne dediğine bakacağım. Zaten daha altı saat geçmeden unutursunuz yani, haberiniz bile olmaz veya altı gün içinde unutursunuz. On yıl zaten o dayanmaz. Madem önemli bir şey, beklesin kenarda bakalım nasıl bir şeymiş. Önemliyse devam etmesi lazım, on yıl sonra durum değerlendirmesi yaparız. Vesveseyi hemen niye değerlendirmek gerekiyor? On yıl sonra değerlendiririz. On sene zaten onun esamesi kalmaz, dolayısıyla konu biter. Kemal Hocam’a da maşaAllah diyoruz, Seçil Hocam’a da maşaAllah diyoruz, inşaAllah. İkisi de benim Hocam maşaAllah. Kuran’dan Allah o kadar güzel şeyler ilham ediyor ki kardeşlerimize, mükemmel. Bediüzzaman’ın mesela çok nefistir bu vesvese ile ilgili sözü, çok güzel, çok önemlidir. Benim bildiğim bir konu, daha önce okumuştum, ama çok birbirinden güzel, çok fazla sözleri var Bediüzzaman’ın. Bu şekilde gönderirlerse inşaAllah, ara ara okuruz çok iyi olur. Hadislerden olabilir mesela tespit ettikleri çok güzel. İmamı Rabbani’nin sözlerinden olabilir, İmamı Gazali’nin sözlerinden olabilir efendim, Abdulkadir Geylani’nin sözlerinden olabilir. Büyük mürşitlerin, değerli alimlerin sözlerinden olabilir. Böyle ruhlarında şiddetli heyecan meydana getiren, çok önemli gördükleri konuları gönderirlerse, buradan biz de öğreniriz hem kardeşlerimiz de öğrenir. İnşaAllah topluca öğrenmiş oluruz güzel olur inşaAllah.
Şeytandan Allah’a sığınırım. “Ey Peygamber, gerçekten Biz seni bir şahit, bir müjde verici ve bir uyarıcı olarak gönderdik.” Bir kere şahit, mesela ben size şahidim. Siz de bana şahitsiniz. Birbirimizi görüyoruz, şahidiz. “Bir müjde verici” ben mesela müjde veriyorum, Müslümanlar müjde veriyorlar, siz bir konuyu anlatıyorsunuz, müjde vermiş oluyorsunuz. “Ve bir uyarıcı olarak gönderdik”, helale, harama dikkat edelim, güzel huylu olalım, vefalı olalım, sadık olalım, sevecen olalım, affedici olalım, hayra yoralım, hayır gözüyle bakalım diyoruz, değil mi? İnşaAllah, maşaAllah. “Ve Kendi izniyle Allah'a çağıran ve nur saçan bir çerağ olarak (gönderdik).” Bak, “ve Kendi izniyle”, Allah’ın yaratmasıyla, “Allah'a çağıran”; İslam’a, Kuran’a çağıran, İslam Birliği’ne çağıran, ittihad-ı İslam’a çağıran, Türk İslam Birliği’ne çağıran, “ve nur saçan bir çerağ”, bir kandil olarak gönderdik diyor. “Işık saçıyorsun, nur saçıyorsun” diyor Allah Peygamberimiz (s.a.v.)’e, aynı şekilde Mehdi (a.s.)’ye de işarettir. Mehdi (a.s.)’ye de bir yönüyle bakan bir ayet. “Mü'minlere müjde ver”, biz de diyoruz, Mehdi (a.s.)’yi müjdeliyoruz, Hz. İsa (a.s.)’yı müjdeliyoruz, dünya hakimiyetini müjdeliyoruz, “gerçekten onlar için Allah'tan büyük bir fazl vardır”, kurtuluş, ferahlık, iyilik. “Kafirlere ve münafıklara itaat etme”, ne diyorlarsa da kabul etme, onların sapkın düşüncelerine, fikirlerine uyma, “eziyetlerine aldırma”, seni tutuklattırabilirler, hapse attırabilirler, suikast yaptırabilirler, oyun oynayabilirler, küfredebilirler, tuzak kurabilirler, hiçbir şeye aldırma diyor, bak, “eziyetlerine aldırma ve Allah'a tevekkül et”. Allah’ın koruması altındasın, her şeyi Allah yaratıyor diyor Cenab-ı Allah. “Vekil olarak Allah yeter”, Benim korumam altındasın diyor Allah ve her şeyi ben yaratıyorum diyor. “Allah ve Resulü, bir işe hükmettiği zaman, mümin bir erkek ve mümin bir kadın için o işte kendi isteklerine göre seçme hakkı yoktur.” Bu Mehdi (a.s.)’ye uymada bizim bir düsturumuz olacaktır aynı zamanda. Bakın, “Allah ve Resulü, bir işe hükmettiği zaman, mü'min bir erkek ve mü'min bir kadın için o işte kendi isteklerine göre seçme hakkı yoktur.” “Ben başka türlü düşünüyorum, sana uymayacağım” denmez Mehdi (a.s.)’ye. Hz. İsa (a.s.)’ya da denmez. “Ben kendi kafama göre hareket ederim” denmez. Bu mürşide tabiyette de bir ahlaka işaret etmiş oluyor. Hani derler ya büyüklerinin sözünü dinle, tecrübeli insanın sözünü dinle, iyi bilenin sözünü dinle şeklinde. Zaten Kuran ayeti var biliyorsunuz. Allah diyor ki; “hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu?” Şeytandan Allah’a sığınırım. “Bilenlerden sorunuz” diyor. Bilen varken ukalalık olur, saygısızlık olur o, olmaz. “O işte kendi isteklerine göre seçme hakkı yoktur. Kim Allah'a ve Resulü’ne isyan ederse, artık gerçekten o, apaçık bir sapıklıkla sapmıştır.” Çünkü Peygamber (s.a.v.) aynı zamanda imam. İmama itaat farzdır inşaAllah. Bakın burada sürekli nurdan bahsediyor. Risale-i Nur’dan da bahsettik az önce, çok manidar.
Şeytandan Allah’a sığınırım. “O'dur ki, sizi karanlıklardan nura çıkarmak için size rahmet etmekte; melekleri de (size dua etmektedirler). Şeytandan Allah’a sığınırım. “O, mü'minleri çok esirgeyicidir.” Ben sizi koruyorum diyor Allah inşaAllah. Zulümatlardan nura, bu ayetlerin ebcedleri hep Bediüzzaman’ın zamanına, Risale-i Nur Külliyatı’nın yazılış tarihine, bu nurla ilgili, nurdan bahseden ayetler hep o tarihleri veriyor. Bu da çok manidar, çok acayiptir. Onu da başka bir gün, çünkü biz hep Mehdi (a.s.) devrine bakan, bir de Bediüzzaman devrine bakan ayetler var. Bediüzzaaman’ın bizzat kendi tespit ettikleri, Abdülhamit devrini vurguluyor. Cengiz ve Hülagu fitnesini dönemlerini vurguluyor. Yani Kuran’dan bütün tarihi adeta gözler önüne getirmiş Bediüzzaman. Mesela şu tarih şuna bakar diyor, şu tarih şuna bakar ve hepsi tam isabet. Ne dediyse doğru çıkıyor. Bediüzzaman gerçekten çok büyük bir alim. Ben tam anlatamadım insanlara. Birçok insan da bilmiyor yazık bilmemeleri, çok çok yazık. Mutlaka tanımaları lazım. Risale-i Nur Külliyatı’nı mutlaka okusunlar. Çok nefis bir Osmanlıca vardır çok çok güzel. Böyle ahenk, sıcaklık ve müzik vardır üslubunda, yani nefis bir Osmanlıca’dır ve çok zengin bir dil kullanmıştır Bediüzzaman. Hayret edecek bir dil genişliğine sahip. Osmanlıcanın o tatlı üslubu, o hoş üslubu, beyinlere ruha etki eden o derin üslubunu görebileceklerdir kardeşlerimiz. İki sayfa bile olsa okusunlar, dediğimin doğru olduğunu anlayacaklar. Ama tabii severek, anlayarak, iyi niyetle bakmaları lazım. Ön yargıyla yaklaşırlarsa olmaz. Ön yargıyla Kuran’a yaklaşılırsa o da olmaz. O zaman Kuran onları boğar söyleyeyim. Olan akılları da gider ondan sonra. Kuran’ın öyle bir özelliği vardır, yani iman gözüyle, sevgiyle yaklaşırsak kurtuluşa vesile olur, küfür ve muanid gözle yaklaşırsa da boğar Kuran onu. Tam anlamıyla bunalıma girer, olan aklı da gider Allah vermesin inşaAllah.
Peki herhalde vaktimiz şu an ki bitti biraz sonra devam ederiz inşaAllah.
SUNUCU 1: Kısa bir aradan sonra programımıza kaldığımız yerde devam edeceğiz.
Programımıza kaldığımız yerden devam ediyoruz. Bir konuğumuz var Berker Hocam hoş geldiniz.
ALTUĞ BERKER: Hoş bulduk, teşekkür ederim.
ADNAN OKTAR: Berker Hocam, Sungur Hocamızın talebelerindendir, eski talebelerindendir.
ALTUĞ BERKER: Estağfurullah Hocam. Siz Medrese-i Yusufiye’deyken iki sene Üstad’ın vekili, mutlak vekilim dediği Sungur Ağabey bize muntazam haftada iki gün ders yapmaya geliyordu Hocam, maşaAllah.
ADNAN OKTAR: Evet inşaAllah. Bir ara yine ziyaretine gidelim Sungur Ağabey’in inşaAllah. Siz artık ona göre bir araştırma yaparsınız inşaAllah, müsait olduğunda inşaAllah.
ALTUĞ BERKER: Tabii Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Kardeşimiz demin yazan yazıda Şeyh Nazım Hocamızdan bahsetmiş. Bana sevgisi çok yoğun olan bir insandır Şeyh Nazım Hocamız. Ben de onu çok severim. Güzel iltifatları var, hürmetleri var. Muhlis ve mütevazi bir insandır. Gerçek şeyhin alameti, gerçek alimin alameti son derece mütevazi olmasındandır. Yani mazlumun mazlumu, mütevazinin mütevazisidir, asla bir enaniyet, kibir ve büyüklük hissinde değil, ki dünya çapında bir lider. Brunei Sultanı’na varıncaya kadar Hocamıza bağlıdır, Şeyh Nazım Hocamız’a bağlıdır. Brunei Sultanı’na varıncaya kadar. Birçok devlet başkanı, birçok devlet görevlisi, bakanlar, başbakanlar, milletvekilleri ama yüzlerce, bir tane değil. İngilizler de dahil olmak üzere hep Şeyh Nazım Hocamız’a bağlıdırlar. Ama o son derece mazlum ve mütevazi bir insandır ve hiçbir şekilde övünmez, bunları anlatmaz da. Ki kutuptur yani asrın kutbudur, manevi kutbudur. Hiçbir şekilde bunu ima eden bir üslup da kullanmıyor. Herkese karşı çok candan, her bulunduğu sohbet ortamı neşelidir, müthiş şakacı. Ama çok zeki tahmin edilmeyecek şakalar yapıyor ki çok piri fani. Allah vermesin bu yaşta bir insanda ne kafa kalır, ne beyin kalır değil mi? İnsan perişan olur Allah vermesin. Normal adetullahta böyle oluyor. Müthiş bir hafıza, çok keskin bir zeka, çok keskin bir dikkat bütün güzelliğiyle devam ediyor, bütün gücüyle maşaAllah. Mübarek ve müberra bir insandır. Muhterem bir insandır. Allah ömrünü uzun etsin. Mehdi (a.s.) çıkıncaya kadar, Hz. İsa (a.s.) nüzul edinceye kadar Allah ömrünü uzun etsin. Hz. İsa (a.s.) ile kucaklaşmayı nasip etsin. Hz. Mehdi (a.s.) ile kucaklaşmayı nasip etsin inşaAllah. Hz. Mehdi (a.s.)’ye biat anında o mübareğin olması çok büyük güzellik olur. İnşaAllah Allah onu Ayasofya’da namaz kılmak ile şereflendirsin, nimetlendirsin. İnşaAllah Kudüs-ü Şerif’te yine Hz. Mehdi (a.s.) ve Hz. İsa (a.s.) ile beraber olmayı ona nasip etsin. Aman Hocamıza iyi baksınlar. Çok güzel baksınlar. Gerçi Kıbrıs’ta çok güzel bir eski Osmanlı evinde kalıyor. Böyle 200 yıl hatta 200 küsur yıllık olabilir. Ev halis Osmanlı buram buram, böyle portakal bahçeleri falan, değil mi öyle bir ev? Çok şahane bir yer. O atmosferde, çok güzel saygı, hürmet de görüyor. O yönü ile de çok güzel. Ama daha iyi bakmalarını istirham ediyorum, daha özenli. Nezakete uygun mu bilmiyorum da, ben sevgimden, şefkatimden söylüyorum. Daha Hocamıza titiz olsunlar. Herkes dua etsin ömrünün uzun olması için inşaAllah.
ALTUĞ BERKER:O da sizin fakirhaneye teşrif etmişlerdi Hocam. O zaman sevgilerini de ifade etmişlerdi. “Ben her yere gitmem, hiçbir yere gitmem, ama Adnan evladım beni çok sevdiği için ona geliyorum”, gibi buyurmuşlardı.
ADNAN OKTAR:Evet, MaşaAllah. Bir de bahçeye de halı sermiştik. Bahçede de sohbet etmişti, oraya da gelmişti. Müthiş keskin bir dikkati var. Geçenlerde bir densiz onu eleştirmiş şeyhimizi, mübareği, muhteremi. Kardeşim nasıl bir zulümdür bu, nasıl bir münasebetsizlik, nasıl bir densizlik ve nasıl bir cesarettir. Yani sen kimsin, o mübarek insan kim? Bir de eleştirdiği şeye bak. Orada müminler coşkuyla Allah’ı yüksek sesle anıyorlar ve böyle Şeyh Nazım Hocam da kalkıyor, Allah aşkı ile dans ederek, hareket ederek Allah’ı anıyor. Ne kadar güzel, ne kadar hoş. Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in devrinin güzelliklerini yansıtıyor. Tef ile böyle, sesli olarak Allah’ı anıyorlar. Ne var bunda? Ne kadar büyük güzellik, ne kadar büyük bir heyecan değil mi? Mekke’nin fethinde hanımlar öndeydiler değil mi? Güzel ilahiler söyleyerek birlikte tefler ile ilerliyorlardı, aynı onun benzeri ve her ülkenin insanları var. Mesela zenciler var Japon insanlar var, herkes çok seviyor. Neyse artık ortada öyle bir adam olmadığı için, öyle bir iddiası, konuşması olmadığı için sorun değil de, fakat böyle büyük bir nimeti fark edememesine ben şaşıyorum, hayret ediyorum inşaAllah.
Ben, ama tabii Mahmut Hocamız’ı da çok severim, Mahmut Hoca’yı da çok severim. Geçenlerde söylemiştim, yemeğimiz vardı. Onun çok muhterem, çok sevdiğimiz vekillerinden büyük bir ağabeyimiz var, değerli bir fıkıh alimi, çok büyük bir insandır ki, benim görüşüm Mahmut Hocam’dan sonra ikinci insandır. Çok muhterem ve herkesin sevdiği, beğendiği bir insandır. O benim sağ yanımda idi yemekte. Sağ yanımda Mehmet Şevket Eygi Hocam vardı, o sol yanımdaydı inşaAllah. Onun duasından istifade edildi. Yemek duası yaptı. Mahmut Hocam’ın bana olan selamını iletti. Ve aleyküm selam, bilmukabele selamlarımı söyledim ve Mahmut Hocam’a derin sevgimi ve saygımı da iletmesini istirham ettim. Ben mürşitleri, gerçek mürşitleri çok severim, çünkü çok asildirler onlar, soylular. Ben basit ve aşağılık insanlardan nefret ediyorum, soysuzlardan nefret ediyorum. Din ile espri yapanlardan, Kuran ile (haşa ve haşa) alay etmeye kalkanlardan nefret ediyorum. Benim öfkem onlara ve Allah için bu öfkem, şahıslarına değil. Yani bunu kaldırdığında, benim öfkem de kalkar. Yani Müslümanları ümitsizliğe itenlere karşı nefretim var, ama şartlı. Onu kaldırdığı an, bir anda kardeşim olur, muhabbet duyarım. Ben buğz etmek ile mükellefim. Yani pis bir ahlak gösterdiğinde ben ona nasıl buğz etmeyeyim? Tabii ki buğz edeceğim bu ibadettir. Mesela Mahmut Hocamız çok asil insandır, soyludur. Mesela basit bir konuşma asla ağzından çıkmaz. Son derece efendi bir insandır. Lafını sözünü bilir, oturup kalkmayı bilir. Adabı, edebi bilir, nezaketi bilir. Elinden yüzünden nur akar. Çok nezih bir insandır. 10 dakika sohbetinde bulunsan yeter. Biz onun hücre-i şerifine de inşaAllah kardeşlerimiz ile gitmiştik. Nimetlenmiştik, imani, Kuran’i güzel konular anlatmıştı. Nasihat etmişti, sohbet etmiştik. İlminden istifade etmiştik. Çok değerli bir insandır. Ama din adına böyle ortaya çıkıp soytarılık, şaklabanlık yapanlardan utanç duyuyorum böyle adamların varlığından. Yani dine İslam’a zarar veriyorlar. Tabii ki uyaracağım. Ama diyorum şartlıdır benimkisi, mesela o ahlaksızlıktan, o basitlikten vazgeçtiğinde kardeşim olur. Ben kindar değilim yani böyle kin tutmam. İbadet olarak buğz ediyorum. Allah için inşaAllah.
ALTUĞ BERKER:Hatta Mahmut Efendi Hazretleri o gün siz müsaade istemenize rağmen bırakmamıştı Hocam. Bir kahve daha ikram etmek için vesile kılarak sohbet etmişti.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah. Ben, Hocam içmesem kahveyi dedim. Yok yok iç iç dedi. Tamam dedim. Zaten emir yani aksi mümkün değil içtik. İkinci kahve geldi. Hocam içmeyeyim dedim. Yok yok iç iç dedi. Bir de Mahmut Hocamız’ın çok sevimli bir kedisi var. Çok şeker bir şey. Hemen oraya geldi. Hocamızın koltuğuna geldi oturdu, Mahmut Hocamız’ın koltuğuna, alışmış. Çok şeker bir şey. Ortalarda dolanıyor oralarda. Allah ömrünü uzun etsin Mahmut Hocamız’ın da. Çok mübarek, müberra ve muhterem bir insan. Allah dünyada, Ahirette, inşaAllah kardeş etsin, birlikte olmamızı nasip etsin. Çünkü ben Mehdi (a.s.)’nin zuhurunda Mahmut Hocamız’ın olmasından çok büyük bir haz duyarım. Allah onun o vakte kadar ömrünü uzun etsin. Hz. İsa Mesih (a.s.) ile kucaklaşmayı ona nasip etsin inşaAllah. Mehdi (a.s.) devrindeyiz çünkü, İnşaAllah. O kalp ehli olan bir insan inşaAllah. Öyle mübarek bir insanın, böyle güzel kutlu bir günde Mehdi (a.s.)’ye biat anında orada olması, yeri-göğü birbirine katar yani, çok büyük bir olay olur inşaAllah. İslam aleminin çok mühim şahıslarından birisidir Mahmut Hoca. Herkesin değer verdiği, herkesin önem verdiği, herkesin saygı duyduğu, ama bir tek Türkiye değil. Fas, Tunus, Cezayir, Libya, aklına gelen her yer, Irak, Suudi Arabistan, nereye gidersen her yerde çok değerli bir insandır. Ağzından tek bir tane olumsuz bir söz duyamazsınız, tek bir kelime. Her zaman asildir. Mesela çok büyük olaylar oldu, iftiralar atıldı Hocamıza, hep nezaket ve efendilikle karşılık vermiştir. Yani tek bir tane tavrını gören olmamıştır, olumsuz tavrını gören olmamıştır. Onun için böyle muhterem insanların, böyle güzel bir günde yaşamaları için bütün müminlerin dua etmesini rica ediyorum. Allah ömürlerini uzun etsin inşaAllah. Ama çok şahane bir şey olur, çok çok güzel olur inşaAllah.
Evet, Berker Hocam ne anlatayım?
ALTUĞ BERKER: Estağfurullah Hocam, nasıl takdir buyurursanız Hocam inşaAllah.
SUNUCU:“Selamun aleyküm. Şeytandan Allah’a sığınırım. ‘Kendi istek ve tutkularını, hevasını ilah edineni gördün mü? Şimdi ona karşı sen mi vekil olacaksın?’ Furkan Suresi, 43 ve Allah Kaf Suresi’nin 24, 25 ve 26’ıncı ayetlerinde; ‘siz ikiniz ey Melekler, her inatçı nankörü atın Cehennem’in içine. Hayra engel olan, saldırgan, şüpheciyi. Ki o, Allah’a beraber başka veliler edinmişti’ diye Allah buyurmaktadır. Allah ile beraber başka bir ilah edinmek, kendi istek ve tutkularını ilah edinmek anlamına gelebilir mi? Bir Müslüman Allah’ın koyduğu hükümleri dinlemeyip, kendi heva ve isteklerine uyarsa, bu ayetin hükmü gerçekleşebilir mi?”
ADNAN OKTAR: Tabii, Müslüman Kuran’a tam anlamıyla uymakla mükelleftir. Yani ben bir kısmını kabul etmiyorum, yahut şu kısmını kabul etmiyorum denmez. Yani diyorlar ya İslam’ın şartı 5, İslam’ın şartı Kuran’a tamamen uymaktır ve özellikle ittihad-ı İslam, en büyük farz budur diyor Bediüzzaman. Hevasına göre, kendi kafasına göre hareket edemez Müslüman. Genellikle de öyle oluyor, mesela Kuran böyle diyor, yok benim kafamda bende böyle diyor, diyor. Tabii o da bir imtihanın gereği, Allah onları da öyle yaratmış, bir hayır vardır. İnşaAllah belki pişman olacaklar, doğruyu görecekler inşaAllah. Bakın şeytandan Allah’a sığınırım: “Siz ikiniz ey Melekler, her inatçı nankörü atın Cehennem’in içine. Hayıra engel olan”. Mesela İslam ahlakının hakimiyetine engel olan, Kuran’ın hakimiyetine engel olan, Kuran Ahlakı ile insanların mutlu olmasına, sevinçli, neşeli ve özgür olmasına engel olan, saldırgan değil mi? Mesela iddia edilen Ergenekon Örgütü gibi, Müslümanlar’ı şehit etmeye kalkan. “Şüpheci,” her şeyden şüpheleniyor, Kuran doğru mu, Allah var mı (haşa), (haşa) işte Peygamber (a.s.) doğru mu, işte şüpheci. “Şüpheciyi. Ki o, Allah’a beraber başka bir ilah edinmişti.” Ama Darwinizm konusunda şüphe etmiyor mesela. O konuda şüphe yok. Nasıl iman ediyorlar gördünüz mü? Nasıl kararlı iman etmiş, bak hiçbir delil olmadığı halde. Hiçbir delil olmadığı halde. Bak Allah’ın varlığına dair sonsuz delil var. Darwinizm’in doğruluğına dair hiçbir delil yok, ama akıl almaz bir iman ile iman etmiş. Yani var gücü ile iman etmeye çalışıyor, yani sıkı sıkıya sarılmış. Sıkı sıkıya böyle tam bir teslimiyet içerisinde. “Ki o, Allah’a beraber başka bir ilah edinmişti.” Şeytandan Allah’a sığınırım. Mesela Darwinizm’i, materyalizm’i, maddeyi ilah ediniyor, diye Allah buyurmaktadır. “Allah ile beraber başka bir ilah edinmek, kendi istek ve tutkularını ilah edinmek anlamına gelebilir mi?” Tabii, Allah’ın varlığını kabul etmediği için, istemediği için, illaki tesadüfen olmasını istiyor. “Allah ile beraber başka bir ilah edinmek, kendi istek ve tutkularını ilah edinmek anlamına gelebilir mi? Bir Müslüman Allah’ın koyduğu hükümleri dinlemeyip, kendi heva ve isteklerine uyarsa, bu ayetin hükmü gerçekleşebilir mi?” Allah mesela soracak, sen nereden çıkarttın derse Cenab-ı Allah bu delili? Mesela bir proteinin tesadüfen meydana gelebileceğine inanıyor muydun derse, inanmıyordum diyecek.
Evet, bir mesaj daha. Biraz önce soru soran bir kişi size selam vermişti diyor, ve aleyna aleyküm selam ve rahmetullahü ve berekatühü ve diğer selam vermeyi unuttuğumuz kardeşlerimizin hepsine aleyküm selam diyorum, ve rahmetullahü ve berekatühü diyorum. Allah’ın rahmeti, bereketi, selamı hepsinin üzerine olsun inşaAllah.
Allah, mesela ara fosili nereden çıkarttın, bir tane var mı derse Allah, yok diyecek. Proteinlerin tesadüfen meydana gelmesi mümkün müydü? Kromozomun yapısını biliyor muydun diyecek Allah, biliyordum. Mümkün mü sence, diyecek, değil. Peki niye öyle körü körüne zorla iman ettin ve akıl almaz bir kararlılıkla iman ettin? Ben sana sonsuz delil sundum, fosiller yarattım, yaratılışı ispat eden. Proteinin tesadüfen meydan gelemeyeceğini ilmi olarak insanlar anlattılar değil mi? Söylediler. 300 milyonun üzerinde fosil olduğunu da öğrendin, fotoğraflarını da gördün, gösterdiler. Hepsini bildiğin halde neden inkar ettin derse, hiçbir sözü olmayacaktır. Bir de hiçbir delil olmadı halde, madem böyle iman etme gücün var, bu gücünü niye Kuran için, İslam için, Hakk için kullanmadın derse, bu azmini, bu kararlılığını, bu okuma arzunu Hakk’ı öğrenmek için niye kullanmadın derse, yine sözü olmayacaktır.
Bakın oradaki imana dikkat edin, bak şüphe etmiyor. Yani bak bilim adamı, şüphe üzerine kurulur diyor değil mi bilim için? Orada bunu görüyor muyuz şüpheyi? yüzde 100 iman etmiş, değil mi? Bak bilim şüphe üzerine kurul diyor. Kardeşim o zaman şüphe et maden öyle. Yani o yönün olsun değil mi? Mesela Allah yaratmış da olabilir, yaratmamış da olabilir de. Bunu diyemiyor değil mi? Bunu diyemiyor. yüzde 100 bu böyledir diyor. Bu çok büyük bir ibrettir işte, Ahir zamanın çok büyük olaylarından bir tanesidir bu. Bunu diyenler ne kadar? Bütün dünyayı kaplamış durumda ve buna işte deccaliyet diyoruz. Yani insanlar istese de, istemese de, bir kısım insanlar, deccale uyuyorlar. Mesela o kardeşlerimiz bilmiyorlar deccal olduğunu. Yani ne büyük hata yaptığının da farkında değil. Ama istemeden de, istese de deccale uymuş oluyorlar. Deccalin dinine tabi olmuş oluyorlar, deccaliyete tabi omuş oluyorlar. Yani kasten mi yapıyor? Yapmaz tabii kasten. Ama nefsin ve şeytanın etkisindeler. Çünkü tek taraflı, bir de bunalıma giriyor mesela bakın. Şeytanın verdiği azaptan saçlarını çekiştiriyor, yüzlerini sıkıyor, müthiş bir gerilim içerisinde, sakin de değiller. Ama tabii Allah hidayet versin, dua edelim inşaAllah. Çünkü iman ederlerse çok şahane bir şey olur, çok güzel olur, oradaki o çocuklar, diğerleri de. Mesela o tombul da aslında, tombul dede de, o da yani sırf gösterişin peşinde o. Yani “insanlar ne der”e çok önem veriyor ve showa çok önem veriyor. Mesela rahat takılıyor falan, bir şeyler yapıyor böyle. Kısa pantalon falan, oturuş bacak bacak üzerine atıyor, yani özgür takılıyor, özgür düşünüyor gösteriyor kendini. -Özellikle biraz argo ağız kullanıyorum ki, komik olsun diye. Takılıyor falan, normalde o kadar kullanmam.- Ama mesela bak cevabını bir verdik, mahçup oldu, bir daha ortadan kalboldu. Demek ki, cehalet zemininde çok iyi gelişebiliyorlar. Yani tarla boş olacak, arazi boş olacak, at koşturacaklar. Ama karşılarında birisi oldu mu, derhal sakinleşiyorlar ve araziye geçiyorlar inşaAllah.
ALTUĞ BERKER: Dün siz internet sitelerinde Nur talebesi kardeşlerimizin İslam Birliği konusuna ağırlık vermesini zamanında meth etmiştiniz Hocam. Bugün baktım ben de, hakikaten internet sitelerinde Üstad’ı da vesile kılarak, onunla yanında çok detaylı olarak İslam Birliği’nin gerekçeleri, nedenleri, hikmetleri her açıdan değerlendirmelerle gündeme almışlar vesilenizle inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Şimdi bak, Bediüzzaman diyor ki: “Bu asrın en büyük farz vazifesi (en büyük farzı) İttihad-ı İslam’dır.” Her samimi Nur talebesinin, Allah’tan korkan Nur talebesinin bunu baş köşeye alması lazım bu sözü. Yani çünkü en büyük farz dediğine göre, en önemli konu olmuş oluyor değil mi? İnşaAllah. Yani tabii ki Kuran’dır hepsinin üzerinde, ama bu Kuran’a davet. Kuran ahlakına davet sözü bu. Dolayısı ile her site, her yer bu sözü alsın. Almazlarsa sorumlu olurlar. Çünkü İttihad-ı İslam ne demektir? Özgürlük, sevinç, bayram, neşe, ekonomik ferahlık, azabın kalkması, savaşların durması, terörün durması, iç huzuru, vefa, sadakat, temizlik, estetik, güzellik, sanat, demokrasi. Şimdi diyorlar ki, demokrasi nerden çıktı demokrasi? Hz. Adem (a.s.) öğretmiştir dünyaya demokrasiyi. Hz. Adem (a.s.)’den itibaren demokrasi. Yani ben anlaşılması için bu sözü kullanıyorum. Yoksa Demokrit bilmem ne falan, olay onunla bir alakası olduğu için demiyorum. Şimdi demokrasinin karşılığı bir cümle söylesem, bazı insanlar anlamazlar, ama demokrasi dedim mi anlıyorlar, değil mi? O yüzden söylüyorum. Yani Kuran’ın anlattığı bir gerçektir demokrasi. Yani insanların kendi kendini yönetmesi, özgür olması. Fikir özgürlüğü, düşünce özgürlüğü, hayat özgürlüğü, güvenlik içinde yaşamak değil mi? Güven çok önemli, güven içinde yaşayalım. Her günümüz bayram olsun değil mi? Her yer güzel olsun. Mesela bak gidip gelirken bakıyorum boğazın oradan, imar kanunu olduğu için eski İstanbul’un evlerine dokunulmuyor, hep harabe vaziyette. Kardeşim bir an önce onları böyle şirin ve tatlı, ahşap, eski İstanbul evlerine çevirsek, cam kenarlarına, pencere kenarlarına çiçek diziyorlardı o zamanlar. Böyle güzel çiçekler aşağılara sarksa değil mi? Böyle cıvıl cıvıl, çok şeker bir görünüm alsa, kuşlar yuva yapsa o evlere, şahane olur. Elimiz kolumuz bağlı olduğu için hiçbir şey yapamıyoruz şu an. Yani bana imkan verecekler, yani bir sene sürmez Allah’ın izniyle. Niye harabe seyredelim kardeşim? Nereye gitsek harabe. Her yer dökülüyor. 200 senelik ev, normal yani. Yıkım izni, tabii ki yıkılmasını istemeyiz, şöyle kabul ederiz. Eski modelden daha güzel ve daha şirin. Teknik istemiyoruz biz, teknik düzgünlük istemiyoruz, yani ahşabı, betonu ile, biz bunu istemiyoruz. Biz çiçekleri ile, altına asması ile, asma dalı saracak o evi, biz göreceğiz. Kedileri ile değil mi? Eski İstanbul’u yapmak. O ahşabın eski görünümü de çok önemli, ben gıcır gıcır ahşap da istemiyorum. Yani biz o günlere dönelim, sağlam, yeni, fakat eski görünümlü ahşap olmasın lazım değil mi? Haydi ona da razıyız, yani gıcır gıcır ona da razıyız, ama yeter ki olsun. Böyle ahşap işlemeler, yani ahşap işçiliği, yani ahşabın böyle nakış gibi işlenmesi, bunları göreceğiz. Osmanlı sanatı nefistir, çok çok. Yani dünyadaki, açıkça söyleyeyim, en güzel sanattır. Bir Osmanlı evi, Osamanlı salonu, Osmanlı sedirleri, Osmanlı pencereleri, perde örtüleri, tüller, yaygılar, sofrası, yani anlatılamaz bir güzelliktir, şahane bir şeydir. Tokat, Turhal, Amasya var ya, oralarda kaldı eski Osmanlı evleri var. Aman sakın oralara bir şey yapmasınlar. Mesela Tokat’ta da bağları yerle bir edip, oralara da binalar dikmişler, anormal kızdım öyle söyleyeyim yani. Çok şahane bağları vardı Tokat’ın. Kardeşim başka yer mi bulamıyorsunuz? Bağları sökmüşler grayderlerle, bina yapmışlar, beton yığını. Ne gerek? Sarkıtın şehiri aşağıya doğru, eski şehiri ellemeyin değil mi? Dursun orijinal hali ile, daha da güzelleştirelim. Artık olmuş bir kere ama bana yetki verilse, o binaların hepsini yıkarım ben yeniden. Yeniden o bağları kurdururum oraya. Pardon olmaz bu işte yani. Pardonsa, biz de pardon deriz yani inşaAllah.
ALTUĞ BERKER: Bir ayet okuyorum müsaadenizle. Bakara Suresi, 256. ayette, şeytandan Allah’a sığınırım. “Dinde zorlama yoktur.” diyor Hocam.
ADNAN OKTAR: “Dinde zorlama yoktur.”
ALTUĞ BERKER: Evet, bahsettiğiniz.
ADNAN OKTAR: İşte bak, bitti. Demokrasiyi özetleyen çok kısa bir Kuran ayeti. “Dinde zorlama yoktur” bitti.
İzmir’den Mustafa kardeşimiz. Bir Nur talebesi kardeşimiz Bediüzzaman’dan bir yazı göndermiş. Şimdi ben bunu üstad bir Nur talebesine okutayım, al bakalım.
ALTUĞ BERKER: Estağfurullah Hocam, vesilenizle sizin inşaAllah.
“Üstad’ın kardeşlik ile ilgili beni çok etkileyen bir kısmı. Siz bize mail gönderebilirsiniz dediğiniz için yolluyorum saygıdeğer Hocam. Risale’de, ‘Ey kardeşlerim, mühim ve büyük bir umur-u hayriyenin çok muzır manileri olur’.”
ADNAN OKTAR: Yani hayırların muzır, yani kötü, çirkin manileri olur, engelleri olur.
ALTUĞ BERKER: “Şeytanlar o hizmetin hâdimleriyle çok uğraşır.”
ADNAN OKTAR: Yani iyi ve güzel insanlar ile şeytanlar uğraşırlar, dostluğu ve kardeşliği engellemek için olay çıkartırlar, fitne çıkartırlar, durdurmaya çalışırlar.
ALTUĞ BERKER: “Bu mânilere ve bu şeytanlara karşı ihlâs kuvvetine dayanmak gerektir.”
ADNAN OKTAR: “Bu mânilere,” bu duruma karşı, bu şeytani eyleme karşı samimiyet ve candanlıkla karşılık verebilirsiniz diyor. Samimiyeti en güçlü şekilde uygulamak, candanlık. Yani Allah’a tam teslim olup, Allah’a kendini tamamen bırakıp, “Yarabbi Sen beni konuşturdun, Sen beni yaşatıyorsun” deyip, bütün kaslarını, ruhunu gevşetip, candan bir teslimiyet ile Allah’a teslim olmak. Önyargılı olmamak, kindar olmamak, nefret sahibi olmamak değil mi? Onu anlatıyor Bediüzzaman, evet inşaAllah.
ALTUĞ BERKER: İnşaAllah. “İhlâsı kıracak esbabdan yılandan, akrepten çekindiğiniz gibi çekininiz.”
ADNAN OKTAR: MaşaAllah, samimiyeti kıracak her şeyden kaçının diyor. Nerede görürseniz samimiyeti kıran bir şey, böyle şiddetli bir tiksinti ile, şiddetli bir kaçınma ile uzak durun diyor, evet.
ALTUĞ BERKER: İnşaAllah. “Ameliniz de Allah rızası için olmalıdır.”
ADNAN OKTAR: Yani eylemleriniz, tavrınız Allah’ın rızası, yani sadece Allah’ın rızasının en çoğunu arayarak, mesela biz buraya geliyoruz, Allah rızası için. Yazı okuyoruz, Allah rızası için değil mi? Bir hizmet ediyoruz, Allah rızası için. Ama en çoğunu arayarak, en iyisini yapmaya çalışarak.
ALTUĞ BERKER: “Eğer O razı olsa, bütün dünya küsse ehemmiyeti yok. Eğer O kabul etse, bütün halk reddetse tesiri yok. O razı olduktan ve kabul ettikten sonra, isterse ve hikmeti lazım gelirse, sizler istemek talebinde olmadığınız halde, halklara da kabul ettirir, onları da razı eder.”
ADNAN OKTAR: MaşaAllah, ne kadar şahane bir anlatım. Diyorum bak, Üstad olağanüstü bir şahıs diyorum, bakın buyrun, bakın ne kadar hikmetli, ne kadar özlü, ne kadar vurucu ve ne kadar ruha etki eden bir üslup ve ne kadar sıcak bir üslup. Bir de bunun düz anlatıldığını düşünün, bu aynı şeyin, yine etki eder ama, bakın burada mükemmel bir anlatım var. Bir daha oku o kısmı.
ALTUĞ BERKER: “Eğer O kabul etse, bütün halk reddetse tesiri yok. O razı olduktan ve kabul ettikten sonra, isterse ve hikmeti lazım gelirse, sizler istemek talebinde olmadığınız halde, halklara da kabul ettirir, onları da razı eder.”
ADNAN OKTAR: Yani millet sizin karşınızda olabilir, küfredebilir, hakaret edebilirler, dövüp sövebilirler, hapsedebilirler, siz hakkı söylemekle mükellefsiniz diyor. Yani siz hakkı söyleyin, hepsi isterse küssün, isterse hepsi karşı çıksın, doğruyu söylemekte, vefalı olmakta, sadık olmakta, güzel ahlaklı olmakta azimli ve kararlı olun diyor. Ama Cenab-ı Allah’ın kanunundandır diyor, Allah’ın sünnetindendir, siz böyle güzel ahlaklı olursanız, gerektiğinde, zamanı geldiğinde, hepsini size kabul ettirir, hepsini de gerekirse emrinize de sokar, emrinize de tabi eder, size kardeş de eder, kabul de ettirir, huzurlu ve güzel bir ortam meydana getirir diyor Bediüzzaman, evet inşaAllah.
ALTUĞ BERKER: “Onun için, bu hizmette, doğrudan doğruya, yalnız Cenâb-ı Hakk’ın rızasını esas maksat yapmak gerektir.”
ADNAN OKTAR: Evet, sadece Allah’ın rızası için, yani başka şey karıştırmamak lazım. Yani biraz eğleneyim, biraz da bu olsun değil, sadece Allah’ın rızası, evet.
ALTUĞ BERKER: “Çünkü nasıl insanın bir eli diğer eline rekabet etmez, bir gözü bir gözünü tenkit etmez (eleştirmez), dili kulağına itiraz etmez, kalb ruhun ayıbını görmez. Belki birbirinin noksanını tamamlar (kusurunu örter) ihtiyacına yardım eder (vazifesine yardım eder). Yoksa o vücud-u insanın (insan bedeninin) hayatı söner, ruhu kaçar, cismi de dağılır. Hem nasıl ki bir fabrikanın çarkları birbiriyle rekabetkârâne uğraşmaz (birbirinin önüne geçmeye çalışmaz, birbirinin kusurunu görerek eleştirmek suretiyle, şevkini kırıp, yılgınlığa uğratmaz). Belki bütün meziyetleriyle birbirinin hareketini genel amaca yönlendirmek için yardım ederler; hakikî bir dayanışma ve birlik ile , yaratılış gayelerine doğru yürürler. Eğer zerre miktar bir saldırı, bir zorbalık karışsa, o fabrikayı karıştıracak, neticesiz, meyvesiz bırakacak. Fabrika sahibi de o fabrikayı bütün bütün kırıp dağıtacak.
ADNAN OKTAR: Bakın ittihad-ı İslam’ı ne kadar mükemmel anlatmış Bediüzzaman görüyor musunuz? Bütün Müslümanlar ittifak ederse diyor, yani Müslümanlık bir bütündür, vücut gibidir. İki göze ihtiyacı vardır, iki kulağa ihtiyacı vardır, iki kola ihtiyacı vardır, kalbe ihtiyacı vardır. Her biriniz, İslam aleminin, bütünün, vücudun parçalarısınız diyor. Bu vücut eğer bölünürse, parçalanırsa, vücut ölür diyor. Ama vücut bütün organları ile çalışırsa, vücut son derece zinde ve olur ve mükemmel netice alırsınız diyor. İttihat-i İslam’ın mükemmel bir özeti. Bir ayrılıp dağılmayın, birbirinize düşmeyin diyor, yani kanserleşirsiniz, ölürsünüz diyor değil mi? Mesela göz kanserleşir de vücuda saldırırsa ne olur? Ölür vücut yahut kolunda kanser çıkar mesela, bütün vücudu öldürebilir. Vücut birbiriyle çatışmasın diyor, tek bir noktada dahi çatışma olmaması lazım, mükemmel bir ittihad-ı İslam olması gerekiyor diyor. Yani yarım, kenardan, köşeden değil diyor. Mesela bir kısım safdil adamlar diyorlar ki, İslam Birliği olur, tamam diyorlar. Mesela 4 parçadan ibaret olur diyor. Allah “parça ayırıcılar” diye Kuran’da da belirtiyor, niye 4 parça? Allah tek olmamızı istiyor. Birlik ve beraberlik olmamızı istiyor. Bakın bu da bir fitnedir. 4 ayrı imam olsun diyor. Allah bir tane imam istiyor Kuran’da, Allah’ın adetullah’ı budur. Bakın bu da bir fitnedir yaptıkları. İnsanın iki tane, dört tane kafası olmuyor ki, bir tane kafası oluyor değil mi? Bir tane beyni oluyor. Müslümanlar kolları ve bacaklarıdır, ama bir tane beyin olur, o da Mehdi (a.s.)’dir işte. O beyine bağlı olacaklar. İki tane beyin oldu mu, 4 tane beyin oldu mu, anarşi olur, kargaşa olur. Onun için tek bir mürşide, tek bir lidere bağlı olarak, manevi lidere bağlı olarak Türk İslam Birliği oluşacaktır. Ayrı cumhuriyetler olur tabii. Türkiye Cumhuriyeti var, İran İslam Cumhuriyeti var, Irak ayrı cumhuriyettir, ama manevi olarak bir mürşidin etrafında toplanmaları, onun onlara nazının geçmesi, onun güzel sözlerini dinlemeleri, bir ahlak öğretmeni olarak, bir ahlak mürşidi olarak başlarında birisinin bulunması, bütün dünyayı Cennet’e çevirir bu. Bediüzzaman da bunu anlatıyor, maşaAllah. Kardeşimizden Allah razı olsun. Risale-i Nur Külliyatı’nda böyle çok çok güzel, nefis, yüzlerce, binlerce anlatım var. Kardeşlerimiz gönderirlerse sürekli okuruz, sohbet ederiz inşaAllah. Mesela bir de bak, ruhunda etki eden bölüm, bizim için çok önemli olan bu bak. Okumuş, etkisinde kalmış, onu bize gönderecekler. Yani bütünü etkiler ama, bir de en fazla etkileyen yerler vardır, yani hiç unutamadığı yerler vardır, mesela bak bir tanesi bu. Nefis bir anlatım. İşte Bediüzzaman diyoruz önemli, büyük insan derken, bir bildiğim var ki söylüyorum, yani bu durduk yere bir iltifat değil demek ki. İspatlı, bak belgeli gösteriyorum. Ve çok mazlum bir insan, mesela Bediüzzaman tam demokrasi taraftarıdır, özgürlük taraftarıdır, modernlik taraftarıdır. Baskı ve zulümü asla kabul etmez. Hıristiyanlara da şefkatlidir, Museviler’e karşı da şefkatlidir. Onların da iman etmesini, kurtulmasını ister. Hatta Hıristiyanlar ile ittifak etmenin önemini söyler, “Allah’ın birliği noktasında,” Allah’ın birliğini savunma konusunda değil mi? İttifak edenler, dinsizliğe, ateizme karşı. Fakat Bediüzzaman söylüyor açıkça, Mehdi (a.s.) benden sonra gelecek, bu zamanda Mehdi (a.s.)’nin çıkması mümkün değildir benim zamanımda. Ne zaman çıkacak? Benden 100 yıl sonra diyor, açıkça söylüyor. Zaten söyledik kardeşlerimize, bunlar bu konularda samimi olmaları için kardeşlerimiz uyarsınlar. Bir de korkmasınlar, Mehdi (a.s.) çıkmazsa ne olmaz diye. Kardeşim siz Kuran’ı, hadisi yaşamakla mükellefsiniz. Peygamber (s.a.v.)’e güvenmekle mükellefsiniz. Ya çıkmazsa? Kardeşim bu seni neye götürür Allah esirgesin? Ya Allah yoksaya (haşa) götürür seni. Ya Ahiret yoksaya götürür, deli misiniz siz? Böyle şey olur mu? Sana ne, sen Peygamber (s.a.v.)’in dediğine uy, gerisine karışma. Bütün İslam alemi İslam’ı ister de ittihad-ı İslam’ı ister de ittihad-ı İslam nasıl olmaz zaten? Bu kuşkudan dolayı olmuyor. Bakın bütün İslam alemi ittihad-ı İslam’ı istiyorum dedi mi? Mehdi (a.s.) çıktı zaten, bitti. Diyorlar ki, işte falanca olmasın, onu siz Allah’a bırakın, sen neden düşünüyorsun onu? Onların Mehdi (a.s.) adayları var tabii çeşit çeşit, gerçek Mehdi (a.s.)’yi başa getirecek Allah. Siz istesiniz de, istemesiniz de Allah’ın kanunu böyle, Allah’ın kaderi böyle. Yani heveslenmekle Mehdi (a.s.) olunmaz. Kaderde Mehdi (a.s.) olunmak vardır. Kaderde Mehdi (a.s.) kimse, o olacaktır. Ne telaş ediyorsunuz? Ya kaderde bir şey olur da, kader değişirse diyor, yani buna çıkıyor. Kader değişmez, yani bu akılsızca bir hareket olur. Ama İttihad-ı İslam’ı istedi mi bütün İslam alemi, ne zaman İslam ahlakı hakim olur diyor. Kardeşim oldu-bitti işte o zaman, bitti. Yani istemediklerinden hakim olmuyor. İsteseler niye olmasın, Allah 24 saatte hakim eder. Korkuyor adam. İddia edilen Ergenekon Örgütü’nden korkuyor, 28 Şubat, bilmem ne falan. Şubat ile Mart ile ne alakası var bu işlerin? Onları da Allah yaratıyor. 28 Şubat Hızır (a.s.)’ın kontrolündeydi, ondan habersiz hiçbir şey yapamazlar. Hikmetle oldu, onda da hayır var. Yani başı boş zannediyorlar Türkiye’yi, dünyayı. Öyle bir şey yok. Kimse adım atamaz habersiz, böyle bir şey olmaz. İddia edilen Ergenekon Örgütü’nün durdurulma emrini veren de Hızır (a.s.)’dır ve tamamen kazınacağı zamanını da yine uygulamayı yapacak yine odur. Allah’a güvenecekler, yeryüzü öyle boş değil, inşaAllah.
“Burhanettin Kansu, Adana”:q
SUNUCU 1:“Biz Müslümanlar, Kuran ahlakının ve İslamiyet'in bu yüzyılda bütün dünyaya hakim olmasını, Hz. Mehdi (a.s.)'nin çıkışını ve Hz. İsa (a.s.)'nın nuzülünü büyük şevk ve heyecanla bekliyoruz. Cenab-ı Allah'ın ayetinde bildirdiği kesin vaadinin tecelli edişini önümüzdeki yıllarda göreceğimize iman ediyoruz, inşaAllah. Rabbimiz şöyle buyurmaktadır:
‘Allah, içinizden iman edenlere ve salih amellerde bulunanlara va'detmiştir: Hiç şüphesiz onlardan öncekileri nasıl 'güç ve iktidar sahibi' kıldıysa, onları da yeryüzünde güç ve iktidar sahibi kılacak, kendileri için seçip beğendiği dinlerini kendilerine yerleşik kılıp sağlamlaştıracak ve onları korkularından sonra güvenliğe çevirecektir. Onlar, yalnızca Bana ibadet ederler ve Bana hiç bir şeyi ortak koşmazlar. Kim bundan sonra inkar ederse, işte onlar fasıktır’ (Nur Suresi, 55. ayet). Cenab-ı Allah vaadine sadık olandır. İslamiyet'in bu yüzyılda dünyaya hakim olmayacağını kesin bir dille anlatanlar, Yüce Rabbimiz'in vaadi kısa süre içinde gerçekleştiğinde nasıl utanacaklar kimbilir?”
ADNAN OKTAR: “Doğan Cankaya, Rize”. Kardeniz’in bir aslanı.
ALTUĞ BERKER: “Hazreti Cebrail (a.s.) ve Hazreti Mikail (a.s.) kırk altı bin (46,000) Melek İmam Mehdi'nin yardımcıları ve yoldaşları arasında olacaktır. (El Kavlu'l Muhtasar Fi Alamatil Mehdiyy-il Muntazar -Ahmet ibn-i Haceri Mekki,(Beklenen Mehdi'nin Alametleri sayfa 31 , sayfa 47). Tarihin her döneminde Melekler Müslümanlara yardım etmiştir ama insanlar açıkça Melekleri görmemişlerdir. Bu muhteşem olaylar Melekler aleminde açıkça görülebilen olaylardır. Cübbeli'nin bu hadisi, Meleklerin Hz. Mehdi (a.s.)'nin yanında apaçık görüneceği ve Hz. Mehdi (a.s)'nin hiçbir zorlukla karşılaşmayacağı şeklinde yorumlaması gerçekten büyük yanlış. Çünkü Hz. Mehdi (a.s.)'nin yaşamının çok büyük zorluklarla, eziyetlerle, hapislerle geçmesi ve en sonunda Allah'ın izniyle muvaffak olması Hz. Mehdi (a.s.)'nin hadislerde bildirilen en önemli alametlerindendir. Cübbeli, Hz. Mehdi (a.s.)'ye hiçbir silah, bomba, tank etki etmeyecek diyerek büyük hata yapıyor. Hz. Mehdi (a.s.)'nin Cübbeli'nin dediği gibi özellikleri olsa deccal onun yanına bir adım bile yanaşamazdı. Deccal'in fitnesinin özellikle Hz. Mehdi (a.s.)'ye yönelik olacağı Peygamber Efendimiz (sav)'in hadislerinde açıkça geçmektedir. Cübbeli müteşabih hadisleri açıklamayı ve yorumlamayı bilmiyor, o yüzden çok büyük hatalara düşüyor.”
ADNAN OKTAR: Evet, doğru söylüyor kardeşimiz.
“Muhammed Salih, Ankara’dan”:
SUNUCU 2: “Bütün Müslümanlar arasındaki bölünmeler, ayrışmalar, kavgalar, hizipleşmeler, çekişmeler Hz. Mehdi (a.s.) zamanında tamamen ortadan kalkacak. Her ay, her yıl bu gelişmeler hızlanarak devam edecek. 2021'lerde inşaAllah çok güzel günleri hep birlikte göreceğiz. Allah bizimle insanları nasıl şirk adavetinden (düşmanlığından) kurtararak, onların kalplerine ülfet ve muhabbet yerleştirmiş ve din kardeşi yapmışsa, Mehdi (a.s.) ile fitne adavetinden kurtaracak ve kardeş yapacaktir. ‘Kalplerinizin arasını uzlaştırıp-isindırdı’ (Al-i imran suresi, 103).”
ADNAN OKTAR:Allah “Gözler Allah’ı idrak edemez, Allah bütün gözleri idrak eder ” diyor, inşaAllah değil mi? “Hepsini bilir” diyor, Allah. İnsanların gözlerinden bakan da Allah’tır, her yerden bakar Allah, her şeyi idrak eder. Her şeyi çepecevre kuşatmıştır, inşaAllah.
“Macit Oğuzhan”. Kısa bir yazı var onu okursun.
SUNUCU 3: “’Andolsun biz zikirden sonra Zebur’da da, şüphesiz arza salih kullarım varisçi olucaktır, diye yazdık’ Enbiya, 105. Bu ayetin tahakkuku inşaAllah, Hz. Mehdi (a.s.)’nin zuhuru ve Hz. İsa (a.s.)’nın nuzulü ile içinde bulunduğumuz, yüzyılda gerçekleşecektir”.
ADNAN OKTAR:Evet zuhur eder inşaAllah. Enbiya Suresi, 105: “Andolsun biz zikirden sonra Zebur’da da, şüphesiz arza salih kullarım varisçi olacaktır, diye yazdık.” Yani çok net. “Bu ayetin tahakkuku inşaAllah, Hz. Mehdi (a.s.)’nin zuhuru ve Hz. İsa (a.s.)’nın nuzulü ile içinde bulunduğumuz yüzyılda gerçekleşecektir.” Bu yüzyıl çok önemli bir yüzyıl, yani bütün bilimsel gelişmelerin hat safhaya çıktığı ve aniden geliştiği, toplumun aniden geliştiği, her olayın, yani çok şiddetli, hızlı geliştiği bir dönemdir. Tarihin hiçbir döneminde böyle bir yüzyıl olmamıştır. Hiçbir döneminde, her şey yıldırım hızıyla bu yüzyılda, inşaAllah.
“Aydan Masar, İzmir’den”:
ALTUĞ BERKER:“Muhammed Suresi 18. ayet. Şeytandan Allah’a sığınırım: ‘Andolsun onun (Kıyametin) alametleri gelmiştir.’ ‘Şüphesiz o (Hz. İsa (a.s.)'nin gelişi), Kıyamet-saati için bir alamettir. Öyleyse ondan (Kıyametten) yana hiç bir kuşkuya kapılmayın ve bana uyun. Dosdoğru yol budur.’ (Zuhruf Suresi, 61). Bu ayette Cenab-ı Allah'ın belirttiği gibi Kıyamet alametlerinin çoğu oluşmuştur. Hz. İsa (a.s.)’yı da, Hz. Mehdi (a.s.)'yi de inşaAllah bu yüzyılda bekliyoruz.”
ADNAN OKTAR:Kardeşlerimiz Risale-i Nur Küllüyatı’nda, Mehdi (a.s.) konusunu iyi incelesinler. Hadislerden çok incelesinler, binlerce hadis vardır. Ama bizim sitemizde özellikle Mehdi (a.s.) ile ilgili hadisleri çok kapsamlı incelesinler. Bakın bu bir iddia değil. Yani Peygamber (s.a.v.)’in hadisleri, aynısı ile cıkmış ve tahakkuk etmiş ve ispat edilmiş durumda ve bu yüzyıl, çok hayati bir yüzyıldır. Mehdi (a.s.)’nin de fark edilmemesi çok normal. Çünkü Peygamber (s.a.v.) zaten “fark edilmeyecek” diyor. Yani son ana kadar 313 kişiler. Fark edilmiyorlar, yani fark edemedik öyleyse Mehdi (a.s.) çıkmamıştır, çok mantıksız olur. O zaman o hadisi, reddetmiş olurlar. Yani insanlar istesede, istemesede fark edemeyecekler zaten. Bediüzzaman “imanın nuru ile çok az bir insan tanıyabiliyor, Mehdi (a.s.)yi” diyor. En son safhada fark edecekler. Yani İslam ahlakı dünyaya hakim olduğunda, biat anında fark edilecek. Ama için için gelişecek, bir Mehdi (a.s.) sevgisi insanların kalbini saracak. İslam ahlakının dünyaya hakimiyeti sevgisi. Mesela ittihad-ı İslam düşüncesi ve buna karşı olan istek gittikçe çığ gibi yayılacak. En sonunda Mehdi (a.s.) ile noktalanıyor. Ondan sonra o, 313 kişi, o kalkmış oluyor. Yani ondan sonra bir buçuk milyardır talebesi Mehdi (a.s.)’nin. Yani bir anda bir buçuk milyara çıkacak, 313’ten. Bütün mesele ittihad-ı İslam’da, bakın diyor ki: “Mehdi (a.s.) çıkamaz”. Kardeşim peki ittihad-ı İslam olabilir mi? diyoruz. “O belki olabilir” diyor. Bak ittihad-ı İslam olduğunda, sen Mehdi (a.s.) konusunu bana bırak. Yani ben sana gösteririm o zaman, Mehdi (a.s.)’nin kim olduğunu. Yani bir Mehdi (a.s.) buluruz onun derdine düşmesinler Allah’ın izniyle. Çünkü illaki bir lider olacaktır, ne derdine düşüyorsun. “Benim şeyhim olsun, ve yahut Hocam” diyor. Sen onun tercihini Allah’a bırak, kimin Mehdi (a.s.) olacağını Allah bilir, değil mi? yani ittihad-ı İslam olduktan sonra ne kalıyor geriye zaten, değil mi? Yani illa bir, etten-kemikten bir insan arıyorlar yani. Onu da zaten Allah getirecek, sen onun derdine düşme. Yani sorun o mu? Yani tek bir insan mı sorun? Sorun ittihad-ı İslam. İttihad-ı İslam olduktan sonra, bütün Müslümanlar birleştikten sonra, bayram yerine döndükten sonra olay, Mehdi (a.s.) konusu niye zor oluyor. Yani en kolay konu kalıyor, en kolayı. Bir insanı Allah Mehdi (a.s.) olarak insanlara gösterecek o kadar, inşaAllah. Sırf bu yüzden, bu sefer ittihad-ı İslam istemiyor. Bak, Mehdi (a.s.) karşıtlığından ittihad-ı İslam’a karşı soğuk bakıyorlar. Ben de diyorum o zaman sırf ittihad-ı İslam isteyin. “Mehdi (a.s.)’yi bulmakta zorlanırız” diyorlarsa ben yardımcı olacağım söz veriyorum, inşaAllah. Ben demeyeceğim illaki şu şahıs Mehdi (a.s.)’dir demeyeceğim. Ama ben diyeceğim şu şahsı benzetiyorum biraz diyeceğim. Bir parça belki olabilir diyeceğim. Gidip sorun bakalım, diyeceğim inşaAllah. O da kabul etmeyecektir, ama buna rağmen başa geçecektir. Bak buna rağmen bütün müminlerin lideri olacak. Manevi lideri olacaktır ve şiddetle direnir Mehdi (a.s.) asla kabul etmez, bunu da göreceksiniz. Hatta bir rivayette “ölümle tehdit edilir” diyor.
ALTUĞ BERKER:Silah zoruyla.
ADNAN OKTAR:Tabii silah zoruyla, “zorla kabul ettirirler” diyor. Yani “bütün bu ümmetin kanı üstüne olsun, Allah boynuna versin, bütün bunların günahı, bütün bu yapılan zulmün günahı hepsi üstüne olsun, eğer kabul etmiyorsan” diyorlar. “Ya kabul et, ya beddua edeceğiz.” Beddua demeyelim de, Allah affetsin, yani “bu şekilde dua edeceğiz” diyorlar. Zoraki kabul edecektir Mehdi (a.s.). Ki yani ilerki yaşlarında Mehdi (a.s.)’nin. Bütün gençliğini İslam ahlakının hakimiyetine verecektir Mehdi (a.s.). Allah rızası için kabul edecektir. Vicdani kabul edecektir. Ve en üzerinde durduğu konulardan birisi de, asla ona, “Mehdi (a.s.)” dedirtmez kendisine. “Allah rızası için beni istediniz, lider olarak istediğiniz için, ben Allah rızası için, ibadet olarak kabul ediyorum” diyecek, o kadar. Yani büyüklük hissi yok, makam şeyi de yoktur Mehdi (a.s.)’nin. Hz. İsa (a.s.) da öyle, onun sevgilisidir, canıdır, Hz. İsa (a.s.), geldiğinde ona böyle sıkı sıkı sarılır. Bütün müminlerin sevgilisidir, İsa (a.s.), bağırlarına basacaklar, kısadır onun yaşantısı da. Hz. Mehdi (a.s.) de öyle. Onların vefatından sonra... Zaten dünya can çekişiyordu. Cenab-ı Allah son kere durdurdu. Yani Kıyamet kapıdaydı, özel olarak durdurulmuştur, Allah’ın izniyle. Hususi durdurulmuştur. Yani rivayet var hadiste. Allah Mehdi (a.s.) sebebi ile durduruyor Kıyameti. Mehdi (a.s.)’nin çekilmesi, Hz. İsa (a.s.)’nın çekilmesi ile kapı açılıyor. Artık Kıyametin şartları oluşmaya başlıyor. 1545, 2120, ne kaldı şurada 2120’ye. Hadislere göre de bu böyle, Bediüzzaman’ın izahına göre de bu böyle. Biraz acaba gecikebilir mi? Daha erken mi olabilir? Allah bilir. Şu anda da Kıyamet kopabilir, ona kalırsa. Ama bakın benden o devrin gençlerine, bir bilgi, saklasınlar. 2120’de büyük bir gürültü ile uyanacaklar, söyleyeyim. Çok büyük bir gürültü ile ve muazzam bir sarsıntı ile uyanacaklar. Bak bunu aynı şekilde muhafaza etsinler. Ve bütün alemin dağıldıgını görecekler. Ve herkesin saçlarına dikkat etsinler, o devirde. Süt beyaz olacak saçları bir anda. Bembeyaz olacak saçları ve diyor, Cenab-ı Allah ayette, “sen onları sarhoş zannedersin, halbuki onlar sarhoş değillerdir” diyor. Sarhoş gibi olacaklar.
Evet, programımız bitmiş.
SUNUCU1: Harunyahya.tv sitesinden 24 saat yayınımızı takip edebilirsiniz. Soru ve görüşlerinizi bize ahirzamansohbetleri@hotmail.com adresinden gönderebilirsiniz. Harunyahya.org ve harunyahya.net adreslerinden Hocamızın tüm eserlerini ücretsiz olarak indirebilirsiniz. Bizi yarın 22.00’den itibaren harunyahya.tv internet sitemizden, Mavi Karadeniz Radyo ve Kocaeli TV. Ekranlarından takip edebilirsiniz. Yayınımıza harunyahya.tv sitemizden devam edeceğiz. Hoşçakalın, esen kalın.
Makaleler
Devamı ...Kuran'ın Bazı Sırları
Devamı ...
Adnan Oktar Diyor Ki...
Devamı ...
Sakın Unutmayın
Devamı ...Adnan Oktar Ne Demişti Ne Oldu
Devamı ...Adnan Oktar Ne Demişti Ne Oldu
Devamı ...