SUNUCU 1: Programımıza Harunyahya.Tv’den devam ediyoruz.
ADNAN OKTAR: Evet, demin Amerikalı masonlarla görüştük, konuştuk. Onlara İslam ahlakının dünyaya hakim olacağını anlattım, Hz. İsa (a.s.)’nın geleceğini anlattım. Mason deyince böyle hani çok katı, olaylara beton gibi bakan bir insan aklımıza gelmemesi lazım. Tabii onlar da insan nihayetinde, kaliteli insanlar. Ufukları geniş. Mesela bak anlattıklarımı çok rahat alabiliyorlar, anlattıklarımı rahat kavrayabiliyorlar yani makul düşünebiliyorlar. Mesela katı değiller. Başka bir fikir de insan olsaydı, mesela çok saldırgan, ters, münasebetsiz cevaplar verirdi. Hatta Müslüman olduğu halde, mesela Mehdi (a.s.) gelecek desem ben böyle çok münasebetsiz bir karşılık verebilir. İsa (a.s.)’nın geleceğini söylesem onu münasebetsiz bir karşılık verebilir. Ama olgun ve nezaketli davrandılar dikkat ederseniz. Kendi inançları içerisinde, güçleri yettiği kadar hürmetkar olmaya çalışıyorlar. Bu güzel, yani Allah’a inanıyor olmaları çok güzel. Ateist masonlardan bu yönüyle ayrılıyorlar. Ateist masonlara karşı bu inanan masonlarla işbirliği yapıp, ateist masonluğu yeryüzünden tamamen, fikren ortadan kaldıracak şekilde bir faaliyet düşünüyoruz. Çünkü o çok ciddi bir risktir yani. Dünyadaki bütün olayların kökeninde bir vicdansızlık, bir zulüm görülüyor. Bu da genellikle ateist masonlardan kaynaklanan bir yapı. Çünkü Allah’tan korkan, Allah’ı seven bir insan zulüm yapamaz, insanlara kötülük yapamaz, savaşları kışkırtamaz, kan dökülmesini istemez. Birinci yol olarak öyle bir şey düşünüyoruz. Özellikle evrim teorisi konusunda, Darwinizm konusunda saplantılı yanlış düşünen masonlar var. Onlara karşı büyük localarda, Amerika’daki mason localarında inşaAllah, evrimle ilgili eleştiri mahiyetinde ilmi konferanslar verdiğimizde, onlarında kafaları daha güçlü olarak bu konuda düzelmiş olacak inşaAllah.
Ahkaf Suresi, şeytandan Allah’a sığınırım: “Hani cinlerden birkaçını, Kur'an dinlemek üzere sana yöneltmiştik. Böylece onun huzuruna geldikleri zaman, dediler ki: ‘Kulak verin;’ sonra bitirilince kendi kavimlerine uyarıcılar olarak döndüler.” Yani tebliğciler olarak dönüyorlar Kuran’ı dinledikten sonra. Diyorlar ki cinler: “Dediler ki: ‘Ey kavmimiz,” cin kavmine söylüyorlar, cin topluluğuna. “Gerçekten biz, Musa'dan sonra indirilen, kendinden öncekileri doğrulayan bir Kitap dinledik; hakka ve doğru olan yola yöneltip-iletmektedir.’" Yani doğru söylüyorlar diyor. Cinler hakkında fikrin ne?
SUNUCU 2: Kötü bir fikrim yok onlar hakkında.
SUNUCU 3: Onların da kadın ve erkeği olduğunu biliyorum. Müslümanları, Hıristiyan olanları yani dine inanıp inanmayanları olduğunu biliyorum. Eğer onlarla iyi anlaşırsak bize iyilik yaptıklarını, ama atıyorum bir kül şeyinden falan geçme derler ya, yada kötü fikir sahibi olup düşündüğümüzde musallat olduklarını da biliyorum. Öyle diyorlar yani.
ADNAN OKTAR: Bazen çok zalim olanlara, çok ters olanlara böyle Allah’a, dine, mukaddesata tavır alanlara karşı korkutucu tavırları olur cinlerin. Evet zaman zaman olur. Elektriği yakıp söndürürler, tedirgin ederler böyle. Kapıları açarlar kaparlar falan, yani aklını başına alsın biraz gibi.
SUNUCU : Herhangi bir aynaya yazı yazabilirler mi?
ADNAN OKTAR: Evet ona benzer böyle ilginç şeyler. Hafiften kendilerini hissettirebilirler. Bazen de çok aleni de hissettirebilirler ama bazen hafiften hissettirir.
Gördüğünde bazı insanlar özel poz yaparlar, hani kavramakta güçlük çekiyor gibi veyahut samimi olmakta güçlük çekiyor gibi. Birden samimi olmak istemez. Onu zamana yaymak ister, kendince bir plan kurar, işte biraz daha samimi olayım. Sonra işte kuşkulu gibi davranayım, yavaş yavaş açılıyor havası vereyim diye. Mesela bu çok basitlik. Bir insan seviyorsa, güveniyorsa hemen anlar ve samimi olursun, canciğer olursun. Niçin olmasın? “Zamana bırakayım”. Senin zamanınla benim zamanım uyuşacak mı o zaman? Sen diyeceksin 3 ay, ben de 3 sene diyeceğim, ne olacak ondan sonra? Olur mu öyle şey? Akla güvenmek lazım, Allah’a teslim olmak lazım. Eğer dürüstse insan, samimiyse, Allah’tan korkuyorsa, bir anda samimi olur. Biz Cennete gittiğimizde oradaki insanlarla sizi tanıyalım ondan sonra samimi olalım mı diyeceğiz? Görür görmez samimi olacağız, anında. Nasıl samimi olacağız? 40 yıllık ahbap gibi, Müslüman da böyle olması lazım. Eğer gerçekten temiz insansa, Allah’tan korkan, akıllı bir insansa, üstelik referansta varsa artık insaf yani, o zaman bir vakit geçirilmez. Basitlik yapanlar hep ezilirler. Yani gereksiz oyunları vardır biliyorsunuz, çeşit çeşit karmakarışık oyunlar. Yani 40 tilki 40’ı birbirini kovalar derler ya böyle. Ne gerek? Bizim beynimiz zaten fitneye, fücura yatkın bir beyin değil. Biz bunlarla uğraşamayız. Beynimiz felç olur bizim öyle şeylerle. Bizim beynimiz sadece sevgiden anlar, şefkat, merhamet, dürüstlük ve samimiyet, Allah korkusu, Allah sevgisi. Bunu yaşayacak şekilde bizim beynimiz yaratılmıştır. Onun arasına, beynin arasına odun sokarsan, beyin felç olur. Beyin öyle şeyleri kaldırmaz. İnsan ruhu öyle şeyleri kaldırmaz. En güzeli Allah’a teslim olup son derece samimi olmak, candan olmak. Acaba işte “benim için ne der”e de gerek yok. Allah’a güvenip, eğer samimi iyi bir insansa candan davranması lazım. Çünkü o da bu sefer aynı şeyi düşünebilir, bu sefer sorun çıkar, yani güçleşir. O benim için ne düşünüyor, ben onun için ne düşünüyoruma girmemek lazım. Sadece tek taraflı birbirimizi seviyoruz, Allah’a da güveniyoruz, Allah’ın kuluyuz, zaten az bir süre kalacağız dünyada gideceğiz. Değil mi? Hayır uzun da kalsak fark etmez ama kısacık bir süre var. Onun için böyle arkadaşça, dostça güzel bir hayat yaşayıp Allah’ın huzuruna gitmek lazım. Burada böyle sokak köpeği gibi eli yüzü yırtmış, kaşar, saldırgan, laf sokan, dedikoducu, sürekli fitne fücur arayan yani bu çok korkunç bir şey. Bu hem ruhu tahrip eder, hem bedeni tahrip eder. Böyle insanların mesela yüzünde ağır tahribat meydana geliyor.
Ben titiz insanları çok severim, temizliğe çok özenli insanlara. Ama çok titiz olacak yani öyle diyeyim. Alabildiğine titiz. O çok mükemmel insan modelidir o.
SUNUCU 2: Temizlik imandan gelirmiş.
ADNAN OKTAR: Tabii temizlik imandan gelir maşaAllah. Aklı başında bir insan öyle olması lazım.
Şeytandan Allah’a sığınırım: “Dediler ki: ‘Ey kavmimiz, gerçekten biz, Musa'dan sonra indirilen, kendinden öncekileri doğrulayan bir Kitap dinledik; hakka ve doğru olan yola yöneltip-iletmektedir.’" "Ey kavmimiz, Allah'a davet edene icabet edin” aynı şekilde Mehdi (a.s.)’ye de söyleyecekler. Bunu anlıyoruz. “Ve O’na iman edin; günahlarınızdan bir kısmını bağışlasın ve sizi acı bir azaptan korusun." Bakın mümin bir cin, “O’na iman edin; günahlarınızdan bir kısmını bağışlasın ve sizi acı bir azaptan korusun.” Cehennem azabından korusun diyor. “Kim Allah'a davet edene icabet etmezse,” Peygamber (s.a.v.)’e uymazsa “artık o, yeryüzünde (Allah'ı aciz bırakacak değildir).” Yani Allah’ın dinine uymamasından Allah etkilenmez. Müslümanlar da etkilenmez. O kendi aleyhine olur, zarar olur, maddi manevi çöker. “Ve onun O'ndan başka velileri yoktur. İşte onlar, apaçık bir sapıklık içindedirler. Onlar görmüyorlar mı ki, gökleri ve yeri yaratan,” bakın hemen iman hakikatlerine ağırlık veriyor. “Gökleri ve yeri yaratan ve onları yaratmaktan yorulmayan,” sürekli yaratmaktan Allah yorulmam Ben diyor. “Yorulmayan (Allah), ölüleri de diriltmeye güç yetirir.” Yani mesela sen burada yoktun, bak bir anda seni yarattı. Mesela buradan gidiyorsun, bir anda yok ediyor Allah. Aynı ölüm ve dirilme, aynısıdır. Bir yok ediyor, bir yaratıyor. Bir yok ediyor, bir yaratıyor. “Hayır; gerçekten O, her şeye güç yetirendir.” Her şeyin hakimi Benim diyor Allah. “İnkar edenler ateşe sunulacakları gün, (onlara şöyle denir:) ‘Bu gerçek değil miymiş?’" Hani cehennem yoktu? Hani Ahiret yoktu, şeklinde onlara Allah soracağız diyor. “Onlar: ‘Rabbimiz'e andolsun, evet (öyledir)’ derler. (Allah da:) ‘Öyleyse inkar ettiklerinizden dolayı azabı tadın’ dedi.” Bakın, “Bu gerçek değil miymiş,” diyor Allah. “Onlar da Rabbimiz'e andolsun, evet öyle, derler.” diyor. “(Allah da:) ‘Öyleyse inkar ettiklerinizden dolayı azabı tadın’ dedi. Artık sen sabret; Resullerden azim sahiplerinin sabrettikleri gibi,” yani son derece azimle sabredeceksin, diyor. İşte biz de sabırlı olacağız. Eleştiriler olur, hakaretler olur, saldırı olur, baskı olur, hastalıklar olur, iç sıkıntıları olur, yorgunluk olur, uykusuzluk olur hepsine sabredeceğiz. “Onlar için de acele etme.” diyor Allah. Bak acele, onda da sabır. Bir kötü oldu mu hemen helak olsun istiyor insanlar. Allah bana bırakın diyor, acele etmeyin diyor. “Onlar, tehdit edildikleri şeyi (azabı) gördükleri gün, sanki gündüzün yalnızca bir saati kadar yaşamış(olacak)lardır.” Bakın, “onlar, tehdit edildikleri şeyi (azabı) gördükleri gün,” yani Cehenneme geldikleri gün, Cehennemi yaşadıkları gün, “sanki gündüzün yalnızca bir saati kadar yaşamış(olacak)lardır. (Bu,) Bir tebliğdir.” diyor Allah. Bakın, “ne kadar kaldın?” deniyor. Adam düşünüyor, kanaat olarak, 1 saat kaldım, diyor. Bak 1 saat için bunca rezilliği yapmış oluyor, 1 saat. O, ona o kadar uzun geliyor ki hayat, bazen mesela insanlar uyku uyurlar. 10 dakika uyurlar, bir kalkıyor. En az 2-3 saat geçmiş zannediyor. Ona da inanamıyor, gerçekten mi diyor. En az 2-3 saat geçti kanaatinde oluyor. Yani net, çünkü gördüğü rüya 10 dakikaya sığacak rüya değil. Yaşadığı olaylar 10 dakika ile anlatacak gibi değil. “Artık fasık olan bir kavimden başkası yıkıma uğratılır mı?” Allah, Ben sadece cibiliyetsiz, karaktersiz, ahlaksız, zalimleri diyor yıkıma uğratırım diyor Allah. Yani müslümanın tedirgin olması için bir sebep yok. Samimiyse, Allah’a tam tabi ise, Allah’tan tabii ki korkacak. Ama o, samimi Müslüman asla Cehenneme gitmez. Bu bilinecek inşaAllah. “Andolsun,” Allah yemin ediyor. “Biz çevrenizde bulunan şehirlerden (birçoğunu) yıkıma uğrattık ve belki dönerler diye.” Yani İslam’a, Kuran’a dönerler diye. “Ayetleri çeşitli şekillerde açıkladık. Bu durumda, Allah'ı bırakıp yakınlık (sağlamak) için edindikleri ilahlar,” yani Darwinizm, materyalizm gibi düşünceler, “onlara yardım etselerdi ya.” Onlara yardım edemezler diyor Allah. “Hayır, onlar, kendilerinden kaybolup gittiler.” Darwinizm, materyalizm hepsi yıkılıyor, kaybolup gidiyor. “Bu (yalancı ilahlar ve onlara yükledikleri), onların yalanları ve uydurduklarıdır.” Bakın,“buonların yalanları ve uydurduklarıdır.” Mesela Darwinizm, materyalizm yok olup gidiyor. Sadece yalan ve uydurdukları var. Yalanla uydurulan şeylerde kaybolup giden şeyler, inşaAllah. Bak, “Hayır, onlar, kendilerinden kaybolup gittiler.” Demek ki deccaliyet, materyalizmi, Darwinizm gibi düşünceler mutlaka yıkılıyor sonunda. Kuran buna işaret ediyor. “Onların yalanları ve uydurduklarıdır.” Bu sistem , gösterdikleri bu sistem, sadece onların yalanları ve uydurduklarından oluşuyor, diyor. Darwinizme de baktığımızda sadece yalan ve uydurmaya dayalı, başka bir şey yok. “Ey iman edenler, Allah yolunda adım attığınız (savaşa çıktığınız) zaman gerekli araştırmayı yapın.” Yani bir tebliğ yapacağınız vakit, bir konferans vereceğiniz vakit, İslam ahlakını yaymak için herhangi bir şey yapacağınız vakit, mutlaka önden bir araştırma yapın, diyor Cenab-ı Allah. Bilgiyle donanın. Gideceğiniz yeri bilin, insanları bilin. Ne yapacağınızı önceden tespit edin. “Ve size (İslam geleneğine göre) selam verene, dünya hayatının geçiciliğine istekli çıkarak: ‘Sen mü'min değilsin’ demeyin.” Allah için geldiğinde selam verdiyse, ben Müslümanım diyorsa, sen Müslüman değilsin, sarığın yok, cübben yok işte başın açık veyahut işte namaz kıldığını görmedin, diyerek selam vermemezlik etmeyin diyor Allah. "Sen mü'min değilsin" demeyin. “Asıl çok ganimet, Allah Katındadır. Bundan önce siz de böyle idiniz; Allah size lütufta bulundu.” Siz de daha önce dinle imanla alakanız yoktu diyor Allah, değil mi? Siz de İslam’ı bilmiyordunuz, sonradan öğrendiniz diyor. Dolayısıyla yeni öğrenen bir insana, İslam’ı bilmeyen bir insana, bu şekilde bir hitap olmaz. Zaten diyemeyiz ayrıca, inşaAllah. Kuran yasaklamış, açıkça Allah Kuran’da yasaklıyor. “Öyleyse iyice açıklık kazandırın. Şüphesiz Allah, yaptıklarınızdan haberi olandır.” Yani net üslup kullanın diyor Allah. “Mü'minlerden,” şeytandan Allah’a sığınırım. “Özür olmaksızın oturanlar ile,” adam oturuyor, camiden çıkmıyorum ben diyor, evden de çıkmıyorum, diyor. “Allah yolunda mallarıyla ve canlarıyla gayret edenler eşit değildir.” Hem malını Allah yolunda harcıyor, internet yayını için para harcıyor, televizyon yayını için, kitap dağıtmak için veyahut her şey için, İslam’ın yayılması için. Bakın Allah önce mala dikkat çekmiş, mal ile. “Ve canlarıyla cihad edenleri,” tebliğ yapanları. “Oturanlara göre derece olarak üstün kılmıştır.” Daha üstündür diyor Allah onlara, daha makbuldürler. “Tümüne güzelliği (cenneti) va'detmiştir;” hepsi de Cennete gidecektir. “Ancak Allah, cihad edenleri oturanlara göre büyük bir ecirle üstün kılmıştır.” Onlar daha makbuldür diyor Allah. Biz de tabii daha makbul olanı seçeceğiz, inşaAllah. “(Onlara) Kendinden dereceler,” şimdi adam Cennete gider de, mesela şimdi biz buraya geliyoruz, kimi insan bu ortamdan çok sıkılabilir. Kimi de çok hoşnut olur. Çok hoşuna gider. Durumuna göre, ruh haline göre. “(Onlara) Kendinden dereceler,” mesela derece verdin mi, Cennete gitti mi insan, mesela bir ağaca bakıyor, içi eriyor, bir hayvana, canlıya bakıyor, içi eriyor. Müthiş zevk alıyor. Ama derecesi düşük olan insan daha az zevk alır ve farkına varmaz, bilemez ve sonsuza kadar böyle olmuş olacak bu. Kim ister böyle bir şeyi, en iyisini isteriz değil mi? En iyisinin olmasını.
SUNUCU 3:Hep en iyisini isteriz.
ADNAN OKTAR:O zaman da Allah’ın rızasının en çoğuna uymak gerekiyor işte. Yani Allah’ın en beğeneceği hareketi yapmaya çalışmak lazım. Hem Allah’ın en az beğeneceği hareketi yapmaya çalışmak, hem de en yüksek dereceyi istemek, bu samimi bir tavır olmaz. Hayır, yüksek dereceyi istesin ama Allah’ın rızasına tam uysun. En fazlasına uysun. “Kendinden dereceler, bağışlanma ve rahmet (vermiştir.)” “Bağışlanma,” mesela biz Müslüman olarak insanız, hata yapabiliyoruz. Allah’tan bağışlanma diliyoruz. “Ve rahmet,” Allah’ın rahmeti biliyorsunuz, Rahman ve Rahim isminin tecellisi olarak bir rahmet vardır. Allah’ın rahmeti her şeyi kuşatmıştır, inşaAllah. Koruyuculuğu, her şeye güzel nimet olarak bakmamız için bize bir bilgi bu. Mesela Allah Rahman ve Rahim’dir. Rahim koruyucu, rahmetiyle insanları koruma altına alır. Ama tabii küfür için Allah bir bereket, bir huzur, bir rahatlık vermiyor. Canları yanıyor. Dünyada da canları yanıyor, Ahirette de canları yanıyor. Çünkü Allah onlardan zaten çok güzel bir şey istiyor. Diyor ki; “birbiriniz sevin, dürüst olun, iyi değer verin. Mesela haset gözüyle bakmak, ahlaksızlık bu. Buna ne ihtiyaç var? Yani bununla ne kazanır bir insan? Ama sevgi gözüyle baktın mı, şefkat gözüyle baktın mı da, bu ona ne kaybettirir? Sevgi ve şefkat gözüyle baktın mı, hem ibadet yapmış oluyor, hem mutlu olur, hem sağlıklı olur, hem içi açılır. Ama öbüründe ona bir felaket getirir o. Dünyada ve Ahirette bela getirir. Kuran bunu istiyor. Adam diyor ki; “ben buna uymak istemiyorum” diyor. O zaman belanı arıyorsun. Bu güzellik çünkü. Niçin uymuyorsun bunlara? Yani ne zararı var? Nefsine ters yön nedir burada, hiçbir şey yok. Hayır olsa da, insan nefsine ağır gelse de yapar, ayrı mesele. Çünkü biz nefsimize göre değerlendirmiyoruz. “Melekler kendi nefislerine zulmedenlerin hayatına son verecekleri zaman derler ki: ‘Nerede idiniz?’ Onlar: ‘Biz, yeryüzünde zayıf bırakılmışlar (müstaz'aflar) idik’ derler.” Yani “baskı gördük. Darwinistlerden, materyalistlerden baskı gördük. Arkadaşlarımız anormal tekliflerde bulundular. Yanlış düşüncelerde bulundular. Bizi yanlış yollara sevk ettiler. Onların etkisinde kaldık. O yüzden bizim gücümüz yetmedi. Müslümanlığı yaşayamadık” derler diyor. “(Melekler de:) "Hicret etmeniz için Allah'ın arzı geniş değil miydi?"” “Ne mecburiyetiniz vardı, onların içerisinde yaşamaya, o tarz insanlarla mecbur muydunuz?” diyorlar. Yani “onlar bizi rahat bırakmadı” diyor. Melekler de diyorlar ki; “başka bir yere gidin. Daha iyi insanların yanına gidin. Ne engel vardı?” diyorlar. “İşte onların barınma yeri cehennemdir. Ne kötü yataktır o?” Yani Allah bu bahaneyi kabul etmiyor. “Benim çevremdeki insanlardan dolayı ben böyle oldum.” Bunu kabul etmiyor. “O zaman yer değiştirin” diyor Allah. “Ancak erkeklerden, kadınlardan ve çocuklardan müstaz'aflar olup” yani zayıf bırakılmışlar olup, “hiçbir çareye güç yetiremeyenler” yani kurtuluş bulamıyor, ne ileri gidebiliyor, ne geri gidebiliyor, yol bulamıyor. “Bir yol (çıkış) bulamayanlar başka.” “Bunları affederim” diyor Cenab-ı Allah. “Umulur ki Allah bunları affeder.” Yani “umabilirsiniz” diyor bunu. “Allah affedicidir, bağışlayıcıdır.” Bak; “Allah yolunda hicret eden, yeryüzünde barınacak çok yer de bulur, genişlik (ve bolluk) da.” Yani “daha iyi imkanlarla Müminlerin yanına, Allah’tan korkanların yanına geçebilirsiniz” diyor Allah. “Yani hiçbir mecburiyetiniz yok” diyor, “itin, kopuğun içinde yaşamaya.” “Böyle bir bahane olmaz” diyor Allah. “Allah'a ve Resûlü’ne hicret etmek üzere evinden çıkan, sonra kendisine ölüm gelen kişinin ecri şüphesiz Allah'a düşmüştür.” Yani bu uğurda gayret ederken ölürse “onun da ecri vardır” diyor Allah, yani yer değiştirirken. “Allah, bağışlayıcıdır, esirgeyicidir. Yeryüzünde adım attığınızda, kafirlerin size bir kötülük yapmalarından korkarsanız, namazı kısaltmanızda sizin için bir sakınca yoktur. Şüphesiz kafirler, sizin apaçık düşmanlarınızdır.” O zamanlar müminler namaz kılıyor diye küfür müthiş nefret ediyordu biliyorsunuz. Onlar da dört rekatlık namazı iki rekat olarak kılıyorlardı. Mesela öğlen namazının dört rekat farzını iki rekata indiriyorlar ki, çünkü namaz anında savunmasız oldukları için, onlara zarar vermemeleri için, en kısa zamanda namazı kılıyorlar. Yani süratle namazı kılıp, hemen kendilerini savunmaya ağırlık veriyorlar. Hatta namaz kılarken başka Müslümanlar nöbette bekliyorlar. Bir başka grup nöbette bekliyor. Onlar namaz kıldıktan sonra onlar onlarla yer değiştiriyor, onlar ondan sonra namaz kılmaya başlıyorlar. Onun için, Müminin, Müslüman’ın düşmanı çoktur. Her zaman şeytan onlara karşı insanları kışkırtır. Yani öldürmese bile yaralamak ister. Manen yaralamak ister, iftira atmak ister. İş yerindeyse iş yerinden çıkartmak ister. Ne bileyim yani her türlü rahatlığını bozmak ister. Ekonomik ambargo uygular. Her şey yapar.
“Rahman, Rahim olan Allah’ın adıyla. “Ta, Ha. Biz sana bu Kur'an'ı güçlük çekmen için indirmedik.” Bakın burada çok önemli bir sırrı veriyor Allah. Şeytandan Allah’a sığınırım. Diyorlar ki; “Kuran ahlakını yaşarsak biz bayağı zor durumda kalırız” diyorlar. Bak Allah diyor kİ; şeytandan Allah’a sığınırım, “Biz sana bu Kur'an'ı güçlük çekmen için indirmedik.” Şimdi burada Allah bunu açıklamış oluyor. Demek ki, Kuran’a uymak bize ferahlık, rahatlık, özgürlük, neşe, sevinç verecek ve bunun bütün sırları ve bilgisi de Kuran’ın içerisinde var. “'İçi titreyerek korku duyanlara' ancak öğütle-hatırlatma (olsun diye indirdik).” Yani “Allah’tan korkan, Allah’ı samimi seven inananlara indirdik” diyor Allah. “Yeri ve yüksek gökleri yaratan tarafından bir indirmedir. Rahman (olan Allah) arşa istiva etmiştir. Göklerde, yerde, bu ikisinin arasında bulunan ve nemli toprağın altında olanların tümü O'nundur. Sözü açığa vursan da, (gizlesen de birdir). Çünkü şüphesiz O, gizliyi de, gizlinin gizlisini de bilmektedir.” Yani “Ben bilinçaltınızda geçirdiklerinizi, kafanızda kurduğunuz, tasarladığınız düşünceleri, hepsini bilirim” diyor Allah. Bilirim demesinin sebebi de şu aynı zamanda; Allah zaten Kendi yaratıyor onları. O bilinçaltındaki düşünceyi o anda Allah yaratıyor. O da kendi, kurnazca, gizlice düşündüğünü zannediyor. Halbuki öyle bir şey yok. “Allah; O'ndan başka İlah yoktur. En güzel isimler O'nundur.” Yani teslis inancının yanlış olduğunu bak Allah açıkça söylüyor. “Tekim Ben” diyor. “Bir taneyim.” Üçleme inanılır gibi değil. Bunu nasıl yapıyorlar? Akıl alacak gibi değil, yani böyle bir iddiada bulunmaları. İnanılır gibi demeyeyim de, Allah affetsin. Zaten inanılacak bir şey değil de. Fakat çok büyük bir mucizedir insanların buna inanması. Yemek yiyen, uyuyan, Allah’a dua eden, ibadet eden bir insana, doğal ihtiyaçları olan bir insana, mübarek bir insana ilahlık vasfediyorlar. “O Allah’tır” diyorlar. İnsan ne desin buna, böyle bir mantığa?
SUNUCU 3:Sadece onlara vermiyorlar ki, cansız bir varlığa bile ilah adını koyup, onlara tapıyorlar.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Tabii, atoma tapıyor adam. Atomun gücüne inanıyor.
SUNUCU 2:Kendisine faydası yok ama ona nasıl faydası olacak düşünemiyorlar.
ADNAN OKTAR: Tabii. MaşaAllah. “Sana Musa'nın haberi geldi mi?” diyor Allah. Çünkü Peygamberi bilmiyor, bu gayb haberi. Önce onu hatırlatıyor Allah. “Hani bir ateş görmüştü de, ailesine şöyle demişti: ‘Durun, bir ateş gördüm; umulur ki size ondan bir kor getiririm veya ateşin yanında bir yol-gösterici bulurum.’” Bakın önce tehlike olduğunu düşünerek durduruyor. Bilmiyor ateşin ne olduğunu. Halbuki orada bir hayır var ve güzellik var. Ama mümin ne yapacak? Bir tehlike olduğunda, en kestirme yolda orada durdurmak lazım tehlikeyi. Yani biraz daha yaklaştıktan sonra deneme olmaz. Bak hemen durdurmak. Eğer sevdiklerini koruyup, kollamak istiyorsa, değil mi? Mesela belki bir kilometre ötede ama hemen durun diyor. Biraz daha yaklaşalım demiyor. “Durun, bir ateş gördüm;” bakın ilk dikkati çeken o. Müslüman çok keskin dikkatli olacak. İlk ateşi gören olması da çok manidar, değil mi? Bak birçok insan var yanında ama ateşi gören o ve bak, “bir ateş gördüm. Umulur ki,” bak büyük konuşmuyor. “Umulur ki, size ondan bir kor getiririm.” Bir ateş getiririm, yani hemen o ateşten Müslümanları faydalandırmak, yani bir avuç su bile olsa, onu Müslümanların lehine kullanmak, mesela çok küçük bir şey bile olsa, onu hemen Müslümanların lehine kullanmak. Bakın orada ateş var, hemen onların lehine ısınmaları için, yemek pişirmeleri için “Onu size getiririm.” diyor. Ama bakın “umulur ki,” illa yapacağım demiyor. “Umulur ki,” büyük konuşmuyor, bu çok önemlidir. “Bir kor getiririm veya ateşin yanında bir yol-gösterici bulurum.” Yani bir insan bulurum, bize gideceğimiz yolu gösterir. Nereye gideceğimizi gösterir. “Nitekim ona gidince, kendisine seslenildi: ‘Ey Musa. Gerçekten Ben, Ben senin Rabbinim. Ayakkabılarını çıkar; çünkü sen, kutsal vadi olan Tuva’dasın.’” Orada Allah ona çalıdan, yanan çalıdan sesleniyor. Hz. Musa (a.s.)’a, bizde mesela camilere girdiğimiz zaman ayakkabılarımızı çıkarıyoruz değil mi? Ona işaret var burada, “Çünkü sen, kutsal vadi olan Tuva’dasın.” Demek ki kutsal bir yere girdiğimizde bu güzel bir davranış olur inşaAllah. “ Ben seni seçmiş bulunuyorum; bundan böyle vahyolunanı dinle.” Demek ki Allah’ın seçmesi ile oluyor, yani istemekle peygamber olunmuyor, istemekle de Mehdi (a.s.) olunmaz. Gayret etmekle olunmaz, yani bir insan ne kadar gayret ederse etsin peygamber olmaz. Allah’ın seçmesi gerekir. Bak ; “Ben seni seçmiş bulunuyorum; bundan böyle vahyolunanı dinle.” “Gerçekten Ben, Ben Allah’ım, Ben’den başka İlah yoktur; şu halde Bana ibadet et ve Beni zikretmek için dosdoğru namaz kıl.” Musevilikte demek ki namaz varmış, değil mi? Bak, saf vahiy, hiç katıksız vahiy ,“Beni zikretmek için dosdoğru namaz kıl.” Demek ki Hz. Musa (a.s.) namaz kılıyormuş, o zaman Musevilerinde namaz kılması gerekiyor. Dolayısıyla işte Kuran’a uyduklarında Museviler, gerçek Musevi olmuş olurlar. Ama Muhammedi olmadan da gerçek Musevi olmak mümkün olmuyor, bunu görüyoruz. Önce Muhammedi olacaklar, ondan sonra gerçek Museviliği tam anlamıyla yaşamış olacaklar. Biz de mesela; Hz. Musa (a.s.)’ın bu sözüne uyuyoruz. “Beni zikretmek için dosdoğru namaz kıl” diyor. Şimdi bu hitap bize değil mi? Ben Müslüman’ım, ben de Musevi’yim işte şu an. Hem Muhammedi’yim ama Musevi’yim. Hz. Musa (a.s.)’ın emrine uyuyorum. Gerçek Musevi olmuş oluyorum, tam dediğine uyuyorum ve gerçek Muhammedi’yim. Peygamberimiz (s.a.v.) ne dediyse ona da uyuyorum inşaAllah. “ Şüphesiz, Kıyamet saati-yaklaşarak gelmektedir. Herkesin harcadığı çabanın karşılığını alması için, onun (haberini) neredeyse gizleyeceğim.” diyor, Allah Kıyametin haberini. “Öyleyse, ona inanmayıp kendi hevasına uyan, sakın seni ondan alıkoymasın; sonra yıkıma uğrarsın." Yani Allah’a inanmayanlara sen sakın uyma diyor. “Hevasına uyanlara uyma, yıkıma uğrarsın.” diyor, Allah. "Sağ elindeki nedir ey Musa?" diyor, bakın bu çok önemlidir. Hep sağ elinde, sol elinde değil. Mesela; ”sağ elini kalbine sok” diyor; “çıkardığında bembeyaz” olarak çıkıyor sağ eli. “Dedi ki: ‘O, benim asamdır; ona dayanmakta, onunla davarlarım için ağaçlardan yaprak düşürmekteyim.’” Buradan asanın vasfını da anlıyoruz, uzunca bir asa olduğu anlaşılıyor, kısa bir asa değil. Mesela; Topkapı’da Hz. Musa (a.s.)’ın asası diye gösterilen asanın o asa olmadığını anlıyoruz, değil. Çünkü uzun olması lazım, çünkü uzun bir çubuk gibi o, öyle olmaz. Bak ne diyor; “davarlarım için ağaçlardan yaprak düşürmekteyim.” Bunun olması için çengelli olması lazım, yani ağaç dalını ayrıca şu şekilde aşağıya doğru bir çatal olması lazım. Onunla takıp çekebilir. “Ağaçlardan yaprak düşürmekteyim.” Onda benim için daha başka yararlar da var.” diyor Allah’a. “Allah dedi ki: ‘Onu at, ey Musa.’ Böylece, onu attı; (bir de ne görsün) o hemen hızla koşan (kocaman) bir yılan (oluvermiş). Dedi ki: Onu al ve korkma, Biz onu ilk durumuna çevireceğiz." “Hz. Musa (a.s.) arkasına bakmadan kaçtı” diyor Allah Kuran’a. Müthiş korkmuş yani kaçıyor, Allah geri çağırıyor, geri gel diyor, geri gelmesini söylüyor ve al onu korkma, tut onu diyor. Yani en korktuğu varlıklardan bir tanesi yılan. Bir de çok heyecanlı bir insan Hz. Musa (a.s.). Yani korkuya çok açık bir insan, buna rağmen Allah emrettiği için gidip kuyruğundan tutuyor, tuttuğunda anında yeniden asaya dönüşüyor, evet. “Elini koltuğuna sok, bir hastalık olmadan, başka bir mucize (ayet) olarak bembeyaz bir durumda çıksın.” Şu şekilde elini sokuyor, çıkarttığında bembeyaz görünüyor eli. “Öyle ki, sana büyük mucizelerimizden (birini) göstermiş olalım.” Arkasından diyor ki Allah, “Firavun'a git, çünkü o azmış bulunuyor.” Şimdi yılandan çok daha fazla çekindiği bir adam Firavun, bir de cinayetten aranıyor zaten, kazara bir adam öldürüyor. Bir de psikopat zaten Firavun, yani mutlaka öldürür gibi görünüyor Allah’ın izniyle. Ama Allah diyor ki, bir şey olmayacağını anlaşılıyor. “Firavun'a git, çünkü o azmış bulunuyor. Dedi ki: ‘Rabbim, benim göğsümü aç.’" Bak, duyar duymaz müthiş heyecanlanıyor, Allah-u alem kalbi sıkışıyor olabilir. Yani nefes almada ve kalbinde sıkışma oluyor. “Rabbim, benim göğsümü aç. Bana işimi kolaylaştır. Dilimden düğümü çöz;" aşırı heyecandan konuşma yeteneğinde de bir etkilenme oluyor. "Ki söyleyeceklerimi kavrasınlar. Ailemden bana bir yardımcı kıl, kardeşim Harun’u." Diyor. Halbuki sen gideceksin, ama o kardeşimde olsun yanımda diyor, çünkü psikopat olduğu için yenemiyor o korkuyu Allah-u alem. Yahut heyecan diyelim, bir nevi korku ve heyecanı yenemiyor. "Kardeşim Harun'u, onunla arkamı kuvvetlendir. Onu işimde ortak kıl, böylece Seni çok tesbih edelim." Birlikte Seni tespih edelim diyor Allah’a. "Ve Seni çok zikredelim. Şüphesiz Sen bizi görüyorsun. (Allah) Dedi ki: ‘Ey Musa istediğin sana verilmiştir. Andolsun, Biz sana bir defa daha lütufta bulunmuştuk.’" Daha önce de Allah hatırlatıyor. "Hani, annene vahyolunan şeyi vahyetmiştik, (şöyle ki:) ‘Onu sandığın içine koy,’” işte kastedilen Sandık bu, Kutsal Sandık. Bu sonradan akasya ağacından yapılan bir Sandık, su geçirmez bir sandık, o sonra altın kaplanmıştır, o Kutsal Sandık haline gelmiştir, bulunacak Sandık olan da bu. Bu Sandık inşaAllah. "Onu sandığın içine koy, suya bırak, böylece su onu sahile bıraksın;” bakın, sandık mutlaka sahile gitme özelliğinde bir sandık, bir mucizedir bu. Herhangi bir sandık değil bu. “Onu Benim de düşmanım, onun da düşmanı olan biri alacaktır.” Yani kaderin böyle diyor, mutlaka o diyor, kaderin böyleydi diyor. Firavun’un yanına gideceksin diyor, şimdi daha önce gitmiyordu ya, çekiniyor şu an gitmekten, Allah diyor ki, Ben seni daha önce de Sandığın içine koyup Firavun’un yanına gönderdim diyor. Çocukken gittin diyor, daha kundaktayken, savunmasızken gittin. O zaman tam teslim olarak gitmişti, hiçbir itirazı yoktu, çocuktu çünkü. Bak sandık içinde Ben seni Firavun`a teslim ettim diyor, ki Firavun bütün çocukları öldürüyor o devrimde, yani bütün Musevi çocukları şehit etmiştir. Hepsini istisnasız şehit ediyor. O da gittiğinde mutlaka onu da şehit etmesi beklenir normalde, adam zaten katil yani. Şimdi bak buradaki olayda nasıl o katledilmekten çekiniyor ya, halbuki ben o azılı katilin yanına seni çocuk olarak gönderdim diyor Allah, ona onu hatırlatıyor. Çocuktun sandığın içerisinde tamamen savunmasız olarak gönderdim seni diyor, ve ama hiçbir şey olmayacağını ben biliyorum diyor Allah. Orada nasıl güvendeysen, burada da güvendesin diyor Allah, bunu hatırlatıyor. O günü hatırlatıyor ki ona, bunu düşünsün ve rahatlasın diye. “Onu, Benim de düşmanım onunda düşmanı olan biri alacaktır.” Bakın düşman olduğu halde alacak. Bak Allah diyor ki, bana da düşman sana da düşman, ama seni alacak diyor. “Gözümün önünde yetiştirilmen için kendimden sana bir sevgi yönelttim” ve seni sevecek diyor. Yani sempatik ve tatlı olacaksın diyor. Güzel olacaksın ve seni öldürmeyecek diyor Allah ve koruyacağım seni diyor. “Gözümün önünde yetiştirilmen” diyor bak. Benim gözümün önünde yetiştirecek. Firavun seni yetiştirecek diyor gözümün önünde. Allah`ın bir kanunu bu diyor, bir kader bu diyor. “Hani kız kardeş`in gezinip onun bakımını üstlenecek birisini haber vereyim mi demekteydi.” Kız kardeşini de gönderdim diyor Allah, annesini teklif etmesi için. “Böylece seni annene geri çevirmiş olduk ki gözü aydın olsun ve üzülmesin.” Kız kardeşi diyor, ben bir bayan biliyorum, süt annesi arıyorlar çocuğa, tam bu işi yapacak bir kişi diyor. Bu konuda çok başarılı bir insan, yani bu konuda iyi, sağlıklı bir insan, yahut artık ne ise o dönemde, onu ikna edecek şekilde konuşuyor. Getirin diyor Firavun’a hanımını, bakıyorlar ki yani çok rahat süt annelik yapacak konumda. Hz. Musa (a.s.) zaten hemen annesine çocukluk şeyi ile sarılıyor, yani onu hemen kabul ediyor. Bakın; “annesinin de gözü aydın olsun ve üzülmesin.” Annenin de, “korkmasını, üzülmesini ortadan kaldırdım Ben.” diyor Allah. Bak, “gözü aydın oldu” diyor, “rahatladı ve üzülmedi” diyor. Yani “üzüntüsünü üzerinden kaldırdım” diyor. Bütün bu olayları hatırlatıyor ki, Firavun’a giderken rahat etmesi için. Bak, “annenden de üzüntüyü kaldırdım, seni de” diyor. “Seni annene geri çevirmiş olduk ki, gözü aydın olsun ve üzülmesin.” ve Allah yine diyor ki; “sen bir insan öldürmüştün de, Biz seni tasadan kurtarmış ve seni 'esaslı bir denemeden geçirip-denemiştik.'” Ondan da Ben seni kurtardım diyor Allah, daha önce değil mi? İnsanın öldürdü, müthiş. Çok heyecanlı biri olduğu için, cinayet olayı da olduğu için de kazara, yani iyi bir insan için cinayet dehşet verici bir şeydir. Yani çok büyük bir acıdır, yani tahammül edilebilecek gibi bir şey değildir. Allah onun için diyor ki bak, “'esaslı bir denemeden geçirip-denemiştik. Medyen halkı arasında da yıllarca kalmıştın, sonra bir kader üzerine (buraya) geldin ey Musa." diyor Allah. Zaten bak oralarda da Ben seni gezdirdim, kader üzerine buraya geldin, bütün bunlar kaderindeydi senin diyor Allah. Yani onun içini rahatlatacak şekilde konuşuyor Musa (a.s.) ile. “Seni Kendim için seçtim. Sen ve kardeşin ayetlerimle gidin ve Beni zikretmede gevşek davranmayın.” Yani “sakın korkup, çekinip Beni anmamazlık etmeyin, Benden bahsetmemezlik etmeyin” diyor Allah. “İkiniz Firavun'a gidin, çünkü o, azmış bulunuyor.” Bu sefer Allah bir kişiye demiyor, bu sefer ikiniz birden gidin diyor. İkisi birden görevli. İkisine de peygamberlik görevi vermiş oluyor. "Ona yumuşak söz söyleyin, umulur ki öğüt alıp-düşünür veya içi titrer-korkar." Yani sert konuşmayın diyor, umulur ki, öğüt alıp düşünür. Mesela biz masonlarla konuşuyoruz, öğüt almaları için, düşünmeleri için. Firavun’a tebliğ yapıldığına göre masonlar, Allah’a inanıyoruz diye geldi bu adamlar, bu insanlar. Biz bunlara niye tebliğ yapmayalım, değil mi? “Umulur ki öğüt alıp-düşünür veya içi titrer-korkar." Belki de Allah’tan korkacaklar diyor, iman edecekler diyor belki de. “Dediler ki: ‘Rabbimiz, gerçekten, onun bize karşı 'taşkın bir tutum takınmasından' ya da azgın davranmasından korkuyoruz.’" Psikopatlık, itlik yapmasından değil mi, çekinirler. Saldırgan adam, manyak ne yapacağı belli olmuyor, çaprazlama milletin elini, ayağını kesiyor adamların, insanların. Kanun o zaten, orada avukat yok, hakim yok, savcı yok, polis gücü yok. Adamın iki ağzının arasında, dudağının arasında ne derse, ona göre oluyor. “Dedi ki: Allah, ‘Korkmayın, çünkü Ben sizinle birlikteyim; işitiyorum ve görüyorum.’" Bakın, tekrar tekrar korkmamalarını söylüyor Allah, görüyor musun? Peygamber oldukları halde bir nevi korku duyuyorlar. “Çünkü Ben sizinle birlikteyim; işitiyorum ve görüyorum." Bütün konuşmaları ben duyuyorum şu an diyor ve bütün yaptıklarını görüyorum, sizi takip ediyorum diyor Allah. "Haydi ona gidin de deyin ki: ‘Biz senin Rabbinin elçileriyiz, İsrailoğulları'nı bizimle birlikte gönder ve onlara (artık) azap verme.’” Acı verme diyorlar. “Sana Rabbinden bir ayetle geldik. Selam, hidayete tabi olanların üzerine olsun." Kim hidayete tabii ise Allah ona kurtuluş ve ferahlık vereceğini belirtiyor. Selam zaten odur, güvenlik, barış, huzur, iyilik, iyi olan her şey.
Evet bugünlük böyle yapalım. Yarın yine devam edeceğiz inşaAllah.
Basında Harun Yahya
Devamı ...Adnan Oktar Ne Demişti Ne Oldu
Devamı ...
Güncel Yorumlar
Devamı ...
Adnan Oktar Diyor Ki...
Devamı ...
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Başlıklar
Devamı ...Adnan Oktar Ne Demişti Ne Oldu
Devamı ...