OKTAR BABUNA: İyi akşamlar sayın izleyiciler. Hocamızla birlikte bir programımızda daha yine sizlerle birlikteyiz.
Bu akşam Harunyahya.tv, Mavi Karadeniz Radyo ve Kocaeli Tv’den canlı olarak yayınlanan programımızla yine sizlerle birlikteyiz inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Nedir bu gazeteler?
OKTAR BABUNA: Hocam bu gazeteler haftalardır çıkan haberler Hocam. Hepsi bu şekilde. Bütün İsviçre’nin en önde gelen gazeteleri. En büyük gazeteleri İsviçre’nin. Haftalarca, üç dört hafta bu şekildeydi. Tek konu sizdiniz Hocam İsviçre’de. Bütün İsviçre hop oturup hop kalktı milyonlarca insan Hocam inşaAllah. Biz sadece iki tanesini getirebildik ama, her gün bu şekildeydi bütün aldığımız gazeteler. Bin tane panoda...
ADNAN OKTAR: Gazeteyi göster, öbür gazetenin de kapağını göster.
OKTAR BABUNA: İsviçre’nin en büyük gazeteleri. Sürekli olarak Hocam sizden bahsettiler. Adeta yenilgiyi kabul etmişlerdi. Bütün konferanslarda Hocam ellerindeki bütün kozları öne sürdüler. Bütün bu CERN’in çalışan en üst düzey bilim adamları sizin bağlandığınız tarihi toplantıya da katılmışlardı. Bütün akademisyenler vardı, Darwinist profesörleri vardı, tek bir itiraz gelmedi Hocam. Üç konferanstan sonra bir-iki komünist parti gösterisi yapmaya çalıştılar. Onu da polis engelledi zaten. O şekilde dağıldılar.
ADNAN OKTAR: Şimdi biz onları örsün altına yatırdık. Biz çekiç, onlar örs. Vuracağız da vuracağız Allah’ın izniyle. Pestillerini çıkaracağım inşaAllah. Benden kaçışları yok. Nitekim de kaçmışlar, ama kovaladınız değil mi?
OKTAR BABUNA: İnşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR: Nasıl kaçtılar?
CİHAT GÜNDOĞDU: Dün toplu olarak onuncu dakikada Oktar konuşma yaparken toplu olarak kalktı gitti kalabalık kişi.
ADNAN OKTAR: Toplu olarak kaçtılar.
CİHAT GÜNDOĞDU: Evet toplu olarak.
ADNAN OKTAR: Kardeşim demokrat olsunlar. Fikir özgürlüğüne açık olsunlar, gerçeklere açık olsunlar. Hakikati kabul etmeyi bilsinler.
OKTAR BABUNA: Kalkanlardan da Hocam bir grup geri dönmüş sonra galiba.
ADNAN OKTAR: Dayanamadılar?
OKTAR BABUNA: Dayanamamışlar inşaAllah.
CİHAT GÜNDOĞDU: Arkalarından da çağırdık dedik ki; “demek ki savunacak bir fikriniz yok ki gidiyorsunuz,” diye söyledik. Ona rağmen devam ettiler.
OKTAR BABUNA: Sizin bağlandığınızda Hocam siz çok detaylı olarak anlattınız. Bütün salon dinledi, hiçbir itirazsız dinledi. Biz çıktıktan sonra orada hala böyle sakallı Darwinist profesörler vardı. Aralarında harıl harıl konuşuyorlardı, çıkıp bırakamamışlardı toplantıyı maşaAllah.
ADNAN OKTAR: Kardeşim işte bizim yapacağımız şeylerin çok az bir kısmını daha gördüler. Daha biz yeni başlıyoruz. Daha yeni soluklanıyoruz. Biz daha üç yaşında bir çocuk gibiyiz. Daha dur bakalım inşaAllah.
OKTAR BABUNA: Sürekli olarak orada Hocam, mesela bir rahip de gelmişti Hıristiyanlardan. Sizi çok seviyorlar. Orada hem Türklerden hem diğer Müslümanlardan programlarınızı ve kitaplarınızı takip eden çok önemli bir kitle var inşaAllah. Özellikle orada yaşayan Türklerden de söylediler, her gece de seyrediyorlarmış buradaki programlarınızı. Özellikle belirtmemizi ve size selam söylediler Hocam. Selamınızı istediler maşaAllah.
CİHAT GÜNDOĞDU: Sizin adınızla yola çıktık Hocam. Sizin gölgeniz olarak bu kadar korkmuş olmaları, siz gitseniz demek nasıl olacak inşaAllah.
OKTAR BABUNA: Hocam şu anda maşaAllah Allah sizi vesile etmiş, bütün dünyayı kaplamış durumdasınız. O çok net bir şekilde belli oluyor Hocam inşaAllah, ezici bir şekilde maşaAllah.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Böyle yıldırım gibi gideceğiz Allah’ın izniyle, yıldırım inşaAllah. Bundan sonra yalan yok, talan yok, oyun da yok. Dünyayı kandırmaya müsaade etmeyiz. Doğru konuşacaklar, bilimle konuşacaklar. Bilimi gördüklerinde araziye geçiyorlar. Yani tentürdiyot damlatılmış gibi üstlerine böyle. Hemen dümdüz oluyorlar.
OKTAR BABUNA: En son dün bir tek itiraz geldi Hocam. O kadar Darwinistler vardı, Darwinizm konferanslarında. O da ağlamaklı bir sesle, birisi kalktı akademisyen; ‘proteinin tesadüfen olamayacağını söylüyorsunuz, o değil ki Darwinizmin iddiası, kendi kendini kopyalayabilen bir molekül’ dedi. Ona cevap verdik. Zaten bir daha göz göze de gelmedi toplantının sonuna kadar.
ADNAN OKTAR: Allah’ım Yarabbim. Kardeşim protein tozu satılıyor piyasada, 10-15 kutu göndereyim. Kimsenin kimseyi kopyaladığı falan yok, duruyor proteinler. Öyle kopyalasa raflar dolar, protein tozları taşar, yani öyle bir şey yok. Hayal aleminde geziyorlar Allah Allah. Bir kere tesadüfen olmaz bir, mümkün değil sıfır ihtimal. Ben ona ayrıca protein tozunu hazır veriyorum ayrıca, yani olmayacak şeyi hazır hale getirip koyuyorum. Birbirini kopyalamaz durur orada. İsterse çorba haline getirsin evde karıştırsın, hiçbir şey olmaz. Ondan ne filler, ne insanlar, ne kuşlar, ne portakal ağaçları, ne zeytin ağaçları hiçbir şey çıkmaz.
CİHAT GÜNDOĞDU: MaşaAllah. O konuda hiç spekülasyon yapamayacaklarını bildikleri için o konuya hiç girmek istemiyorlar, protein konusuna.
OKTAR BABUNA: Siz bağlandıktan sonra Hocam, bu bir saatlik tarihi konuşmanız maşaAllah, Allah razı olsun. Bütün salon tam teslim olmuştu. Bir kişi böyle biraz kıpırdar gibi oldu, bir şey söylemeye çalıştı. Çok dikkat çekici bir şekilde orta yaşlı birisi vardı, oturarak dinliyordu. Uzun süre dinledi sizi başını sallayarak. Ayağa kalkarak bütün salona döndü, kesin diye böyle bir hareket yaptı ve bir daha hiçbir itiraz olmadı.
ADNAN OKTAR: Hay maşaAllah. Demek ki Hz. Hızır (a.s.) da oradaydı inşaAllah.
CİHAT GÜNDOĞDU: İnşaAllah.
OKTAR BABUNA: İnşaAllah, elhamdülillah.
ADNAN OKTAR: Veyahut onun taifesi inşaAllah.
OKTAR BABUNA: Polisler belirdiler Hocam bu Cenevre konferansında. Gösteriye gelmişlerdi komünist grup. Bir ekip belirdi, çağırıldığını da hatırlamıyoruz o şekilde.
ADNAN OKTAR: Tevafuken gelmişlerdi.
OKTAR BABUNA: Tevafuken evet.
CİHAT GÜNDOĞDU: Bir minibüs polis, evet bir minibüs dolusu, önlem almışlar.
OKTAR BABUNA: Oturuyorlardı hiç göz göze bile gelemedik, değişik bir şekilde durdular hiç kıpırdatmadılar kimseyi.
ADNAN OKTAR: Biz komünistlere demokrasiyi öğreteceğiz. Fikir özgürlüğüne öğreteceğiz, ılımlı olmayı öğreteceğiz, barışçı olmayı öğreteceğiz, bilimle konuşmayı öğreteceğiz, bilime saygıyı öğreteceğiz değil mi? İnşaAllah.
OKTAR BABUNA: Evet Hocam inşaAllah. Bu özellikle Hocam sizin maddenin gerçeğini anlatınca tam oluyordu inşaAllah. Ona hiçbir şekilde en ufak itiraz edemeden Darwinizm ve materyalizmi yerle bir etmişti inşaAllah. Sizde anlatmıştınız inşaAllah. İslam ahlakının hakimiyetini anlattınız Hocam inşaAllah. Hz. Mehdi (a.s.)’nin çıktığını, Hz. İsa (a.s.)’nın geldiğini ve Peygamberimiz (s.a.v.)’in tarihlerini verdiğini de söylemiştiniz, Kıyamete işaret etmiştiniz Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Kardeşim bak diyorum ki; “İslam ahlakı bu yüzyılda hakim olacak.” Durduk yere söyler miyim ben bunu? Bayağı akılcı bir adamım. Hurafeden nefret eden adamım. Adım gibi eminim inşaAllah. Bir bildiğim var ki söylüyorum. Hz. İsa (a.s.) gelecek diyorum, geldi diyorum, bir bildiğim var ki söylüyorum. Hz. Mehdi (a.s.) çıkacak, çıktı diyorum, bir bildiğim var ki söylüyorum. Ben ispat edemeyeceğim bir şeyi söylemem inşaAllah. Yani yalan çıkacak bir sözü söylemem. Bunların hepsini görecekler. Bak Bediüzzaman’ın has talebeleri bugün toplantı yaptılar, tabii. Bir şeyler oluyor, bir şeyler oluyor. Yarın da Bediüzzaman sergisi başlıyor inşaAllah. Bunlar hep bazısı örtülü, bazısı açık manevi gelişmeler inşaAllah.
OKTAR BABUNA: Bir gazete Hocam orada şöyle bir başlık atmıştı -o yanımda değil-. Sizin konferanslarınızın tamamen dolduğunu söylemişler, ondan sonra büyük harflerle de, “Gülelim mi ağlayalım mı?” diye bir başlık atmışlar.
ADNAN OKTAR: Niye ağlasınlar? Gülsünler, sevinsinler, neşelensinler. İslam ahlakı dünyaya hakim oluyor, barış geliyor. Savaş gidecek, terör kalkacak, kan akma duracak, sosyal adalet gelecek değil mi? Zenginlik, refah gelecek. Sanatta, bilimde gelişmeler olacak. Asr-ı Saadet dönemi gibi olacak, Altınçağ’ı yaşayacağız. Şeytan ağlayacak şeytan. Ağlayacak değil ağlıyor zaten, ayağımızın altında, çiğniyoruz şu an inşaAllah.
OKTAR BABUNA: Siz bunları anlattıktan sonra Hocam, zaten hissedilir bir şekilde yüz ifadeleri değişmişti bütün salondakilerin. O Altınçağ’ı anlattığınızda elhamdülillah çok yakın olduğunu.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Şimdi neden anlatıyoruz? Diyoruz ki; “putu yıktık, putu yerle bir ettik.” “Tamam” diyorlar, “putu devirdiniz, yerine?” “Yerine nur getirdik diyoruz Kuran’ı.” O zaman “elhamdülillah” diyorlar. O zaman eksik kalır, putu yıktıktan sonra hakkı söylemek lazım, tabii.
CİHAT GÜNDOĞDU: İnşaAllah. Eserlerinizi ve sizi yakından takip eden bir rahip şu ifade de bulunmuştu: “Hocanızın tarif ettiği şekilde güzelliği, sevgiyi ve Altınçağ’ı tarif eden başka bir kimse daha yok yeryüzünde” demişti inşaAllah, maşaAllah.
ADNAN OKTAR: Hay maşaAllah. Vardır da, gizlidir. Bir de Türkiye’ye uğrasın, Türkiye’de çok fazla var inşaAllah. Dışarıda yok inşaAllah.
OKTAR BABUNA: Müslüman olanlar da çok şevklendiklerini, sizin vesilenizle ilk defa Müslüman olmaktan bu kadar onur duyduklarını söyleyenler oldu Hocam maşaAllah, elhamdülillah.
ADNAN OKTAR: Şimdi beş dakika bir ara verelim inşaAllah.
SUNUCU 1: Evet programımıza kaldığımız yerden devam ediyoruz. Bir soruyla devam edelim mi Hocam?
ADNAN OKTAR: Evet edelim.
SUNUCU 1: “Selamün aleyküm değerli Hocam.”
ADNAN OKTAR: Aleyküm selam.
SUNUCU 1: “Yeni dünya düzeni sözünü duyunca aklınıza ilk gelen şey nedir ve bu söz size neyi çağrıştırıyor? Allah’ın selamı, bereketi ve rahmeti sizin ve stüdyodaki kardeşlerimizin üzerine olsun.” Murat Öztürk Hollanda’dan yollamış.
ADNAN OKTAR: Şimdi iki türlü yeni dünya düzeni var. Bir benim anladığım Peygamberimiz (s.a.v.)’in tarif ettiği, Kuran’ın tarif ettiği yeni dünya düzeni vardır. Bir de şeytaniyetin, deccaliyetin tarif ettiği dünya düzeni var. Bizim dediğimiz dünya düzeni Mehdiyet, Hz. İsa (a.s.)’nın nuzulü, insanların barış içinde kardeşlik içinde, sevgi içerisinde, demokrasi ve insan haklarına titizliğin en mükemmel şekilde olduğu toplum modelidir. İkincisi de şeytanın düzenidir. Kan, gözyaşı, terör, anarşi, kavga, öfke, nefret, sevgisizlik, pahalılık, sosyal adaletsizlik her türlü acı. Bir tanesine şeytan taraftarları, derin dünya devleti, komünist büyük derin dünya devleti hakim olmak istiyor bu sisteme. Hz. Hızır (a.s.)’ın hakim olduğu derin dünya devleti de, bu sistemin benim dediğim sistem hakim olması için gayret ediyor. Tabii Allah’ın dediği olacak, bunu göreceksiniz. Zaten oluyor görüyorsunuz. Herhalde kardeşimiz gerekli cevabı almıştır tahmin ediyorum.
SUNUCU 2: “Sevgili Hocam bugün İstanbul’un fethi kadar, Ayasofya’nın camiye dönüşümünü de hatırlatan önemli bir tarih. İstanbul’un fethinden sonra şehire giren Fatih Sultan Mehmet, Ayasofya’ya giderek ezan okutur ve namaz kılar ve Cuma namazı için cami olarak hazırlanmasını emreder. Hocam bu konuya ek olarak öğrendim ki, Ayasofya’nın asırlar boyunca minberinde asılı duran tarihi sancağı yıllar sonra yeniden ortaya çıkmış. İnşaAllah yakın zamanda Hz. Mehdi (a.s.) ve Hz. İsa (a.s.) Ayasofya’da birlikte namaz kılarlar, bizde orada oluruz. Karaca ailesi.”
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Evet, Ayasofya tarihi mekanlardan bir tanesidir inşaAllah. Daha öncede defahatle de söylediğim gibi Hz. İsa (a.s.), Hz. Mehdi (a.s.)’nin birlikte namaz kılacakları yerdir. O zamana kadar Ayasofya daha da güzelleşecek, çevresi daha güzelleşecek. Ortamı hazırlanacak inşaAllah. Ayasofya, birçok sırları içinde barındıran bir camidir. Yani altında çok fazla galeriler, dehlizler, odalar vardır. Birçok Kutsal Emanet Ayasofya’nın altında gizlidir. Çemberlitaş da yine aynı şekildir. Çemberlitaş’ın altında da, alt kısmında da birçok Kutsal Emanet vardır. İstanbul’un birçok yerinde, Beykoz’da da aynı şekilde birçok Kutsal Emanet vardır. Bunların hepsi ortaya çıkacak. İnsanlar hayretler içinde kalacaklar. Her Kutsal Emanetin çıkışı insanların manevi heyecanını, imanını kat kat arttırır. Çünkü binlerce yıllık deliller ortaya çıkmış oluyor. Dolayısıyla bu insanları çok etkiler tabii, olumlu yönde etkiler imanlarına vesile olur. Bunları hep birlikte göreceğiz inşaAllah.
SUNUCU 2: “Sayın Hocam şu hadisi okuyunca kendini dindar gösterip samimiyetsiz ve özenti bir alaka ile konuşan kişiler aklıma geldi. Sizden yorumunuzu sorabilir miyim? ‘Resulullah aleyhisselatu vesselam buyurdular ki; Yazıklar olsun o kimseyi ki insanları güldürmek için konuşur ve yalan söylerler yazık ona yazık ona.’ Hatice.”
ADNAN OKTAR: Tabii Peygamber Efendimiz (s.a.v.) burada Ahir zamana dikkat çekiyor. Çünkü dini, mukaddesata yönelik sözlerle çirkin böyle esprilerle çirkin fıkralar anlatarak insanları güldürme yarışı var. Alim bilinen kişilerde de bunu görüyoruz, cahil bilinen kişilerde de bu var. Peygamberimiz (s.a.v.) bunu şiddetle men etmiş. Bununla ilgili çok fazla hadisi var. Zaten Kuran ayetleri var çok açık. “Allah’la ve Resulüyle mi alay ediyorsunuz?” diyor Cenab-ı Allah, şeytandan Allah’a sığınırım. Çok ağır bir ifade bu. Buna rağmen bu kafada devam eden insanlar var. Ama gittikçe de geri çekiliyorlar eski şiddeti yok şu an. Eski o münasebetsiz adamları biz artık televizyonlarda, radyolarda, basında görmüyoruz. Ama kıyıda köşede kalan cahiller var. Hakikaten kulağına bilgi ulaşmamış cahiller var. Onları da uyarıyoruz ve gittikçe bu ortadan kalkacaktır inşaAllah.
SUNUCU 1: “Bismillahirrahmanirrahim. Selamün aleyküm aslan Hocam ve talebe kardeşlerim.”
ADNAN OKTAR: Aleyküm selam.
SUNUCU 1: “Hocam Said Nursi Hazretleri’nin iki yolcuyla verdiği bir misal var. Padişah ülkesindeki iki vatandaşını bir yolculuğa gönderir ve onların her birine 24 altın verir. Akıllı yolcu istasyona gidene kadar altınlarını ekonomik harcar. Diğer avare yolcu ise istasyona kadar altınlarını heba eder, yalnız elinde bir altını kalır. Verilen 24 altın, bir günün 24 saatidir istasyon, ise kabirdir. Hocam benim bu misalden çıkardığım netice, insana Yüce Allah tarafından verilen zaman nimetini iyi değerlendirmesi gerektiği ve Yüce Allah’a daima şükretmemiz gerekliliğidir. Hocam siz nasıl yorumlarsınız merak ettim. Azerbaycan’daki kardeşiniz Oktar.”
ADNAN OKTAR: MaşaAllah maşaAllah. Ne güzel, böyle misalli anlatmak güzel bir yöntemdir. Hz. İsa (a.s.) da İncil’de genelde misalle anlatır. Kuran’da da Allah misalle anlatır birçok hakikati, gerçeği. Güzel anlatmış kardeşimiz, zaman çok değerlidir. En iyi şekilde kullanmamız lazım. Zaman boş kullanılmaya başlandığında, zaman insanın vücudunu yıpratmaya başlar, canını yakar. Yani zaman insanın aleyhine de görev yapar. Mesela boş bir adam sıkılıyorum dediğinde, onun eti içerden erimeye başlamıştır. Kemikleri içten erimeye başlamıştır. Sıkılma demek, vücudun kendi kendine saldırması demektir. Neden sıkılıyor? Çünkü boş adam, amacı yok, gayesi yok. O zaman vücut boş durmuyor, işte o zaman o da ona saldırır. Ama o hayırlı işlerin, bereketli işlerin peşinde olursa, vücut bedene saldırmaz. Vücut o işe yönelir o zaman, enerjisini, gücünü oraya aktarır. Dolayısıyla faydalı, başarılı bir çalışma olmuş olur.
Ahmet Mehmet Güldemir. “Selamün aleyküm” diyor kardeşimiz. Aleyküm selam. “Devletimizin değerli birimleri, iddia edilen Ergenekon Örgütü’nü yok etmek için bunca çaba sarf edip uğraşırken, iddia edilen bu örgütün faaliyetlerine pervasızca devam etmelerinin altında ne olabilir? Yargıdan çekinmemeleri, yargıda güvendikleri güçler mi var acaba sorusunu insanın aklına getiriyor. Ne dersiniz Hocam? Bu özgüvenleri neden kaynaklanıyor?” Evet, bunlara bir özgüven gelmiş, o hissediliyor inşaAllah. Ama o özgüvenleri başlarına geçecek inşaAllah. Çünkü akıl almaz küstahlık ve münasebetsizlik yapabiliyorlar. Gövde gösterisi yapabiliyorlar. İddia edilen Ergenekon Örgütü, Cumhuriyet tarihinin hatta son dönemin, son bin yılın en büyük hıyanet örgütüdür, en büyük hıyani yapılanmasıdır. Yani kendi milletini içten yok etmeyi azmetmiş, psikopat bir çetedir. Gözü dönmüş kanlı katil ordusudur. Ne istedikleri de belli değildir. Komünist desen, komüniste benzemiyor. Faşist desen, faşiste benzemiyor. Neyi istiyorsunuz diyorsun, ne istediğini anlamak mümkün değil. Mason musunuz diyorum, mason amblemi kullanıyorlar. Musevi misiniz diyorum, Musevi’ye de benzemiyorlar. Gidiyorlar kilisede toplantı yapıyorlar. Ne olduklarını anlamak mümkün değil. Tam iblis ordusu. Bakın üç milyon vatandaşımızı fişlemişler. Milliyetçi, mukaddesatçı, Atatürkçü, vatansever ne kadar insan varsa. Bakın dikkat ederseniz zaten işledikleri cinayetlere baktım, hep vatanın değerli evlatları. Mesela Bahriye Üçok, Uğur Mumcu tertemiz insanlar. Ne istiyorsunuz bunlardan? Kendi halinde insanlar bunlar, mazlum. Özelliklede böyle toplumun sevdiği insanları seçiyorlar, psikopatlık olsun. “Amaç ne” diyorsun. “Yok amaç” diyor. Çözülemiyor amacı, bu çok manidardır. Mesela en değerli polis müdürü kim? Gidip onu, insanlar en çok kimi seviyor? Gidip onu şehit ediyorlar. En sevilen yazar kim? Gidip onu şehit ediyorlar. Feci şekilde Hıristiyanları öldürmeye kalkıyorlar, Musevileri öldürmeye kalkıyorlar, Müslümanlardan zaten müthiş nefret ediyorlar. Gidiyor komünistleri de öldürüyorlar. Kardeşim deli misiniz siz? Nedir zorunuz yani? Nedir zorunuz nedir yani?
SUNUCU 2: Kim bunlar? Kim oldukları da belli değil.
ADNAN OKTAR: Türkiye’yi yirmi küsur parçaya ayıracağız diyorlar. Komünist yapacağız, PKK’yı da destekleyeceğiz diyorlar. Soruyorsun, aynı zamanda PKK’ya da karşıyız diyorlar. Asker oralara gitsin, öldürsün diyor. Ama PKK’yı da bütün gücümüzle destekliyoruz diyorlar. Bakın tam şeytanın psikopat ruhunu burada görüyoruz. Şeytan tam böyle manyaktır yani klasik manyaktır. Tam manyak bir örgüt. Başka bir açıklaması yok. Böyle bir delilik, böyle bir münasebetsizlik dünya tarihinde görülmüş bir şey değil yani. Bu kadar cinslik. Ben tabii yargılananları ve cezaevinde olanları tenzih ediyorum. Ben örgütün içindeki asıl o habis yapıyı kastediyorum, inşaAllah. Dolayısıyla bu pislik güruhuna karşı, bu aşağılık mahluklara karşı, bütün vatandaşlarımız el birliğiyle, var güçleriyle gayret etmeleri lazım. Yani ne yapılabilir? Emniyet güçlerimize yardımcı olmamız lazım, her türlü bilgiyi aktarsınlar. Her türlü bilgiyi. İmza şart değil, yani diyebilirler ki, ya bunlar it kopuk takımı ben bunlardan çekiniyorum, bunlar psikopat, ne halt edeceği bunların belli olmaz diyebilir. Tamam, doğru olabilir. Ben çekinmem ayrı, çekinecek bir şey de yok. Bunlar yani son derece aşağılık ve korkak adamlardır, böyle bir şey olmaz. Bunlar kalleşlikle iş yapar. Kalleş yani, göğüs göğüse bir şeye yanaşmaz. Madem çekiniyorlar, yani olabilir insanlık hali, 2 satır yazı yazsınlar, savcılığa göndersinler. Adını vermesine de gerek yok, rumuz olarak verir. Adresimi de veremiyorum der, ama bu bilginize, bu kadar. Savcılara, zaten bir bilgiyi tek bir yere göndermek olmaz. Birkaç yere göndermek daha iyi olur. Yani o yükü de kaldırır, yani mesela savcının ve polisin üzerindeki yükü de rahatlatır iyi olur. Birkaç noktaya aynı anda gönderdin mi, çok büyük vatanseverliktir. Nitekim iddia edilen Ergenekon Örgütü’nün mensubu olarak bilinen, bazı kişiler nedamet getiriyorlar. Ya diyorlar bunlar süper aşağılık adamlar, anladık biz bunların şeytan iblis ordusu olduğunu diyorlar, gidip ihbar da bulunuyorlar. Helal olsun, maşaAllah. Ne kadar güzel, gerçek vatansever demek ki o yönüyle. Yani değil mi? O yönü çok güzel. Yargı içerisinde çok pervasızca yapılanmışlar. Çok pervasızca yapılanmışlar. Buna karşı bütün millet el birliğiyle çok dikkatli olması lazım. Bakın 2 yıldan beri diyorum, en tehlikeli yapılanma yargı içerisinde. Ve akıl almaz bir pervasızlıkları var. Yani inanılır gibi değil pervasızlıkları. Türk Milletiyle savaşan bir mafya örgütü var şu an karşımızda. Türk Milletini yok etmeye azmetmiş; Darwinist, materyalist, komünist bir örgüt. Darwin diyor zaten; “Türk Milleti elimine olacak, yok olacak” diyor adam açık açık yazmış. Yok edeceğiz “Avrupa’lılar yok edecek” diyor. Net ifadesi var. Bunlar Darwin’in bu öngörüsünü, bu vasiyetini yerine getirmeye azmetmiş şeytanın örgütlenmesi. Darwin’in vasiyetini titizlikle uygulamak için var güçleriyle gayret ediyorlar. Biz o Darwin’in vasiyetini onlara yedireceğiz. Yani tek tek böyle sayfa sayfa yedireceğiz, üzerine su içecekler. Böyle bir şey mümkün değil. Türk Milleti dünyaya hakim olacak, bunu görecekler. Türk-İslam Birliği oluşacak. Türk-İslam Birliği’nin oluşmaması için kurulmuş özel bir şeytani örgütlenmedir. İslam ahlakının dünyaya hakim olmasını engellemek için kurulmuş özel bir şeytani örgütlenmedir. 27 Mayıs’da Adnan Menderes’i asan güç, mesela bak adam diyor ki şahıs, yani asan gücün arkasındaki güç. Yani onları destekleyen, onlar farkında olmadan onları destekleyen güç. Yani bu iblis ordusu kendini göstermez, gizlice destekler. Gizlice. Bakın diyor ki bir şahıs; “Sizi buraya getiren güç, bunu böyle istedi.” diyor. Çok net ifade işte. Bak iddia edilen Ergenekon Örgütü’nün emri diyor adam, şeytanın, iblisin emri diyor. Ve bu böyledir diyor, oradaki bir vatandaş, bir memur, bir şahıs bunu söyleyen. Demek ki, o da o zaman farkına varmış iddia edilen Ergenekon Örgütü’nün, bu kadar söyleyebilmiş. 150 yıllık falan bir yapılanma, şeytani bir yapılanma. Taa 2. Mahmut Dönemi’ne dayanıyor, çok eskidir. Bu Adnan Adıvar’lar, bilmem neler falan, Ömer Seyfettin’ler falan, bunları da kandırdılar zamanında. Onları da Darwinist, materyalist yaptılar kendi çizgilerine gittiler. Haberi yoktu Ömer Seyfettin’in, bu üslup yazışmalardan anlaşılıyor ama; kafaca onlara yanaştığı üslubundan anlaşılıyor. Yani Darwin’in hayranı, Osmanlı’nın birçok aydını o belanın içine düşmüştü, o da onlardan bir tanesiydi. Ama yazarlığına sözümüz yok tabii, o ayrı. O yönü ayrı, o yönü ayrıdır inşaAllah. Ama bu tek tek aydınlara baktığımızda, Osmanlı aydınlarına, Enver Paşa’lara, şunlara falan baktığımızda, bu kokuyu, bu gölgeyi görürüz. Yani birçoğunda görürüz. Tabii iyi yönleri de vardır, ama kötü yönleri de vardır, hasta yönleri de vardır. Fakat Darwinizm mahvetmiştir. Osmanlı aydınlarını, Osmanlı kültürünü, Osmanlı düşüncesini mahvetmiştir. Dolayısıyla onları adeta hipnotize etmiş ve güçlerini kırmıştır. Mesela başarısızlıklarının kökeninde de bu vardır, Darwinist felsefe vardır. Çünkü manevi yönden çöktüler, moral yönden çöktüler. Moralini manevi gücünü kaybetmiş bir hareket, gücünü kaybetmiştir artık, ideallerine ulaşamaz. Ancak inanıyorsa insan başarılı olur. Kuran’da ayet var değil mi? Allah diyor; “eğer inanıyorsanız, mutlaka başarılı olan sizsiniz” diyor. Kuran’ın ayeti budur. Mehdiyet kesin inanca dayalıdır, mutlaka olacak bir düşüncedir, imandır ve gerçektir ve bu olacaktır. Hz. İsa (a.s.)’nın inişi de o şekilde, net gerçektir. Bunu kimse durduramaz çünkü, kaderin içerisinde olmuş bitmiş bir olaydır, yani olacak olan olay değil. Zamanın dışına çıkanlar bunu zaten görürler, Allah’ın dilemesi ile. Hz. İsa (a.s.)’nın indiğini, Hz. Mehdi (a.s.)’nin zuhur ettiğini, İslam ahlakının dünyaya hakim olduğunu zaman ve mekanın dışına çıkanlar görürler. Buna tayyi zaman ve tayyi mekan denir. Bazı velilerde bu görülür, Bediüzzaman gibi böyle seçkin velilerde, harika insanlarda bu görülür. Peygamberlerde zaten vardır bu özellik, Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in bir güzel yönüdür o. Allah’ın lütfu olarak verilir ona bu güzellik inşaAllah. Dolayısıyla bakın hükümeti de, iddia edilen Ergenekon Örgütü’yle mücadelede bütün vatandaşlarım desteklesin. Diğer konulara katılmıyorsunuz, amenna benim de katılmadığım yönleri var, ben ona hiçbir şey demem. Çok normal o, ama mevcut imkanlar içerisinde, mücadele eden bir güç varken, değil mi? Mutlaka ben gitsinler AKP’yi desteklesinler demiyorum, hükümetin bu yönünü desteklesinler, bu yönünü yıpratmaya kalkmasınlar. Bu yönde desteklesinler, ama istediği partiden olabilir, herhangi başka bir partiyi destekleyebilir, çok makul yani vatandaşlarımız özgürdür. Ben de mesela, ben hiçkimseye gidip şu partiyi destekleyin demem, bütün sağ yelpazeye karşı sevgim var herkes bilir. MHP’yi de sevirim, AKP’yi de severim, Saadet Partisi’ni de severim, çok geniştir benim bakış açım. Mesela bakın, Deniz Baykal gibi bir insanı, iddia edilen Ergenekon Örgütü, bütün milleti ne hale getirdiğini gördünüz. Bize göre bir hale gelmedi de, ama onlara göre o hale geldi, bir hale geldi, bize göre gelmedi. Bak bütün milletin gözünün içene baka baka oldu yalnız bu, inanılır gibi değil. Baron göbeğini hoplata hoplata gülüyor. Planı organize eden, onun bir köpeği var şu an, köpek kulübesinde duruyor. Bize de zamanında çemkiren bir köpekti, Baronun bir köpeği. Onun organize ettiği, çok aşağılık bir oyun olduğunu basın anlatıyor şu an. Bilenler de anlatıyorlar duyuyoruz, herkes de bunun böyle olduğunu biliyor, ilgili yerlerde biliyorlar zaten. Fakat benim anlayamadığım bu Baronun cesareti ve pervasızlığı. Bakın köpeğini zamanında ne işleri için hazırda tutmuş. Ve böyle tertemiz, saygın bir insanı mahçup etti adeta kendi kafasına göre. Bize göre de mahçup olmadı ama, ben mahçup olacak neyi var, bana göre olmadı evet. Çünkü ben Kuran’ı ölçü alıyorum, Kuran’a göre 4 tane şahit gerekir. Salih, açık, samimi şahit gerekir ve gözü ile görecek ve şahitlik edecek, bu var mı yok mu? Yok. Allah diyor; “o zaman aksini söyleyen yalancıdır, iftira ediyordur” diyor. Tabii ben kimin yalan söylediğini şimdi tek tek söylemiyorum, ama Kuran’ın dediği de budur, Cenab-ı Allah’ın dediği de budur. Dolayısıyla bana göre temiz bir insandır Baykal, öyle bir konu yok inşaAllah. Fakat şimdi ara bir formül buldular, iddia edilen Ergenekon Örgütü ara formül buldu. Asıl Baron’un yakınını düşünüyorlar, asıl düşündükleri odur, Baron’un yakınıdır. Yine saygın efendi bir insanı bir ara folmül olarak düşünüyorlardı, geçiş aşamasında bir ara folmül olarak düşünüyorlar, ama asıl bomba bekliyor. Belki 1 yıl sonra, belki daha kısa kısa bir süre sonra, ama hazırda tutuyorlar, asıl konu bu. Baron imparatorluğunu ilan etmek istiyor, böyle bir şey olmayacak, Baronun imparatorluğu gümbür gümbür yıkılacak. Türk İslam Birliği hakim olucak, bu milletin deccali olan Baron da silinip gidecek. Silinip gidecekten kastım etkisi kalmayacak, etkisini kaybedecek inşaAllah. Yıllardan beri milletimizi sömürür, bizim fakir milletimizi, temiz milletimizi. Kendisi ve köpekleri zenginlik içerisinde, sefahat içerisinde, bolluk içerisinde yaşıyor. Milletimizin sırtına böyle kene gibi yapıştılar, hem milletimize hakaret ediyorlar (haşa), hem saldırıyorlar, hem tepeden bakıyor, hem onların emekleri ile meydana gelen varlığı da böyle vampir gibi emip, onunla hayatta kalıp kendi sefahat hayatlarını devam ettiriyorlar. Allah bu düzenlerini bozdu ve bozacak. Bunları göreceksiniz İnşaAllah. Ama milletimizin el birlik hareket etmesi gerekiyor. Birbirlerini koruyup, kollamaları gerekiyor. Sağın, solun herkesin birbirine kardeşçe yaklaşması gerekiyor. Anlayışlı davranması gerekiyor. Özellikle parti farklılıkları, fikir farklılıkları hiç önemli değil. Bütün partiler bizim milletimizindir ve bütündür milletimiz bizim. Birbirlerine sevecen yaklaşmaları gerekir. Önce bu melanetin, bu gudubetin, bu pisliğin, bu şeytanın pisliğinin temizlenmesi gerekiyor, Türkiye’nin üzerinden. O yüzden iddia edilen Ergenekon Örgütü’ne karşı devlete yardım çok mübarek bir hizmettir. Çok akılcı, samimi ve gayretli olarak milletimiz bu görevi yerine getirsin. Ayrıca bu son anayasa değişikliğinde de benim kanaatim; Anayasa ne kadar Avrupai olursa, ne kadar özgürlüğe açık olursa, o kadar güzeldir. O kadar iyidir. Dolayısıyla Anayasa’da yapılacak düzenlemelere her zaman olumlu gözle bakmak lazım. Bu konuda katı olmamak lazım. Yani demokratik düzenlemelere, halkın oyuna açık düzenlemelere herkesin saygı göstermesi lazım, referandum. Referandum ne demek? Milletin sesi. Herkesin milletin sesine saygılı olması lazım. Ve özgürlükleri savunan, demokrasiyi savunan herkese destek olmamız lazım. İsterse komünist olsun, isterse mason olsun, kim olursa olsun. Özgürlükleri savunuyorsa, demokrasiyi savunuyorsa, insan haklarını savunuyorsa, böyle modern sağlıklı bir hayat bize sunmak istiyorsa, kavgayı istemiyorsa, gürültüyü istemiyorsa, insancıl yaklaşımı esas alıyorsa, biz o adamı destekleriz. Bana fark etmez adamın ne düşündüğü, Allah ile kendi arasında. O yüzden bu konuya da milletimizin olumlu bakması çok güzel olur. Bu konuda da hakkı, doğruyu ve güzeli savunmak en isabetli hareket olur.
Mesela Hakimler Savcılar Yüksek Kurulu, kardeşim yani yedi-sekiz kişiden oluşmuş küçük bir grup nerde? Yirmi iki kişilik büyük geniş uzman heyeti nerde? Niye sekiz kişiyle kalsın, niye yedi kişiyle kalsın değil mi? Çok olsun. Çoklukla yapılan istişare daha sağlıklı ve daha güvenilirdir. Meclis niye 100 kişiden ibaret değil o zaman, değil mi? Yani elli kişi de olabilirdi meclis değil mi? Çok fazla insandan oluşuyor, çok fazla milletvekilli var. Demek ki bu bir ihtiyaç. Hakimler Savcılar Yüksek Kurulu ne demektir? Yani özün, özü kilidin kilidi bir nokta. Çok hayati bir noktadır. Nasıl az insanla temsil edilir? Tabii ki çok olması gerekir. Tabii, yani 22 kişi bile az. Ne mahsuru var, yani bundan çekinecek ne var? Böyle bir değişikliği ben sonuna kadar destekliyorum. Çok isabetli buluyorum. Çok güzel buluyorum. Bundan tedirgin olmakta da yersiz. Zaten hukukçulardan oluşacak, biz hukukçulara güveniyoruz. Hukukçularımıza da saygımız çok. Ama kalabalığa müdahale çok zordur. Azınlığa müdahale mümkün olabiliyor bazen. Mesela üç kişiye etki etmiş olsa, bambaşka şeyler olmuş olabilir. Ama yirmi iki kişiye etki etmek çok zordur. Ben onları tabii tenzih ederim, etkilendiler demiyorum tabii, ama ihtimal dahilindedir, insanlık halidir, olabilir. En azından kalbimiz müsterih olur, mutmain olur, içimiz rahat olur, tedirgin olmayız. Bu yüzden bu tarz düzenlemeleri desteklemek çok güzel hareket olur, doğru hareket olur. Demokrasi içerisinde, kanunlar içerisinde yapılacak değişiklikleri sonuna kadar destekliyorum, inşaAllah.
“Selamun aleyküm Adnan Hocam. Dün akşamki sohbetinizde İsrail’in” aleyküm selam rahmetullahi ve berekatühü “yardımları sokması konusunu konuşmuştunuz. Bir konu dikkatimi çekti, oradaki bayan arkadaş dedi ki, ‘İsrail oraya yardımı sokmaz. Kendi ülkeleri sonuçta’ dedi. Hocam benim anlamadığım, Gazze nasıl orada İsrail toprakları olur? İsrail apaçık haksızlık yapıyor, oraya giden gemileri kontrol etme hakkı bile yok bence. Hocam Seyyit Battal Gazi gibi, oraya girip şu konuyu halletseniz inşaAllah. Allah’a emanet olun.” MaşaAllah ne sevimli arkadaşlarımız. Şimdi biz oraya gitsek, İsrail. Gideceğimiz vakit yaklaşıyor, inşaAllah gideceğiz. Hz. İsa (a.s)’yla Hz. Mehdi (a.s.)’yle birlikte gideceğiz. Orada Musevileri de kurtaracağız, kardeşlerimizi de kurtaracağız. Tabii ki Gazze oradaki Filistin’lilere ait bir topraktır. Onlara ait bir yerdir. Ama yani kardeşimizin demek istediği şu, genellikle İsrail’e yönelik bir provokasyon olur mu? Terör hareketi olur mu, gibisinden şüphe edebilirler. Başka bir toprağa yani Filistin toprağına dahi gelse bile yardım, onların içini rahatlatmak güzel bir şeydir. Yani gelin-bakın arkadaşım dersiniz, bunda bir şey yok ki. Dostane gel bir çay kahve de içerler. Bakın hepsini seyredin, beraber hep birlikte gidip dağıtalım dersiniz. Bir dostluk gösterisi olur, ne güzel. İsrail’le Filistin’lileri kardeş edecek, birbirlerini sevdirecek bir şey olur. Alırsın Filistinli askerleri veyahut polis mi, neyse artık devletin memurunu birlikte gider dağıtırsınız. Bunda bir şey yok.
SUNUCU 1:“Hocam, selam.”
ADNAN OKTAR:Aleyküm selam.
SUNUCU 1:“Ben İstanbul’dan Gülşah. Mümin Suresi, 78. ayette şöyle buyruluyor. ‘Andolsun, Biz senden önce elçiler gönderdik; onlardan kimini sana aktarıp-anlattık ve kimini anlatmadık. Herhangi bir elçiye, Allah'ın izni olmaksızın bir ayeti getirmek olacak şey değildir. Allah'ın emri geldiği zaman hak ile hüküm verilir ve işte burada (hakkı) iptal etmekte (istekli) olanlar hüsrana uğramışlardır.’ Mehdiyete ve Hz. İsa (a.s.)’nın gelişine karşı savaş açan, yani hakkı iptal etmek için istekli olan bir kısım Hocaların uğrayacakları sonu anlatan bir ayet olabilir mi Hocam? Hz. Mehdi (a.s.)’nin alenen belli olması ve Hz. İsa (a.s.) gelmesi onlar için büyük bir hüsran olacaktır. Bir anlamda siz daha iyi bilirsiniz, inşaAllah. Selamlar, saygılar.”
ADNAN OKTAR:MaşaAllah, maşaAllah, maşaAllah. Sevimli Gülşah. Mümin Suresi, 78. ayet. Şeytandan Allah’a sığınıyorum. Cenab-ı Allah daha önce elçiler geldiğini, bir kısmını anlattığını, bir kısmını aktarmadığını söylüyor Allah. Allah’ın izni olmadan bir peygamber bir ayet getiremez, bir mucize meydana getiremez, diyor. “Allah'ın emri geldiği zaman hak ile hüküm verilir ve işte burada (hakkı) iptal etmekte (istekli) olanlar hüsrana uğramışlardır.” Evet, şu anda İslam ahlakının dünyaya hakimiyetini istemeyen güçler, mesela iddia edilen Ergenekon Örgütü olsun, komünist güçler, Darwinist materyalist güçler hüsrana uğramışlardır. “Mehdiyete ve Hz. İsa (a.s.)’nın gelişine karşı savaş açan yani hakkı iptal etmek için istekli olan bir kısım Hocaların”, Hoca da olabilir, Hoca olmayabilir de, ama yobazlara da bakar bu. Yani çünkü yobazlar da İslam düşmanıdır. Çünkü onların dine verdiği zarar, komünistlerin, Darwinistlerin verdiği zarardan daha büyük oluyor. Daha şiddetli olur. Yobazın tahribatı şiddetlidir. Ama komünist, Darwinist Hocaları kastedelim, bir kısmını kastedelim ve yobazları da kastedelim bunun içine sokalım inşaAllah, o zaman doğru olur. “Bir kısım Hocaların uğrayacakları sonu anlatan bir ayet olabilir mi Hocam? Hz. Mehdi (a.s.)’nin alenen belli olması ve Hz. İsa (a.s.) gelmesi onlar için büyük bir hüsran olacaktır. Bir anlamda, siz daha iyi bilirsiniz, inşaAllah. Selamlar, saygılar.” Gülşah. EvelAllah, dünya sallanıyor şu an. Dünya titriyor. Şu panik mesela, İsviçre’de oluşan şu panik yani inanılır gibi değil. Ben İstanbul’da mazlum bir insanım, yani normal halktan bir insanım. Etrafımda çok az bir arkadaş grubum var. Kardeşim sizin yüz binlerce üniversiteniz var. Milyonlarca profesörünüz var, katrilyonlarca liralık sermayeniz var. Faşistler, komünistler, bütün vahşi kapitalizm sizi destekliyor. Bütün devlet organları elinizde, Avrupa, dünya çapında. Ben burada Allah’ın bir kuluyum. Niye bu kadar dehşete kapıldınız kardeşim? Niye bu kadar yer yerinden oynuyor? Demek ki hakkın gücü büyükmüş değil mi? Hakkın gücü, insan gözünü böyle patlatır işte. Biz Deccalin o görmeyen, gören o kör gözünü patlattık. Şu an deccalin patlamasından meydana gelen acıdan şu an kıvranıyorlar. Yani manen, tek bir manevi yumrukla gözünü patlattık deccalin. Şimdi o gören gözü de gitti. Kör gözü zaten görmüyordu, gören gözünü de patlattık, şu an dizüstü çöktü. Bu panik, o panik. Ve İsviçre’de şimdi anket yapsınlar, gitsinler. Darwinizme inanmayanların oranı acayip yükseldi. Nereden biliyorsun diyecekler? Bakın çok sağlam bir şey söylüyorum, anket yapsınlar. Ben yapmayayım anketi onlar yapsınlar. İsviçre içten fetholdu, içten, yani bizim kitaplarımızın gitmediği bir yer pek kalmadı İsviçre’de. Onlara acı haber, Müslümanlara sevinç haberi bu. Onlar uyurken, biz uyanıktık. Derler ya; “atı ala Üsküdar’ı geçti” derler. Konu bitmiştir İsviçre’de. Boş yere ciyaklıyorlar. Boş yere hopluyorlar. Konu bitti. Kardeşim daha sen proteinden ağzını açamıyorsun. “O konuyu geçelim” diyor. “Hücreye geçelim” diyoruz. “O konuyu da geçelim” diyor. Kardeşim senin aklına zalip mi geldi? Onu geç, bunu geç. Peki şu nasıl oldu diyoruz, “mutasyonla oldu” diyor. Nasıl oldu mutasyonla diyoruz, tesadüfen mi oldu? “Tesadüfen olur mu,” diyor. Ne ile oldu o peki? “Tesadüfe benzer bir şeyle oldu,” diyor. Kardeşim yapma etme, gözünü yiyeyim yani, üniversite mezunu adamlara, aklı başında insanlara bunlar söylenir mi? Daha da olmazsa “gökte tas gibi cisimler geliyor, görmüyor musun onlar boşa mı geliyor, kova kova hücre serptiler denizlere, protein serptiler, oradan insanlık gelişti,” diyor. Uçan daireler gelmiş yabancı gökyüzünden, böyle ileri uygarlıklardan gelen şahıslar buraya fasulye gibi ekmişler, hücreleri atmışlar. Ondan sonra gitmiş adamlar, güya. Bakın şu zavallılığa geldi adamlar. Şu komikliğe, şu zavallılığa ne gerek var kardeşim? Belli ki bir Yaratan var. Yani bunu uzatmanın bir alemi yok ki. İsviçre’de bugün bakın, Allah’a inananların en yüksek olduğu ülke İsviçre’dir. Bizim en yoğun faaliyet yaptığımız yerlerden bir tanesidir İsviçre, maşaAllah. Dolayısıyla Allah’ın dini İslam, Kuran dünyaya, adım adım ve süratle hakim oluyor, inşaAllah.
Şimdi bir ara veriyoruz. Sonra devam edeceğiz inşaAllah.
SUNUCU 2: Programımıza kaldığımız yerden devam ediyoruz. Buyurun sayın Hocam.
ADNAN OKTAR:İnşaAllah. Efendim bana çok ilginç yazılar verdiler arkadaşlarım. Hangisinden başlayayım? Bir kardeşimiz. “Esselamü aleyküm çok değerli Adnan Hocam. Darwin’in teorisini dünyadan Bi-iznillah siliyorsunuz. Allah sizlerden razı olsun. Size hüsn-ü zannımız çok” diyor maşaAllah. “Konuşmalarınızda geçen bazı yanlış telaffuzları gönderiyorum.” Ama hakikaten doğru MaşaAllah. Kardeşimiz dile müthiş hakim MaşaAllah. Allah razı olsun. Mükemmel tespitler yapmış maşaAllah. Ama bir kısmı tabii tartışılır. Onlar, mesela “kıtran erimiş bakır demektir,” diyor, doğru ama sözlük anlamı olarak aynı zamanda kıtran zaten katran halk arasında da bilinir. Katrandır yani iki anlama gelir, sözlük anlamı olarak. Biz illa bakırı seçmek durumunda değiliz. Sözlükte iki anlam varsa, biz uygun olanları seçeriz, inşaAllah. “Sizde demirin üzerine katran döküldü, demirin çürümesine engel oldu, dediniz. Kıtran katran değildir,” diyor. Eğer sözlüğe bakarsa kardeşimiz, zaten katranın nereden geldiği malum. Herkes katran dediğine göre, kıtran. Ama erimiş bakır denir, kıtran. Tabii ben Arapça sözlüğe göre hareket ederim. Klasik büyük sözlüklere göre hareket ederim. Birçok açıklamamda da öyle, mesela iki anlam varsa ben en uygunu, yani konuyu tam şerh edeni alıyorum. Yani konuyu dolaylı yoldan açıklayanı değil de, konuyu tam net açıklayan anlam varsa, ben onu alırım. Türkçede de bu böyledir değil mi? “Ulema-üs Su; Kötü Ulema manasına gelir. Buradaki su, içilen manasında değildir. Siz suyu başından kesen ulema dediniz.” Benim Hocam Mehmet Şevket Eygi’dir. Ben Mehmet Şevket Eygi Hocamdan duyduğum bilgiyi naklettim. Dolayısıyla Mehmet Şevket Eygi Hocamız, suyun başını kesen ulemaya su denir diyor, zaten mantıklı da. En azından ben öyle yorumlamış oluyorum. Yani yeni bir yorum getirmiş oluyorum, Ulema-üs Su. Yani suyun başını tutan, suyu kaynağından kesen kişi. Mürşidim de Mehmet Şevket Eygi Hocam olduğuna göre, ondan da aldığıma göre bu bilgiyi. Ama kardeşimin de dediği doğrudur inşaAllah. Benim o konuda geniş bir bilgim yok, bakarsam Allah-u alem inanıyorum da, çünkü samimi yazmış, doğrudur. Ama ben bir şeyi benzettiğimde, bir şeyi anlattığımda zaten orjinal anlatım yapıyorum. Alışılmışın dışında yorumlar, alışılmışın dışında tefsir ve vurgular yapıyorum. Doğru oluyor, yani özünde doğru oluyor ama anlatım değişik oluyor. Anlatım tekniğim değişik oluyor. Mana ve öz doğru olduktan sonra, yani anlatılacak gaye yerini bulduktan sonra, misalin şekli o kadar önemli değil. Hak olduktan sonra misal de sorun değil. Ama mükemmel bir Türkçeye sahip olduğu kardeşimizin anlaşılıyor. Liste vermiş, doğru. Ama bakın bir noktaya dikkat çekmiş kardeşimiz. “Efendim ellerinizden öperim” diyor. Estağfurullah, biz onların ellerinden öperiz. Ve Aleyna aleyküm selam, ve rahmetüllahü ve berakatühü. Selamlarını da o şekilde karşılık veriyorum. “Dualarınızı bekliyoruz” diyor kardeşimiz, onlar da bizlere dua etsinler inşaAllah. Hazreti Mehdi Muntazar (a.s.)’ın ümmi oluşu, yani okuma yazma olmaması, yani Arapça bilmez, Peygamberimiz (s.a.v.)’in hadisi de var. Pek bilmez Arapça diyor. O yüzden ümmidir Mehdi (a.s.). “Mehdi Muntazar (a.s.)’ın ümmi oluşu, onun için büyük bir şereftir,” demiş kardeşimiz. Yalnız bu konu ile bağlantısını ben tam çıkaramadım. Acaba hani siz de ümmisiniz, dolayısıyla siz de Mehdi (a.s.)’siniz demeye getirmiş gibi hissettim. Benim bir Mehdilik iddiam yok, ama inşaAllah o kardeşimiz de, muhterem kardeşimiz yazan da, bizler de Mehdi (a.s.) talebeleriyiz, inşaAllah. Ama ben ümmiyim, doğru yani, inşaAllah. Bilgimi arttırıyorum, talebeyim, inşaAllah. Ama bunlardan hep istifade edeceğiz, çok güzel, verdiği örnekler doğru. Ama bu konudaki diğer açıklamalarım da bu şekilde. O dediklerini de düzelteceğim. İnşaAllah. Bir de sözlüğe de bakayım, daha iyice bir göreyim inşaAllah. Çünkü ben kardeşime güveniyorum. Doğru, hak olduğuna inanıyorum, ama detaylı sözlükten bakarsam da diğer manalarıyla da bağlantı kurup tam hıfzımı alırım, iyi olur inşaAllah. Ama tekrar tekrar Allah razı olsun, güzel.
Az önce yayının başında Oktar İsviçre’den selam getirdiğini söylemişti, ve aleyna aleyküm selam ve rahmetüllahü ve berakatühü. Sen bana şu yazıyı okurmusun rica etsem. Bak en baştan, evet.
SUNUCU 2: Az önce Fox Tv’de “Şifreler” adlı bir programda astrolog Ömer Coşar, Ömer Çelakıl, Serdar Turgut, “2012’de Kıyamet kopacak mı?“ konusunda konuştular. Serdar Turgut: “Mayalılara baktığımızda, hiçbir üretimleri yok. Keşif yapmış bir toplum değil, teknolojiye sahip değiller. Eğer 2500 yıl sonrasındaki bir tarihte, dünyanın yol olacağını söyleyebiliyorlarsa, varılacak tek bir sonuç vardır, bunların kaynağı Allah tarafından gönderilmiş elçilerdir.”
ADNAN OKTAR:Peygamberler yani.
SUNUCU 2: “Başka mantıklı açıklaması yok.” dedi. “2012’de Kıyamet’in kopacağına inanmıyorum. Ama Kıyamet fikri insanların korkusunu arttırıyor. Korkunun inancı artıracağını düşünüyorum. Herkes her gün yaşadığına şükretsin” dedi. Ayrıca astrolog Ömer Coşar, 2012’de Kıyamet mi kopacak, Altınçağ mı başlayacak, sorusuna şu şekilde yanıt verdi. “Maddeye esir olmuş sistemlerin ve yöntemlerin değişmeye başlayacağı bir süreç” diye yorumunu yaptı. 2012’deki değişimin fiziksel, değil bilinç düzeyinde yükselme olacağını söyledi. ‘’Yani harika bir dönem geldi. 2012’yi insanoğlu’nun uyanış çağrısı olarak görüyorum ben’’ dedi. ‘’Uyanış aslında Kıyamet’in kıyam sözünün köküyle çok alakalı, çünkü kıyam uyanmak, ayağa kalkmak anlamına geliyor. Böyle baktığımızda bu türde bir kıyamdan bahsedebiliriz’’ dedi. ‘’Bazılarına göre 2012 insanlığın yukarı çıkışının başlangıcının çağı olacak, altın bir çağ başlayacak’’ dedi.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah.
SUNUCU1:“Allah’ın selamı üzerinize olsun sayın Hocam ve konuk kardeşlerim inşaAllah. Hocam benim bir akrabam birisine hayatını yaşama hakkında nasihatlar verir. Ben denk geldim ve şimdi o eski günlerinden şimdi kendisine ne kaldığını sordum. Bana hayatımı yaşadım, içki içtim, her türlü gece hayatını yaşadım dedi ve alaycı bir şekilde bana, eğer içki kötü bir şeyse Allah niye yarattı, dedi. Ben de ona bak şu arabayı görüyor musun dedim. Onun ağırlığı ve büyüklüğü nasıl gözünden girip beynine gidiyor ve küçük bir yerde var oluyor ise ve sen gördüm diyor isen, senin içtiğin içki de sana öyle içiriliyor, dedim. Ve nefes kesici bir şaşkınlık ile kaldı. Sayın Hocam Allah sizden razı olsun bu ilmin kapısını bizlere siz vesile ettiniz inşaAllah. Ali Değirmencioğlu, Ardahan”.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah çok güzel anlatmış. Bu bilginin gittikçe yayılması, insanların tam akılcı ve samimi düşünmesine neden olacak. Çünkü benim bu anlattıklarım ve kardeşimizin anlattığı mutlak gerçek, doğru. Yani beynimizin içinde bir görüntü oluşuyor, dışarıda madde var, bu da doğru. Ama biz görüntüsüyle, bir monitör gibi ruhumuz seyrediyor. Yani gerçek göz içeride, gerçek burun da içeride, gerçek el, ayak, vücut içeride yani ruh olarak var. O elektriği bu şekilde yorumluyor, bu şekilde alıyor. Bu elektriği verende Allah. Dolayısıyla kardeşimiz çok iyi, güzel vurgu yapmış. Ama o alan kişi de güzel almış, çünkü kavramayabilirdi. Bazen öyle kuş tipler var, saatlerce anlatırsın boş boş bakar. Ölü yani Kuran’da ölüdürler. Anlamayınca da karşı taraf müthiş şok oluyor, şaşırıyor. Bir daha anlatıyor, renk atmaya başlıyor, bunalıyor. Halbuki zaten ölü. Taş mankenler var ya, şimdi karşısına geçsen sen, anlatsan, gözünü kırpıp açsa, öyle robotlar var ya, yapılıyor zaten, Japonlar yapıyor aynı insan gibi. Ağzını kıpırdatıyor, gözünü açıp-kapatıyor. Sen ona ne anlatırsan anlat öyle bakar sana yani, şaşılacak bir şey yok ki. Allah “ölü’’ diyor. Bak; “siz onları diri zannedersiniz’’ diyor, bakın vurgu yapıyor Allah, “diri zannedersiniz,” diyor. “Oysa onlar ölüdür.” diyor. Şimdi muhkem ayet, bu çok açık. Bakın bir de ön açıklama yapıyor Allah; “Siz diri zannedersiniz, bu bir yanılmadır, diri değildirler, ölüdürler.” diyor Allah. “Gözleri bakar”, bakar görürsün diyor, “ama gözleri görmez’’ diyor Allah. ‘’Kulakları var’’ diyor, kulağı ile siz işitir zannedersiniz, “kulaklarıyla sizi işitmezler’’ diyor. “Onlar hayvanlar gibidir hatta hayvandan da aşağıdırlar,” diyor. Çünkü hayvanın bir şuuru oluyor, “onlar gibi de değildirler” diyor. Tamamen içgüdüyle, özel yönetilen varlıklar bunlar, imtihan için özel yaratılmış varlıklardır. Ama hiçbir insan kendinden emin olamaz tabii, Cehennemden emin olamaz. Yani hepimiz Allah’tan korkuyoruz, hepimiz Cehenneme gitmekten çekiniriz. Zaten Allah korkusu hem aklın, hem sevginin, hem güzelliğin, her şeyin başıdır. Allah korkusu olmadığı zaman, insanın bütün dengesi gider. Mesela diyor ki bir kısmı, ben Allah sevgisiyle devam ederim. Olmuyor, yani hasta olur insan. Mesela örnek olarak vereyim, Hz. Adem (a.s.) Cennetteydi, Allah sevgisi hakimdi. Ama bakın şeytanın bir sözüyle, hemen Allah’a verdiği sözü Hz. Adem (a.s.) bozdu, Hz. Adem (a.s.). Bir konuşmasıyla, sana dedi, sonsuzluk ağacından tattıracağım, yani sonsuz olacaksınız. Halbuki zaten sonsuz olacak, Allah’a güvenmesi lazım. Allah diyor ayette; “onu sebatkar bulmadık’’ diyor Hz. Adem (a.s.)’i. Peki dünyaya indirildikten sonra, Hz. Adem (a.s.) doğal ihtiyaçlarını gördü, elbisesi sıyırtılmış, üzerinden alınmış, Cehennemin varlığı ona bildirildi, müthiş mükemmel bir insan oldu. Şeytan yine geldi ona, yine aynı teklifte bulundu, niye etkilemedi bu sefer? Çünkü Allah korkusu hakimdi değil mi? Mükemmel bir peygamberdir Hz. Adem (a.s.) Ulul Azm bir peygamberdir, asla etkilenmedi. Çok uzun yaşamıştır Hz. Adem (a.s.). O da çok çile çekmiştir Hz. Adem (a.s.) de, çok zorluklar görmüştür. Asla ve asla etkilenmedi. Evlatlarını, torunlarını hepsini gördü inşaAllah. Torunlarını torunlarının torunlarını, çok yaşamıştır. Dolayısıyla Allah korkusu her şeyin başıdır derken, işte insanlar işte bunu kastediyorlar. Allah korkusu sevginin, muhabbetin, tutkunun, aşkın, güzel ahlakın, hepsinin kökeninde vardır. Allah sevgisi vardır, Allah’ı sever adam namaza kalkmaz. Allah’ı sever, egoistlik, bencillik yapabilir. Çünkü seviyorum der o kadar. Yani o muğlak bir şey sevgiyse, sevgini göstermen lazım, değil mi? Zoru gördüğünde, çileyi gördüğünde geri gidiyorsa, bu sevgi değildir. Dolayısıyla zorun görülmesi lazım, çilenin görülmesi lazım yani sevginin ispat edilmesi lazım. Mesela Hz. Adem (a.s.) Cennetteyken hiç acıyı bilmiyordu. Zorluğu bilmiyordu, korkuyu bilmiyordu. Gece gündüz yoktu, elem yoktu, hastalıklar yoktu. Başı ağrımaz, dişi ağrımaz, uykusu gelmiyor, yorulmaz. Acı çekmez, bir yere çarptığında acı duymuyor. Yani Allah için hiçbir zorluk yok Cennette, sabredeceği hiçbir şey yok. Orada sevgi nasıl gösterilsin? Sonucunda işte böyle bir olay oldu. Şeytanın bir sözü ile o tavra uydu. Şeytan da duygusal ve de aşağılık, karaktersiz kişiliği remz ediyor. Var ya böyle tipler vardır, seviyorum der, gider vurur elin kızını, tertemiz çocuğu. Bir de ona da çok çirkin başlıklar atıyorlar. Daha önce de söylemiştim illet oldum yani. “Aşk cinayeti,” işte “Aşık sevgisinden, cinnet geçirdi.” Süper ahlasızlık yapmış, haysiyetsizlik yapmış. Nasıl normal bir şey oluyor bu? Dolayısıyla şeytanın o, karakteri insanlara bu şekilde yansıyor. Mesela bir mazlumu, bir masumu keyif için çekip öldürebiliyor, delalete düşürebiliyor, egoistlik, bencillik yapıyor. Her türlü ahlaksızlık yani, akla gelen her şey. Hz. Adem (a.s.) işte burada sevginin ve derinliğin, sadakatin, sabrın dersini aldı dünyada. Acıyı gördü, mesela ilk geldiğinde dünyaya, doğal ihtiyaçlarını gördüğünde ağlamış Hz. Adem (a.s.), yani olayın şiddetinden. Çünkü hiç alışık değil, hiç görmediği bir şey. Yani hiç tahmin etmediği bir şey, üzerinde elbisesi de yok. Oradaki yapraklarla örtündüler biliyorsunuz. Mesela kolu bir yere çarpıyor, acıyor, başı ağrıyor. Bir yere vurduğunda kanıyor eli, Cennette insanın eli kanamaz. Kopmaz eli, mesela bir presin altında kalsa, bir şey kalsa kopmaz, hiçbir şey olmaz eline. Tereyağ gibi çıkarırsın hiçbir şey olmaz. Mesela kafa kopma, kol kapma mümkün değildir Cennette. Hayır istersen kopartırsın, ama yine yapıştırırsın, yani anında yapışır. Öyle bir şey yok, çekersin istersen kolunu, çıkarabilirsin. Geri alıp takarsın, şıp diye yapışır, yani hiçbir şey olmaz, aynı mükemmel, hatta daha da güzel olur istersen. Ama dünyada koptuğunda acil servise gideceksin O da tutarsa yani. O kadar çok zorlukla karşılaştı ki Adem (a.s.); yani Cennet ile dünyanın arasında o kadar muazzam fark var ki. Sırf o imtihan bile ona yeter, yani muazzam bir imtihandır. Çünkü bakın Cennetle arada muazzam farkı gördü ve onun için ulul-azm bir Peygamberdir, büyük Peygamberdir. Daha önce güzelliği gören bir insana kolay mı bu? Ne kadar zor yani Cenneti gören bir insana. Ama tabii o hatırlatılış şekli aklının ihtiyarını almayacak şekilde hatırlıyor onu, yani bir rahatlık vardı. Sadece acı çekmiyordu, kolu çarpmıyordu, bunları hatırlar. Yani diğer detaylarını tam hatırlamaz. Yani kapsamlı bir hatırlama olmaz, onun için imtihanı güçlü olmuş oluyor. Her zaman söylüyorum, hiçbir insanın aklının ihtiyarı hiçbir zaman için kalkmaz. Aklının ihtiyarını kalkmayacağı şekilde yaratılma da, Allah’ın ayrıca büyük bir sanatıdır, çok büyük bir sanattır. Bakın sebepler bir kere çok büyük bir sanattır. Mesela sebep gerekiyor, her zaman söylüyorum. Bu ıhlamurun, havalandı mesela şu an, normalde Allah havaya kaldırdı şu an. Fakat kolumu sebep ettiği için, ben son derece makul görüyorum. Yani son derece bana, size de çok mantıklı geliyor. Ama kolum olmasa, havaya kalksa, olağanüstü bir olay olur bu, çok müthiş bir şey olur. İşte Cennet öyle, Cennetin yapısı öyle. O kadar çoktur ki Allah’ın sebep sanatı. Bir kere sebep sanatını apayrı bir düşünmek lazım. Kapının açılması, araba için sebep sanatı yaratımış. Mesela benzinsiz gitmez araba, motor sebebi vardır, motorunun olması gerekir. Tekerleğin olması gerekiyor, yol görüntüsü gerekiyor. Yani birçok şey gerekir, sebep olması lazım. Allah’ın sebep sanatını kardeşlerimiz özel olarak bir incelesinler; bu apayrı bir alemdir. İkincisi aklın ihtiyarının kaldırılmaması ile ilgili Allah’ın özel bir sanatı daha vardır. Bakın aklın ihtiyarının kalkmaması, yani mucize olan olayların, mucize gibi görünmemesi için Allah’ın uyguladığı bir sanat vardır. Sebep sanatı içersinde bu vardır zaten. Bunu çok iyi takip etmeleri gerekir kardeşlerimizin, yani bu çok başlıbaşına çok büyük bir olaydır. Peygamberlerin ve insanları hiçbirinin aklının ihtiyarı kalkmıyor. Mesela Peygamber mucize gösteriyor, aklın ihtiyarı kalkmıyor. Mesela Mehdi (a.s.) gelecek, bütün hayatı baştan sona kadar harikadır Mehdi(a.s.)’nin. Normalde Mehdi (a.s.)’nin aklınan ihtiyarının kalkması gerekir. Yani o olaylara göre, hiçbir şekilde böyle bir olay yoktur. Yani tam normal bir vatandaş gibi imtihan olur Mehdi (a.s.) de, hiç fark edemez. Mesela Hz.İsa (a.s.) gelecek değil mi? Aklının ihtiyarı kalkması lazım. Mesela ölüye kalk diyecek, gelecek adam, bu aklının ihtiyarını kaldırması gerekir, kaldırmayacak. Daha önce de Hz. İsa (a.s.) mucize göstermişti, asla aklın ihtiyarını kaldırmaz. Bu sanatı da kardeşlerimiz düşünsünler, çok kapsamlı bir sanattır. Mesela Allah’ın gölge sanatı vardır, gölge ayrı yaratılır. Her cisme özel gölge verilir, her şeye. Bu başlı başına çok büyük bir sanattır. İnsanların gözünden bu kaçar, mesela çekirgenin hayatı, atomun yapısı harikadır da, ama gölge sanatı insanlara alışık oldukları için çok normal gelir. Pek onun üzerinde durmazlar o kadar yani “gölge nihayetinde falan” derler. Halbuki ışık ayrı yaratılıyor, gölge ayrı yaratılıyor. Yani ışık başlı başına bir mucizedir. Renk ayrı bir mucizedir, bir de renklere ton veriliyor. O da mucize mesela dışarda renk yok. Yani ruhumuz rengi bu şekilde algılıyor. Yani bütün bilim adamları ittifak halinde. “Dışarda renk yok” diyorlar. “ışıkta yok, renkte yok” diyorlar. Milyonlarca renk türü var, gözümüz bunların birçoğunu, yani çok büyük bir bölümünü, ayrı ayrı fark ediyor, biliyor.
SUNUCU:“Sayın Hocamız, Ahkaf Suresi’nin, 24 ve 25. ayetlerinde Allah şöyle bildiriyor. ‘Derken onu vadilerine doğru yönelenerek gelen bir bulut şeklinde gördükleri zaman, bu bize yağmur yağdıracak, bir buluttur dediler. Hayır, o kendisi için acele ettiğiniz şeydir. Bir rüzgar; onda acı bir azap vardır. Rabbinin emriyle her şeyi yerle bir eder. Böylece meskenlerinden başka hiçbir şeyleri görünemez duruma düştüler, işte biz suçlu günahkar bir kavmi böyle cezalandırırız. ‘ burada belirtilen rüzgar ve bulut nedir? Bu ayetlerin ebcedlerine bakar mısınız? Hangi olaylara işaret ediyor? Sevgi ve saygılarımızla. Allah yolunuzu açık etsin. Kenan Saadet Göktaş”
ADNAN OKTAR:Şeytandan Allah’a sığınırım “Bu bize yağmur yağdıracak bir buluttur dediler.” Normal bir bulut o zaman yani koyu, siyah bir yağmur bulutunu andırıyor. “Hayır, o kendisi için acele ettiğiniz şeydir. Bir rüzgar; onda acı bir azap vardır. “ Muhtemelen önce bir bulut oluşmuş. Bazen insanlar tabii, çok iyi bir şey olacak zannediyor. “Yağmur geldi tarlama ne güzel” diyor. Koşuyor tarlasına, Allah tarlasında onu yıldırımla alıyor. O mesela çok güzel bir şey olacak zannederken, o bulutun içerisinde yıldırım onu vuruyor. Çok fazladır yıldırımla ölen insan. Yani tarlanın içerisinde Allah canını alır. Tabii bazen onun için o hayırdır, bazen de şerdir. Küfür içinde ise onun için şerdir, Müminse hayırdır. Burada tabii anlamı geniş bunun. Bir kere “şer zannedersiniz hayır olur” diyor Cenab-ı Allah, “hayır zannedersiniz şer olur” diyor, buna işaret ediyor. Çünkü her şey insanın lehine olmayabilir. Bir şeyden emin olmamak, mesela bazen bazı insanlar büyük konuşurlar, “şu gün şu olmayacak, şu şöyle olacak, bu böyle olacak” derler. Allah hiç tahmin etmedikleri çok aksi bir karşılık verebiliyor bazen. Kuran buna işaret ediyor, yani büyük konuşmamak gerektiğine. Küfür de bazen böyle büyük konuşur, atar-tutar böyle bir şeyler söyler, Allah onu belaya çevirir onlara. Bu ama tabii bir olaya da işaret ediyor aynı zamanda, fakat tahakkuk etmesi gerekiyor. Kenan kardeşimize bu kadar açıklayalım, ama tahakkuk ettiğinde inşaAllah söyleriz.
SUNUCU:“Muhterem Hocam, Hz. Ka’b (r.a.), Azrail (a.s.) ile ilgili şöyle demiş: ‘Ruhun çekilmesi sırasında ölüm meleği, ölenin itikat ve amellerine göre değişik suretlerde gelir. Eğer kişi Müslüman olarak yaşamışsa Azrail (a.s.) ona ışık gibi görünür, yani nur olarak görünür, eğer kafir ve günahkar olarak yaşamışsa, derecesine göre ateş gibi veya buz gibi o kişinin ruhunu alır. Yani insanın fıtratı nasıl ise, Azrail (a.s.) ona göre şekilde gözükecektir.’ Hocam bu konuyu biraz anlatır mısınız?” Yasemin Tekinalp.
ADNAN OKTAR:Evet. Yasemin Hanımın bu tespitleri bu anlatımı çok hoş. Ben ilk defa duyuyorum maşaAllah, Allah ilmini arttırsın. Böyle önemli bilgileri bana aktarırsa kardeşlerimiz, hem istifade eder öğrenir hem de kardeşlerimize aktarmış oluruz. Ben Azrail (a.s.)’in çok güzel, çok yakışıklı bir delikanlı olarak zuhur edeceğini ve hoş sohbet yaklaşacağını biliyorum yani ölen kişiye. Ama ışık gibi herhalde şu anlamda; nur anlamında. Çünkü insan görünümünde gelecektir. Yüzü pırıl pırıl, aydınlık ve nur anlamında diyor, bu doğru. ‘Eğer kafir veya günahkar olarak yaşamıssa derecesine göre ateş gibi, yani buz gibi,’ tabii klasik buz anlamında, klasik ateş anlamında değil bu. Yani yüzünde müthiş bir nefret ve onun hoşuna gitmeyecek bir yüz ifadesi ile gelecektir. Yani karşıdaki kişiyi korkutacak, çok rahatsız edecek bir yüz ifadesi ile gelecektir Azrail (a.s.). Buz gibi derler ya, yüzü buz gibi, yani ona karşı nefretini, ona karşı buğzunu, açıkça ifade eden bir yüz ifadesi. Zaten onu anlayacaktır yani konuşma şeklinden, üslubundan. Zaten canı alınırken dövülerek alınır, normal bir alınma yoktur, yani kafirse dövülerek alınır. Dolayısıyla mümin içinde başından sonuna kadar rahattır. Hayatı da güzeldir müminin, bakın bir mucize var burda, hayatı mutlak güzel oluyor sabrederse eğer, Allah’a samimi bağlanırsa, Allah’a güvenirse mutlaka güzeldir hayatı, net bir mucize. Elle tutulur, gözle görülür bir mucize. Ve ölümünden itibaren de ölüm anı da dahil olmak üzere bütün hayatı güzel. “Onlara,” diyor Allah, “korku ve hüzün yoktur.” Yani asla korku yok, kederlenecekleri de hiçbir şey olmaz, mümkün değil. Azrail ( a.s.) bayağı gönlünü alarak yani çok sevgi gösterterek canını alır. Yani tam bir hürmet, tam bir muhabet ile olacaktır canının alınması inşaAllah.
SUNUCU:“Hayırlı akşamlar çok sevdiğim Hocam ve değerli konuklar. Hocam, arşı yüklenmekte olanları melekler olarak düşünebiliyorsak, meleklerin müminler için dua etmesi hakkında ne düşünüyorsunuz? Ayetler şu şekilde geçiyor, ‘Arş'ı yüklenmekte olanlar ve çevresinde bulunanlar, Rablerini hamd ile tesbih etmekte, O'na iman etmekte ve iman edenlere mağfiret dilemektedirler: ‘Rabbimiz, rahmet ve ilim bakımından her şeyi kuşatıp-sardın, tevbe edenler ve Senin yoluna tabi olanlara mağfiret et ve onları cehennem azabından koru. Rabbimiz, onları Adn cennetlerine sok ki onlara (bunu) va'dettin; babalarından, eşlerinden ve soylarından salih olanları da. Gerçekten Sen, üstün ve güçlü olansın, hüküm ve hikmet sahibisin. Ve onları kötülüklerden koru. O gün Sen, kimi kötülüklerden korumuşsan, gerçekten ona rahmet etmişsin. İşte büyük 'kurtuluş ve mutluluk' budur’, Mümin Suresi.Ayça Sönmezer”.
ADNAN OKTAR:Evet uzun bir ayet. Mümin Suresi 7-9. Ayça Hanım. Allah, Ayça Hanım’dan ve diğer mümin kardeşlerimin hepsinden razı olsun, çok güzel. Şeytandan Allah’a sığınırım. “Arş'ı yüklenmekte olanlar ve çevresinde bulunanlar, Rablerini hamd ile tesbih etmekte, O'na iman etmekte ve O’na iman edenlere mağfiret dilemektedirler” . Ne güzel Melekler sürekli Müslümanlar için dua ediyorlar. “Rabbimiz, rahmet ve ilim bakımından her eyi kuşatıp-sardın, tevbe edenler ve Senin yoluna tabi olanlara mağfiret et ve onları cehennem azabından koru. Rabbimiz, onları Adn cennetlerine sok ki onlara (bunu) va'dettin; babalarından, eşlerinden ve soylarından salih olanları da.” Babası, eşi, hanımı, hep birlikteler, soyları, çoluğu çocuğu inşaAllah. “Gerçekten Sen, üstün ve güçlü olansın, hüküm ve hikmet sahibisin. Ve onları kötülüklerden koru. O gün Sen, kimi kötülüklerden korumuşsan, gerçekten ona rahmet etmişsin. İşte büyük 'kurtuluş ve mutluluk' budur.” Ne güzel mükemmel dua ediyorlar elhamdülillah, maşaAllah. Meleklerin duasına nail olmak, şahane. Çok çok güzel. Melekleri biz inşaAllah, hem vefatımızda göreceğiz hem Ahirette göreceğiz. Kuzu gibi tertemiz, hiç günaha girmeyen, Allah’ın muti, Allah’ın yarattığı varlıklardır. Ama insan melekten daha üstündür eğer gelişirse, yani takva ve Mümin ise, muttaki ise, çünkü o zorluklarla karşılaşıyor. Mümin sabrı görüyor, diğer çileyi görüyor ve yoğun bir imtihandan geçiyor ve gayba iman ediyor. Melekler, aklının ihtiyarı kalkmıştır meleklerin, doğrudan Allah ile muhataplar yani inşaAllah, zatı ile tecellileri ile. İmtihan olmuyorlar, yani hiçbir zorlukla karşılaşmaz Melekler. Dolayısıyla çile çekmezler, sabır içinden geçmiyorlar, bu yüzden insanlar Melekten daha üstündür, eğer Mümin ve muttaki ise. Ama canımız gibi seveceğimiz kardeşlerimizdir, hatta canımızdan daha çok seveceğimiz kardeşlerimizdir Melekler. Müminleri çok sever Melekler, yani onlara karşı müthiş bir hayranlık ve saygı duyarlar. Çünkü onların imtihan olduklarını bildiği için, Meleğin sevgisi birbirlerine olan sevgisinden daha şiddetlidir, yani Mümine karşı sevgileri, yani çok şiddetli bir sevgiyle severler Müminleri ve hayranlık duyarlar onlara karşı ve süreklide dua ediyorlar o yüzden. Ve asla da bıkıp usanmazlar maşaAllah, yani hiç Allah onlara o duyguyu vermemiş, bilmiyorlar, yani hiç bıkıp usanmaz. Mesela Cehennem’de de var Melekler, etkilenmiyor Cehennem’den, gayet mutlular Cehennem’de. Yani normalde çok çetin bir yer, yani müthiş mutlu. Allah o hissi vermiyor onlara, sürekli Allah’ı anıyorlar, gayet sevinç içindeler. Ama yani tam bir sevinç ve rahatlık içerisindeler. Cennet’te nasıl Müminler rahat, o da öyle, ama Cehennem’de, Cehennem Meleği inşaAllah. Halk arasında Zebani olarak geçer, Zebaniye, Kuran’da da öyle geçer Zebaniye inşaAllah.
MİSAFİR:“Hocam sohbetlerinize yeni ulaştım ve şaşkınlıklar içinde okuyup, feyzine ulaşmaya çalışıyorum. 33 haftalık hamileyim korkuyorum, acaba oğlum İslamiyeti yaşayacak mı diye. Bizler çok yetersiziz Rabbimize yakışan bir kul olamadık. Efendimiz (s.a.v.)’e yakışan ümmet de olamıyoruz, üzülüyorum. Keşke oğlum da Mehdi (a.s.)’nin askeri olabilse, keşke ne kadar isterdim.” İclal Yavaş.
ADNAN OKTAR: İclal maşaAllah maşaAllah. İnşaAllah öyle Mümin muttaki, çok sevimli, güzel bir çocuğu olur inşaAllah, biz de onu görürüz inşaAllah. Allah kolay bir doğum nasip etsin inşaAllah. Sağlıklı, sıhhıtli bir çocuk nasip etsin. Çocuğunu Allah’a adasın İclal, “Yarabbi” desin, “benden doğacak çocuğu Sana adadım” desin, Allah onu korur. “İslamiyeti yaşayacak mı diye bizler çok yetersiziz” diyor, tabii her insan yetersiz olduğunu düşünüp, gayret edecek. “Rabbimize yakışan bir kul, Efendimize yakışan bir ümmet olamıyoruz,” ümitvar olacak. Olamıyoruz demesin, negatif bir üslup Müslümanlıkta olmaz, diyecek ki, İnşaAllah Rabbimize yakışan bir kul oluruz, Efendimiz (s.a.v.)’e yakışan bir ümmet oluruz diyecek. “Olamıyoruz”, olumsuzdan olumluya gidilmez. Onu kullanmayacak, o tip bir sözden kaçınacak kardeşim. “Üzülüyorum”, olmadı, üzülmek haram, birçok Kuran ayeti var, muhkem ayettir, Müslüman üzülmez. Sadece tecrübe edilir, pişman olunur. Pişmanlık üzüntü anlamında değildir, tecrübe edinirsin bir daha yapmamaya azmedersin, kararlılıktır. Üzülme olmaz. “Keşke oğlum da Mehdi (a.s.)’nin askeri olabilse”, zaten vakit Mehdi (a.s.)’nin devri, o yaklaşık 10 yaşındayken, 11-12 yaşındayken zaten Hz. İsa (a.s.) ve Mehdi (a.s.)’yi görecek o sevimli inşaAllah. Biz de yanaklarından sıkarız, minik yanaklarından. Allah İclal Hanım’a da, oğluna da, eşine de, bütün milletimize de sağlık, sıhhat, uzun ömür versin, inşaAllah bu güzel günleri görecek. Ama sakın olumsuzdan olumluya gidilmez. Üzülüyorum demeyecek, bu haram. Ve ne diyecek? Rabbimize yakışan bir kul, Efendimize (s.a.v.) yakışan bir ümmet olmayı Allah bize bahşetsin diyecek. İnşaAllah.
SUNUCU:“Hocam Bediüzzaman Said Nursi bu sözünde Hz. Mehdi (a.s.)’den mi bahsediyor? ‘Ben gönderilen risaleleri inceledim, bir kısım hakikatleri tekrarlanmış gördüm. Makam münasebetiyle tekrar edilmiş, benim arzu ve belki ihtiyarım olmadan niçin böyle olmuş, hafızama gelen unutkanlıktan sıkıldım. Birden "şiddetli bir ihtarla “On Dokuzuncu Sözün âhirine bak” denildi. Baktım, Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.v.)‘in peygamberliği Kuran mucizesinde tekraratının çok güzel hikmetleri, tam tefsiri olan Risale-i Nur’da tamamıyla ortaya çıkmış. O tekrarat o hikmetler için tam yerinde ve münasip ve lâzım olmuş. Hem Lütfü, hem Abdurrahman, hem Hâfız Ali hükmünde Küçük Ali sizin namınıza da Yirmi Dokuzuncu Lem’a-i Arabiyenin tefsir ve tercümesini istemiş. Benim şimdi onunla meşgul olmaya ne vaktim var ve ne de halim müsaade eder. İnşaallah ileride Risale-i Nur’un başka bir şakirdi o vazifeyi yapacak.’” Abdülkadir Sönmez.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah, maşaAllah ne güzel, Risale-i Nur Külliyatı’ndan önemli bir konuyu almış. Yalnız Risale-i Nur Külliyatı’ndan kardeşlerimiz çok uzun değil de, bana kısa kısa bölümler gönderirlerse daha kolay olur. Çok uzun olunca zaten Osmanlıca olduğu için dili, daha şerh de kolay olur, açıklamamız da kolay olur inşaAllah. Ama bu çok hayati bir konu, çünkü hakikaten Bediüzzaman’ın Risale-i Nur Külliyatı’nda çok tekrarlar vardır. Kuran’da da tekrarlar vardır. Ama benim konuşmalarıma da dikkat edin, bende de çok tekrarlar var. Ama her tekrar ruhumuzu açıyor, beynimizi açıyor, bize gıda oluyor, daha teksif olmamazı, daha iyi derin düşünmemizi, konuyu tam kavramamızı ve yan dalları, yan detayları görmemizi bize sağlıyor. Bu tekrarlar çok hayati bir konudur. Her tekrarda ruhumuzda yeni bir inkişaf, yeni bir gelişme, yeni bir derinlik olur. Bir kere bir hakikat dile gelmez, biz Allah’ı sürekli anıyoruz. Allah’ın isimlerini sürekli anıyoruz. Her andığımızda içim açılıyor. Mesela Allah-u Ekber diyorum, Allah’ın büyüklüğü aklıma geldiğinde, üzerimden 100 ton yük kalkar adeta, müthiş bir güzelliktir. Mesela SuphanAllah diyoruz, Allah eksik ve noksan sıfatlardan münezzeh, yani sonsuz güç sahibi, ne büyük ferahlıktır. Mesela estağfirullah diyorum, Allah’a sığınıyorum, yani günahlarımın bağışlanması için, bu da çok büyük bir ferahlıktır. Çünkü Müslamanlar, insanlar her an günaha açıktır, günah işleyen insanlardır. Ama estağfirullah diye Allah’tan bağışlanma dilemek çok hoş, ferahlıktır ve hemen insan onun bereketini ve güzelliğini görür. Bir de hamdetmek, elhamdülillah. Allah’a hamdolsun, ne güzel tecelli ediyor Allah. Allah insanları çirkin yaratabilirdi, çok ürkütücü yaratabilirdi rahatsız edici, ama bir nurla bir güzellikle yaratıyor. Çirkin olanda da mutlaka onda da bir nur oluyor. Eğer Müminse, muttakiyse ben çirkin Müslüman hiç görmedim. Bana getirsinler bir göreyim, hiç görmedim. Hep nurlular, hep şekerler maşaAllah. Yalnız diyor kardeşimiz, burayı büyük yazmış “inşaAllah ileride Risale-i Nur’un başka bir şakirdi o vazifeyi yapacak.” “ Hem Lütfü, hem Abdurrahman, hem Hâfız Ali hükmünde Küçük Ali sizin namınıza da Yirmi Dokuzuncu Lem’a-i Arabiyenin tefsir ve tercümesini istemiş. Benim şimdi onunla meşgul olmaya ne vaktim var ve ne de halim müsaade eder.” Bakın ne manidar bir ifade, bunu Mehdi (a.s.) için de kullanıyor Bediüzzaman. Bakın, “vakit ve hal müsade edemez” diyor. Bakın aynı cümleyi kullanmış. “Benim şimdi onunla meşgul olmaya ne vaktim var, ne de halim müsaade eder.” Çünkü sürekli tarassut altında ve muazzam faaliyet yapan bir insan. Bir de manevi murakebe halinde, yani manevi cezbeye giriyor zaman zaman. Zaman zaman sadık rüyaya giriyor. Zaman zaman ruhanilerle bağlantı içerisine giriyor. Dolayısıyla hali müsaade etmez. İnşaAllah. “İnşaAllah ileride Risale-i Nur’un başka bir şakirdi o vazifeyi yapacak.” Ama şu an çok maşaAllah, kimbilir kimi kastetti Bediüzzaman maşaAllah. Benim mesela Üstadım böyle maviş gözlü Bediüzzaman, böyle açık mavi gözlü, çok tatlı, dünya güzeli bir insan. Çok mülayim, sevecen. Ömrünün 30 yılını hapiste geçirdi, bu çok büyük bir olay. Akıl almaz zulüm yaptılar ama, tahmin edemeyeceğiniz. Hepsine dua etmiştir, hepsini hayırla yadetmiştir. “Hiç kimseden intikam hissi içerisinde değilim hepsine hakkımı helal ediyorum” diyor. “Defalarca hakkımı helal ediyorum” diyor. Hepsine şefkatle bakıyor, bir insan korkunç öfke içinde olur böyle bir şeyde. Birçok insan böyledir, ama o çok lütufkar, çok nezih, çok asil bir tavırla, tam Müslüman ahlakı, Allah’ın ahlakıyla ahlaklanmış bir Mümin tavrı gösteriyor. Ve biz Allah’ın affetmesini istiyoruz, o da affedici davranmıştır, ne kadar güzel. Ve bu derinlik ve bu inkişafın vesilesi de çektiği çilelerdir. Mesela bir konu olduğunda doğrudan Peygamber Efendimizle (s.a.v.) bağlantıya geçip sorabilen bir insan Bediüzzaman. Yani ruhani alemde bağlantıya geçebilen bir insan. Ve birçok metafizik yönü olan, metafizik özellikleri olan bir insan. Çile çekmeden Allah bir insana bu harikaları vermez, yani pek görülmüş bir şey değildir. Tabii takdir Allah’ın, Allah isterse yapar ama görülmüş bir şey değildir pek.
SUNUCU 2:“Selamünaleyküm Hocam”.
ADNAN OKTAR:Aleyküm selam.
SUNUCU 2:“İnsan Suresi’nin şu iki ayetini yorumlamanızı rica ediyorum. ‘Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla, Gerçek şu ki, insanın üzerinden, daha kendisi anılmaya değer bir şey değilken, uzun zamanlardan bir süre gelip-geçti. Şüphesiz Biz insanı, karmaşık olan bir damla sudan yarattık. Onu deniyoruz. Bundan dolayı onu işiten ve gören yaptık’. Alparslan Özderya”.
ADNAN OKTAR:Evet, Alparslan bunu açıklamamızı mı istiyor? Ve aleyna aleyküm selam Alparslan kardeşim ve rahmetullahü ve berekatuhü. “Gerçek şu ki, insanın üzerinden, daha kendisi anılmaya değer bir şey değilken, uzun zamanlardan (dehr) bir süre (hin) gelip-geçti.” Yani daha ona ruh üflenmemişken, daha o ortaya çıkmamışken yani insanlık aleminde daha göreve başlamamışken, Hz. Adem (a.s.) konumuna daha gelmemişken üzerinden çok uzun bir süre geçti, diyor. “Şüphesiz Biz insanı, karmaşık olan bir damla sudan yarattık. Onu deniyoruz. Bundan dolayı onu işiten ve gören yaptık.” Yani insanın sudan yaratılması zaten bilinen bir şey. Ana yapısı sudur ve canlıları da Allah, “Biz sudan yarattık” diyor, “bütün canlıları sudan yarattık” diyor. “Daha kendisi anılmaya değer bir şey değilken,” muhtemelen benim ilk anladığım bu. Tabii biraz daha araştırıp bakayım, çünkü Hz. Adem (a.s.) ilk önce porselen heykel olarak yaratıldı. Yani normal heykel konumundaydı. Bu süre içerisinde uzun süre beklemiş olabilir. Allah bir süre, çünkü zaman izafi bir şey. Biz “bir milyon sene” deriz. Allah için o bir saniye de olabilir, hiç zamansızlık da olabilir. Allah için zaman yok. O; melekler için ve cin alemi için, diğer şeyler için bir süs olarak, bir güzellik olarak yani uzun süre o şekilde bekletmiş olabilir ama Allah aniden ona ruh üflemiştir. Ruh üflediğinde birden canlanmıştır, insan haline gelmiştir. Normalde birden yaratır ama harikadır yani bekleyen bir şeyin birden canlanması, yani aniden canlanması bir mucizedir. İlk anladığım o, ama şimdi Arapça sözlük üzerinden bir detaylı bakayım, yani çünkü Arapça bilen kardeşlerimiz de var, onlara da soracağım. Bütün mealler biliyorsunuz çok güzel, internetin öyle bir imkanı da oluyor, bütün meallere ait döküm geliyor, bilgi geliyor. Mesela bir Kuran ayetinin açıklaması, bütün alimlerin açıklamalarını veren bir site var, çok güzel, hepsi bir yerde; oradan bakıyorum. Bir de kelime kelime orada var, o çok iyi oluyor. Kelimeye bir de sözcük anlamına bakıyoruz. Düşünüp yarın bir daha cevap vereyim, inşaAllah, daha detaylı anlatayım inşaAllah. Allah nasip ederse inşaAllah.
Evet, çok güzel sorular var. Kehf Suresi açılmış. Şeytandan Allah’a sığınırım. “Sen onları uyanık sanırsın, oysa onlar (derin bir uykuda) uyuşmuşlardır –ve uyuyorlardır diyor Allah-. Biz onları sağ yana ve sol yana çeviriyorduk. Köpekleri de iki kolunu uzatmış yatıyordu. Onları görmüş olsaydın, geri dönüp onlardan kaçardın, onlardan içini korku kaplardı.” Bakın Peygamber (s.a.v.)’e söylüyor Cenab-ı Allah, Hz. Muhammed (s.a.v.)’e. Bak, “onları görmüş olsaydın, geri dönüp onlardan kaçardın” diyor, Kehf ehlini görseydin. “Onlardan içini korku kaplardı.” Evet, bu mesela mühim bir hakikate işaret ediyor bu konu.“Biz onları sağ yana ve sol yana çeviriyorduk.” Tabii yani bir insan için, mesela bir mağarada yahut bir şey içerisinde yüzlerce yıldan beri uyuyan insanlar görse ve dönüşleri de yani uyku halindeler fakat sürekli hareket halindeler aynı zamanda. Böyle bir ortamı görseydin diyor Cenab-ı Allah Peygamberimiz (s.a.v.)’e, geri dönüp onlardan kaçardın, diyor. Yani ürkütücüdür görünümleri, diyor. “Onlardan içini korku kaplardı” diyor. Yani insan çünkü bilmediği bir şeyden tedirgin olur. Bazen insanlık hali; ürkebilir, kaçabilir. Konumları bu şekildedir, diyor Allah. "Madem ki siz onlardan ve Allah'tan başka taptıklarından kopup-ayrıldınız.” Demek ki, gençler annelerinden, babalarından ayrılmışlar, ailelerinden ayrılmışlar bir araya gelmişler. O devrin Mehdisi (a.s.) ve Mehdi (a.s.) talebeleridir oradaki toplananlar. Fakat aileleri dinsiz, imansız, Kitapsız tipler demekki. “Mağaraya sığının da Rabbiniz size rahmetinden (bolca bir miktarını) yaysın ve işinizden size bir yarar kolaylaştırsın.” Bakın bir araya gelmenin faydaları ne? Hem Allah’ın rahmetine kavuşacaksınız diyor, ailenizden ayrılıp bir araya gelirseniz ve işinizden size bir yarar kolaylaştırır. Allah işinizi de kolaylaştıracak. Yani amacınıza ulaşacaksınız, diyor Allah. Çünkü ahlaksızın yanında ahlaklı duramıyorsa, duramayacaktır. Yani yaşama hakkı yoksa, yaşayamıyorsa duramaz. Yani “ya ahlaksız olacaksın, ya burada duracaksın” şartında, ahlaklı bir insan duramaz. Ama adam ahlaksızdır, “ama ben sana dokunmayacağım, serbestsin,” diyorsa tamam, o ayrı mesele.
Evet, programımız bitmiş. Yarın hangi kanaldayız?
SUNUCU 1: Bizi yarın 22:00’den itibaren harunyahya.tv internet sitemizden, Mavi Karadeniz Radyo ve Kanal Avrupa ekranlarından takip edebilirsiniz, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Biraz sonra internetten programımız devam edecek inşaAllah. Oktar ve Cihat (İsviçre Konferansında) neler yaptıklarını anlatacaklar inşaAllah.
Basında Harun Yahya
Devamı ...Basında Harun Yahya
Devamı ...Bunları Biliyor Musunuz?
Devamı ...Evrimcilerin İtirafları
Devamı ...Basında Harun Yahya
Devamı ...Kitaplar
Devamı ...