SUNUCU:Sayın izleyicilerimiz ve dinleyicilerimiz. Bu akşam harunyahya.tv, Mavi Karadeniz Radyo, Samsun Aks ve TV Kayseri’den canlı olarak yayınlanan “Adnan Oktar ile Gece Sohbetleri”nde yine sizlerle birlikteyiz. Birbirinden önemli konuların yer alacağı programımıza bilmediğiniz, merak ettiğiniz konulardaki sorularınızı siz de e-maillerinizle katılabilirsiniz. Konuklarım, “Harun Yahya” müstear ismiyle yazdığı 300’ü aşkın kitabıyla tüm dünyaca tanınan yazar Sayın Adnan Oktar ve Altuğ Berker. Nasıl başlamak istersiniz Hocam programımıza?
ADNAN OKTAR:Berker Hocam’dan destur alıp başlayacağız, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER:Estağfurullah Hocam. İsviçre’deki konferansların yabancı basında sizinle ilgili olan haberleri var Hocam arzu ederseniz.
ADNAN OKTAR:Bakayım. Ne gazetesi bu?
ALTUĞ BERKER: “Le Matin” gazetesi Hocam inşaAllah. İlk sayfada da bu şekilde. İki sayfa. Yan yana iki sayfada.
ADNAN OKTAR:Ne diyor, özetle?
ALTUĞ BERKER: İsviçre’ye çıkartma yaptığınızdan bahsediyor, özetle. Evrim teorisinin nasıl bilimsel olarak çökertildiğine dair, görmeyle, maddenin gerçeğiyle ilgili neler söylediğinize dair açıklamalar var.
ADNAN OKTAR:Fransızca mı bu?
ALTUĞ BERKER: Evet.Daha sonra Hocam tercümesini inşaAllah okuyalım kardeşlerimize. Uzunca bir yazı.
ADNAN OKTAR:Güzel. O deminki yazı ne?
ALTUĞ BERKER:Bu başka kapakta, gazetenin kapağında diğer haberlerle birlikte baş sayfadan verilmiş. 4. ve 5. sayfalarda yazının tamamını anons eden baş sayfa yazısı.
ADNAN OKTAR:Başka orada neler var?
ALTUĞ BERKER:Konferans. Bu akşamki ve Cuma akşamki konferans programından bahsediliyor Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Mehter müziği var mı oralarda?
SUNUCU: Hocam yine size bolsayıda sorular yöneltilmiş.
ALTUĞ BERKER:Bugünkü gazete haberleri var, uygun görürseniz Hocam.
ADNAN OKTAR:Bakalım.
ALTUĞ BERKER:Sayın Dışişleri Bakanımız Ahmet Davutoğlu’nun “Biz barışı Filistin’e getireceğiz” başlıklı. Sizin yıllar evvel yazdığınız Filistin kitabı vardı Hocam. Onu gayet birçok çevreden övülerek bahsedildiğini biliyorum. Çünkü hiçkimsenin söylemediği, çok yeni ve doğru şeyleri siz ifade etmiştiniz. İntihar saldırılarının dine göre haram olduğundan bahsetmiştiniz. İlk defa sizin kitabınızda, orada yayınlanmıştı. Müslüman camiada bunu dillendiren ve seslendiren yoktu Hocam inşaAllah ve çözüm önerileri getirmiştiniz o zaman. Onun üzerinde yürüyen politikalar şu anda, Sayın Davutoğlu.
ADNAN OKTAR: “Artık bir Filistin devleti olmalıdır.” Bunu kim yapacak yine, Türkiye’nin öncülüğünde, Türk İslam Birliği’nin kontrolü altında inşaAllah bu birlik oluşacak.
Nasıl konferans devam ediyor mu şu an?
ALTUĞ BERKER:Şu an devam ediyor Hocam.
ADNAN OKTAR:Kapının önüne komünistler yığılmışlar, bayağı bir gösteri, nümayiş, bağırtı, çağırtı, pankartlar falan. Kardeşim bu kadar korkacağınız ne var? Bağırtıyla, çağırtıyla durdurabilir misiniz bunu?
SUNUCU: Ama zaten belirli bir saat sonra ya da belli bir süre sonra hepsi çıkmış, terk etmiş.
ADNAN OKTAR: Şimdi yine toplanmışlar, halen bitmedi konferansımız.
SUNUCU: Tekrar mı? Öyle mi?
ADNAN OKTAR:Tabii biz öyle ezmeye başladık mı, hemen bırakmayız. Yani, pestilini çıkarmadan bırakmayız, inşaAllah. Şimdi ciyak ciyak. Bu sefer de kapının önüne ne kadar falan ecdat, soy, talukat varsa yani bir kuşak evvel, hepsi toplanmışlar, var güçleriyle bağırıp, çağırıyorlar. Pankartlar falan panayır yeri gibi. Böyle bağırta bağırta ezmek daha güzel, inşaAllah. Yakalarsam bırakmam. Onlar bir kere teberi edecekler, kaçınacaklar. Afrika’daki canlılar da öyledir, bağırıp çağırıyorlar ama avcı ilerler. Biz cahiliye avcısıyız. Yakaladık mı pestil gibi ezeriz cahiliyeyi. Anormallik, gariplik, yanlışlık, küfür, dalalet, tuğyan, Allah’a isyan bunların hiç birini bırakmayız, inşaAllah. Şu an Zigetvar Muharebesi devam ediyor inşaAllah.
SUNUCU:Hocam benim bir soru dikkatimi çekti, paylaşmamı ister misiniz? “Sayın Hocam siz CHP’nin yeni başkanı Kemal Kılıçdaroğlu için geçen gün görüşlerinizi belirtmiştiniz. Dindar yönünü göstermesi gerektiğini vurgulamıştınız ki Taraf Gazetesi’nde okuduğum bu yönde bir haber dikkatimi çekti. Kılıçdaroğlu Zonguldak’ta patlamada hayatını kaybeden vatandaşlarımız için dua ediyor ve Fatiha okuyordu. Siz Kılıçdaroğlu’nun bu yönünü nasıl değerlendiriyorsunuz?”
ADNAN OKTAR:Tamam, demek ki olaylara aklı başında yaklaşıyor Kılıçdaroğlu. Bak “Kılıçdaroğlu taziyede Kuran okutturdu’’. Güzel, demek ki dediğimiz çizgide olaylar gelişiyor. Bir güzellik var, bir hayır var. Kuran’da uygulanan, Kuran’da yaşanan hayatı bizim milletimiz buram buram yaşıyor demektir. Mesela, Kılıçdaroğlu biraz solcu bilinir, biraz güya materyalist bilinir, bakın görün o da Müslüman evladı, tertemiz insan. “Kuran okuttu” ne demek? “Ben Kuran’ın hak olduğuna inanıyorum. Resulullah’ın hak olduğuna inanıyorum, hak Peygamber olduğuna inanıyorum. Elhamdülillah Müslüman’ım, ‘ala küllihal’ her durumda inşaAllah. İslam’ın da gereğini yapmak için titizim. Örf, anane ve geleneklerimize uygun hareket ediyorum. Müslüman evladıyım. Sizin dediğiniz gibi materyalist, ateist, Darwinist bir çizgide değilim.” Benim anladığım mesaj bu. Benim gördüğüm Kılıçdaroğlu Beyefendi daha da bu görünümünü pekiştireceğini tahmin ediyorum. Göreceksiniz daha da artacaktır bu. Dindar yönünü daha çok memleketimize gösterecektir. Böylece daha sevilecek bir insan olacaktır. Kalpte biz çünkü sevgiyi ancak imanla yaşayabiliriz. Biz millet olarak öyleyiz biz. Biz kimi severiz; Allah’tan korkanı, Allah’ı seveni, güzel ahlaklı olanı, dürüst olanı, samimi olanı, iyi niyetli olanı, değil mi? Biz Allah’tan korkmayanı sevemiyoruz millet olarak, sevmiyoruz yani. Mayamız bu, imanımız bu, inancımız bu. İnşaAllah güzel çok güzel bir şey. Kılıçdaroğlu da burada hoş bir harekette bulunmuş. Bak maşaAllah, hepsi el açmış Allah’a dua ediyorlar. Ne güzel. Bak hemen sözümüz üzerine olması çok güzel. “Maden işçileriyle Fatiha okudu, kaderi anlattı’’ yani kader Cenab-ı Allah’ın takdiridir. Mesela, madende çökük oluyor, göçük oluyor, bu ne zaman olmuş oluyor; sonsuz evvelde. İstediğin tedbiri al, ne yaparsan yap, bu olur. Ama bu tedbir almamayı gerektirmez. Biz sonuna kadar tedbir alırız, her türlü sebebe sarılırız ama tedbir takdiri bozmaz. Allah’ın kaderi değişmez. O bir şekilde göçer. Metan gazı olmaz, deprem olur, deprem olmaz başka bir şey olur fakat illaki göçer, bu olur. Onun için burada hükümeti suçlamak yakışık almaz, ayıp olur. Çünkü dünyanın her tarafında bu tip olayların olduğunu duyuyoruz, duyduk, görüyoruz. Yani en ileri memleketlerde bile bu tarz grizu patlamaları, maden göçmeleri, göçükleri oluşuyor. Tabii teknoloji daha ilerlesin, gönlümüz istiyor ki daha akılcı faaliyetler yapılsın, oraya insan değil de robot sokulsun, robotlar oradaki madeni çıkarsınlar, değil mi? İnsanlarımızı öyle yerin 500 küsur metre altına niye sokalım yani? Dünyanın başka yerinde de olmasın. Yazık yani, Hıristiyanlara, Musevilere de bir şey olmasın. Değil mi? Her kim olursa olsun olmaz. İnşaAllah güzel gelişmeler olacak. Fakat hangi parti gelir de bu göçüğü önler dersek, bu pek mantıklı olmaz. Tabii çünkü devlet politikası vardır Türkiye’de sadece bir hükümet politikası yoktur. Devlet vatandaşına sahip çıkar. 100-150 yıldan beri bu faaliyetler yoğun olarak devam ediyor. Bilim bu yönde sürekli gelişiyor ve gerekli tedbirler alınıyor. Türkiye’de de modern tedbirlerin hemen hemen hepsi alınıyor. Her türlü sebebe sarılınıyor. Onun için suçlamalardan kaçınıp daha fazla tedbirleri artırmak da fayda var. O küskünlüğe ve gerginliğe sebep olur ve samimi bir tavır da olmaz bu. Her olayın arkasından bir suçlu arama mantığı değil de samimi olarak hatası varsa onu düzeltmek için tedbir alınabilir. O şekilde olması lazım.
Bizim bir davamız vardı, biliyorsunuz. Ben daha önce 3 yıl hapse mahkûm edilmiştim. Sonra Yargıtay bu davayı bozdu. Birçok yönden bozdu. Çünkü Cumhuriyet Savcısı da ne demişti? “Bu dosyada hiçbir tane, tek bir tane sanıklar aleyhine delil yok.” Yani “suçlayıcı bir delil yok. Suç mahiyetinde bir delil yok”, dedi. Cumhuriyet Savcısı söylüyor bunu. İkincisi ne dedi? “Sanıkların ifadesi yanlarında avukat olmadan ve işkenceyle alınmıştır. Bu nedenle de polis ifadeleri geçersizdir”, dedi iki. Üçüncüsünde de çok önemli bir şey dedi. Benim sağ kolum olarak bilinen Bülent Tatlıcan denen bir arkadaşımız vardı. Çok zeki, yaman bir kardeşimiz. Her yere benimle gider gelir, yemeklerimizin hazırlanmasında yardımcı olur, telefon açılmasına, Allah razı olsun. Bütün çocukluğundan beri. 18-19 yaşında gelmişti, 40 yaşına kadar falan hep böyle yardımcı oldu. Bu kardeşimiz dahil diğer kardeşlerimize mahkeme beraat kararı verdi. Benim kardeşlerim de aynı konumdalar yani onların bulunduğu yerde o da vardı. Eğer bir şey olduysa o da orda, onunla oldu. Olmadıysa onunla da olmadı. “O beraat ettiğine göre, hepsinin beraat etmesi gerekiyor” diyor mahkeme. Siz buna beraat verdiniz, bu kişiye mahkeme. Arkadaşlarına da beraat verdiniz, aynı dosya, aynı deliller, aynı şahıs, o da onların yanında anlamında savcı açıklamada bulundu. Bu kişiye her yönüyle beraat verdiğinize göre çünkü mahkeme çok kapsamlı açıklamayla beraat verdi arkadaşımıza. “Bu arkadaşlara da beraat vermeniz gerekiyor”, dedi. Üç noktadan beraatımızı istedi. Bir, hiç delil olmamasından dolayı. “Dosyada hiçbir delil yok” dedi. İkincisi, “işkenceyle ve yanlarında avukat olmadan, bunlar geçersizdir“ dedi. Üçüncüsü, “aynı durumda olan kişiye siz beraat verdiniz, hepsine beraat vermeniz gerekir”, dedi. Buna rağmen mahkeme devam etti. Bana 3 yıl ceza verildi. Sonra da Yargıtay birçok yönden bozdu davayı. Şimdi o dava yeniden görülüyor. Biz bunu Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne taşıdık. Benim adıma dava açtık. Yani bu konuyla ilgili, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi bu mahkemenin hükmünü yani konumunu artık neyse nasıl değerlendirdiyse, bu ilgili kişilerin 100 milyon lira maddi tazminatına mahkûm etti. Mahkûm etti derken, istiyor yani şu an. “Bu parayı vereceksiniz” diyorlar. Mahkûm etti mi deniyor buna, talep mi ediyor neyse. Talep ediyor, evet. Şimdi ben bu parayı almam. Ben çünkü fakirin, fukaranın, bütün milletimizin, mazlumların vergileriyle alınan bir parayı bana getirip verirlerse, ben o parayı almam. Burada amaç ne? Haklılığımı vurgulamak. Eğer bu şey bu hüküm benim haklılığımı gösteriyorsa tamamdır. Nitekim de lehime oldu dava, inşaAllah. Ben öyle anladım, bilmiyorum yani çünkü 100 milyon lira mahkûm ettiğine göre.
SUNUCU:Karşı tarafın sizin adınıza tazminat davası açması.
ADNAN OKTAR: Bana bu paranın verilmesini istediğine göre Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, beni herhalde iyi bir yolda buldu. İyi bir şey görmüş gibi, bilemiyorum ben öyle anladım. Veyahut her neyse de, iyi bir karar vermiş gibi görünüyor. Ama ben parayı istemiyorum. Ben burada sembolik, anlamak durumu kavramak için. Dilekçe vereceğim, ben bu parayı istemiyorum. Ben almam bu parayı. Alınır mı o para? Ama mesela belki 1 milyon lira falan sembolik olur. Şöyle olabilir, alırız, Mehmetçik Vakfı’na veririz. İşte bu kadar. Çok sağlam tamamdır. Alacağım ve götürüp Mehmetçik Vakfı’na vereceğim.
SUNUCU:Hocam bir değerli izleyicimiz size bir hadisi açıklar mısınız diye bir soruda bulunmuş. “Hocam, bu hadisi açıklarsanız çok sevinirim”, demiş. “Ayrıca onu Hz. Mehdi (a.s.)’ı zindanlarına atmakla bir ateş içine attığını zannederler. Hâlbuki onu Cennete atmıştır. Zira mümin, deccalin Cehenneminde olsa bile gönlü adeta Cennettedir. Müslim-i Şerif'in mütercimi Mehmed Sofuoğlu buradaki Cennetin dünya bahçelerinden bir bahçe olduğunu söyler. (Mehdilik ve İmamiye, s. 40) Derya Zeyneloğlu bize böyle bir soruda bulunmuş.
ADNAN OKTAR: “Hocam, bu hadisi açıklarsanız çok sevinirim, demiş. “Ayrıca onu Hz. Mehdi (a.s.)’ı zindanlarına atmakla bir ateş içine attığını zannederler. Hâlbuki onu Cennete atmıştır. Zira mümin, deccalin Cehenneminde olsa bile gönlü adeta Cennettedir. Müslim-i Şerif'in mütercimi Mehmed Sofuoğlu buradaki Cennetin dünya bahçelerinden bir bahçe olduğunu söyler (Mehdilik ve İmamiye, s. 40)”. Evet, Hz. Mehdi (a.s.) demek ki böyle hapishaneyi andıran fakat acı çekilecek, zulüm yeri olan bir yere konulacak. Orası da yeşillik bahçelik bir yer olacak. Gerçi zulüm ortamı olacak ama o manen o gözle baktığı için, iman gözüyle baktığı için orası ona Cennet gibi gelecek. Manen Cennet gibi gelecek. Hapishanenin dışında da böyle bir zulüm ortamına gönderileceği Mehdi (a.s.)’ın anlaşılıyor bu hadisten.
SUNUCU:Hocam, bir de Rusya’dan Semur İsayev diye bir izleyicimiz yazmış. Aynen yazdığı gibi okumamı ister misiniz? “Salam, ben sizi Rusya’dan narihat edirem. Ben bilmek isterdim ki niye Harun Yahya’nın etrafında diğer Türk bayrakları değil de ancak Türkiye-Azerbaycan bayrakları var. Evvelceden teşekkürler.”
ADNAN OKTAR:Şimdi bütün Türk bayraklarını koyarsak buraya sığmaz. Yaklaşık burası kaç metre diyelim? 4 metre falan.
SUNUCU: Hocam, sizleri çok sevdikleri için, kendi bayraklarını da görmek istiyorlar.
ADNAN OKTAR: Evet, ama evimizde var. Yani onlar yeterli, inşaAllah. Bu sembolik, yani eğer Azerbaycan bayrağı varsa zaten bütün Türk devletlerinin bayrağı var demektir. Mesela sırf Filistin bayrağı olmuş olsa, bütün İslam aleminin bayrağı var demektir. Yahut mesela sırf bir Mısır’ın bayrağı olsa, bütün İslam aleminin bayrağı var demektir. Semboliktir, yani dış ülkelere, Müslüman ülkelere ve Türk ülkelere sevgiyle baktığımızı, onların bayraklarını kendi bayrağımız gibi saygıyla ve sevgiyle bağrımıza bastığımızı vurgulamak için semboliktir Azerbaycan bayrağı. Yoksa bizim için Türkmenistan bayrağı da önemli, başka Müslüman ülkelerinin bayrakları da önemli.
SUNUCU: Her hafta başka bir bayrak mı taksak Hocam?
ADNAN OKTAR: Bu yeterli. Sembolik olarak bu tam vurguluyor yani. Anlamı çok önemlidir. Mesela, bir partinin, bir şeyin bir sembolü olur, değil mi? Küçük bir semboldür ama birçok şeyi ifade eder. Yani her şeyi içinde derç etmeye gerek kalmaz. Bir şeyi hepsini anlatır. Böyle düşünecekler, inşaAllah. Sembolik olduğunu düşünürlerse, anlamına bakarlarsa, her şeyi içine alan bir sembol, inşaAllah.
Polis konferans salonuna anarşist, terörist takımını almamış, onları dışarı çıkarmışlar. İnşaAllah. Salon kaliteli dinleyiciden oluşuyormuş şu an. Güzel güzel dinliyorlarmış.
ALTUĞ BERKER: O zaman, demin söylemiştiniz Hocam, şimdi belki gösterebiliriz. Mehteran.
ADNAN OKTAR: Evet, sen mi buldun?
ALTUĞ BERKER: Haber vardı Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Nerede bu?
ALTUĞ BERKER: Bu mehteran Moskova’yı inletmiş Hocam.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah, “Mehteran, Kalinka ile Moskova’yı inletti” diyor. MaşaAllah, koçyiğitleri görüyor musun? MaşaAllah, şahane olmuş.
SUNUCU: Ceddin Deden marşıyla girmişler Hocam.
ADNAN OKTAR: Evet çok güzel olmuş. “Dünyanın en eski askeri bandolarından Mehteran, bu kez Moskova’nın ünlü Golki parkını inletti” diyor. “Topkapı ve Kremlin Sarayı Müzesi işbirliğiyle düzenlenen etkinlikte konser alanına, Ceddin Deden marşı ile giren ekibi ziyaretçiler ilgiyle izledi. Mehter takımı geleneksel çalgılarla Rusların ünlü halk şarkısı Karinka’yı da seslendirerek sürpriz yaptı” diyor.
ALTUĞ BERKER: Hocam, Osmanlı’dan sonra Kıbrıs’a da ilk Mehteran’ı siz göndermiştiniz inşaAllah. Ben de bizzat oradaydım. “İlk defa duyuyoruz Osmanlı’dan sonra” dediler. Mehteran inledi orada Hocam.
ADNAN OKTAR: Evet. Elhamdülillah. O da çok tarihi bir olay olmuştu hakikaten, Kıbrıs’ı böyle elimizden almak için çok uğraşıyorlardı o devirde. “Biz Kıbrıs’tan bir çakıl taşı dahi vermeyiz” dedik, değil mi, evvel Allah. Buradan ne kadar eski bakanlar, milletvekilleri, genel müdürler, böyle çok seçkin bir bürokrat ekibini uçağa doldurduk, havadan indirme yaptık Kıbrıs’a inşaAllah. Rauf Denktaş Beyefendiyi inşaAllah Ceddin Deden’le karşılatmıştım. İnşaAllah dedim, “Cumhurbaşkanı gelmeden önce mehter dursun, tam Cumhurbaşkanı gelirken, Ceddin Deden’le içeri alın salona alın” dedim. Aynen o şekilde oldu, şahane olmuştu. Ben Rauf Denktaş’ı severim ben söyleyeyim yani. Aleyhinde konuşanlar vardı, şöyle böyle. Beni hiç ilgilendirmez. Sevgi duyduğum, saygı duyduğum bir insan. Çünkü hakikaten halis kan Türk milliyetçisidir, Atatürkçüdür, Müslüman evladıdır. Mason, şu bu falan derler, ben hiç takmam öyle şeyleri. Benim için Müslüman olması, Allah’ı sevmesi, Kuran’a bağlı olması yeterlidir. Hatta Kuran’ın tefsiriyle ilgili kitap yazmış. Kitap yazmış, değil mi? Sure tefsirleri var, açıklıyor, anlatıyor. Ben böyle insanı baş tacı ederim, bıraksınlar bunu. Yani hiç, ne derlerse desinler inanmam ben. Ayrıca olabilir de, mason da olabilir. Yani o, benim ona karşı sevgimi ve saygımı engellemez. Yani inançlı olduktan sonra, bana ne mason olmasından. Mason, nereye kaydolursa kaydolsun istediği yere kaydolabilir. Tabii. O bir dernek. Mühim olan onun, İslam’ı, Müslümanlığı samimi olarak savunması. Candan bir mümin tavrı göstermesi inşaAllah.
Lozan’ın fethi münasebetiyle Mehteran bize güzel bir müzik ziyafeti sundu, maşaAllah. Hakka karşı çırpınmanın bir alemi yok, sonunda mutlu olacaklar, ne güzel. Biz onlara sevinç getiriyoruz. Kardeşim diyor ki, “ben öldükten sonra yok olacağım.” Ben de diyorum ki, “öldükten sonra sen sonsuza kadar yaşayacaksın” diyorum. Daha ne istiyorsun sen? Ne güzel Allah var diyorum, sonsuz güç sahibi. Sen diyorsun ki, kâbustan bahsediyorsun “ben tesadüfen oldum”, diyorsun maymun olduğunu iddia ediyorsun. Değil mi? “Ne olacağı belli olmayan bir kaos içinde yaşıyorum” diyorsun. Ben de böyle bir şey yok. Her yer intizam içerisinde, her yer muntazam yaratılmış. Çok büyük, sonsuz bir güç tarafından yaratılmış, Allah’ın kontrolündesin. Allah’ın insanlara olan yardımı, Allah’ın devam ettirme durumu bir durmuş olsa tarumar olur alem. Bunu söylüyoruz. Ve hak, net delillerle ben bunu anlatıyorum, açıklıyorum. Sonunda da kanaat getiriyorlar. Değil mi? Türkiye’de de bak Darwinistler direniyorlardı, bak çil yavrusu gibi dağıttık. Bitti, bu kadar. Yüzde 99 şu an Türkiye’de. Demek ki oluyormuş. Şimdi Lozan’ı, İsviçre’yi, inşaAllah. Norveç, Danimarka, Finlandiya hepsini teker teker Allah’ın izniyle sıradan gideceğiz inşaAllah.
SUNUCU: Hocam, sizin söylediğiniz ve öne sürdüğünüz bilgiler karşısında zaten insanların söyleyecek cümleleri kalmıyor. Bu durumda dağılmaları gerekiyor ya da susmaları.
ADNAN OKTAR: Evet maşaAllah.
ALTUĞ BERKER: Bu şeyden bahsetmiştiniz Hocam, geçen gün. Şimdi yeri geldiği için söylüyorum. Ölümü hatırlatmıştınız, birçok kişiyi saymıştınız tanınmış insan. Şimdi yoklar demiştiniz Hocam. Onunla ilgili arzu ederseniz.
ADNAN OKTAR: Mesela bak tabii, her gün görürdük biz Turgut Özal’ı. Dünya kimseye kalmıyor. Bak mesela Allah rahmet etsin. Mesela Ecevit daha dün gibi, değil mi? Allah rahmet etsin. Reagan, evet. İsmail Cem, bak ortalarda gezen bir insandı daha yeni inşaAllah. Sakıp Sabancı, Vehbi Koç, Üzeyir Garih, Allah rahmet etsin. Hasan Doğan, çok değerli bir ağabeyimizdi. Allah rahmet etsin. İhsan Doğramacı, masondu ama millete faydası oldu. Türkan Saylan. Osman Yağmurdereli çok neşeli bir insandı, Allah rahmet etsin. Duygu Asena çok nezih bir insandı. Ahmet Vardar, çok yamandı, Ahmet Vardar. Ercan Arıklı, Oğuz Aral, Ufuk Güldemir. Bak daha dün gibi, değil mi? Hepsi yaşıyorlardı yani. Anthony Quinn, Charlton Heston. Grace Kelly, Pavarotti, Frank Sinatra. Bunlar biraz daha eskiler ama öbürleri yeni. O zaman mesela bu devirde falan sorsan, “dünyalar benim” diyordu. Tabii. Cenk Koray, Sadri Alışık. Gazanfer Özcan, daha dündü, değil mi? Daha yeni konuşuyordu televizyonda. Kerem Yılmazer, o da mesela sürekli ortada olan bir insandı. Yılmaz Zafer, o da genç delikanlıydı. Barış Manço, sürekli ortada olan bir insandı. Hülya Hanımın annesi Emral Avşar. Suna Pekuysal, sürekli tanıdığımız bildiğimiz sevdiğimiz bir insan. Kemal Sunal, daha hala filmlerini seyrediyoruz. Adile Naşit, bak herkesin yakından tanıdığı insanlar. Erol Taş. Bak dünya kimseye kalmıyor. Tabii. Bir nesil hepsi gittiler. Tabii. Ki bak genç de dinlemez. Cenab-ı Allah vesile etti mi mesela Derya Arbaş, Hadi Çaman, Barış Akarsu.
SUNUCU: Zamanı gelince herkes gidiyor.
ADNAN OKTAR: Tabii. Mesela bunlar hep genç yeni hep. Farrah Fawcett. Bak bu güzelim genç kız hepsi vefat etti. Tabii mesela bu, zamanında, çok kısa bir süre önce değil mi sürekli gündemde olan insanlar bunlar. Ki önü sonu yok, saysak yani. Ama insanlar çok çabuk unutuyorlar. Çok çabuk unutuyorlar tabii.
SUNUCU: Bir de Hocam hayattayken değerlerini bilmiyoruz. Kaybettikten sonra, işte anıtları, yapıtları, işte belirli bir süre çok fazla gündeme geliyor. Sonra tekrardan siliniyor ortadan.
ADNAN OKTAR: Şimdi vefat ettikten sonra unutuyorlar. Yani öyle bir konu olmuyor. Mesela Barış Manço, unutuldu gitti. Sakıp Sabancı, unutuldu gitti. Çok az insan, mesela ölüm yıl dönümünde çok az insan oluyor. Ama ilk başta çıktığında Sakıp Sabancı çok heyecan uyandırıyordu. Mesela Barış Manço, televizyona çıktığında herkes televizyona gelirdi. Yani ne anlatıyor, ne yapıyor, konuşuyor diye. Değil mi? Bayağı seviliyordu. Bir anda unutuluyor. Değil mi? Mesela Ahmet Vardar da öyle. Konuştu mu mesela millet ilgiyle izliyordu. Ama yok şu an, hepsi toprak altındalar.
Şimdi bu konuda, demin anlattığım konuyla ilgili bir açıklama getirmişler. “Ana davada, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin ihlal edildiğini belirterek 2009 yılında dava açmıştım.” Yani bana yapılan bu 3 yıl hapis cezasıyla ilgili davada Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne dava açmıştım. 2009 yılında, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, insan hakları sözleşmesinin ihlal edildiği belirlemiş ve işte tazminat ödemesi için teklif getiriyor, getirmiş Hükümet’e, devlete inşaAllah. Burada, bir mağdur olduğumuzu yani bizim mağdur konumda olduğumuzu vurgulamış oluyor mahkeme. Mühim olan bu. Yani özetle bunu diyelim. Şimdi demin konuları anlattım ama özeti budur. Benim mağdur olduğuma karar vermiş, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi. Yani inşaAllah. “Ödeyin, ödemezseniz işte neticelendireceğim” diyor inşaAllah. Biz de tabii parayı talep etmeyiz. Yani ederiz de Mehmetçik Vakfı’na evet inşaAllah.
SUNUCU: Hocam sorularımız çok.
ADNAN OKTAR: Tamam, devam edelim.
SUNUCU: “Hocam, iman etmeyen insanların müminlere sordukları samimiyetsiz bazı sorular Kuran’da dikkatimi çekti. Sizin görüşlerinizi de öğrenmek istedim. ‘Ona Rabbinden bir ayet indirilmeli değil miydi?’ dediler. Ve derler ki: ‘Ona bir melek indirilmeli değil miydi?’ dediler. Dediler ki: Sen bizim ilahlarımızdan çevirmek içim mi bize geldin? Şu an eğer doğru söylüyorsan, tehdit ettiğin şeyi, bize getir. Derler ki: eğer doğruyu söylüyorsanız, şu tehdit ne zamanmış? Dediler ki: Biz yer (toprağın için)de yok olup gittikten sonra, gerçekten biz mi yeniden yaratılmış olacağız?”
ADNAN OKTAR: “Hocam, iman etmeyen insanların müminlere sordukları samimiyetsiz bazı sorular Kuran da dikkatimi çekti. Sizin görüşlerinizi de öğrenmek istedim.” Peygamberimize (s.a.v.) soruyorlar Enam Suresi, 37’de, şeytandan Allah’a sığınırım “Ona Rabbinden bir ayet indirilmeli değil miydi?" dediler.” Yani bir mucize. “Ve derler ki: "Ona bir melek indirilmeli değil miydi?"Cübbeli’nin dediği gibi. Cübbeli diyor, “bir Melek indirilsin. Mehdi denen kişi diyor ortaya çıkarsa, biz Melek görmezsek ona inanmayız. Başının üzerinde bir melek görmemiz şart” diyor. O zaman ki müşrikler ne diyorlar? “Ve derler ki: ‘Ona bir melek indirilmeli değil miydi?’" Cübbeli yanlış hareket ediyor. Enam Suresi, 8. Yani Kuran ayetine göre doğru değil söylediği söz. “Dediler ki: Sen bizi ilahlarımızdan çevirmek için mi bize geldin?” Darwinizm, materyalizmden, Darwin’den, Marks’dan, Engels’den bizi ayırt etmek için mi geldin? Asrımıza uygulaması bunun. “Şu halde eğer doğru söylüyorsan, tehdit ettiğin şeyi, bize getir.” Yani “Kıyamet bir gelsin görelim” diyorlar. Biz de ne diyoruz? “2120’de göreceksiniz” diyoruz. İnşaAllah. Ahkaf Suresi, 22. Bu birinci anlamı Kuran’da Peygamberimize (s.a.v.) bakıyor. Oradaki olayları anlatıyor. Ama her asra bakar tabii. “Derler ki: Eğer doğru söylüyorsanız şu tehdit ettiğiniz azap ne zamanmış?” Biz de zamanını belirtiyoruz işte Allah’ın izniyle. İnşaAllah.
SUNUCU: Peki Hocam bu 2012 tarihi, o tarihte de bir şeyler yaşanılacağı söyleniyor.
ADNAN OKTAR: 2012’den sonra İslam’da, Müslümanlarda müthiş bir atak, Mehdi (a.s.)’ın üstündeki baskı da müthiş şiddetlenecek, Mehdiyet ve Mehdi (a.s.) cemaatine yönelik. “Hamiyet-i İslamiye feveran edecek” diyor. O şeyden sonra baskı artacaktır, Müslümanlara da baskı artacak. Ama Müslümanlıkta da muazzam bir gelişme başlayacak. Hem materyalizm şiddetle çökmeye, dünya çapında çökmeye devam edecek. Bir de Allah Hadi ismiyle tecelli ediyor. Artık yani insanların aklı açılacak, ruhları açılacak. İnsanların üzerinde bir kabuk var şu an. Yani kabuk gibi bağladı şeytan birçok insanı üstünü. Şeytan mağlup oluyor artık. Yani şeytan insanların üzerinden çekilmeye başlayacak. İnsanlara basiret, feraset gelecek. Allah insanlara Hadi ismiyle tecelli edecek, Mehdi (a.s.) geldiği için. Hadi ismiyle tecelli etti mi hidayet nurları yayılıyor. İnsanlar kitleler halinde iman etmeye başlıyorlar. On bin kişi, yüz bin kişi mesela bir milyon insan bile hidayete gark oluyor Allah tarafından. Kuran’da da ayet var şeytandan Allah’a sığınırım “insanların Allah’ın dinine dalga dalga girdiklerini gördüğün zaman, Rabbini hamd ile tesbih et” diyor, değil mi?
ALTUĞ BERKER:Nasr Suresi.
ADNAN OKTAR:Nasr, evet. Bu olay inşaAllah ahir zamanda, şu an tahakkuk etmeye doğru gidiyor inşaAllah.
SUNUCU: O zaman Hocam 2012’den sonra Kıyamet alametleri başlangıcı mı?
ADNAN OKTAR:2012’den sonra Mehdiyet daha netleşir, daha keskinleşecektir. İttihad-ı İslam daha gündeme gelecektir. Şimdi mesela biz Allah’ın izniyle bunu başlattık. Geçenlerde konuşmalarımdan sonra Nur talebelerinde geniş çaplı bir ittihad-ı İslam muhabbeti, ittihad-ı İslam anlatımı başladı. Geniş çapta. Bu zaten vardı, fakat örtülüydü. Bu örtüyü kaldırdılar. Bu çok güzel. Her yerde bu istenecektir. Her yerde bu yayılacaktır. İslam alemi perişan durumda. Yani mesela herkes burada rahat yaşıyoruz ama Afganistan’da sürünüyor kardeşlerimiz. Çok ilkel şartlarda, çok perişan şartlarda, o çocuklar, o insanlar. Irak’ta öyle, Çeçenistan’da, orada insanlarımız çok perişan Çeçenistan’da. Çok çok perişanlar. Yazık, iki tarafa da yazık yani. İki tarafa da yazık. Orada inşaAllah Çeçen halkın oylarıyla, Çeçen halkın samimi kanaatiyle demokratik bir seçim yapılır, halkın istediği parti iktidara gelir. İnşaAllah istenilen budur. Yani orada baskı olmamasını diliyoruz. Şu an durum nedir tam bilemiyorum ama oradan bizim isteğimiz şu; iki tarafın anlaşması, sükûnetin sağlanması, Rus askerlerinin Çeçenistan’dan çekilmesi. Yani tamamen Çeçen milletine Çeçenistan’ı bırakmak lazım.
SUNUCU:Halkın istediği gibi.
ADNAN OKTAR:Tabii halkın istediği. Türkiye’de mesela şimdi Rus askeri olsa, kim bunu ister yani? Allah vermesin. Felaket olur bu. Zaten Türkiye böyle bir şeyi kabul etmez. Türk Milleti de kabul etmez. Ne Rus askeri kalır ne Türk askeri kalır öyle bir şey de, Allah esirgesin yani. Sel gibi kan akar, Allah vermesin. Bizim milletimiz esaret kabul etmez. Mayasında var onun.
SUNUCU: Milliyetçilik duygularımız.
ADNAN OKTAR:Olmaz bizim milletimiz yani ölümü tercih eder. Ölümü tercih eder. Kabul etmez. “Öldür ama ben bunu kabul etmiyorum” der. Mayası öyle milletimizin. Ama şimdi Çeçenler orada kardeşlerimiz, dünyanın hiçbir yerinde bu yakışık kalmaz. Yabancı bir ülke askerinin başka bir yerde ne işi var, değil mi? Rusya çekilsin. İstirham ediyoruz, çekilsin. Ama orada da tam demokratik bir ortam olsun. Yani biz “Rusya çekilsin de orada silahlı eylemler olsun, olay olsun” demiyoruz. Yani bir orta yol bulunur. Türkiye hakem olsun. Yazık orada gençlerimize. Çok fazla insan şehit ediliyor. Yani müthiş zulüm. Geçen gün bana bir tane film seyrettirdiler. Yani kepazelik. Allah vermesin, rezalet. Allah vermesin. Yani çok rahatsız oldum. Hiç tahmin etmediğim bir durumla karşılaştık filmi seyredince. Putin aklı başında bir insan. Yani nezaketli bir insan. Türkiye garantör olsun. Bakın Türkiye garantör olsun, Rus askeri çekilsin. Orada da sükûnet sağlansın. Tam demokrasi gelsin. Demokratik seçimler olsun. Ama baskı olmaz. “Rusya çekildi, hadi biz ortaya çıkalım”, işte “asarız, keseriz, bombalarız, dediğimizi yaptırırız”, bu da olmaz. Halkı rahat bırakacağız. Diyeceğiz ki, “kardeşim, canım, ciğerim insanlarımız. Ne istiyorsunuz? İstediğiniz partiler şunlar, şunlar. Herkes gitsin, istediği partiye oyunu versin. Parlamentoda herkes kendi oranında temsil etsin. Tam demokratik bir ortam olsun.” Bunu Türkiye çok rahat sağlayabilir. Yani Allah rızası için bunu yapsın. Çünkü bize gelen haberler felaket. Felaket, felaket. Yani çok acayip. Alttan alta, alttan alta böyle cinayetler, olaylar, karmakarışık suikastlar.
SUNUCU:Küçücük bebekleri öldürüyorlar, Hocam.
ADNAN OKTAR:Yazık, günah. Yani Allah vermesin. Buna Türkiye mutlaka el koysun. İstirham edelim Putin’den. Çünkü hakikaten konuşmaya, sohbete, anlatıma açık bir insan. Çünkü işgalden zevk alacak bir millet de değil Ruslar. Yani ne yapsın işgal edip de yani? Onlar da kendini göre bir telaşı var tabii, tedirginliği var. Böyle bir terör mü çıkar acaba, anarşi mi çıkar, böyle bir zoraki iktidar gaspı mı olur gibi düşünüyorlar. EvvelAllah hiçbir şey olmaz. Oraya olacak olan şu: Türkiye’den bir tabur gidecek, fazla değil. Evet evet bir tabur. O kadar. Bir tabur gidecek, Rus askeri çekilecek. Hiçbir şey olmaz. Çeçenler çok nezaketli millettir. Çok asildir, soyludurlar. İnşaAllah verdikleri sözü tutarlar. Halim selim bir ortam olur. Kardeşim, o filmde seyrettiklerim nedir? Yani akıl alacak gibi değil. Rezalet. Bakın diyorum, iki tarafa da yazık. İki tarafa da yazık, değil mi? Türkiye bunu birinci konu olarak ele alsın bence. Rusya ile hemen konuşalım. Medyedev de öyle, çok efendi bir insan. Çok nezaketli, çok saygılı bir insan, nezih insanlar. Yüzde yüz garanti verelim inşaAllah. Oradan da garanti alalım. Yani karşıt unsurlardan da garanti alınır. Yani Rusya’nın mücadele ettiği kişilerden de garanti alabiliriz, alınır. Türkiye o garantiyi alabilir. Her yerden garanti alabilir inşaAllah ve garantör devlet olarak Türkiye orada bir süre durur, bu kadar. Yani gayet güzel tıkır tıkır gider. Bu bela dursun. Bir an önce bunu durduralım. Çok, çok rahatsız edici. İnşaAllah. Ama kimse kimseden intikam almaya kalkmasın. Yani bu olanı bu şekilde kalsın. İntikam almaya kalkınırsa bu çok uzar ve olmasın. Müslümanlıkta bu yakışır kalacak bir şey değildir. Karşılıklı birbirilerini affedecekler ve konu kapanacak. Unutacaklar. İntikam gözüyle baktın mı Kıyamete kadar gider bu.
SUNUCU:Tamamıyla bir barış sağlanması gerekiyor.
ADNAN OKTAR:Hiçkimseye de bunun faydası olmaz. Unutacak. Kaderde bu olmuş bir kere. Bunu bu şekilde bitirelim, inşaAllah. Allah’ın izniyle.
SUNUCU:Hocam çok hoş sohbetimiz devam ediyor ama bir ara vermemiz gerekiyormuş.
ADNAN OKTAR:Tamam çok iyi olur.
SUNUCU:İlanlardan sonra devam edeceğiz.
Programımıza kaldığımız yerden devam ediyoruz.
ADNAN OKTAR:Evet inşaAllah. Bana benim okuyacağım sorular getirmişler. Çünkü bir kısmı böyle alengirli konuşmalar yapan kardeşlerimiz de oluyor. “Saygıdeğer Adnan Hocam” diyor. “Hayırlı akşamlar. Geçen akşamki röportajınızda sizi ziyarete gelen masonların arkadaşlarınızdan biri eşliğinde Ayasofya’da”, küçük Ayasofya’da yalnız, Ayasofya Camii’nde değil. Küçük Ayasofya. Onun bitişiğindeki cami. Ama tabii o camiye dahil. Ayasofya’ya dahil, Küçük Ayasofya. “Ayasofya’da namaz kıldığını söylediniz. Hz. İsa (a.s.)’ın vazifesine başladığını düşünürsek, acaba masonlarla görüşmüş olabilir mi? Zira namaz kılmaları çok güzel olmakla beraber oldukça değişik bir durum. Bu konu hakkında neler söylemek istersiniz? Saygılarımla. Kardeşiniz Ufuk, Antalya.” Ufuk kardeş, tabii benim de aklıma geldi senin söylediğin bu konu işin doğrusu. Çünkü bu kişiler çok üst dereceli masonlar. 33 dereceden masonlar ve ünlü locaların yöneticileri ve Avrupa’daki birçok mason locası hatta Ortadoğu, Balkanlar’daki bütün mason locaları onlara bağlı. Bir de Amerikan hükümetine de etki eden, doğrudan etki eden ciddi bir güç. Yani dünya hükümeti gibi bir güç masonluk. Tabii birden habersiz gelmediler. Hem Musevilerin bu olaydan haberi var, yani üst düzey yöneticilerin bu olaydan haberi var, hem de onların da üzerindeki yüksek şuranın bilgisi dahilinde geldiler. Dolayısıyla ben namaz kılmalarını doğrusu sürpriz olarak karşıladım. Ben Kuran okumalarına bile hayret ettim. Onda bile şaşırdım. Allah’a hamdettim, “maşaAllah” dedim. Baktım üslupları Müslüman üslubu. Yani Kuran’a karşı, İslam’a karşı ve bizlere karşı derin bir sevgileri olduğunu gördüm. Bana karşı mesela çok coşkulu bir sevgileri var. Mesela bu benim çok dikkatimi çekti. Müthiş güvenleri var. Tamamen kendilerini bize emanet ediyorlar. Çünkü ben yani bir kısım çevrelerde anti-semit yani Yahudi düşmanı ve mason düşmanı olarak bilinirim. Ama gelen Musevi gençler babasının evine gelmiş gibi son derece güvenle geliyorlar. Evimizde yemek yiyorlar, mutfakta oturuyorlar. Geçenlerde doluştular böyle köfte gibi, acayip sevimliler, böyle birçok Musevi genç. Müthiş güveniyorlar. Demek ki, hakikaten güvenir insan olduğuma samimi kanaatleri var. Yani en yukarıdan, en zemine kadar. Mesela masonlar da öyle. Tamamen bize emanetler burada. Her şeyleriyle bize emanetler ve tam güveniyorlar ve hakikaten coşkun bir sevgileri var. Yani ben şaşırdım sevgilerine. Müthiş bir saygı ve şiddetli bir sevgileri var. Şimdi akla gelmeyecek gibi değil tabii. Hz. İsa (a.s.)’ın talebelerinin etkisindeler mi acaba? Onlar mı yönlendirdi mi gibi aklıma geldi. Gelmedi değil. Olabilir. Yani, çünkü çok olağanüstü. Gidip Ayasofya’da tadil-i erkânla aynı şekilde bizim kardeşlerimizle namaz kıldılar birlikte. Net yani imam da gördü orada. Cemaatle oldu namaz kıldılar. Namaz kılanları seyretseler bile hayret verecek bir şeydir bu, camiye girmeleri bile hayret vericidir. Allah’ın varlığını ve birliğini savunmaları. Bakın ben burada İslam ahlakının dünyaya hâkimiyetinden bahsettim, gayet güzel karşıladılar. Hayır, “öyle bir şey olmaz” demediler. “Böyle bir şey istemiyoruz” da demediler. Gayet güzel buluyorlar, gayet hoş buluyorlar. Şimdi bu hayret verici tabii ki bu. Bu gelenler demektir ki bütün Amerikan masonluğu demektir. En kilit adamları geldiler inşaAllah. En hareketli, en loca içerisinde bağlantıları kuran kişiler bunlar inşaAllah. Ki diğerleri de gelecektir ayrıca yine birçok mason locası mensubu, 33 derece Meşriki Azamlar gelecekler önümüzdeki günlerde. Bir harikalıktır devam ediyor. Ben de şaşkınlıkla izliyorum. Kardeşimizin dediği kalbimdeydi ama Ufuk kardeşimiz onu söyleyince tabii artık ben de açıkça söylemek durumunda kaldım. Benim hayret ettiğim o kadar çok olay var ki, o kadar şaşırdığım olay var ki. Bu bir tanesi inşaAllah.
“Selam olsun biricik değerli Hocama” diyor. MaşaAllah, Dilara sen de bizim biriciğimizsin, canımız ciğerimizsin. Dilara isimli bir kardeşimiz, bir hanım kardeşimiz göndermiş. Allah’ın selamı, koruması üzerine olsun. Allah hidayet nasip etsin, inşaAllah, hidayetini artırsın. “Hocam Tevbe Suresi’nin 33. ayetinde, şeytandan Allah’a sığınırım: ‘Müşrikler istemese de, O, dini (İslam'ı) bütün dinlere üstün kılmak için elçisini hidayetle ve hak dinle gönderen O'dur’ diyor Cenab-ı Allah. Önceki ayette de ‘Onlar, Allah'ı bırakıp bilginlerini ve rahiplerini rabler (ilahlar) edindiler.’” Hakikaten de öyle. Darwinizm'i ilah ediniyorlar, bilim adamlarını yani sahte bilim adamlarını ilah ediniyorlar veyahut rahiplerini ilah ediniyorlar. ‘Ve Meryem oğlu Mesih'i de.’” Mesela Mesih (a.s.)’i de ilah edinmeye kalktılar, değil mi? Teslis inancıyla ve halen de bunu yaşıyorlar. “33. ayeti şöyle yorumlayabilir miyim? Teslis inancına bağlı olan bazı Hıristiyanlar istemese de Allah İslam’ı bütün dinlere üstün kılmak için Hz. İsa (a.s.)’ı ve Hz. Mehdi (a.s.) ile İslam’ı hakim etmek için gönderen O’dur. Ve Allah 33. ayette gönderdiğini söylüyor. Bu sayı Hz. İsa (a.s.)’ın yeniden yeryüzüne gönderileceği yaş olabilir mi? Sevgiler biricik Hocama” diyor Dilara. Ne kadar seviyormuş bu Dilara bizi maşaAllah. Allah sevgisini artırsın maşaAllah. Hz. İsa (a.s.), 33 yaşında göğe alınmıştır. Tabii inişi de 33 yaşında olacaktır. Tam anlamıyla bakıyor ayet. İkinci işari anlamıyla tam hakimiyet, bakın: “Müşrikler istemese de, O, dini (İslam'ı) bütün dinlere üstün kılmak için” yani dünya da ne kadar din varsa hepsinin üstünde, ekonomik, siyasi, kültürel her yönde üstün kılmak için, “elçisini hidayetle ve hak dinle gönderen O'dur.” Çünkü Peygamberimiz (s.a.v.)’e bakıyor bu ayet ama tabii ki bütün dinlere üstün olarak geldi İslam ve halen de öyle. Ama bir de ayeti tam geniş şümulü olarak alırsak o zaman siyasi yönden de, kültürel yönden de, ekonomik yönden de her yönden tam bir hâkimiyete baktığına kanaat getiririz, inşaAllah. O zaman bu açıkça İslam ahlakının hâkimiyetine bakan bir ayettir, inşaAllah. “Onlar, Allah'ı bırakıp bilginlerini ve rahiplerini rabler (ilahlar) edindiler ve Meryem oğlu Mesih'i de.” Şu anki durum bu zaten ve bunun ortadan kalkacağını Cenab-ı Allah bize müjde olarak belirtiyor.
“Selamun aleyküm, çok sevgili muhterem Hocam.” Ve aleyna aleyküm selam rahmetullahi ve berekatühü. “Size Hak Teala’nın izniyle bir soru sormak isteriz. Şimdi mühim bir hastalığı olan şahıslar, o hastalığın düzelmesi için taraf taraf doktor ararlar.” Yani her yerde doktor arıyorlar diyor kardeşimiz. “Dünyanın dört köşesine gidip doktorları bulmaya çalışıyorlar, hastalandığında”. Güzel, aferin, güzel bir örnek vermiş. “Ve bir çok konularda, bu şahıslar her işi ve gücü bir köşeye bırakıp” yani her türlü işini gücünü bir yere bırakıp, ”bu ihtiyaçları için koşuyorlar. Fakat bunca hadis varken hadislerde Hz. Mehdi (a.s.)’ın nerede çıkacağı yer belirtilmişken” yani nerde Hz. Mehdi (a.s.)’ın çıkacağı belirtilmişken, “niçin hala Hz. Mehdi (a.s.)’yi arayan insanlar göremiyoruz? Yani onu bulamasalar dahi niçin arama teşebbüsünde bulunmuyorlar? Yüce Rabbimize emanet olunuz inşaAllah. Sevgi, saygı ve selamlarımızla.” Ve Aleyküm selam rahmetullahi ve berekatühü. Selim kardeş böyle söylüyor. Hz. Mehdi (a.s.)’ı arayanlar 2012’den sonra çığ gibi artacaktır, Selim kardeş söyleyeyim. Ama Mehdiyetin kaderi böyledir, küçük başlayacak. Allah bir şey söylediğinde o mucize meydana gelir. Hz. Mehdi (a.s.) cemaatinin zaten 313 kişiden oluşması, küçük bir cemaatten oluşması başlı başına bir mucizedir. Yani bir holding, bir cemaat, bir grup, her hangi bir ufak bir cemaatin bile binlerce taraftarı var. Mesela Cübbeli’nin yüz binlerce taraftarı vardır, yüz binlerce. Herhangi bir alimin, herhangi bir Hocanın, hatta İskender Evrenesoğlu Hoca var, Mehdilik iddia ediyor, onun bile yüz binlerce talebesi var. Ama bakın Hz. Mehdi (a.s.)’ın bunca üstünlüğe, bunca gücüne ki akmil velayettir yani gelmiş geçmiş en büyük veli. 313 kişi ve muazzam münafık çıkacak cemaatinden, ona düşmanlar olacak. Peygamberimiz (s.a.v.) diyor, “sürekli gelirler Hz. Mehdi (a.s.) cemaatine fakat sürekli giderler” diyor. Yani münafık kaynayacak cemaat. Buna rağmen, bu baskıya rağmen eze eze, söke söke İslam ahlakını dünyaya hakim ediyor. Bakın bir insanın önce cemaatini sağlama alması lazım, değil mi, mücadele etmesi için? Hz. Mehdi (a.s.)’ın böyle bir konumu da yok, o mübareğin. Kendi cemaatinde başına mücadele veren, böyle onu yok etmek için var gücüyle gayret eden münafıklar olacaktır. Var gücüyle, yani hayatını ona adamış adamlar artık. Ve diyor “bu münafıkları demirin pasını atar gibi atar” diyor Peygamberimiz (s.a.v.). “Demir nasıl pasını atar, atar” diyor. “Altında metal oluşur ama yine demir paslanıyor yine atıyor” diyor. En sonunda işte saf metal kalıyor. Onlar Hz. Mehdi (a.s.)’ın talebeleridir. Peygamberimiz (s.a.v.)’in hadislerinde bunlar var. “Medine, İstanbul üç defa sarsılır ve ne kadar münafık varsa atar” diyor. İrili, ufaklı sürekli münafık çıkacaktır, Hz. Mehdi (a.s.) cemaatinden ve Hz. Mehdi (a.s.)’a ciddi şekilde kin duyan. Bu şartlarda mücadele çok çok daha zordur. Allah mücadelesini zorlaştırmak için özel yapıyor. Çünkü bir adamın sağlam cemaati varsa zaten çok rahat hareket eder, değil mi? Kolaylıktır bu onun için. Hem içte hem dışta mücadele çok zordur. İşte bakın o aslanlar aslanı hem içte, hem dışta, hem dünya çapında saldırılara göğüs gererek eze eze İslam ahlakını dünyaya hakim edecek. Harika olsun diye Allah meydana getiriyor. Bir insan çeker vururlar yani olur biter. Öldürülemiyor, durduramıyorsun. Yani mümkün değil. Bütün dünya bir araya geliyor mesela Amerika’da evanjelik masonlar bir kanaate vardılar ki Hz. Mehdi (a.s.) Irak tarafından çıkacak Şam tarafından çıkacak. Dolayısıyla Hz. İsa (a.s.)’da oradan çıkacak. Hakikaten hadislerde var, Şam tarafına işaret ediyor. Basra, Küfe ve Şam oralar gösteriliyor Hz. Mehdi (a.s.)’ın çıkış yeri olarak. Hâlbuki başkent oralarmış o anlamda öyle kalmış. Yoksa en son başkent İstanbul. Dolayısıyla İstanbul’da çıkacağı anlaşılıyor. Çünkü Peygamberimiz (s.a.v.) başkentte çıkacağını söylüyor hadislerde. Onlarda başkent hep orada kalacak diye Basra, Küfe, Şam gibi yerleri göstermişler. Amerika’da “madem burada çıkacak, biz buraya bir çökelim” dediler. Yerle bir ettiler Irak’ı, Hz. Mehdi (a.s.) burada çıkacak diye. Arkasından İran’dan şüphelendiler oraya atom bombası atmayı düşünüyorlar.
SUNUCU: Yani herkesi ortadan kaldırmayı düşünüyorlar, Hz. Mehdi (a.s.) çıkmasın diye.
ADNAN OKTAR: Tabii durduramazlar mümkün değil. Hz. Mehdi (a.s.) onların tahmin etmediği şekilde tahmin etmediği yöntemlerle, tahmin etmedikleri yardımcılarla faaliyetine devam ediyor şu an. Bir kere Hz. Hızır (a.s.) yardımcısı Hz. Mehdi (a.s.)’ın, yani bitti olay. Hz. Hızır (a.s.) alenen görünen birisidir. Zaman zaman görünen, zaman zaman gizlenen birisidir Hz. Hızır (a.s.). Cibril (a.s.), Mikail (a.s.), İsrafil (a.s.), Melekler yardım ediyor. Tabii Melekler gizli yardım ediyor ve binlerce Meleğin yardımı var. Fakat Hz. Hızır (a.s.) aleni olarak, görünerek yardım ediyor. O yüzden yapacakları hiçbir şey yok. Sadece teslim olup bekleyecekler.
ALTUĞ BERKER: Siz daha iyi bilirsiniz Hocam inşaAllah, Irak’ta Mehdi (a.s.) için giderlerken, Mehdi (a.s.)’ın alametini oluşturmuş oluyorlar Allah’ın izni ile. Kadere tabi olmuş oluyorlar. Bütün ordular Allah’a aittir demiştiniz Hocam.
ADNAN OKTAR: Tabii, tabii. Peygamberimiz (s.a.v.) söylüyor, “Irak işgal olacak Mehdi (a.s.) zamanında”, yani nasıl yanlış yola gidecekler, bak mucize bu. Normalde yapmamaları lazım, Mehdi (a.s.) düşman ise Irak’a girmemesi lazım, çünkü alamet, yani Mehdi (a.s.)’ın büyük çıkış alametlerindendir Irak’ın işgal edilmesi. “Irak’ın para birimi kalkacak, bu işgalden sonra” diyor Peygamberimiz (s.a.v.), bu da oldu. “Irak üçe bölünecek” diyor, bu da oldu. “Bağdat alevler içerisinde kalacak, toz-duman içinde kalacak” diyor, o da oldu ve “ordu bir gece içerisinde yok olacak” diyor. Bütün gazeteler yazdı, “Irak Ordusu bir gecede yok oldu” dediler. Bütün araziye geçti herkes, ortalarda adam kalmadı.
SUNUCU: Ne söyleniyorsa oluyor.
ADNAN OKTAR: Aynısıyla çıktı, tabii. Ve istemeden Peygamberimiz (s.a.v.)’in hadisini tam doğrulamış oldular, tahakkuk etmiş oldu. Baktılar ki metafizik bir güç, durdurulamaz bir güç ilerliyor, Amerika bu sevdadan vazgeçti.
SUNUCU: Geçti mi sizce?
ADNAN OKTAR: Vazgeçti tabii. Mehdi (a.s.)’ın durdurulamayacağına kanaatleri geldi, yani Mehdiyetin durdurulamayacağına kanaatleri geldi. Bir de Mehdiyetin korktukları gibi bir şey olmadığını da anladılar. Mehdiyetin onlar için bir rahmet olduğunu, bir kolaylık ve güzellik olduğunu anladılar. Fakat şimdi tek korkuları İran, “acaba böyle bir şey olacak mı?” falan diyorlar. Onu da yatıştırdık. İran ile direkt nükleer savaş düşünüyorlardı. İran’ın İsrail’e atak yapacağını düşünüyorlardı ve onlar da İran’ı nükleer bomba ile ortadan kaldırmayı düşünüyorlardı kendilerince. Bunu da engelledik. Yoğun görüşmelerle, yoğun konuşmalarla, Evanjeliklerin ileri gelenleri ile, masonların ileri gelenleri ile görüştük. Musevilerin Sanhedrin üyeleri ile görüştük. Bilinen, bilinmeyen birçok gayretimiz oldu, inşaAllah.
GÖREVLİ ARKADAŞ: Burası Sultanahmet’te Hocam, burası da Küçük Ayasofya’da namaz kılarken.
ADNAN OKTAR: İki fotoğraf mı var?
GÖREVLİ ARKADAŞ: Bir de bu var. Sadun önde, onlar da arkada.
ADNAN OKTAR: Evet, peki. Şimdi bu mason arkadaşlarımız, kardeşlerimiz ile namaz kılarken fotoğrafları var ama yakışık kalmaz, çünkü onlardan biz izin almadan böyle bir şeyi yayınlamamız olmaz. Bunu alalım, inşaAllah. Çünkü onlar iyi niyet ile Allah rızası için orada bir namaz kılıyorlar. O şekilde olmaz, ama izin alırsak söyleriz. Çünkü ben de olsam, benden izinsiz bir şeyin yayınlanmasını istemem, değil mi? İzin alınacak, olmaz öyle şey.
Konferans, maşaAllah, çok güzel gidiyormuş. “Salona sığmayanlar oldu” diyor, taşmış salon. Dışarıdan, vestiyerden seyredenler varmış daha. Salonda profesörler varmış. Salonun %30’u Müslümanlardan oluşuyormuş. Taşkınlık yapan yokmuş. Evvel Allah, şu an orası boş değil zaten. Orada, yani neyse. “Dikkatle izliyorlar” diyor. 10 dakika sonra ara verilecekmiş, “10 dakika aradan sonra bağlanabiliriz” diyor. Ben mi bağlanayım? Kardeşim, tamam bağlanayım. Ne diyeyim? Güzel bir şeyler söyleyeyim, tamam. Tamam, hazır olduğunda söyleyin.
GÖREVLİ ARKADAŞ: 10 dakika aradan sonra başlayacağız, inşaAllah. Orada ara verecekler, daha sonra biz bağlanacağız inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Tamam inşaAllah. Önce bir Mehter müziği mi dinletsek acaba?
SUNUCU: Hocam bir soru sorayım mı size o araya gelene kadar?
ADNAN OKTAR: İnşaAllah.
SUNUCU: “Hocam ‘Adem’ isminin anlamı yokluk demek ve Allah, yarattığı ilk insan olan Adem (a.s.)’ın adını yokluk anlamına gelen Adem ismi ile isimlendirmesi çok manidar geldi bana. İlim deryası Hocamız, hikmetli anlatımı ile bunu evrimciler açısından nasıl yorumlar acaba,” demiş. Batuhan Güçlü.
ADNAN OKTAR: Batuhan Güçlü. İlim deryası kardeşlerimiz, o deryadan biz damlalar alıyoruz, ilim onlarda, inşaAllah. Biz onlardan istifade ediyoruz, ilimlerinden, maşaAllah. Açık görüyoruz, maşaAllah. “Hocam, ‘Adem’ isminin anlamı yokluk demek ve Allah yarattığı ilk insan olan Adem (a.s.)’ın adını yokluk anlamına gelen ‘Adem’ ismi ile isimlendirmesi çok manidar geldi bana. İlim deryası Hocamız hikmetli anlatımı ile bunu evrimciler açısından nasıl yorumlar acaba?” Batuhan Güçlü. Kâinatın yokluktan yaratılmasını zaten Kuran’da belirtiyor Allah. Dolayısı ile her şey yoktan yaratıldı. Mutlak varlık olan Allah’tır. O yönüyle tabii çok mutabık. Bir de biz maddenin aslı ile değil, görüntüsü ile muhatap oluyoruz, değil mi? O görüntüyü de Allah yaratıyor. Dolayısıyla bu yönüyle de çok mutabık olduğunu görüyoruz, inşaAllah. MaşaAllah, hakikaten iltifat olarak söylemiyorum, hakikaten ilim deryası çocuklar, arkadaşlar. Bütün Türkiye’den, dünyanın her yerinden gelen yazılar o şekilde. Böyle biz de okudukça ilmimiz artıyor, bilgimiz artıyor, maşaAllah.
SUNUCU: Bir soru daha sorayım mı Hocam?
ADNAN OKTAR: Sor hadi bakayım.
SUNUCU: “Hocam, Diyanet İşleri Bakanı Prof. Dr. Ali Bardakoğlu’nun güzel faaliyetlerini daha önce övmüştünüz. Son olarak duyduğuma göre Bardakoğlu, bütün velilere çocukların erken yaşta Kuran öğretimine teşvik etmeli tavsiyesinde bulundu. Hocam, ben de sormak istiyorum, küçük yaştan itibaren çocuklarımızı nasıl yetiştirmeliyiz? Açelya Boz.”
ADNAN OKTAR: Açelya Hanım’a tavsiyem, küçük yaşta çocukların din eğitimi almaları mükemmel olur, çok önemli. Hatta 3 yaşından itibaren böyle Allah sevgisi, peygamber sevgisi ruhuna nakşolundu mu, o bir daha ömrü boyunca o güzelliğini dışına çıkmaz. Koskoca adam olduktan sonra olmaz. Küçük yaşta o bilgi verilecek. Dolayısı ile Kuran eğitiminin de küçük yaşta olması çok doğrudur. Çünkü hıfzına aldı mı, hem çok kolay alır, hem de mükemmel beynine o nakşolur. Dolayısı ile ileride ne anarşist olur, ne terörist olur. Vatana, millete muti, Allah’a itaat eden, güzel bir insan olur. Dolayısıyla çok isabetli hareket olur. Allah sevgisi ile, Allah korkusu ile çocukların yetiştirilmesi, inşaAllah. Prof. Dr. Sayın Ali Bardakoğlu da yiğit bir Müslüman evladı, güzel bir insan. Tavrı, ahlakı hoş, iyi, maşaAllah.
SUNUCU: Peki Hocam bu, “küçük yaştan itibaren çocuklarımızı nasıl yetiştirmeliyiz” diye soran velilerimiz, ebeveynlerimiz çok güzel düşünmüşler ama okullarda Din Kültürü derslerinin kaldırılması ya da minimuma indirilmesi hakkında neler düşünüyorsunuz?
ADNAN OKTAR: Zaten adı üzerinde “Din Kültürü”. Din Kültürü, bir kere dünyaya din hakim zaten. Yani insanların bir kısmı Hıristiyan, bir kısmı Musevi, değil mi? Budistler de var. Büyük bir kitle Müslüman. Yani böyle hayatın büyük bir gerçeğini gençlere, insanlara nasıl öğretmeyelim biz? Ne öğreteceğiz o zaman? Genel kültür içerisinde, hayata buram buram hakim bir gerçek nasıl öğretilmez, değil mi? Ve neden öğretilmesin? Bir dayatma da yok ki, öğretiyorsun. Marksizmi de öğret, faşizmi de öğret, komünizmi de öğret, efendim egzistansiyalizmi de öğret, şunu da öğret, bunu da öğret, her şeyi öğret. Genel kültür değil mi bu? Hıristiyanlığı, İncil’in bütün detaylarını öğret. Tevrat’ı öğret. Budizm’i öğret. İslamiyet’i bütün detayları ile öğret. Mezhepleri öğret. Bütün mezheplerin inanç yapısını öğret. Genel kültürdür bu, nereden öğrenecekler? Tabii ki olması gerekir.
SUNUCU: Hocam siz, bizi izleyenler, sizi sevenler o kadar çok sorular göndermişler ki maşaAllah. Elimden geldiği kadar hepsini okumaya çalışıyorum.
ADNAN OKTAR: Bu da binlerce sorunun arasından otomatik seçme ile elde ettiğimiz sorular. Yani onları tasnif ediyorlar, onun içinden de tabii bir kısmı çok, uygun olmuyor bazı sorular, onlara cevap veremiyoruz. Taşkın ifadeler oluyor. Yani cevap veriyoruz, dolaylı yoldan cevap veriyoruz. Şimdi onu okumak pek yakışık almaz. Ama %95 böyle sevgi dolu, coşkulu sorular. Ama tabii komünistlerden de geliyor, Darwinistlerden, materyalistlerden, PKK’lılardan geliyor sorular yahut iddialar, sözler geliyor. Onlara da uygun bir şekilde cevap vermeye çalışıyoruz, inşaAllah.
SUNUCU: “Çok sevgili Hocam. Siz tekrar tekrar açıklamanıza rağmen, ben hala bir takvim başlangıcı olarak nitelendirdiğiniz, 7000 yıl ile ilgili anlattıklarınızı tam anlamayan kişiler olduğunu görüyorum. Ki ‘milyonlarla yıllık fosil kafatasları var. Dünyanın ömrü nasıl 7000 yıl oluyor’ diyorlar, ya da bu tarihi Hz. Adem (a.s.)’den itibaren zannedenler oluyor. Siz açıklarsanız sevinirim, kardeşiniz Enes” demiş.
ADNAN OKTAR: Enes, bayağı güzel ismi, maşaAllah. Kardeşim, tabii gayet güzel. “Kardeşim” çok güzel bir hitaptır. O benim kardeşim, ben de onun kardeşiyim. Müminler kardeştir, Kuran’ın hükmü bu, Allah söylüyor, değil mi? “İhvanetün” diyor Allah. İhvandır, kardeştirler, Arapça “ihvan”, inşaAllah. Bir iltifattır, bir güzelliktir, o da bizim kardeşimiz, inşaAllah. O 7000 yıl, kâinatın yaratılışı, başlangıcı anlamında değil tabii ki. Bir takvim başlangıcı, muhtemelen Hz. Nuh (a.s.)’tan önceki bir devri belirleyen bir takvim olabilir. Yani o devirde gelmiş bir peygamberin veyahut bir velinin bile başlattığı bir takvim olabilir. Çünkü mesela miladi takvim var, “nereden başladı?” diyoruz. “Hz. İsa (a.s.)’ın doğumundan itibaren başlattık”, diyorlar. “Tamam” diyoruz, olabilir. Hicri takvim nedir? Peygamberimiz (s.a.v.)’in hicretinden itibaren. Demek ki insanlar istediği gibi takvim belirleyebiliyor. Ama bu en eski takvim olduğu için, kullanılan, en eski bilinen, yani yürürlükte olan takvim olduğu için, başlangıcı 7000 yıl öncesinden başlayan bir takvim bu. Bir olayla başlamış, yani bir şekilde başlamış. Dolayısı ile Peygamber Efendimiz (s.a.v.) de diyor, “bu takvim başlangıcından itibaren 5600 yıl geçmiştir, benim zamanıma kadar,” diyor, kendi zamanına kadar. O zaman geriye ne kalıyor? 1400 sene kalıyor. Biz kaçtayız? 1430’dayız. O zaman 1400 ile 1500 arasında her şeyin hallolması gerekiyor, bitmesi gerekiyor. Artık 1500’den sonrada Kıyamet bekleniyor, an meselesi Kıyamet. 1545 de tam uygun bir rakamdır, yani 45, 46’ya bile sarkmış olsa, artık yarıyı geçmiş hükmünde oluyor. Tam ortadır 45. Allah-u alem 1545, yani Kıyamet’in kopacağı tarihtir, Hicri 1545. Ondan sonra zaten Kıyamet, yani insanların ayağa kalkışı vardır. Kıyam olmaları vardır. Kıyamet’in anlamı zaten budur. Kâinatın dağılması ve insanların kalkması. Diyorlar ki insanlar kalktıkları vakit, “bizi uyuduğumuz, yattığımız yerden kim kaldırdı?”. Uyuduklarını zannediyorlar, uykudan uyandıklarını zannediyorlar. Hâlbuki değil. Ama sonradan anlıyorlar Ahirete geldiklerini. Zaten ilk sözleri şu: “Eyvahlar bize,” diyorlar. Yani “eyvah”, hani halkın var böyle bir, yangına, felakete “eyvah” derler, inşaAllah, tabii. Ama bak, bunu küfür söylüyor, Müslüman “eyvah” demez. Ne dünyada “eyvah” der, ne Ahirette “eyvah” der. Dünyada söyleyen de cahilliğinden söyler.
Bediüzzaman’dan alıntılar göndermiş kardeşler. Bayağı bir şey var, güzel izahlar gelmiş, maşaAllah. Bediüzzaman ile ilgili çok fazla geliyor, yani binlerce geldi. Yaklaşık 5000’in üzerinde yazı geldi, maşaAllah. Demek ki, kardeşlerimiz Risale-i Nur Külliyatı’na bayağı bir hakimler, çok çok güzel, çok güzel alıntılar. Tabii birçoğu birbirine benzer alıntıların. Zaman zaman onları inşaAllah burada okuyacağız, Allah nasip ederse inşaAllah.
Bu da yeni kitabımız, İngilizce. Hz. Mehdi (a.s.) ile ilgili, Hz. Mehdi (a.s.)’ın Tevrat’ta nasıl detaylı anlatıldığını güzelce izah eden bir kitap, İngilizce. Tavsiye ederim, inşaAllah. Tevrat’ta ve İncil’de, İncil’de de. İncil ve Tevrat’ta çok kapsamlı Hz. Mehdi (a.s.)’den bahis vardır. Yaklaşık 424 sayfa. 424 sayfalık bir eser. Hep sağlam kaynaklar. Tevrat ve İncil’de de, yani Kuran ile mutabık gördüğümüz delilleri aldık. O yönüyle güvenebilirler, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER:İsterseniz bazı haberler var, uygun görürseniz, isterseniz.
ADNAN OKTAR: Ne var?
ALTUĞ BERKER:Avrupa’dan bazı haberler var Hocam. “Polonya’da sel. Hayat durma noktasında,” diyor. Bir haftada 15 kişi ölmüş Hocam. Yüzlerce ev tahliye edilmiş.
ADNAN OKTAR: Polonya’da sel. Geniş çaplı bir sel mi bu, nedir? “4000 kişi kurtarıldı. Çok sayıda okulda ölen var.” Bu da tabii Ahir zamanın özelliklerinden. Bu kadar çok sel olması, bu kadar çok deprem olması, bu kadar çok tabiat olaylarının artması, Ahir zaman alametidir. İncil’de de aynı şekilde geçiyor. Tevrat’ta geçer ve hadis-i şeriflerde de çok kapsamlı, detaylı anlatılıyor, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER:Bir ekonomik kriz haberi var Hocam yine, İspanya’da. “Yunanistan’dan sonra yeni zayıf halka”, İspanya’da finans sistemi sarsılmış, Hocam. Yine kriz orada kendini göstermiş.
ADNAN OKTAR: Ben dedim bak, “ekonomik kriz teker teker hepsini yutacak” dedim. “Türkiye’ye ekonomik kriz çok az etki edecek” dedik. Çünkü Mehdi (a.s.)’ın bulunduğu bir ülkede, bir yerde bu tarz rahatsızlıklar olmaz, inşaAllah, Allah’ın izniyle, inşaAllah. Bak “deprem olmayacak” dedim, olmadı. “Ekonomik kriz de çok az etkileyecek” dedim, bunu da gördünüz. İki yıl önce söyledim ben bunu, değil mi? İnşaAllah.
ALTUĞ BERKER:Başka bir haberde de, Portekiz ve İngiltere’nin aynı şekilde mali sarsıntı içinde olduğu...
ADNAN OKTAR: Ekonomik kriz yönünden sallanıyor, sarsılıyor.
SUNUCU:Ben de bugün bir haber okudum Hocam, yine çocuklarla ilgili. Size bu konu ile ilgili bir soru yöneltmiştim. İngiltere’de 10 ve 13 yaşındaki çocuklar, 8 yaşındaki çocuğa tecavüz etmeye kalkışmış.
ADNAN OKTAR: Bu kepazeliklerin çapı o kadar dünyada büyüdü ki, yani kontrolden çıktı. Kendi annesi, babası, kendi çocuklarına tecavüz edecek hale geldiler. Avrupa’da, Amerika’da falan artık ensest normal karşılanıyor yani. O hale gelmiş durumda, rezalet yani. Türkiye’de de ensest bayağı yüksek, bu tip vakalar. Bu Allah korkusu olmadı mı, Allah sevgisi olmadı mı, din eğitimi olmadı mı, bu daha da katlamalı artar.
SUNUCU:Ailelerin biraz da çocukları başıboş, serbest bırakmalarından kaynaklanmıyor mu, Hocam? Yani yeteri kadar ilgi gösterilmiyor mu?
ADNAN OKTAR: Şimdi ilgi gösterirsin, tepene çıkar, şımarır. Baskı yaparsın, delirir, evden kaçar, saldırganlaşır, gider anasını babasını kesmeye kalkar. Çözüm Allah korkusu ve Allah sevgisinin kalplere nakşedilmesidir. Çözüm budur. Ne baskı, ne şu ne bu, ne de efendim şu ilgi, alaka. İlgi, alaka Allah rızası için, şefkat ve sevgi ile olursa olur. Onlar şımartma tarzında yapıyorlar. “Oğlum sana gel spor araba alayım”, “bilmem ne alayım”, “bol para vereyim” diyor, değil mi? Tepesine çıkartıyor, o da gidip anasını babasını dövüyor, gidip tecavüz ediyor, akıl almaz rezaletler çıkartıyor.
ALTUĞ BERKER:Orada Vatikan bile siz daha iyi bilirsiniz Hocam, Darwinizm'i anlatıyorsa “bu bir gerçek” diye ve “Hz. İsa (a.s.) geldiğinde biz sistemimizi değiştirmeyiz” diyebilecek bir halde iseler.
ADNAN OKTAR:Nitekim de rahipler de çocuklara tecavüzle suçlanıyorlar. Çok fazla sayıda, her türlü anormallik var onların içinde de.
SUNUCU:Tecavüz olmasa bile tacizle.
ADNAN OKTAR:Her türlü evet. Bilmiyorum tabii ne olup bittiğini de gazetelerden, radyolardan öğrendiğimiz kadarıyla televizyondan öğrendiğimiz kadarıyla her türlü rezalet işleniyor.
SUNUCU:Hocam okuldaki öğretmenler, kız öğrencilerine tecavüz ediyorlar. Tecavüz etmeseler bile bazılarını zorladıktan sonra, bazıları da mecburiyetten Hocalarıyla birlikte olmaları gerekiyormuş.
ADNAN OKTAR:Bu çok yaygın, bütün Avrupa’da, Amerika’da ve çok normal karşılanıyor. Yani ensest bu kadar yaygınsa, bu olmaz mı? Her türlü tecavüz, bu belirli bir sınırlama içerisinde değilki. Adam işyerinde patronu tecavüz ediyor, patronuna o tecavüz ediyor, okulda öğrenci öğretmenine tecavüz ediyor, öğretmen öğrencisine tecavüz ediyor. Bir sınır yok ki bunda. Bu belirli bir sınıfın, belirli bir mesleğin içerisinde sınırlanmış durumda değil, müthiş yaygınlık var. Allah korkusu olmadığında, deccaliyet insanları işte bu çizgiye getirdi. Darwinist, materyalist düşünce bu çizgiye getirmiş oldu. Okullarda mesela öğrencilerden çok fazla öğretmeniyle cinsel ilişkiye giren.
SUNUCU:Bir de Hocam özellikle öğrenci yurtlarının olduğu okullarda, yani öğrenci yurtlarında yaşayan öğrencilere bu tarz olaylar.
ADNAN OKTAR:Her yerde yaygın. Bak şimdi öğrenci yurdu, hakikaten çok yaygın öğrenci yurtlarında, görüyoruz gazetelerde. Öğretmen öğrencisine, öğrenci de öğretmenine, baba kızına, oğul annesine, yani akıl almaz rezalet. Paçalardan akıyor rezalet. Buna karşı çözüm, bunların rezalet olduğunu söylemek değil, ilacı sunmaktır. Çözüm Kuran’dır, Kuran ahlakıdır.
(İsviçre’deki konferans ile canlı bağlantı)
OKTAR BABUNA: Hocam hoş geldiniz.
ADNAN OKTAR:Hoş bulduk efendim, sizler de hoş geldiniz, misafirlerimiz de hoş geldiler. Bütün İsviçre halkına, oradaki bütün kardeşlerimize, Musevi, Hıristiyan, Müslüman ve ateist olan herkese saygılarımı, selamlarımı iletiyorum.
OKTAR BABUNA:Hocam, size eğer uygun görürseniz, medyada çıkan haberler doğrultusunda bir iki sorumuz vardı, sormamız uygun olur mu?
ADNAN OKTAR:Çok güzel olur.
OKTAR BABUNA:Darwinizm’e neden bu kadar önem veriyorsunuz? İsviçre’de Darwinizm karşıtı konferanslar vermeniz bazı medya kuruluşları tarafından alışılmamış bir olay olarak karşılandı, bu tepkiler hakkında ne düşünüyorsunuz?
ADNAN OKTAR:Darwinizm, materyalizm dünyayı, 1. Dünya Harbi’nde, 2. Dünya Harbi’nde tam anlamıyla kana buladı ve felaketin içerisine sürükledi. Şu ana kadar olan bütün olaylarda, terör olaylarında, insanların mutsuzluğunda, gençlerin uyuşturucuya alışmasında, ahlakın bu derece bozulmasında ana etken Darwinizm'dir. Ve bilimsel kökenini araştırdığımızda, bunun bu şekilde olduğunu sosyologlar da görüyor, biz de görüyoruz, herkes de görüyor.
OKTAR BABUNA:Hocam bir sorumuz daha olacaktı size.
ADNAN OKTAR:Evet dinliyorum.
OKTAR BABUNA: 2. konferans konusu sizin “Maddenin Ardındaki Sır” kitabınızla ilgili, burada anlatılan ilmi bilmek insana ne kazandırır?
ADNAN OKTAR:Burada bilimsel bir gerçeği ortaya koymuş oluyoruz. Çünkü insanlar dünyayı yanlış algılıyorlar. Dışarıdaki dünyayla, bizim beynimizde gördüğümüz dünyanın arasında bir fark var. Dışarıdaki dünyada ışık yok. Işık Allah tarafından beynimizde yaratılıyor. Dışarıdaki dünyada madde saydam fakat bize tam renkli, üç boyutlu, çok düzgün, güzel bir şekilde, ışıklı halde ve gölgeli halde, Allah tarafından intikal ettiriliyor. Beynimizde o şekilde görüyoruz. Bu çok çok büyük bir olaydır. Bunu bütün insanlığın, herkesin bilmesi gerekiyor.
OKTAR BABUNA:Efendim buyurun dinliyoruz sizi inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Evet bu büyük gerçeği insanlar anladığında Allah’a bakışları, Ahireti anlama şekilleri daha netleşecektir. Çünkü biz çok önemli bir çağdayız. Bu yüzyılda İslam ahlakı dünyaya hakim olacak, Hz. İsa (a.s.) inecek, Hz. Mehdi (a.s.) zuhur edecek ve insanlar bunu yakinen görecekler. 10 yıl içerisinde yaklaşık bütün bu olayları çok kapsamlı insanlığın göreceğini söylüyorum. Zaten internet sitemize girenler, harunyahya.org, harunyahya.com internet sitelerimize giren kardeşlerimiz, bu dediklerimin ispatlı olarak doğru olduğunu ve genişliğini, Peygamberimizin (s.a.v.) hadislerine bağlı olarak, Kuran ve Tevrat’ın izahlarına uygun olarak, İncil’deki izahlara uygun olarak, ahir zamanın yaşandığını göreceklerdir.
OKTAR BABUNA:Hocam müsaade ederseniz, sizce önümüzdeki yıllarda Darwinizm’in durumu ne olacak? Özellikle Avrupa’da başlayan anti-Darwinist gelişmeler devam edecek mi?
ADNAN OKTAR: Darwinizm boş alanda adeta at koşturuyordu. Fakat karşılarına bilimin gerçekleriyle insanların bu şekilde net açıklamalar çıkacağını pek tahmin etmiyorlardı. Bilim Darwinizm’i yerle bir etmiştir. Bilim anti-Darwinisttir, anti materyalisttir. Bilimin girdiği yerde ne Darwinizm olur, ne materyalizm olur. Çünkü bio-matematik olsun, biyoloji bilimi olsun, mikrobiyoloji olsun, paleontoloji olsun, hepsi Darwinizm’in aleyhinde ve Darwinizm’i her gördüğü yerde ezen bilimsel gerçekleri bize sunan bir sistemdir bilim.
OKTAR BABUNA:Buyurun Hocam.
ADNAN OKTAR:Darwinizm’in yanlış olduğunun anlaşılması, insanların dünya çapında bir oyuna düşürülmüş olduğunun bilinmesi ve insanların çok büyük bir kâbustan uyanmış olduğunun bilinmesi çok büyük bir nimettir, çok büyük bir güzelliktir. Çünkü artık insanlar Allah’ın var olduğunu net anladılar. Ahiretin var olduğunu net anladılar. İnşaAllah, Cennet’in güzellikleri içerisinde, İslam ahlakını yaşayan güzel insanların, sonsuza kadar yaşayacağını gördüler ve bildiler. Artık bundan sonra sevinç yılları olacaktır. Bundan sonra Altınçağ’ı yaşayacağız inşaAllah. Bütün Avrupa’da artık uyuşturucudan ölenler olmayacak, insanlara kimse zulmetmeyecek, artık terör duracak, savaşlar duracak, bütün dünya kardeş olacak ve İslam ahlakı bütün dünyaya hakim olacak. Hz. İsa (a.s.) bütün insanlarla görüşecek. Onların yüzlerini meshedecek ve onlara sevgilerini sunacak. 33 yaşında aynı haliyle gökyüzüne alınmıştır, aynı şekliyle bu zaman boyutuna yeniden Hz. İsa (a.s.) bırakılmıştır. Onun güzel yüzü insanları adeta hipnotize edecek. Müthiş bir zevk ve sevinç içerisinde olacaklar. Böyle güzel, mutlu bir çağa girdikleri için hepsini kutluyorum. Ama kıyamet de yakın, onu da söyleyeyim. Yani dünyaya o kadar da bel bağlamasınlar. 2120 gibi de inşaAllah, Allah’ın izniyle kıyamet kopacak. Bunu da o devirde yaşayanlar görmüş olacaklar. Özellikle söylüyorum ki bunlar kayda geçsin, zamanı gelince insanlar bunu gördüğünde hayretler içinde kalsınlar diye, özellikle söylüyorum. Ve sevinsinler diye tabii ki, müminler de sevinsin.
OKTAR BABUNA:Hocam müsaade ederseniz bir soru daha sorabilir miyiz size?
ADNAN OKTAR:Estağfurullah buyurun.
OKTAR BABUNA:Bugüne kadar okuduğum hiçbir kitapta Darwinistlerin bir canlı hücrenin oluşumu hakkında akılcı ve mantıklı bir açıklamaya rastlayamadım. Ama beni en çok hayrete düşüren Dawkins’in bu konudaki yorumu oldu. Dünya dışındaki canlıların, dünyaya hayatın tohumlarını attığını iddia etmesini şaşkınlıkla karşıladım. Bu mantığı siz nasıl buluyorsunuz? Acaba Darwinistler artık evrimden ümitlerini kesip, uzaylılara mı inanmaya başladılar?
ADNAN OKTAR: Dawkins’in bu ifadesi zaten Allah’ın varlığını kabul ettiğini dolaylı yoldan açıklamasıdır. Yani büyük bir gücün, üstün bir gücün, akıllı bir gücün insanları yarattığını kabul etmiş oldu. İşte biz bu varlığa “Allah” diyoruz. Ama Dawkins bunu söyleyecek durumda değil şuan. Ama zamanı gelince o da bu gücün Allah olduğunu kabul edecektir. Böyle mantıksız açıklamalarla bu konunun devam edemeyeceği açıktır, bellidir. Dolayısıyla Dawkins ve diğerleri de hatta Darwin bile kendi teorisinin açmazda olduğunu, çökmüş olduğunu ta başlangıcında zaten kabul etmişti. Zaten bu konuları anlatmışsınızdır, ben o yüzden tekrar etmek istemiyorum. Ama artık Hz. İsa (a.s.)’ın güzel yüzünü göreceğimiz çağa girdik. Hz. Mehdi (a.s.)’ı bağrımıza basacağımız çağa girdik, onun sevincini yaşasınlar. Artık bunlar tarih kitaplarında kaldı. Darwinizm’i gençlik artık tarih kitaplarından okuyacaklar. Yani son bağlılarının çırpınmaları da bir tarihi olaydır, böyle ölümlerde, böyle felsefelerin ölümlerinde, insanların ölümünde bazen böyle matemler olur, ama bu matemler de kısa sürecektir ve artık hak, hakikat dünyaya hakim olacaktır. Ve buna da çok az süre kaldı. Hz. İsa (a.s.)’ı gördüğümüzde “hipnotize olacağız” derken, “hipnoz” derken, “Allah aşkından coşacağız” anlamında diyorum, o yanlış anlaşılmasın. Yani Allah aşkıyla adeta ruhumuz bayram sevinci yaşayacak.
ALTUĞ BERKER:Canlı yayını bitirip internetten devam edebiliriz eğer uygun görürseniz.
ADNAN OKTAR:İnternetten devam edelim. Canlı yayını durduralım, canlı yayınımız bu akşam bitti inşaAllah. Ama internet yayınımız devam edecek.
OKTAR BABUNA:Efendim tekrar anlattık. Çok derin bir sevgiyle dinliyorlar sizi şu an da.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah. Ben de onların hepsini çok seviyorum, hepsine saygılar sunuyorum. Çok sevinçliyim, hakkı ve hakikati kardeşlerimize anlatmak beni çok mesut ediyor, mutlu ediyor. Allah hepsine güzellik, sağlık, sıhhat versin inşaAllah. Sorularını yine sorabilirler isterlerse.
Ahir Zamana ait Yeni Bilgiler
Devamı ...Basında Harun Yahya
Devamı ...
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Başlıklar
Devamı ...Adnan Oktar Ne Demişti Ne Oldu
Devamı ...Basında Harun Yahya
Devamı ...Ahir Zamana ait Yeni Bilgiler
Devamı ...