SUNUCU 1:Yayınımıza Harun Yahya Tv sitesinden devam ediyoruz.
ADNAN OKTAR:Ve tabii ki bizden başka kimse olmadığına göre bunları şu an anlatacak, inşaAllah. Bu kitap herhalde piyasaya, piyasaya değil de satışa önümüzdeki günlerde sunulur zannediyorum. Çünkü acil istedim hemen göndermişler. Ama herhalde birkaç günde satışa sunulur. Bir daha gösteriyorum, alışılmışın dışında çok detaylı, çok hoşlarına gidecek, çok kapsamlı bilgiler var. Bayağı beğeneceklerini umuyorum, inşaAllah. Okunuşu çok kolay, üslup da çok iyi. Önemli olan her konu çok iyi şerh edilmiş, açıklanmış.
SUNUCU 1:Levent Aldağ sormuş. “Değerli Hocam, Allah Hz. Lut (a.s.) ve ailesini zulmeden kavimlerden kurtarırken arkalarına bakmamalarını emrediyor. Acaba Rabbimiz’in bu emrinin hikmetlerinden biri, görünmemesi gereken manzaranın aklın ihtiyarını kaldıracak tarzda dehşet verici olması olabilir mi? 11/81. “(Elçiler) Dediler ki: "Ey Lut, biz Rabbinin elçileriyiz. Onlar sana kesin olarak ulaşamazlar. Gecenin bir parçasında ailenle birlikte yürü (yola çık). Sakın, hiçbiriniz dönüp arkasına bakmasın; fakat senin karın başka. Çünkü onlara isabet edecek olan, ona da isabet edecektir. Onlara va'dolunan (azap) sabah vaktidir. Sabah da yakın değil mi?"”
ADNAN OKTAR:Şimdi ayetin tabii zahir anlamı var, bir de ikinci anlamı da şöyle olabilir. Arkasına dönüp bakmasın derken, kadın geri dönüp onlarla bir daha bağlantıya geçmiş olabilir, son kere bir daha görüşeyim diye. Yani irtibatı kesmemiş olabilir. Dolayısıyla onlarla beraber helak olmuş olabilir. Yani arkasına dönüp bakmamak, bazen hani “arkasına dönüp bakmadan gitti” derler değil mi? İnşaAllah. Ama o bağlantı devam ediyorsa bu anlam çıkmaz. Bir ihtimal odur ama şöyle de olabilir; atom bombası patladığında bir de ışık etkisi vardır, biliyorsunuz. Meydana gelen ses, ışık, nükleer etki gibi birçok etkisi oluyor. Bu etkiden kurtulmaları için bakmamaları söylenmiş olabilir. Çünkü oradaki patlama atom bombasını andırıyor. Yani yerle bir etmesi, zemini çökertmesi, çok büyük depreme sebep olması, bir anda toptan helak etmesi, kolay yapılan bir atom bombasının orada uygulandığını gösteriyor gibi. Mesela biz hiç bilmiyoruz, şu an atom bombasının yapımında uranyum kullanılıyor, işte başka maddeler kullanılıyor. Onlar reaksiyona sokuluyor, biliyorsunuz. Bir anda onu enerjiye çevirdiği için, meydana gelen enerji patlama tarzında büyük etki meydana getiriyor. Bir ihtimal, hiç bilmediğimiz, tahmin etmediğimiz iki maddenin birleştirilmesiyle, yani birbirine dokundurulmasıyla yine atom bombası etkisinde veyahut daha şiddetli bir patlama meydana geliyor olabilir. Yani daha bu bilinmiyor. Herhangi bir maddenin ani olarak enerjiye çevrilmesinin ilmini biliyor olabilir, oraya gelen Melekler. Yani Allah onlara göstermiş olabilir. Onlar da bunu uygulayarak, yani sebep alemi olarak bunu yapmış olabilir ya da sebepsiz, Allah’ın bildiği bir sebeple bu patlama meydana gelmiş olabilir. Ama genellikle ilk bakışta akla onu getiriyor. Işığın etkisinden korunmak için. Yani kör edici etkisi vardır ışığının. Ona bakma anlamına gelebilir. Fakat en etkileyici, en açık olanı, “onların arkasına geri dönme” anlamına gelebilir. Tabii doğrusunu Allah bilir. Ama bir şekilde kadın helak olmuş bunun sonucunda.
SUNUCU 1:Kemal Gürsoy. “Hocam, Üstad’ın münakaşayla ilgili şu sözlerinin yorumunu sizden öğrenebilir miyim? ‘Bismillahirrahmanirrahim. Sakın, sakın münakaşa etmeyiniz; casus kulaklar istifade ederler. Haklı olsa, haksız olsa bu halimizde münakaşa eden haksızdır. Bir dirhem hakkı varsa, münakaşa ile bin dirhem bizlere zararı dokunabilir’,Şualar sayfa 269.”
ADNAN OKTAR:Ne şahane bir gerçeğe dikkat çekmiş Bediüzzaman maşaAllah. Kemal Gürsoy. Bakın, “sakın, sakın münakaşa etmeyiniz” diyor, ne kadar güzel bir tespit. Ben de mesela bizim çocuklar var, arkadaşlar “sakın tartışmayın” derim yani. Cedele çünkü insanın ruhunda eğilim vardır. Yani ufacık bir şey mesela şuraya mı oturayım, buraya mı oturayım hemen bir tartışma ortamı meydana getirirler ve o sonunda gerilime sebep olur. İnsanlarda zaten cedele bir eğilim olduğu için, o da Allah esirgesin, biraz kalp buruntusuna, bazen düşmanlığa, bazen öfkeye ve nefrete sebep olabilir. Onun için şiddetle Müslümanların bundan kaçınması gerekir. “Sakın, sakın münakaşa etmeyiniz; casus kulaklar istifade ederler.” Bakın mesela bir konuya daha dikkat çekmiş, yani “aranıza münafıklar girebilir, ahlaksız insanlar girebilir, gelir sizin haberlerinizi götürürler başka yere. “Dedikodunuzu yaparlar, sizi ezdirmek, size zarar vermek için, bilgi sunabilirler, dikkatli olun” diyor. “Haklı olsa, haksız olsa bu halimizde münakaşa eden haksızdır.” Yani “hiç fark etmez” diyor, “kim olursa olsun, sakın münakaşa etmeyin” diyor. “Bir dirhem hakkı varsa, münakaşa ile bin dirhem bizlere zararı dokunabilir.” Bak, hakikaten çok az bir haklılığı oluyor ama meydana gelen tahribat çok büyük oluyor. Mesela Müslümanlar birbirine düşüyor, geriliyor, gereksiz yere adamın imanına zarar veriyor, aklına zarar veriyor, onun şevkini kırabiliyor, heyecanını kırabiliyor.
Evet. “Aslan Hocam” diyor. Sizler de Allah’ın aslansınız maşaAllah. Selim kardeş, Selim Tunç, Samsun’dan. Bütün Karadeniz’e, bütün Türkiye’ye, bütün mümin kardeşlerime selam. “Allah’ın selamı ve bereketi üzerinize olsun.” Ve aleyna aleyküm selam ve rahmetullahi ve berekatuhu. “Hadiste geçen “her renkten yetmiş yatak vardır” kısmındaki renkler sizin bahsettiğiniz farklı yeni yaratılacak ana renklere işaret ediyor olabilir mi Hocam?” diyor. Tabii. Biz yedi renkten bahsediyoruz, hadiste yetmiş renkten bahsediyor. “Cennetin içinde inciden bir saray vardır. O sarayın içinde kırmızı yakuttan yetmiş konak vardır. Her konağın içinde yeşil zebercedden (zümrüt cinsinden parlak, yeşil, kıymetli bir taş) yetmiş ev vardır. Her evin içinde yetmiş taht, her taht üzerinde de her renkten yetmiş yatak vardır. Her evin içinde yetmiş sofra, her sofranın üzerinde de yetmiş çeşit yemek vardır. Keza her evin içinde yetmiş adet hizmetçi vardır.” Şimdi internete giriyorsunuz, değil mi? Bir yere basıyorsunuz, bir yere ulaşıyorsunuz, orada bir basıyorsunuz, yeni bir aleme daha geçiyorsunuz. Bir yeni alem. Orada ben şurayı merak ediyorum diyorsunuz, oraya bir basıyorsunuz, oradan bir başka yere geçiyorsunuz, işte Ahiret de böyledir. Cennet de böyledir. Oradan oraya geçersiniz, oradan oraya geçersiniz, oradan oraya geçersiniz, nasıl bilgisayarda böyle alemden aleme, alemden aleme geçiyorsanız Allah beyninizdeki bu bilgisayar gibi sistemde de sizi bütün müminleri, hepimizi inşaAllah, alemden aleme geçirecek. Bilgisayarda göstermesi Allah’ın, yani bunun ne kadar kolay olduğunu, sisteminin ne kadar akıcı işlediğini göstermek için Allah yaratıyor. Bunu anlamamız içindir. İnsanın çok hoşuna gider. Mesela bir eve girdin mi, yedi tane odası oluyor, bu çok hoşuna gider insanın. Çok odalı olduğunda, değil mi? Odaya giriyor adam mesela yedi tane dolap. Her dolabı açıyor mesela yedi kat. Yedi katı bir açıyor yedi tane paket. Yedi paketin içini açıyor içinden yedi tane hediye.
SUNUCU 1: Sürpriz.
ADNAN OKTAR: Tabii sürpriz, bu çok hoştur. İnsan zenginlik arar. Allah bu zenginliği tatmin ediyor işte Ahirette. Çok olsun ister insan. Yani ruhu ancak öyle doyar, öyle tatmin olur ruhu. Her şey çoktur Ahirette, doyasıyadır.
SUNUCU 2: Hocam peki afedersiniz. İnsanoğlu aç gözlüdür diye nitelendiriyoruz ya, o zaman bunun olması gayet normal. Yani böyle olması gayet normal.
ADNAN OKTAR: Tabii bize içgüdü olarak veriliyor zaten. Mesela bak bizim altına karşı bir eğilimimiz var değil mi? Altın rengi gördüğümüzde, altın gördüğümüzde elimizde olmadan hoşlanırız ondan.
SUNUCU 1: Neden Hocam?
ADNAN OKTAR: İçgüdü olarak, Cennet’e olan eğilimden oluyor. Allah içgüdü olarak altına karşı bir sevgi vermiştir bize. Sebepsiz hoşlanırız tabii.
SUNUCU 2: Ya da bir şey elimize geçtiği zaman onun da daha iyisini, daha farklısını, daha renklisini ya da farklı renklisini.
ADNAN OKTAR: Daha değişiğini, evet tabii. Mesela ceket alır, elbise alır bayanlar “başka bir tane daha olsun” der. Bayanlar elbiseye doymaz biliyorsunuz.
SUNUCU 2: Sadece bayanlar için geçerli değil Hocam bu.
ADNAN OKTAR: Beyler de doymaz. Mesela ayakkabıya doymaz. Bir tane daha olsun, bir tane daha olsun, bir tane daha olsun. Yani ne kadar çok olursa olsun ayakkabısı hiç yok hükmündedir daha da fazla olsun ister. İşte Allah bunu bize içgüdü olarak vermiştir içimize. Mesela taşlara karşı içimizde müthiş eğilim vardır. Bu Cennet’e olan arzudandır. Mesela taş gördüğünde hipnotize oluyor acayip hoşuna gidiyor. Hatta vücudunda olduğunda, yüzünde olduğunda, kulağında olduğunda, boynunda olduğunda taş çok etkileniyor. Çünkü Cennetteki süsleme böyle. İçgüdü olarak biz bunu biliyoruz. Mesela bir kadında küpe olarak gördüğünden helalinde çok hoşuna gidiyor, etkileniyor. Normalde bir taş parçası nihayetinde nedir yani ete yapışmış bir taş parçası. Ama içgüdü olarak Allah ruhumuza verdiği için ondan olağanüstü etkileniyoruz nerede olursa olsun. Mesela helaliyse farz edelim dişinde pırlanta oluyor hakikaten de çok etkileyici oluyor. Veyahut başka türlü oluyor etkileyici oluyor. Bu bizim ruhumuzdaki etkilenme özellikleri elbiselerde de var. Onun için Cennette hanımlar elbise giyiyorlar üst üste elbise oluyor. Bir baktığında bütün elbiseleri ayrı ayrı görüyor. Mesela kadınlar elbiseyi çok göstermek ister değil mi? Hoşuna gider. Ama tabii seviyorsa, sevdiği varsa, güvendiği varsa yoksa pislik bir adamın elbiseye bakması kızdırır kadını ve gıcık eder.
SUNUCU 2: Bakılmaz da zaten.
ADNAN OKTAR: Tabii istemez de, yani görsün de istemez, baksın da istemez gıcığına gider. Aşkla, tutkuyla seviyorsa onun güzelliğini görmesini ister. Onun güzelliğini takdir edilmesini ister kadın. Aşk ve tutku yoksa baksa ne olur bakmasa ne olur. Tiksinti verir onu rahatsız eder, hatta kızdırır. Elbiseyi gösterme eğilimi olduğu için kadınlarda helaline Peygamberimiz (s.a.v.) diyor; “Baktığında yedi kat elbiseyi üstünde ayrı ayrı görür mümin.” Hepsini ayrı. Mesela “bir öyle, bir öyle, bir öyle bütün elbiseleri ayrı ayrı görür” diyor baktığında. Kadınlar doğal makyajlıdır Cennette. Buradaki makyajı da Allah meydana getirir. Ama orada doğal makyajlıdır, kendinden makyajlıdır. Nasıl kelebekler doğal makyajlı, değil mi?
SUNUCU 2: Çok güzel, muhteşem.
ADNAN OKTAR: Kelebekteki süs nefes kesici. Yani mükemmel pastel renkler, mükemmel bir parlaklıkta ve metalik ışıkla desteklenmiş durumda. Altın yeşili, altın mavisi, altın kırmızısı tarzında ve göz alıcı oluyor. Mesela menekşeye bakıyoruz menekşelerin bütün çeşitleri, güle bakıyoruz yakından bakıyoruz insan doymuyor, uzaktan bakıyor doymuyor. Dalından koparsa insan kıyamıyor kokusu çok nefis. Acıyor insan güle elleyemiyor artık gitmek gerekiyor başka bir şey yapılmıyor. Koklayıp, güzelliğine bakıp gidiyorsun. Allah işte orada rengi nasıl kolayca yarattığını, kokuyu nasıl güzelce, rahatça yarattığını gösteriyor. Mesela bütün hanımlar çok güzel kokmak ister normalde değil mi mis gibi kokmak ister. Onun için parfüm kullanıyorlar mecburen helalinin yanında parfüm kullanıyor. Cennette hanımlar kendiliğinden doğal güzel kokuludur, beyler de öyle. Doğal kokuları vardır kendinden. Gülün nasıl doğal kokusu var? Karanfilin, menekşenin nasıl doğal kokusu var? Allah otta bile istediğimde diyor Cenab-ı Allah bu kadar güzel koku meydana getiriyorum. Ot artık yani değil mi? Mis gibi kokuyor her biri ayrı.
SUNUCU 2: Muhteşem kokuyor.
ADNAN OKTAR: Ama bakın insanda Allah özellikle vermemiş aczini bilsinler diye. Çünkü o Cennette olacak bir sistemdir. Çünkü burada olsa enaniyete girerler. Burada bilakis insanın gururunu ezecek her şeyi yapmıştır Allah.
SUNUCU 2: Ödüllerini sona saklamış.
ADNAN OKTAR: Tabii. Boydan boya sürekli bakım ister insan. Bakım olmadığında perişan olur. Mesela kulağı bakım ister, burnu bakım ister, gözü bakım ister, ağzı dişleri bakım ister. Bütün vücudu bakım ister. Ancak bakımla temiz ve güzel olabilir. O bakımı yaratan da Allah’tır. Ama o sırf aczini görmesi içindir. Mesela kadına da, erkeğe de Allah acze düşmeleri için çok fazla alamet vermiştir. Sabah akşam o aczlerini görürler. Allah onların enaniyetlerini kırmak için insanların yani genel anlamda insanların enaniyetini kırmak için özel yaratmıştır. Ama buna rağmen insanlar etkilenmiyor. Kanser oluyor yine etkilenmiyor, yine havaya giriyor kanserli. Onunla da övünüyor. Ben en modern hastanede tedavi oluyorum bilmem ne. Ölüyorsun artık kardeşim bununla hava mı atıyorsun?
SUNUCU 2: Hocam artık mezarlarında bile. Hani benim mezarlığım işte deniz kenarında.
ADNAN OKTAR: Tabii. “Aile mezarlığımız denize nazır bak” diyor. “Her yer mermer. Tamamını somaki mermer kapladık” diyor. “Ağaçlar mükemmel. Selvi ağaçları da ektirdik” diyor. “Denizi de görüyor” diyor. Tevbe estağfirullah şimdi yani. Çocuk olsa şu hareketi yapmaz yani inanılır gibi değil. Kara toprağın altındasın sen. Simsiyah karanlık toprak. İki metre toprağın altında sen mermerini, deniz manzaranı falan nereden göreceksin sen orada? Ne alaka? Sen bambaşka bir aleme gitmiş oluyorsun. Ruhun Allah’ın Katına gidiyor. Orada senin cesedin kalmış. Berberde insanın saçı kesiliyor kalıyor. Gidip İstanbul’u seyrediyor mu o kestiği saç? Somaki mermerden ne anlar saçı yani.
SUNUCU 2: Ben öyle kişilerin hani özellikle olan kişilerin ölümle ilgili sevdiği ya da değer verdiği bir insanı kaybetmediklerini düşünüyorum. Bir insan nasıl mezarlıkla reklam yapabilir ki şurada burada diye?
ADNAN OKTAR: Allah işte onu ibret olsun diye yaratıyor aslında. İnsanların nasıl gaflete düşebildiğini, nasıl düşünce noksanlığına girdiklerini bize gösteriyor. Yani inkar Allah tarafından müminlere Allah’ın varlığının delilini mucize olarak gösteriyor Kuran’da. “Asıl buna şaşın” diyor “hayret edin”. Gurur yapmalarına insan şaşıyor, azıp kızmalarına insan şaşıyor, saldırganlıklarına şaşıyor, Allah’ın farkında olmamalarına şaşıyor, kendinin farkında olmamasına şaşıyor. Ölümü unutmuş olmalarına şaşıyor insan.
SUNUCU 2: Ölümü bir insan nasıl unutabilir Hocam?
ADNAN OKTAR: Unutuyor adam aklına bile gelmiyor inşaAllah. Hastaneye gidiyor ağır koma halinde belli ölecek adam daha hala orada şaklabanlık yapıyor. Daha hala dinin aleyhinde konuşuyor, İslam’ın aleyhinde konuşuyor. Bu konuyu konuşunca aklıma geldi din hakkında, İslam hakkında espri yapılmaz. Geçenlerde bir siyasi partinin başkanı yeni seçilen başkanı diyeyim yani artık kim olduğu belli. Yine bir başka genel başkanı da içine alacak şekilde bir espri yapmış. Bana çocuklar getirdi. Dinle espri olur mu? Ne kadar yanlış bir hareket, ne kadar yanlışın da üstünde kötü bir hareket. Böyle şey olur mu? Bir daha o muhteremden istirham ediyoruz dinle, İslam’la ilgili bu tarz esprilerden kesinlikle kaçınsın. Çünkü biz onu daha çok sevmek ve daha çok güvenmek istiyoruz. Mesela geçenlerde bir toplantıda Fatiha okudu, Allah’a dua etti bu hoşumuza gitti. Ama bunun arkasından dinle, İslam’la alay eder gibi bir espri. Yani bu ne olmuş oluyor o zaman? Bu milletin değerlerine karşı nasıl bir tavır olmuş olur?
SUNUCU 3:Politik mi davranmaya çalışıyor acaba Hocam?
ADNAN OKTAR:Şimdi şöyle, muhtemelen alışkanlık da yaptı, çünkü halk arasında bu bir alışkanlık. Cübbeli’de de biz bunu görüyoruz. Güya, “alimim” diyor ama adam yapıyor. Dinle, İslam’la ilgili espriler yapıyor. Muhtemelen o tip insanların etkisinde kalmış olabilir. Boş bulunup yaptığını düşünüyorum. Ama istirham ediyorum, bir daha böyle bir şey yapmasın. Çok çok acayip, hiç yakışık almadı, ben bayağı burkuntu duydum ve şaşırdım. Espri yapılacak ne kadar çok konu var. Ben de espri yapıyorum. Ben mesela sürekli şaka yaparım. Benim bulunduğum ortamda millet yerlere yatar güleceğim diye ama hiçbir zaman için dine ve mukaddesata yönelik bir söz asla söylemem. Allah’tan korkarım. Ne cesaret bunu yapmak. Kim olursa olsun. İsim vermedim, zaten anlaşılıyor da. Fakat yine de isim vermeme gerek yok. Değer vermek istiyoruz, daha çok sevmek istiyoruz, daha çok güvenmek istiyoruz herkese. Bakış açımız bu. Allah rızası için böyle şeylerden kaçınsınlar. Biz Allah’ımızı seviyoruz, dinimizi seviyoruz, Peygamberimiz (s.a.v.)’i seviyoruz. Onlara yönelik bir söz bizim ağırımıza gider. Dinle, imanla, İslam’la, Peygamberle, Allah’la, Kitap’la ilgili sözler de özen gerektirir, özenli bir tavır gerekiyor, saygılı bir üslup kullanması lazım, seçerek sözleri kullanmak gerekiyor. Dolayısıyla bu tarz hareketler olmaz. Rica ediyoruz, inşaAllah.
SUNUCU 3:Hocam, bu şekilde davranması kendilerine güvenen insanların güvenini kırmaz mı?
ADNAN OKTAR:Tabii ki kırar. Şimdi ben çok sarsıldım. Ne gerek? Ne için yaparsın böyle bir şeyi? Bayağı şaşırdım. Daha önce de o partide başka bir şahıs böyle bir hareket yaptı. Bütün Türkiye ayağa kalktı. Herkes çok sarsıldı. Dinle espri olmaz. Allah’a, Kitap’a yönelik sözlerde saygılı bir üslup gerekir. Bizim milletimizin %99’u mukaddesatına bağlı, Allah’ı, Kitap’ı çok seven insanlardır, değil mi? Allah için yaşıyoruz biz. Din yoksa bizim bir anlamımız yok ki, yaşamanın bir anlamı kalmaz, hayatın bir anlamı kalmaz, din olduğu için benim için hayatın bir anlamı var, Allah olduğu için, Kitap olduğu için, Peygamberler olduğu için, Kuran olduğu için hayatın bir anlamı var. Olmasaydı Allah vermesin hayatın anlamı olmazdı benim için, boş olurdu inşaAllah.
SUNUCU: Hayat olmaz.
ADNAN OKTAR:Dinsiz de yaşayanlar var, o anlamda diyorum. Evet gerçi sözüm o anlama gelmiş olabilir ama o anlamda söylemedim. Tabii haşa Allah o adama göre yok, yoksa adamın inkar etmesiyle Allah yok olmaz. Allah her zaman vardır.
SUNUCU 2: Zaten inkar etmesi de Allah’ın takdiri ile olan bir şeymiş.
ADNAN OKTAR: TabiiAllah onu öyle yaratıyor, kaderi öyle.
SUNUCU 3: Hocam konu açıldı aklıma geldi, bir ayette yanlış olmasın ya da hadis-i şerifte dilsiz ve kör ve sağır olan kişilerin dünyaya geliş sebebi Allah, Rabbim onları bilerek o şekilde dünyaya getiriyormuş ki onlar, Hocam yanlışım varsa düzeltin lütfen onlar millete kötü şeyler yapacağı için mi?
SUNUCU 1: O şey mi?Onların kulakları duymaz, gözleri görmezler.
SUNUCU 3: Yok o değil. Dünyaya getirilen yani doğuştan sağır ve dilsiz olanlar için, onlar ileride kötü sözler saf edip kötü cümleler kurup kötülük yaratacakları için mi? Böyle bir şey sanırım yanılıyorum. Ya da doğru mu söyleyemiyorum?
ADNAN OKTAR: Tabii ki doğru değil. Çünkü Allah Rahman ve Rahim’dir. Oradaki amaç insanlara aczini göstermektir. Her insanın bir aczi ve kusuru vardır, mutlaka ya bazı insanın bir organı eksik oluyor, bazı insanın bir gözü görmez, bazı insanın ayağı tutmaz olmasa da sonradan olabilir. Mesela felç geçiriyor eli, ayağı tutmaz. Aczini görmesi için mutlaka insanın bu tip şeylere ihtiyacı oluyor. Aczini gördükçe Allah yakınlaşır. Mesela çok şımarık insanlar vardır görüyorsunuz, çok özür dilerim züppe. Ağır bir hastalık geçirir, bir bakarsın kuzu gibi olmuş. Elinde Kuran, sürekli Allah’tan bahseder, İslam’dan bahseder. Görmüş ve duymuşsundur. O züppelik gider, onun yerini mümin ve muttaki bir karakter, güzel bir kişilik alır. Kardeşim öyle züppe ve pislik yaşayacağına, öyle olup, yani herhangi bir organını kaybedip sonsuz hayatını kazanması çok mübarek ve güzel bir şey. Muhteşem bir şey. Yani sağlam yaşayıp da Cehennem’e gideceğine, bir kolu eksik Cennet’e gitsin. Çok çok daha güzel. Dolayısıyla amalar, ama kardeşlerimiz, gören kardeşlerimizden kıyası kabil olmayacak şekilde sevap daha çok alırlar. İnsanlar onların Cennetlerde olduğunu gördüğünde, Allah’ın ne amaçla onları o şekilde yarattığını daha iyi anlamış olacak. Çünkü körlük kolay değildir. Ona bir müminin sabretmesi çok muhteşem bir olaydır. Onun Cennet’e gitmesi için bir vesiledir inşaAllah. Mesela sağırlık öyledir, dilsizlik öyledir. Kolu olmaması, bacağı olmaması, bunlar hep çok çok makbuldür. Çünkü sahabeler zaten savaşa gidiyorlardı. Aslan gibi delikanlı sahabeler, hiçbir şey yok. Kolu, bacağı hepsi yerinde. Ok bir geliyor, gözünün bir tarafından girip bir tarafından çıkıyor. O benim neyim oluyor? Canım oluyor. Değil mi? Ciğerim oluyor. Allah’ın aslanı oluyor ve o, onun Cennet’ine vesile oluyor. Ama hem de kat kat dereceler alarak. Çünkü sabrediyor. Mesela var sahabelerde, diyorlar; “Ne diyorsun?” diyorlar. “Bir tek Peygamberimiz (s.a.v.)’i göremediğim için biraz burukluk duyuyorum” diyor ki onu dahi dememesi gerekir inşaAllah. Çünkü hayır var. Allah ona manen gösterir inşaAllah. Hiç burukluk duymaması makbuldür inşaAllah. Mesela Peygamberimiz (s.a.v.)’i korumak için kolu, bacağı kopan çok fazla sahabe olmuştur. Aslan gibi delikanlılar maşaAllah. Bir vuruyor küfür, kafirler, kolu ta dibinden gidiyor. Cennet’ine vesile olur. O bir sevgi alametidir ve onu Allah’a daha çok bağlar. Eğer aczi olmazsa insanlar tahmin edemeyeceğiniz şekilde olurlardı. Yani ölüm olmasa, aczi olmasa insanları kontrol etmek çok çok zor olurdu, büyük bir bölümünü.
SUNUCU 2: Peki Hocam, böyle bir insandan bahsediyoruz. Kör oldu, ama insanlara kör olduktan sonraki hayatında çok kötü davranmaya başladı. O zaman Cennet’e gider mi?
ADNAN OKTAR:O, o zaman ona işte şer olmuş oluyor. Bak normalde gözünün çıkması hayırdır. Ama dinsizse, dine düşmansa onun için artık şer olmuş oluyor. Başlangıcı başlamış oluyor. Onun için çok büyük beladır. Hakkı savunması lazım. Samimi olması lazım. Çünkü gözü veren de Allah, alan da Allah. Yani verirken gözü, bize sormadı Allah. Alırken de bize sormaz. Değil mi? Hayırladır. Daha önce hatırlıyor musunuz siz, daha önceki hayatınızı? Hatırlamıyorsunuz. Bizi aldı Cenab-ı Allah, dünyaya getirdi. İnşaAllah. Bize sormadı Allah. Alırken de bize sormaz. Ama ne kadar güzel, yani varlık olduk birden. Mesela yaşamak çok güzel, var olmak çok güzel inşaAllah. İnsan sonsuz yaşamak istiyor. Hiçbir şekilde yok olmayı istemez insan. Hiçbir şekilde. Zaten bir kere bir şey var oldu mu bir daha sonsuz yok olmaz. Bir kere var olmaya bakar yani. Mesela biz şu an konuşuyoruz ya, bu konuşma sonsuza kadar yok olmaz. Yani mümkün değil. Haşa Allah’ın yok olması gerekir, bizim konuşmamızın yok olması için. Allah’ın “hıfzı”nda bu sürekli durur. Ancak kötü hatıraları Allah bize hatırlatmaz, o kadar. Ama Allah’ta durur o, kaybolmaz o. Yani hiçbir şekilde kötü bir şey kaybolmaz. Sadece Allah bize hatırlatmaz. Bütün konuşmaların en ince detayına kadar, sohbetleriniz, hastalıklarınız, üzüntüleriniz, tamamı sonsuza kadar yok olmaz. Yani sonsuz evvelde vardı çünkü sonsuz sonrada da vardır. Hiçbir şekilde değişmez.
SUNUCU 2:Sonra hatırlayacak mıyız acaba bunları?
ADNAN OKTAR: Makbul olan, güzel olanları Cennet zevki olarak hatırlayacağız. Cennet’te bize gösterilecek. Sohbetlerimiz, faaliyetlerimiz, konuşmalarımız, gösterdiğimiz cesaret. Zaten Cennet’in eğlencelerinden, zevklerinden, güzelliklerinden birçok zenginlik vardır. Cennet’in zevklerinden bir zevktir bu da. Yani Ahiretteki hayatımızı tekrar tekrar gündeme getirip sohbet konusu yapmak. Hani var ya, biz böyle çocukluğumuzda yaptıklarımızı durur durur anlatırız, durur durur anlatırız. Değil mi? Her seferinde eğlendirir, insanın hoşuna gider.
SUNUCU 2:Ne yaramazlıklar yaparmışız.
ADNAN OKTAR:Tabii yani, çocukluk hatırası ölünceye kadar devam ediyor insanlarda. Yani bir kere anlatıp geçmiyor insanlar. Her seferinde eğlendirici oluyor. Cennette de sonsuza kadar insanın hoşuna giden bir konudur. Sürekli gündem olur. Durur durur gündem yaparsınız inşaAllah. Özellik olarak inşaAllah.
Ama senin böyle Allah’tan korkman, imani konulara teksif olman çok hoşuma gitti. O büyük bir nimet yani birçok insan onu hikaye gibi seyrediyor, etkilenmiyor. Korkmuyor Allah’tan. Yani Cehennemi de anlatıyorsun, Cenneti de anlatıyorsun, Ahir Zamanı da anlatıyorsun.
SUNUCU 2:Onları o zaman tekrar tekrar izlemelerini tavsiye ediyorum. Yani çünkü etkili oluyor.
SUNUCU 3:Bence ama bir insan ilk duyduğunda böyle ürpermiyorsa ya da Allah’ım neler varmış böyle demiyorsa, elli defa dinlese bir şey olacağını zannetmiyorum.
SUNUCU 2:Belki anlamayabilirler diye düşünüyorum.
ADNAN OKTAR:İkiniz de haklısınız, şu yönden haklısınız. Kardeşimin dediği şu bazen gaflet içinde seyreden teksif olmamıştır. Birden Allah hidayetini açar, aklı açılır, keskinleşir. Ama bazıları nato mermerdir, kütük ve odundur. Bin kere milyon kere anlatsan etki etmez adama. Çünkü yok adam zaten ölü yani. Gözü görmüyor, kulağı da işitmiyor, beyni de çalışmıyor.
SUNUCU 1:Muhammet Kaldırım, Kocaeli’nden soruyor. “Çok kıymetli değerli sevgili Hocam. Sizlere nasıl teşekkür etsek, nasıl dua etsek, Allah’a ne kadar şükretsek insanların karamsarlık içinde olduğu, psikolojilerinin bozulduğu bir zamanda insanlara yaptığınız bu çalışma için yetersiz kalır. İsviçre’deki canlı bağlantınızı takip ettim. Akşam nasıl bir huzur verdiğinize inananlara ve nasıl bir korku verdiğinize inanmayanlara anlatmak için kelime bulamıyorum. Her yaptığınız duaya inşaAllah gıyabında amin diyorum” diyor.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah. Bir ara verelim biraz inşaAllah. Kısa bir ara verelim.
SUNUCU 1:Kısa bir aradan sonra yayınımıza tekrardan devam edeceğiz.
Yayınımıza kaldığımız yerden devam ediyoruz.
ADNAN OKTAR:Evet inşaAllah. “Selamün aleyküm.” Çok sevimli. “Adnan Hocamız necesiniz?” Azerbaycan’dan. İnşaAllah “Hz. Mehdi (a.s.) vesilesiyle İslam dünyaya hakim olacak. Ve bütün Müslümanlar birleşecek. Hz. Mehdi (a.s.)’ı kabul etmeyenler aslında İslam Birliği’ni istemeyenlerdir. Bakü’den sevgilerle.”
“Selamün aleyküm Sayın Hocam. Sözlerime ilk önce bir ayet okumak istiyorum. Kovulmuş şeytandan Allah’a sığınırım “Ey Ehli Kitap, Peygamberlerin arası kesildiği bir sırada: "Bize müjdeci de, bir uyarıcı da gelmedi" demenize (fırsat kalmasın) diye size apaçık anlatan elçimiz geldi. Böylece müjdeci de, uyarıcı da gelmiştir artık. Allah her şeye güç yetirendir.” Maide Suresi, 19. ayet. Hocam Maide Suresi’ndeki bu ayette geçen Peygamberlerin arası kesildiği bir sırada bir elçiniz geldi” bölümü “Mehdiyet için bir delildir” diye düşünüyorum. Hocam yanlış mı düşünüyorum? Değerli cevaplarınız için şimdiden Allah razı olsun.” Çorum’dan Murat Özavcıl. Peygamberimiz (s.a.v.) son Peygamberdir biliyorsunuz, son hateme bir Peygamberdir. Hateme Resül, Hateme Nebidir. Hateme Veli de Mehdi (a.s.)’dır. Dolayısıyla tabii Peygamberimiz (s.a.v.)’in Ahirete irtihalinden sonra 1400 sene geçmiştir. Normalde her bin yılda bir büyük bir Ulu’l azım Peygamber geliyordu. Şimdi 1400 sene geçtiğine göre, çok önemli bir zaman dilimi geçmiş oluyor. Ulu’l azm Peygamberlerin yerine, yani Peygamber gelmeyeceğine göre büyük bir veli gönderiyor Allah, işte Hateme Veli Mehdi (a.s.)’ı gönderiyor 1400 yıl sonra. O anlamda, işari anlamda Kuran’ın bu ayeti tabii ki işaret ediyor o doğru.
SUNUCU 1:Ben bir tane sorayım Hocam size. “Hocam ben Müslüman bir kardeşiniz olarak Türk-İslam Birliği’nin kurulması, İslam ahlakının tüm dünyaya yayılması için elimden gelen çabayı harcıyorum ve Allah ömür verdiği sürece de harcamaya devam edeceğim inşaAllah. Hocam Allah bu olaylar gerçekleşmeden önce canımı alırsa, İslam’ın hakimiyetini gören kardeşlerimin alacağı sevabı ben de alır mıyım?” Sudenaz Poyraz.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah. “Allah ömür verdiği sürece de harcamaya devam edeceğim inşaAllah. Hocam Allah bu olaylar gerçekleşmeden önce canımı alırsa, İslam’ın hakimiyetini gören kardeşlerimin alacağı sevabı ben de alır mıyım?” MaşaAllah, tabii ki alır. İnşaAllah.
Makaleler
Devamı ...Makaleler
Devamı ...Makaleler
Devamı ...Kısa filmler - Mutlaka izleyin
Devamı ...Basında Harun Yahya
Devamı ...Kısa filmler - Mutlaka izleyin
Devamı ...