SUNUCU: İyi akşamlar sayın seyircilerimiz bu akşam www.harunyahya.tv, Mavi Karadeniz Radyo ve Kocaeli Tv’den canlı olarak yayınlanan Adnan Oktar’la gece sohbetleri programıyla yine sizlerle birlikteyiz. Birbirinden önemli konuların yer alacağı programımıza bilmediğiniz, merak ettiğiniz konulardaki sorularınızla sizde maillerinizle katılabilirsiniz. Konuklarım Harun Yahya müstear ismiyle yazdığı 300’ü aşkın kitabıyla tüm dünyaca tanınan yazar Sayın Adnan Oktar. Hoş geldiniz Hocam.
ADNAN OKTAR: Hoş bulduk, sizler de hoş geldiniz.
SUNUCU: “Hayırlı akşamlar Hocam, hayvanların, kendileri farkında olmadıkları halde gösterdikleri üstün akıl bize Rabbimizin yarattığını ispat ediyor. Buna rağmen evrimciler bu gerçekleri nasıl göremezler Hocam” demişler, Cengiz.
ADNAN OKTAR: Ben, dün akşam onun da konusu oldu hatta, ufacık kedi mesela yeni doğuyor. Pıt pıt pıt kafasını kaşımayı biliyor, yalamayı biliyor yani bunu öğrenmesi mümkün değil. Öğreneceği bir konumda olmuyor. Hatta biz sülün, evde sülün besliyorduk. Altın sülün, çok güzel kuşlardı, onların yumurtaları olmuştu. Dedik bu bakamaz herhalde dedim hayvan, çünkü yavruların çıkması, onların işte bakımı biraz sorunlu olduğu için, kuluçka makinesi olan bir yere gönderdik, yani orada çıksın daha sağlıklı olur diye gönderdik. Geldi bu köfteler ufacık bir şey şu kadar, her numara var yani pıt pıt kafayı kaşıma, yeri böyle eşeleme her şeyi öğrenmişler, bilmedikleri yok adamların. Mesela akşam olduğunda akşam ezanından sonra uyuyorlar, mutlaka kafayı vurup uyuyorlar. Ama çok fazla şey biliyorlar. Yani bu, Allah onlara kodlamış bu bilgiyi, çok şaşırtıcı ve çok hayret verici. Mesela kedi ufacık yavru, yabancı birini gördüğünde kabadayılık yapıyor, yani nereden bilir onu? Zaten sen şu kadar bir şeysin yani senin kabadayılığını kim dinler. Kimi görürse görsün mesela eğer tehlikeliyse kabarıyor. Kendini temizlemeyi biliyor, bütün patisi alıyor yüzüne... Mesela annesi olmasa dahi hepsini biliyor, bu çok şaşırtıcı. Mesela örümcek yavru çıkıyor, çıkar çıkmaz ağ yapmayı biliyor, kısa sürede, ama mükemmel, paralel böyle çok düzgün. İnsana o ağı yap desen eline yüzüne bulaştırır, batırır yani ortalığı, hiçbir şekilde yapamaz. Nefis meydana getiriyor yaptığı şeyleri. Arıyı zaten anlatırsam bitmez, yani sabaha kadar bitmez. Hayvan doğduktan sonra bu yeteneğiyle doğuyor. Şimdi bu ruhunda bir bilgi bunun, bu çok acayip bir şey bu. Kaşıyla, gözüyle, bacağıyla da alakası yok, bunu biliyor hayvan. Şimdi bununla ilgili bir kitap akşam konuştum, bunu hazırlayalım dedim. Çok kapsamlı bir kitap hazırlayalım dedim. Çünkü bu doğrudan hayvanlardaki ruhla ilgili. Mesela insan böyle değil. Çocuk doğuyor, hiçbir şeyini bilmiyor çocuk yani tamamen aciz, ne yemek yemeği biliyor, ne şunu biliyor, ne bunu biliyor, ne konuşmayı tabii hiçbir şey bilmiyor. Ne kendini temizlemeyi, ama bunlarda olay öyle değil. Yani pandanın yavrusu bile annesini biliyor, mesela gidip tırmanıyor falan süt içeceği yeri biliyor. Kendisi gidip buluyor. Ama çocuk bilmez. Bu hayvanlardaki bilinç ve akıl çok hayati bir konu olduğu için, çok kapsamlı bir konu olduğu için, tabii bunu en güzel film olarak hazırlamak lazım, video film olarak.
SUNUCU: Belgeseller gibi değil mi?
ADNAN OKTAR: Tabii belgesel film olarak, en güzeli o olur. Ama tabii her zaman insanların videosu olmayacağı için, her zaman işte onu açmak mümkün olmadığı için, kitap olarak da hazırlamak iyi olur. Öyle bir çalışma yapacağız. Her hayvana bakarken ibret gözüyle bakmak lazım, mesela bak bizim papağan yukarıda, bilmiyorum şimdi ortada pek sesi çıkmıyor. Gönderdiniz mi onu? İyi olmuş aman. Çünkü daha önceki sahibi çok abuk şeyler öğretmiş. Yani nefes almadan anormal şeyler söylüyor. Bir tane iki tane değil, durup durup böyle işte sana ne, nereden çıktı, bilmem ne falan böyle. Mesela normal konuşma yaparken birisi, sana ne diyor birden bire, insanlar da orada mahçup oluyor. Bir acayip durum oluyor. Telefon sesi çıkarıyor, bilmem ne, kapı gıcırtısı sesi çıkarıyor, önü arkası yok, çay içme sesi çıkarıyor, yani adamın repertuarı çok geniş. Birde acayip gür sesi, ta en üst kata koyduk buraya geliyor sesi. Yani onun için dedik aman. İnşaAllah. Ama mesela bu yetenek, hayvanın ses teli yok, dili de böyle ufacık bir şey, dile de benzemiyor. Ama gayet gür, mesela bak üst kattan bizim bir arkadaşımız konuşsa sesi duyulmaz. Buraya kadar gelmez. Acayip gür sesi var. Her şeyin sesini çok gür çıkarıyor küçücük canıyla. Bir de insanların ses tonunu da iyi biliyor. Mesela erkek sesiyse, erkek sesi olarak çıkarıyor. Kadın sesiyse, kadın sesi olarak çıkarıyor. Ve yahut o kişinin, yani o kişiden farklı olmayan bir sesi çıkarıyor. Aynı ona benze bir ses çıkarıyor. Bilmiyorum ama bir insana yap dersen yapamaz. Çok zor, telefon sesi , kapı gıcırtısı nasıl yapsın adam? Çok güç bir şey yani. Tabii, onun içinde papağanın da çok kapsamlı incelenmesi gerekiyor. Yani bakın gırtlağı olmadığı halde, ses teli olmadığı halde, konuşmayla ilgili hiçbir sistemi olmadığı halde, mükemmel konuşuyor adam. Harflerin hepsini kusursuz çıkarıyor, şakır şakır yani. Geçenlerde de televizyonda gösterdi. Çocuk ağlama sesi çıkarıyor aynısı yapmış, çocuk neşesi çıkarıyor. Küçük bir çocuğun aynısı, gülme sesi hemen akabinde yapıyor. Olağanüstü bir yetenek, tabii her yerde Allah’ın harikaları var. Her yerde Allah Kendini gösteriyor, güzelliğini gösteriyor. Onun için şehirleri böyle beton yığını yapmak doğru değil. Biz her yerde hayvanları görebilmemiz lazım, bitkileri görebilmemiz lazım. Mesela çiçek görmek mesele, çok zor. İşte belediyeden Allah razı olsun biraz lale ekiyorlar, bir şey ekiyorlar onları görebiliyoruz. Hâlbuki öyle olmaması lazım. Vahşi çiçekler çok güzeldir, doğal olmayan çiçekler değil mi? Kendiliğinden yetişecek. Mesela papatyalar olacak, şu olacak, bu olacak değil mi? Menekşeler açacak, kendiliğinden doğal olacak. Onun için tabii geniş arazi, geniş ortam gerekiyor, iyi sulama gerekiyor. Onun içinde en iyisi köyler, kasabalar. Yani köylerde, kasabalarda olanlar tabii şehre özeniyorlar, şehirde olanlarda köyde, kasabalara özeniyorlar. Hepsi nimet tabii, şehirde nimettir ama köy, kasabada nimet yönü vardır. Evet, Bakara Suresi 81’de Allah diyor ki; şeytandan Allah’a sığınırım. “Hayır” diyor Allah. ”Kim bir kötülük işler de günahı kendisini kuşatırsa, (artık) onlar, ateşin halkıdırlar” yani kötülük yapmayın diyor Allah. Eğer insanlar Kuran’a uyarsa kötülük yapmıyor, kötülük yapmayınca ne demek? Nereye gitsen iyilikle karşılaşacaksın demektir. Yani düşünün bir toplum düşün, kimse kötülük yapmıyor. Acayip rahat, çok şahane, ne kadar güzel. Bak, “aksini yaparsanız,” diyor, “ateşin halkıdır” diyor Allah, tehdit ediyor. Şimdi o zaman kötülük yapana hiçbir şey yapılmazsa, adam yapmaya devam eder. Allah da Cehennemle tehdit ediyor. “Orada süresiz kalacaklardır.” Bu çok ciddi bir tehdit. Ama tabii insanlar bütün bu açık tehditlere rağmen yine pervasız davranıyorlar, bir kısmı tabii. “Ona Allah’tan kork denildiğinde büyüklük gururu onu günaha sürükler.” Yani insanın bu kadar aciz olduğu halde büyüklük gururu içerisinde olması, enaniyetli olması başlı başına Allah’ın varlığına ispat eden bir mucizedir. Yani insan zaten çok aciz bir varlık, büyüklük onun neyine? İstese de yapamaması lazım. Canını muhafaza edebiliyor ancak, çok güçtür yaşamak zaten, acz içindedir insan. Ahiret’te diyorlar ki, şeytandan Allah’a sığınırım. “Demişlerdir ki: ‘Eyvahlar bize’” diyorlar Ahiret’te uyandıklarında, “uykuya bırakıldığımız yerden bizi kim diriltip-kaldırdı?” Uykudan uyandıklarını zannediyorlar. Yani bir anormallik olduğunu düşünüyorlar, şaşırıyorlar. Ama biz uyuyorduk burada, bizi uykudan kaldırdılar. Yani ölümden, dirildiğinden haberi yok, bilmiyor, yani ölüyken dirildiğini anlamıyor. “Bu Rahman (olan Allah)’ın va’dettiğidir,(demek ki) gönderilen (elçi)ler doğru söylemiş.” Sonradan anlıyorlar. “İşte O, yalnızca bir tek çığlıktan ibarettir. Artık kendileri dirilmiş olarak bakıp duruyorlar ki eyvahlar bize bu din günüdür” (Saffat Suresi 19-20). Kalkıyorlar, şaşkınlar bak, “bakıp duruyorlar” diyor. Yani kavramaya çalışıyorlar araziyi ve çevreyi, ne olduğunu anlamaya çalışıyorlar. Ama sonunda günahkâr olduklarını bildikleri için Allah’a asi olduklarını bildikleri için; “Eyvahlar bize; bu din günüdür” diyorlar, Saffat Suresi 19-20. “Gözleri ‘zillet ve dehşetten düşmüş olarak’, sanki ‘yayılan’ çekirgeler gibi kabirlerinden çıkarlar.” Biliyorsunuz çekirgeler ne kadar geniş alanda olursa olsun, yumurtadan çıktıklarında toplu aynı anda çıkıyorlar, hepsi birden çıkıyorlar. Allah özellikle çekirgeye benzetmiş diriliş anını. “Hepsi toptan birden kalkarlar” diyor Allah. “ ‘Zillet ve dehşetten düşmüş olarak,’ sanki ‘yayılan’ çekirge gibi kabirlerinden çıkarlar.” Yani yattıkları yerden kalkıyorlar. “Boyunlarını çağırana doğru uzatmış olarak koşarlarken, kâfirler derler ki: “Bu, zorlu bir gün.” Çok uzaktan birisi çağırıyor onları yani topluluğu, onlar da o tarafa doğru koşarak gidiyorlar. Mesela milyonlarca insan koşuyor, yani araziyi anlamaya çalışıyorlar, ortamı anlamaya çalışıyorlar. O tarafa koşmanın nedeni de, oradaki kişiden bilgi almak ve yahut orada bir şey var zannediyor da olabilirler. Yani yiyecek, içecek, su. Bir umut, bir şey var zannediyorlar, o tarafa doğru koşuyorlar. “Bu zorlu bir gün” diyorlar, yani bu çok acayip bir gün. “Kabirlerinden koşarcasına çıkacakları gün, sanki onlar dikili bir şeye yönelmiş gibidirler.” Sanki böyle bir sütuna belirli bir şeye, bir hedefe doğru diyor, Allah koşacaklar diyor. Normalde Cehennem arazisine doğru koşuyorlar. Fakat haberleri yok, yani bilseler zaten gitmeyebilirler inşAllah. Yani bulundukları yer Cehennem arazisi. Ama tabii müminler de gelecektir Cehennem arazisine, herkes gelecek. Müminler geçici olarak kalıyorlar, çünkü görmeleri lazım, Cehennem’in ne olduğunu bilmeleri gerekiyor. Bizzat görecekler, yakından görecekler. Fakat müminlerin Allah; “ön tarafında bir ışık vardır” diyor, “Bir de sağ taraflarında bir ışık vardır” diyor. Tabii bizim bildiğimiz bir ışık kaynağı değil, bir şekilde Allah aydınlatıyor onu orada göreceğiz. Bir de yanlarında onlara yardımcı olan biri var. Yani oraya doğru götüren, yer şey değil de yani belki bir vasıtayla, belki bir şeyle, nasıl olduğunu biz Ahirette göreceğiz inşaAllah. Allah diyor ki bak, Müminun Suresi 115: “Bizim, sizi boş bir amaç uğruna yarattığımızı ve gerçekten Bize döndürülüp getirilmeyeceğinizi mi sanmıştınız?” diyor Allah. “Sizi boş bir amaç uğruna yarattığımızı,” şimdi göz yaratılmış, niçin yaratılıyor? Boş bir amaç için yaratıldı diyor. Kaş, onun da amacı yok, burun onun da amacı yok, dudağın da amacı yok, kulağın da amacı yok diyor. Arabalar, evler yapmış, hücre yapmış Allah, atom yapmış, uzay yapmış, yani saysak katrilyonlarla hesap anlatamıyoruz, yani bitmez, sonsuza kadar bitmez Cenab-ı Allah’ ın dilemesiyle. Yahut mesela çok çok fazla saymamız gerekiyor, ona da insanın ömrü yetmez inşaAllah. Tabii Allah’ın dünyadaki verdiği nimetlerin çok olduğunu söyleyebiliriz. Sonsuzluk Allah’a mahsus, o şekilde söyleyelim . Şimdi adama diyoruz ki; “bu bardağın bir amacı var mı? Evet var” diyor. “Saatin bir amacı var mı? Evet var, zamanı gösteriyor” diyor. “Hücrenin? Onun da amacı var” diyor. “Peki insanın amacı var mı? Yok, onun bir amacı yok” diyor. “Hiçbir sebebi yok, boş yaratıldı. Yani ne sahibi var, ne sebebi var, hiçbir amaç yok sırf öylesine yaratıldı” diyor. O zaman bunlara hesap vermek durumunda yani parmak, el niçin yaratıldı, araba niçin yaratıldı, televizyon niye yaratıldı, bardak niye yaratıldı? Diyor ki; “çok fazla yaratılan her şeyin bir sebebi var, yani sebepsiz hiçbir şey yok.” Bakın küfür diyor ki; “bir tek insanın amacı yok, yani niçin yaratıldığı belli değil” diyor. Kardeşim şimdi yani burada bu üslubu sen Ahirette de aynen söyleyebilecek misin? Söyleyemeyeceksin. Bak nitekim Allah diyor ki: “Bizim, sizi boş bir amaç uğruna yarattığımızı ve gerçekten Bize döndürülüp getirilmeyeceğinizi mi sanmıştınız?” (Müminun Suresi,115), diyor Allah. Tabii ki; “değil” diyecek, tabii ki “boş bir amaç için değildi” diyecek. Ama bu işte geç kalmış oluyor bunu yaptığı anda. Bunun cevabını veriyor ama geç kalıyor. Müminun Suresi,115,“Biz gökleri, yeri ve ikisi arasında bulunanları ” yani göklerde ne varsa bütün ay, güneş değil mi? Güneşin bir sebebi var , güneş dünyaya hayat veriyor Allah’ın dilemesiyle değil mi? Hepsinin bir amacı var. “Ve ikisi arasında bulunanları” işte her şey bitkiler mesela meyveler, kavun, karpuz, armut aklına ne gelirse her şey, bütün meyveler, bütün yiyecekler. “İkisi arasında bulunanları bir oyun ve oyalanma konusu olsun diye yaratmadık” diyor Allah. Yani bomboş sadece oynasınlar, gitsinler diskoda eğlensinler, amaçsız bomboş otursunlar, alsın eline televizyon kumandasını, boş boş amaçsız böyle gezinsin. “Biz bu amaçla yaratmadık” diyor Allah. Zaten doğru bu, yani bu iman konusu da değil, bu çok doğru. Yani böyle bir şey olabilir mi? Hiçbir amacı olmayan bir yapı olabilir mi? “O, amel (davranış ve eylem) bakımından hanginizin daha iyi (ve güzel) olacağını denemek için ölümü ve hayatı yarattı. O, üstün ve güçlü olandır, çok bağışlayandır”, Mülk Suresi 2. Bakın “O, amel (davranış ve eylem) bakımından hanginizin daha iyi (ve güzel) olacağını denemek,” yani bize göstermek için. Mesela eğer biz güzel ahlaklıysak burada, kendimizi seviyoruz. Ahirette de kendimizi seviyoruz ama pislik bir adam kendini sevmiyor, “pis adamım” diyor biliyor. Ahirette de kendini sevmiyor. Zaten kabul ediyor, pislik olduğunu söylüyor. Allah onun öyle olduğunu zaten biliyor. Ama iyilerin kendini çok iyi bilmesi gerekiyor. Yani iyi olduğunu bilmesi gerekir. Çünkü o zaman bir nimet oluyor. Kendisinin iyi olduğunu biliyor. O zaman içi rahatlar. Çok kötü olduğunu düşünse hiçbir değeri olmaz. Ama kendisinin iyi olduğunu bilen bir insan sevildiğinde ondan müthiş haz duyar. Allah bu nimeti oluşturmak için bunu meydana getiriyor, bu sistemi meydana getiriyor. Yoksa bizim ne yapacağımızı zaten bilir, Kendi yaratıyor. “Biz, bir 'oyun ve oyalanma konusu' olsun diye göğü, yeri ve ikisi arasında bulunanları yaratmadık. Eğer bir 'oyun ve oyalanma' edinmek isteseydik, bunu, Kendi Katımız'dan edinirdik. Yapacak olsaydık, böyle yapardık.” Yani ben çok mükemmelini yapardım diyor Allah. Böyle bu şekilde yapmazdım diyor. Bu deneme için olan kısımdır diyor. Yani benim amacım sizin oyun ve oyalanmayla vakit geçirmenizde değil diyor. Burası bir kahvehane, kıraathane gibi, hani bazı tipler vardır gider, boş ve amaçsız kahvehanede oturur. Böyle bakar sigarayı yakar. Çayını da alıyor. “Ne düşünüyorsun?” desen, “hiç” diyor. “Hiçbir şey düşünmüyorum,” diyor. 5 saat oturuyor yani, hiçbir amacı yok. “Ben bu amaçla yapmadım” diyor Allah. Bu kadar detayı, bu kadar güzelliği, örümcekler işte kuşlar, kelebekler, düşünün yani nimetleri, güzellikleri. Ben bunları boş iş için yaratmadım, diyor Allah. “İnsanlar, (sadece) ‘İman ettik’ diyerek, sınanmadan bırakılacaklarını mı sandılar?” diyor Allah. Bakın, “sadece ‘İman ettik’ diyerek, sınanmadan bırakılacaklarını mı sandılar?” Mesela soruyoruz iman ediyor musun? Ediyorum, Allah’a iman ediyorum, diyor. Peki, Kuran’ı hiç okudun mu? “Hiç okumadım.” diyor. Seni ilgilendirmiyor mu? İşte ortalı laflar, ne anlama geldiği belli olmayan sözler. Bak Allah da diyor ki: “İnsanlar, (sadece) ‘İman ettik’ diyerek,” bu yeterli değildir diyor Allah, iman ettik demeniz. “Sınanmadan” imtihan olmadan “bırakılacaklarını mı sandılar?” yani Biz sizi diyor, belalarla, zorluklarla, acılarla imtihan edeceğiz. Çünkü vefa denen bir olay var. Vefalı olmak nasıldır, biliyor musunuz? İnsana çok pahalıya mal olur, vefa. Bir insanı harcadığında o çok kolay, harcarsın adamı, bir daha onunla ne görüşmene gerek kalır. Ne ona bir masraf yapmana gerek kalır. Ne dikkatini vermene gerek kalır. Mesela farz edelim çok sevdiğin birisi var. Allah vermesin, trafik kazası geçirdi, felç oldu, değil mi? Şimdi vefa da nedir? Adamı alırsın evine götürürsün, bütün ömrün boyunca, mesela 50 sene yaşıyorsa 50 sene ona bakarsın. Bunun adına vefa derler. Karaktersizlik nasıl olur? Aşağılık, şerefsiz hareket nasıl olur? Adamı alır, atar, sokağa atar. Bu da şerefsizliktir işte. Kuran, “işte Biz bununla sizi sınıyoruz.” diyor Allah. Yani Allah seni de öyle yapabilirdi, o zaman istiyor musun sen bırakılmayı? Asla istemem der, bak burası çok acayip bu. Onun seni bırakmasını ister misin? Diyorsun, “yok istemem.” Sen onu niye bırakıyorsun? “Ben bırakırım” diyor. Bu ahlaksızlık işte. Zulüm, tabii. İşte bak Allah diyor ki; “sınanmadan bırakılacaklarını mı sandılar?” işte biz burada sınanıyoruz, zorlukla. Mesela çirkin bir söz söylüyor. Adam onu bin beteri karşılık veriyor, olmaz. Mesela ona güzel, nezaketli hoş bir söz söylüyorsun, adam şok olur. “Ya” der, “ben buna zalimce bir üslup kullandım. Ne kadar nezaketli bir üslup kullandı?” Hakikaten Allah’a iman ediyor bu der. Ben de iman edeyim, der. İmanın güzelliğini görmüş olur. Çünkü ikiyi, dörtle karşılık veriyor. O adam da dörde sekizle karşılık veriyor. En sonunda karşılıklı birbirlerini öldürüyorlar. Gelişmeler böyle oluyor. Mesela geçenlerde filmde, kadınlarda şiddeti gösteriyor. Adam arkadan koşmuş, elinde bıçakla, kızcağız mesela el kadar çocuk, onu bıçaklıyor. Mesela filmde bu videolar var, orada burada var ya, orada video kameralarla tespit edilmiş görüntüler. Acımasızca tekmeleyenler, acımasızca vuranlar. Belli ki, iki, dört, sekiz, onaltı gelişmiş, sonra da böyle psikopat ve deli bir tavra girmiş. Ne olur merhamet etsen, acısan, şefkat duysan? Velev ki hatalı bile olsa, o zulme ne gerek var? Allah’ın bir kulu değil mi? Ahirete bırakırsın, Cenab-ı Allah takdir eder onu. Bu kadar zulme ve psikopatlığa niçin gerek var? İşte bu da bir imtihandır. Ama imtihanda iyi olanlar kazanıyorlar. Güzel ahlaklı olanlar kazanıyorlar. İyiler hep güzel olurlar. Mesela bakın şimdi, Mehdi (a.s.) devrinde olduğumuz için, Mehdi (a.s.) topluma güzel örnek olacaktır. İnsanlara güzel örnek olacaktır. Bir kişi ve onun çevresindeki kişilerin yüzü suyu hürmeti için Allah İslam ahlakını dünyaya hakim ediyor ve Kıyameti durduruyor. Yani bir iyi, bütün dünyaya fayda sağlıyor, bir tane iyi. Bir kişiden ne olur, der değil mi insan? Bir kişi bütün dünyanın kurtuluşuna vesile oluyor. Mesela Hz. İsa (a.s.)’nın inişi de öyle. Onun inişiyle bütün Hıristiyanlık alemi kurtulmuş oluyor. Çünkü mesela şu an, akıl almaz bir konumdalar. Yani alenen göz göre göre şirk koşuyorlar. Yani Allah’ın üç olduğunu söylüyorlar. Yani ne gerek var? Allah birdir desene. Hz. İsa (a.s.) Allah’ın Peygamberi olduğu açıkça belli. Yemek yiyor, uyuyor, Allah’a dua ediyor. “Rabbim benim tektir,” diyor İncil’de. Tahrip olmasına rağmen kalmış bakın, Hak hususlar, bunu söylüyor. Buna rağmen Allah’ın oğludur, dersen, bu çok büyük bir zulüm olmaz mı? Ve bu yüzden de, milyarlarca diyeyim, insan imansız kalmasına sebep oldu, Hıristiyanlar. Üniversite mezunu olan bir insan, aklı başında bir insanın Hz. İsa (a.s.)’ya Allah der mi? Nasıl desin adam? Koskoca aklı başında adam. “Yemek yiyor mu?” diyorsun, “Yiyor” diyor. Uyuyor, Hz. İsa (a.s.) doğru mu? “Uyuyor.” “Acı çekiyor mu?”, “Çekiyor.” Allah’a dua ediyor, ibadet ediyor. Sürekli Allah’a hitap ediyor. Allah, Allah’a dua eder mi? Allah yemek yeme mecburiyetinde kalır mı? Allah uyumak mecburiyetinde kalır mı? Olacak iş mi bu? Çocuğa söylesen inanmaz şuna. Ne gerek var bu zulme?
Bugün bir de yeni misafirlerim var. Bakayım onu nasıl kardeşlerime anlatacağım. Amerika’dan üst derecede, yüksek derecede masonlar geldiler misafirim olarak. 33 dereceli masonlar, yani dünyayı adeta yöneten kişiler. Şimdi saat 23.00 gibi programa çıkaracağım onları. Bana gelecek eleştirileri düşünüyorum, ama Allah rızası için artık yapacağım. Bir kere kesin masonluğumu ilan ederler, bir. İşte masonlarla ittifak ettiğim falan, düşünemiyorum yani ne haberler çıkacak artık. Ama bakın ben Allah’tan başka hiç kimseden korkmam. Hiçbir sözden, laftan çekinmem. Onlar bana göre mazlum insanlar. Allah’ın varlığına ve birliğine inanan insanlar, benim çağırdıklarım. Ateist masonlara da karşı bu insanlar. Hakkı, doğruyu arıyorlar. Bakın buraya gelmeden önce, hemen Kuran okumaya başlamışlar. Mesela bu bir güzelliktir. Yani Hocamızın dinini, İslam’ı öğrenmek istiyoruz, diye Kuran okumaya başlamışlar. Ben okuyun demedim daha. Daha demeden başlamışlar. Mesela bu bir nezaket. Allah’ın birliği üzerinde çok duruyorlar. Allah’ı çok sevdiklerini belirtiyorlar ve Allah’ın birliğinin bütün dünyaya yayılmasını, bu inancın yayılmasını istiyorlar. Sırf bu bile çok çok güzel bir şey. Ateist masonlara karşı, ben imanlı masonları tabii ki koruyup kollayacağım. Tabii ki onlardan yana tavır alacağım. Ve onların daha üstün gelmesini isterim ben. Niye ateistlerin üstün gelmesini isteyeyim. Tabii ki Allah’a inananların üstün gelmesini isteyeceğim. Ama tabii nur ala nur olması için Müslüman olmalarını istiyorum. Kuran’a, İslam’a sarılmalarını istiyorum, inşaAllah. Çünkü onların bu girişimi de güzel. Onlar Ahir zamanda biz nasıl Mehdi (a.s.)’yi bekliyorsak, onlarında bir Mehdi’si var bekledikleri Mehdi’si var. Onun ismi Adonay. Veyahut Adon. Adon’u bekliyorlar. Ahir zamanda Adon’un geleceğini ve dünyayı tek bir inanç etrafında toplayacağına inanıyorlar dünya masonluğu. Hatta mason tabloları var böyle, Adon bir kıyafet giymiş. İşte çok gösterişli bir kıyafet giymiş, mason kıtaları böyle bölükler halinde karşısında, o da onlara asasıyla emir veriyor, bir şeyler söylüyor. Öyle bir mason tablosu var. Onlarda bir efsanedir Adon, Adon’un gelişi. Hindu dininde, Hindularda da vardır bu, Budistlerde de vardır. Yani Ahir zamanda, son devirde, Kıyamete yakın zamanda bir kişinin geleceği ve bütün insanları tek bir inanç etrafında toplayacağı, yani tabii İslam. İslam’dan başka da inanç olmaz. En son hak din İslam, İslam olması gerekir, yani biz yeniden mesela Hz. Davud (a.s.) dönemine dönemeyeceğimize göre, hak Peygamber (s.a.v.) de geldiğine göre değil mi? Hz. Davud (a.s.)’a da uymak istiyorsak, yine Kuran’a uyacağız ayrıca biz. Hz. Davud (a.s.)’a uymamış olmuyoruz. Çünkü Hz. Davud (a.s.)’un güzel sözleri de Kuran’da, Hz. Süleyman (a.s.)’ın sözleri de, Nuh (a.s.)’un da, İbrahim (a.s.)’in, İshak (a.s.)’ın, Yakup (a.s.)’un, hepsinin değil mi? Eğer onların yolunda, onları seven olmak istiyorsak, zaten Kuran’a uymamız yeterli. Bunları uygun bir üslupla tabii konuşacağız. Zannediyorum bir hayli önemli bir şey. Çünkü hiç şu ana kadar masonlar bir Müslümanla bu tarz bir toplantı yapmadılar. İlk defa oluyor bu. Biliyorsunuz benim zaten Yahudilik ve Masonluk diye de kitabım vardı. Masonlar lanetlenmiş insanlar gibi görülür ve hiçbir şekilde de görüşülmez onlarla, konuşulmaz. Halbuki bu çok yanlış. Yani biz ateistle de görüşürüz, Marksistle de görüşürüz, satanistle de görüşürüz. Cehenneme git mi diyelim adama? Tabii kurtarmak isteyeceğiz. Nasıl olacak o zaman? Musevilerle görüşüyorum. “Niye görüşüyorsun?” diyorlar. Peki, nasıl anlatacağız dini? Hıristiyanlarla görüşüyorum, “niye görüşüyorsun? masonlarla görüşüyorum, artık düşünemiyorum, yarın ortalık birbirine girer. Ama ben tabii hiç kaale almam. Mesela biz eskiden de diskolara giderdik, bizim çocuklar giderlerdi diskolara, orada tebliğ yapardık. “Ne işiniz var diskolarda?” derlerdi. Camide zaten Müslümanlar var, yani orada tebliğ olmaz. Onlar camide yapmak istiyorlar tebliği. Halbuki gidersin diskoda da yaparsın, sokakta da yaparsın, başka yerde de gidersin, değil mi? İhtiyaç olan insanlara yapılır. Peygamberimiz (s.a.v.), Ukaz Panayırı’na gidiyordu. Bütün müşrikler, Mekke müşrikleri, ateistler, dinsizler, hepsi vardı. Çok eziyet etmelerine rağmen, hakaret etmelerine rağmen, ters davranmalarına rağmen, gidip onlara tebliğ yapıyordu Peygamberimiz (s.a.v.). Bütün peygamberler öyle yapmadı mı? Müşriklerle mücadele etmedi mi? Anlatmadı mı onlara? Onların alayına, baskısına rağmen, hakaretlerine rağmen akıl almaz iftiralar attılar. Deli dediler, büyücü dediler, yalancı dediler, çıkarcı dediler, her şeyi dediler, akla gelen her şeyi. Ama Müslüman tabii o şunu der, bu bunu der diye dedikodudan çekinerek İslam’ı anlatmamazlık edemez. O zaman Allah Ahirette ona sorar, öyle bir hakkı yok Müslümanın.
SUNUCU: “Hocam, Abdülkadir Geylani Hazretleri iyi huylu kimseyi şöyle tarif ediyor. Bu sözü hakkında siz ne düşünüyorsunuz? ‘İyi huy sahibi, insanlardan gelen şeylere aldırmaz. Bu hal ise, her şeyin Allah-ü Teala Hazretleri’nin dilemesiyle olduğunu bilmektendir. Böyle olan kimse, nefsini ehemmiyetsiz görür’” demiş, Nihat Ilgazoğlu.
ADNAN OKTAR:Çok manidar, tam bu konuyla ilgili, değil mi? Anlattığım konuyla ilgili. Benim mesela sorudan hakikatten haberim yoktu, çok manidar. Bakın ne diyor? “İyi huy sahibi, insanlardan gelen şeylere aldırmaz.” Dedikodulara, iftiralara, kınamaya aldırmaz. Çok güzel. “Bu hal ise, her şeyin Allah-ü Teala Hazretleri’nin dilemesiyle olduğunu bilmektendir.” Tabii mesela bizim karşımıza masonları getirecek olan da Allah’tır. Bir de otuz üçüncü derece mason, ödü kopar bayağı çekinirler. Çünkü zıt biliniyor. Hiçbir şekilde ne yanına gelir, ne evine gelir, değil mi? Dikkatli olması lazım. Üstelik bir kısmı da haham mason gelenlerin, yani hem haham, hem mason, yani Musevi mason, inşaAllah. Artık o zaman çift durum oluyor. “Allah-ü Teala Hazretleri’nin dilemesiyle olduğunu bilmektendir. Böyle olan kimse, nefsini ehemmiyetsiz görür.” Masonlar yakın bir zamanda tamamı Müslüman olacaktır, bunu da göreceksiniz. Böylece İslam ahlakının dünya hakimiyeti noktalanmış olacak. Masonluk çok kilit bir kurumdur. Dünya hakimiyetinde çok kilittir. Masonların Müslüman olmasıyla ikinci bir ihtimal kalmaz zaten. Bütün dünyada kilit noktaları tutanlar onlardır. Derin dünya devletinin sahibi de onlardır, onların yönetimindedir. Her yerde böyledir, dünyanın %99 bu şekildedir, masonların kontrolündedir. Buraya gelenler de tam kilit konumda insanlar. Otuz üç derece en yüksek konumdur. Onların da seçkin olanları bu gelenler. Şimdi biraz sonra, saat 23:00 gibi canlı yayına çıkaracağım inşaAllah. Bir hayli kalabalıklar ama herhalde sığdığı kadar, inşaAllah. Masonluk eskiden beri, yani çok çok eski tarihlerden beri gizli faaliyet yapan bir kurum. Hz. Süleyman (a.s.)’ın devrinden çok daha eskidir. Bir nevi tarikatı andıran bir yapılanma içindedirler. Fakat şimdi iyi yön, güzel gelişme, Allah’a inananlar daha hakim konuma gelmeye başladı masonların içerisinde, yani ateist masonlara karşı. Mesela Fransız masonluğu ateisttir genellikle, İngiliz masonluğa da genellikle ateisttirler. Şimdi onlara galebe çalmaya başladılar, bu çok güzel. Onun için de benden biraz, benim anladığım kadarıyla yardım istiyorlar. Anladığım kadarıyla değil, zaten açık teklifleri var. Onlara karşı galebe çalmak, Allah inancında olanların hakim olması, Allah’ın birliğine inananların hakim olması için bir ittifak istiyorlar. O yönüyle tabii ki biz destekleriz. Kuran’a uymalarını istiyoruz. Kuran’a tam bağlanmalarını istiyoruz, Peygamberimiz (s.a.v.)’i sevmelerini istiyoruz. Onun için inşaAllah gayret edeceğiz. Ama bakalım günler ne gösterecek. Önümüzdeki on yıl sonra inşaAllah insanlar ne demek istediğimi daha iyi anlayacaklar inşaAllah. Önümüzdeki yıllar sürekli heyecanlı yıllardır, önemli yıllardır. Mesela insanlar yirminci yüzyılda, yirmi birinci yüzyılda “artık modern çağa girdik, din kendinden yok olacak, İslam yok olacak, bunlar hep hurafe,” diyorlardı. “Geçmişlerin masalları” diyorlardı. Bir de baktılar ki, din eze eze, söke söke geliyor, tam tersi. Bilakis ateizm süper gariban ve zavallı hale geldi. Her yerde eziliyor. Yani aşağılanıyorlar tabii, çok küçük düşüyorlar. Doğru söylememek durumundalar, sürekli doğru söylememe durumları var. Her yerde mahçup oluyorlar. Dolayısıyla böyle bir şeyin olacağını onlar hiç tahmin etmiyorlardı. Gerçekten böyle bir şey var zannediyorlardı. Hakikatten din hurafe zannediyorlardı. Bir de baktılar ki din çok berrak bir gerçek, çok net bir gerçek. Hakikatten doğru. Nefesleri kesildi. Şu an onun şokunu yaşıyorlar. Tahmin etmiyorlardı. Halbuki Allah’ın varlığı zaten apaçık belli, bunu çocuk olsa anlar. Bu anlaşılamayacak bir şey mi? İnsanlığa büyü yaptı deccaliyet. İnsanların basireti, feraseti kapandı. Aklı, şuuru kapandı. Bir insanın içgüdüsüyle bile çok rahat anlayacağı şekilde yaratmıştır Allah kendi varlığını anlamayı. Çocuğu bıraksan, çöle, ortama bıraksan, çocuk, iki yaşında, hiç kimseyle görüşmese, biraz büyüdüğünde, şuuru açıldığında Allah’ın varlığını anlar. Der: “Bu ne? Kim yarattı bunları? Nasıl oldu?” der. Çünkü her şeyin bir sebebi oluyor. Mutlaka bir sebep zinciri var. Kendisinin de bir sebebi olduğunu anlar. “Ben neyim? Bu dünya ne? Biz niye yaratıldık? Ben nasıl görüntüyü beynimin içinde görüyorum? Bu sesi beynimin içinde nasıl duyuyorum?” Merak edecektir. Bunu anladığı an zaten hemen Allah’ı anlar. Dolayısıyla fıtri bir din zaten insanın ruhunda vardır. Din sadece onu tasdik ediyor. Mesela biz kötülüğü zaten biliriz içgüdü olarak, kötü olan her şeyi biliriz, hiç din eğitimi almasak bile, kötü olan her şeyi biliriz. Allah bize ilham etmiştir onu, ruhumuzda biliriz. Ama Kuran onu netleştirmiş oluyor, bahanesi olmaması için insanların. Bilinen bir şeyi net, sarih hale getiriyor.
Bismillah, şeytandan Allah’a sığınıyorum. Cenab-ı Allah diyor ki 11. ayette; “sonra, duman halinde olan göğe yöneldi; böylece ona ve yere dedi ki: ‘İsteyerek veya istemeyerek gelin.’ İkisi de: ‘İsteyerek (İtaat ederek) geldik’ dediler.” Bakın, dünyanın ilk yaratışta, atmosferin tamamı bir dumanla kaplı olduğunu Kuran 1400 sene öncesinden bildiriyor. Bilim daha bunu bu yüzyılda anladı. Yani ilk dünyanın oluşumunda bütün yeryüzünün dumanla kaplı olduğunu, yani her tarafın gazlarla kaplı olduğunu söylüyor. Bakın ayet: “Sonra, duman halinde olan göğe yöneldi.” diyor Allah. 1400 sene öncesinden, bilimden önce Allah açıklıyor Kuran’da. Sonrada tabii birazda 11 Eylül olaylarına, 11 Eylüle’deki olaya da bakıyor. Duman, 11 biraz manidar, evet. Bak diyor ki Allah: “İsteyip-arayanlar için eşit olmak üzere, ordaki rızıkları dört günde takdir etti.” Yiyeceğin insanlar arasında eşit olmasını istiyor Allah. Yani herkese yiyeceğin dağıtılmasını, biri az yiyen biri çok yiyen böyle değil de, eşit dağıtılmasını burada Kuran işari manada bize bildirmiş oluyor. “Dediler ki”; şeytandan Allah’a sığınırım, "Bizi kendisine çağırdığın şeye karşı kalplerimiz bir örtü içindedir, kulaklarımızda bir ağırlık, bizimle senin aranda bir perde vardır.” Mesela tebliğ yapıyorsun, anlatıyorsun, adam diyor ki; “kendisine çağırdığın şeye karşı kalplerimiz bir örtü içindedir,” biz seni dinlemiyoruz diyor, anlamıyoruz. Ne dediğini anlamıyoruz diyor. “Kulaklarımızda bir ağırlık var.” diyor. “Ne anlatıyorsun sen? Masal mı anlatıyorsun?” diyor. “Bizimle senin aranda bir perde vardır.” Yani mümkün değil bizim seninle anlaşmamız diyor. Seni kabul etmemiz mümkün değil. “Artık sen, (yapabileceğini) yap, biz de gerçekten yapıyoruz." İstediğin kadar sen tebliğ yap, anlat. Bizde sana karşı atakta bulunacağız diyor. Mesela iddia edilen Ergenekon Örgütü gibi, veyahut işte ateist masonlar gibi, veyahut başka kurumlar gibi karşı atakta bulunacağız diyorlar.
Bismillah. Demin söylemiştim, şeytandan Allah’a sığınırım “Sonra biz ona (cehenneme) girmeye kimlerin en çok uygun olduğunu daha iyi biliriz.” Yani kimlerin Cehenneme gireceğini Biz biliriz diyor Allah. Bakın “Sizden ona girmeyecek hiç kimse yoktur.” Herkes girecek Cehenneme diyor. Demin söylemiştim ya, Cehennem arazisine bir kere girilecek. “Bu, Rabbinin kesin olarak üzerine aldığı bir karardır.” Yani çünkü, o zaman biz bilmemiş olacağız. Allah Cehennemden bahsediyor, sonsuza kadar bilmemiş olacağız Cehennemi. Onun için Allah içine sokmayarak arazisine sokuyor, Cehennemin. “Sonra, takva sahiplerini kurtarırız” Sonra onları alıyorlar, yani Müminleri, takva sahiplerini o araziden alıp Cennete götürüyor Allah, götürtüyor. “Zulmedenleri diz üstü çökmüş olarak bırakıveririz.” Yani Cehennem arazisinde onlar diz üstü bırakılıyorlar, orada kalıyorlar. Sonra oradan Cehenneme alınıyorlar, yani ikinci aşamada. Ama insanların en şu anda gözüyle göreceği şey İslam ahlakının dünya hakimiyetidir, bunu açık görecekler. Hz. İsa (a.s.)’yı açık görecekler. Tabii bunlar gayb haberleridir. Bunları dirildiğinde görecekler kişiler. Çünkü kafalarında canlandırdığı gibi her halükarda olmaz. Mesela geçen gün söylemiştim, Cennet toprağı deyince insanlar mutlaka bahçe toprağı zannediyor. Halbuki hiç alakası yok, bahçe toprağı tozlu toprak, insanı kirletir. Cennet toprağı öyle değildir. Gıcır gıcır tertemizdir. Öyle, o şekilde bir etkisi olmaz. Mesela Cennet ağaçları da insanlar her halükarda dallı budaklı tozlu falan bir şey zannediliyor. Öyle değildir. Nasıldır? Tarif et deseler, edemeyiz çünkü Allah diyor ki; “hiç bir göz görmedi, hiç bir nefis tatmadı.” diyor. Ve “yepyeni bir yaratışla yaratacağım” diyor Allah. Bilemediğiniz şekilde diyor, bakın bilemediğiniz şekilde. Biz nasıl bilemeyiz? O zaman fizik ve kimya kanunlarına uygun değil. Bizim bildiğimiz fizik ve kimya kanunlarından daha değişik bir sistemle yapacak demektir Allah. Yani yeni bir sistem. İnşaAllah. “Sonra onların arkasından öyle nesiller türedi ki, namaz (kılma duyarlılığın)ı kaybettiler” Namazları bıraktılar diyor Allah. “Ve şehvetlerine kapılıp-uydular.” Şehvet sadece cinsel ilişki değildir, yani her şey. İnsanın nefsine, çıkarına uygun olan her şey. Nefsani olan her şey. “Böylece bunlar azgınlıklarının cezasıyla karşılaşacaklardır. Ancak tevbe eden, iman eden ve salih amellerde,” yani samimi yaşayan, samimi ibadet edenler, “bulunanlar (onların dışındadır); işte bunlar, Cennete girecekler ve hiçbir şeyle zulme uğratılmayacaklar.Adn Cennetleri (onlarındır) ki, Rahman (olan Allah, onu) Kendi kullarına gaybtan vadetmiştir.” Yani görünmez olarak vadetmiştir. Görmedikleri halde vadediyor Allah. “Şüphesiz O'nun va'di yerine gelecektir.Cennette Adnan Cennetlerinde ‘boş bir söz’ işitmezler; sadece selam” yani güvenlik, rahatlık bunları işitirler diyor. “Sabah akşam, onların rızıkları orada (bulunmakta)dır.” Sürekli tükenmeyecek yiyecekler vardır diyor Allah. “O Cennet; Biz, kullarımızdan takva sahibi olanları (ona) varisçi kılacağız.” Takva sahibi, Allah’ın dinine titiz olanlar, samimi olanları “varisçi kılacağız.” Yani Biz oraya onları göndereceğiz.
Basında Harun Yahya
Devamı ...
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Başlıklar
Devamı ...Web siteleri
Devamı ...Evrim Sözlüğü
Devamı ...
Adnan Oktar Diyor Ki...
Devamı ...Ahir Zamana ait Yeni Bilgiler
Devamı ...