ALTUĞ BERKER: Yayınımıza internet sitemizden devam ediyoruz inşaAllah. Sayın Hocam nasıl devam etmeyi uygun görürsünüz?
ADNAN OKTAR: Estağfurullah, inşaAllah. Şöyle yapalım, yine sohbet yapalım. Fakat İsviçre ile bağlantı çok flu olacak herhalde. Değil mi? O çok zayıf. Üç internet kanalından girdiniz oraya, üç bilgisayardan girdiniz, fakat buna rağmen bulanık, evet netlik sağlanamıyor. O zaman bu konuda, bir dahaki sefere teknik imkanı daha arttıralım, yani olabiliyorsa, inşaAllah, gücümüz nispetinde, böyle bir durum olmaması için. Tabii bir hayır vardır, hikmet vardır, inşaAllah. Ama olsa çok iyi olur tabii, bir silkelerdik şöyle, inşaAllah. Ama oradaki kardeşlerimiz bol bol onlara yetiyor şu an zaten, dümdüz oldular Allah’ın izniyle. Yani sırf bir tanesi yeterdi ama iki tane olunca zaten çok yüksek dozda oldu, şu an kuzu kuzu dinliyorlar. Bayağı iyi etkilendiler elhamdülillah, inşaAllah. Ne anlatalım Berker Hocam?
ALTUĞ BERKER: Estağfurullah Hocam, nasıl uygun görürseniz.
ADNAN OKTAR: Evet sen, kitapta çok güzel şeyler var, inşaAllah. Mesela Ali Sabri Uzun, İstanbul’dan, onu okuyabiliriz.
ALTUĞ BERKER: Ali Sabri Uzun, İstanbul’dan yazmış. “Mahmud Es’ad Coşan (k.s.) şöyle diyor: "Ben bazı arkadaşlara dedim ki; Bakın Hz. Mehdi (a.s.) Kıyamet alametlerinden birisidir, çıkacak. Onun zamanında yaşayan insanlar, (velev habven ales selci) buz üzerinde emekleyerek dahi olsa, ona ulaşıp, onun askeri olmaları lâzım! Hz. Mehdi (a.s.) sevgisi hepimizin içinde vardır. Hz. Mehdi (a.s.)'ye bağlanmak arzusu hepimizin arzusudur." Prof. Dr. Mahmud Es'ad Coşan (k.s.), Güncel Meseleler kitabından.”
ADNAN OKTAR: Rahmetli, evet maşaAllah.
ALTUĞ BERKER: “Rahmetli Şeyh Mahmut Es’ad Coşan Hocaefendi (k.s.) de Hz. Mehdi (a.s.)'nin bu yüzyıldaki gelişini aşkla ve şevkle bekleyen bir insandı. Onun Şeyhi Mehmet Zahid Kotku Hazretleri (k.s.) de aynı şekilde Hicri 1400'de Hz. Mehdi (a.s.)'nin vazifeye başlayacağını (inşaAllah) ifade eden mübarek bir şahsiyetti.”
ADNAN OKTAR: Evet. Bak, Bediüzzaman ne diyor? Başka bir konu olarak söylüyorum. “O zatın” diyor, yani Mehdi (a.s.)’nin, zat olarak söylüyor bak, o zat, “o zatın ikinci vazifesi”, birinci vazifesini şöyle yapıyor ve onun üç büyük vazifesi olacak. Herhangi bir vazife demiyor bakın, üç büyük vazife. Eğer bir tane olsaydı, bir tane derdi. İki tane olsa, iki tane, üç tane, “üç tane” diyor, değil mi? Bakın “ve onun”, bu kişiden bahsediyor. Onun dersek, şahs-ı manevi için onun denir mi? Ve onun üç büyük vazifesi olacak. Üç tane büyük vazifesi. Birincisi diyor, “fen ve felsefenin tasallutuyla”, tesiriyle, “maddiyyun ve tabiiyyun taunu”, materyalizm ve Darwinizm, ateizm salgını, “beşer içinde intişar etmesiyle”, insanların arasında yayılmasıyla, “her şeyden evvel felsefeyi ve maddiyyun fikrini”, yani Darwinizm, materyalizm fikrini, “tam susturacak bir tarzda imanı kurtarmaktır.” “Dünya çapında Darwinizmi yerle bir edecek ve imanı kurtaracak” diyor. “Ehl-i imanı delaletten muhafaza etmek”, “iman eden Müslümanları da, Darwinizm, materyalizm bataklığına düşmekten muhafaza edecek” diyor. “O zatın ikinci vazifesi” bak sayıyor, sıradan sayıyor, bir bir, ikinci vazifesi. O zat, şahs-ı manevi demiyor, zatın. Kardeşlerimiz Nur toplantılarında sorsunlar bunu, aynı bu şekilde. “O zatın ikinci vazifesi, şeriatı icra ve tatbik etmektir.” Yani İslam ahlakını fiilen uygulaması, icra ve tatbik, tatbik ediyor dünya çapında. “Birinci vazife maddi kuvvetle değil, belki kuvvetli itikat.” Demek ki Mehdi (a.s.)’nin kuvvetli bir itikatı olacak “ve ihlas”, demek ki çok samimi olacak Mehdi (a.s.), “ve sadakat”, demek ki Mehdi (a.s.) çok sadakatli olacak, “olduğu halde bu ikinci vazife”, Mehdi (a.s.)’nin bu ikinci vazifesi, “gayet büyük maddi bir kuvvet ve hakimiyet lazım ki” diyor. İşte gayet büyük bu bir maddi kuvvet ve hakimiyet Bediüzzaman’ın zamanında yoktu, Mehdi (a.s.) zamanında oluştu, şu an oluşuyor bu, “lazım ki, o ikinci vazife tabik edilebilsin, uygulanabilsin. O zatın”, yine bak, Mehdi (a.s.)’nin, o zat diyor, şahsın “üçüncü vazifesi”, bak sıradan sayıyor vazifelerini, “üçüncü vazifesi Hilafet-i İslamiye’yi İttihat-i İslam’a bina ederek”, demek ki Hilafet-i İslamiye, yani Müslümanların bir manevi lideri olacak, “İttihat-i İslam’a bina ederek”, İttihat-i İslam ne demek? Bütün Müslümanlar’ın birleşmesi. “Bütün Müslümanlar birlikte bir araya gelecek ve bir Hilafet-i İslamiye oluşacak” diyor, yani “Müslümanların başına bir manevi lider gelecek” diyor, Bediüzzaman. Ve devam ediyor Bediüzzaman, “İsevi ruhanileri ile ittifak edip”, Hıristiyanlar ile ittifak edip, “din-i İslam’a hizmet etmektir. Bu vazife pek büyük bir saltanat ve kuvvet”, Bediüzzaman zamanında pek büyük bir saltanat olmadı ve pek büyük bir kuvvet de olmadı, “ve milyonlar fedakarlarla tatbik edilebilir.” Milyonlarca fedakarlar da katılacaklar diyor Bediüzzaman. “Birinci vazife, o iki vazifeden üç dört derece daha ziyade kıymettardır.” Yani Mehdi (a.s.)’nin o kırk yıllık ilk vazifesi, bakın “birinci vazife o ikinci vazifeden, üç dört derece daha ziyade kıymettardır”, ikinci vazifeyi demin anlatmıştık, ondan daha kıymetlidir diyor. “Fakat o ikinci ve üçüncü vazifeler pek parlak ve çok geniş bir dairede ve şaşaalı bir tarzda olduğundan, umumu ve avamın nazarında daha ehemniyetli görünüyorlar”, yani şaşaalı olan kısmı önemli, daha büyük görünüyor diyor. Ama bakın diyor ki, “birinci vazife o iki vazifeden”, yani şu andaki saydığım ve diğer vazifeden, “üç dört derece daha ziyade kıymettardır. Fakat o ikinci ve üçüncü vazifeler, pek parlak ve çok geniş”, bak pek parlak olacak bir kere, Bediüzzaman zamanında pek parlak bir şey olmadı, “ve çok geniş bir dairede” diyor, çok geniş bir daire de olmadı, “şaşalı bir tarzda” diyor, şaşalı bir tarzda da olmadı Bediüzzaman zamanında öyle bir şey olmadı, “umumun ve avamın nazarında daha ehemmiyetli görünüyor,” yani bunlar olacak diyor Mehdi (a.s.) zamanında. Yakın bir zamanda bunları göreceğiz, inşaAllah.
Benim bunları anlatmamın sebebi, Nur talebesi kardeşlerimiz Ahir zamanda çok önemli görev alacaklar. Yani Mehdiyet’in oluşmasında, İslam ahlakının dünyaya hakimiyetinde kilit konumdadırlar, bütün dünya çapında kilit konumdadırlar, yani birinci dereceden önemlidirler. Diğer Müslümanlar da zaten iltihak edecek, diğer kardeşlerimiz de iltihak edecek diyor Bediüzzaman ama Nur talebelerinin burada çok hayati görevi olduğunu anlıyoruz Bediüzzaman’ın izahlarından. Ama bütün Ehl-i imanın iltihaklarıyla diyor zaten. “Bütün ülema ve evliyanın” diyor, yani bütün ülema ve evliya, yani istisna koymuyor Bediüzzaman, sırf Nur talebeleri demiyor, “hepsinin iltihaklarıyla” diyor. Ama ilk başlangıcında Nur talebeleri çok hayatidir inşaAllah. Onun için onları sorsunlar, öğrensinler diye ben bunları anlatıyorum, bir yönüyle de bu.
ALTUĞ BERKER: Ve her gün üzerinde durulmasının, durmanızın olumlu etkilerini görüyoruz Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Bak netice almaya başladık, tabii. Her yerde, mesela bak binlerce Nur talebesi yazı gönderiyor, demek ki takip ediyorlar maşaAllah.
“Hasan Karali, İstanbul”:
ALTUĞ BERKER: “En’am Suresi, sekizinci ayet. Şeytandan Allah’a sığınırım. “Ve derler ki: “Ona bir Melek indirilmeli değil miydi?” Eğer bir Melek indirilseydi, elbette iş bitirilmiş olurdu da sonra kendilerine göz açtırılmazdı. Hak olmaksızın biz Melekleri indirmeyiz. O zaman da onlara göz açtırılmaz.” Hz. Mehdi (a.s.)'ye yardım edecek olan Melekler insanlara görünmeyeceklerdir. Ayet-i kerimeler bu konuya tam anlamıyla açıklık getiriyorlar. Özellikle Cübbeli'nin bu ayet-i kerimeleri, anlamlarını düşünerek dikkatlice okuması gerekir.”
Musa Sicimci, Manisa. "Hz. Mehdi (a.s.)’nin çıktığı zaman, yeryüzü, içinde bulunan altın madenlerini dışarı vurmaya başlayacak. Oho Hocaefendi desene hiç gidilmez ya. Niye? E bir de baktın ki evin bahçesinden kocaman direk gibi, sütun gibi altın çıktı. Ee şimdi sen bu altını bırak da git Mekke'ye, aç susuz Mekke'de ne yiyecen yaaa! Ee ya. İşte ne diyorum sana işler zorlaşacak, kolay olmayacak. Yeryüzü diyor, nasıl olsa artık Kıyamet yaklaştı, altının gümüşün kimseye yarayacağı yok. Direk gibi altınlar. Direk ne demek biliyor musun? O caminin direkleri var ya koca koca direkler. Yani bizim camiye bakma sen. Bizim caminin buranın direkleri apartman direkleri, bunlar küçük. Sen Fatih Camisi'nin direklerini biliyor musun? Süleymaniye'nin direklerini, Fil Ayakları'nı biliyor musun Fil Ayaklarını. Oo, kaç ton. O direkleri gör işte bak, kafandan takken düşer, o kadar uzun direkler. O direkler gibi altınları toprak çıkaracak dışarı atacak. Bir de bakacaksın böyle koca koca sütunlar gibi altın madenleri, som altın. Dışarı vurmuş. Şimdi millet bir küpe için bir yüzük için birbirinin kafasını kırıyor. Millet birbirini öldürüyor yahu. O kadar altını sokakta görenler ne yapacak acaba? İşte Kıyamet yaklaştı." Cübbeli, Hz. Mehdi (a.s.) ile ilgili hazırladığı CD'de birebir aynısıyla yukarıda yazdıklarımı anlatıyor. Hz. Mehdi (a.s.) çıktığında hem dünyada, hem İslam aleminde ekonomik kriz ve fakirlik olacak. Hz. Mehdi (a.s.) sosyal adaleti sağlayacak, bol miktarda mal dağıtacak ve bolluk sağlayacak. Cübbeli her Müslümanın evinin önünden çıkacak en az 1000-1500 ton altından bahsediyor. Bu kadar altın olursa ümmet o devirde nasıl fakir olsun? Hz. Mehdi (a.s.) neden halka mal dağıtsın? Adam o altınla dünyanın her yerinden istediği her şeyi alır. Bu altının bir tonunu paraya çevirse elli trilyon eder. Bu durumda fakirlik kalır mı? Ben Cübbeli'nin bu akıl ve mantıkta bir insan olduğunu bilmiyordum. Çok şaşırdım.”
ADNAN OKTAR: Bak bayağı güzel analiz yapmış kardeşimiz, detaylandırmış maşaAllah. İnşaAllah. Evet, başka yine bir şey daha oku. Herhangi bir sayfa aç bakalım.
ALTUĞ BERKER: Münevver Ocak, İstanbul’dan. “Hadis-i Şerif ve Bediüzzaman, Tılsımlar Mecmuası. İş'afü'r-Rağıbîn'den naklen Tılsımlar Mecmuası, Bediüzzaman Said Nursi, s. 212. “Mehdi (a.s.) Rum’dan, Türkler’den ayrılmayacaktır.” Çünkü eskiden Türkiye'ye diyar-ı Rum deniliyordu. “Mehdi (a.s.), Rum’dan, Türkler’den ayrılmayacaktır.” Hz. Mehdi (a.s.)'nin çocukluğundan itibaren Türkiye'den hiç ayrılmayacak olması çok hayret verici. Yani bu Hz. Mehdi (a.s.)'nin hiç yurtdışına çıkmayacağı anlamına mı geliyor? Yoksa Hz. Mehdi (a.s.) açıkça zuhur edinceye, insanlar ona bağlılıklarını bildirinceye kadar anlamında mı? Çünkü sonraki safhalarda Mekke'de insanlar ona bağlılıklarını bildiriyorlar, sonra Kudüs-ü Şerif'e geçiyor ve orada ikamet ediyor. Yanlış biliyorsam, söylerseniz memnum olurum. Selamlar.”
ADNAN OKTAR: Evet, maşaAllah.
O konferans çıkışında tedbir alınması önemli. Orada psikopatlar oluyor, efendim satanistler olur, komünistler olur, terörist olur, anarşist olur, her şey olur. Yani bu yenilgi onlara çok ağır gelmiştir. O yüzden onu hafife almasınlar, dikkatli tedbir alsınlar. Yani mutlaka polis nezaretinde çıksınlar çıkarken, inşaAllah. Yani nasıl olsa bir şey olmaz mantığı ile hareket etmesinler, inşaAllah. Yani sebebe sarılma açısından önemli, çünkü çok ağır yenilgiye uğramış durumdalar şu an, komalık oldular adeta. Bu gururlarına çok ağır gelmiştir. Mantıksız ama oluyor, Allah’ın hikmeti, inşaAllah. Onun için tedbir alınmasında fayda var, inşaAllah. Evet, yine bir yazı daha oku.
ALTUĞ BERKER: Evet, Refik Coşar, Diyarbakır’dan. “Bediüzzaman’ın Sikke-i Tasdik-i Gaybi eseri, sayfa 189 ve Mektubat, sayfa 34’ten alıntı yapmış kardeşimiz, şöyle. “Fakat çiçekler baharda gelir. Öyle kudsi çiçeklere zemin hazır etmek lâzım gelir. Ve anladık ki, bu hizmetimizle o nurani zatlara zemin izhar ediyoruz (hazırlıyoruz).”
ADNAN OKTAR: Mehdi (a.s.) ve talebelerine, evet.
ALTUĞ BERKER: İnşaAllah. Mektubat’tan sayfa 473. “Elbette o kuvvet-i azîmedeki (büyük kuvvette) bir hamiyet-i âliye (yüce bir gayret) feveran edecek (coşacak) ve Hz. Mehdi (a.s.) başına geçip, tarik-ı hak (hak yola) ve hakikata sevk edecek. Hz. Mehdi (a.s.) başa geçiyor, yani bir şah-ı manevi olmadığını bir kere daha vurgulamış oluyoruz.”
ADNAN OKTAR: Nur talebesi kardeşlerimiz bu bölümleri çok dikkatli izlesinler, incelesinler. Bu meydana gelen durum, yani çok çok çok şaşırtıcı, çok hayret verici ve gereksiz yere bunu niye böyle örtbas etmeye çalışmışlar, neden böyle bir şey yapmışlar bunu da araştırsınlar. Bu hayret verici duruma müdahale etmeleri lazım, yani doğru olmayan bir şeyi kabul etmeleri, onları küçük düşürür. Burada bir mantıksızlık var. Bediüzzaman, nereye baksak, net olarak söylüyor Mehdi (a.s.)’nin geleceğini. İslam ahlakının hakim olacağını, İttihat-i İslam olacağını, bu fitnenin, fücurun ortadan kalkacağını, güzel bir medeniyet çağı oluşacağını, buna karşı durgunlukla, Müslümanları böyle atalete sevk ederek, heyecanlarını kırarak, şevklerini kırarak, onları atıl durumda tutmaya kalkmaları, Ahirette cevabı verilemeyecek bir durum olur, İnşaAllah. Öyle bir sorguda perişan olurlar Allah esirgesin. Onun için çok dürüst davranmaları lazım. Mehdi (a.s.)’yi kabul etmiyorlarsa bile, yani Mehdi (a.s.)’den çok korkup, tedirgin oldularsa ki onlar için Allah’tan bir rahmet o. Bakın Cübbeli nasıl dua ediyor, nasıl yalvarıyor, Yarabbi bize Mehdi (a.s.)’yi gönder diye. Madem böyle fitneye düştüler, madem Mehdi (a.s.)’den çekinir hale geldiler, İttihat-i İslam istesinler. Çünkü ittihat-i İslam, Türk İslam Birliği demek, Cennet gibi bir ortam demektir, mutluluk ve sevinç demektir, her gün bayram demektir, yani bütün bu karamsar insanların, mutsuz insanların neşelenmesi demektir.
ALTUĞ BERKER:Ve farz değil mi Hocam Allah’ın izniyle?
ADNAN OKTAR: En büyük farz diyor Bediüzzaman. Kuran’a göre de en büyük farzdır, Bediüzzaman da ayrı açıklıyor, şerh ediyor, “en büyük farzdır” diyor. En büyük farzı nasıl unutabilir bir Müslüman? Nasıl ehemmiyetsiz görür, değil mi?
“Zeynel Abidin Türk, Hatay”:
ALTUĞ BERKER: Ramuz el-Hadis’ten, sayfa 56, 73’ten bir hadis. “İmam-ı Mehdi (a.s.) çıktığı zaman hassaten (özellikle, yalnızca, ayrıca, hususi olarak) fukuha (fıkıh alimleri) ona (Hz. Mehdi (a.s.)’ye ) düşman olacak. Onun (Hz. Mehdi (a.s.)’nin) kılıncı kardeşleridir. Elinde kılınç olmasa idi, yani kardeşleri olmasa idi, zamanın fukuhası (fıkıh alimleri) onun (Hz. Mehdi (a.s.)’nin) katliyle fetva verirlerdi. Lakin Cenâb-ı hak onu (Hz. Mehdi (a.s.)'yi) keremiyle ve kılınç (kardeşleriyle) ile tadhir (temizlecek, yıkayıp pak edecek) edecek, onlar ona (Hz. Mehdi (a.s.)'ye) itimad edeceklerdir. Hükmünü inanmayan da kabule mecbur olup aksini izmar edeceklerdir (gizleyecek, saklayacaklardır). Onun (Hz. Mehdi (a.s.)'nin) döneminde din tamamen rey'den arınmış olarak eski hüviyetini kazanacaktır. Vereceği birçok hükümlerde ulemanın mezheplerine muhalefet edecektir. Bundan dolayı ondan (Hz. Mehdi (a.s.)’den ) uzak duracaklardır. Zira zanlarına göre, gerçekten Allah imamlarından sonra bir müctehid bırakmadığını kabulleneceklerdir. (Muhyiddin Arabi, "Futuhat-El Mekkiye", 66. bab, c. 3, s. 327- 328) Ahir zamanda, Hz. Mehdi (a.s.)'nin zuhur zamanında cahil alimler Hz. Mehdi (a.s.)'ye karşı haset, kin ve düşmanlık hisleri içerisinde olacaklar. Ahir zamanın kaba softalarının ve ham yobazlarının bu tavrı hadis-i şeriflerde çok detaylı anlatılmıştır.”
ADNAN OKTAR: Evet, çünkü “Mehdi (a.s.)’nin kendi imamlarının tersine hüküm verdiğine, daha değişik hüküm verdiğini gördüklerinde, ondan kalben nefret edecekler. Fakat bir şey de demeyecekler, yine de bir şeyler umacaklar” diyor. Yani “bir para, bir çıkar, bir imkan umacaklar” diyor. Çünkü Mehdi (a.s.) aynı sahabe dönemine getirecek hayatı, yani sahabe dönemindeki ibadet şekilleri, sahabe dönemindeki üslu, ahlak ve kişilik, buna alışmamış olan kişi de, buna reaksiyon gösterecek. Mehdi (a.s.) dört mezhebin de dışındadır. Mezhebleri, dört mezhebi de kaldıracak. Bütün mezhebler, Şiilik de kalkıyor, Alevi düşüncesi de kalkacaktır, sadece sahabe dönemi kalacaktır, o kadar başka bir şey kalmıyor. Yani nasıldı Hz. Ömer (r.a.) devri, Hz. Osman (r.a.) devri, Peygamber Efendimiz (s.a.v.) ile nasıl yaşamışlardı, aynı o döneme döneceğiz. Hanefi, Hanbeli, Maliki, Şafi mezhebleri de kalkıyor, ayrıca Şia da, Caferilik de, hepsi kalkmış oluyor. Tek Peygamberimiz (s.a.v.)’nin döneminin Kuran anlayışı, İslam anlayışı ve sünnet anlayışı kalıyor inşaAllah.
“Esselamun Aleyküm çok sevdiğimiz ve çok saydığımız sevgili Hocamız” diyor. Parantez içerisinde bir iltifat etmiş, çok sevimli maşaAllah. Öyle demesin de, inşaAllah öyle olmasını umduğumuz, yani daha iyi olmasını umduğumuz desin. Çünkü o türlü bir şey haram olur, o tarz bir iltifat olmaz inşaAllah. Sevgili Hocam, -Hocalık yeter bize. Kardeşlik bol bol yeter, ben onların kardeşiyim inşaAllah. Çünkü hiçbir Müslümana biz senin manevi makamın şudur diyemeyiz, budur diyemeyiz. Mesela veli olduğuna emin olduğun, inşaAllah velisin deriz. İnşaAllah evliyasındır deriz, inşaAllah.- “Adnan Oktar Hocamız’a, yardımcılarına ve tüm Peygamberlere Allah’ın rahmeti üzerlerine olsun. Güzel Hocama sorum şu olacak” diyor. “Cinlerin hepsi lisanları, dilleri biliyorlar mı? Bol sevgi ve selamlarımla. El Yasin.” Yasin kardeş, benim gördüğüm adamların öyle bir sorunu yok. Yani nasıl, onu da bilmiyorum. Bir de bunların kendi dilleri var, cinlerin, yani acayip alengirli bir dil, yani öyle anlaşılması mümkün değil, uzaylı dili gibi. Yani kendilerine has özel bir dilleri var. Ama her türlü dilden de anlıyorlar. Yani muhtemelen şöyle düşünebiliriz. O ülkede yaşayanlar, o ülkenin dillerini öğreniyor olabilirler. Bir anda her yere geldikleri için, mesela Fransa’daki bir cin, anında Türkiye’ye gelebiliyor. Yarım saniyede geliyor. Dolayısıyla bu yüzden bu kadar dil biliyor olabilirler. Çünkü bilmedikleri birşey yok adamların, ne sorsan biliyorlar.
“Selamun aleyküm değerli Hocam” diyor kardeşimiz. En’am Suresi 130’u vermiş. “Kuran’da elçilerden söz eden bazı ayetlerde, içinizden biri olarak geçmektedir. Kuran’ın tüm ayetleri her döneme baktığı için, Ahir zamanda da içimizden biri, yol gösteren ve Kuran ayetlerini bize açıklayan bir elçi gelmesine neden itiraz ediyorlar Hocam? Bu ayetler Hz. Mehdi (a.s.)’nin geleceğini müjdelediği ayetlerdir diyebilir miyiz?” Tabii ki, işari manada tabii ki. “Ey cin ve insan topluluğu, içinizden size ayetlerimi aktarıp-okuyan ve bu karşı karşıya geldiğiniz gününüzle sizi uyarıp-korkutan elçiler gelmedi mi?” “Ey Ademoğulları, içinizden size ayetlerimi haber veren elçiler geldiğinde, kim sakınırsa ve davranışını düzeltirse, işte onlar için korku yoktur. Onlar mahzun olmayacaklardır.” Allah, korkmaları için bir neden yok o zaman diyor. Mahzun da olmayacaklar diyor. Çünkü tabi olmuş oluyorlar. “Asrın imamına tabi olmadan ölen” diyor Peygamber Efendimiz (s.a.v.), “Cahiliye ölümü ile ölür.” diyor. En azından gıyabında biat etmek ona, manen bağlanmak, yani mürşid ve Hocası olarak kabul etmek doğru olur. Ben mesela Mehdi (a.s.)’yi görmediğim halde biat ettim ona, gıyabında bağlandım. Biattan kastım, yani manen bağlanlandım, kalben bağlandım, inşaAllah.
Şeytandan Allah’a sığınırım. “Andolsun size içinizden sıkıntıya düşmeniz onun gücüne giden” , yani Müslümanlara, Afganistan’daki Müslümanlara, Irak’daki Müslümanlara, hepsine şefkatle bakan ve sıkıntıya düştüğünde de onun ağırına giden, Ahir zamana bakan yönüyle bakıyorum tabii, Peygamberimiz (s.a.v.)’e bakıyor bu ayet, ama Ahir zamana bakan yönüyle söylüyorum, “size pek düşkün,” bütün Müslümanlara, bütün Müslüman alemine, bütün inananlara düşkün. “müminlere şefkatli ve esirgeyici olan bir elçi gelmiştir.” Yani bir Mehdi (a.s.) gelmiştir inşaAllah, Tevbe Suresi, 128. Aynı zamanda bu yöne bakıyor, Peygamberimiz (s.a.v.)’e bakan bu ayet, Ahir zamana uyarladığımızda, Ahir zamana işari yönüyle baktığımızda, bu anlama gelir. Ankara’dan Deniz Hanım göndermiş. Ona da sevgiler ve saygılar. Allah ömrünü uzun etsin inşaAllah, hidayetle.
“Hocam selam. Ben İstanbul’dan Gülşah.” Gülşah dün de yazmıştı, bugün de yazmış. “Ahkaf Suresi, 8. ayette şöyle buyruluyor; “Yoksa ‘kendisi onu uydurdu mu’ diyorlar. De ki: “Eğer ben uydurdumsa, bu durumda siz, Allah’tan bana gelecek hiçbir şeye malik, engel olamazsınız. Sizin kendisi Kuran hakkında, ne taşkınlıklar yaptığınızı O daha iyi bilendir. Benimle sizin aranızda şahid olarak O yeter. O, çok bağışlayandır, çok esirgeyendir.” Sizin Hz. Mehdi (a.s.) ve Hz. İsa (a.s.) hakkında Kuran ve hadislere ve Bediüzzaman’ın ifadelerine dayanarak anlattıklarınızı yanlış yorumluyorlar. Bediüzzaman böyle dememişti, siz yanlış anlatıyorsunuz, böyle ayet, hadis yok, tarzında yalanlayanlar ve kendilerince açıklama getirmeye çalışanlara yaklaşık olarak bakıyor olabilir mi Hocam? İnşaAllah, selamlar, saygılar.”
Aleyküm selam. Tabii, tam anlamıyla bakıyor. Yani ayetin birçok yönü var. Peygaberimiz (s.a.v.)’ye, o devirdeki olaylara bakmakla beraber, Ahir zamanda Mehdi (a.s.) devrine bakıyor. “Kendisi onu uydurdu mu diyorlar.” diyor. Biz mesela kendimiz uydurmuyoruz, doğrusunu söylüyoruz. Hadise dayandırıyoruz, Kuran ayetlerine dayandırıyoruz.
“Selamunaleyküm” diyor kardeşimiz, Hakan isimli kardeşimiz, İstanbul’dan. “Hocam sizi izlerken geleceğe daha bir farklı bakıyoruz ve içimiz umutla kaplanıyor” diyor. Umutla kaplansın, çünkü dediklerim doğru, yani umudun üzerinde bir olay, kader böyle inşaAllah. İnşaAllah, Allah’ın izniyle kesinlikle bunu görecekler, çünkü büyük bir bölümünü gördüler, devam ediyor. Kesintisiz devam eden bir sürecin içindeyiz. Mesela Ankara’dan İstanbul’a gidiyorsun yahut İstanbul’dan Ankaraya gidiyorsak, yolun mesela üçyüzüncü kilometresindeysek, artık az bir şey kalmıştır değil mi? Yani yarıyı da aştık, çok yol aldık. “Benim Hz. İsa (a.s.) ve deccal hakkında sorum olacak” diyor. Hz. İsa (a.s.) nereye gelecek? Avrupada mı yoksa İslam ülkelerinde mi zuhur edecek? Sizin internet sitelerinde Hz. İsa (a.s.) tasvir edilmiş. Bir resim gördüm, o tasvir nasıl yapılmış? Çok etkilendim, sanki daha önce görmüş gibiyim.” Yani yaklaşık tabii, ondan kat kat kat güzel o resimden Hz. İsa (a.s.), yani kıyası kabil değil. Ama bir ön fikir vermek açısından o düşünülebilir. “Deccaliyetin de başında liderleri ya da lideri bulunuyor mu? Yoksa kurumsal olarak mı gelişiyor? Mesela Darwin, Marx gibi, ayrı ayrı deccaller midir? Saygılarımla. Allah yar ve yardımcınız olsun ve bizlere de sizin o mukkades davanızda sizlere yardımcı olmayı nasip etsin Cenab-ı Allah.” diyor. İnşaAllah. Hakan Yılmaz, aslan Hakan, İstanbul’dan yazmış. Ondan sonra, bu vakitte bizlerle böyle bağlantıda olması, diğer kardeşlerimizin de, çok çok güzel, maşaAllah. Deccal, ben açıkça söyleyeyim Darwin’dir. Ama bir şahs-ı manevinin bir lideri oluyor, yine kıytırık bir lideri olacaktır. Hz. İsa (a.s.) çıktığı zaman, işte böyle görüntüleri gösteren, halüsinasyonları gösteren, insanlara olmayan şeyleri gösteren bir kripto, kıytırık bir tip çıkacak, Hz. İsa (a.s.) da onu darmakeşan edecek. Ama asıl dünyayı kaplayan bu deccaliyet çok önemli. Bediüzzaman onu açıkça söylüyor. Yani Darwinizm ve materyalizm, “asıl bunu yıkacak” diyor Mehdi (a.s.). Bununla konu bitiyor zaten. Ondan gerisi detay konulardır inşaAllah. Hz. İsa (a.s.) neticelenmiş bir sistem içerisine gelecek inşaAllah. Yani neredeyse yüzde doksan beşi bitmiş bir sistem üzerine gelecek inşaAllah.
Adiyat Suresini açar mısın. Baştan sona mı merak ediyorlar?
“Rahman Rahim olan Allah’ın adıyla.”Kardeşimiz; “bunu açıklar mısınız bu sureyi?” demiş. İnşaAllah, Allah’ın bize ilham ettiği kadar bilgimiz dahilinde söyleyelim inşaAllah. Şeytandan Allah’a sığınırım. “Rahman Rahim olan Allah’ın adıyla. “Soluk soluğa koşanlara andolsun. Ateş saçanlara. Sabah vakti baskın yapanlara. Derken, orada tozu dumana katanlara. Bununla bir düşman topluluğunun orta yerine kadar dalanlara.” Şimdi mesela biz ne yaptık? Gittik İsviçre’de baskın yaptık değil mi? Tozu dumana kattık. Bununla bir topluluğun orta yerine de daldık, tam bir dalma oldu. Kuran ayetinin tam tecellisi. Ve bir çaba var, mücadeleden bahsediyor zaten ayet. Evet, “Soluk soluğa koşanlara” Müslüman heyecanlı olacak değil mi? Koşuşturacak, bak çok canlı. “Ateş saçanlara,” Cıvıl cıvıl canlı bir hayattan bahsediyor Allah, meskenetten bahsetmiyor, değil mi? Çok hareketli bir hayat. “Sabah vakti baskın yapanlara.” Mıymıntı bir şekilde olmuyor Müslüman, sabah vakti baskın yapıyor. Gidip, mesela tebliğe gidiyor, bir hayır yapıyor, bir güzellik yapıyor, gidiyor tebliğe. Hakkı, hakkaniyeti, doğruları anlatıyor. Darwinizmin, materyalizmin geçersizliğini anlatıyor, Kuran’ı anlatıyor, ama bu inanmayanlar için bir baskın hükmündedir. Nitekim Fransa’da bizim kitaplarımız bir gece toptan bütün Fransa’ya dağıtıldıktan sonra ne dediler? “Gece baskını,” dediler. “Baskın yapıldı,” dediler. Yani baskın diye, haber başlığında baskın diyor. Ayette ne diyor? “Sabah vakti baskın yapanlara” diyor, değil mi, aynısı inşaAllah. “Derken, orada tozu dumana katanlara.” Adamların tozunu dumanına kattık işte. Ama tabii tabaka tabaka ayet. “Soluk soluğa koşanlara andolsun.” Mesela insanın spor yapmasına da Kuran işaret ediyor burada, soluk soluğa koşmak. Heyecanlı olmak, değil mi? Nefes açmak. “Ateş saçanlara.” Kahraman ordumuzun askeri gücüne de Kuran işaret etmiş oluyor, değil mi? Allah yolunda mücadele yapıyorlar, deccaliyete karşı, dinsizlere karşı, PKK’ya karşı değil mi? Kendilerini savunuyorlar. “Sabah vakti baskın yapanlara.” Yine kahraman ordumuzun eylemlerine, değil mi? Yaptıkları harekata dikkat çekmiş oluyor Allah. “Derken, orada tozu dumana katanlara.” Top patlamasıyla toz duman kalkıyor, her yer birbirine giriyor, değil mi? Yahut roket atışı yapıyorlar, kendilerini savunuyorlar. “Bununla bir topluluğun orta yerine kadar dalanlara.” PKK’nın ta göbeğine kadar giriyorlar, darmakeşan ediyorlar. Yine oradan da bakıyor kahraman ordumuza, yani Türk Ordusu’na da bakıyor. Tabaka tabaka, yani yine devam etsek, yine devam eder inşaAllah. Mesela “Sabah vakti baskın yapanlara.” Sabah erkenden hareket etmenin, sabah erkenden canlı bir faaliyete başlamanın önemine Kuran dikkat çekmiş oluyor. Bir de baskın, yani onların harekatını beklemeden, önce hamle yapmak değil mi? Onların tahribatını beklememek. Tahribat olmadan, tahribatı engellemek önemli. Buna dikkat çekiyor Kuran. “Derken, orada tozu dumana katanlara.” Mesela askeri araçlar da giderken tozu dumana katarak gidiyorlar, değil mi? Bir güzelliktir, bizim için bir övünç, değil mi? Karşı taraf için de bir korkudur inşaAllah. Zaten “bununla” diyor bakın. “Bir topluluğun orta yerine kadar dalanlara.” Tanklarla Türk Ordusu tozu dumana katarak ta orta yerlerine kadar giriyor, inşaAllah. “Gerçekten insan, Rabbine karşı nankördür.” diyor Allah. Allah insanların hepsinde olmasa da, büyük bir bölümünde olan bir karakteri vurguluyor Allah. “Ve gerçekten, kendisi buna şahiddir.” Yani “nefsinde görüyor insanlar bunu” diyor Allah. Hakikaten küfür ve zalim olanlar bunu bilirler nefislerinde. “Muhakkkak o, mal sevgisinden dolayı çok katıdır.” Zaten kapitalist sistemin, faşist ve komünist sistemde hep bu mal sevgisinden katılaşma oluyor, dünya sevgisinden kalpleri katılaşıyor. Mesela vahşi kapitalizmin zalimliğinin kökeninde ne var? Mal sevgisi var. Ayette ne diyor Cenab-ı Allah? “Muhakkak o, mal sevgisinden dolayı çok katıdır.” Kalbi katılaşmış, ruhu katılaşmış, saldırganlaşmış. “Yine de bilmeyecek mi? Kabirlerde olanların deşilip dışa atıldığı, göğüslerde olanların derlenip-devşirildiği zamanı? Şüphesiz, o gün Rableri, kendilerinden gerçekten haberdardır.” “Öleceklerini bilmiyor mu bu insanlar?” diyor Cenab-ı Allah. “Kabirlerde olanların dışarı çıkacağını bilmiyor mu bunlar?” diyor. Ölümü düşünseler, bunu yapmazlar tarzında Kuran hatırlatmada bulunuyor. Ama bunların tabii kaderlerinde olmadığı için, Allah onları o şekilde yarattığı için, onlar da vicdansızlık yaptıkları için, böyle bir durum oluyor. Kuran bu tehlikeye dikkat çekmiş oluyor inşaAllah. Ama devam etsek tabii kat kat kat kat, yani benim gördüğüm en az yetmiş kat tefsiri yapılır yani, yetmiş kat. Ama şimdilik bu kadarla bitirelim inşaAllah.
Tamam, bitirelim, evet.
ALTUĞ BERKER:Yarın inşaAllah saat 22.00’den itibaren yine HarunYahya.Tv internet sitemizden, 106.4 Mavi Karadeniz Radyo’dan, aynı zamanda uydudan Samsun AKS Tv, Kanal S ve Tv Kayseri ekranlarından yine beraber olacağız Allah’ın izniyle. Hayırlı geceler inşaAllah.
Kitaplar
Devamı ...Adnan Oktar Ne Demişti Ne Oldu
Devamı ...Dergiler
Devamı ...Evrim Sözlüğü
Devamı ...Makaleler
Devamı ...
Adnan Oktar Diyor Ki...
Devamı ...