SUNUCU: İyi akşamlar sayın izleyicilerimiz ve dinleyicilerimiz. Bu akşam HarunYahya.Tv internet sitesinden, Mavi Karadeniz Radyo’dan, Aksu Tv ve Kaçkar Tv’den canlı olarak yayınlanan ‘Adnan Oktar’la Gece Sohbetleri’ programında yine sizlerle beraberiz. Birbirinden önemli konuların yer alacağı programımıza; bilmediğiniz, merak ettiğiniz konulardaki sorularınızla sizde e-mail atarak katılabilirsiniz. Konuklarım Harun Yahya müstear ismiyle yazdığı 300’ü aşkın kitabıyla dünyaca ünlü ve tanınan yazar Sayın Adnan Oktar. Hoş geldiniz Hocam.
Hocam soruyla mı başlıyoruz? Nasıl istersiniz?
ADNAN OKTAR: Mübarek Hocamızdan inşaAllah başlayalım.
ALTUĞ BERKER: Estağfurullah Hocam. Bugün gazetelerde bazı haberler dikkatimizi çekmişti Hocam. Ekonomik krizden bahsediyorsunuz, Ahir zaman alametlerinden biri olarak. Siz 2007’den önce söylemiştiniz, 7 sene sürecek bir ekonomik kriz. Onun daha derinleştiğine ve yoksulluğun artmaya başladığına dair bazı gazete haberlerimiz vardı Hocam.
ADNAN OKTAR: Türkiye’de kriz yine çok az etki gösterdi. Fakat Avrupa’da çok yıkıcı etki gösterdi ve bu öyle bir şey ki, yani iki oldu mu dört oluyor, dört oldu mu sekiz oluyor ve katlamalı gelişiyor. Yani bir sökülme tarzında devam ediyor. Bunun iman zafiyetinden olduğu, imansızlıktan kaynaklandığını hepsi anladılar. Kiliselerde dualar ediyorlar ama o tarz bir şeyle olmaz tabii. Yani sıkıştı mı dua ediyor adam, fakat kalktı mı zorluk yine kaldığı yerden devam ediyor. Allah onu kabul etmez. Çok sağlam olacak, çok samimi olacak, hakikaten öyle olacak. Candan olacak yani, Allah –haşa- kandırılmaz. Firavun da onu yapıyordu, değil mi? Bela geldiğinde dua ediyordu, Allah belayı kaldırıyordu üzerinden, yine rezalete dönüyordu. Yine bela veriyordu, yine dua ediyordu. En sonunda Allah helak etti. Öyle olmaz. Tam samimi Allah’a teslim olacaklar inşaAllah.
ALTUĞ BERKER: Ve 2014’e kadar bu krizin devam edeceğini söylemiştiniz Hocam. Daha sonra IMF Dünya Bankası yetkilileri de, önce tarih vermiyorlardı, sizden sonra 2014 dediler ama bir açıklaması yok. Sadece sizin manevi bilgiye dair olan bir açıklama var Hocam.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah.
Şuara Suresi, 116 ve 120. ayetleri bana açıp verebilirsen Berker Hocam. Şuara Suresi, 121 şeytandan Allah’a sığınırım. “Bunun üzerine, onu ve onunla birlikte olanları (insan ve hayvanlarla) yüklü gemi içinde kurtardık.” Hz. Nuh (a.s.) için. “Sonra bunun ardından geride kalanları da suda-boğduk. Gerçekten, bunda bir ayet vardır, ama onların çoğu iman etmiş değildirler.” “Gerçekten, bunda bir ayet vardır,” sözü 2010 tarihini veriyor, ebcedi. Bakın Nuh’un gemisinin bulunduğu tarih. Bakın Nuh (a.s.), Hz. Nuh (a.s.)’dan bahsediyor. "Ben, yalnızca apaçık bir uyarıcıyım" diyor. “Dediler ki: "Eğer (bu söylediklerine) bir son vermeyecek olursan,” Nuh (a.s.)’u tehdit ediyorlar, “gerçekten taşa tutulup kovulacaksın." Yani şu anda da ne yapıyorlar? Basın yoluyla yahut televizyonlarla bir kısım Müslümanları taşa tutuyorlar. Bazı televizyonlar, bazı basın. Onu etkisiz hale getirmeye çalışıyorlar. “Dedi ki: "Rabbim, şüphesiz kavmim beni yalanladı."” Bakın Mehdi (a.s.) de yalanlanacak, Hz Nuh (a.s.) da yalanlanmış. “Bundan böyle, benimle onların arasını açık bir hükümle ayır ve beni ve benimle birlikte olan mü'minleri kurtar.” Ki bakın Türkiye hakikaten ekonomik krizi en rahat tolere eden diyeyim, -gerçi süslü bir söz ama- bir ülkedir inşaAllah. Etkisi o kadar şiddetli olmadı. Olmayacağını da söylemiştik daha önce zaten. Az olacak etkisi demiştik. “Bunun üzerine, onu ve onunla birlikte olanları (insan ve hayvanlarla) yüklü gemi içinde kurtardık. Sonra bunun ardından geride kalanları da suda-boğduk. Gerçekten, bunda bir ayet vardır” diyor Allah. İşte bu da 2010 tarihini veriyor.
ALTUĞ BERKER: Ayet, siz daha iyi bilirsiniz Hocam inşaAllah, ayet yani delil demek. Delilin bulunduğunu anlıyoruz.
ADNAN OKTAR: Tabii, tabii evet. “Gerçekten, bunda bir ayet vardır.” Tabii burada kastedilen birinci anlamı, zahir anlamı, bu durumda meydana gelen bu olay da bir ayet vardır, bir delil vardır. Yani insanlar zulmederlerse, Allah helak eder, edebilir. Buna işaret ediyor. Ama ikinci anlamı olarak da, geminin bulunmasında bir ayet var inşaAllah. Kuran buna işaret etmiş oluyor inşaAllah. “Gerçek şu ki, ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim. Artık Allah'tan korkup-sakının ve bana itaat edin. Buna karşılık ben sizden bir ücret istemiyorum; ücretim yalnızca alemlerin Rabbine aittir.” Mümin Allah rızası için gayret ediyor, herhangi bir para karşılığı hareket etmez. Yani para karşılığı İslam’a hizmet olmaz. Buna Kuran’dan delil vermiş Cenab-ı Allah, Kuran ile delil veriyor. Cenab-ı Allah’ın güzel bir tebliği. “Dediler ki: "Sana, sıradan aşağılık insanlar uymuşken inanır mıyız?"” Bak Mehdi (a.s.) cemaatine de aynı suçlamalar olacaktır. Sıradan insanlar, kötü insanlar diyeceklerdir inşaAllah. Bakın aynısını burada görüyorsunuz, Nuh Peygamber (a.s.)’in kavmine söylüyorlar. “Dediler ki: "Sana, sıradan aşağılık insanlar uymuşken inanır mıyız?"” Yani “Boş adamlarsınız” diyor, “siz kimsiniz ki?” diyor. Beğenmiyorlar yani, inşaAllah. Bak diyor ki Hz. Nuh (a.s.); “ve ben mü'min olanları kovacak değilim.” Yani diyorlar ki; “etrafındaki gençleri dağıt, insanları dağıt, bu faaliyete son ver, durdur artık bu faaliyeti” diyorlar. Böyle bir çalışman olmasın diyorlar. Nuh (a.s.) da diyor ki; “ve ben mü'min olanları kovacak değilim.” Yani “Allah’ın kulları onlar” diyor, “Allah rızası için benim yanıma geliyorlar, niye kovayım?” diyor. “Ben, yalnızca apaçık bir uyarıcıyım.” Tebliğciyim. Mehdi (a.s.)’nin talebelerinin dağılması için de uğraşacaklardır. Fakat başarılı olamayacaklardır inşaAllah. Mehdi (a.s.)’ye de öyle baskı olacaktır fakat Mehdi (a.s.) asla kabul etmez tabii inşaAllah.
ALTUĞ BERKER: Siz daha iyi bilirsiniz Hocam inşaAllah, hadis-i şerifte de baskı olunca daha da genişlediğine dair işaret var Mehdi (a.s.)’nin.
ADNAN OKTAR: “Mehdi (a.s.)’nin diyor sırtı dövülür” diyor. Mehdi (a.s.)’nin sırtına vurdukça, “Mehdi (a.s.) gittikçe genişlemeye başlar” diyor, “büyür” diyor. Yani bir insan dövülünce genişlemez. Burada kastedilen müteşabih. Tabii Cübbeli olsa öyle anlar. Müteşabih yani. Ünü, şanı yayılır. Ona basın saldıracak, televizyonlardan saldıracak, radyolardan saldıracaklar, bir kısım insanlar dedikodu yapacak, fitne-fücur çıkaracak. Ama onun üzerine baskı arttıkça, onun ünü şanı ve gücü artacak. Yani onlar istese de, istemese de hizmet etmiş olacaklar Mehdi (a.s.)’ye. Bu anlaşılıyor inşaAllah. Evet, Berker Hocam.
ALTUĞ BERKER: Buyurun Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Şimdi zat-i alinize Risale-i Nur’dan bazı izahlar anlattıracağım. Şu, “Bediüzzaman’ın Harika Bir Yönü.” Daha önce bunu biraz anlatmıştık ama bir daha anlatırsak iyi olur inşaAllah.
ALTUĞ BERKER: Tabii inşaAllah. “Üstadın hapisteyken iki-üç defa camide sabah namazını kılarken görülmesi - Bediüzzaman Denizli hapsindeyken, halk iki-üç defa muhtelif camilerde sabah namazında görür. Savcı işitir, hapishane müdürüne pür hiddet: “Bediüzzamanı sabah namazında dışarıya, camiye çıkarmışsınız” der. Tahkikat yapar ki, Üstad hapishaneden dışarı kat'iyen çıkarılmamış.Eskişehir hapishanesinde iken de, bir Cuma günü, hapishane müdürü kâtib ile otururken bir ses duyuyor: “Müdür bey! Müdür bey!”Müdür bakıyor. Bediüzzaman yüksek bir sesle: “Benim mutlaka bugün Ak Camide bulunmam lâzım.” Müdür: “Peki Efendi Hazretleri” diye cevab veriyor. Kendi kendine: “Herhalde, Hoca Efendi kendisinin hapiste olduğunu ve dışarıya çıkamayacağını bilemiyor” diye söylenir ve odasına çekilir. Öğle vakti; Bediüzzaman'ın gönlünü alayım, Ak Cami’ye gidemeyeceğini izah edeyim düşüncesiyle Üstad'ın koğuşuna gider. Koğuş penceresinden bakar ki, Bediüzzaman içeride yok! Hemen jandarmaya sorar, “içeride idi, hem kapı kilitli” cevabını alır. Derhal camiye koşar. Bediüzzaman'ın ileride, birinci safta, sağ tarafta namaz kıldığını görür. Namazın sonlarında Bediüzzamanı yerinde göremeyip, hemen hapishaneye döner; Hazret-i Üstadın “Allah-u Ekber” diyerek secdeye kapandığını hayretler içerisinde görür.”
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Bu resmi tutanağa geçmiş, yani devletin memurlarının gördüğü bir olay. Evet.
ALTUĞ BERKER: Bu hadiseyi bizzat o zamanki hapishane müdürü anlatmış Hocam. İnşaAllah. “Demir kelepçelerin Üstad namaz kılmak istediğinde açılması – Molla Said elleri bağlı muhafız nezaretinde Bitlis’e nakledildi. Jandarmalarla yolda giderken namaz vakti gelir, namaz kılmak için kelepçelerin açılmasını jandarmalara ihtar eder. Jandarmalar kabul etmeyince, demir kelepçeleri bir mendil gibi açarak önlerine atar. Jandarmalar bu hali keramet adledip (keramet olarak düşünüp) hayretler içinde kalırlar. Teslimiyetle, rica ve istirham ile, “biz şimdiye kadar muhafınız idik, bundan sonra hizmetçiniziz” derler. Bir gün Bediüzzaman’a soruldu: “Kelepçeyi nasıl açtın?” dedi. “Ben de bilmem fakat olsa olsa namazın kerametidir” demiş Üstad, Hocam, maşaAllah.
“Üstad tecritteyken aynı vakitte çarşıda görülmesi. Bediüzzaman hapiste iken, bir gün, o zamanın Eskişehir Müddeiumumîsi (savcısı) Üstadı çarşıda görür. Hayret ve taaccüble (şaşkınlıkla) ve vazifesine son vereceği ihtarıyla, hapishane müdürüne: ‘Ne için Bediüzzamanı çarşıya çıkardınız? Şimdi çarşıda gördüm,’ der. Müdür de:‘Hayır efendim. Bediüzzaman hapishanede, hattâ tecriddedir; bakınız,’ diye cevap verir.”
“Dağa çıkarken yanı başında ekmek bulması. ‘Süleyman isminde mübarek bir misafirim vardı. Benim ekmeğim de ve onun ekmeği de bitiyordu. Çarşamba günüydü, dedim ona: ‘Git, ekmek getir.’ İki saat, her tarafımızda kimse yok ki oradan ekmek alınsın. ‘Cuma gecesi senin yanında bu dağda beraber dua etmek arzu ediyorum’ dedi. Ben de dedim: ‘Kal.’Sonra, hiç münasebeti olmadığı halde ve bir bahane yokken, ikimiz yürüye yürüye bir dağın tepesine çıktık. İbrikte bir parça su vardı. Bir parça şekerle çayımız vardı. Dedim: ‘Kardeşim, bir parça çay yap.’ O ona başladı. Ben de derin bir dereye bakar bir katran ağacı altında oturdum. Üzülerek şöyle düşündüm ki: ‘Küflenmiş bir parça ekmeğimiz var; bu akşam ancak ikimize yeter. İki gün nasıl yapacağız ve bu temiz kalpli adama ne diyeceğim’ diye düşünmedeyken, birdenbire başım çevrilir gibi başımı çevirdim. Gördüm ki, koca bir ekmek, katran ağacının üstünde, dalları içinde bize bakıyor. Dedim: ‘Süleyman, müjde! Cenâb-ı Hak bize rızık verdi.’ O ekmeği aldık; bakıyoruz ki, kuşlar ve vahşi hayvanlar, hiçbiri ilişmemiş. Yirmi-otuz gündür hiçbir insan o tepeye çıkmamıştı. O ekmek ikimize iki gün kâfi geldi. Biz yerken, bitmek üzereyken, dört sene sadık bir dostum olan müstakim (temiz, doğru) Süleyman, ekmekle aşağıdan çıkageldi.”
ADNAN OKTAR: Bittikten sonra ekmek. Birkaç gün sonra, evet. Bak, Allah yine devam ettiriyor rızkını, maşaAllah.
ALTUĞ BERKER: “Üstad’ın vefat edeceği tarihi ve mezarının gizli kalacağını önceden bilmesi. Bediüzzaman aynı şekilde öleceği tarihi, ölümünden bir süre sonra kendi mezarının yıkılacağını ve ayrıca bu olayın da 1921 yılında gerçekleşeceğini, Eddai isimlişiirinde detaylı olarak bildirmiştir. Sözler, sayfa 635)”
ADNAN OKTAR: Bunu 1921 yılındayken söylüyor. 1960’da vefat edeceğini, evet.
ALTUĞ BERKER: “Şiirin adı olan ‘eddai’ kelimesinin ebcedi 86, Üstad’ın vefat yaşı.” ““Yıkılmış bir mezarım ki, yığılmıştır içinde Said'den yetmiş dokuz emvat ölüler bâ-âsam (günahlar) ile âlâma (elemler)” Hicri 1379’da vefat ediyor. “Said'den yetmiş dokuz emvat ölüler” “Sekseninci olmuştur, mezara bir mezar taş.” Hicri 1380’de mezarı yıkılıyor. “Beraber ağlıyor hüsran-ı İslâm'a. (Sıkıntı çeken İslam’a) Mezar taşımla pür-emvat (ceset dolu) enindar (inleyen) o mezarımla Revanım saha-i ukba-yı ferdâma (Yürüyorum gelecek olan Ahiret hayatıma) Yakînim var ki (Kesinlikle eminim ki): İstikbal semavatı, zemin-i Asya (Yani Asya kıtası, geleceğin aydınlığı) Bâhem (Beraber) olur teslim, yed-i beyza-yı İslâm'a (İslam’ın aydınlık ve dost eliyle birlikte teslim olur)”.
ADNAN OKTAR: “İslam ahlakı dünyaya hakim olur” diyor. “Olacak” diyor, evet.
ALTUĞ BERKER: Evet inşaAllah. ““Zira yemin-i yümn-i imandır (Çünkü imandan gelen kudret ve bereket) Verir emn-ü eman ile enama (insanlara güven ve huzur verir)” Said Nursi bu şiirinde işaret ettiği gibi, 79 yılı Hicri 1379 yılıdır. Üstad bu tarihte vefat etmiştir. Yine şiirinde, 80. olmuştur ifadesiyle belirttiği gibi, ölümünden bir süre sonra, yani Hicri 1380 yılında mezarı yıkılmış ve mübarek bedeni başka bir yere nakledilmiştir. Üstad Eddai’yi 1918-20 yılları arasında yazmış. Yani vefatından yaklaşık 40 sene öncesinden vefat vaktini bildirmiştir.”
“Rüyada bir hitabe - Meâli ve hatırda kalan elfazı aynendir. 1335 senesi Eylül’ünde, dehrin hadisatının verdiği yeisle, şiddetle muztarip idim. Şu kesif zulmet içinde bir nur arıyordum. Mânen rüya olan yakazada bulamadım. Hakikaten yakaza olan rüya-yı sâdıkada bir ziya gördüm. Tafsilâtı terk ile yalnız bana söylettirilmiş noktaları kaydedeceğim. Şöyle ki:Bir Cuma gecesinde nevm ile âlem-i misâle girdim. Biri geldi, dedi: “Mukadderat-ı İslâm için teşekkül eden bir meclis-i muhteşem seni istiyor.” Gittim, gördüm ki, münevver, emsalini dünyada görmediğim, Selef-i Salihînden ve a’sârın meb’uslarından her asrın meb’usları içinde bulunur bir meclis gördüm. Hicap edip kapıda durdum. Onlardan bir zât dedi ki: “Ey felâket, helâket asrının adamı, senin de reyin var. Fikrini beyan et!” Ayakta durup dedim: “Sorun, cevap vereyim.” Biri dedi: “Bu mağlûbiyetin neticesi ne olacak; galibiyette ne olurdu?” Dedim: “Musibet şerr-i mahz olmadığı için, bazan saadette felâket olduğu gibi, felâketten dahi saadet çıkar. Eskiden beri i’lâ-yı kelimetullah ve bekâ-yı istiklâliyet-i İslâm için, farz-ı kifaye-i cihadı deruhte ile kendini yekvücut olan âlem-i İslâma fedaya vazifedar ve hilâfete bayraktar görmüş olan bu devlet-i İslâmiyenin felâketi, âlem-i İslâmın saadet-i müstakbelesiyle telâfi edilecektir. Zira, şu musibet, maye-i hayatımız ve âb-ı hayatımız olan uhuvvet-i İslâmiyenin inkişaf ve ihtizazını hârikulâde tacil etti. Biz incinirken âlem-i İslâm ağlıyor. Avrupa ziyade incitse, bağıracaktır. Şayet ölsek, yirmi öleceğiz, üç yüz dirileceğiz. Harikalar asrındayız.”
ADNAN OKTAR: Evet Berker Hocam, ama tabii bunları anlatırken Osmanlıca kelimeler olduğu için, birçok kardeşimiz bilmez. Onları şerh ederek anlatmamız lazım. Şerh olarak anlatmazsak, ancak Nur talebesi kardeşlerimiz anlarlar. Tamam, yeterli bu kadar şimdilik.
ALTUĞ BERKER: Tamam inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Kardeşlerimize duymadıkları bazı hadisler var, onları anlatayım. Bir kısmı da duydukları hadisler ama yahut nadir duydukları olabilir, onlardan anlatayım. “Ebu Hamza der ki: İmam Ebu Abdullah Cafer-i Sadık Aleyhisselam'ın huzuruna çıkarak: "Bu emrin sahibi Hz. Mehdi (a.s.) sen misin?" diye arzedince:” Cafer-i Sadık’a soruyor. “Mehdi (a.s.)sen misin?” diye soruyor. “"Hayır" dedi: "Oğlun mu?" dediğimde buyurdu ki: "Hayır."” Oğlu, “o da değil, oğlumda değil” diyor. “"Hayır" Arzettim ki: "Oğlunun oğlu mu?" "Hayır" diye buyurdu. "Peki o kimdir?" diye arzedince şöyle buyurdu: "Hz. Mehdi yeryüzü zulümle dolduğu gibi, onu adaletle dolduracak olandır.” Yani “önce alamet arıyorsanız, bir kere zulüm olması lazım. Bütün dünyanın zulümle kaplanması gerekir” diyor, Mehdi (a.s.)’nin çıkması için. Yani dinsizlik, ateistlik, Darwinist, materyalist sistem şu an dünyaya hakim oldu ilk defa. O zaman işte bu oldu mu, bil ki Mehdi (a.s.) çıkacak demektir. Ateizmin, Darwinizmin, materyalizmin ve dolayısıyla da zulmün dünyaya hakim olması, Mehdi (a.s.)’nin çıkması şartıdır. İmamı Cafer-i Sadık’ta “bu şart oluşması gerekir” diyor. “İmamlardaki fetret zamanında gelecektir tıpkı Peygamber (s.a.v.)'in de fetret zamanında geldiği gibi.” Yani fetret ne demek? Artık din insanlar tarafından unutulmuş, İslamiyetin bağlıları azalmış, materyalist, Darwinist, ateist sistem çok gelişmiş. “Böyle bir zamanda,” “o zamanda çıkacaktır” diyor. “İmam Zeynel Abidin aleyhisselamın torunu Ali bin Ömer der ki; İmam Ebu Abdullah Cafer-ı Sadık aleyhisselam şöyle buyurdu:” Caferi Sadık biliyorsunuz, İmamı Azam’ın Ebu Hanife’nin Hocasıdır. Hanefi mezhebinin kurucusu, biliyorsunuz biz Hanefi mezhebindeniz. O imamın Hocasıdır, Caferi Sadık. ““Benim evlatlarımdan olan Kaim, (İbrahim) Halil’in ömrü olan yüz yirmi yıl yaşayacaktır ve bu kadar ömrün anlaşılması mümkündür. Sonra zamanın birinde gaybete çekilecektir. Sonra zuhur ettiğinde otuz iki yaşındaki reşit bir gençtir.” Yani 32 yaşındayken bir şey oluyor demek ki. Onu ünlü yapan, onun dikkatini çeken, insanların dikkatini çeken bir olay oluyor. 32 yaşındayken. “32 yaşında reşit bir gençtir. Öyle ki halkın bir bölümü ondan vazgeçecektir.” Yani insanlar ondan uzak duracaklardır. Riskli bulacaklar, tehlikeli bulacaklar, ona yanaşmayacaklar. “Yeryüzünü zulüm ve cefa ile dolduğu gibi, adalet ve eşitlikle dolduracaktır.” “İmam Muhammed Bakır aleyhisselam şöyle buyurdu: Allah’a andolsun ki Allah’ın şu ayetindeki ‘darda kalan’ kelimesi onun (Hz. Mehdi (a.s.)) hakkındadır.” Yani “Kuran’da geçen ‘darda kalan’ kelimesinin karşılığı Mehdi (a.s.)’dir” diyor, Muhammed Bakır aleyhisselam hadis olarak. Ayet, Neml Suresi, 62. “Yoksa darda kalana dua ettiği zaman icabet eden ve kötülüğü gideren ve sizi yeryüzünde halife kılan mı hayırlı?” “Burada darda kalan Mehdi (a.s.)’dir” diyor. Zor durumda kalacaktır, Allah onun duasına icabet edecek ve kötülüğü giderecek. Çünkü bak Allah diyor ki; “kötülüğü gideren ve sizi yeryüzünden halife kılan mı?” Yani yeryüzünün halifesi olması, Mehdi (a.s.)’nin. “Buna işaret ediyor” diyor ayet, Neml Suresi 62. Muhammed Bakır aleyhisselam söylüyor bunu. “Hallak bin Saffar’dan, İmam Caferi Sadık aleyhisselama, ‘Kaim aleyhisselam (Hz. Mehdi (a.s.)) dünyaya geldi mi?’ diye sorduklarında şöyle buyurdu: ‘Hayır, ama eğer onun (Hz. Mehdi (a.s.’nin) zamanında yaşasaydım ömrüm boyunca ona hizmet ederdim” diyor, inşaAllah. Yani “ona talebe olurdum ömrüm boyunca” diyor. “Hz. Ali (r.a.) iki oğlu Hasan (r.a.) ve Hüseyin (r.a.)’i alarak bir sala bindi.” Sal yani normal kayık benzeri bir şey. “Sakif kabilesinin yanından geçerken dediler ki; ‘Hz. Ali (r.a.) suyu geri döndürmek için geldi.’” Yani “akan suyu geri döndürmek için geldi” diyorlar Hz. Ali (r.a.)’ye. “Hz. Ali aleyhisselam ise şöyle buyurdu: ‘Allah’a andolsun ki ben ve bu iki oğlum öldürüleceğiz.’” “Şehit edileceğiz” diyor. “Ben ve iki oğlum.” Bakın daha sağken. Peygamberimiz (s.a.v.) söylüyor çünkü. Hz. Hasan (r.a.) ve Hüseyin (r.a.)’in şehit edileceğini, Hz. Ali (r.a.)’nin şehit edileceğini ona söylüyor. Hz. Ali (r.a.) de naklediyor. “Allah Ahir zamanda benim evlatlarımdan birini gönderecek.” Hz. Ali (r.a.) kendi soyundan olacağını söylüyor Mehdi (a.s.)’nin. “Ve kanımızı talep edecektir.” Yani “bu yapılanı yanlarına koymayacak” diyor, Mehdi (a.s.). Zaten İslam ahlakının dünyaya hakim olması, müşriklerin ortadan kalmış olması en büyük darbe olmuş oluyor, inşaAllah. “Dedi ki: Ey Emirülmüminin! Bu Mehdi (a.s.) kimdendir? Buyurdu ki: Benî Haşim’dendir” diyor. Bak Peygamberimiz (s.a.v.) kabilesi, Ben-i Haşim. “Arapların yüce dağının zirvesinden. O öyle bir denizdir ki ona giren kaybolur. Kendisine sığınanlar için amandır, halk kinle dolduğunda onları pâk (temiz) kılan mâdendir.” Yani “insanların birbirine olan kinini, nefretini ortadan kaldıran tertemiz bir madendir” diyor. “İnsanların birbirine karşı öfkesini ortadan kaldıracak” diyor. “Ölüm nazil olduğunda korkmaz, ölüm ona vardığında sarsılmaz.” Çünkü Allah’a gittiğini bildiği için “sevinç duyar” diyor inşaAllah. “Savaş meydanında saldırdığında asla geri çekilmez.” Yani şu an Mehdi (a.s.)’ nin zuhur ettiği aşikar olduğuna göre demek ki, darwinistleri, materyalistlere, dinsizlere çok şiddetli hücumlarda bulunacak. İlmi, manevi hücumlarda bulunacak. “Saldırdığında asla geri çekilmez” diyor. Parçalayıncaya kadar bırakmayacak inşaAllah. Yerle bir edinceye kadar. Bak, “tecrübelidir” diyor, “galiptir.” “Tecrübesi vardır” diyor. Bediüzzaman da diyor, “tecrübelidir” diyor. “Galiptir” yani “mutlaka ezer” diyor. Yani mutlaka galip gelir. “Muzafferdir” yani mutlaka zafer kazanır. Girdi mi savaşa “ikinci bir ihtimal yoktur” diyor inşaAllah. “Mutlaka ezer” diyor. İlmi savaş tabii. “Aslandır” diyor. Lakabıdır zaten Mehdi (a.s.)’nin. Aslan yani nasıl aslan, Kuran’da ayet var, değil mi? “Yaban eşekleri kaçarlar” diyor, “aslan da onu kovalar” diyor ayette. “Müminin özelliği budur” diyor Allah. “Küfür, aslandan kaçan yaban eşeği gibi kaçar” diyor inşaAllah, Kuran’da. Şeytandan Allah’a sığınırım. Onun için burada da Allah aslan vasfını, aslan lakabını Peygamberimiz (s.a.v.) kanalıyla ona vermiş, inşaAllah. “Sağlamdır” yani sarsılmaz. “Kavminin direğidir.” Türk kavminin, inşaAllah, manevi bir direği, inşaAllah. Türk Milleti’nin imanlı olması için gayret edecek. Türk-İslam Birliği için gayret edecek mübarek bir insan. “Cesurdur” “hiç korkmaz” diyor. Delikanlı ve yiğit olacak inşaAllah. Cesurdur yani meydan okur açık açık, inşaAllah. “Allah’ın kılıçlarından bir kılıçtır.” Allah’ın ilim kılıcı inşaAllah. Hz. Ali (a.s.) gibi. “Reistir.” Yani “liderdir,” “herkesi etrafına toplar.” Zamanla bütün insanlık, bütün dünya etrafına toplanacak. “Yücelik ve şerefin kaynağı olan evde büyümüştür.” Yani seyyid nesline, seyyidlere dikkat çekiliyor. “Onun yüceliği en asil yücelikten kaynaklanır.” Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in geldiği kaynak, inşaAllah. Kuran’a dayanan bir insan olduğu için, Allah’a teslim olmuş bir insan olduğu için, Allah onu o yönüyle övüyor, inşaAllah. Peygamberimiz (s.a.v.)’in diliyle. “Hiçbir şey seni ona biat etmekten alıkoymasın.” Yani annen karşı çıktı, baban karşı çıktı, şundan korktum, şu baskıdan çekindim. Hapis korkusundan çekiniyorum. İşte işsiz güçsüz kalmaktan çekiniyorum. Evlenememekten çekiniyorum. İşten atılmaktan çekiniyorum. Saysak sabah kadar sayarız, değil mi? “Hiçbir bahane” diyor, “hiçbir şey seni ona biat etmekten alıkoymasın.” “Ona bağlanmaktan, onun talebesi olmaktan alıkoymasın.” “Seni engelleyenler her zaman fitneye sığınanlardır.” Yani “ahlaksız, üç kağıtçı, sahtekar, şerefsizler Mehdi (a.s.)’ye insanların tabi olmasını engellenmek için uğraşacaklar” diyor. Bakın, “seni engelleyenler,” Mehdi (a.s.)’ye talebe olmanı engelleyenler, “her zaman fitneye sığınanlardır.” Zaten bunlar sürekli pislik yaparlar, sürekli ahlaksızdır. “Sırf onu engellemekle kalmaz” diyor. Gece gündüz fitne ve pislik peşindelerdir. “Eğer konuşurlarsa şerr konuşurlar.” “Kafir ruhlu oldukları için, sürekli pislik ve bela konuşurlar” diyor. Fitne-fücur kargaşa bunu konuşurlar. “Eğer susarlarsa fasit ve fasıktırlar.” “Zaten ahlaksız ve dine karşıdırlar” diyor. “Dolayısıyla onlara uyup, Mehdi (a.s.)’den uzak durma” diyor inşaAllah. “Sonra Mehdi aleyhisselamın sıfatlarını sayarak buyurdu ki: “İçinizdeki en geniş sığınaktır,” yani “ona sığının” diyor. Sığınağa insanlar nasıl bir tehlike anında sığınırlar. “Ona sığının” diyor. Allah için tabii. İmam olarak, lider olarak. “İçinizde ilmi en çok olandır.” Hem vehbi ilmi olacak inşaAllah, hem de ledün-i ilmi olacak ve Allah ona ilham edecek. Buna işaret ediyor bu hadis. “İçinizde ilmi en çok olandır ve sılâ-i rahimi en fazla olandır.” Yani dostlarını, sevdiklerini sürekli gören, sürekli irtibat halinde olan, bağlantı halinde olandır. “Allah’ım! Onun zuhurunu,” Mehdi (a.s.)’nin zuhurunu, “hüzünlerin giderilmesine” yani Müslümanlar mesela her yerde; Çeçenistan’da, Afganistan’da, Irak’ta, dünyanın her yerinde acı çekiyorlar. “Bu hüznün giderilmesine vesile kıl ve ümmetin dağınıklığını onunla topla.” Mesela Nur talebeleri bile paramparçalar. Cemaatlere bölünmüşler, apayrı. Mezheplere bölünmüş, birçok şeye, birbirlerini bombalıyorlar, bilmem ne yapıyorlar. “Ümmetin dağınıklığını onunla topla.” Herkesi birleştirecek. Bütünleştiricidir Mehdi (a.s.). “Eğer Allah seni muvaffak kılarsa,” Allah sana imkan verirse, “onun biatına koş” yani “ona bağlanmak için yanına koş” diyor. “Ve ondan asla vazgeçme.” Ne derlerse desinler, iftira da atsalar, hakarette etseler, hapse de atsalar, değil mi? Her türlü baskıya uğrasan da, her türlü menfaatle karşılaşsan da “asla ondan vazgeçme” diyor Mehdi (a.s.)’den, diyor hadiste. “Eğer muvaffak olur da ona ulaşır ve hidayet olursan,” Allah da hidayet verirse ve onun talebesi olursan “ondan asla vazgeçme” diyor. Yani “yanından asla ayrılma, talebeliğini asla bırakma. Hiçbir suretle” diyor. “Derin bir, âh – ve eliyele göğsünü göstererek – onu ne de çok görmek isterdim” diyor. MaşaAllah. Elini kalbine şöyle koyuyor. “Derin bir, âh – ve eliyle göğsünü göstererek – onu ne de çok görmek isterdim” diyor. MaşaAllah. Hz. Hüseyin (r.a.) bunları anlatan, Peygamberimiz (s.a.v.)’den naklen anlatıyor, Hz. Hüseyin. Hz. Mehdi (a.s.)’nin ceddi, dedesidir. Mehdi (a.s.) biliyorsunuz seyyid, Peygamberimiz (s.a.v.)’in neslinden. Peygamberimiz (s.a.v.)’in nesli de şehitle dolu biliyorsunuz. O zamanın zalim kahpeleri tarafından, alçakları tarafından şehit edildi Hz. Hüseyin (r.a.). Dünya güzeliydi, o nefes kesecek şekilde yakışıklı, olağanüstü güzel ve çok efendi bir insandı. Şehitlerin en güzellerinden, inşaAllah.
Şeytandan Allah’a sığınırım. “İbrahim Suresi, 5. “Ve onlara Allah'ın günlerini hatırlat." “Kasıt” diyor ayette. “İmam Bakır ve İmam Sadık Hazretleri; “bu ayette Cenab-ı Hakk’ın zikrettiği günler 3 gündür. Biri Kaim’in (Mehdi (a.s.)’nin) zuhur ettiği gündür”” diyor. “Kuran’da işaret edilen günlerden, kastedilen günlerden bir tanesi odur,” diyor. “Enbiya Suresi 105. “Biz bunu Levh-i Mahfuz’da yazdıktan sonra Andolsun,” Allah’a yemin olsun, “Zebur'da da yazmıştık”” diyor Allah.“Kasem olsun” diyor Allah. “Kasem olsun, Zebur’da da yazmıştık: ‘Muhakkak Arz'a salih kullarım varis olur.’” Yani samimi olan, iyi olan kullarım varis olur. “Muhammed Bakır ve Caferi Sadık Hazretleri bu ayette zikredileni ‘Kaim ve ashabıdır’ buyurdular.” “Kuran’da geçen bu kişiler Mehdi (a.s.) ve talebeleridir” diyor. Enbiya Suresi, 105. Şeytandan Allah’a sığınırım. “Biz bunu Levh-i Mahfuz’da yazdıktan sonra” yani “kaderde olan bir konudur bu” diyor Cenab-ı Allah. Kaderde olan bir gerçektir. Yemin ediyor Cenab-ı Allah, “kasem olsun Zebur’da da yazmıştık.” Yani “Tevrat’ta da var” diyor Cenab-ı Allah. “Zebur’da da” yani şu an Tevrat içerisinde Zebur. Ama Tevrat’ta da çok detaylı var zaten. Yani Mehdi (a.s.) hakkında Zebur’da da bilgi olduğunu görüyoruz. Ama Tevrat’ta da olduğunu biliyoruz. İncil’de de var. Tevrat’ta, biz kitap haline getirdik. Şu eser, dün de gösterdim. Tevrat’ta, Zebur’da ve İncil’de Mehdi (a.s.)’den bahseden yerler ki 400 küsur sayfadır. Çok kapsamlı bir eser. Bu İngilizcesi inşaAllah. Bu da çok önemli bir gerçek. Biraz da İncil’den delil vereceğim. Matta 9/10. “Sonra İsa, Matta'nın evinde sofrada otururken, birçok vergi görevlisi ve günahkâr birçok kişi gelip onunla ve öğrencileriyle birlikte oturdu.” Yani günahkar insan yanına gelip “onunla ve öğrencileriyle birlikte sofraya oturdu. Bunu gören Ferisiler, İsa'nın öğrencilerine, ‘Sizin öğretmeniniz neden vergi görevlileri ve günahkârlarla birlikte yemek yiyor?’ diye sordular.” Yani “niye bu insanlarla muhatap oluyor, bu kişilerle” diyor. “İsa bunu duyunca şöyle dedi: ‘Sağlamların değil, hastaların doktora ihtiyacı var” diyor. “Niye bu adamlarla görüşüyorsun?” diyorlar. “Böyle günahkar insanlarla görüşüyorsun” diyorlar. O da diyor ki; “Sağlamların değil, hastaların doktora ihtiyacı var” diyor Hz. İsa (a.s.). “Gelin de, `Ben kurban değil, merhamet isterim' sözünün anlamını öğrenin. Çünkü ben doğru kişileri değil, günahkârları çağırmaya geldim” diyor. Yani “günahkarlara ben doğruyu göstermeye geldim” diyor Hz. İsa (a.s.). Mehdi (a.s.)’ye de öyle diyeceklerdir. Ne işi var böyle insanlarla? Niçin böyle insanlarla konuşuyorsun, diyecekler. Halbuki Mehdi (a.s.) zaten günahkar olanlarla, tuğyan ve delalete, masonlara, değil mi? Din dışı cereyanlara karşı asıl görevini ifa edecektir. Dolayısıyla bakın, Hz. İsa (a.s.)’nın şu sözünü de söylemiş oluyor. “Çünkü ben doğru kişileri değil, günahkârları çağırmaya geldim” diyecek inşaAllah. “Sağlamların değil, hastaların doktora ihtiyacı var” diyor Hz. İsa (a.s.). Dolayısıyla Mehdi (a.s.)’ye de insanlar şaşıracaklardır, soracaklardır. “Niye şununla görüşüyorsun?” “Niye bununla görüşüyorsun?” O da bu tarz bir cevap verecektir inşaAllah.
ALTUĞ BERKER:Yine, inşaAllah siz daha iyi bilirsiniz, teslis hastalığı ve günahı içinde olan Ahir zamandaki Hıristiyanları aynı doktor...
ADNAN OKTAR:Tabii o en büyük hastalıklardan bir tanesi de odur, inşaAllah. Şirktir. Şirk belası, inşaAllah.
Bediüzzaman’ın verdiği çeşitli ebcedler var. Abdülhamit’in tahttan indirileceği, Osmanlı hilafetinin son bulacağını ebcedle Kuran’dan bildiriyor Bediüzzaman. Bediüzzaman’ın bütün tarihi, ta Kıyamete kadar bütün tarihi Kuran’dan çıkararak bildirmiş. Bakın burada da 2. Abdülhamit’in tahttan indirileceğini ve büyük Osmanlı hilafetinin son bulacağı tarihi veriyor, inşaAllah. Ebcedle Kuran’dan çıkarmış. Mesela 1971’de olacak olayları bildiriyor. Yine Kuran’dan çıkararak. Şeytandan Allah’a sığınırım. “Rahman Rahim olan Allah’ın adıyla. 113. surenin 1. ayeti. “De ki: Sabahın Rabbine sığınırım. Yarattığı şeylerin şerrinden, karanlığı çöktüğü zaman gecenin şerrinden, düğümlere üfüren-kadınların şerrinden ve hased ettiği zaman, hasetçinin şerrinden.” “Nasıl bu sûre, beş cümlesinden dört cümlesi ile bu asrımızın dört büyük şerli inkılâplarına ve fırtınalarına mâna-yı işâri ile bakar”” Bakın, “bu devirde olan bütün olaylara bakıyor” diyor, ayet. “Dört büyük şerli inkılâplarına ve fırtınalarına mâna-yı işâri ile bakar... aynen öyle de, dört defa tekraren “min şerri” kelimesiyle âlem-i İslâmca en dehşetli olan Cengiz ve Hülâgu fitnesinin” yani Cengiz Han ve Hülagu Müslümanları biliyorsunuz kırdı, geçirdi. Çok büyük katliam yaptı. “Kuran o devre bakıyor” diyor. “İlk birinci anlamı olarak” diyor, “ve Abbasi Devletinin çöküşüne bakıyor” diyor. “dört defa mâna-yı işâri ile ve makam-ı cifrî ile bakar ve parmak basar.” “Dört defa işaret ediliyor” diyor. Ayetten çıkartıyor. Evet, ‘şerri’ beş yüz (500) eder; ‘min’ doksan (90)’dır. İstikbale bakan çok âyetler, hem bu asrımıza hem o asırlara işaret etmeleri cihetinde istikbalden haber veren İmam-ı Ali (R.A) ve Gavs-ı A'zam (K.S.) dahi, aynen hem bu asrımıza, hem o asra bakıp haber vermişler. ‘Ğasikın iza vekab’ (Karanlığı çöktüğünde geceden) kelimeleri bu zamana değil, belki ‘gecenin karanlığı’ binyüz altmışbir (1161), ‘çöktüğünde’ ve sekizyüz on (810) ederek, o zamanlarda ehemmiyetli maddî ve mânevi şerlere işâret eder.” Bakın, “iki büyük felaketin devrini veriyor” diyor. 1161 ve 810. “O zamanlarda ehemmiyetli maddî ve mânevi şerlere işâret eder.” “Eğer beraber olsa, Milâdi bindokuzyüz yetmişbir (1971) olur” diyor. İkisini bir topluyor bu sefer. Miladi 1971 olur, Kuran ayetlerinden çıkararak ebcedleri bir araya getiriyor. “O tarihte dehşetli bir şerden haber verir. Yirmi sene sonra şimdiki tohumların mahsulü ıslah olmazsa,” bu komünistler eğitilmezse, Darwinist ve materyalistler eğitilmezse, “elbette tokatları dehşetli olacak” diyor. “Yirmi sene sonra anarşi başlayacak” diyor ve aynen 1971’de anarşi başladı. Değil mi? 12 Mart muhtırası verildi ve çok büyük olaylar başladı Türkiye’de. “Ğasikın iza vekab,” “karanlığı çöktüğü zaman” ebcedi 1971, inşaAllah. Cengiz Han’ın doğum tarihine de bakıyor ayrıca. Yani acayip detaylı açıklamış Bediüzzaman maşaAllah. “Bediüzzaman bu risaleleri 1936-1949 yılları arasında yazmış. 1971 yılında meydana gelecek sosyal olayları yaklaşık 35 yıl öncesinden haber vermiş ve söyledikleri tek tek gerçekleşmiştir” diyor. “Evet, ümitvar olunuz; şu istikbal inkılabı içinde en yüksek gür sada, İslam’ın sadası olacaktır.” Yani “İslam dünyaya hakim olacaktır” diyor Bediüzzaman. “En gür seda olacaktır” diyor. Sunuhat sayfa 62. Bakın; “Birden o meclisten tasdik emareleri tezahür etti” diyor. Manevi meclis, yekaze halinde. “Dediler: "Evet, ümitvar olunuz. Şu istikbal inkılâbı içinde, en yüksek gür sada İslâm’ın sadası olacaktır!"” “İslam ahlakı dünyaya hakim olacaktır” diyor inşaAllah. Nisa Suresi, 145. “Gerçekten münafıklar, ateşin en alçak tabakasındadırlar. Onlara bir yardımcı bulamazsın.” Yani “artık münafık sistem darmekeşan olacak” diyor Allah. “Perişan olacaklar” diyor. “Ateşin en alt tabakasına atılacaklar, onlara da kimse yardım etmeyecek” diyor. Yani “münafıkane sistem çökecek” diyor Cenab-ı Allah. Nisa Suresi, 145. “Eğer şedde iki nun sayılsa, okunmayan hemzeler ve (ye) de sayılsa 1376 (1956) ederek, bu zulümatlı nifakın (dinsizlik ve zulme dayalı, ikiyüzlü münafıkane sistemin) sukut mertebesine” yani “Darwinist, materyalist sistemin susma ve son bulmasının başlamasına işaret eder” diyor. “1956’dan itibaren perişan olacak münafık sistem” diyor Bediüzzaman. Yani “bu tarih onun yıkılışının başlangıcını veriyor” diyor. 1956 ki Risale-i Nur Külliyatı o devirde serbest bırakıldı. 1956 yılında ve çok büyük olaylar oldu 1956’da. Peş peşe, yani hiç görülmemiş olaylar oldu. Şeytandan Allah’a sığınırım. “Hani Allah peygamberlerden 'kesin bir söz (misak)' almıştı: "Andolsun size kitap ve hikmetten verip sonra size beraberinizdekini doğrulayan bir elçi geldiğinde, ona kesin olarak iman edecek ve ona yardımda bulunacaksınız." Demişti ki: "Bunu ikrar ettiniz ve bu ağır yükümü aldınız mı?"” Allah Peygamberimiz (s.a.v.)’den, Hz. İbrahim (a.s.)’den, Hz. Musa (a.s.)’dan ve Hz. İsa (a.s.)’dan söz alıyor. Bakın, “Hani Allah peygamberlerden 'kesin bir söz (misak)' almıştı.” Bakın bir daha söylüyorum. Peygamberimiz (s.a.v.), Hz. İbrahim (a.s.), Hz. Musa (a.s.), Hz. İsa (a.s.). Ulu’l azm Peygamberlerden Allah söz alıyor. “Andolsun size kitap ve hikmetten verip” “size kitap vereceğim” diyor Allah “ve hikmet vereceğim.” “Ve sonra size beraberinizdekini doğrulayan” yani gelen Kitabı doğrulayan, mesela Kuran’ı doğrulayan, Kuran’la hareket eden, Kuran’ı insanlara tavsiye eden, Kuran’a insanları çağıran, “bir elçi geldiğinde,” Allah-u alem Mehdi (a.s.). Yani ikinci anlamı olarak net Mehdi (a.s.)’ye bakıyor inşaAllah.
ALTUĞ BERKER:Siz daha iyi bilirsiniz Hocam. Diğer Hak kitapları da kapsıyor mu acaba o ifade? “Beraberinizdekileri” derken.
ADNAN OKTAR:Şimdi, “kitap ve hikmetten verip sonra size beraberinizdekini doğrulayan bir elçi geldiğinde” tabii yani kitapları kastediyor zaten. İnşaAllah. Peygamberler zaten hak getiriyorlar. Hakkı getiriyorlar inşaAllah. Kitap getiriyorlar inşaAllah. Demin anlattım işte. Mesela Kuran ise Kuran’ı tasdik ediyor. Yani Kuran’ı savunuyor. Kuran’a insanları davet ediyor. Tevrat’sa Tevrat’a davet ediyor inşaAllah. “Ona kesin olarak iman edecek” yani ona kesin olarak iman edecek, bağlanacak “ve ona yardımda bulunacaksınız." Onu destekleyeceksiniz. “Demişti ki: "Bunu ikrar ettiniz ve bu ağır yükümü aldınız mı?"” diyor Allah, Peygamberlere Zer aleminde soruyor bütün Peygamberlere. Bizim Peygamberimiz (s.a.v.) de dahil bak. Bizim Peygamberimiz (s.a.v.) de dahil. Hz. İsa (a.s.) dahil. Hz. İbrahim (a.s.) var, Hz. Musa (a.s.) var. Hz. Muhammed (s.a.v.) var. “Bu ağır yükümü aldınız mı?” diyor Allah ve “bunu ikrar ettiniz mi?” diyor. “Kabul ettiniz mi?” diyor. Onlar da “ikrar ettik” diyorlar, bütün Peygamberler. “Öyleyse şahid olun, Ben de sizinle birlikte şahid olanlardanım” diyor Allah. “Bu çok büyük bir yemin” diyor. “Söz” diyor. Şimdi Peygamberimiz (s.a.v.) bu yemini etmiş. Bütün Peygamberler etmiş. O zaman bu yardım edilecek kişi kim? Hz. İsa (a.s.) var son olarak gelecek şu an. Bir tek o kaldı şu an. O zaman Hz. İsa (a.s.)’nın yardım etmesi gereken Kuran’ı tasdik eden bir elçi, bir Mehdi (a.s.) olması gerekiyor. Çünkü bak ayette ne diyor Allah, ikinci anlam olarak söylüyorum tabii, “Andolsun size kitap ve hikmetten verip sonra size beraberinizdekini doğrulayan bir elçi geldiğinde,” Kuran’ı Mehdi (a.s.) doğrulayacak insanlara. Değil mi? Tavsiye edecek Kuran’ı. “Ona kesin olarak iman edecek” vahiyle iman edecekler “ve ona yardımda bulunacaksınız.” Hz. İsa (a.s.) Mehdi (a.s.)’ye yardımda bulunacak ve ona iman edecek. Yani vahiyle bilgi alacak. Mehdi (a.s.) olduğunu vahiyle öğrenecek ve ona yardım edecek. “Demişti ki: "Bunu ikrar ettiniz mi"” diyor Cenab-ı Allah “ve bu ağır yükümü aldınız mı?” Bak “çok ağır bir söz bu” diyor, “ağır bir yükümlülük” diyor. “Bu ağır yükümü aldınız mı?” diyor. Onlar da Allah’a “İkrar ettik” diye söz veriyorlar. “Aldık bu yükü Ya Rabbi” diyorlar. “Biz karşılaştığımızda o kişiyle ona yardım edeceğiz ve iman edeceğiz” diyorlar. Allah diyor ki: “Öyleyse şahid olun,” “demişlerdi de "öyleyse şahid olun"” “Herkes şahit olsun” diyor Allah. “Ben de sizinle birlikte şahid olanlardanım.” “Ben de şahidim” diyor Allah. Al-i İmran Suresi 81. Bu ayette geçen; “sonra size beraberinizdekini doğrulayan bir elçi geldi” sözünün ebcedi de 1956 yılını gösteriyor. Tam 1956. Bak, “sonra size beraberinizdekini doğrulayan bir elçi geldi.” Yani Kuran’ı, İslam’ı doğrulayan bir elçi geldi. 1956, Risale-i Nur’un serbest bırakılma tarihini veriyor ve “münafıkane sistemin çöküşünün de başlangıcıdır” diyor Bediüzzaman. Yani “o tarihten itibaren münafıkane sistem bitmiştir” diyor. “Son noktasıdır” diyor 1956. Bakın diyor ki Bediüzzaman; “evet şimdi olmasa da 30-40 sene sonra fen ve hakiki marifet” bakın bir kere fenden istifade edecek diyor Mehdi (a.s.), “hakiki marifet olacak” diyor. Yani “sanat, ilim ve fenlerle öğrenilen bilgiye sahip olacak” diyor. “Medeniyetin mehasini,” “modern olacak” diyor. “(İyi ve faydalı yönlerini) o üç kuvveti tam teçhiz edip (o üç kuvvetle donatıp), cihazatını verip” yani her türlü bilgi, belge, donanım. Mesela fosilse fosil, proteinle ilgili bilgiyse bilgi, her türlü ilmi donanım. Bak, “tam teçhiz edip (o üç kuvvetle donatıp), cihazatını verip” her türlü malzeme, ihtiyaç olan bilgi, delil, karine, ne varsa. “O dokuz manileri mağlup edip dağıtmak için” yani Darwinizm, materyalizm, komünizm, faşizm gibi sapkın düşünceleri dağıtmak için “(gerçekleri araştıranı) taharri-i hakikat meyelanını ve insaf ve muhabbet-i” yani insanlara insafla bakanı, “ve muhabbet-i insaniyeyi” insan sevgisine coşkuyu yaşayanı, insan sevgisine müştak olanı, insan sevgisiyle dolu olanı, yani Mehdi (a.s.)’yi “o dokuz düşman taifesinin” yani zıt düşüncenin, “cephesine göndermiş,” yani İstanbul’a. “İnşaAllah yarım asır sonra onları darmadağın edecek” diyor Bediüzzaman. “Yerle bir edecek” diyor İnşaAllah. “Bediüzzaman, Hicri 1327'de Şam'daki Emevi Camii'nde on bin kişilik bir cemaate verdiği Şam hutbesinde de yine, 1371'den sonraki İslam aleminin geleceğine yönelik izahlar yapmış.” “Evet şimdi olmasa da 30-40 sene sonra” diyor. Şimdi bakıyoruz 1371 artı 30, Hicri 1401 yani 1981. 1371’e 40 eklersek, 1991. Mehdi (a.s.)’nin çıkış ve gelişme dönemlerine Bediüzzaman işaret etmiş. 81’de çıkacak, 91’e kadar faaliyetlerine devam edecek. Zaten 91 den, 2001, 2011 ve 2021 tarihlerine kadar devam ediyor inşaAllah. Bak “"İnşaAllah yarım asır sonra onları darmadağın edecek." Bediüzzaman Said Nursi, Kuran ahlakının tüm dünyaya hakim kılınmasının yarım asır sonra yani 50 yıl içinde tamamlanacağını bildirmiştir. Bediüzzaman bu sözleriyle materyalist, Darwinist ve ateist felsefelerinin insanlar üzerindeki etkisinin 10 yıl gibi kısa bir süre içinde yok olacağına işaret etmektedir. Bu tarih ise Hicri 1421 yani Miladi “2001 yılına” denk gelmektedir.” “Yarım asır sonra” diyor, 50 yıl. 2001 yılına denk geliyor. “Bediüzzaman, aşağıda da yer verilen 1981-1991 yılarına işaret eden sözünde yine bir kez daha “2001 yılına” dikkat çekmektedir: "Yetmiş birde fecr-i sadık başladı veya başlayacak. Eğer bu, fecr-i kazib de olsa, otuz-kırk sene sonra fecr-i sadık çıkacak. "” Yani güneş ortaya çıkacak. Mehdi (a.s.)’ye güneş diyor Bediüzzaman. Çıkacak. “Bediüzzaman bu açıklamasında, halkın karşısındaki batılı temsil eden düşünce olan ateizmin ve materyalist felsefenin (Darwinizmin) dağıtılmaya başlamasının 1981-1991 yılları, fikren tam anlamıyla susturulup dağıtılmasının ise “2001 yılında” olacağına işaret etmiştir.” “Şimdi eğer” diyor Bediüzzaman bakın, “Şimdi hatıra geldi ki, eğer şeddeli "lamlar" ve "mimler" ikişer sayılsa bundan bir asır sonra zulümatı dağıtacak zatlar ise, Hazret-i Mehdi'nin şakirtleri (talebeleri) olabilir.” Bunu dediği tarih, aşağı yukarı bir asır daha ilave ettiğimizde 2010’lar oluyor. Yani bu yıllar, 2010’lar, 2020’ler inşaAllah. Çünkü “bir asır sonra” diyor. Bakın, “Şimdi hatıra geldi ki, eğer şeddeli "lamlar" ve "mimler" ikişer sayılsa bundan bir asır sonra zulümatı dağıtacak zatlar ise, Hazret-i Mehdi'nin şakirtleri (talebeleri) olabilir” diyor. “Yüz yıl sonra hepsini yok edecekler” diyor Bediüzzaman. Kendisinden yüz yıl sonra. Komünizmin yıkılacağını bildiriyor. Avrupa Birliği’nin oluşacağını söylüyor. Bak yani 1911 yılında Avrupa Birliği’nin oluşacağını ve komünizmin yıkılacağını söylüyor. MaşaAllah.
Bitti mi? Tamam, biraz ara verelim.
SUNUCU:Kısa bir aradan sonra yayınımıza tekrar devam edeceğiz.
Tekrar yayınımıza hoş geldiniz. Kısa bir hatırlatma yapalım. HarunYahya.Tv sitesinden yayınları yirmi dört saat takip edebiliyorsunuz. Soru ve görüşlerinizi bize AhirZamanSohbetleri@hotmail.com adresinden gönderebilirsiniz. Ayrıca HarunYahya.Org ve HarunYahya.Net adreslerinden de Hocamızın tüm eserlerini ücretsiz olarak indirebilirsiniz.
Altuğ Hocam, size bırakıyorum. Gösterecekleriniz var sanırım.
ALTUĞ BERKER:Sevimli canlılar var. Biraz bakalım mı onlara?
SUNUCU:Olur inşaAllah.
ALTUĞ BERKER:O zaman şöyle ekrana yansıtayım. Oyun seven kediler, köpekler. Yavruları da çok sevimli oluyor. Tavşanlar. Köpek yavruları. Kediler. Zaten ayakta zor duruyorlar, yürüyemiyorlar. İşte bunlar Allah’ın çok latif, çok böyle merhameti, şefkati tırmalayan, hakikatten Allah’ın sonsuz merhametinin tecellileri, o hayvanlar. Ama eğer beğendiysek biraz daha sevimli canlı gösterebiliriz tekrar.
SUNUCU:Tabii ki.
ALTUĞ BERKER:Evet, burada şimdi acıkan bir martı, yukarıda kedilerin olduğunu bilmiyor, çaktırmadan gidip yiyor. Kediler de seyrediyor. “Ne yapıyor bu?” diyorlar herhalde. Şimdi yetmedi herhalde o yediği, baktı alabiliyor, tekrar geliyor. Önce bir kedileri kontrol ediyor, bakalım atlayacaklar mı, yapacaklar mı diye. Baktı bir şey yok, bu sefer tabağı.
SUNUCU:MaşaAllah.
ALTUĞ BERKER:Hayvanlar akıllı gibi, Allah’ın onlara ilhamıyla hareket ediyorlar inşaAllah.
Ben biraz Hocamızın biraz evvel bana okuttuğu Üstad’ın kerametlerinden devam edeyim. Üstad gündüz olacak şeyleri geceden görebiliyor. Sadık rüya diyor onlara. Allah ona rüyasında gece hakikaten gösteriyor. Şöyle izah etmiş onu; “Rü’ya-yı sadıka”, yani sadık rüyalar, hep çıkan rüyalar demek, “benim için hakkel yakin derecesine gelmiş”, yani marifet mertebesinin en yükseği, en yakini bir surette hakikati, gerçeği müşahede edip görüp, yaşama hali. “Bir değil, yüz değil, belki bin defa; gecede, hiç düşünmediğim halde gördüğüm bazı adamlar veyahut söylediğim meseleler (konular), o gecenin gündüzünde, az bir tabir ile aynen çıkıyor. Demek en küçük bir olay (en cüz’i hadisat) vukua gelmeden (meydana gelmeden) evvel hem mukayyettir (kayıtlıdır), hem yazılmıştır. Demek tesadüf yok, hadisat (olaylar) başıboş gelmiyor, intizamsız değillerdir” “Kaderin işlediğinin en büyük delillerinden biridir” diyor Üstad. Mesela komünizmin yıkılacağını daha önceden söylüyor. “Divan-ı Harb-i Örfi’den beraat alıp İstanbul’dan ayrılır.” Bediüzzamanyüce yargıda, yüksek yargıda yargılanıyor, Divan-ı Harp’de beraat alıyor, oradan, İstanbul’dan ayrılıyor. “Deniz yolu ile Batum’a gelir ve Tiflis’e geçer. Şeyh Sanan Tepesi’ne çıkarak, şehri yukarıdan temaşa ederken, seyrederken yanına bir Rus polisi gelir ve sorar: “Niye böyle dikkat ediyorsun?” Bediüzzaman der ki; “Medresemin planını yapıyorum." Polis der; “Nerelisin?” Bediüzzaman; “Bitlisliyim.” Rus Polisi; “Bu Tiflis'tir.” Bediüzzaman; “Bitlis, Tiflis birbirinin kardeşidir.” Rus polisi anlamıyor, “Ne demek yani bu” diyor. Bediüzzaman şöyle izah ediyor; “Asya'da alem-i İslam'da üç Nur birbiri arkasında inkişafa başlıyor.” Yani üç nur görülüyor, meydana çıkıyor. “Siz de birbiri üstüne üç zulmet (üç karanlık, üç zulumat) inkişafa (görülmeye) başlayacaktır. Şu perde-i müstebidane,” keyfi perde yani zorbalık sistemi, komünizmin zorbalığı anlatılıyor, o perde, zorba perde “yırtılacak, takallüs edecek (toplanacak), ben de gelip burada medresemi yapacağım.” “Rus Polisi: “Heyhat şaşarım senin ümidine?” Bediüzzaman: “Ben de şaşarım senin aklına. Bu kışın devamına ihtimal verebilir misin? Her kışın bir baharı, her gecenizin bir neharı vardır.” “Kış sonsuza kadar devam etmediğine göre bu zorba sistem de sonsuza kadar devam etmez, komünizm insan fıtratına aykırıdır, bu sistem yıkılacaktır” diyor. Çok evvelden hakikaten komünizmin yıkılacağını Üstad söylemiş. Avrupa Birliği’nin kurulacağını söylemiş, çok hikmetli bir sözle ve sonra da İslam ahlakının hakim olacağını müjdelemiş, aynı veciz ifade ile, şöyle; Münazarat kitabında sayfa 147’de: “O vakit Eski Said demiş: Osmanlı hükümeti Avrupa ile hamiledir, Avrupa gibi bir hükümeti doğuracak (Avrupa Birliği’ni). Avrupa da İslamiyet’e hamiledir, o da bir İslam devleti doğuracak.” Şeyh Bahid'e söylemiş. O allâme zât demiş: Ben de tasdik ediyorum.” Bakın “Avrupa da İslamiyet’e hamile.” Hakikaten Hz. Mehdi (a.s.) ile birlikte Hz. İsa (a.s.)’nın nuzulünde, Avrupa’da Hıristiyanlar, özellikle Avrupa’da, Avrupa’nın da İslamiyet’e hamile olduğunu ve İslam devleti doğuracağını önceden söylemiş. Avrupa Birliği’nin oluşacağını da önceden söylemiş.
İçinden geçirdikleri çoğu zaman gerçekleşiyormuş Üstad’ın, Bediüzzaman’ın. Onlara bir örnek olarak; “ikinci misal” diyor, Mektubat, sayfa 341’de “İkinci misâl: Gayet küçük ve lâtîf, bugünlerde vâki olan meseleyi söyleyeceğim.” Bugünlerde cereyan eden konuyu söyleyeceğim. “Şöyle ki: Fecirden evvel (sabahtan evvel) hatırıma geldi ki,” gün doğmadan evvel, “bir zâtın kalbine vesvese verecek bir tarzda tarafımdan sözler söylenilmişti.” Bir kişiye vesvese verecek tarzda sözleri olmuştu. “‘Keşke’ dedim, ‘Onu görseydim, kalbindeki dağdağayı (ızdırabı, telaşı) izale edebilseydim (giderebilseydim).’ Aynı dakikada, Nis’e” yani Eğirdir ilçesinde sahilinde bir ada, “Nis’e gitmiş bir parça kitabım bana lâzımdı. ‘Keşke elime geçseydi’ dedim. Sabah namazından sonra oturdum, baktım, aynı zât,” o düşündüğü kişi, “o kitap parçası elinde olduğu hâlde içeri girdi.” İki ayrı konu düşünüyor Üstad. Bir; “vesvese verdiğim bir şahıs,” öyle düşündüğü, “bir şahısı görsem, durumu düzeltseydim.” Bir de, bir kitap düşünüyor. Ayrı bir konu, ikisi de birbirinden ayrı bir konu. O kişi elinde o kitapla geliyor. “Ona dedim: ‘Senin elindeki nedir?’ dedi: ‘Bilmiyorum. Kapının önünde, Nis’ten gelmiş birisi bana verdi; ben de size getirdim.’ ‘Fesübhânallah,’ dedim. ‘Böyle bir vakitte bu adamın evinden çıkıp gelmesi ve şu Sözün Nis’ten gelmesi hiç tesadüfe benzemiyor. Ve böyle bir adama şöyle bir parça kitabı aynı dakikada eline verip bana gönderen, elbette Kur’ân-ı Hakîm’in himmetidir’ diyerek, ‘Elhamdülillâh,’ dedim.” Kuran’ın himmeti olduğu, kaderde Allah’ın öyle yarattığını düşünerek şükretmiş Üstad. “Benim en küçük ehemmiyetsiz (önemsiz) hafi arzu kalbimi” yani kalpten geçirdiğim gizli arzumu, “bilen birisi elbette bana merhamet ediyor, beni himaye ediyor. Öyleyse dünyanın minnetini beş paraya almam.” MaşaAllah. Allah ilham ettikçe duyulan hisler vardır, Allah yarattıkça olan olaylar vardır ve Allah gösterdikçe gören gözler vardır. Onu gören, kendisi şaşırıyor, kendisi de şaşırıyor. Çünkü Allah gösteriyor.
Bir rüyasında İslam ahlakının gelecekteki hakimiyetini izah etmiş Bediüzzaman Hazretleri. “Rüyada bir hitabe - meali ve hatırda kalan elfazı aynendir.” Bunu okuduk mu acaba diye bakıyorum. Evet okuduk, daha evvel okuduk. O zaman başka bir bölüm okuyayım.
Bediüzzaman’ı ağlatan Eskişehir Lisesi ile alakalı konu. Şualar, sayfa 198: “Bir zaman Eskişehir hapishanesinin penceresinde bir Cumhuriyet Bayramı’nda oturmuştum. Karşısındaki lise mektebinin büyük kızları, onun avlusunda gülerek raksediyorlardı (dans ediyorlardı). Birden manevî bir sinema ile elli sene sonraki vaziyetleri bana göründü. Ve gördüm ki: O elli-altmış kızlardan ve talebelerden kırk-ellisi kabirde toprak oluyorlar, azap çekiyorlar. Ve on tanesi, yetmiş-seksen yaşında çirkinleşmiş, gençliğinde iffetini muhafaza etmediğinden sevmek beklediği nazarlardan (bakışlardan) nefret görüyorlar. Kat'î müşahede ettim (kesinlikle gördüm). Onların o acınacak hallerine ağladım. Hapishanedeki bir kısım arkadaşlar ağladığımı işittiler. Geldiler, sordular. Ben dedim: Şimdi beni kendi halime bırakınız, gidiniz.” Çok şey bir tefekkür, Hocamız da bazen benzer tefekkürlerini anlatıyor. Mesela “topraktan çıktığını görüyorum, yürüyorlar, sonra podyuma geri dönüyorlar, toprağa geri dönüyorlar” diyor. Orada o tefekkürü yapabilmek mühim olan. Mesela Üstad da orada onu yapmış. Orada lisede büyük kızları görmüş, orada dans eden kızlar. Orada ona elli sene sonraki halleri gözükmüş birden ve bunu düşünebilmek hakikaten çok ihlaslı, samimi bakış açısını; dünyaya ve insanlara samimi bakış açısını gösteren bir hal yani. Tabii insan yaşlanıyor ve ölüyor sonuçta. Evet Üstad’ın yine kendi vefat yaşının 26 yıl önceden bilmesi ile ilgili bir mektup var. Barla Lahikası, sayfa 186’da. Talebesi Hafız Ali Ağabeyin bir mektubundan, şöyle: “Öyle de, On dördüncü asrın hâdim-i Kur'ân'ı da dokuz yaşından, seksen altı yaşına kadar bilâ istisna doğrudan doğruya Kur'ân namına hizmet” ifadesi geçmektedir. Yani dokuz yaşından altmış yaşına kadar hiç durmaksızın Kuran’a hizmet ifadesi geçmiş ve bu mektup yazıldığında Üstad hazretleri 60 yaşındadır.
ADNAN OKTAR:Sen ne konuşuyordun Berker Hocam?
ALTUĞ BERKER:Hocam, iman hakikatleri sevimli canlılar gösterdik, daha sonra Üstad’ın kerametlerini okuduk ama müsaade ederseniz, İsviçre de sizinle ilgili haber çıkmış onu göstereyim Hocam.
ADNAN OKTAR: Kardeşim, İsviçre de benimle ilgili haber çıkmadığı gün var mı ki? Biz alıştık.
ALTUĞ BERKER:MaşaAllah. Böyle resminizi de gazetede büyükçe kullanarak Fransızca olarak bir haber var. “Neden Cenevre Sözü Yaratılışçı Müslüman Bir Türk’e Bırakıyor” diyor Hocam.
ADNAN OKTAR:EvvelAllah, evvelAllah. Kime bırakacaklar? Tabii bize bırakacaklar.
ALTUĞ BERKER:Arzu ederseniz haberi okuyabilirim.
“Neden Cenevre Sözü Yaratılışçı Bir Müslüman Türk’e Bırakıyor” Tribune de Genève, Dün çıkan bir haber. “Müslüman yaratılışçı, esas olarak, kendine göre, bütün kötülüklerin kaynağı olan Darwin’i ve Evrim Teorisi’ni hedef almış durumda. Ona göre barış ve huzur ancak kitlelerin İslam’a girmesi ile gerçekleşecek.”
ADNAN OKTAR:Doğru.
ALTUĞ BERKER:“Bunu yapmak için Harun Yahya İsviçre de bu akşam, Cenevre’de Cenevre Uluslararası Konferans Merkezinde geçen bir tanıtım turnesi düzenledi. Müslüman dünyasını en etkili anti-evrimci hareketinin görüntülerini sansürlemek gerekir miydi?”
ADNAN OKTAR:Sıkıysa bir sansürleyin bakalım. Var mı öyle bize yani.
ALTUĞ BERKER:Ara başlıkla, “sol endişeli” diye ara başlık atmışlar.
ADNAN OKTAR:“Sol endişeli.” Endişeli değil, komaya girmiş durumda.
ALTUĞ BERKER:“Bu Türk’ün kendi görüşlerini diğer insanlara anlatması, sol kesimi endişelendiriyor.”
ADNAN OKTAR:Paniğe kaptırıyor, dehşete kaptırıyor demeleri lazımdı, evet.
ALTUĞ BERKER:“Aşırı solun farklı kesimlerini bir araya getiren hareket, bu akşam” Çarşamba akşamı Cenevre’de verilen konferansı kastediyor, “Cenevre Uluslararası Konferans Merkezi’nin önünde ilerici bir toplanma organize ediyor.”
ADNAN OKTAR:Komünistleri kastediyor.
ALTUĞ BERKER:Komünistler toplanacakmış.
ADNAN OKTAR:Toplansınlar iyidir.
ALTUĞ BERKER:“Sol, Harun Yahya’yı daha geniş bir harekete, büyük tek Tanrılı dinlerin tutuculuğunun geri dönüşüne dahil ediyor. Cenevre Komünist Parti Başkanı Laurent Tettamanti bu hareketle laikliğe ve toplumumuzun değerlerine karşı bir saldırı olacağı tahmininde bulunuyor. Harun Yahya hareketini tehlikeli olarak gören bu militan, Amerika Birleşik Devletleri’nde aynı tezleri savunan Evanjelist grupların çok güçlü bir şekilde geliştiklerini belirtiyor.”
ADNAN OKTAR:Berker Hocam, ben şerh ederek okuyayım en iyisi, şimdi anlaşılmaz. “Sol” yani tabii burada kastettiğimiz sol bizim anladığımız sol değil yani komünistler, “Harun Yahya’yı” yani her türlü terör grubu dahil içinde, “Harun Yahya’yı daha geniş bir harekete büyük tek Tanrılı dinlerin, tutuculuğun geri dönüşüne davet ediyor.” Bakın büyük tek Tanrılı dinlerin değil, İslam’ın. “Dönüşüne” diyor, gitmedi ki dönsün. İslam değil mi? Sadece onların gözleri görmüyordu. Gözlerini görür hale getireceğiz inşaAllah. Gözleri kapalıydı gözlerindeki perdeyi açıyoruz biz. “Daha geniş bir harekete” tabii ki dünya çapında bir hareket. Büyük bir hareket, doğru, teşhis doğru. “Büyük tek Tanrılı dinlerin” diyor, dinler değil, İslam. Bir tane din var. “Tutuculuğunun,” nerenin tutuculuğu? Siz tutucusunuz. Bilim sizi darmakeşan ediyor. Biz ilerici, aydın düşünceyi, bilimi savunan tarafız. Siz bilimden korkan, taassupla hareket eden, ta Eski Mısır’ın tutuculuğu devam ettiren, Eski Sümer putperest dininin devamını savunan bir düşüncesiniz. Eski Sümerler Darwinizmi savunmuyor muydu? Savunuyordu. Siz neyi savunuyorsunuz? Aynısını. Bu tutuculuğun alası bu değil mi işte? Asıl tutuculuk bu. Nerenin tutucusu? Biz tutulanlara bırakıyoruz. Biz de tutuculuk yok. Onlar tutulmuş, onlardaki tutulmayı çözmeye çalışıyoruz biz. İnşaAllah. Tek Tanrı doğru, tek İlah var. “Büyük” diyor. İslam büyüktür zaten, bu doğru. Tek Tanrılı, tek ilahlı bu da doğru. Dinlerin değil, dinin İslam’ın. Tutuculuğu onlara anlattık. Yani tutuculuğu onlar en azgın şekliyle yapıyorlar. Çünkü Eski Yunan’ın, Eski Mısır’ın, Eski Sümerler’in pagan dinidir, putperest dinidir, Darwinizm. Buna sıkı sıkıya sarılmıyorlar mı bunlar? Ve bunların dedeleri de devam ettirmedi mi mesela kimdi geçenlerde o, efendim, ağaç yaprağından insan oldu, işte hurmadan göz çıktı, kulak çıktı diyen?
ALTUĞ BERKER:İbn-i Miskeveyh mi Hocam?
ADNAN OKTAR:İbni-i Miskeveyh. O da aynı yolun yolcusu, değil mi? Bak tutucu takım bunlar işte. Biz bunları kazıyoruz. Böyle, değil mi? İnşaAllah. Şerh önemlidir Berker Hocam. “Geri dönüşüne,” geri dönüş yok dedik. Yani var olanı yeniden döndürüyoruz. Din bir yere gitmedi ki geri gelsin. “Cenevre Komünist Parti Başkanı.” Adını koymuşsun, sol, mol ne alaka yani, Komünist parti. Doğru. Neyse bu şahıs “Bu hareketle” diyor “laikliğe ve toplumumuzun değerlerine karşı bir saldırı olacağı tahmininde bulunuyor.” Kardeşim laikliği asıl biz savunuyoruz. Siz laikliği yok ediyorsunuz. Çünkü laiklik de dinsiz ve dindara hürriyet verilir. Siz ne yapıyorsunuz? Dindarın hürriyetini elinden alıyorsunuz, dinsize hürriyet veriyorsunuz. Bu laiklik değil. Despotluktur bu. Bu baskıdır. Değil mi? Kuran gerçek laikliği savunur. Biz gerçek laikliği savunuruz. Gerçek laik biziz. “Toplumumuzun değerlerine karşı,” insaf, insaf, insaf. “Toplumun değerlerine.” Aileye karşı olan siz değil misiniz? Ahlaka karşı olan siz değil misiniz? Din de bunları içine alan müesseseler olduğunu biliyorsunuz, değil mi? Dinin yıkılmasını niçin istiyorsunuz siz? Çünkü devletin yıkılmasını istiyorsunuz. Devlet kalksın diyorsunuz. Aile kalksın diyorsunuz. Ahlak kalksın diyorsunuz, değil mi? Alt yapı, üst yapı, bilmem ne falan, inşaat gibi oturup bunları anlatıyorsunuz bize, değil mi? Şunlar alt yapı kurumudur, bunlar üst yapı kurumudur. Değil mi? Karl Marx’ın, o sakallının orada anlattığı olaylardan. Toplumun değerlerine komünistler karşıdır kardeşim. Aileye karşıdır. Devlete karşıdır. Ahlaka karşıdır. Dine karşıdır. Örf ve geleneklere karşıdır. Yani güzel olan her şeye karşıdır. Sanata karşıdır ve bilime karşıdır. Bilime niye karşı olması gerekiyor? Çünkü bilim geldiğinde Darwinizm, materyalizm gider. Mecburen karşı olacaktır. Ne yapması gerekir? Kitapları yakması gerekir. Yırtması gerekir ve engellemesi gerekir. Bunların ağa babaları Hitler de bunu yapmıştı. Al birini vur ötekine. Bunlar aynı kafanın adamları. “Değerlere karşı bir saldırı olacağı tahmininde bulunuyor.” Biz saldırıyı şeytana yapıyoruz kardeşim. Biz güzel insanlara güzel ahlaklı insanlara sevgi sunuyoruz, kardeşlik sunuyoruz. Muhabbet sunuyoruz, özgürlük sunuyoruz, iyilik ve güzellik sunuyoruz. “Harun Yahya hareketini tehlikeli olarak gören bu militan” bizi tehlikeli gören çok adam oldu. Saadettin Tantan tehlikeli gördü, iddia edilen Ergenekon Örgütü tehlikeli gördü ve Cenevre Komünist Parti Başkanı tehlikeli görüyor. Gören görene. Tehlikeliyim ben. Allah’sızlara, kitapsızlara, dinsizlere, Türk milliyetçiğine düşmanlarına, Atatürk düşmanlarına, sevginin, barışın, kardeşliğin düşmanlarına karşı en büyük tehlikeyim söyleyeyim. Çok büyük bir tehlikeyim. İnşaAllah yani bu doğru. Yani Türkiye çapında tabii. Mehdi (a.s.) talebesi olarak. “Harun Yahya hareketini tehlikeli olarak gören bu militan.” Bak güzel konuşmuşsun. Militan tabii ki. Yani onlara militan diyor, güzel. “Amerika Birleşik Devletleri’nde aynı tezleri savunan,” ayıp, ayıp, ayıp, nerede aynı tezi savunuyor? Evanjelikler teslis inancını savunuyor, bir. Dünyanın ömrü diyorlar. Fosillerin gelişmesi, bütün kainatın patlaması, her şey ama, bu Big Bang falan. 6000 yıldır diyorlar. 6000 yıl. Kardeşim bunu dedin mi bittin sen ve bak şimdi yalanlarına geleceğiz arkadaşlarımızın. “Amerika Birleşik Devletleri’nde aynı tezleri savunan evanjelist grupların çok güçlü bir şekilde geliştikleri belirtiliyor.” Atma, atma, atma, bırak şimdi. Evanjelistler akıl almaz faaliyetler yapıyor. Muazzam faaliyet yapıyor. Cenevre Komünist Parti Başkanı’nın böyle afedersin, kulağı, tüyü hiç kıpırdadı mı şu ana kadar? Hiç etkilenmedi. Niye? Çünkü %100 mağlup olacaklarını biliyor. Acayip rahatlar. Acayip rahatlar. Ne ortaya olay, işte birçok faaliyetler var, işte evanjelistler de var, Adnan Hocamız da var, varoğlu var işte. Arada çıkıyorlar böyle demeğe getiriyor. Tir tir titriyorsun sen. Haftalardan beri İsviçre bir havaya kalkıyor, bir yere vuruyor. Bir havaya kalkıyor, bir yere vuruyor. Bu korku niye?
ALTUĞ BERKER:Çağırmışlar hepsini toplanın diye.
ADNAN OKTAR: Evanjelistler, kardeşim, her yerde kiliselerinde faaliyet yapıyorlar. Milyarlarca lira para veriyorlar. Bizim anlattığımız konuları da kendilerince, kendi inançlarına göre anlatıyorlar. Ama mağlup oluyorlar. Çünkü bilimsel yaklaşmıyorlar. Kuran’a uygun yaklaşmıyorlar. Yanlış giriyorlar, yanlış anlatıyorlar. Teslis inancıyla giriyorlar, “6000 yıldır” diyorlar, Big Bang’ten itibaren. Bitti kardeşim. Sen havadan da gitsen yine etkili olmazsın. Onun için en büyük tehlike olarak bizi görüyorlar. MaşaAllah. “Ona göre solun bir bölümü Harun Yahya Müslüman olduğu için susuyor.” Kardeşim tırsmanın sebebi Müslüman olmamız değil. Bizi yani ellerinden gelse paramparça edecekler. Ama ben üzerime gelindikçe benzin gibiyim, ateş gibiyim, daha fazla yanıyorum ve daha fazla parçalıyorum. Adam üzerimize gelemez. Geldikçe gücümüz artıyor. Bak İsviçre ayaklandı, yerle bir ettim. Böyle daha zevkli oluyor yani. Değil mi? Müslüman olduğumuz için susmuyor, bilgimizden dolayı susuyor. Eziciliğimizden dolayı. Bilimsel açıklamalı ve her şeyi ispatlı konuşmamdan ve bir bildiğimin olduğunu bildikleri için. Çünkü benim gözlerime bakan hemen anlar bir şeyler bildiğimi. Yani durduk yere konuşmadığımı anlıyorlar. Üslup, hareket, tavır. Değil mi? Bu Allah’ın delisi tavrı normal değildir. Bir şey bilmese bir adam bu hale gelmez. Değil mi? Adı gibi emin olmasa bu hale gelmez. “Sol İslam düşmanlığı yapmaktan korkuyor.” Daha ne yapacaksınız? Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’e olmadık hakaret yapıyorsunuz. Bütün üniversitelerinizde, orada, burada, “Allah yok, din yok, işte biz tesadüfle olduk, Darwinizmle olduk” diyorsunuz. Trilyonlarca, katrilyonlarca dolar para harcıyorsunuz. Yüz binlerce üniversite sizin hizmetinizde değil mi bu konular için? Yüz binlerce, binlerce profesör dini, İslam’ı ortadan kaldırmak için faaliyet yapmıyor mu? Irak’ta, Afganistan’da, Çeçenistan’da zibil gibi, su gibi akan Müslüman kanı değil mi? Müslümanları böyle perişan eden kim? Müslümanları olduğu için susan musan yok. Biz ağzınızı burduk da onun için susuyorsunuz. Değil mi? Ağzınızı parçaladık. “Sol İslam düşmanlığı yapmaktan korkuyor.” Yapıyorsunuz, biz de gereğini yapacağız inşaAllah. “Ama bu tabuyu yıkmak lazım.” Sıkıysa yık. Niye kaçıyorsun o zaman? Yıkacak adam karşıma gelir değil mi? Gel, delikanlıca karşıma çık. Ağababan kaçıyor, Dawkins. Fellik, fellik. Adam daha adımı duyunca araziye geçiyor. Bizim çocuklar gittiler, Hıristiyanların kalesinde, değil mi? İtalya’ya gittiler. Bütün papazlar, rahipler toplanmış, Darwinistleri de çağırmışlar. “Bizi kurtarın, Darwinizm elden gidiyor” diye. Kardinaller, Papa hazretleri dahil. “Şu Darwinizm elimizden gitmesin, Darwin elimizden giderse biz ne yaparız” gibisinden, kurtarmak için kendilerince adamları çağırdılar. Ben de oraya ne yaptım? Oktar’ı gönderdim. Git şunları bir kurcala. Daha “selamün aleyküm” dedi. “Ben Adnan Hoca” derken adamlar bembeyaz, kül gibi. Çünkü, niye? Olay anlaşılıyor. Adam direkt kaçtı. Bakın, bembeyaz oldu, kürsüden kaçtı. Çünkü beş dakika sonra rezil, kepaze olacak demektir. Nitekim az bir konuşma yaptı, buz gibi bir hava esti. Konu bitti. Ciğerlerine oturdu. Bizim oraya gideceğimizi tahmin etmiyorlardı. Hocayı nasıl olsa sağlama bağladık. Türkiye’den çıkamaz. Benim çünkü yurtdışına çıkış yasağım var. Beni tuttuklarını tahmin ediyorlar. Beni devletin mahkemesi tutuyor, helal olsun. Allah razı olsun. Bir bildikleri vardır. Belki gitsek başımıza bir iş gelecekti. Allah öyle vesile ediyor. Belki orada şehit edeceklerdi, bir şey olacaktı. Bir bahane, iftira atıp belki hapse sokarlardı orada. Belki devletimiz bunu hesap etti, düşündü. Allah mahkemeyi de vesile etti. Bir hayır, hikmet vardır. Allah bizi yurtdışına göndermiyor ama hayatta da çıkmadım yurtdışına yani.
ALTUĞ BERKER:Burada ihtiyaçları var, siz daha iyi bilirsiniz Hocam.
ADNAN OKTAR: Ben İstanbul’u bırakır mıyım? Götürseler yine gelirim. Evet.
“Ama bu tabuyu yıkmak lazım.” Yedi sülalen gelse yıkamaz. EvvelAllah. Beşer beşer gelin. Niye gelmiyorsunuz o zaman? Biz geliyoruz kaçıyorsunuz? Sizi davet ediyoruz, gelmiyorsunuz. Ondan sonra yıkmak lazımdan bahsediyor. “Yaratılışçıların arkasında şu proje var; partilerin ortadan kalkması. Müsaade et de tabii ki biz Türk-İslam Birliği’ni oluşturduğumuzda senin komünist partine ihtiyaç kalmayacak ama biz kaldırmayacağız, sen kendin kaldıracaksın. Partinin tabelasını gidip sökeceksin, çıkaracaksın. Çünkü ihtiyaç kalmayacak. “Ve sınırsız iktidara sahip bir din.” Hay maşaAllah, hay maşaAllah. Sınırsız iktidar nedir biliyor musun? Mehdi (a.s.)’nin dünya hakimiyetinden bahsediyorlar. Hz. İsa (a.s.) ile birlikte. Bakın, “sınırsız iktidar.” Değil mi? Her yerde sınırlı iktidarlar var. Değil mi? Sınırsız iktidar Mehdi (a.s.)’nin dünya hakimiyetidir. Hz. İsa (a.s.)’nın o mübarek yardımlarıyla, vezirliğiyle bu mübarek iktidar oluşacak inşaAllah. Manevi iktidar. Teşekkür ediyorum. Ama şerh olmadan olmuyor bak. Ne yapıyor bizim gençler? Pas pas gibi çiğnemeye devam ediyorlar. Yarın da var. Sıradan gidiyoruz böyle Allah’ın izniyle, Osmanlı ordusu gibi.
“Selamün aleyküm Hocam” diyor. Aleyküm selam. “Hocam sizin zaten haberiniz vardır ama bilmeyen kardeşlerlerimiz öğrenince belki ziyaret etmek isterler diye bugün yolda giderken gördüğüm ilanı araştırıp sizinle paylaşmak istedim. Bediüzzaman Said Nursi’nin hayatından kesitleri günümüze taşıyan sergilerin üçüncüsü açılıyormuş. Sergide yer alacak eserler arasında Said Nursi’nin kış mevsiminde sobasız bir odada tecrit edilmiş haldeyken telif ettiği 15. Şua’nın orjinali, Afyon hapsi sırasında tutuklu Risale-i Nur talebelerinin kibrit kutuları içerisinde birbirlerine gönderdikleri pusulalar,” Allah Allah, Allah Allah, yüzümüze gözümüze sürelim yani maşaAllah, “ve o döneme ait gazeteler bulunuyormuş. Mustafa Sungur Ağabeyimiz, Abdullah Yeğin Ağabeyimiz, Said Özdemir Ağabeyimiz, Abdulkadir Badıllı Ağabeyimiz, Mehmet Fırıncı Ağabeyimiz, Salih Özcan Ağabeyimiz, Ahmet Urfalı, Sadık Çalışkan, İsa Şahan, Şükran Çalışkan, Münire Özdemir ve Şükran Demirel gibi isimler sohbet edeceklermiş.” Kardeşim, yer yerinden oynuyor. Allah Allah, Allah Allah. Hiç duymadım, ilk defa duyuyorum böyle bir şey. MaşaAllah, maşaAllah. Hocam nasıl daha samimi mümin, Müslüman olabiliriz. Bir kez daha anlatır mısınız? Allah yardımcınız olsun Hocam. Tekrar hayırlı akşamlar.” Tuğçe Hanım. MaşaAllah Tuğçe’ye, maşaAllah. Böyle bir Nur talebesi kardeşimiz. Onun için maşaAllah. Allah senden razı olsun Tuğçe, maşaAllah. Kardeşim bütün mübarekler Melek gibi oraya doluşmuşlar. MaşaAllah. Ellerini öpelim, dularını alalım inşaAllah.
ALTUĞ BERKER:Olur Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: “Hocam daha nasıl samimi mümin olabiliriz?” şimdi bakın Tevrat’ta bir hüküm var. “Beni ararsanız, beni bulursunuz” diyor Cenab-ı Allah. “Beni ararsanız, beni bulursunuz” diyor. Arayan Sevgilisini hem bulur hem O’na sıkı sıkıya sarılır. Allah’ın kendisine gelmesini beklemeyecek, Müslüman Allah’a gidecek. Allah’ı kendi arayacak. Sebebe sarılacak. Değil mi? Allah’a yakın olmak için sebebe sarılacak. Ne yapacağız? Samimi olmak için ne yapacağız? Her on dakikada bir kendimizi kontrol etmemiz lazım, en az. Samimiyet on dakikada, on beş dakikada insanın kafasından gidebilir. Bir anda insan havaya girer, enaniyet basabilir, kendim yapıyorum, ediyorum zannedebilir. Ölümü unutur. Elma kabuğu kadar incecik, kurumuş magmanın üzerinde oturuyoruz. Dünya nedir biliyor musunuz? Kurumuş ateşin, yani fokur fokur kaynayan magmanın, kuruması sonucunda oluşmuş, elma kabuğu kadar ince. Magmanın üzerinde diskoda millet dans ediyor. Değil mi? Mesela falanca disko. Plajda yüzüyor. Ama altı magma. Arada denizden çıkıyor magma zaten. Ne yapıyorsunuz, nasılsınız der gibi böyle. Ben buradayım der gibi. Değil mi? Her yerden kaynıyor. Dünyanın her yerinden yanardağlar. “Biz buradayız” diyorlar yani Cenab-ı Allah. “Bunun altı ateş diyor. Haberiniz olsun” diyor Cenab-ı Allah, inşaAllah. Manen. İnsanlar bunu unutur, öleceğini unutur. Bakın dün, ölenleri gösterdik. Kardeşim ben bir kısmına da şaşırdım. Onların öldüğünü de bilmiyordum yani. Hep ölmüşler. Hep ölmüşler yani. Herkes ölüyor. Bu dünya gelip geçici. Mesela 1960’ların böyle moda festivallerini gösteriyorlar. 1960’ların, 50’lerin, 40’ların, yani bir de İkinci Dünya Savaşı’nda çekilmiş filmler var ya böyle, süratli gidip gelmeler falan. O hanımlara, hani şapkalar var ya böyle meşhur tüllü müllü şapkalar. Oradan oraya. Acayip rahatlar o devirde hanımlar. Bakıyorum çok neşeli kameraya el sallıyor, pür neşe gülüyorlar. Allah-u alem hiçbirinin aklında öleceği yoktur. O filmlerdeki insanlardan bir tanesi ortada kalmamış. Bir kişi. Hepsi ölmüş. Tamamı ölmüş. Yoklar. O devirde aklının ucundan geçmezdi. Şimdi de mesela bak gençler, araba yarıştırıyorlar, internette chatleşiyorlar falan. “Daha dur bakalım” diyor. Öldüklerinde diyorlar ki; “günün bir saati kadar kaldık heralde” diyorlar. Yani “en fazla bir saat kalmışızdır” diyorlar. Bir anda ömür gelir geçer. Hemen biter. Kırk yaşında olanlara sorun. Annenize, babanıza. Nasıl geçti dersiniz? “Daha dün gibi kardeşim” diyorlar. 18 yaşında geldin sen. Daha dün gibi. Yakasız gömlek falan giyerdi böyle ilk geldiğinde. Edepli edepli otururdu Ortaköy’deki evde, diğer arkadaşlarla beraber. Kaç sene geçti?
ALTUĞ BERKER:25 sene.
ADNAN OKTAR:25 sene. Ne kadar sürati?
ALTUĞ BERKER:Bir gün hakikaten, iki gün gibi.
ADNAN OKTAR:Değil mi? Kaç yaşındasın?
ALTUĞ BERKER:43.
ADNAN OKTAR:Bu kadar. Yıldırım gibi geçer ömür, inşaAllah. Gencim, güzelim bilmem ne falan, böyle bir şey yok. Mesela çok güzel genç olan hanımları ara ara gösterirler. Sevinir, bir de “kilo almış” diyor, “eli yüzü buruş buruş olmuş, sarkmış, perişan olmuş” diyor. Sevinçle bazı gazeteler, bazı hanımların resimlerini yayımlıyorlar. “Artık deforme olmuş, çökmüş” diyor. Onu mahcup etmek için. Küçük düşürmek için. Kardeşim neden mahcup olsun, küçük düşsün? Zaten ölecek o insan bir süre sonra. Değil mi? Bu dünya böyle. Allah diyor; “siz çocukluktan başlarsınız, sonra sizi yine çocukluğa çeviririm” diyor Allah. Boyu kısalıyor, mesela 1.80 boyunda adam, 1.50 oluyor boyu. 1.40 oluyor hatta. Küçücük oluyor, ufacık böyle, yastık gibi kenara oturuyor. Ses mes gidiyor. Bir süre sonra da çocuk vasfına giriyor, aklı da gidiyor, beynine de bir şey geliyor. Ama hayrettir, Allah’ın hikmeti, mesela Peygamberlerde ve velilerde, beyninde hiçbir hasar olmuyor. Çok büyük mucize. Yani mesela bu hiç böyle düşünülmüyor. Mesela Hz. İbrahim (a.s.) 120 yaşında vefat etti. Çok keskin bir akıl, çok keskin bir zeka, çok keskin bir hafıza ama kusursuz mükemmellikte inşaAllah. Cenab-ı Allah’ın dilemesiyle, dünya şartlarına göre. Hiçbir şey olmuyor. Mesela Hz. İbrahim (a.s.) 120 yaşında vefat etti, Hz. Musa 130, diğer Peygamberler de öyle çok uzun yaşamışlardır. Mesela Üstadın talebeleri için de. Sungur ağabey için dediler, haşa huzurdan “böyle aklına zalid geldi” dediler. “Şeker hastası aynı zamanda” dediler. “Ölmek üzere, git bir gör” dediler. “Ama şuuru yerinde değil, şuuru kapandı” dediler. Aldım çocukları gittim. “Hocam” dedim. “Sen bir kere ölmeyeceksin, sana söyleyeyim, Allah’ın izniyle” dedim. Yani “Mehdi (as)’yi görmeden sen ölmeyeceksin” dedim. “Sen görevlisin, Allah’ın izniyle inşaAllah” dedim. “Allah-u alem.” “Ayrıca senin aklına bir zarar gelmez. Berrak olacak aklın” dedim. “Hafızan, zekan, senin hiçbir şeyin yok” dedim. “Yalan söylüyorlar” dedim. Yani o kelimeyi kullanmak istemiyorum ama demans diyelim, “tıbbi oluşmaz sende” dedim. “Şekeri, mekeri de katlarsın sen” dedim. “Şeker, meker hiçbir şey olmaz.” Zaten çok yüksekmiş şekeri de şimdi. Oradan oraya gidiyor, oradan oraya gidiyor. Çok berrak bir zeka, çok berrak bir hafıza. Mübareğin dili çözüldü Allah’ın izniyle benim yanımda. Çok rahatladı, ferahladı. Tut, tutabilirsen şu an maşaAllah. Oradan oraya gidiyor, oradan oraya gidiyor. Öldü ölecek diye bekliyorlardı, değil mi? MaşaAllah. Hepsi görevli bu ağabeylerimizin, kardeşlerimizin. Toplanmaları da Mehdi (as)’nin zuhur alametidir. Bu kadar Nur talebesinin bir araya gelmesi, olağanüstü bir olaydır. Bediüzzaman’ın emanetlerinin sergiye açılması olağanüstü bir olaydır. Ben hiç hatırlamıyorum, ilk defa duyuyorum. MaşaAllah. Tabii izdiham olmamasına dikkat etmek lazım, güvenliklerine dikkat edelim Hocalarımızın. Kahpeler olur, çakallar olur, dikkatli olsunlar.
ALTUĞ BERKER:Sergi deyince Hocam, gerçi az vaktimiz var ama sizin de Azerbaycan’dan açık hava sergisi oldu Hocam kitaplarınızın. Uygun görürseniz bir kaç fotoğraf hemen gösterebiliriz.
ADNAN OKTAR:Bütün Azerbaycan’a da selam ediyoruz, maşaAllah. Bakanlar, milletvekilleri, herkes almışlar kitaplarımızdan maşaAllah.
ALTUĞ BERKER:Halk da bayağı teveccüh göstermiş Hocam.
ADNAN OKTAR:Resmi görevliler var, polisler var, maşaAllah. Azerbaycan bizim canımız. MaşaAllah.
ALTUĞ BERKER:Bakın bayağı kalabalık.
ADNAN OKTAR:Evet, basın da çok ilgi göstermiş, maşaAllah.
Tamam peki. Programımızı bugün bitiriyoruz. Biraz sonra internetten devam edeceğiz.
SUNUCU:Bizi yarın 22:00’dan itibaren HarunYahya.Tv internet sitesinden, Mavi Karadeniz Radyo’dan ve Kocaeli TV ekranlarından takip edebilirsiniz. Yayınımıza HarunYahya.TV sitesinden devam edeceğiz.
Ahir Zamana ait Yeni Bilgiler
Devamı ...
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Başlıklar
Devamı ...
Makaleler
Devamı ...Basında Harun Yahya
Devamı ...Basında Harun Yahya
Devamı ...Adnan Oktar Ne Demişti Ne Oldu
Devamı ...