SUNUCU: İyi akşamlar sayın izleyicilerimiz ve dinleyicilerimiz. Bu akşam HarunYahya.Tv, Mavi Karadeniz Radyo ve Güneydoğu Olay Tv’den canlı olarak yayınlanan ‘Adnan Oktar’la Gece Sohbetleri’ programında yine sizlerle birlikteyiz. Birbirinden önemli konuların yer alacağı programımıza bilmediğiniz, merak ettiğiniz konulardaki sorularınızla siz de e-maillerinizle katılabilirsiniz. Konuklarımız Harun Yahya müstear ismiyle yazdığı üç yüzü aşkın kitabıyla tüm dünyaca tanınan yazar Sayın Adnan Oktar ve Altuğ Berker. Sayın Adnan Hocam nasıl başlamak istersiniz?
ADNAN OKTAR: Tamam, ben en güzel şekilde başlamaya çalışayım inşaAllah. Geçen, dün bir kardeşimiz yazı göndermiş, Hayri Küçük Zonguldak’tan göndermiş. “Hayırlı akşamlar Hocam” diyor. “Geçen programınızda ilhamın bir tür vahiy olduğunu söylemiştiniz” diyor. Şimdi bir insan haberi olmaz vahiy de alabilir, ilham da gelebilir. Ama “bana ilham geldi, bu Allah’ın hükmüdür, bana vahiy geldi, bu Allah’ın hükmüdür” diyemez. Çünkü onun zaten ilham veyahut vahiy olup olmadığını bilmez zaten. Bilmez ki söylesin veyahut bir iddia olsun. Dolayısıyla Allah balarısına da vahyediyor. Hz. Meryem’in karşılaştığı bir durum, aynı zamanda Hz. Musa (a.s.)’nin annesine Allah vahyediyor. Mesela Hz. Musa (a.s.)’nın annesi Peygamber değil, vahyediyor. Ve Müslümana da Allah vicdanına vahyeder. Bilmez Müslüman, yani bu bir iddia olamaz. Dolayısıyla bir tür vahiy olduğunu söylemem doğru. Bak vahiydir demiyorum, “bir tür vahiy”. Yani ayrıca insana zaten vahiy de gelebilir insana, ama bilmez yani iddia edemez. Kalbine Allah ilham eder, vahyeder. Arıya nasıl vahyediyor? Ama nasıl çıkıp da söylesin? “Bana vahiy geldi”, zaten bilemez ki vahiy olduğunu söylesin. İlhamda da hiç olmaz zaten, hiç söyleyemez vahiy olduğunu veya ilham olduğunu. Dolayısıyla kardeşimiz o konuda zannediyorum bilgilenmiştir inşaAllah.
“Hocam selam” diyor, aleyküm selam. “Ben İstanbul’dan Gülşah. Kuran okurken şu ayet dikkatimi çekti inşaAllah. “Yeminlerinin olanca güçleriyle, kendilerine bir uyarıcı, korkutucu gelecek olsa,” bir Mehdi, yani bir mürşit gelecek olsa, “ümmetlerinin herhangi birinden mutlaka daha doğru olacaklarına dair, Allah'a and içtiler.” Yemin ettiler, Allah’tan aşkla şevkle bekliyorlar böyle bir insanın gelişini, bir Peygamberin, bir velinin, bir Mehdi’nin, yani işaret ediyor, tabii Peygamberlere işaret etmekle beraber, işari manasıyla Mehdi (a.s.)’ye, velilere işaret ediyor ayet. “Allah'a and içtiler. Ancak onlara bir uyarıcı, korkutucu geldiğinde”, bir Peygamber, bir mürşit, bir Mehdi, “geldiğinde (bu) nefretlerinden başkasını artırmadı.” Yani acayip değişiyor tavırları, daha önce beklerken bu sefer ters tavır koyuyorlar. Necm Suresi, 42. Ayeti okuduktan sonra Cübbeli Ahmet Hoca’nın bir zamanlar topluca Mehdi (a.s.)’nin gelmesi ve onu görmek için yaptığı duayı ve şu an Mehdi (a.s.) karşıtı tavrı aklıma geldi. Ayetin yaklaşık olarak bu duruma bakıyor olabileceğini düşündüm. Siz daha iyi bilirsiniz inşaAllah. Selamlar, saygılar” diyor ve aleyküm selam rahmetullahi. Gülşah’a maşaAllah diyoruz biz de. Evet, soyadını da vermiş fakat gerek yok maşaAllah, aferin. MaşaAllah, elhamdülillah.
Berker’im, İsviçre’de konferans başladı mı?
ALTUĞ BERKER: Şimdi Hocam onunla ilgili yurtdışında çıkan haberler var. Fakat çok çok yeni, şu anda burada görülüyor Hocam, İtalyanca zannedersem.
ADNAN OKTAR: “Turca Haroun Yahya”
ALTUĞ BERKER: Resminiz de var Hocam. Türkçesi de herhalde yakın zamanda gelecektir tahmin ediyorum. Sizin resminizi koymuşlar. Lozan’da, Lugano’da konferans olacağından bahsediliyor. İnşaAllah tercümesini kısa zamanda kardeşlerimize iletiriz inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Evet, İtalyanca. Ama konferans şu saatlerde başladı herhalde, başlamış olması lazım. Yanlış mı biliyorum ben? Başlamadı. Peki, konferans başladığında ben buradan ne yapacağım? Konuşağım, orada görecekler mi bizi İsviçre’de? O zaman ortalık birbirine karışacak, evvelAllah evvelAllah. Dün o mason misafirlerimiz, hangi camiye gittiler birlikte bizim çocuklarla? Bilen biri var mı bana anlatsın.
Berker Hocam, zatıaliniz bana bir şey anlatacak mı?
ALTUĞ BERKER: Estağfurullah. Uygun görürseniz Hocam, Nur talebesi kardeşlerimizin bir internet sitesi var. Orada Üstad Hazretleri’ni şu an yaşayan yakın talebelerinden Abdullah Yeğin Ağabey’in bir beyanatı var Hocam. “Ankara İslam aleminin merkezi olacak.” Üstad’dan aktarıyor. Onunla ilgili yazının sonunda ifadeleri var, kendi resimleri de var burada.
ADNAN OKTAR: Ne diyor oradaki, o yazıyı oku.
ALTUĞ BERKER: İlgili bölüm altta, alt bölümdeydi Hocam.
ADNAN OKTAR: Olsun, sen oradaki yazıyı oku.
ALTUĞ BERKER: “Bir insan ehli iman olursa dünyası da Cennet gibi olur, Ahireti de Cennet gibi olur. O nedenle ben inanmayanlara acıyorum ve Risale-i Nur inanmayanları öyle güzel tarif ediyor ki, o tarife bakınca diyoruz ki, Allah bizi küfre düşürmesin ve küfre boyun eğdirmesin.” Devam ediyorum. “Bugün Avrupa’da, Amerika’da, Rusya’da dünyanın her tarafında Risale-i Nur’un serbestiyeti ve inkişafı gittikçe genişliyor. Her tarafta Risale-i Nur dershaneleri açılıyor. Hepsi bizimdir, hepsiyle iftihar ediyoruz. O nedenle ne kadar sevinsek ne kadar şükretsek, ne kadar hamdetsek azdır. Allah cümlemizi İslam olarak yaşatsın, İslam olarak çalıştırsın, İslam olarak öldürsün.”
ADNAN OKTAR: MaşaAllah, çok çok güzel konuşma yapmış Hocamız. Allah sağlık sıhhat versin maşaAllah, bayağı da zinde görünüyor. MaşaAllah Üstad’ımızı gören mühim talebelerinden inşaAllah.
ALTUĞ BERKER: Şöyle bir soru soruyorlar. “Birlik ve beraberlik ileride oluşacak İslam Birliği’ne de temel teşkil eder mi?” Cevap veriyor. “İnşaAllah, zaten Üstad Hazretleri bu meseleyi Hutbe-i Şamiye’de ilan etmiştir. Ayrıca özel görüşmelerimizde de demişti ki, -ben bunu gittiğim her yerde de söylüyorum-" Nasıl ki Osmanlı Devleti zamanında İstanbul bütün İslam memleketlerinin merkezi hükmündeydi, İstanbul bütün İslam alemini idare ediyordu. Aynen onun gibi gelecekte Ankara o vazifeyi yapacak" demişti.”“İnşaAllah o vakit yaklaşıyor. Bu çalışmalar da ona doğru gidişimizin alametleridir. Bunun için çok dua etmemiz lazım. Cenab-ı Hak bizi düşman şerrinden muhafaza eylesin. Desiselerle, yalanlarla, fitne yaparak milletin aleyhinde çalışanlara da Allah fırsat vermesin. Amin”.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Bu ne demektir? İttihad-ı İslam’ın mükemmel bir açıklaması. Daha önce biz, bu internet sitelerine, kardeşlerimizin güzel çalışma yaptıkları internet sitelerinde bu konuları göremiyorduk. Ama Allah’a şükür ben bu konuyu gündeme getirdikten sonra büyük bir coşkuyla, büyük bir sevinçle bütün Risale-i Nur talebesi olan kardeşlerimiz sitelerinde bu konuları gündeme getirmeye başladılar ki Bediüzzaman ne diyor? “En önemli farz vazife” diyor. Dolayısıyla Müslümanın bu konuyu her gün önemli farz vazife olarak namaz gibi gündemde tutması gerektiği anlaşılıyor. Namazı biz nasıl bırakmıyoruz, günde 5 vakit, değil mi? Muntazam devam ediyor. En önemli farz olduğuna göre, en büyük farz olduğuna göre, günün bütününde, demek ki günün bütününde sürekli bu konuyu biz gündemde tutacağız demektir, çünkü en büyük farz olduğuna göre, dediğine göre Bediüzzaman inşaAllah. Dolayısıyla tabii Ankara, şu anda da zaten İslam aleminin, Türklük aleminin manevi merkezi halinde inşaAllah. Ankara yönetecektir tabii ki her yeri, bütün İslam alemini, bütün Türklük alemini Türk-İslam Birliği oluştuğunda Ankara manevi merkez olacaktır inşaAllah. Hem Türkiye’nin başkentidir, hem de İslam aleminin, Türklük aleminin de manevi başkentidir. Manevi başkenti inşaAllah.
ALTUĞ BERKER: Hocam siz 2005 yılında Türk İslam Birliği dergisini çıkartmaya başlattınız. Ve o zaman da aydınlardan da büyük bir teveccüh oldu. Derginizin içinde cumhurbaşkanı dahi, profesörler, gazete sahipleri, akademisyenlerin de Türk İslam Birliği’ni canı gönülden arzu ettiğine dair katkıları olan, güzel bir dergi ve oluşum başlatmıştınız Hocam maşaAllah. Ayrıca İslam Birliği kitabınızın tarihi de 2003. Bu kitabı yani kaleme almanız, matbaaya girmesi 2003. Şifahi olarak bundan çok daha evvel de bunun üzerine önemle duruyordunuz Hocam.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Gördüğüm kadarıyla ittihad-ı İslam çok ciddi gündem olacak görünüyor. İşte “Mehdiyet nedir?” diyorlar İttihad-ı İslam’dır. İttihad-ı İslam eşittir Mehdilik; Mehdilik eşittir İttihad-ı İslam. Hani Mehdi (a.s.) çıkmamıştı? İttihad-ı İslam olduğunda, oluşan yapı nedir? Mehdiyet değil midir? Biz İslam ahlakı dünyaya hakim olduğunda Müslümanların başına bir lider seçmek istemiyoruz diyen fitneciler çıkabilir. Manevi bir lidere gerek yok diyenler olabilir. O hiç önemli değil. Allah, Kuran’da adetullah olarak bunu açıkça ortaya koymuştur Cenab-ı Allah. Her kavmin, her inancın bir lideri vardır. Mesela Sebe kavminin bile Sebe Melikesi’ydi başkanları, değil mi? Mesela Firavun kavminin başında Firavun oluyor. Müslümanların başında nasıl bir lider olmaz? Küfrün başında deccaliyet oluyor ama Müslümanların başında hiç kimse olmamış oluyor. Müslümanların başında da Mehdi (a.s.) olsa ne oluyor? Yani küfrün başına Mehdi olamayacağına göre, küfrün başında deccal olduğuna göre ve siz de bunu normal karşıladığınıza göre, müsaade edin de Müslümanların da başında Mehdi (a.s.) olsun inşaAllah.
Nerede Ali? Şöyle geç Ali Hocam. Bu Amerikalı yüksek dereceli masonlarla dün dışarıdaydınız. Küçük Ayasofya Camii’ne gitmişsiniz. Hangi namaz vaktinde? Akşam namazında gittiniz, Küçük Ayasofya Camii’ne. Orada masonların tamamı namaz kıldılar mı? MaşaAllah. Cemaat oluşturdunuz, Sadun imam oldu, namaz kıldırdınız hepsine, maşaAllah. MaşaAllah. Cemaat de oradaydı değil mi? Cemaatte görenler oldu mu? Orada imamdan ve cemaatten kimse var mıydı camide? Halktan kimse var mıydı? İmam vardı, maşaAllah. Çok güzel inşaAllah. Şimdi bu çok büyük bir olay değil mi? Otuz üç derece masonların Küçük Ayasofya Camii’nde, akşam namazında, kardeşlerimizi imam yapıp namaz kılmaları, değil mi? Çok olağanüstü ve Hıristiyan kökenli bunlar bu insanlar. Bana diyorlar ki; “Niye tebliğ yapıyorsun?” İşte bak ben bunun için tebliğ yapıyorum. Allah rızası için yapıyorum ve çok güzel de Allah netice meydana getiriyor. Nerede görülmüş böyle bir olay? Değil mi? MaşaAllah. Bak hepsi Kuran aldılar maşaAllah, Kuran okuyorlar, gayet güzel gelişmeler. MaşaAllah.
Bazı sorular var ama bunlar çok uzun sorular. Bediüzzaman’dan çok fazla yazı gönderiyor kardeşlerimiz. Zeynep Hanım göndermiş “Selamün aleyküm Hocam” diyor, aleyküm selam. “Bediüzzaman Uhuvvet Risalesi’nde birbirine düşmanca hisler besleyen Müslümanlara diyor ki; "Meselâ, her ikinizin Hâlıkınız bir”, Yaratıcınızın en güzeli, “Mâlikiniz bir” mülk sahibi, “Mâbudunuz bir, Râzıkınız bir”, rızkı veren Allah bir, “bir, bine kadar bir, bir. Hem Peygamberiniz (s.a.v.) bir, dininiz bir, kıbleniz bir-bir, bir, yüze kadar bir, bir. Sonra köyünüz bir, devletiniz bir, memleketiniz bir-ona kadar bir, bir. Bu kadar bir birler vahdet”, birlik delilleri, “ve tevhidi”, Allah’ın bir olduğuna dair deliller, “vifak”, dostça, samimi birleşme, “ve ittifakı, muhabbet ve uhuvveti iktiza ettiği”, lazım geldiği, “ve kâinatı ve küreleri birbirine bağlayacak mânevî zincirler bulundukları halde”, bu kadar nedenden kardeş olup birleşmeniz gerekirken diyor Bediüzzaman, “şikak”, parçalanma ve kırılma, “ve nifâka, kin ve adâvete sebebiyet veren örümcek ağı gibi ehemmiyetsiz ve sebatsız şeyleri tercih edip mü'mine karşı hakikî adâvet etmek ve kin bağlamak, ne kadar o rabıta-i vahdete bir hürmetsizlik ve o esbab-ı muhabbete karşı bir istihfaf ve o münasebât-ı uhuvvete karşı ne derece bir zulüm ve i'tisaf olduğunu”, zulüm ve haksızlık olduğunu, “kalbin ölmemişse, aklın sönmemişse anlarsın." Hocam bu sözler, Bediüzzaman’ın bu sözleri Türk İslam Birliği’ne işaret ediyor değil mi?” diyor. Tabii ki. Bakın, “her şeyiniz bir” diyor Bediüzzaman. Yani “niye bölünüyorsunuz, niye parçalanıyorsunuz?” diyor, “niye İttahad-ı İslam olmuyor?” diyor. Değil mi? “Niye Türk İslam Birliği olmuyor diyor. Bakın ne diyor Bediüzzaman? “Hâlıkınız”, Allah’ınız, “bir, Mâlikiniz Mabudunuz, Râzıkınız”, rızkı veren, “bir, bine kadar bir. Peygamberiniz (s.a.v.) bir, dininiz bir, kıbleniz bir, köyünüz bir”, köyünüz bile bir, “devletiniz bir, memleketiniz bir. Her şeyiniz bir” diyor. “Niye ayrılıyorsunuz?” diyor Bediüzzaman, değil mi? Tabii. MaşaAllah ne kadar çok gelmiş. Bir hayli çok da ben bir kısmını seçtim. Ama okursak sabaha kadar bitmez bunlar, maşaAllah bu güzel izahlar. İnşaAllah.
Berker Hocam, bana göstereceğin resimler, yazılar var mı?
ALTUĞ BERKER: Sevimli, güzel canlılar var Hocam, görmek isterseniz inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Bakayım. Bu bale yapar gibi ne yapmış böyle? Başka? Bir de pankçı havası var. Annesiyle beraber, evet çok şahane bir görünüm olmuş. Tam şefkat görüntüsü maşaAllah. Allah’ın Rahman Rahim isminin tecellisi. MaşaAllah. Kardeşim her tarafı kedileri sarması lazım, ne şahane şeyler böyle. Görünüşe baksana, yüzlerinde müthiş bir huzur var maşaAllah. Allah’a teslimiyetin, tevekkülün yüzlerinde bir nuru ve sıcaklığı var.
SUNUCU: Hocam, niye kedilere nankör diyorlar?
ADNAN OKTAR: Onu diyenler kendisinde arasınlar nankörlüğü. Hayvan ne bilsin nankörlüğü? Hayvan mazlum. Yani o içgüdüyle Allah’ın verdiği ilhamla hareket ediyor, yani kendini savunuyor.
SUNUCU: Evet, bugün ben bir bayanla sohbet ediyordum. O bahsetti işte kedilerin nankör olduğundan. Bana biraz saçma geldi. Bir de size sorayım dedim.
ADNAN OKTAR: Çok münasebetsizce. Kimi köpek düşmanı oluyor, kimi kedi düşmanı oluyor, kimi karınca düşmanı oluyor. Yani hayvanların hepsi tatlıdır, hepsi sevimlidir, hepsi Allah’ın tecellisi ve çok mazlumdur bunlar. Baksana yazık, saf saf bakıyor. Bu ne bilir nankörlüğü? Yani elinden, yüzünden bunların nur akıyor tertemizler. Kuzu gibiler baksana. Mesela şu tatlılığa baksana. Bu ne bilsin nankörlüğü, bu? Kerata, keyiften oradan oraya hopluyor. Baksana iki arkadaş birbirine sarılmış muhabbet ediyorlar. Bu da annesinin kuyruğuyla talim yapıyor. Bak hep Allah’ın Rahman, Rahim isminin tecellileri. Hep şefkat, hep merhamet, hep güzellik maşaAllah. Bak yavrularını nasıl koruyup kolluyor? MaşaAllah. Mesela çok titiz, yavrusuna kimseyi yanaştırmaz, mesela almaya kalksalar hemen hırlamaya başlar, kabarır, acayip titiz yavrusunu korumada. Hatta canını ortaya koyuyor gerekirse. MaşaAllah. Mesela bu tatlı varlıklar ne bilsin? Bunları Allah bize bir süs olarak, güzellik olarak veriyor. Yani o tip sözleri edenler sakın bir daha etmesinler. Çok ayıp yapıyorlar. Hiç yakışır bir söz değil. Allah’tan korksunlar, mazlum, tertemiz hayvanlar. Baksana şunun tatlılığına, süper şeker. Sıcakta da. MaşaAllah. Bir de istisnasız hepsi yakışıklı maşaAllah. Çok güzeller. Bunlar insanın gözüne gıda, yani insanın ruhu açılır baktıkça. Baksana, istese hepsi komik yani tipleri. Komedi filmi gibi. Baksana, özel çizim gibi maşaAllah. Mesela şu çok komik. Bakışa baksana. MaşaAllah.
Berker Hocam anlat.
ALTUĞ BERKER: Estağfurullah Hocam. Nasıl takdir buyurursanız Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Bana bu konferans hakkında biraz daha bilgi verin siz. Orada şimdi kimler var?
ALTUĞ BERKER: Cihat ile Oktar.
ADNAN OKTAR: Cihat ile Oktar. EvvelAllah, hallaç pamuğu gibi atarlar. Yani sırf Oktar Hocam bile yeter inşaAllah. Gerçeğin gücü pek olur. Yani çok şiddetlidir. Yani orada kalabalığa, şuna, buna falan hiç ihtiyaç yoktur. Bir kişi dahi olsa, bütün mesele elinde gerçeklerin olmasıdır. Mesela on bin kişi bir salonda doludur. Adamlar derler ki; “arkadaşlar güneş diye bir şey yok” derler. On bin kişinin içerisinden birisi çıkar perdeyi hafif şöyle kenardan bir açar. İçeriye güneş dolar. Sonra geri kapatır. Bitti, o kadar. Konu kökten hallolmuş olur. Yani istedikleri kadar orada hoplasınlar yahut zıplasınlar mı diyelim, hadi başka ifade kullanmayalım, netice değişmez. İnsanlar gerçeği gördükten sonra, beyni onu algıladıktan sonra artık ne söylerse söylesin dili, beyni inanmaz. Yani beyin kendisine bakar, dile bakmaz. Dil bazen beynin aleyhinde konuşabilir. Beyne zıt konuşabilir ama beyin dili hiç takmaz o anlamda. Bir inandın mı bitti, ne yaparsan yap muhatap olmaz. Etrafta insanlar konuşsa, ne kulağını dinler artık, ne kendi ağzından çıkanı dinler. Sadece beynini dinler. Beyin insanı tam kontrol altına alır inşaAllah.
Efendim, şimdi birden okuyacağım ama bazen çok galiz ifadeleri oluyor kardeşlerimizin. Evet. “Selamün aleyküm gözümün nuru Hocam” diyor. Siz de bizim gözümüzün nurusunuz. “Sizinle tanışmak nasip olmadı ama siz beni tanımasanız da ben tam olarak hatırlamasam da on üç yıla yakındır sizi tanıyorum.” Kardeşimiz on üç yıldan beri herhalde eserleri takip ediyor. “Sorum şu, Ateist bazı şahıslar diyor ki, ayetteki, Kehf Suresi 96. ayet” efendim, adamlar ne diyorlarmış, ateist arkadaşlar? “bakır ile demiri birbirine karıştırmaktan bahsediliyor Kuran’da” diyormuş. “Demirin kalitesini bozar bakır, dolayısıyla –haşa- Kuran burada hata yapmış, yanlış söylüyor” diyorlar. Şimdi onların kafasındaki düşünce yanlış, öyle bir şey yok. Cahilliklerinden ve bilgisizliklerinden onu söylüyorlar. Kuran’da demir ile bakırı birbirine karıştır da yeni bir alaşım meydana getir demiyor Cenab-ı Allah. Şeytandan Allah’a sığınırım. “Bana demir kütleleri getirin”, yani demir parçaları getirin, “iki dağın arası eşit düzeye gelince, "Körükleyin" dedi”, yani iki yükseltinin arası. “Onu ateş haline getirinceye kadar (bu işi yaptı, sonra) dedi ki: "Bana getirin, üzerine eritilmiş bakır (kıtran) dökeyim"” diyor. Arapça orijinali kıtran. “Dökeyim”, şimdi, iki yükselti var, adamlar bir yerden tünel açmışlar. Şimdi mesela teröristler de tünel açıyorlar, değil mi? Birçok yerde oluyor. Bir yere ulaşmak için tünel açıyorlar ve oradan adamlara saldırıyorlar, açtıkları tünelden saldırıyorlar. Şimdi tünelin üzerini toprakla, taşla kapasalar adamlar açıyor demek ki. O devirde. Bir şekilde açıyorlar. Kuvvet kullanıp, yontarak açıyorlar. “Ne yapalım?” diyorlar. Zülkarneyn’e söylüyorlar. “Siz bana insani güçle yardım edin. Ben bu konuyu halledeceğim” diyor. “Demir kütleleri getirin” diyor. Büyük blok demir kütleleri getirtiyor. Üst üste o demir kütleleri o deliğin üzerine kapatıyor. Yecüc, Mecüc ‘ün tünelinin, yeraltı tünelinin üzerine kapatıyor. İyice, o iki yüksekliğin arasını demir kütleleriyle dolduruyor, kapatıyor. İyice işi sağlama almak için, demir okside olacağı için, okside olmaması için demiri önce kızdırtıyor, üzerini iyice kızgın hale getiriyor, böyle koyu bir ateş ortamı meydana getiriyor. İyice demirler kızdıktan sonra da üzerine katran atıyor, katran. Katran eriyor. Ne olur katran? Bütün demiri kaplar, her tarafını. Katranla kaplanan demir okside olur mu? Olmaz. Dolayısıyla demiri izole etmiş oluyor. Oksijenle bağlantısını kesmiş oluyor. Olay bu. Ama ateist arkadaşlarımız kendi kafalarına göre işte bir şeyler anlatıyor, işte uzun uzun yazmış burada. Yanlış biliyorlar. Doğrusu budur. İnşaAllah öyle atıp tutmasınlar. Mutlaka benden döner. Yani bana geri çarpar, o havaya sıçrar, geri kafalarının üzerine gelir. Kurani konuları tenzih ederim. Her doğru olmayan sözleri için söylüyorum. Kıtran adı üzerinde bak kıtran, katran. Katran deyince sen ne anlarsın? Katran anlarsın. Katran diyor işte Kuran’da da bak. Kıtran. Hayır, bakır anlamına da gelir ama bilinen klasik anlamı katrandır inşaAllah. Yani erimiş bakır anlamına da gelir.
Bu kardeşimizin, Zeynep Hanım’ın bu gönderdiği Bediüzzaman’ın sözü çok önemli. Kardeşlerimiz bunu mutlaka internet sitelerine koysunlar. Açtın mı ilk bunlar çıksın, bir İttihad-ı İslam ile ilgili Bediüzzaman’ın sözlerini koysunlar, açtın mı, çünkü her yeri okumaları lazım, İttihad-ı İslam ile ilgili Bediüzzaman’ın sözlerini. İkincisi, bu sözü farzedelim. Uhuvvet Risalesi’nde geçen bu konu. Bak Allah’ınız bir diyor, Kitabınız bir, ma’budunuz bir, ülkeniz bir, her şeyiniz bir diyor. Biz şimdi Türkiye’de nasıl durumdayız. Mesela Azerbaycan ile ne konumdayız? Allah’ımız bir, Kitabımız bir, Kıblemiz bir, soyumuz sopumuz bir, kültürümüz bir, ananelerimiz bir, her şeyimiz bir. Niye ayrı oluyoruz peki o zaman? Yani ne gerekçe var burada, ne amaç var? Bediüzzaman da “bölünmeyin, parçalanmayın, birleşin” diyor. Bu Türk İslam Birliği’ni ve ittihad-ı İslam’ı anlatmış oluyor. Değil mi? Bak, Ankara da Türk İslam aleminin başkenti olacak diyor. Manevi başkenti. Şu anda bile oldu. Bütün Türklük alemini yöneten Türkiye oldu. Bütün İslam aleminin lideri Türkiye oldu. Gittikçe bu koyulaşıyor, gittikçe netleşiyor, gittikçe keskinleşiyor ve dediğim adım adım adım oluyor. Bak Nur talebesi kardeşlerimiz sitelerinde ittihad-ı İslam’ı koymuyorlardı. Senelerden beri bakarız yok. Ama bak bütün internet sitelerinde şu an ittihad-ı İslam’ı koymaya başladılar. Demek ki uyarıp, Müslümanların birbirlerine hatırlatmaları fayda veriyor. Mesela bizim hatırlatmamız bütün Nur talebesi kardeşlerimizde çok olumlu etki meydana getirdi, maşaAllah, elhamdülillah. Allah vesile etti. Ama istirham ediyorum bu konuyu da inşaAllah. Ben onların talebesiyim. Bak bana, bak mesela Zeynep Hocam, o da benim Hocamdır. Bana bilgi gönderiyor. Ben Bediüzzaman’ın söylediklerini onlara aktarıyorum. Ben kendimden bir fikir beyan etmiyorum. Kuran’dan ve hadisten ne duyuyorsam, kardeşlerin gönderdiği konulardan, okuduğum, Ehl-i sünnet eserlerinden okuduğum bilgileri aktarıyorum. Dolayısıyla onlar benim Hocam. MaşaAllah bak bir yazı daha göndermiş kardeşimiz. Yani binin üzerinde çıkış vardı evde. Çok fazla. Ben hepsini okumam mümkün değil dedim. Üzerinden bir parçayı aldım, getirdim. “Üstad’ın ittihad-ı İslam ile ilgili açıklamalarından tam sizin açıkladığınız şekilde bir kısım” diyor inşaAllah. “Bismillahirrahmanirrahim” demiş kardeşimiz. Allah’ın adını anarak başlıyor, maşaAllah. İsim vermemiş, hiçbir mahsuru yok. Ama isim verilir, yani niye? İsimden bir şey olmaz. Ahmet, Mahmut, ben ona Mustafa ismini veriyorum inşaAllah. İsimsiz olmaz. Ne olacak isim verilir. “Aziz, sıddık kardeşlerim. Bu şiddetli maddî ve manevi kıştaki ğalâ (pahalılık) ve varlık içinde kaht (kıtlık) ve derd-i maişet (yaşam derdi) fukaralara ağır basması cihetinde, ekseri fakirü’l-hal (fakirlik) olan Risale-i Nur şakirdlerinin bu dehşetli hale karşı sarsılmaları ve tesanüdlerinin bozulması ihtimaliyle ziyade endişe ediyordum.” Bakın çok önemli. O devirde bir ekonomik kriz var. Açlık, pahalılık var. “Risale-i Nur şakirdlerinin bu dehşetli hale karşı sarsılmaları ve tesanüdlerinin bozulması ihtimaliyle ziyade endişe ediyordum.” Bakın sarsılmaları yani morallerinin bozulmasıyla, tesanüdlerinin bozulması. Yani geçim derdine düşüp bağlantılarını kesmeleri tehlikesi. “Sizler her zamandan ziyade bu fırtınada tesanüdünüzü ve ittihatınızı ve birbirinin kusuruna bakmamayı, birbirini tenkit etmemeyi, Risale-i Nur’un vazife-i kudsiye-i imaniyesi (kusursuz vazifesi) hesabına mükellef ve muhtaçsınız.” Bakın, tesanüd, tesanüd ne demek? Dayanışma. Ve ittihad, birlik, birliğinizi. Ve birbirinizin kusuruna bakmama, birbirimizin kusuruna bakmayacağız. Nerede olursa olsun. Birbirinin kusuruna bakmaması, birbirini tenkit etmemesi, eleştiri, sen şunu yapıyorsun, ben bunu yapıyorum. “Birbirinize düşmeyin” diyor Bediüzzaman. Veyahut sen Alevi’sin, sen Sünni’sin, sen Kürt’sün, sen Türk’sün. “Birbirinizle uğraşmayın” diyor. Bakın “tesanüdünüzü ve ittihatınızı” bir kere tesanüd ve ittihad. “Birleşeceksiniz” diyor ve “tam ittifak halinde olacaksınız” diyor. “Birbirinin kusuruna bakmayacaksınız, birbirinizi tenkit etmeyeceksiniz” diyor. “Risale-i Nur’un vazife-i kudsiye-i imaniyesi (imanın kıymeti ve kusursuz vazifesi) hesabına mükellef ve muhtaçsınız.” Yani, “Allah rızası için, Kuran’a hizmet için bu konuda mükellefsiniz ve ihtiyacınız var” diyor. “Mecbursunuz” diyor. “Sakın birbirinizden gücenmeyiniz ve tenkit etmeyiniz.” “Birbirinizi eleştirmekle vakit kaybetmeyin” diyor. “Yoksa az bir zaaf gösterseniz, ehl-i nifak (münafıklar) istifade edip sizlere büyük zarar verebilirler” diyor. “Bunlar birbirileriyle uğraşıyor. Onu ona kırdıralım, onu ona kırdıralım. Biz de üstlerine çullanalım ve neticeyi alalım derler” diyor Bediüzzaman. O zaman İslam ülkeleriyle sevgi ve kardeşlik içerisinde olacağız. Suriye, Irak, Fas, Tunus, Cezayir, hepsi, değil mi? Hiçbir konuda oturup onları eleştirerek onlara karşı bir muhalefet olmayacağız. Onlar işte Arap, biz Türk’üz nasıl olur? Veyahut Azerbaycanlı kardeşlerimiz Alevi, biz Sünni’yiz nasıl olur? “Bu vicdanlı bir hareket değil” diyor Bediüzzaman. “Haramdır” diyor, “Kuran’a, İslam’a ahlaka uygun bir hareket olmaz” diyor. Bunu anlatıyor. Bak, “yoksa az bir zaaf gösterseniz ehl-i nifak münafıkları istifade edip sizlere büyük zarar verebilir.” Bu olmadı mı Irak’ta? Bu olmadı mı Afganistan’da? Değil mi? Buram buram bunu tatmıyorlar mı? Hala da devam etmiyor mu? Irak dediler, Araplar bizi sırttan vurmuşlardı zamanında, biz birleşir miyiz? Kardeşim işte bu oluyor sonucunda. Azerbaycan Alevi, biz Sünni’yiz olur mu? Bak, işgal oldu orada. Türk İslam Birliği olsa kimin haddine kardeşim, kimin haddine tahayyül dahi edemezler. Değil mi? O yüzden bak, yoksa “az bir zaaf gösterirler”, az bir zaaf diyor, hafif, fazla da değil, diyor, “ehl-i nifak münafıkları istifade edip sizlere büyük zarar verebilirler” diyor Bediüzzaman. “Geçim sıkıntısı zaruretine karşı, iktisat ve kanaatle mukabele etmeye ihtiyaç var.” Hem iktisat edin, hem de kanaatkar olun. İnşaAllah Allah’a hamd edin. “Menfaat-i dünyeviye, çok ehl-i hakikati, ehl-i tarikatı dahi bir nevi rekabete sevk ettiği için endişe ederim” diyor, bakın ne kadar önemli konular. Bakın, “Menfaat-i dünyeviye”, yani dünyevi çıkarlar, “çok ehl-i hakikati”, yani Müslüman muttaki insanları, “ve ehl-i tarikati dahi”, tasavvur eden gaye “bir nevi rekabete sevk ettiği için endişe ederim” diyor. Rekabetten adam Mehdi (a.s.) olamayacağım diye “Mehdi (a.s.) gelmeyecek” diyor. “İslam Birliği de olmayacak,” diyor. “İttihad-ı İslam da olmayacak” diyor. 570 sene sonra olacak diyor. Bakın ne diyor, “ehl-i tarikatı dahi bir nevi rekabete sevk ettiği için” diyor. “Endişe ederim,” diyor. Bak, endişesi doğru çıktı. Ve kerameti bu Bediüzzaman’ın. “Risale-i Nur şakirdleri içinde şimdiye kadar bu cihet onları zedelememiş. İnşaAllah yine zedelemez.” Bediüzzaman’ın bu korktuğu da başına geldi. Nur talebeleri ayrıldı. Ayrı ayrı bölümlere ayrıldılar. Bediüzzaman, “hiçbir şekilde ayrılmayın” diyor. Ve “birbirinizi eleştirmeyin”, birbirlerini eleştirdikleri için bölündüler. “İnşaAllah yine zedelemez. Fakat herkes bir ahlâkta olamaz.” Herkesin ahlakı aynı değildir, diyor, bir işaret burada. “Bazıları meşru dairede rahatını istese de, itiraz edilmemeli.” Bazıları gevşek ve zayıf olabilirler. “Ellemeyin” diyor Bediüzzaman. Çünkü din bir tecrübe, bir müsabaka, değil mi? Öne geçme yarışı. Yapmıyorsa yapmasın. Sen ileri git. O gitmiyor diye sen de mi yatacaksın, inşaAllah. “İhtiyacı olan Müslümanlara” diyor, Bediüzzaman, “mutlaka yardımda bulunun” diyor. Yani aç, susuz bırakmayın. Soğukta bırakmayın, zaruri ihtiyaçlarını karşılayın. Çünkü o Allah yolunda mücadele ediyor. Hakikaten bazı kardeşlerimiz oluyor...
Orası karışmış. Bak iki kişiye dayanamıyorlar. İki kişi değil mi? Bütün İsviçre’nin komünistleri, ateistleri, efendim satanistleri hop oturup, hop kalkıyorlar. Kardeşim bırakın anlatsınlar. Ne panik oluyorsunuz? Değil mi? Moraracak ne var. Bu kadar fenalık geçirecek ne var? Hadise çıkaracak ne var? Niye dehşete düşüyorsunuz? Çıkın siz de anlatın.
İlan arası verdik şu an. Gerekeni yapın şimdi istiyorsanız.
SUNUCU:Evet sayın izleyicilerimiz ve dinleyicilerimiz. Programımıza kaldığımız yerden devam ediyoruz. Evet, Adnan Hocam söz sizde.
ADNAN OKTAR:Şimdi nedir İsviçre’ye konuşuyor muyuz, başlıyor muyuz? Şimdi İsviçre’de oradaki Marksist, Darwinist ve materyalist grupların taşkınlık yapması çok ayıp, çok çok ayıp. Hani demokrattılar, bunlar. Hani fikir özgürlüğünden yanaydılar. Hani bilim özgür düşünceyi savunurdu. Müsaade edin de konuşsunlar. Değil mi? “Darwin’e tapıyoruz” diye pankartlar getirmişler. Deccale tapıyoruz sözü olmuş oluyor. Biz oraya zaten deccali yok etmeye gitmedik mi? Deccaliyeti yok etmeye gitmedik mi? Tapıyorsan Ahirette karşılığını alacaksın, inşaAllah. Ama hakkı ve doğruyu dinle. Hınca hınç doldurmuşlar. Yüzde on kadar Müslüman varmış. Ondan gerisi bunlardan oluşuyor, bu kesimden oluşuyor. Diyoruz yani yüzer yüzer, biner biner gelsinler ama nezaketliyle dinlesinler. Panik olmaya gerek yok. EvelAllah. Yalnız orada eski ordu marşıyla başlayıp, ceddin dedenle bitirmeleri lazım. Orada bir hata yapmışlar. Değil mi? “Gafil ne bilir neşve-i pür şevk-i vegayı” diyor.
Yani özetle demek istediğim; Bediüzzaman’ın birlik ve beraberlikle ilgili, Türk İslam Birliğiyle ilgili, ittihad-ı İslam’la ilgili söyledikleri bütün sözleri kardeşlerimiz bilgisayarlarına, internetten indirsinler. Nasıl yapıyorlarsa artık? Bakın kardeşlerimizin bize gönderdikleri bilgileri de biz internete koyalım. Oradan alsınlar. Bediüzzaman’la ilgili bölümleri ve diğer bölümleri de koyalım. Kuran’dan Müslümanların birleşmesiyle ilgili ve bütün olmalarıyla ilgili ayetleri indirsinler, hepsi bir arada dursun. Hadisleri indirsinler, inşaAllah. Şu Mehdi (a.s.)’ye karşı da koydukları tavır, Mehdi (a.s.)’ye karşı aldıkları gard da onları mahcup eder. Yani bunu yapmasınlar. Çok büyük azap duyarlar sonra, çok üzülürler. Çökerler sonra. Bak söylüyorum. Deccaliyet dünya tarihinin en büyük olayıdır. Mehdiyet de dolayısıyla dünya tarihinin en büyük olayıdır. En büyük olayı ortadan kaldıran bir hareket, düşünün. Böyle dev bir hareketi, böyle dev bir nimeti, böyle büyük bir olayı, örtbas etmeye kalkmak Bediüzzaman’ın müjdelediği, Peygamberimiz (s.a.v.)’nin, hepsinin üzerinde Peygamberimiz (s.a.v.)’nin müjdelediği, detay detay anlattığı bir büyük olayı ve gerçeği kapatmaya çalışmak Müslümana yakışmaz. Teville kapatmakla reddedip kapatmak arasında hiç fark yok. Çünkü tevil eden de inanmıyor onun doğru olmadığına. Yani bizim anlattıklarımızın doğru olduğunu biliyorlar. Zaten meydana gelen paniğin sebebi de o. Yoksa bu kadar niye panik olsunlar. Mehdilik iddia eden yüzlerce insan var. Kimse kale almıyor. Konuşmuyor. Buna rağmen Mehdiyet’i anlatıyorlardı. Mesela Cübbeli Ahmet, Mehdi (a.s.)’nin gelmesi için dua ettiğinde birçok kişi Mehdilik iddia ediyordu. Rahatsız olmuyordu, tedirgin olmuyordu. Ona bir bilgi geldi, bir kanaat geldi. Mehdi (a.s.)’nin çıktığından emin oldu. Ve kendisinin Mehdi (a.s.) olamayacağına yüzde yüz kanaati geldi benim anladığım. Ondan sonra bütün olaylar değişti. O canla, aşkla, şevkle yaptığı dualar tamamen durdu. Bir Müslüman nasıl dua etmez. Kardeşim hadi Mehdi (a.s.)’den çekiniyorsun diyelim, İttihad-ı İslam için dua et, “Ya Rabbi bütün Müslümanları bu asırda birleştir” de. Bakın, “en büyük farz” diyor, Bediüzzaman. “Ya Rabbi en büyük farzı yapmak için bize şevk ver, imkan ver, gayret ver. Bizi hareketlendir, bizi canlandır. İttihad-ı İslam’ı oluştur Ya Rabbi. Bu yüzyılda bize bunu göster. Biz hayattayken biz bu nimeti görelim” de. Niye bu duayı edemiyorsun. Bak bu duayı da edemeyecek hale geldi. Kardeşim sen Mehdi (a.s.) olamayacaksan, bunu anladıysan, böyle bir kanaatin geldiyse İslam ahlakının dünyaya hakim olmaması mı gerekiyor yani. Müslümanların bu yüzyılda çileyle, acıyla perişanlıkla mı geçirmesi gerekiyor. Değil mi? Madem Mehdi (a.s.) sözüne tahammülün yok. Demiyorsun, konuşamıyorsun. Diline alamıyorsun madem Mehdi (a.s.)’yi, o zaman İttihad-ı İslam’dan bahset. Bunun ne mahsuru, bunda niye panik oluyorsun. Çünkü İttihad-ı İslam eşittir Mehdiyet olarak görüyor. Ağzına dahi alamıyor. Bak Nur talebesi kardeşlerimizin bunu gündeme getirmesi çok büyük bir şey. Büyük bir nimet. Mesela onlar gurur meselesi yapmadılar. Allah razı olsun. Bir tedirginlik de duymadılar. Bu konuyu gündeme aldılar. Bakın, bütün Risale-i Nur’la ilgili sitelerde gündemde. Ama bu sadece Nur talebelerinin konusu mu İttihad-ı İslam? Bütün Müslümanların konusudur. Ve bütün Müslümanlar için farzdır bu. Ve en büyük farzdır. Herkesin gündeme getirmesi lazım. Kardeşim biz gündeme getirirsek, Mehdiyet gündeme gelir. Bu da dolayısıyla sana fayda sağlar. O zaman, zaten benim böyle bir iddiam yok da, o zaman ne yapalım? Ne ittihad-ı İslam’dan bahsederiz biz, ne Müslümanların birleşmesinden bahsederiz. Ne de bu yüzyılda bir kurtuluştan bahsederiz. Çünkü biz sana hizmet etmiş oluruz, mantığındalar. Kardeşim bunun Ahirette hesabını veremezsiniz. Çok çok mantıksız bu. Bu çok şeytani bir şey olur. Şeytani bir vesvese olur. Çok anormal bir hareket olur. Değil mi? Ben yemin ettim, lanetleştim daha ne söyleyeyim, böyle bir iddiam olmayacak diyorum. Yani böyle bir korku yüzünden, böyle bir hasetlik yüzünden bütün Müslüman aleminin kan revan içinde kalıp perişan halde yaşamasına, aç sefil yaşamasına ve ezilmelerine nasıl razı oluyorsunuz? Nasıl bunu kabul ediyorsunuz? Ne kadar mantıksız bir şey? Korkudan panikten ne konuşacaklarını bilemiyorlar. Diyorlar ki, “tamam” diyorlar mesela “İslam ahlakı hakim olabilir belki. Ama Müslümanların bir başı olmaz” diyor. “Başı olmayacaktır” diyor. “Birçok başı olacaktır, birçok lideri olacaktır” diyor. Kardeşim zaten şu anda öyle değil mi zaten? İslam alemi zaten paramparça değil mi? Her birinin ayrı bir başı yok mu? O zaman sen neyin mücadelesini veriyorsun sen? Farklı olması için hepsinin bir başta toplanması gerekir. Bir liderde toplanması lazım. Yani bir güzellik, iyilik olması için Kuran’a uygun olması için, hadise uygun olması için, Adetullaha uygun olması için, Bediüzzaman’ın izahlarına uygun olması için, akla fikre mantığa uygun olması için bir lider olması lazım. Manevi lider. Yani o kadar çok insanlardan duydum ki panik haldeler ya. “Niye öyle birleştirme olsun ki? Ayrı ayrı devletler halinde de olabilir” diyorlar. “Mesela ayrı bir yerde Müslümanlar birleşir, ayrı bir yerde Müslümanlar birleşir. Her birinin ayrı başları olur” diyorlar. “Bu da İslam Birliği’dir” diyor. Kardeşim siz delirdiniz mi siz? Zaten öyle değil mi? O yüzden sürünmüyor mu Müslümanlar. Herkes ayrı baş çektiği için teker teker hepsini ayrı ayrı ezmiyor mu düşman? Değil mi? Parçalanmış. Bir onu eziyor, bir onu eziyor. Bir onu eziyor. Bir onu eziyor. Çok rahat oluyor. O, ona yardım edemiyor, o, ona yardım edemiyor. O ezilirken öbürü seyrediyor. Öbürü ezilirken de öbürü seyrediyor. Nasıl olsa diyorlar, “bana dokunmayan yılan bin yıl yaşasın, bana dokunmadığına göre” diyorlar, “ezsin ezebildiği kadar” diyor. Olur, mu böyle? Allah bunun hesabını soracak. Kuran’da çok net ayetlerde açıklanmıştır. Anlamazlıktan gelmenin bir alemi yok, inşaAllah.
Nedir şimdi durum İsviçre’de? Oktar konuşmasına devam etsin o zaman. Çünkü bizim devreye girmemize gerek yok. Çünkü buradan zaten zor anlaşılır konuştuklarımız. Ses kalitesi çok bozuluyor. Anlatsak da pek anlayamazlar. Oradan direkt mikrofondan doğrudan alıyorlar. Şimdi biz buradan göndereceğiz. Ses düzeni zaten o kadar net olmuyor. İnternet kanalıyla mı gidecek? O kadar net olmaz. Dolayısıyla duyulmaz, ne dediğimizi de anlamazlar. Vakit kaybı olur. O akılcı bir hareket olmaz. Fırsat da olsa yine girmeyelim biz. Yani ara da olsa yine girmeyelim inşaAllah. Çünkü Oktar gereğini yapıyor gibi görünüyor. Ayrıca demokrasi ve şey üzerine de bir konuşma yapmaları lazım. Fikir özgürlüğü konusunda anlayışlı ve olgun olmaları konusunda da onları böyle nezaketli bir üslupla uyarabilirler. Değil mi? Yani her fikre ve diyaloga açık olmaları gerektiği, bizim de onları gerektiğinde dinleyebileceğimiz, gerektiğinde gelsinler Türkiye’de onlar da konferans versinler. Biz de burada dinleyelim. Değil mi? Bizim çekingenliğimiz yok, biz pankart mankart açmayız. Çayları kahveleri de gelir. Bayağı rahat ederler. Öyle bir sorun olmaz. Hikaye anlatırlar. Kendi hikayelerini kendileri dinlerler. Ama bizim anlattıklarımızın gerçek olduğunu bildikleri için bu paniği yaşıyorlar. Şu an salon hınca hınç dolmuş, panikten, inşaAllah. MaşaAllah zaten bizim istediğimiz de buydu. Bak kardeşim İsviçre basınının yaptığı hizmeti görüyor musunuz? maşaAllah. Biz kardeşim dünyanın parasını versek, dünyanın ilanını bastırsak o kadar adamı toplayamayız. Şu an salon çaka çaka dolu. Yer yerinden oynuyor maşaAllah. Zaten bizim hedef kitlemiz de bunlardı. Biz zaten Müslümana Müslümanlığı yeniden anlatamayız ki inşaAllah. Biz zaten ateistlere hitap etmek istiyorduk, Darwinistlere hitap etmek istiyorduk. Onlar da gövde gösterisi için oraya gelmişler. Şimdi kuzu kuzu anlattıklarımızı dinliyorlar, bayağı güzel, inşaAllah.
TEKNİK GÖREVLİ: Salon bayağı doluydu, gösterebiliriz inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Hay maşaAllah, maşaAllah. Getir bakayım.
TEKNİK GÖREVLİ: Tamamen doluydu.
ADNAN OKTAR:Aman Allah’ım MaşaAllah. MaşaAllah. Çaka çaka dolu. Görünüyor mu? Nasıl yapacağız? Evet MaşaAllah. Kardeşim bir de oraya bir kös getirip Mehter Takımı olsaydı, yok mu? İnim inim inleseydi ortalık tamam. MaşaAllah, Elhamdülillah. Bakın kaderde Allah nasıl bize yardım ettiriyor onlara, görüyor musunuz? Yani İsviçre basınına biz para versek adamlar bu ilanı yapmazlar yani. Değil mi? Oraya adam çağırmazlar. MaşaAllah. Her fikre ve her düşünceye açık olmaları, değil mi? Gerçeği ve doğruyu gördüklerinde samimi olarak kabul etmeleri, bağırma çağırmayla ve kitle psikolojisiyle reaksiyon göstermenin ilkel hareketler olduğunu, değil mi? Bunlar yakışık almaz. Yani mağarada yaşayan insanlar falan yaparlar böyle. Değil mi? Birisi gelir falan, adam kötülük yapıyor zanneder, baltayla saldırmaya kalkar. Medenice davranacaklar. Nezaketli. Gerçeklerden de tedirgin olmayacaklar. Çünkü delil sunuyoruz, fosil götürüyoruz, gösteriyoruz. Protein molekülünü gösteriyoruz, molekülün nasıl olamayacağını açıklıyoruz. Molekülün hangi yapıda olduğunu gösteriyoruz. Ara peptid bağlarını anlatıyoruz. Bunların nasıl olamayacağını izah ediyoruz. Kofulların, mitokondrilerin nasıl tesadüfen olamayacağını açıklıyoruz. Bunda panik olacak ne var kardeşim? Değil mi? 300 milyonun üzerinde fosilden bahsediyoruz. Yaklaşık 350 milyonu buldu şu an sayısı. Fosil ve hepsi Yaratılışı ispat ediyor. Bunda dehşete kapılacak ne var? Bir de şamata ve yaygarayla konuşmalarını kesmeye de kalkmasınlar o da çok ayıp, bağırtı yaparak. Hakkın sesi durdurulamaz. Bakın şu an orada Mehdiyet’in bir gövde gösterisi var. Mehdiyet onları yerle bir ediyor. Değil mi? Ki Bediüzzaman diyor; “deccaliyet o taraflardan zuhur edecek” diyor, yani “o bölgeden zuhur edecek” diyor. Risale-i Nur Külliyatı’na bakın göreceksiniz. Deccaliyet. Hatta. O güneşin uzun süre batması, yani uzun süre karanlık kalması, uzun süre aydınlık kalması yani, yani biliyorsunuz o bölgede güneş uzun süre batmıyor. Ona dikkat çekmiştir. Deccaliyetin bölgesi açısından hadis olarak belirtilmiştir o. Peygamberimiz (s.a.v) o konuya dikkat çekmiş. Deccalin nereden çıkacağına dair. Biz de deccaliyeti mekanında eziyoruz şu an. Şu an oradaki Mehdiyet’in bir konudur. Bakın ben Mehdi (a.s) talebesiyim. Onlar da Mehdi (a.s) talebesi, iki tane Mehdi (a.s) talebesi. Bak, bütün İsviçre’ye yetiyor. Şu an paniği anlatamam yani. Ayrıca dışarıda da varlar. Yani gerçeği görmek, gerçeği anlamak, yıllarca aldatılmış olmanın verdiği o hüzün ve acı onlara o kadar zor geliyor ki, yani bu boş teorinin peşinde yıllarca ömrünü vermiş olmak ve bu kadar basit yalanlarla aldatılmış olmak çok aşağılayıcı geliyor, çok küçük düşürücü geliyor. Yani o acıya dayanamıyorlar.
ALTUĞ BERKER:Aynı şoku Fransa da yaşamıştı Hocam, sizin Yaratılış Atlası kitabınız oraya gittiğinde MaşaAllah.
TEKNİK SORUMLU:Hocam evrimciler tamamen salondan çıkmışlar.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah, dinlesinler bir mahsuru yok. Ama dayanamamışlardır. Allah diyor ya, onları tenzih ederim de, Kuran’dan ayette. “Arslandan ürkmüş yaban eşekleri gibi kaçarlar” diyor Allah, “hakkı gördüklerinde, gerçeği gördüklerinde”. Ben oradaki insanları tenzih ederim ama kaçar yani küfrün özelliği odur. Gururu kırılacağı için, onuru kırıldığı için, boş yere kandırıldığı için, boş yere küçük düştüğünü bildiği için, hakikatleri gördükçe birbirlerinden de utanıyorlar. Çünkü o ondan utanıyor, o ondan utanıyor. O onun nasıl aldatıldığını anlıyor. O da onun nasıl aldatıldığını anlıyor. Birbirlerinin yüzüne bakamadıkları için kaçıyorlar. Kaçacaklardır. Zigetvar Muhasarası gibi maşaAllah. Tam anlamıyla bozguna uğradılar, elhamdülillah, maşaAllah. Hele kaçma artık rezalet yani onlar açısından. Yani yerle bir olmanın diğer adı böyle. İnşaAllah. Minderden kaçıyor. Gelsene, gel de anlat.
TEKNİK SORUMLU:Evrimcilerin bir kısmı gitmiş, bir kısmı hala oradaymış.
ADNAN OKTAR:Hay MaşaAllah. “Mert dayanır namert kaçar” diyor. “Meydan gümbür gümbür gümbürdenir” diyor. “Şahlar şahı meydana çıkar” diyor. “Meydan gümbür gümbür gümbürdenir” diyor inşaAllah. “Köroğlu’nun nidasından meydan gümbür gümbür gümbürdenir” diyor. İnşaAllah. MaşaAllah. Bu Mehter Marşı da onun için aynı zamanda, dile getiriyorum. Kafamda birçok Mehter Marşı peş peşe geçiyor şu an. Ara ara sizinle bağlantı kurup bilgi veriyorum. Evet.
ALTUĞ BERKER:Bu ekranda görünen Hocam sizin hazırlattığınız TürkIslamBirligi.org, Türk İslam Birliği ile ilgili sizin anlatımlarınızı, kitaplarınızı, vakıfların faaliyetlerini anlatan.
ADNAN OKTAR:Bir site. TürkIslamBirligi.Org öyle mi?
ALTUĞ BERKER:Evet Hocam, çok hikmetli bir cümlenizle başlıyor. “Türk İslam Birliği, bir sevgi birliğidir, muhabbet birliğidir, gönül birliğidir. Bu birliğin temeli, sevgi, fedakarlık, yardımseverlik, merhamet, hoşgörü, anlayış ve uzlaşıdır. Ayrıca insana saygıda, sanatta, bilimde ve teknolojide en yüksek noktaya ulaşmak birliğin hedefidir. Birliğin kurulmasıyla, sadece Türk toplumları ve Müslümanlar değil, tüm dünya aydınlığa kavuşacaktır.”
ADNAN OKTAR:Hay MaşaAllah, MaşaAllah, İnşaAllah.
Evet Bediüzzaman’ın yine güzel sözlerinden kardeşlerimiz göndermişler maşaAllah. Evet. “Adnan Hocam” diyor. “Risale-i Nur’dan bu bölümleri sizinle paylaşmak istedim” diyor. Evet. “Ben çok güzelim, benim gibi güzeller de var. Benim gibi birini gösteriniz. O vakit mağrurane bir fahirdir. Büyüklük taslamadır. İşte fahirden, büyüklük taslamaktan, küfrandan kurtulmak için demeli ki; "Evet, ben güzelleştim. Fakat güzellik libasındır ve dolayısıyla libası bana giydirenindir; benim değildir.” Bak maşaAllah. Bediüzzaman bizim her zaman anlattığımız bir konuyu çok güzel vurgulamış. Allah bizde tecelli ediyor. Dolayısıyla ben birine tecelli olarak iltifat ettiğimde, kendisine alınmayacak. Sen güzelsin dediğimde Allah’a diyorum ben onu. Ya Rabbi Sen ne güzelsin. Ne güzel tecelli ediyorsun diyorum. Dolayısıyla insanın kendinde bir şeyi yok ki övünsün, kendine ait bir şeyi olsun. Bedeni kendine ait değil. Ruhu da kendine ait değil. Allah vermiş. O zaman övünecek, nasıl oluyor? Ne var? Tamamı Allah’a ait. Onun için iltifat eden mutlaka Allah’a iltifat eder. Allah’a mültefitane değil mi? Güzel, saygıyla Allah’ın büyüklüğünü, güzelliğini vurgular. Ya Rabbi buradaki tecellin ne kadar hoş, ne hoş der inşaAllah.
“Selamun Aleyküm Adnan Hocam, Risale-i Nur şerhlerini çok beğenerek takip ediyorum. Siz tavsiye ettikten sonra ben de risaleleri okumaya başladım. Fakat aşağıdaki bölümler anlayamadım. Benim için bu bölümleri şerh edebilir misiniz? Saygılar, selamlar.” Hakan kardeşimiz, Avcılar’dan yazmış. Evet çok uzun bir konu, bir hayli uzun, çok vaktimizi alır. Ben bunun bir kısmını, bölümünü alıp izah edeyim. Mesela, tabii bildiğim kadar, Allah’ın ilham ettiği kadar inşaAllah. Ama çok uzun bir konu bölsem şimdi olmayacak. Yani anlamı kalmayacak, anlamı azalacak. Bölmeyelim bir gün, başka bir gün daha detaylı, kapsamlı anlatayım, inşaAllah.
“Bismillahirrahmanirrahim Tabiyyun ve maddiyyun”, tabiatçıların ve materyalislerin, Darwinistlerin ve materyalistlerin, “münkir kısmının”, gittikleri yolun, “iç yüzü ne kadar akıldan uzak”, Darwinistlerin düşünceleri, materyalislerin düşünceleri ne kadar akıldan uzak, ne kadar çirkin ve ne derece hurafe olduğu”, bak Darwinizm için Bediüzzaman hurafe diyor, “laakal en azından doksan muhali tazammun eden, dokuz muhal ile beyan edilmiş”, yani detaylı anlattım, dokuz muhalli yani mantiken açıkladım diyor, bazı basamaklar tayyedilmiştir. Onun için, birdenbire, bu kadar zâhir ve aşikâre bir hurafeyi nasıl bu meşhur âkıl feylesoflar kabul etmişler.” Bakın “bu kadar zahir ve aşikare bir hurafeyi”, yani “o kadar açık ki, Darwinizmin hurafe olduğu, yalan olduğu ve uydurma olduğu” diyor. “Bu hurafeyi nasıl bu kadar meşhur, âkıl feylesoflar kabul etmişler ve o yolda gidiyorlar” diyor. Yani “Darwinizmi hala nasıl savunuyorlar. Bu nasıl oluyor?” diyor, Bediüzzaman. “Hatıra geliyor, evet onlar, mesleklerinin iç yüzünü görememişler” diyor. Yani Darwinist, materyalist düşüncenin yanlışlığını görememişler. “Hem hakikat-ı meslekleri ve mesleklerinin lâzımı ve muktezası gereken odur ki; yazılmış her bir muhalin ucunda beyan edilen o çirkin ve müstekreh”, tiksinilen ve çirkin, “ve gayr-ı makul”, aklın kabul etmediği, “hülâsa-i mezhebleri, mesleklerinin lâzımı ve muktezası”, ağır Osmanlıca olduğu için şimdi bunlar çok şey oluyor, biraz açarak devam edeyim. Yani Bediüzzaman bu konunun, ehemmiyetine özetle dikkat çekiyor, Darwinizmin ve materyalizmin çökertilmesi konusunu. Ama bunu Bediüzzaman çok net olarak şöyle söylüyor; “Bu Mehdi (a.s.)’nin yapacağı iş” diyor. Yani “Darwinizmi ve materyalizmi yok edecek kişi Mehdi (a.s.)’dir” diyor. “Fen ve felsefenin tasallutiyle, maddiyyun ve tabiiyyun taunu, beşer içine intişar etmesiyle”, insanlık içerisinde dünyayı kaplamasıyla, “her şeyden evvel felsefeyi tam susturacak bir tarzda, beşere ders vermektir” diyor, “Mehdi (a.s.)’nin birinci vazifesi”. Bakın normalde aydın kitleye Mehdi (a.s.)’nin yöneleceğini söylüyor, “Hatta avamın dahi”, halkın, “imanını kurtarmakla mükelleftir Mehdi (a.s.)” diyor. “Birinci vazifesi budur” diyor. Fakat bu çalışmayı evvelsi gün de anlatmıştım, daha önce de anlatmıştım, dün de bu konudan bahsettik. Yani mecbur anlatıyoruz, çünkü hayati bir konu. “Mehdi (a.s.)’nin, bizzat kendisi, bu konuda araştırmalar yapması mümkün değildir” diyor. Yani bu son derece makul. Bediüzzaman’ın bu sözü doğru. Ama diyor ki bakın, “vakit de müsaade etmez” diyor, bir de “hal de müsaade etmez” diyor. Şimdi bu çok acayip, vakti anlıyorum, “hal de müsaade etmez” diyor. Yani nasıl bir halin içinde, değil mi? Mehdi (a.s), bir hal ehlidir, biliyorsunuz, inşaAllah. “Vakti ve hali müsaade etmez” diyor, inşaAllah. Burada da şunu görüyoruz ki, Mehdi (a.s.), çok konsantre bir insan, çok yoğun insan, yani pratik bir insan. Çünkü diyor ki; “Hazır olan bilgileri, bir taifenin” diyor, Müslümanların demiyor, “bir taifenin, uzun tasdikatıyla hazırladıkları programı”, yani onların yaptıkları araştırmalar sonucunda yaptıkları bilgileri toplayarak, onunla eserler meydana getirerek, o birinci vazifeyi tam yapmış olacak” diyor. “Darwinizmi, materyalizmi dünyada mat edecek, yıkacak, yok edecek” diyor. “En önemli konu budur” diyor. “Ve en çok üzerinde duracağı konu da budur. Ve iman hakikatleri üzerinde duracaktır” diyor. Ve siyaset yönünden çekilecek, böyle tahmin ediyorum, Mehdi (a.s.) siyasetle ilgilenmeyecek ” diyor. “Çünkü vakti dar” diyor, ilk başlangıçta birinci vazifesi döneminde. “Bu vazifeyi yaparken siyasetle ilgilenmeyecek” diyor. Ama ikinci aşamada siyaset ve saltanat aşamasında tam anlamıyla giriyor bu olaya, Mehdi (a.s.) Bediüzzaman’ın açıklamasına göre. “İttihad-ı İslam oluşacak, bütün Müslüman orduları birleşecekler, bir İslam NATO’su oluşacak” diyor. İslam orduları, NATO gibi bir birlik içerisinde birleşecekler, Mehdi (a.s.) da bunların başkumandanı olacak” diyor, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER:Daha önce vurguladığınız bu konuda, bir şey vardı Hocam bu konuda hatırlatmak için söyledim. “Kırk yıl bu samimiyetin bir tecellisi olarak, siyasetle ilgilenmeyeceği, halkın çabuk iğfal olan akılları” diye izah etmiştiniz Hocam. O da önemli bir husustu.
ADNAN OKTAR:Bakın diyor ki:” Ta avamın çabuk iğfal olan akılları, bu güzel vazife başka maksatlara alet edilmediği iyice tahakkuk etsin” diyor. Yani “insanların kafasına iyice yerleşsin” diyor. “ Yalnız halkın nazarında bu çok daha gerilerde görülür” diyor. “Halbuki hakikat noktasında kat kat üstündür” diyor. Yani siyaset ve saltanat yönündeki Mehdi (a.s.)’ın faaliyetinden çok çok önemlidir bu” diyor. Ve en uzun vakit ayırdığı bölüm budur Mehdi (a.s.)’nin. Yani kırk yıllık bölümünü hayatının kırk yılını alıyor. Sırf tebliğ, iman hakikatleri ve Darwinizmin, materyalizmin yıkılışı ile ilgili çalışması. “Onun arkasından siyaset ve saltanatla ilgili faaliyetler yapacak” diyor. “O üç görevi birden yapacaktır Mehdi (a.s.) ama benim zamanımda hem siyaset, hem saltanat, hem diyanetle ilgili faaliyet yapılması şartlar açısından, genel yapı açısından mümkün görünmüyor” diyor. “Mümkün değil olmaz, benim zamanımda Mehdi (a.s.) gelemez, mümkün değil” diyor. “Ta hayatın geniş dairesinde, Risale-i Nur Külliyatı’nın asıl sahipleri, Mehdi (a.s) ve şakirdleri gelir, o tohumlar sümbüllenir. O daire genişler, biz de kabrimizden, Allah’a şükredip seyrederiz” diyor, inşaAllah. Mealen, yaklaşık bu şekilde söylüyor Bediüzzaman. “Üç vazifeyi yapan hiçbir Mehdi (a.s.) şu ana kadar çıkmamıştır, üçünü birden yapan, bir arada Mehdi (a.s.) hiç yoktur” diyor. Yani birçok Mehdi (a.s.) gelmiştir ama hiçbiri, hem siyaset, hem saltanat, hem diyanet yönünde, yani topluca üçünü birden yapamamıştır” diyor. “Ve bu yüzden de büyük Mehdi (a.s.) ünvanını alamamışlardır” diyor. Dolayısıyla “Abdülkadir Geylani de, ben de” diyor, yani kendisini kastediyor Bediüzzaman, “hepimiz Allah yolunda gelmiş birer Mehdi (a.s.)’yiz” diyor. Özetle bu anlaşılıyor, “Bir nevi Mehdi (a.s.)’yiz, bir nevi kutubuz fakat her üç vazifeyi birden yapamamamız nedeniyle, büyük Mehdi (a.s.) ünvanını hiçbirimiz almadık” diyor özetle “hiçbirimiz alamadık, ancak Ahir zamanda Mehdi (a.s.)’de ve onun şahsında, şahs-ı manevisinde, içtima edebilir”, toplanabilir diyor bu üç görev birden bakın, “Ahir zamanda Mehdi (a.s.)’de ve onun şahs-ı manevisinde, içtima edip toplanabilir” diyor. “Üçünü birden yapacak, o yüzden ona büyük Mehdi (a.s.) denecek” diyor. Yani ilk kırk yılında diyanet, sonra siyaset ve saltanat yalnız çok kısa sürede yapacaktır bu siyaseti ve saltanatı. İnsanlar zannediyorlar ki yani bu çok uzun süreler alacak. Mehdi (a.s.) yıldırım hızıyla hareket eden bir insandır, çok pratik bir insandır. Hadiste de o belirtiliyor, “sizin yirmi yılınız, onun bir yılıdır” diyor Peygamberimiz (s.a.v.). Yani “Yirmi yılda yaptığınızı, bir yılda yapar” diyor. “Yıldırım hızıyla yapar. Yani bürokrasiye girmez, olayları karıştırmaz, pratik çözüm getirir, hemen neticelendirecektir” diyor. Ama halkın nazarında siyaset ve saltanat daha büyük görüldüğü için, daha önemli görüldüğü için ona ağırlık vermişler” diyor. “Yani o yüzden Mehdi (a.s.) çıktığında halk tarafından, bedehat derecesinde, açıkça anlaşılacak gibi bir şekil vermişler” diyor. “Halbuki bu dünya bir tecrübe meydanıdır, akla kapı açılır fakat ihtiyarı elinden alınmaz, öyleyse o eşhas (Mehdi (a.s.) ve İsa (a.s.), hatta o deccal dahi, kendisi dahi kendisinin bidayeten bilmez” diyor. Başlangıçta bilmez ama sonra biliyor. “ Belki o eşhas-ı Ahir zaman, imanın nuruyla tanınabilir” diyor. “Mehdi (a.s.) ve Hz. İsa (a.s.) imanın nuruyla belki tanınabilir” diyor. Dikkatle bakan anlar, yani vicdanıyla bakan, samimiyetle bakan anlar. Öyle olsa anlaşılmaz derdi Bediüzzaman, bak çok geniş bir ölçü koymuş. Bir tane ölçü vermiş, geniş ve tek bir ölçü, “imanın nuruyla, yani samimi, hasetten uzak, kıskançlıktan uzak, şefkat ve sevgi kalbine oturmuş, Allah’tan korkuyorsa, Allah’a tam teslim olmuşsa, iman gözüyle baktığında, Mehdi (a.s.) ona gün gibi görünür, anlar” diyor. Çok net konuşmuş Bediüzzaman, yani detaya da, mesela diyebilirdi başka detaylara bakması gerekir diyebilirdi. Sadece “imanın nuruyla bakarsanız, görürsünüz, anlarsınız” diyor. Bir tek şart koymuş bak çok manidardır, bir tek o. Çünkü imanın nuruyla bakan akıl gözüyle bakıyor. Hadisin ve Kuran’ın gözüyle bakacaktır, Risale-i Nur’un gözüyle bakacaktır, gün gibi gözüne görünecektir inşaAllah.
ALTUĞ BERKER: Siz daha iyi bilirsiniz Hocam inşaAllah, örneğin cemaat taassubu veyahut siyasi şartları gibi düşünceler olmadan, yani tamamen saf imanla.
ADNAN OKTAR: Bak o çok önemli, aile baskısı olmayacak, arkadaş baskısı olmayacak, cemaatinin, grubunun baskısı olmayacak, cemaat taassubundan uzak olacak, belirli bir görüşe saplanıp kalmayacak, Kuran, hadisle olaya bakacak. Ama nasıl bakacak? Son derece samimi, baskıdan uzak, imanın nuruyla, kalp ferahlığıyla, kalp candanlığıyla bakacak. O zaman bak Bediüzzaman garanti veriyor, “görürsünüz, tanırsınız” diyor. Mesela bak Seyyid Salih Özcan Hocamız’a ne demiş Bediüzzaman? “Alnıma vurdu” diyor, geldi burada konuştu, “Keçeli, Keçeli dedi” diyor, bak, “ben Mehdi (a.s.)’yi görmeyeceğim ama sen Mehdi (a.s.)’yi göreceksin dedi” diyor. Kardeşim bu çok açık bir ifade değil mi bu? Bunu da anlamazlıktan geliyorlar. Bediüzzaman, Seyyid Salih Özcan’a demiş ki; “ben hem seyyidim, hem şerifim” demiş, oradan kafaları biraz bulanıyor. Kardeşim Nur talebeleri için de “siz seyyid ve şerifsiniz” diyor Bediüzzaman. Yani “manen biz hepimiz zaten seyyid ve şerifiz” diyor ve onun gerekçesini açıklıyor, uzun uzun açıklamış Risale-i Nur Külliyatı’nda. “O manada ve manen hem seyyid, hem şerifim, hem Haseniyim, hem Hüseyniyim” diyor. Yani “manevi Al-i beyttenim ben” diyor. Zaten bunu söylüyor. Bunu orada Seyyid Salih Özcan Hocamız’a söylemesi ayrı, farklı bir şey değil ki. Ama orada kısaca ve uzunca anlatılması mümkün olmadığı için, kısaca da konuyu halletmesi gerektiği için “bunu kimseye söyleme” demiş. “Ben hem seyyidim, hem şerifim ama bunu kimseye söyleme”. Sonra bunu şerh ediyor, bunun ne anlama geldiğini, ama Seyyid Salih Özcan Hocamız bunu gidip söylese, dese ki Bediüzzaman ben seyyid ve şerifim dedi dese, konu uzar karışacak, onun için kimseye söylemiyor. Ama sonra bunun ne anlama geldiğini Bediüzzaman şerh edip açıklıyor, “ben manen seyyid ve şerifim” diyor. Yani “genetik olarak değilim” diyor, “ben Kürt’üm” diyor, “ben biliyorum sülalemi”. İnsan kendisini bilmez mi, çevresini? “Kürt’üm” diyor, “bu zamanda nesiller bilinemiyor, ben kendimi seyyid bilmiyorum” diyor. Bediüzzaman bilmiyor, sen mi biliyorsun? Orada niye söylediğini de söylüyor. Ayrıca “haramdır” diyor, “seyyid olmayanın ben seyyidim demesi haramdır” diyor.
ALTUĞ BERKER: Ki seyyid de olsa Hocam siz daha iyi bilirsiniz, Üstad çok detaylı olarak demin sizin bahsettiğiniz hususlarda çok detaylı olarak izah etmiş. Mehdiyet’in o zamanda mümkün olmadığını, ileride olacağını.
ADNAN OKTAR: Hayır zaten milyonlarca seyyid var, Bediüzzaman, büyük alimlerin, doğudaki alimlerin büyük bölümü seyyiddir zaten. Yani Güneydoğu’da çok fazla seyyid vardır, binlerce seyyid vardır. Bu şaşılacak bir şey değil ki zaten. Ama bu dediğin çok önemli, her zaman da vurguluyoruz bunu. Bediüzzaman neden seyyid olmadığını anlattıktan sonra, neden Mehdi (a.s.) olmadığını ve gelecek Mehdi (a.s.)’nin özelliklerini de çok detaylı anlatıyor. Yani bir kere “onun zamanında ittihad-ı İslam olacak” diyor. Böyle nur talebeleri paramparça olacak demiyor. Nur talebelerinin parçalanması olmadığı gibi, bütünleştikleri gibi, “bütün İslam alemi bütünleşecek” diyor. Burada anlatılan ne? Demin okudukların, konular ne? İttihatı İslam’da Bediüzzaman’ın anlattığı ne?
ALTUĞ BERKER: Abdullah Yeğin Ağabey de; “o vakit yaklaşıyor” diyor.
ADNAN OKTAR: “O vakit yaklaşıyor” diyor. Bunun ne zaman olacağını söylüyor Bediüzzaman? “Mehdi (a.s.)’nin zamanında olacak” diyor. “Ve başlarına geçerek” diyor, “bu topluluğun başına geçip lider olarak” diyor, “tariki hak ve hakikate sevk edecek” diyor. Burada anlaşılmayacak ne var? Çok net. Bak “hakimdir” diyor, hakim. Yani “bütün İslam aleminde hakimlik görevi yapacak” diyor. Ve “başkomutandır” diyor. Başkomutan kaç tane olur? Bir tane olur başkomutan. Türkiye’nin genelkurmay başkanı bir tane oluyor. “Bütün İslam aleminin manevi başkumandanıdır” diyor Bediüzzaman. Ve “bütün İslam aleminin hakimidir” diyor, hakimlik görevi yapacak aynı zamanda. “Ben bunları yapmadım” diyor Bediüzzaman. Yani daha nasıl anlatsın. “Gelecek, Darwinizmi, materyalizmi yok edecek diyor, bütün İslam alemini birleştirecek, Hıristiyanların da desteğini alacak” diyor. “Hatta öyle bir hale gelecek” diyor, “Hıristiyanlık ve Müslümanlık birleşme istidadına girecek” diyor. “Tam bu istidattayken” diyor, “cismi beşerisiyle semavatta bulunan Hz. İsa (a.s.)’nin bedeni, bak cismi beşerisiyle, yani beşeri varlığıyla, beşeri cismiyle yani etiyle kemiğiyle gökyüzünde olan Hz. İsa (a.s.)’nin inişi, nüzulü kati olmakla beraber” diyor, şüpheli demiyor bakın, inecek de demiyor, “kati” diyor, “kesin inecek” diyor, “kati olmakla beraber” diyor. Kardeşim anlamıyorsan ben ne diyeyim, daha nasıl anlatayım? Bediüzzaman bu kadar çok net anlatmış, Türkçe bu.
İsa (a.s.) konusunda kardeşlerim bana on yıl sonra soru sorsun, şimdi bana soru sormasınlar. Yani şu an genel bilgilendirebilirim. Risale-i Nur Külliyatı’ndan, hadislerden genel bilgilendirebilirim. Ama gittikçe Hıristiyanlığın Müslümanlığa yaklaştığını ve gittikçe Hıristiyanların tek Allah’a inandıklarını görecekler ve İslamiyet’e, Kuran’a karşı hayranlık duyduklarını görecekler, birçok hükümleri Kuran’a göre yaptıklarını görecekler. Yani Hıristiyanlık bir nevi Müslümanlık gibi olmaya başlayacak, bunu görecekler. Mesela bak bu da çok önemli alamettir. “Tam işte bu sırada” diyor Bediüzzaman, “tam istidattayken” diyor, “cismi beşerisiyle” diyor, “semavatta bulunan Hz. İsa (a.s.) inişi kati olmakla beraber” diyor, onun için bakın, kardeşlerime ben yine bildiğim bilgileri aktarayım ama, bakın alametler yoğunlaşınca çok daha rahat anlatacağım. Çünkü alametlerin yoğunlaşmasına daha vakit var. On yıl kadar var inşaAllah. Mesela bak geldi masonlar, Otuz üç derece masonlar, Küçük Ayasofya Camii’nde akşam namazında, bizim arkadaşımız imam oldu, caminin imamı da gördü, beraberce topluca namaz kıldılar. Başka da Müslümanlar vardı orada, çok manidar. Çok harika bir durum inşaAllah. Özetle gurur yapmak doğru değil, enaniyetliğe, büyüklüğe gerek yok, biz Allah’ın zavallı, aciz kullarıyız. Yani şu kadarcık yerde Allah bize bir görüntü gösteriyor. Allah’a tam teslim olalım, Allah bizi imtihan ediyor. Kuran bir nur, bir ışık, ne büyük ferahlık, Allah bak bizi şaşkınlık içinde bırakmamış, bize kesin, net doğru yolu göstermiş. Saf vahiy göndermiş Allah, saf vahiy, ne kadar güzel elhamdülillah. Şeytandan Allah’a sığınırım. Rum Suresi’nde Cenab-ı Allah ne diyor? Açtığımda bu sayfa çıktı, Rum Suresi 60. ayet, “Öyleyse sen sabret; şüphesiz Allah'ın va'di haktır; kesin bilgiyle inanmayanlar sakın seni telaşa kaptırıp-hafifliğe (veya gevşekliğe) sürüklemesinler.” Ebcedi de Mehdiyet’in en güzel yıllarını, en şaşalı, en ihtişamlı yıllarını veriyor inşaAllah, tam hakimiyet yıllarını veriyor. Bak, “Öyleyse sen sabret; şüphesiz Allah'ın va'di haktır”, İslam ahlakı dünyaya hakim olacaktır diyor Cenab-ı Allah. Ve diğer vaatleri de oluşacak inşaAllah. “kesin bilgiyle inanmayanlar”, mesela Darwinistler, materyalistler “sakın seni telaşa kaptırıp-hafifliğe (veya gevşekliğe) sürüklemesinler.” Dine, ‘ uzak olanlar, müşrikler, münafıklar, “sakın seni uzaklaştırmasınlar” Allah’tan diyor.
Şimdi iki dakikamız kalmış.
Bismillah. Şeytandan Allah’a sığınıyoruz. Şeytandan Allah’a sığınıyorum, “Sen de sabah akşam” Kehf Suresi 28. Bak, “Sen de sabah akşam O'nun rızasını isteyerek Rablerine dua edenlerle birlikte sabret.” Ayrı değil birlikte, Müslümanlarla birlikte. “Dünya hayatının (aldatıcı) süsünü isteyerek gözlerini onlardan kaydırma.” Müslümanlardan ayrılma, bölünme, parçalanma diyor Cenab-ı Allah. “ Kalbini Bizi zikretmekten gaflete düşürdüğümüz, kendi 'istek ve tutkularına uyan ve işinde aşırılığa gidene itaat etme.” Her türlü Darwinist, materyalist, itaatsiz, münafık, kafir veyahut ne varsa artık, dine karşı olan yahut dinden haberi olmayan, din cahili kişilere uyma diyor Allah. “Ve de ki: "Hak Rabbinizdendir; artık dileyen iman etsin, dileyen inkar etsin.” Bu demokrasi değil mi? Bak ne diyor Cenab-ı Allah 29. ayette: “Hak Rabbinizdendir; artık dileyen iman etsin, dileyen inkar etsin.” İnkar da edebilir istiyorsa, ama dileyen de iman etsin diyor Allah.
Evet, bugün bu kadarla bitirelim. Biraz sonra internetten yayınımız devam edecek inşaAllah.
SUNUCU: Evet sayın izleyicilerimiz, HarunYahya.Tv sitesinden yirmi dört saat yayınlarımızı takip edebilirsiniz. Soru ve görüşlerinizi bize AhirZamanSohbetleri@hotmail.com adresinden gönderebilirsiniz. HarunYahya.Org ve HarunYahya.Net adreslerinden Hocamızın tüm eserlerini ücretsiz olarak indirebilirsiniz. Bizi yarın 22:00’den itibaren HarunYahya.Tv internet sitemizden, Mavi Karadeniz Radyo ve Samsun Aks, Kanal S ve Tv Kayseri ekranlarından takip edebilirsiniz. Yayınımıza HarunYahya.Tv sitemizden yarın tekrar devam edeceğiz. Herkese iyi geceler diliyoruz.
ADNAN OKTAR: Bir şey daha ilave edelim, bir ihtimal biraz sonra İsviçre’ye bağlanabilirim. İnternetten takip eden kardeşlerimiz bağlantıyı kesmesinler. Yani yaklaşık ne kadar sonra girebiliriz, bir ihtimal? On dakika sonra girebiliriz inşaAllah. Tamam, program bitti kapatabiliriz.
Makaleler
Devamı ...
Adnan Oktar Diyor Ki...
Devamı ...Basında Harun Yahya
Devamı ...Evrim Sözlüğü
Devamı ...
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Başlıklar
Devamı ...
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Başlıklar
Devamı ...