SUNUCU: İyi akşamlar sayın izleyicilerimiz ve dinleyicilerimiz. Bu akşam Harun Yahya Tv, Mavi Karadeniz Radyo ve Aksu Tv’den canlı olarak yayınlanan ‘Adnan Oktar ile Gece Sohbetleri’ programında yine sizlerle birlikteyiz. Birbirinden önemli konuların yer alacağı programımıza bilmediğiniz, merak ettiğiniz konulardaki sorularınızla siz de e-maillerinizle katılabilirsiniz. Konuklarım, Harun Yahya müstear ismiyle yazdığı 300’ü aşkın kitabıyla tüm dünyaca tanınan yazar Sayın Adnan Oktar ve Altuğ Bey. Hocam nasılsınız?
ADNAN OKTAR: Elhamdülillah, sizler nasılsınız?
SUNUCU: Elhamdülillah, ben de iyiyim.
ADNAN OKTAR: Senin böyle kalbin temiz. Bir şeyin altında bazı insanlar vardır sürekli çapanoğlu ararlar. Hüsn-ü zan sahibi değildirler. Sen her şeye hayır gözüyle bakıyorsun. Allah da sana hayra çeviriyor, güzelliğe çeviriyor. Şer gözüyle baktın mı Allah şerre çevirir, başına bela olur, Allah esirgesin. Her şeyde hayır görmek, güzellik görmek, Allah’ın yüzünün tecellisini görmek çok önemlidir. O zaman Allah ona sürekli aydınlık bir dünya gösterir. Öbür türlü sürekli Cehennem azabı gibi. Ağaçtan korkar, daldan korkar, yoldan korkar, insandan korkar, kendinden korkar.
SUNUCU: Şüphe ederek.
ADNAN OKTAR: Tabii, mesela elinde bir ben çıkıyor, benden korkuyor. Midesinde bir ağrı oluyor, “acaba mide kanseri mi oldum” diyor. Durduk yere “acaba ölecek miyim” diyor. Hiçbir şey yokken. “Ya şu an ölürsem.” Allah vermesin deliliğin başka çeşitleri olmuş oluyor böyle. Ayette Allah diyor: “Allah insanlara zulmetmez, insanlar kendilerine zulmediyor” diyor. Durduk yere üzüntü konusu çıkarır. Hiçbir şey yoksa mesela hiçbir şey yoksa bulur illaki. Dünyanın en büyük dertli adamı o olur bir anda. Vay benim garabetli başım mantığıyla.
SUNUCU: Bir hastalık çeşidi mi Hocam?
ADNAN OKTAR: Evet hastalık, kendine de eziyet. Ama Kuran ahlakı içerisinde bakanlar, Allah’ın varlığını ve büyüklüğünü bildiği an “ben ne yapıyorum” der. “Ben Allah’ın Katı’nda bir hiçim” diyecek. “Allah’ın tecellisiyim, görüntüsüyüm. Koskoca uçsuz bucaksız evrende, beynimin içinde, ufacık bir yerde Allah bana bir dünya yaratmış, bir görüntü yaratmış, onun içinde yaşıyorum.” Bu kadar elemlenecek, dertlenecek, tasalanacak ne var? Bakıyorum dışarıda hastalıklı insanlar da var, zor durumda, yürüyemiyor artık perişan. Çekler, senetler, ödemeler, şunlar, bunlar. Şu satıldı mı, şu satılacak mı, tam bir boğuşma halinde. Dünyayı sadece bir boğuşma yeri gibi görüyor. “Hayat mücadelesi” diyor. Ona niyet ettiği için Allah ona onu veriyor. O Allah’a teslim olmaya niyet etse, Allah’ı sevmeye niyet etmiş olsa, her şeyi Allah için yapmış olsa o bela onun üzerinden kalkar. Ondan haberi yok. “Ben zaten bu nedenden Allah’a yaklaşamıyorum” diyor. O zaman da Allah daha da belayı artırıyor. Dertleri daha da artırıyor. Çünkü Allah’a sarılmayı hiç aklından geçirmiyor. Allah’a sarılsam kurturulum, demiyor. Allah’a bağlansam kurtulurum, demiyor. Debelenmekle kurtulacağını zannediyor. Örümcek ağı gibidir olaylar. Debelendikçe onu daha çok sarar. Debelendikçe daha çok sarar, tamamen boğar ondan sonra. O yüzden Müslümanlığa yaklaşmayanların hep bahaneleri vardır. Çeşit çeşit bahaneler. İşte ev, çocuklar, iş, nefes alamıyoruz. Kardeşim sen hayatını Allah’a göre düzenlersen başka bir hayat olur, dünyaya göre düzenlersen de fakat Allah’ın varlığını sevecek, O’na sarılacak güzellikleri de yan bir konu olarak görürsen yani ilave bir konu olarak görürsen tabii ki o zaman Allah ızdırap veriyor. Allah haşa yan konu hiçbir zaman olmaz. Allah ana konudur, ana hedeftir, ana gayesidir insanın. Öbürleri yan gayelerdir, yan hedeftir. Yaşamak için insanın yiyeceğe ihtiyacı vardır. Etrafı güzelleştirmek için paraya ihtiyacı vardır. Allah rızası için onu yapar ve Allah ne kadar verirse de ona razı olur. Onun üzerinde bir hırsı olmaz. Berkerim, Oktar Hocam’dan inşaAllah vekaleti aldın?
ALTUĞ BERKER: Estağfurullah, inşaAllah. Hocam kadar olmasa da inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Onlar ağır bombardımana başladılar.
ALTUĞ BERKER: Evet Hocam. İsviçre’de inşaAllah konferanslara başladılar.
ADNAN OKTAR: Ne zaman başlıyor onların şeyi? Yarın mı başlıyor?
ALTUĞ BERKER: Allah-u alem Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Haydi bakalım. Allah gazalarını mübarek etsin.
ALTUĞ BERKER: İnşaAllah. Hocam yıllardan beri söylediğiniz sözler; güzel milletimizin, Türk milletimizin İslam ahlakını yayma, örnek olma, yönlendirme yönünde Sayın Dışişleri Bakanımız’ın güzel ifadeleri oluyor. Yine öyle olmuş Hocam. “Köprü değil, yönlendireniz” demiş maşaAllah.
ADNAN OKTAR: Bitti. Bu nedir bu? “Biz” diyor, “Türk-İslam aleminin lideriyiz.” “Köprü değil, yönlendireniz”. Türk-İslam aleminin lideriyiz demekle aynı kelimedir, aynı anlamda, aynı cümle. İki yıldan beri ben ne anlatıyorum? Çok mühim bir aşama, çok mühim bir delildir bu, inşaAllah. Evet, ne diyor Hocamız, Davutoğlu Beyefendi?
ALTUĞ BERKER: “Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, Türkiye için biçilen ‘köprü’ rolünü yetersiz bularak, “Türkiye gelişmelerden etkilenen değil bunları belirleyen bir rol üstlenmek istiyor. Günümüzde sorunlar bir anda küresel sorunlara dönüşüyor” dedi.” Dediğiniz gibi Büyük Türkiye olma yolunda güzel adımlar atılıyor Hocam.
ADNAN OKTAR: Bak “Avrupa Birliği’nden daha hızlıyız” diyor.
SUNUCU: Evet daha hızlıyız diyor.
ADNAN OKTAR: Doğru, maşaAllah. Evet Ahmet Davutoğlu çok mübarek, muhterem bir insan. Tebrik ediyorum. Allah ondan razı olsun, güzel. Çok candan, tam bir Türk Müslüman evladı. Şahane; üslup, yöntem, adap edep, çok çok güzel maşaAllah. Türk-İslam Birliği’nin kapılarını sonuna kadar açtı, maşaAllah. Var gücüyle gayret ediyor, çok güzel gidiyor maşaAllah.
ALTUĞ BERKER: Evet Hocam. “Türkiye’yi dünya takdir ediyor” diye başka bir haber var bugün yine gazetelerde. Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Ban Ki Moon’un sözü Hocam.
ADNAN OKTAR: Evet. Ban Ki Moon, takdir ediyor. Tabii takdir de çok önemli. Çünkü sevgiyi getirir. Sevgi itaati getirir, güveni getirir. Dolayısıyla doğru yolda olduğumuza dair yine bir alamet daha, maşaAllah.
SUNUCU: Zaten Sayın Ahmet Davutoğlu’nun dış politikasını da son derece takdir ettiğini de ayrıca belirtmiş.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Bakın, demek ki dünya çapında seviliyor Ahmet Davutoğlu Beyefendi. MaşaAllah. Çünkü hayır peşinde. Sağa dönüyor hayır, sola dönüyor hayır, inşaAllah. Bayağı güzel gelişmeler, elhamdülillah.
SUNUCU: Yine sizin dediğiniz olaya geliyor Hocam. İnsanın içindeki neyse Allah da ona göre veriyor.
ADNAN OKTAR: Evet, elhamdülillah. Ama ne kadar hoş. Göz göre göre Türk-islam Birliği geliyor. Daha önce “aa olur mu, nasıl olur” diyorlardı. Şimdi bak çok normal, herhangi bir konu olarak görmeye başladılar. “Ne var bunda” diyorlar. İnşaAllah. Berker Hocam devam edelim.
ALTUĞ BERKER: Estağfurullah Hocam. DNA ile ilgili çalışmalarla ilgili haberler vardı Hocam. “Yapay DNA yapıldı” gibi bugün bazı gazetelerde yabancı basından alınmış ama Türk gazetelerin de birazcık, tam aktarılamamış.
ADNAN OKTAR: Biz öyle yalan söyleyen oldu mu, çocukluğumuzda duyardık “ufak at da civcivler yesin” falan derlerdi. Acayip yalan söylüyorlar, acayip. Kardeşim şimdi, bir radyo var, kocaman bir radyo. Burada da bir radyo var. Ne yapıyor adam? Radyonun buradan parçalarını söküyor. Hazır böyle karmakarışık ince detaylar, milyonlarca detaydan oluşan parçayı, aleti, edavatı söküyor. O radyodan yine karmakarışık aleti, edavatı çıkarıyor. Onun yerine alıyor o parçayı oraya takıyor. “Aa, bakın hücre yaptı adamlar” diyorlar. Kardeşim, hayır, ayrıca yapılmaz da değil ayrıca. Hücre yapılır. Ama şu an yalan söylüyorlar. Ama mesela belki 50 sene sonra yaparlar hücre. Müslümanlar, bizzat Müslümanlar yapacaktır. Yapılır hücre, yapılmaz diye bir şey yok. Ama bakın dikkat edin, emek, dikkat, bilgi, disiplin, düzgünlük ve intizamla olur. Tesadüfen olmaz.
SUNUCU: Peki Hocam. “Bizzat Türkler yapacaktır” dediniz.
ADNAN OKTAR: Müslümanlar, evet.
SUNUCU: Müslümanlar. İnşaAllah.Emin misiniz buna?
ADNAN OKTAR: Yani şöyle, imkansız değil. Çünkü bu nihayet bir cisim. Ruh yapılamaz. Yani ruh Allah Katı’ndan bir ilim. Allah diyor ayette, mesela diyor ki: “Bu konuda size az ilim verildi.” Yani mesela beyne bir görüntüyü götürmek mümkün. Mesela yapay göz çok rahat yapılabilir. Aynı göz görünümünde, çok rahat yapılabilir. Korsun, o alır. Tabii aynı kalitede olmaz. Aynı düzgünlükte olmaz ama elektriği götürür, beyne verir. Ama şimdi onu orada görecek biri gerekiyor. Asıl göz gerekiyor yani. O sahte gözdür. Sahte gözü bırakacağız bir kere. Ondan bir şey çıkmaz. Asıl göz önemli. İşte bu konuda Allah “size az bilgi verilmiştir” diyor. Yani ruh yapılamaz. Yani gören kişi yapamazsın, gören. Duyanı yapamazsın. Hisset, mesela hissediyoruz, masaya dokunuyoruz, birisi hissediyor. Sırf bu iman etmek için yeterli. Bak kapkaranlık odada hiçbir şey olmasın, zifiri karanlık olsun, göz de olmasa, kulak da olmasa, şu masaya dokunuyorsun, bu his, bu yeterlidir. Çünkü birisi bu hissi duyuyor. Bunun açıklaması yok. Hiçbir açıklaması yok. Bu maddeyle, atomla, işte füzeyle, bilmem ne ile, şununla, bununla açıklanacak bir konu değil. Yani boyut farkı var. Bambaşka bir olay bu. Hiç alakası yok. Ama mesela bir koful, çok uğraşırsan bir parçasını yapabilirsin yani belki. Bir şey yapılabilir, mümkün, imkansız demem. Ama mühendislik harikası olur. Hesabını yaparsın, kitabını yaparsın, araştırırsın, ince ince parçaları bir araya getirirsin. Mesela atomları tek tek yerleştirirsin. Bir bir yerleştirirsin, birbirine yapıştırırsın. Yani mesela belki 20 sene uğraşırsın, 20 sene uğraşırsın. Yüzlerce insan uğraşır, yüzlerce plan yapılır.Çok ince bir teknikle bunu belki becerirsin, kofulun bir parçasını yaparsın. Ama bakın dikkat edin, tesadüfen olmuş olmaz. Yani müthiş emek verirsin. İşte Allah milyonlarca parçadan oluşan, milyarlarca parçadan oluşan ve müthiş bir plan üzerine kurulmuş, kusursuz dizaynla oluşmuş bu sistemi bir anda yaratıyor. Mühim olan burada budur. Allah’ın yaratmasında detay var ve bir -Allah’ın emek vermeğe ihtiyacı yok da fakat anlamanız için, insanların anlaması için söylüyorum- bir emek verilmiş, dikkat verilmiş ve plan yapılmış ve bir düzgünlük var. Bizim anlamamız için söylüyorum. Allah’ın buna ihtiyacı yok. Yani şöyle düşünelim. Allah mesela saat yaratsaydı, mesela böyle bir saat. Adam çıksa dese ki; “bu saat tesadüfen oldu.” Şimdi çok kızdırıcı bir ifade. Ama biz Allah’ın yaratığı bu saatin bir daha olamayacağını, yani insan yapamaz diyemeyiz. Çünkü, bu madde nihayetinde. Madde olduğu için, parça parça uğraşıp, insan teknolojiyle uğraşır. Ama muazzam emek verilir. Çok ince ince. Yani orada da bir yaratma var. Allah’ın dilemesiyle, Allah’ın güç vermesiyle insan orada onu yaratıyor. İnsanlığın beyninde o görüntüyü kim yaratıyor? Allah yaratıyor. Allah, yaratılana yarattırır Allah. Bakın, yaratılana yarattırır. Madde ve şekil verdirir. Yani yaratılana Allah’ın yarattırmasına şaşıyorlar. Mesela adam proteinin yapısını tespit ediyor. Proteine bir parça ekliyorlar yahut molekül yapısını bozuyorlar. Onu bozduran, o yaratılana onu yarattıran da yine Allah’tır. Allah beyninde o görüntüyü ona vermezse, o idraki, o aklı ona vermezse, kaderinde o olmazsa, o onu yapamaz. Yine yapamaz. İstese de yapamaz. Çünkü herkes beyninin içerisinde şu kadarcık yerde misafirdir. Yani şöyle üç milimetre küp falan. Üç, dört milimetre küp bir yerde bütün insanlar misafir olarak, emanet olarak tutulurlar. Ruh olarak tutulur. Bütün ömrü orada geçer. Küçük kulübeciğinde geçer, ufak kulübesinde. Bütün ömrü. Laboratuvarı da oradadır. Ailesiyle orada olur. Kavgalarını orada yapar, olaylar orada olur, eğlenmesi de oradadır, evlenmesi de oradadır. Eşiyle balayına gidiyor, bilmem ne. Yine ufacık yerde Allah ona onu gösterir. O yapamaz o. Öyle bir gücü yoktur insanın. En sonunda da Allah ona öldüğünü gösterir. Başka bir boyuta geçtiğini gösterir. O kadar. Dünya tamamen metafiziktir. İnsanlar madde yönüne bakıyorlar ve dar düşünüyorlar. Dar düşünme sorunu var dünyada. Bir noktaya kadar düşünüyor. Mesela o gün çocuklar, çıkarttılar evrimci çocukları, bunlara iman ettirmişler evrim konusunda. Darwin’e ve evrim teorisine iman etmişler. Yani mutlak iman etmiş. Tam böyle sağlam bir iltikadla gördüğüm kadarıyla. Şey olmuşlar yani. Ona kul olmuşlar adeta. O tarz bir görüntüleri var. “O ne derse doğrudur” diyorlar. “O yazdıysa zaten öyledir” diyorlar. “O neye kadir değil” diyorlar. Yani tesadüf. “Ciğer nasıl oldu?” diyoruz. “O öyle şeye kadirdir, bir anda yapar ciğeri. Bir mutasyonla yapar” diyor. “Öyle bir şey yoktur ki” diyor. “Kalp nasıl oldu?” diyoruz. “Öyle parça parça olmaz onlar” diyor “küçük küçük olmaz. Bir tek seferinde oluyor” diyor. “Muazzam bir gücü vardır” diyor. “Göz nasıl oluyor?” diyoruz. “O da tek seferinde bir mutasyonla olur” diyor. “Peki” diyoruz, “simetrik oluyor. Orada da var, orada da.” “Tabii. Mutasyon onu hesaplamaz mı” diyor. “Bir tarafa yapıyorsa, simetriye o da dikkat eder tabii ki. Mutasyon dediysek, tesadüf olarak anlamayın ha” diyor. “Peki nedir tesadüf değilse?” “Tabii ki tesadüftür” diyor. “Tesadüf mü yani?” “Yok tesadüf değil” diyor. Çelik gibi sinirin olacak yani böyle. En ağa babaları köşeye sıkıştılar mı işte uçan daireler, uzaylılar, uzaydan atılan parçacıklar. Meteorun üzerine yüklüydü diyor proteinler, onunla geldi diyorlar. Meteorun üzerinde hücre vardı, ilk hücre onunla geldi diyorlar. O meteoru kim oraya sevk etti, onu da söylemiyorlar. Bir kısmı uzaylıların havadan serptiğini, kova hesabıyla, denizlere herhalde serptiler. Nereye serptiler bilmiyorum. Serpilen yeri de söylemiyorlar, ne kadar hücre serpildi o da belli değil. Hücreler nerelerde yaşadı, o da belli değil onların dediğine göre. O hücreleri kovayla atan adamları kim yarattı onun hakkında hiç bilgimiz yok.
SUNUCU: Kovayla mı atıyorlarmış Hocam?
ADNAN OKTAR: Herhalde kova mı, torbayla mı artık bilmiyorum, herhalde bir şeyle. Detay vermiyorlar biz de hani kendimize göre araştırıyoruz. Yahut artık tastır bilmiyorum, herhalde vardır onların kabı vardır. Mecburen bir şeye koyacaklar yani. Fakat onu atan, hazırlayan arkadaşları kim yaratıyor onu söylemiyorlar.
SUNUCU: Onlar da bilmiyorlar yani.
ADNAN OKTAR: Onlar hakkında bilgi yok. “Onlar bir şekilde oldu” diyorlar. Ee kardeşim artık ayıp yapıyorsunuz yani. Bu kadar da olmaz yani. Bir şekilde, olur mu öyle şey?
SUNUCU: Ama Hocam nereden geldiklerini bilmedikleri için, bir şekilde oldu demeleri de normal. Hani mantıken öyle, bu kağıt nereden geldi ben bilmiyorum. Bir şekilde oldu demem gerekmez mi?
ADNAN OKTAR: Yine o da şey tabii, daha ehven ifade olarak yani, onu ben diyorum canım, onlar demiyorlar. “Onlar da evrimle oldu” diyorlar. Yani evrimin önü sonu yok. Tabii yani ben yine onları kurtaracak bir ifadede bulunuyorum. Bir şekilde dese zaten o da olur. O zaman elliye elli, zaten bunlar kati iman etmiş yani “yüzde yüz iman ediyoruz biz” diyorlar. “Tam” diyorlar, “o ne diyorsa tam bir mabuttur, her şeye kadirdir, her şeyi sarıp kuşatır” diyorlar, “bilmediği hiç bir şey yoktur” diyorlar. Bir mutasyon yapar yani böyle ne bileyim Einstein’ı mesela en sonunda ortaya çıkartıyor mutasyon gücüyle. Veyahut işte bütün ünlüler, Obama’yı, şunu bunu falan bütün dünya liderleri sonunda oluşuyormuş yani mutasyonlar sonucunda. Mutasyonun akıl almaz bir güce sahip olduğunu ve müthiş bir mühendislik harikası içerisinde olduğuna inanıyorlar. Ama atomları kontrol altında tutuyor, molekülleri kontrol altında tutuyor. Bu ilah yani, ilah edinmişler. Mutasyonu ve tesadüfü. Bakın o günkü programı izleyenler görmüştür, bunlar daha da orijinalleşmişler. Mesela daha önce evrimciler diyorlar ki; “ciğer yavaş yavaş yavaş evrimleşti.” diyorlar. Bu “tek bir hamlede oluyor” diyor. “Bir seferde oluyor” diyor. Yavaş yavaş olduysa diyoruz biz arkadaşım diyoruz, ona ait bize ufak bir kırıntı şeklinde bir fosil göster diyoruz, bir alamet göster, bir delil göster. Çünkü mutasyona uğramış bir canlıları biz görüyoruz, hayvanlar falan çok patolojik oluyor genelde de ölüyorlar. İnsanlar bakmak dahi istemiyor. Çok ürkütücü oluyor görünümü. İnsanda da olursa mesela çocuk oluyor ölüyor genellikle çocuklar, yaşamıyorlar. Mesela gözünde bir mutasyon olayı olduğunda, gözüne çarptığında, göz dışarı patlak, sarkık böyle çok anormal bir patoloji meydana geliyor. Yani böyle zeytin gözlü falan bir şey olmaz. Garip bir varlık olur. Ve simetrik değil, bir taraftan vurur mutasyon. İki tarafa aynı anda vurmaz. Böyle bir şey olmaz yani itinayla böyle, ‘itinayla iş yapılır’ gibi yazarlar ya böyle bazı dükkanlara. Öyle bir mutasyon özelliği yok, mutasyon onların iddiasına göre çok şuursuz. Yani bir taş yağmuru gibi. Nereye çarparsa orayı tahrip ediyor. Ama bunlara göre taş çarptığında adam güzelleşiyor. Bir anda ciğer sahibi oluyor, bir anda bir şey yapıyor. Mutasyon yıkıcı vuruş demektir. Yani bir zararlı ışının gelip kromozomun hayati bir noktasını vurması demektir. Vurup orayı parçalaması demektir. Yıkması demektir. Yıktın mı, sen oradaki planlığı ve düzgünlüğü kırmış oluyorsun. Yani düşünün mesela bir bilgisayar çipler oluyor, bilmem nesi oluyor. Şimdi onu alır sen iğneyle kazırsan yerinden yahut mesela cd oluyor cd. Cd’yi kazırsan göstermiyor bir daha. Bir anda ses daha da mükemmelleşip böyle kemanda daha da anlamlı hale falan gelmiyor. Bir garip bir şey oluyor, bozuluyor. Yıkıcı etki yapar diyoruz, “yok” diyorlar “yıkıcı etki yapmaz. Bayağı güzelleştiriyor” diyorlar. Yeni yeni organlar yapıyor, yeni yeni güzelleştiriyorlar, aklını fikrini açıyormuş, ufkunu açıyormuş falan yani Allah akıl fikir versin. Bunlara ne diyeyim yani? Mucize, yani mucize.
ALTUĞ BERKER: Geçen gün de siz hiç şüphe etmiyorlar demiştiniz Hocam. Yani bilimsel şüphecilik bilimin gereğidir. Bir ihtimal vermesi gerekir. Alternatifini de onu da yapmıyorlar tam.
ADNAN OKTAR: Kardeşim diyorlar ki; “biz materyalistiz.” Tamam olabilir. “Bilim” diyorlar “kuşkuyu gerektirir.” Tamam, kuşkucu olmalarına da bir şey demiyoruz. Şimdi diyoruz ki; “biz peki, insanların canlıların yaratılışı hakkında düşünelim; nasıl olmuş olabilir” diyoruz. Şimdi sen kuşkucuysan diyeceksin ki; “tesadüf de olabilir, bir güç de yaratmış” olabilir. Yani bir gücün müdahalesi de olabilir. Bunu demesi lazım. “Yok” diyorlar “kardeşim, biz öyle bir iman ettik ki” diyorlar yani “yüzde yüz sağlam iman ettik, hiç bir şekilde asla ve kesinlikle bir dış gücün müdahalesi mümkün değil.” Yani şuurlu bir varlığın müdahalesi mümkün değil. “Mutlaka tesadüfen oldu” diyorlar. Hani sen şüpheciydin? Hani bilimsellik bunu gerektiriyor, kuşkucuydun. Bir Kuran bilimselliği vardır, yani Müslüman bilimselliği vardır, bilim anlayışı vardır. Bir de kuşkucu bilim anlayışı vardır. Şimdi Müslümanca Kurani bilim anlayışında, mesela bir molekülün yapısı inceleniyor. 360 derece her yöne gidebilecek gibi bir yapıdır bu. Yani 360 derecenin hepsini tek tek kontrol etmen lazım, şüphecilikte. Her türlü ihtimalin üzerinde durman lazım. Kurani bilimsellikte de, sen dersin ki; Allah mükemmel, her şeyi kusursuz yaratıyor, her şey amaçlı ve gayesi var. Mutlaka mükemmel bir amacı vardır bunun. Ben bunu mükemmel amaca göre arıyorum diyorsun, o zaman sen mesela üç noktadan arıyorsun. Üç noktadan birinde mutlaka buluyorsun. Öbürü o 360 derecenin içinde döne döne, döne döne başı dönüyor, oturuyor aşağıya.
SUNUCU: Bir sonuç elde edemiyor.
ADNAN OKTAR: Tabii. Mesela modern fizikte de bu kullanılıyor, fizik biliminde de bu vardır. Mutlaka isabetlidir, mutlaka doğrudur, mutlaka bir hayra yöneliktir yani mutlaka bir amacı vardır diye araştırma yapıldığında yol çok kolaylaşmış oluyor. Çok çabuk netice alınıyor. Öbür türlü başı döner oturur aşağıya. İçinden çıkamaz. Modern fizikçilerin kullandığı bir yöntem. Yani hep mükemmelliğe göre olay arıyorlar. Yoksa boğulurlar, araştırmaya insanın ne gücü yeter ne ömrü yeter. Mesela farz edelim bir çiçek; bakıyoruz, bir parçacık var, bir şey var. Veyahut sinek mesela bir anormal hareket yapıyor, hayvan bir şey yapıyor. Mutlaka bir amacı vardır. Boş, amaçsız yapmaz. Hakikaten araştırıyoruz, bakıyoruz ki bir hayvanın ya savunmasıyla ilgili ya bir şeyiyle ilgili. Mesela farz edelim arı, geliyor hayvan uçuyor, arkadaşlarının arasında döne döne bir dans yapıyor. Şimdi bu hayvan kafasını çizdi de böyle yani dans ediyor da diyebilir bir insan. Bu akıllı bir amaç var bunda. Bir hayra yönelik bir maksat var demek ayrıdır. Maksada göre baktığımızda hayvanın, belirli uzak bir noktada bulunan çiçek topluluğunun arkadaşlarına bildirmek için güneşe yönelik özel bir dans yaptığını tespit ediyoruz.
SUNUCU: Öyle mi? Ben de ilk kez öğreniyorum.
ADNAN OKTAR: Tabii ilk defa öğrendin. Bir de bunu biz film olarak da yayınladık, burada gösterdik. Arıları tek tek işaretliyorlar böyle sırtlarına işaret veriyorlar. Çok uzun çaplı günlerce yapılan denemeler sonucunda bu tespit ediliyor ve her arıda istisnasız bu var. Mesela 2 km ötedeyse, gelip arkadaşlarına ona göre bir dans yapıyor güneşe göre. Etrafına toplanıyor zaten, filme alınmış görülüyor. Arkadaşları seyrediyor onların dansını, ondan sonra adamlar gidiyor eliyle koymuş gibi gelip çiçekleri buluyorlar. Oradan bal özünü alıp getiriyorlar.
SUNUCU: Gerçekten kusursuz Hocam.
ADNAN OKTAR: Evet. Ama şimdi hayvan keyfi dans ediyor dersem. Yani öylesine dans ediyor yani şuursuzca yapıyor dersem, o zaman onu bulmam güçleşir işte. Yani bunun amacı ne dersen, mutlaka kendi faydasına. Bir hesaplı şey var bunda dersen, daha kolay netice almış oluyoruz. Nitekim de, ne denirse o doğru çıkıyor.
Mesela sineklerin kanat çırpma şekli acayip, hayvan bir garip çırpıyor kanadını. Öne alıyor, arkaya doğru çekiyor, öne alıyor, arkaya doğru. Mesela adam der ki; “bu adam anormal, hayvan olduğu için işte akledemiyor, böyle anormal hareketler yapıyor” diyebilir bir adam. Ama biz diyoruz ki; “bu Allah tarafından yaratıldığı için mükemmel yaratılıyor ve mutlaka bunun bir amacı vardır” diyoruz. Baktığımızda, o uçuş tekniği için başka türlü bir yöntem olmadığını görüyoruz. Yani muazzam bir, fizik yönden güzel bir teknik uyguladığını görüyoruz.
SUNUCU: Muhteşem.
ADNAN OKTAR: Evet. Olabilecek en mükemmel tekniği uyguladığını görüyoruz. Bakın şu şekilde boyayla işaretleniyor tek tek. Bu bilimsel çalışmada kullanılan bir yöntem. Tesbitte, hayvan mesela gidip bal özünü nereden alıp geliyor, ne kadar uzaktan alıp geliyor falan tek tek işaretleniyor hayvanlar.
SUNUCU: Hocam bu bile mucize yani. İnsan düşününce, bu muhteşem bir şey diyor. Hani bunu bir insanoğlu zaten düşünemez ki Hocam. Mümkün değil.
ADNAN OKTAR: Şimdi hayvanın göbüşünün altından böyle sunta gibi plaka şeklinde balmumu çıkıyor, plakalar halinde, sunta gibi ince ince, pırıl pırıl böyle gıcır gıcır. Birkaç bölümden böyle muntazam çıkıyor. Şimdi bakan adam diyecek ki; “bu hayvan böyle hastalığa mı tutuldu acaba?” diyecek. “Ne kadar gereksiz bir şey” diyebilir. Bir de, bu mutlaka bir amacı var demek vardır. Amacına baktığımızda balmumu hayvanın işte bununla göbüşinden çıkan, balmumunu böyle şekil vererek, bu altıgen şekli vererek yapıyor. Şimdi adam diyebilir ki; “ya bu hayvan niye böyle altıgen yapıyor? Yani daire şeklinde yapması gerekirken veyahut küp şeklinde yahut üçgen şeklinde yapması gerekirken niye bunu yapıyor?” diyebilir. “Çünkü akılsız hayvan, bunu yapması mantıksız” diyebilir. Dünyanın en mükemmel paket sistemi olarak düşünürsek, yani en mükemmel sistem nedir diye, karşımıza bu çıkıyor. Dünyadaki en gelişmiş sistem bu. Bu altıgen, yaptığı. Bununla açıları en güzel şekilde veriyor. Mesela bu petekçikler arkaya doğru eğilimli. Balın akmaması için, şu şekilde eğilim veriyor hayvan. Balı doldurduğunda bal aşağıya doğru akmıyor. Ve balı doldurdukça da ağzını kapatmaya başlıyor, yukarıya doğru böyle dolduruyor kapıda. Tam doldurduğunda tamamen kapatıyor, çaka çaka içini dolduruyor. Şu meydana gelen açılar, olabilecek en mükemmel açılar. Yani fizik yönden, fizik bilimi açısından olabilecek en mükemmel açılar. Küçüklüğü de, çapı da en mükemmel şekilde tasarlanmış. Yani Allah öyle yaratmış. Bu modeli başka yerlerde kullanıyorlar, yani hayvanlardan öğreniyorlar.
SUNUCU: Evet, “hayvanların beyni olmuyor” diyorlar.
ADNAN OKTAR: Tabii, bilgiyi onlardan öğreniyorlar. Hani hayvanların aklı yoktu. Niye onlardan örnek alıyorsun o zaman? Hayvan seni örnek alıyor mu? Sen hayvanı örnek alıyorsun. Aynısını uyguluyorsun. Mesela o böceklerin özelliklerini, bitkilerin özelliklerini, hepsini; temizleme teknikleri olsun, uçma teknikleri olsun, yürüme tekniklerini, hepsini tek tek alıyorlar.
ALTUĞ BERKER: Darwin’in sözleri de var Hocam, balarılarıyla ilgili. Canlılardaki içgüdüsel davranışlarla ilgili.“İçgüdüler doğal seçmeyle kazanılabilir ve değişikliğe uğrayabilir mi? Arıyı büyük matematikçilerin buluşlarını çok önceden uyguladığı petek gözlerini yapmaya yönelten içgüdü için ne diyeceğiz?”
ADNAN OKTAR: Darwin soruyor değil mi bunu?
ALTUĞ BERKER: Evet Hocam.
ADNAN OKTAR: Ayıkken demek ki yazmış. İyi, bak doğru.
ALTUĞ BERKER: “İçgüdülerin birçoğu öylesine şaşırtıcıdır ki, onların gelişimi okura belki teorimi tümüyle yıkmaya yeter güçte görünecektir. Bir tek kuşakta alışkanlıkla birçok içgüdü edinildiğini ve sonra bunu izleyen kuşaklara soyaçekimle iletildiğini varsaymak ağır bir yanılgı olur. Bildiğimiz en şaşırtıcı içgüdüler, örneğin balarısının ve karıncaların birçoğunun içgüdüleri, alışkanlıkla kazanılmış olamaz.”
ADNAN OKTAR: Nasıl olabilir?
ALTUĞ BERKER: Yaratılmış.
ADNAN OKTAR: Yaratılmış, ama Darwin ne diyor?Tesadüf diyor. Şimdiki talebeleri ne diyor? Uzaylılar diyor. Uzaylılar onların, arılara tek tek çip koydular böyle, onların beynine yerleştirdiler ve dünyaya saldılar. Öyle düşünceleri de olabilir. Velhasılı kelam, bu teori her yönüyle çöktü ve ele alınacak halde olmadığını görüyorsunuz. Mesela çok dar bir alanda değerlendirdim, bakın çok dar bir alanda değerlendirdim. Yani insan anlatırken utanıyor, onların adına utanıyorum ben. Bu hale nasıl geldiler, böyle bir mantığı nasıl savunuyorlar ben anlayamıyorum ben yani. Mucize bu, başka bir açıklaması yok.
SUNUCU: Hocam, ama böyle düşünen insanlar olmasaydı biz de dinimizi bu kadar lezzetli şekilde anlatamazdık belki.
ADNAN OKTAR: Tabii ki, bizim kiminle müsabakamız olacaktı o zaman yani? Pehlivan çıktıysa, karşısına bir rakip çıkması lazım. Allah o kadar cılız bir rakip çıkartmış ki yani, el ense çekmeye bile gerek kalmıyor, kendinden yere yatıyor böyle. Anında kendi tuş oluyor neredeyse. Yahut hiç mindere daha çıkamıyor.
Kardeşlerimiz Risale-i Nur Külliyatı’ndan o kadar çok yazı göndermişler ki, yani binlerce yazı geldi, maşaAllah. Nur talebelerinin ne kadar coşkun bir deniz gibi her yeri kapladığını görüyoruz, maşaAllah. Onlardan bir kısmı burada yanımda.
“Bismillahirrahmanirrahim” diyor kardeşimiz, Allah’ı anarak başlıyor maşaAllah. “Tabiiyyunun (tabiatçıların, materyalistlerin, tabiata tapanların) münkir (inkarcı) kısmının gittikleri yolun iç yüzü ne kadar akıldan uzak ve ne kadar çirkin.” Bediüzzaman’dan alıntı yapmış, onu göndermiş kardeşimiz. Bakın “tabiiyyun (tabiatçıların)” yani evrimcilerin, Darwinistlerin, “materyalistlerin, tabiata tapanların,” yine evrimcilerin materyalistlerin onları kastediyor “münkir inkarcı kısmının gittikleri yolun içyüzü ne kadar akıldan uzak ve ne kadar çirkin ve ne derece hurafe olduğu lakal (en azından) doksan muhalli tazammum eden (içinde bulunduran) dokuz muhal imkansız yere beyan edilmiş. Sari Risaleler de o muhaller kısmen izah edildiğinden bu arada gayet muhtasal, kısaltılmış olmak haysiyetiyle bazı basamaklar teyit edilmiştir.” Uzunca böyle, Osmanlıca bir üslupla güzelce anlatıyor ve Bediüzzaman en büyük tehlike olarak, bu devirde yani Müslümanların karşısındaki tek mücadele edecekleri deccali düşüncenin Darwinizm olduğunu söylüyor. Darwinizm ve materyalizm. Dolayısıyla materyalizm. “En büyük konu bu” diyor. Yani mücadele edilecek konu ve “deccaliyet budur” diyor. “Dolayısıyla Mehdi (a.s.)’nin en büyük hedefi de bu olacaktır” diyor. Yani Risale-i Nur Külliyatı’nda bunu görürsünüz. “Birinci gayesi” diyor, “birinci hedefi bu olacaktır” diyor. “Maddiyyun ve tabiyyun taunu beşer içinde intişar etmesiyle” insanlık içinde gelişmesiyle, bakın “her şeyden evvel” diyor, “her şeyden evvel felsefeyi tam susturacak tarz da imanı kurtarmaktır” diyor. “Mehdi (a.s.)’nin birinci vazifesi budur” diyor. “Fakat o şahsın (Mehdi (a.s.)’nin) bizzat bu konuda faaliyet yaparken, araştırma yapmaya, tetkikat yapmaya, uzun analizler yapmaya vakit ve hal müsaade etmez” diyor. “Ne vakti müsaittir” diyor, “ne de hali müsaittir.” “Ondan evvel bir taifenin uzun tasdikati ile” araştırmalarıyla, yani bilimadamlarının laboratuvarlarda, orada burada paleontologların falan yaptıkları çalışmaları, “hazır bir program olarak alacak” diyor. Yani her yerden, dünyanın her bir tarafından bu bilgileri toplayacak, “onunla eserler yaparak, o birinci vazifeyi tam yapmış olacak” diyor Bediüzzaman. Birinci, yani “Darwinizmi, materyalizmi tam anlamıyla perişan edecek” diyor. “Dümdüz edecek” diyor. “Bütün Müslümanlar için en büyük tehlike budur” diyor. “En büyük olay budur” diyor. “Gelmiş geçmiş en büyük olay” diyor yani Ahir zamanın en büyük olayı. Peygamberimiz (s.a.v.) de buna, bu devire dikkat çekiyor. Dünya tarihinde tek bu. “Bu kadar büyük bir olay olmamıştır” diyor Peygamberimiz (s.a.v.). “Deccaliyet kadar büyük olay yoktur” diyor. Bütün Peygamberler bu devre dikkat çekmişlerdir. Allah’ın bu kadar inkar edildiği, toptan inkar edildiği böyle bir dönem hiç yok. İlk defa oluyor. Bütün Peygamberler ümmetlerini bu devire karşı uyarmışlardır. Yani özeldir, çok özeldir. Deccal de çok şiddetli bir güçtür. Fakat onu ezecek olan Mehdi (a.s.) de çok büyük bir güçtür Allah’ın dilemesiyle. Yani onun durdurulması mümkün değildir. Deccalin deccal olarak durdurulması mümkün değildir. Mehdi (a.s.)’nin de Mehdi (a.s.) olarak durdurulması mümkün değildir. Hatta Hz. Ömer (r.a.) diyor, çocukların içerisinde görüyor Peygamberimiz (s.a.v.), diyor ki: “Yüzü buna benziyor” diyor deccale, deccal için. Hz. Ömer (r.a.); “o zaman ben onu öldüreyim, Ya Resulullah” diyor, o biraz heyecanlı olduğu için. Peygamberimiz (s.a.v.); “sakın” diyor, “o eğer deccal olsa sen onu zaten öldüremezsin. Görevini yapacak o” diyor. Durdurulması mümkün değil. “Ama o olmadığına göre” diyor, “benziyor” diyor, “öldüremezsin” diyor, “öyle şey olmaz” diyor. Buradan da anlaşılıyor ki Bediüzzaman’ın eserlerinde bu konular detaylı olarak geçer. Hadislerde zaten çok kapsamlı anlatılıyor. Deccaliyet ilk safhasında durdurulacak bir güç değildir. Yani Darwinizm ve materyalizm durduramaz ilk safhasında. Onun için bakın bu devre kadar hiçbir alim deccaliyetin karşısına çıkamadı. Hiçbiri. Bediüzzaman da ellememiştir, Bediüzzaman Mehdi (a.s.)’ye bırakmıştır. “Onu Mehdi (a.s.) tepeleyecek” diyor. Kısaca yani bu tarz açıklamalar yapmıştır. Yani tashihata girmemiştir, detaya girmemiştir Bediüzzaman. Bir de diyor “hayatın geniş dairesinde” diyor. Çünkü o zaman hayatın dairesi dar. İnternet yok, televizyon yok, radyolar çok az, bilimsel gelişmeler kısıtlı, elektron mikroskop gerekiyor, başka şeyler gerekiyor, birçok bilimsel gelişmeler gerekiyor. Paleontoloji de olsun, mikrobiyoloji de olsun muazzam gelişmeler gerekiyor. Onlar olmadığı için “bu devirde” diyor, “benim zamanımda Mehdi (a.s.)’nin çıkması mümkün değil” diyor Bediüzzaman. “İmkansız” diyor, “üç kere birden topluca, aynı anda yapması yani aynı devirde yapması mümkün değil” diyor. “Ancak benden sonra” diyor, “ta Ahir zamanda, hayatın geniş dairesinde” diyor, “gerçek sahipleri” yani Risale-i Nur Külliyatı’nın gerçek sahipleri “Mehdi (a.s.) ve şakirtleri gelir, Cenab-ı Hakk’ın izniyle o tohumlar sümbüllenir. Biz de kabrimizde Allah’a şükredip mesut oluruz,” memnun oluruz, mutlu oluruz diyor inşaAllah. Dolayısıyla şu an Mehdiyetin eline düştü deccaliyet. Dev bir canavardır deccaliyet, dev bir olay, çok büyüktür. “Cismi” diyor Bediüzzaman, “bütün dünyayı kaplamıştır” diyor, yapı olarak. “Fakat onun şahsını, bizzat kendisini bir mikrop, biz nezle dahi öldürebilir” diyor. Onun fikir sisteminin ölmesi önemlidir diyor.
Mesela Darwinizm öyle. Bakıyoruz dev bir sistem ve bütün dünyayı yuttu, yutmuştu diyelim. Yutmuştu, kusturduk, o ayrı mesele. İnşaAllah. Yani kusturduk derken, yalanlarını kusturduk inşaAllah. Evet bu konuya da gireriz inşaAllah.
“Azerbaycan’da tarihin en büyük seli oluyor” diyor. “Kür ve Aras nehirleri taşıyor Hocam. Bu nehirlerin en çok zarar verdiği şehirler de benim bulunduğum şehirdir. Bu şehirde kavuşan iki büyük nehir. Kür ve Aras nehri taşıyor Hocam. Şimdi taşkın olan yerle benim aramda 20-30 dakikalık mesafe var Hocam.” Bu ne sevimli bir şey, heyecanlanmış. “Bu Ahir zaman alametidir, acaba hadislerde Azerbaycan da böyle bir olay olacağına değinilmiş midir? Hocam, bu taşkın çok köyü aldı. İnsanlar evinden çıktı, göçüyor. Hocam perişanlar. Acaba bu olaydan sonra Azeri halkı çözümü Türk-İslam Birliği’nde görebilir mi? Bence bu olayı Allah Türk-İslam Birliği için özel yarattı. Azerbaycan şimdi Türkiye ile tam birleşme haline gelecek inşaAllah. Dua ediniz Hocam, selamlar.” Ergin Aliyev.
SUNUCU: Yeni olmuş o zaman Hocam herhalde.
ADNAN OKTAR: Evet. Hayır vardır, tabii her şeyi Allah bizim düşünmemiz için, derin düşünmemiz için yaratıyor. O da ama Türk-İslam Birliği kapıda. Çok az bir zaman kaldı. Biz en son vaktine geldik şu an maşaAllah.
ALTUĞ BERKER: Siz söyledikten sonra Hocam inşaAllah Nur talebesi kardeşlerimiz de “ittihad-ı İslam” başlığı altında, Türk-İslam Birliği’ni her fırsatta işlemeye başladılar inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Kardeşim ben dedim ki; Nur talebesi kardeşlerimiz nezih insanlardır, efendi insanlardır, böyle muannit değillerdir dedik. Bu yüzden bak en hayati konuyu ne yapmışlar, dergide başlık yapmışlar. Güzel. MaşaAllah, elhamdülillah.. Bak, ittihad-ı İslam’dan fellik fellik kaçıyorlardı. Birçok kişi. Ağızlarına dahi almıyorlardı. Şimdi bak gündem oldu İttihad-ı İslam. Elhamdülillah. Demek ki gayret edilirse oluyor inşaAllah. Mümin nasihata açıktır. Söze açıktır. Mesela hiçbir yerde göremiyorduk bu yazıları. Hiçbir yerde duyamıyorduk. Ama şu an bak gürül gürül duymaya başladık. Geçenlerde söyledim kardeşlerim dedim, her yerde İttihad-ı İslam birinci konu olarak ele alın. Çünkü Bediüzzaman söylüyor. “Ahir zamanda” diyor, zamanımızda, “en büyük farz görevi” diyor, en büyük farz, “ittihad-ı İslam’dır.” Müslümanların birleşmesi, inşaAllah. Türkiye’nin öncülüğünde olacağını da anlıyoruz. Hatta Bediüzzaman Kuran ayetiyle de açıklıyor.
SUNUCU: Burada da aslında güzel bir açıklama yapmışlar Hocam.
ADNAN OKTAR: Ne diyorlar?
SUNUCU: Alt paragrafta, “Son yıllarda Irak, Afganistan, Filistin gibi birçok İslam ülkesinin çeşitli işgallere ve saldırılara maruz kalması, İslam'ın mamur beldelerinin çiğnenerek binlerce masum Müslüman'ın katledilmesi; toplumumuzda da terör kaynaklı olayların artması ve bir dizi olumsuz gelişmelerin yaşanması ittihad-ı İslam fikrinin sosyolojik olarak yeniden gündemimize taşınmasını sağlamıştır.”
ADNAN OKTAR: Bak, bak, Allah’ın meydana getirmesini görüyor musunuz? İnşaAllah. Şimdi kardeşlerimizin yapacağı şey bu konuyu kesintisiz devam ettirmeleri. İttihad-ı İslam oluşuncaya kadar, Türk-İslam Birliği oluşuncaya kadar mesela Köprü Dergisi de, internet sayfaları da her sayısında gündem yapsın. Biz namazı nasıl her gün kılıyoruz, nasıl Allah’ı her gün anıyoruz. Nasıl her gün Kuran okuyorsak ittihad-ı İslam da her gün gündem olması lazım. Her gün. Daha önce unutulmuştu adeta, bak onun canlanmasını Allah bize vesile etti. Tabii inşaAllah. “Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri Müslüman Türk Milleti’nin manevi şahsiyetinde olan inancını eserlerinde birçok kez vurgulamıştır. Necmettin Şahiner Ağabeyimizin Bilinmeyen Taraflarıyla Bediüzzaman Said Nursi isimli kitabında Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri Müslüman Türk Milleti’ne olan bu inancını yine Bediüzzaman’ın kendi sözleriyle şöyle aktarmıştır. Necmettin Şahiner, Bilinmeyen Taraflarıyla Bediüzzaman Said Nursi, sayfa 233,234: “Allah-u Zülcelal Hazretleri Kuran-ı Kerim’de,” şeytandan Allah’a sığınırım. “Öyle bir kavim göndereceğim ki, onlar Allah’ı, Allah da onları sever” buyurmuştur. Maide Suresi, 54. Ben de bu beyanı ilahi karşısında düşündüm. Bu kavmin 1000 yıldan beri alemi İslam’ın bayraktarlığını yapan Türk Milleti olduğunu anladım.” Bana diyorlar ki; “niye Türk-İslam Birliğinden bahsediyorsun, ırkçı mısın sen?” diyorlar. Kuran’da ayet Türk milletine işaret ediyor. Türk milleti lider bir millet, kaderi böyle. Ben genetik üstünlükten bahsetmiyorum ki, ahlak üstünlüğü. Liderlik vasfı var. Ben hiç öyle bir şey söyledim mi şu ana kadar? Genetik üstünlükten bahsettim mi? Ahlak üstünlüğünden bahsettim. Maide Suresi ayetin tamamını okuyorum. Şeytandan Allah’a sığınırım. “Ey iman edenler” diyor Cenab-ı Allah, “içinizden kim dininden geri döner (irtidat eder)se,” ki o zamanlar çok münafıklar çıktı, sahtekarlar çıktı. Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in irtihalinden, tabiin ve tebe-i tabiundan sonra bozulmalar başladı. “Allah (yerine)” bakın dikkat edin, “Kendisi'nin onları sevdiği, onların da Kendisi'ni sevdiği”, Allah’ı sevdiği, “mü'minlere karşı alçak gönüllü, kâfirlere karşı ise 'güçlü ve onurlu,'” yiğit, “Allah yolunda cehd eden” gayret eden, gerekirse canını veren “ve kınayıcının kınamasından korkmayan bir topluluk getirir.” İşte burada bahsedilen topluluk Türk milletidir. Bediüzzaman’ın anlattığı da bu. Burada genetik üstünlükten bahsediyor mu ayette? Bakın ne diyor: “Kınayıcının kınamasından korkmayan, Allah yolunca cehd eden,” delikanlı yiğit millet, “kâfirlere karşı ise 'güçlü ve onurlu”, tarihe bakan bunu görür. Benim uzun uzun anlatmama gerek yok. Güçlü ve onurlu. Doğru mu? Tamam. Bakın, Allah, “Kendisi'nin onları sevdiği, onların da Kendisi'ni sevdiği” diyor Allah. Türk milleti kadar Allah’a iman eden bir millet var mı? %99’u Allah’a iman ediyor, araştırmada, %99. Dünyadaki en yüksek oran, %99. “Mü'minlere karşı alçak gönüllü” gidin Anadolu’ya bakın. Nasıl mazlumdur benim milletim. Nasıl şekerdir, nasıl güzel huyludur yani. Bu ırkçılık mı bu?
ALTUĞ BERKER:Şunu söylemeden geçemeyeceğim Hocam, müsaadenizle. Bu %99 oran Türkiye’mizin 1970’lerinde bu şekilde değildi. Belki de %50-50 idi. O zaman ki 68 gençliği materyalist ve Marksist akımlar vesilesiyle Darwinizme inanma oranı, belki de Allah’a inanma oranından çok daha fazlaydı.
ADNAN OKTAR: Çok yüksekti, evet.
ALTUĞ BERKER:Allah’ın izniyle sizin 1980 yıllından, 80’lerden itibaren yaptığınız kültürel, bilimsel çalışmalar, Darwinizmi yıkan çalışmalar vesilesiyle, Allah vesile etti, bu konuda yurt dışındaki haberleri de katarak söylüyorum bunu, milletimizin imanında, gelişmesinde çok büyük vesile oldunuz. Allah razı olsun.
ADNAN OKTAR: Hakikaten o devirde yapılan anketlere bakıyoruz. 1980’lerden sonra yapılan anketlere bakıyoruz. Yani muazzam fark var ve 80’lerden sonra muntazam artmış. Sürekli artmış ve devamlı artıyor. Sürekli yükselmiş ve bütün Avrupa’da Darwinistler “Türkiye’den ümitvar değiliz” diyorlar. “Türkiye’yi kaybettik” diyorlar. Geçmiş olsun, elhamdülillah, maşaAllah. Oraları da kaybedeceksiniz. Bak şimdi İsviçre’nin kapısına dayandık, Allah’ın izniyle orayı da fethedeceğiz. Teker teker hepsi düşecek yani. İnşaAllah. Osmanlı ordusu gibi inşaAllah. Çünkü imansızlık dünyaya azap veriyor. Bak, ekonomik krizden perişan halde Avrupa. Kökeninde imansızlık var. Çünkü imansızlık egoistlik ve bencilliği getiriyor. Toplum egoist bencil oldu mu ekonomik yönden de çöker, manen de çöker.
ALTUĞ BERKER:Bugün bir gazete de haber vardı, Hocam. İsviçre’de yapılacak konferansla ilgili. Avrupa’da İsviçre’de panik oluştuğunu.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. EvelAllah eskiden de bizim ecdad, Viyana kapılarına dayandığında mehter sesini, kös sesini duyduğunda bütün milletin eli ayağı kalırmış yani. Şimdi onlar da adeta mehter sesi duymuş gibi geldi bunlara. Kös sesleri uzaktan geliyor. Elleri ayakları boşaldı. Bir şey yok. Hakka dönecekler. İslam’ı görecekler. Güzelliği görecekler. Bu kadar dehşete kapılacak bir şey yok.
SUNUCU: Kısa bir aradan sonra devam edeceğiz.
Programımıza kaldığımız yerden devam edebiliriz.
ADNAN OKTAR: “Selamun aleyküm.” Aleyküm selam. Bir kardeşimiz yazıyor. “Hocam ben sizi, Oktar Ağabeyimi ve diğerlerini çok seviyorum. Diyarbakır’lıyım” diyor. Hayy maşaAllah. Bütün Diyarbakır’a selam. Bütün Türkiye’ye, bütün kardeşlerimize hepsine selam. “Antalya’da yaşıyorum. Sizin talebeniz olabilmeyi çok isterdim. Ancak buna liyakatım olmadığını biliyorum.” Estağfurullah. Haşa yani biz neyiz yani. Biz de talebeyiz, sen bizim kardeşimizsin. Biz senin taleben oluruz inşaAllah. “Fikri alanda Allah rızası için sizin eserlerinizden faydalanarak ücretini kendim karşılamak şartıyla kitap hazırlıyorum. Dua ederseniz sevinirim.” Tamam, helal olsun, çok güzel. Hazırlayıp kardeşlerine sunuyorsa bu tarz eserleri çok güzel olur. Allah yardımcısı olsun.
“Soru,” diyor. “Talut, ordusuyla, nehirle sınandı. Mehdi (a.s.)’nin nehri nedir? Cevaplarsanız sevinirim.” Tamam inşaAllah. Böyle bir soruyla ilk defa karşılaşıyorum, düşünüp cevap vereyim, inşaAllah.
“Küçük bir anı: Ben Mehdi (a.s.) konusunu 20 senedir merak ediyorum. Allah razı olsun. Sizin verdiğiniz bilgiler sayesinde merakım kalmadı. Yine bir gece Allah (c.c.)’den bir burhan daha istediğim esnada 1956 senesi üzerine düşünürken, Allah (c.c.) beni Risale-i Nur kitaplarıma yönlendirdi. Tarih bölümünde 1956’ya baktım. Şu ibare var, gördüm “Risale-i Nur’un gerçek sahiplerine iadesi” bu bana göre çok manidardı. Selam ve duayla,” diyor. Yine burada kardeşimiz herhalde bir hüsn-ü zanı var anladığım kadarıyla. Ben öyle anladım, yanlış anlamıyorum. Ne sevimliler bunlar, maşaAllah. Demek istiyor ki; Hocam, 1956 yılında siz doğdunuz, işte siz de Mehdi (a.s.)’siniz. Dolayısıyla Risale-i Nur’lar o yılda serbest bırakıldı. Yani okunması, taşınması her şey serbest bırakıldı. Gerçek sahibi de siz olduğunuz için, size Allah’ın bir lütfu ve hediyesi gibi anlatmış gördüğüm kadarıyla. Eğer bak yanlış anladıysam bana söylesin. Allah-u alem bu anlamda söylüyor. Ama çok mükemmel bir ima yapmış. Çok kapalı yani hiçbir şekilde bizim ona bir suçlama yapabileceğimiz gibi değil. Kardeşimizin hüsn-ü zannı için Allah razı olsun diyoruz. İnşaAllah Mehdi (a.s.) talebesiyiz. İnşaAllah Mehdi (a.s.)’ye ortam hazırlıyoruz. 1956 yılında doğan her kardeşimize de zaten Risale-i Nur o devirde bir hediye olarak verilmiş oldu ve o devirdeki Müslümanlara da, şu andaki Müslümanlara da hediye olarak verilmiş oldu. Ama hüsn-ü zan her zaman Müslümanlar’da olur. Ben de onun inşaAllah Mehdi (a.s.) olmasını inşaAllah umarım, kardeşimizin, inşaAllah Mehdi (a.s.) olur. İnşaAllah İslam’a hizmet eder inşaAllah.
“Talut ordusu ile nehir ile sınandı. Mehdi (a.s.)’nin nehri nedir Hocam?” diyor. Ne olabilir? Evet, Mehdi (a.s.) çeşitli zorluklarla karşılaşıyor, ne diyecektir talebelerine? Bazı meşru taleplerine diyecektir ki Mehdi (a.s.); “bunları, şunları şunları yapmayın.” Ama helal olan meşru şeyler. Fakat mesela Bediüzzaman’da olduğu gibi. Bediüzzaman ne dedi? “Has talebelerim evlenmesin” dedi. Şimdi evlenmek helal, Kuran’da ayet var, hadisle de sabit. Neden evlenmesin diyor? Çünkü bütün dikkatini, zamanını, imkanını; Kuran’a, Allah’a, Kitap’a ayırması için. Çünkü Ahir zaman çok şiddetli. Dışarıya çocuklarını insanlar gönderemiyor. Karısını rahatça dışarıya bırakamıyor. Zor bir ortam olduğu için, sahabe döneminde çok güvenliydi, çok rahattı. Her yerde bir eman vardı, bir huzur vardı. Şimdi öyle değil. Dünyanın birçok yerinde böyle. Amerika’da da öyle, Rusya’da da öyle birçok yerde kepazelik paçadan akıyor, rezalet. Türkiye’de de bazı yerler güvensiz. Güvenli değil, görüyoruz gazetelerde falan, görüyoruz, açık. Bediüzzaman da diyor ki; “evlenirseniz, kadını gezdirmeniz gerekir, yedirmeniz gerekir, ailesine götüreceksin, babasına götüreceksin, halasına götüreceksin, çocukları gezdirmen gerekir.” Çok fazla vaktinizi alır. İnşaAllah. İmkanlarınıza ona has etmiş olursunuz. Zor durumda kalabilirsin, hapse girmeniz gerekecek. Evli bir insanın, çoluğu çocuğu olan bir insanın hapse girmesi çok mağduriyet meydana getiriyor. Ama bekâr bir adam gider yatar, çıkar yani bir şey olmaz Allah’ın izniyle. Veyahut işte başka şeyler olabilir inşaAllah. Bunlara karşı helal olan bir şeyde bir engelleme gibi görünen bir tavsiyesi olabilir. Ben bunu görüyorum. Mesela ne diyor Talut, nehirden geçerken diyor ki talebelerine; “bu nehirden bir avuç su alacaksınız, içeceksiniz.” Bir avuç, kana kana su içmek helal mi? Helal, istediğin kadar içer bir insan. Susadıysa özellikle. Ama ne diyor; “bir avuç alacaksınız.” Adamların bir kısmı dinlemiyorlar. Oradaki, adamlar demeyeyim de kardeşlerimizin, arkadaşlarımızın bir kısmı dinlemiyorlar. Bol bol içiyorlar, kana kana içiyorlar. Kana kana içenler savaş gücünü kaybediyor. Mücadele gücünü kaybediyor, geçemiyorlar. Yani hareket kabiliyetini kaybediyorlar. Sadece o bir avuç içenler savaşa girebiliyor, mücadeleye devam edebiliyorlar. Biz de buradan anlıyoruz ki Mehdi (a.s.) zuhur ettiğinde bir kısım helalleri geçici olarak, talebelerinde, tavsiye mahiyetinde durduracak. Mesela diyecek ki, farz edelim “evlenmeyin.” “Evlenmeyin çünkü evlenirsek bütün dikkatimizi, zamanımızı alır. Zaten biz bir avucuz, çok az sayıdayız, evlenmeyip bütün dikkatimizi Allah’a, Kitap’a, dine verelim ve İslam ahlakını, dini yaymak için uğraşalım, gayret edelim.” Muhtemelen mesela bir örnek, mesela belki diyecek; “mal-mülk edinmeyelim. Zaten Kıyamet yakın, bütün malımızı, mülkümüzü, imkanımızı Allah’a, dine vakfedelim.” “Fakir yaşayalım, zengin görünelim ama Allah için bütün gücümüzle gayret edelim” diyecektir. Muhtemelen yani benim tahminim. Ben bir Mehdi (a.s.) öncüsü olarak, Mehdi (a.s.) talebesi olarak olabilir diye düşünüyorum. Örnekler çok genişletilebilir, çok daha da detaylandırabilir ama herhalde kardeşimiz bu örneği yeterli görecektir inşaAllah. Diyarbakır’ın aslanlarına, Mardin’in, Siirt’in aslanlarına onlar bizim başımızın tacı, sakın endişe edip tedirgin olmasınlar. PKK fitnesi, bu deccaliyet fitnesi bir süre sonra bitecek, çok rahat edecekler inşaAllah. Berker’im anlat.
ALTUĞ BERKER: Estağfurullah Hocam, nasıl uygun görürseniz Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Ben sana, sen Nur talebesi olduğun için bunları okumanda fayda var. İnşaAllah.
ALTUĞ BEREKER: “Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri, Risale-i Nur’a gerçek değerini Hz. Mehdi (a.s.)’nin vereceğini ifade etmiştir.” Şöyle demiş Üstad Hazretleri, Kastamonu Gayrı Münteşir, 147/ 791’de: “Biri Risale-i Nur’dur, biri de onun tercümanı (onun bir tercümanı) ve Risale-i Nur hakkındaki hüsn-ü zannınız daha fevkinde Risale-i Nur’a layıktır. Çünkü Kuran’ı Hakim’in bir mucize-i maneviyesidir. Ahir zaman’da gelecek Hz. Mehdi (a.s.) de, ona o kıymeti verecek itikadındayım.” “Ahir zaman’da gelecek Hz. Mehdi (a.s.) de, ona o kıymeti verecek itikadındayım. “
ADNAN OKTAR: Risale-i Nur Külliyatı’na?
ALTUĞ BERKER: Evet, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Evet.
ALTUĞ BERKER:“Üstad’ın bu ifadesi Emirdağ Lahikası’nda el yazmasında yer almaktadır.”
ADNAN OKTAR: Şimdi bunlara devam edebiliriz.
ALTUĞ BERKER:Cehennem ile ilgili ayetler. Kimlerin Cehenneme gireceğine dair başlığı altında toplanmış ayetler Hocam. Şeytandan Allah’a sığınırım.
“Hayır, kim bir kötülük işler de, günahı kendisi kuşatırsa, artık onlar ateşin halkıdırlar. Orada süresiz kalacaklardır.” “Ona ‘Allah’tan kork’ denildiğinde, büyüklük gururu onu günaha sürükler, kuşatır. Böylesine Cehennem yeter; ne kötü bir yataktır o.” (Bakara Suresi, 206). “Allah’ın ayetlerini inkar edenler, peygamberleri haksız yere öldürenler ve insanlardan adaleti emredenleri öldürenler; işte onlara acıklı bir azabı müjdele.” Al-i İmran Suresi, 21. ayet. “Kendilerine apaçık belgeler geldikten sonra, parçalanıp ayrılan ve anlaşmazlığa düşenler gibi olmayın. İşte onlar için büyük bir azap vardır” Al-i İmran Suresi, 105. ayet. “Kim bir mü’mini kasıtlı olarak öldürürse cezası, içinde ebedi kalmak üzere cehennemdir. Allah ona gazaplanmış, onu lanetlemiş ve ona büyük bir azap hazırlamıştır”, Nisa Suresi 93. ayet. “Allah erkek münafıklara da, kadın münafıklara da ve kafirlere içinde ebedi kalmak üzere Cehennem ateşini vaad etti. Bu onlara yeter. Allah onları lanetlemiştir ve onlar için sürekli bir azap vardır.”
ADNAN OKTAR: Münafıklar Cehennemden çıkmayacaklar. Evet.
ALTUĞ BERKER:Evet. Bu kadar Hocam.
ADNAN OKTAR: Demek ki başka ayetler de versem okuyacaksın inşaAllah. Evet. Sen o zaman şuradan oku. Başlıkları var.
ALTUĞ BERKER:Evet Hocam, inşaAllah. Cehennemin dar ve sıkıntılı olduğuna dair bir ayet, Furkan Suresi, 13. ayet. Şeytandan Allah’a sığınırım.
“Elleri boyunlarına bağlı olarak, sıkışık bir yerine atıldıkları zaman, orada yok oluşu isteyip-çağırırlar.” Puslu ve karanlık olduğuna dair Cehennemin. Vakıa Suresi, 43-44. “Ve kapkara dumandan bir gölge içindedirler. Ki o, ne serindir, ne ferahlatıcı .” Duvarlarla çevrili olduğuna dair Cehennemin. “O gün, münafık erkekler ile münafık kadınlar, iman edenlere derler ki: "(Ne olur) Bize bir bakın, sizin nurunuzdan birazcık alıp-yararlanalım." Onlara: "Arkanıza (dünyaya) dönün de bir nur arayıp-bulmaya çalışın" denilir. Derken aralarında kapısı olan bir sur çekilmiştir; onun iç yanında rahmet, dış yanında o yönden azap vardır.” Hadid Suresi, 13. ayet. Cehennemin uğultusu olduğuna dair olan ayet. Furkan Suresi 12. ayet. “(Ateş,) Onları uzak bir yerden gördüğünde, onlar bunun gazaplı öfkesini ve uğultusunu işitirler.”
ADNAN OKTAR: Evet.
ALTUĞ BERKER:Homurtusu olduğuna dair ayet. Mülk Suresi 7. ayet. “İçine atıldıkları zaman, kaynayıp-feveran ederken onun korkunç homurtusunu işitirler.”
ADNAN OKTAR: Cehennemin?
ALTUĞ BERKER:Evet. Konuşur ve insanları çağırır, Cehennem başlığı var.
SUNUCU:Tüyler ürpertici.
ALTUĞ BERKER:“O gün Cehenneme diyeceğiz: "Doldun mu?" O da: "Daha fazlası var mı?" diyecek.” Kaf Suresi 30. ayet. “Beşere delicesine susamıştır.” Müddessir Suresi, 29. ayet.
ADNAN OKTAR: Yani müthiş bir insan isteği var Cehennemin. Adeta emiyor yani insanları. Evet.
ALTUĞ BERKER:Cehennemdekilerin inlemelerinin duyulacağına dair olan ayet. Enbiya Suresi, 100. ayet. “Orda kendileri için, 'kemikleri çatırdatan inlemeler' vardır. Onlar orda işitmezler de.” Azabın sürekli olacağını ve hafifletilmeyeceğine dair olan ayet. Al-i İmran Suresi, 88. ayet. “İçinde temelli kalıcıdırlar. Onların azabı hafifletilmez ve onlar gözetilmezler.”
ADNAN OKTAR: Evet, Cehennem hakkında bilgilendirmemiz önemli.
SUNUCU: Cehennemden hiç çıkan olmayacak mı, yani bu en son söylediğiniz şeyde.
ADNAN OKTAR: La İlahe İllallah diyenler sonradan çıkacaklar. “Lailahe İllallah, Muhammeden Resulullah” diyen her insan, sonradan Cehhenemden çıkar. İnşaAllah.
ALTUĞ BERKER: Şeytandan Allah’a sığınırım. “Ateşten çıkmak isterler, ama onlar çıkacak değiller. Onlar için sürekli bir azap vardır.”
ADNAN OKTAR: Yani inanarak, samimi olarak söylerse.
SUNUCU:İsteyerek.
ADNAN OKTAR: Evet.
ALTUĞ BERKER:“İnkar edenlere gelince, onlar için de cehennem ateşi vardır. Onlar için ne, karar verilir, ki böylece ölüversinler, ne de kendilerine onun azabından hafifletilir. İşte Biz, her nankör olanı böyle cezalandırırız.” Fatır Suresi, 36. ayet. Ölümün her yandan geleceğini dair olan ayet. İbrahim Suresi, 17. ayet. “Yutkunmaya çabalayacak ve boğazından geçirmeyi başaramayacak, ona her yandan ölüm gelecek, oysa ölmeyecek de. Ardından daha katı bir azap olacak.” Ateş azabı olacağına dair olan ayet. Nisa Suresi 56. “Ayetlerimize karşı inkara sapanları şüphesiz ateşe sokacağız. Derileri yanıp döküldükçe, azabı tatmaları için onları başka derilerle değiştireceğiz. Gerçekten, Allah, güçlü ve üstün olandır, hüküm ve hikmet sahibidir.” “O gün onlar ateşin üzerinde tutulup-eritilecekler.” Zariyat Suresi, 13. ayet. Cehennemdekilerin korkunç bir görünüm alacaklarına dair olan ayet. Kalem Suresi, 16. “Yakında Biz onun hortumu (burnu) üzerine damga vuracağız.”
ADNAN OKTAR: Evet.
SUNUCU: Damgalı olarak mı çıkacaklar Hocam yani?
ADNAN OKTAR: Şimdi burada ayetler anlatıyor, fakat tabii insanlar orada görecekler, yani hoşlanmadığı, azap çektiği, rahatsız olduğu her şey. Yani bir insan neden rahatsız oluyorsa, odur. Cehennemde çünkü her şey şuurludur, yani toprak da rahatsız eder. Herhangi, mesela bak, burada bir yiyecek mesela, herhangi bir yiyecek, Allah, “şeytan başı gibidir görünümü” diyor, mesela onu ürkütüyor. Mesela tadı pis, kokusu pis yani rahatsız edicidir. Mesela, “Rabbimiz şüphesiz Sen,” şeytandan Allah’a sığınırım. “Kimi ateşe sokarsan, artık onun hor ve aşağılık kılmışsındır.” Yani gururu kırılıyor, aşağılanıyor. “Zulmedenlerin yardımcıları yoktur.” Burada enaniyeti, kibiri büyük, orada aşağılanmış oluyor, küçük düşürülüyor. “Ateşin halkı Cennet halkına seslenir,” Cennettekilere sesleniyorlar. Şeytandan Allah’a sığınırım. “ Bize biraz sudan ya da Allah’ın size verdiği rızıktan aktarın. Derler ki: “Doğrusu Allah bunları inkar edenlere yasak kılmıştır.” Böyle bir şey yapamayız biz diyorlar. Cennet halkına sesleniyorlar, yani onları görmeleri mümkün oluyor. Onların da onları görmesi mümkün. Orada pişmanlığı meydana getirmek için yapıyor Allah. Çünkü Cehennemin en acı veren yönlerinden birisi, Cenneti görmeleri. Cenneti görüyor fakat çok zor bir ortamda yaşıyorlar ve oradan çıkamıyorlar. Yani o kıyastan dolayı çok canları yanıyor ayrıca. “Ateşin üstünde durdurulduklarında onları bir görsen; derler ki: "Keşke (dünyaya bir daha) geri çevrilseydik de Rabbimiz'in ayetlerini yalanlamasaydık ve mü'minlerden olsaydık."” En’am Suresi 27. “Yüzlerinin ateşte evrilip-çevrileceği gün, derler ki: “Eyvahlar bize, keşke Allah’a itaat etseydik ve Resule itaat etseydik.” Ahzab Suresi, 66. “Onlar evet derler. Bize gerçekten bir uyarıcı geldi.” Bir Mehdi (a.s.), bir mürşid, bir kutup, bir Peygamber, uyaran. “Fakat biz yalanladık. İnanmadık anlattıklarına” diyorlar. “Ve Allah hiçbir şey indirmedi. Siz yalnızca büyük bir sapmışlık içindesiniz dedik.” Yani “dedikleriniz tamamen yalan. Kuran da yalan, yaratılışı anlatmanız da yalan, her türlü anlattığınız da yalan. Biz kesinlikle sizi kabul etmiyoruz, dediler” diyor Allah. “Böyle dediler” diyor. Böyle diyor adamlar dedik. “ Ve derler ki: “Eğer dinlemiş olsaydık, ya da akıl etmiş olaydık, şu çılgınca yanan ateşin halkı arasında olmayacaktık. Böylece kendi günahlarını itiraf ettiler.” Yani orada dilleri açılıyor, anlatıyorlar. “Çılgınca yanan ateşin halkına, Allah’ın rahmetinden uzaklık olsun.” Mülk Suresi, 9-11.
Ama mesela “La ilahe illallah Muhammeden Resulullah” diyor ama günahkar, hatalı, fakat hep kalbinde Allah sevgisi kalmış, Allah’ı sevmiş, Peygamber (s.a.v.)’i sevmiş. Bunların Allah affedilebileceğini söylüyor, yani bizim Ehl-i Sünnet inancına göre onların bir süre sonra Cehennemden çıkması mümkün oluyor. Ama yaptıklarının karşılığını alıyorlar. Ama binlerce sene Cehennem azabı var, on binlerce sene Cehennem azabı çekeceğine, samimi davranıp, dürüstçe davranıp, Allah’a yakın ve candan davransa da böyle perişanlığı yaşamasa. Doğrusu olan bu olur. Çünkü Allah’ı anlamak güç bir şey değil ki.
SUNUCU:Hiç zor bir şey değil.
ADNAN OKTAR: Çok açık yani inşaAllah.
“Elleri boyunlarına bağlı olarak, sıkışık bir yerine atıldıkları zaman,” Cehennemin, yani dar, küçük hücrelere sokuluyorlar. Ama bizim aklımıza hep işte topraktan, taştan gelmiş yahut ateş deyince klasik ateş anlıyoruz, öyle değil. Çünkü elleri yüzleri yanıyor. Yüzlerinin eti dökülüyor ama daha hala konuşuyor bunlar, yani azap çekiyorlar. Çünkü yaptıkları münasebetsiz konuşmalar da var. Mesela bak diyor ki, bir de makul de mesela bak. Keşke. Yani pişmanlıkları, kapışmaları normal, pişman oluyorlar. “Keşke dünyaya bir daha geri çevrilseydik de, Rabbimizin ayetlerini yalanlamasaydık ve mü’minlerden olsaydık.” Ama ateşin üzerinde bunu söylüyorlar. Yani normalde ateşin üzerinde insan konuşamaz. Ama bak burada konuşuyor. Bizim bildiğimiz bir ateş değil. Ama çok rahatsız oldukları, çok azap çektikleri bir ortam, inşaAllah. “Günahlarını itiraf ettiler. Çılgınca yanan ateşin halkına Allah’ın rahmetinden uzaklık olsun.” Mülk Suresi, 9-11. “Orada birbirleri ile çekişip tartışarak derler ki:” Bak orada da kavga ediyorlar. Tabii, orada da kepazelik çıkartıyorlar yani. Yani tabii çekişmelerine diyorum, yoksa Allah’ı anmalarına, Kuran’a yönelik sözlerini tenzih ederim. “Andolsun Allah’a ve biz gerçekten apaçık bir sapıklık içindeymişiz.” Yani Darwinist, materyalist yahut dinsiz, ateist yahut satanist, ne ise. “Çünkü sizi yalancı olanları, alemlerin Rabbiyle eşit tutuyorduk.” “Çünkü sizi alemlerin Rabbi ile eşit tutuyorduk.” Yani o Darwinistleri, materyalistleri. “Bizi suçlu günahkarlardan başka saptıran olmadı.” Mesela Darwin’in de sakallarına orada yapışacaklar. Stalin’in, Lenin’in, Mao’nun yakasına yapışacaklar, tabii. Bak, “Bizi suçlu günahkarlardan başka.” Yahut okul arkadaşı olabilir. Diskoda tanıştığı bir arkadaşı olabilir, ablası olabilir, eniştesi olabilir, kendi babası olabilir, kim saptırdıysa. Kim onu o hale getirdiyse. Annesi olabilir, sınırı yok. “Bizi suçlu günahkarlardan başka saptıran olmadı.” Yahut arkadaş çevresi, kimse onlar. “Artık bizim için ne bir şefaatçi var.” Yani kurtaracak, arada konuşma yapacak kimse var, yani vesile olacak, Allah’ın affetmesi için vesile olacak. “Ne de candan yakın bir dost.” Çünkü anası, babası hepsi başı derdinde olacak, yahut Cennette ise, onlar zaten ayrı olmuş oluyor. Hiç onlarla karşılaşmazlar. “Bizim bir kere daha dünyaya dönüşümüz mümkün olsaydı da, iman edenlerden olabilseydik” diyorlar. Yani bu cümleyi kurabiliyorlar Cehennemde. Bu konuşmayı yapabiliyorlar. Ama Cehennem mesela karanlık, tozlu ve pistir. Cennette de sürekli bir ekrandan göreceklerdir. O, ona gıpta ediyor ve sürekli onlara acı veriyor. Bir de süre bir türlü bitmiyor. Mesela 2000 sene geçiyor bitmiyor, 3000 sene, 10 bin sene, 30 bin sene, 100 bin sene, 1 milyon sene, o zaman onları çok bezdiriyor, bitmemesi ve sürekli çirkin bir ortamda kalıyorlar. Çünkü insanların yüzleri çok çirkin. Zemin çirkin, yani her şey, oradaki bütün her şey şuurludur, hepsi aleyhinedir.
SUNUCU: Tabii Cenneti görüyorlar bir de, daha zor geliyordur.
ADNAN OKTAR: Evet. “Elleri boyunlarına bağlı olarak.” Yani elleri arkaya doğru bağlı olarak, “Sıkışık bir yerine atıldıkları zaman.” Yani dar yerlere, dar hücrelere atılıyorlar. “Orada yok oluşu isteyip, çağırırlar.” Yani “tamamen yok olalım biz” diyorlar. Yani “ruhumuz da yok olsun” diyorlar. Halbuki mümkün değil. İmkansız. “ Bugün bir yok oluşu çağırmayın; birçok kere yok oluşu isteyip çağırın.” Yani “istediğiniz kadar çağırın, hiç bir şey olmaz” diyor Allah. “Sürekli canlı kalacaksınız” diyor. Furkan Suresi, 13-14. “Cehennem bekçisine: “Ey malik,” Ey bekçi. “Rabbin bizim işimizi bitirsin.” Yani “bizi yok etsin, öldürsün bizi Rabbiniz” diyorlar.
SUNUCU: Hocam, yokoluş yok mu?
ADNAN OKTAR: Yani mümkün değil, imkansız. Yani var olduktan sonra bir şey, sonsuza kadar yok olmaz, yani mümkün değil.
“Rabbin bizim işimizi bitirsin diye haykırdılar.” Yani “bizi öldürsün, bitsin bu hayat” diyorlar. “O, gerçek şu ki, siz burada kalacak kimselersiniz dedi. “Andolsun size hakkı getirdik fakat sizin birçoğunuz hakkı çirkin görüp, tiksinenlerdiniz.” Yani Müslümanlara cephe aldınız, Müslümanlara hakaret ettiniz, saldırdınız. Onları yok etmeye çalıştınız, aşağılamaya çalıştınız, anlattıklarına inanmadınız. Açık açık ispat ettikleri halde, bilimsel yönden, Kurani yönden ispat ettikleri halde, sürekli hakaret ettiniz. Hapsettirmeye kalktınız. Tuzağa düşürmeye kalktınız. Orada bütün yaptıkları tek tek karşılarına çıkacak, anlatılacak onlara. “Fakat sizin birçoğunuz hakkı çirkin görüp, tiksinenlerdendiniz” diyor Allah, “tiksiniyordunuz” diyor. Zuhruf Suresi, 77-78. “Gerçekten biz sizi yakın bir azap ile uyardık.” Bak “hayat çok kısa, hemen öleceksiniz, hemen Ahirete gideceksiniz diye uyardık” diyor. Şu anda biz de uyarıyoruz. Hayat çok kısa, yani bir kaç on senede, mesela kaç yaşındasın sen? 22, iki on sene sonra 42 yaşındasın. 42 yaşında bir kadın nasıl olur bilirsin.
SUNUCU:Aynen öyle.
ADNAN OKTAR:İki on sene, evet.
“Gerçekten biz sizi” şeytandan Allah’a sığınırım, “yakın bir azap ile uyardık. Kişinin kendi ellerinin önceden takdim ettiklerine bakacağı gün,” yani daha önce yaptığı bütün bilgiler ona sunulacağı gün, “kafir olanlar da: “Ah keşke ben bir toprak olsaydım” diyecek.” Yani “’toprak olup yok olsaydım’ diyecek” diyor Allah, yani oradaki topluluğa söylüyorlar. Nebe Suresi, 40. “Bu Cehennem halkının birbiri ile çekişmesi kesin bir gerçektir” diyor Allah. Sad Suresi, 64. Sürekli tartışıyorlar birbirleri ile. O, ona laf sokuyor. O, ona hakaret ediyor. Birbirlerini dövmek için kovalıyorlar, birbirleri ile uğraşıyorlar. Sürekli birbirlerini suçluyorlar. “Senin yüzünden oraya geldim” diyor. O da ona “senin yüzden geldim” diyor. O diskodaki arkadaşı kimse yahut plajda tanıdığı kimse veyahut meyhanede tanıdığı olabilir. Okuldan tanıdığı olabilir, evden tanıdığı olabilir yahut internet arkadaşı olabilir, internetten tanıştığı bir kişi olabilir. Her kimse onunla beraberler, birlikteler, inşaAllah. Kuran çok detaylı anlatıyor gördünüz. “Rabbimiz, şüphesiz sen kimi ateşe sokarsan,” ateşe girerse, “artık onu hor ve aşağılık kılmışsındır.” Yani “aşağılanmıştır, gururu kırılmıştır” diyor Allah. “Zulmedenlerin yardımcıları yoktur.” Orada entellik yapmak ve artistik hareketler yapmak, marka kıyafetler ile züppelik yapmak. Yahut işte süslü arabalarla gezinmek yahut bir Facebook’a girmek, bilgisayara girmek, böyle Cehennemde bu tip hareketleri kimseye yapamaz. Yani çırılçıplaklar, inşaAllah.
SUNUCU: Kimse düşünmez herhalde zaten Hocam orada.
ADNAN OKTAR: Ama burada düşünmüyorlar, yani sorun bu. Orada zaten düşünecek hali kalmıyor da, burada düşünmüyorlar inşaAllah. Ne mezarın altında, bilgisayar ile mezarın altına girer ve bakın hayat ne kadar kısa süreli. Sakıp Sabancı nerede? Ne kadar neşeli, canlı bir insandı, yok. Ünlü sanatçılar, ünlü kişiler, bak hiçbiri ortada yok. Kimse nerede diye sormuyor. Hepsi öldü, ölüyorlar, her gün ölüyorlar.
SUNUCU: Değişmez tek gerçek Hocam.
ADNAN OKTAR: Ama insanlar bunu düşünmüyor. Sürekli gençleri gösterdikleri için, onlar öyle kalacak zannediyorlar. Bir süre sonra o gençleri göstermiyorlar, bir de bakıyorsun onlar da ölmüş. Bu sefer yeni gençleri gösteriyorlar. Sanki sürekli insanlar sabit kalıyor zannediyor insanlar da. Mesela televizyonlarda falan sürekli spikerler değişiyor, insanlar değişiyor, olaylar değişiyor. Mesela eski spikerlerin birçoğu ölü, yoklar. Birçok ünlü sanatçı yok, ölü, ölmüş durumdalar. Mesela ünlü kadınlar, o devirde sükse yapanlar, hava atanlar, işte açık arabada eşarbını havalandırarak böyle gezenler, 60’larda, 40’larda. O zamanlar kimse, onların öleceği aklına geliyor muydu onların? Yok bakın şu an. Marilyn Monroe bilmem ne falan, hepsi toprağın altında. O zaman yaptığı hareketler falan biliyorsunuz, artistlik hareketleri falan.. Elvis Presley hepsi tabii, o devirde hiç ölmeyecek zannediyordu millet onları. Bak hiçbiri yok, yani bir nesil tamamen yok oldu.
Şeytandan Allah’a sığınırım. “Ateşin halkı Cennet halkına seslenir, bize biraz sudan ya da Allah’ın size verdiği rızıktan aktarın.” Bak Cennettekilere söylüyorlar, Cehennem ehli. “Derler ki: doğrusu Allah bunları inkar ederlere haram, yasak kılmıştır. Ateşin üstünde durduklarında onları bir görsen derler ki, keşke dünyaya bir daha geri çevrilseydik de, Rabbimizin ayetlerini yalanlamasaydık ve müminlerden olsaydık.” Kardeşim orada mı aklın başına geliyor. Orada geçerli değil, orada aklının başına gelmesi. Başlangıçta dürüst davranacaksın. Mesela züppe bir arkadaşını görüyor, o da züppeliğe özeniyor. Birisi itlik yapıyor, o da itliğe özeniyor. Dünyanın ne kadar kısa olduğunu görüyorsun. Binbir türlü çakallığın inceliğini, sanatını öğreniyorlar. Ama Kuran’ın, İslam’ın hakikatlerini, güzel ahlakın, sevginin, şefkatin, merhametin iyiliklerini öğrenmeye yanaşmıyorlar. Allah “siz zulüm istemiyor muydunuz?” diyor. “Evrime inanıyordun. işte sana evrimle oluşmuş gibi görünen adamlar” diyor. Senin inancına göre eciş-bücüş, mutasyona uğramış, hepsi mutasyona uğramış gibidir, Cehennem ehlinin. “İlk tabiat, dünya ateşler içindeydi, her yerden sular fışkırıyordu. Yangınlar, duman her yeri kaplamıştı” diyor. İşte tam ilkel atmosfer sana işte o, oluşmuş oluyor. Cenab-ı Allah ona, onu sağlamış oluyor. Her yer duman ve ateştir, sular zehir gibidir, kaynar sular var. Bak yerden buz gibi memba suyu çıkıyor. Normalde yerin altı ateş olduğuna göre. Çünkü, biz dünyayı bir elma olarak kabul edersek, elma. Elmanın kabuğu ne kadar ince? Çok ince. Biz elmanın kabuğu kısmında oturuyoruz şu an, yaşıyoruz yani. Elmanın etli kısmı olan yer magmadır. Fokur fokur kaynar, su gibi ateş, yani erimiş toprak ve maden. Fokur fokur kaynıyor, bakın inceliğe dikkat edin. Tam elma kabuğu kadardır inceliği. Soyulmuş, incecik elma kabuğu, bunun üzerinde diskotekler var, eğlence yerleri var. Adamlar tepiniyor, oynuyor, altında ama fokur fokur kaynıyor. Adamı bu ilgilendirmiyor ve bir istikamete doğru gidiyor Dünya ve Güneş. O da onu ilgilendirmiyor. Kardeşim sen Allah’a inanmıyorsan, her an bir yere çarpar o. Milyarlarca yıldızla dolu. Karmakarışık gökyüzü zaten, biri birine vurduğunda bitti. Bu kadar. Magmada her an bölünür, parçalanır. Alttan bir anda çatlar, dışarıya çıkar, her yer darmakeşan olur. Bunları düşünmeleri lazım. Mesela bir kuyruklu yıldız çarpsa, herhangi bir yıldız çarpmış olsa, dünya darmadağın olur. İncecik su gibi kabuğu, elma kabuğunun inceliğinde. Magmanın üzerinde dans ediyorlar, magmanın üzerinde Allah’ı inkar ediyorlar, magmanın üzerinde Darwinizm, materyalizm ile ilgili propaganda yapıyor. Biz de bu gerçeklere dikkat çekiyoruz. Yani akılcı bakmaları, samimi bakmaları. Allah’ın varlığı apaçık ortada, samimi değerlendirecekler, anlamazlıktan gelmeyecekler.
ALTUĞ BERKER: Bu konuda Hocam, müsaade ederseniz sizin internet sitelerinizden birini göstermek istiyorum. Pismanolmadanonce.com. Bu aynı isimle eseriniz de vardı Hocam. Bu konularla ilgili yazdığınız eserlerden biri.
ADNAN OKTAR: Pismanolmadanonce.com
ALTUĞ BERKER: “İnsanın dünyada yaşadığı pişmanlık,” “inkarcılar için pişmanlığın başlangıcı ölüm,” “hesap günü yaşanan pişmanlık,” “Cehennemdeki pişmanlık,” “Bu pişmanlığı yaşamamak için” başlıklarını içeren internet sitesi.
SUNUCU: Ama Hocam eski yani ben yaşıtlarımla ilgili ya da benim jenerasyonumla ilgili konuşayım. Bundan 3 yıl öncesine göre, şu an Allah’a inanan ya da Allah’ın ismini zikreden, ya da Allah’ın ismini zikretmekten rahatsızlık duymayan insan sayısı daha çok artmış durumda. Hani bu beni çok mutlu ediyor.
ADNAN OKTAR:Demek ki Mehdiyetin gölgesi her yeri sarmış, inşaAllah.
SUNUCU: Bir de Hocam benim görüntüm nasıl bilmiyorum ama. Ben bile konu açılıp konuştuğum zaman, böyle karşımdaki kişiler şok olup kalıyorlar. Muhteşem bir şey yani tebrikler, tebrikler nasıl tebrik ediyorlar.
ADNAN OKTAR:Elhamdülillah, ama sen hakikaten biraz farklı. Hem zekisin, hem bilgin iyi, konuşma yeteneğin güzel, hitabetin güzel yani iyi bir insansın.
SUNUCU: Ben de onlara şaşıyorum ki şöyle Hocam, hani sonuçta Kuran’ı Kerim indirilmiş ve Arapçasını bilmesek de, Türkçe anlamları var. Her canlı, her insan bunu açıp, merak edip, okur yani. Bir insanın bilmesine şaşırmak ne kadar doğru olabilir ki?
ADNAN OKTAR:Bir kısmı bilmiyor, görüyorsunuz yani duyuyorsunuz etrafınızda. İlk defa şaşkınlıkla karşılıyor.
SUNUCU: Ben de onlara şaşırıyorum Hocam, çok şaşırıyorum hem de.
ADNAN OKTAR:Evet imtihan dünyası bu normal ama Mehdiyet çığ gibi dünyada yayılıyor. İslam, Kuran dünyada çığ gibi yayılıyor. Çünkü bu Allah’ın emri, Allah’ın takdiri bu. Bu yüzyılda İslam ahlakı dünyaya hakim olacak, bunu göreceğiz. Dürüst ve akıllı insanlar, samimi insanlar dünyayı yönetecekler. Masonluk da tam İslam’a teslim olacak, Hıristiyanlık da İslam’a teslim olacak. Musevilik de yine aynı şekilde İslam’a teslim olacak. Yani Kuran’a teslim olacaklar, Kuran’a teslim olduktan sonra, ne yapıyorsa yapsın. Mesela bir Musevi Kuran’a tam teslim oluyorsa, bitti. Yani yine o Musevi olsun ama önce Muhammedi olması lazım. Yani Kuran’a tabi olması lazım, Kuran’ın helali-haramların uyduktan sonra, yani Musevi inancına göre ne bileyim mesela kıyafet mi giyiyor, ne yapıyorsa yine o şeylerini, yemesini-içmesini devam ettirebilir. Ama Kuran’ın helal ve haramlarına titizlikle uyması gerekir. Buna dikkat edecek inşaAllah. Ama yine aynı işine gitsin, gücüne gitsin, ne yapıyorsa yapsın. Hz. Musa (a.s.)’ya karşı sevgisini kat kat artırsın, Tevrat okuyorsa yine okusun. Bildiği dualarını yine aynı şekilde yapsın. Biz onları değiştirsin demiyoruz.. Kurban kesmek istiyorsa gitsin kessin, Allah rızası için. Ama Kuran’a uyması şartıyla. Kıyafet derken yine helal olan, Kuran’a uygun olan kıyafetleri kastediyorum. İstediğini giysin, istediğini yesin, helal olmak şartıyla inşaAllah. Yani sabahları dua ediyor Museviler, etsinler güzel. Yani bir mahsuru yok, Kuran’a uyduktan sonra bir şeyi olmaz bunun. Yani nur ala nur. Onların belirli zamanlarda duaları var. Mesela Allah’ı anıyorlar, ilahi söylüyorlar, Kuran’a uygun olduktan sonra çok güzel devam, inşaAllah. Ama Muhammedilik şarttır, Muhammedi olup, Musevi olunur. Mesela bak ben Muhammediyim, ama aynı zamanda Museviyim, hem İseviyim, İbrahimiyim, Nuhiyim çünkü Hz. Nuh (a.s.)’a da uyuyorum ben. Kuran’ı açıyorum Hz. Nuh (a.s.)’un izahları var, uyuyorum ben onlara. Hz. İbrahim (s.a.v.)’in izahları var, anlatımları var, ayet olarak. Onlara da uyuyorum. İbrahimiyim ama Muhammediyim, çünkü Muhammedilikten ben onu öğreniyorum. Kuran’a uyarak öğrenebiliyorum, hakkı bilerek doğru hareket etmiş oluyorum. Anlaşıldı mı? İnşaAllah.
ALTUĞBERKER: Bir genç kardeşimizin size bir mesajı var Hocam. Almanya’dan 15 yaşında, isterseniz iletebilirim. “Selamün aleyküm Hocam.”
ADNAN OKTAR: Aleyküm selam.
ALTUĞ BERKER:“Yayınlarınızda çoğu zaman sevimli hayvanlara yer ayırıyorsunuz. Bizim de çok hoşumuza gidiyor. Bu nedenle bende size katkıda bulunmak istedim ve bir video hazırladım. Umarım beğenir ve yayınlarsınız. Hocam size çok sevgi ve saygılarımı iletiyorum. Almanya’dan 15 yayında genç kardeşlerinizden Harun.”
ADNAN OKTAR:Harun, maşaAllah ismi de benziyor. Tamam göndersin, yayınlayalım.
ALTUĞ BERKER:Burada Hocam inşaAllah. Kendisi hazırlamış Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Ha bu mu? Severim ben onu, aferin güzel olmuş, akışı da iyi olmuş. MaşaAllah. Tamam böyle video hazırlayan olursa göndersinler yayınlayalım, kardeşlerimiz inşaAllah.
SUNUCU: Çok da güzel hazırlamış.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Şu, elimizde bir kaç tane olsa da bir sevsek.
SUNUCU: Penguenlere ben hastayım, yani böyle yumurtalarına sahip çıkmaları, yaşam savaşı vermeleri.
ADNAN OKTAR: Onlara sarılmak çok şahane olur.
SUNUCU: Hiç düşünmedim Hocam.
ADNAN OKTAR: Süper olur. Bunlar acayip uyanık oluyorlar.
SUNUCU: Çok da hızlılar, değil mi Hocam?
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Bu çok şeker, eliyle yiyecekleri alıp yiyor. Göbüş möbüş de pırıl pırıl maşaAllah. Karda olmaları çok güzel, hem tertemiz oluyorlar böyle maşaAllah, Allah vesile ediyor. Bu da poz vermiş. MaşaAllah. Çok güzel maşaAllah.
Bak mesela Cehennem kıyafetlerinden Allah diyor ki; “giyimleri katrandandır.” “Yer altında magma var, is var, pas var” diyor. “Yüzlerini ateş bürümektedir.” İbrahim suresi 50. Biz Allah’ın lütfuyla, Allah bize bu kıyafetleri veriyor, Allah yaratıyor. Allah yaratmadığında, onlar yaratmadığını düşündüğünde, nasıl bir kıyafet olacağını Allah onlara gösteriyor. Madem öyle düşünüyorsunuz gibi olmuş oluyor. Allah, “Ben size o zaman bu kıyafeti veriyorum” diyor. “Verdiğim nimetleri, kıyafetleri madem reddettiniz” diyor Allah, “madem siz kendiniz yarattığınıza inanıyordunuz, o zaman böyle bir kıyafet oluyor size” diyor Allah. O zaman çıkartsın bakalım o kıyafetini çıkartabiliyorsa. “İşte bunlar çekişen iki gruptur, Rableri konusunda çekiştiler.” Yani şimdi de, mesela Darwinistler de öyleler, çekişiyorlar. “İşte o inkar edenler, onlar için ateşten elbiseler biçilmiştir; başları üstünden de kaynar su dökülür.” Yani tabii bizim bildiğimizi kaynar su değil bu, bildiğimiz ateş de değil. Çünkü bu ortamda bunlar yine konuşmaya ve birbirleriyle uğraşmaya devam ediyorlar. Azap veren bir şey, bir sistem. Yani belki normal su görünümünde de olabilir. Ama her seferinde onların canını yakan ve rahatsız eden bir sistem.
Çünkü Cenneti de biz bilmiyoruz, çünkü oradaki fizik kanunları değişiyor. Yani bütün kimya kanunları, fizik kanunları değişiyor, boyut değişiyor. Dolayısıyla bizim anladığımız, bildiğimiz tarzda olmuyor, fakat benzeteceğiz. Mesela meyveler diyor, kirazı gördüğünde, “biz bunun benzerini dünyada görmüştük” diyorlar. Portakalı mesela, “biz bunu benzerini görmüştük” diyorlar. Ama mükemmel, güzel ve her yönden hoş olanı, kokusu da, biçimi de ama tanıyorlar. Çünkü birbirlerini sima olarak da tanıyorlar. Mesela ben inşaAllah Cennete gidersen seni simandan tanıyacağım. Sen de beni tanıyacaksın simamdan. Yani tabii çok çok güzel olacaksın, bununla kıyaslanamayacak şekilde güzel olacaksın. Ben de bununla kıyaslanmayacak şekilde yakışıklı ve güzel olacağım inşaAllah. Ama genel ana hatları durduğu için oradan çıkaracaklar. Ama mesela bazı insanların tamamen yüzü dağılıyor, onlarda da Allah, Allah tanıtacak. Bu şudur diye tanıtacak inşaAllah.
Ama Cehennem ehli son derece çirkindir. Birbirlerinin yüzüne bakmak istemeyecekler. Çünkü mesela bak Allah’ın yarattığını tesadüfen olduğunu söylüyorlar. O zaman Allah onları tesadüfen nasıl yaratılırmış, tesadüf nasıl olurmuş, onun ortamını onlara gösterecek. Yani yeryüzü tesadüfen nasıl oluyor, çünkü katrana yerden, magma ve petrol var diyorlar yerden. Katran yerden fışkırıyor ve onlar da ona bulanacaklar mecburen ortalık öyle olduğu için. Her tarafları bulanacak, simsiyahlar, her yer is, pas, duman içinde, eşkal bozuk, el yüz bozuk, Allah nimet vermiyor. Mesela bitkiler tesadüfen oldu diyorlar, tesadüfen olmuş bitkinin korkunçluğunu görecekler. Tesadüfen zannettikleri gibi, yine Allah yaratacak da, onların kafasında tasarladıkları tesadüfü onlara gösterecek Allah.
SUNUCU: Tesadüfen olsaydı, böyle olurdu işte.
ADNAN OKTAR: İşte böyle olurdu diye. Mesela orada zakkum ağacı var, çok ürkütücü görünüşü, bayağı pis, kokusu pis, tadı pis. Burada portakal yiyorsun mis gibi kokuyor, kabuğu ayrı güzel kokuyor, içi ayrı kokuyor. Tadı mükemmel, içinde her türlü vitamin var, mineraller var, proteinler var. Elma desen öyle, mis gibi kokuyor Amasya elması. Cehennemin meyvelerini Allah onlara gösteriyor işte, “tesadüfen dediğiniz işte böyle olur “diyor Allah, bir anlamda. Anlamaları için söylüyorum tabii, inşaAllah. Evet vaktimiz bitmiş.
SUNUCU: Bu günlük programımız bu kadar. Sizin de bize sorularınız olacak olursa ya da merak ettikleriniz varsa Harunyahya.tv sitesinden 24 saat yayınlarımızı takip edebilirsiniz. Soru ve görüşlerinizi bize ahirzamansohbetleri@hotmail.com adresinden gönderebilirsiniz. Ayrıca Harunyahya.org ve Harunyahya.net adreslerinden Hocamızın tüm eserlerini ücretsiz olarak indirebilirsiniz. Bizi yarın yine 22:00’de Güneydoğu Olay TV’den, Harunyahya.tv internet sitemizden, Mavi Karadeniz Radyo’dan takip edebilirsiniz. İyi geceler.
Kuran'ın Bazı Sırları
Devamı ...Makaleler
Devamı ...
Ahir Zamana ait Yeni Bilgiler
Devamı ...Evrim Sözlüğü
Devamı ...Türk-İslam Birliği Gelişmeler
Devamı ...Ahir Zamana ait Yeni Bilgiler
Devamı ...