SUNUCU:Harunyahya.tv’den sohbetimize kaldığımız yerden devam ediyoruz.
ADNAN OKTAR:“Selamun aleyküm Hocam” diyor bir kardeşim, aleyküm selam rahmetullahi. “Hayırlı geceler. Allah hepimize hayır nasip etsin. Şeytandan Allah’a sığınırım. ‘Sırların ortaya çıkacağı gün’ (Tarık Suresi, 9) Hocam bu ayet ilk anlam olarak Ahirette her şeyin ortaya çıkmasını bildiriyor. İkinci anlam olarak Ahir zamana bakan yönü ile Kuran’ın sırlarının bulunmasını ve kutsal emanetlerin bulunmasına işaret ediyor olabilir mi? Mustafa Altınok.” ‘Sırların ortaya çıkarılacağı gün.’ Şahane, şahane tespit maşaAllah, doğru, 86-9. Tabii tam anlamıyla, işari yönüyle bakıyor. ‘Sırların ortaya çıkarılacağı gün.’ Hatta Hurufu Mukatta, bunlar ortaya çıkacak. Birçok sır ortaya çıkacak. Bunlara bakıyor inşaAllah.
Genellikle insanlar, iki taraf da aynı makul şeyi savunuyor fakat ufak bir detaydan kırıp geçiriyorlar millet birbirini. Mesela İsrail, adamlar “orada biz rahat yaşamak istiyoruz” diyor. Yani “korkudan emin olmak istiyoruz, saldırılardan emin olmak istiyoruz, kafamız dinç, huzur içinde yaşamak istiyoruz. Filistinliler de orada yaşasınlar” diyorlar, değil mi? Ama şeytani güçler, ne Müslümanlara rahat veriyor, ne Musevilere rahat veriyor. İki tarafı da birbirine düşürmeye çalışıyorlar. Ve gereksiz bir gerilim var. İnşaAllah Mehdiyet devrinde bu ortadan kalkacak. Şimdi bu gelen gemilere bir sürpriz yapsın Musevi kardeşlerimiz. Çok güzel bir karşılık versinler, sevecen, sevgi dolu. Şeytanın ayağını, boynunu, kulağını, her tarafını bir kırsın koparsınlar ve şu konu kökten hallolsun. Çıksınlar güverteye, “selamun aleyküm” desinler. Ve “aleyna aleyküm selam rahmetullahi ve berekatühü” diyeceklerdir. “Bir bakalım ne var, ne yok” diyecekler, bir baksınlar. “Tamam baktık. Hadi hep beraber gidip sevindirelim şu mübarek insanları” diyecekler, bu kadar. Çünkü Filistin bütün dünyayı çok geren bir konu. Çünkü çok eziliyor oradaki insanlar, çok rahatsızlar. Biz tabii ki İsrail’in güvenlik içinde olmasını isteriz. Rahat yaşasınlar. Eski vatanları. Binlerce yıllık vatanları. Biz orada olmalarından rahatsız değiliz. Huzur içinde yaşasınlar, bereket içinde yaşasınlar. Allah kıyamete kadar huzur, bereket versin inşaAllah. Zaten Kral Mesih, Mehdi (a.s.)’ın gelişini Tevrat uzun uzun anlatıyor. Kral Mesih, Mehdi (a.s.)’ın devrindeler. Ne mutlu onlara, ne mutlu Müslümanlara, ne mutlu bizlere, inşaAllah. Ama tabii o da harikadır. Bu tip olaylar, dedim “peşpeşe önümüzdeki günlerde hep harika olaylar olacak,” dedim. Ama “hamiyeti İslamiye de feveran edecek. Yani Müslümanlara da baskılar artacak” dedim. İnşaAllah. Ama inşaAllah orada öyle bir şey olmaz.
SUNUCU:Böyle Mehdiyetten bahsettikçe Hocam bir an önce Mehdi gelsin diye...
ADNAN OKTAR:İşte Allah’ın Adetullahı. Allah hep böyle kademe kademe, kademe kademe çünkü mühim olan Mehdi (a.s.)’ın gelmesi güzel bir şey ama asıl istediği Allah’ın bizim eğitilmemiz. Yoksa bir anda sütliman olur ortalık. Hemen İslam ahlakını hakim eder ama imtihan ortamı kalkar. Yani eğitilmemiz ortadan kalkar veyahut çok azalır, gücü azalır.
SUNUCU:Peki Hocam Mehdi (a.s.) biz hazır olduğumuz zaman mı gelecek?
ADNAN OKTAR:Benim inancım Peygamberimizin (s.a.v.) hadislerine göre, Bediüzzaman’ın açıklamalarına göre Mehdi (a.s.) gelmiş durumda. Çok net çünkü Peygamberimiz (s.a.v) yer bildiriyor. Bediüzzaman da açık açık yer bildiriyor. “İstanbul’da çıkacak” diyor, net. “Hicri 1400’de yani 1980 yılında çıkacak” diyor. Ve alametleri var. Sen o anlattığımız alametlere rastgelmedin o zamanlar. Mesela Fırat’ın suyu kesilecek, güneş ve ay tutulmaları olacak, iki kere üst üste, Kâbe’de baskın olacak, kuyruklu yıldızlar çıkacak” diyor. Bakın bunların tamamı oldu, birer birer, bütün herkesin gözü önünde oldu. Ve devam da ediyor. Ama insanlar hem mucize gördüklerinde şaşırıyorlar ama mucizeye de çok çabuk alışıyorlar. Çok makul görüyor insanlar şu an. Türkiye’de bakın siyasi denge tamamen değişti. Muazzam dindarlık arttı. Yani her yere yansıdı din, İslam her yere yansıdı. Herkes görüyor. Kardeşim, 30 yıl öncesini bir düşünün, bir de 30 yıl sonra Türkiye’yi bir düşünün. Yani tabii her seferinde milletin nefesi kesildi. “Bu kadar olamaz, hayret” dediler. Her seferinde de oldu. Adım adım gelişti. Ama hep alıştılar dikkat ederseniz. Alıştıra alıştıra, alıştıra alıştıra. Allah bak nelere alıştırdı insanları, ne safhalara alıştırdı. Daha önce de, mesela II. Mahmut döneminde de olumsuzluklara da alıştırdı, Allah, Cenab-ı Allah. Mesela hiç ummadık olaylar gelişmeye başladı, II. Mahmut’tan itibaren. Müslümanlar ona da alıştılar. Allah hep yavaş yavaş geliştirir, yavaş yavaş da bitirir, yavaş yavaş yükseltir. Mehdiyet de öyle yavaş yavaştır. Çok uzun bir zaman dönemi, 40 yıllık bir dönem. İlk dönemi Mehdiyetin, uzun bir dönemdir. Biz bir faslındayız ama 10 yıla kadar inşaAllah göreceğiz, Allah’ın izniyle. Net yani inşaAllah. Herkes ben bunu söylerken ne kadar emin olduğumu da görüyorlar zaten inşaAllah.
SUNUCU:Zaten Hocam sizin söylediğiniz birçok şeyin olması da insanları hayrete düşürüyordur, büyük bir ihtimalle.
ADNAN OKTAR:Elhamdülillah, maşaAllah. Hayır, ben söylerim de olmaz veya bir kısmı olur, bir kısmı olmaz. Mesela oluyor, insan “şu olacak” diyor ama olmuyor. Ama böyle değil. Mesela ekonomik kriz, çok önemli bir olay. Ekonomik kriz 7 yıl sürer mi? Ben hiç görmedim öyle bir şey. Yani olacak iş değil. Çok kısa sürer ekonomik kriz. Bir başladı, dediler ki “bu sene biter hemen” dediler. Baktık Kuran’a, hadislere baktık, 7 yıl süreceği anlaşılıyor. Net. “7 yıl” dedik. IMF önce dedi ki “çok çabuk kalkar bu ekonomik kriz. Amerika dolar çıkarır piyasaya. Avrupa Birliği bir tedbir alır konu biter” falan, o tarz konuşuyorlardı. Sonra bak IMF resmi açıklama yaptı, benim açıklamamı olduğu gibi alıp aynısını söylediler. “7 yıl sürecek ekonomik kriz, 7 yıl” dediler. Niye 6 yıl değil? Niye 8 yıl değil? Ve niye ben bunu defalarca açıkladıktan sonra delilsiz olarak 7 yıl dediniz? IMF yetkililerine soruyoruz, diyoruz “neye göre 7 yıl?” Açıklaması yok. Kaynak benim, o kadar. Ne açıklasın adam, bilimsel bir açıklaması yok ki.
SUNUCU:Siz söyleyince onlar da Hocam.
ADNAN OKTAR:Yok, o kadar. Bilimsel açıklaması benim onlar için, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER:Gemilerle ilgili gelişmeler oluyor Hocam.
ADNAN OKTAR:Neler var?
ALTUĞ BERKER:“İsrail yardım gemisini tacize başladı” diye yarım saat evvel. İki İsrail gemisinin Gazze’deki o giden gemiye yaklaşmakta olduğunu haber vermişler.
ADNAN OKTAR:Yaklaşsın.
ALTUĞ BERKER:Onlar da hız kesmeden Gazze’ye devam ediyorlarmış. Yelekler dağıtmışlar. Gemide bulunanların basın toplantısı yapacağını söylemişler. İsrail de hala “izin vermeyiz” diyormuş.
ADNAN OKTAR:Kardeşim bak şimdi defalarca söylüyorum. Bu çok kolay bir şey, anlaşılmayacak bir yönü yok bunun. Yapılacak olan şu. “Selamun aleyküm. Hoş geldiniz, sefa geldiniz, çok güzel. Arkadaşlar, biz bir devletiz yani sizin de hayırlı işler yaptığınızı biliyoruz ama her devlet gümrükte ne var, ne yok bakıyor gelenlere, değil mi, güvenlik açısından bakıyor. Biz de halkımızın, milletimizin güvenliği açısından, ne olur, ne olmaz gibisinden, içimiz rahat etsin diye bakmak istiyoruz.” “Buyurun, bütün katlara bakalım, her yere bakalım” dersiniz.
SUNUCU:Neden acaba Hocam İsrail bu yardım gemisini onlar için böyle kötü algılıyor ya da algılamak istiyor?
ADNAN OKTAR:Şimdi şöyle düşünüyor herhalde. Böyle bir, hadi burada silah olmasa dahi ikinci gelen gemi dalgasında silah, mühimmat olur diye düşünüyor herhalde. Baştan bunu durduralım gibisinden düşünmüş olabilirler. Ama yani bu kadar içinde yazar var, çizer var, 600-700 kişi var. Yani bu kadar insan göz göre göre, bütün dünyanın gözü önünde çok aleyhte olacağını bile bile silah götürür mü, bomba götürür mü? Götürmez belli. Ama biz Filistinlilere acıyoruz, şefkat duyuyoruz. Mısır’da da mesela bağlantıyı kestiler. Aç kalıyor çocuklar, hasta kalıyorlar. Ama İsrail’in de mağdur olmasını biz istemeyiz. Niye korku çeksin adamlar? Silah mı gidiyor, ne gidiyor baksınlar. Ayrıca mühimmat olmadığını gördüklerinde, içleri rahatlamış oluyor. Ama buna rağmen ayrıca bu gidecek olan malzemelerin Hamas’ın eline geçmesini istemiyorlarmış. Tamam, eyvallah, kabul, güzel. Halka dağıtılmasını istiyorsunuz, değil mi? Tamam, gelsin yanınıza bir memur, o insanlarla beraber veyahut kaç tane istiyorsanız hep birlikte halka dağıtıldığını görün. Veyahut canlı yayınla dağıtılsın halka. O da olur. Canlı yayın yok mu orada, zaten onların gemisinde var herhalde canlı yayın. Tamam, canlı yayın arabasını indirsinler. Canlı yayınla göstersinler halka dağıtıldığını. Dağıtılan insanları da göstersinler. Yani orada klasik İsrail’in bir sertlik, şahin politikası vardı. Eskiden benim çocukluğumda öyleydi. Ama şu an bayağı değiştiler yani kısa zamanda değişiyor. Oradan kalma bir gelenek olabilir. Haklılık payı da var. Ama bu, bu şekilde halledilir. Bunu zorlamak yakışık almaz. O zaman çok ayıp olur, çok çok ayıp olur. Nihayet çocuk orada Filistinli çocuklar, sevinecekler. Onlara oyun bahçesi, şu, bu falan gidiyor. Yani en masum malzemeler. Bunda tedirgin olacak bir şey yok.
SUNUCU:Acaba Hocam, onlarla bağlantıya giren, “biz böyle bir yardımda bulunmak istiyoruz” diyen kuruluşlarla yaptığı anlaşmalar güvenilir olmadığı için mi böyle bir savunma politikası uygulamışlar?
ADNAN OKTAR:Mesela düşünüyorum, aslında her devlet böyle bir önlem alır normalde, alabilir. Ama abartmamak lazım. Yani kontrol edildikten sonra, hayır zaten güzellik. Her ülkeden gelebilir yardım.
SUNUCU:Evet. Zaten öyle bir ülkenin, böyle bir, yani yardıma muhtaçlar sonuçta, ihtiyaçları var. Bu yardımın gelmesi onları mutlu etmesi lazım. Böyle bir savunma politikası uygulamamaları gerekiyor. O zaman anlaşmalı olan kuruluşlarda bir anlaşma sağlanmadığı için böyle bir ya da ne olabilir? Ben mantığını çözemediğim için size bu şekilde soru yöneltiyorum.
ADNAN OKTAR:Eskiden İsrail’in bu tarz şahin politikası vardı. Yani katı disiplin uyguluyorlardı. Yani “biz bir şey istemiyoruz, o kadar.” “Mantığı ne?” diyorsun. “Mantığı da yok” gibisinden bir yapı oluyordu. Tabii oluyordu mantığı ama sertti yani üslupları, çok sertti. Ama son senelerde yumuşak bir politika izlemeye başladılar. Daha sakinleştiler. Sanhedrin’in etkisi var bence bunda, dindar Musevilerin etkisi var. Bence Sanhedrin’in sözünü dinlesin yani İsrail hükümeti. O insanların nezih insanlar olduğunu ben biliyorum, bizzat gözümle gördüm, tanıştım burada. Akılcı yaklaşılması lazım. Yani ufak detaylarda çatışmaya girmek değil de, aklın yolu birdir. Yani, “senin dediğin de haklı, benim dediğim de haklı, o konularda, haklı olan konularda ittifak edelim” deyip konuyu kapatmaları gerekiyor. Zannediyorum, gemiler takip ediyor değil mi şu an, İsrail gemileri?
ALTUĞ BERKER:Evet Hocam.
ADNAN OKTAR:Tamam, sıcak bağlantı olmuş zaten şu an.
ALTUĞ BERKER:Yaklaşıyorlarmış Hocam. İsrail gemileri yaklaşıyormuş.
ADNAN OKTAR:Yaklaşıyor.
SUNUCU:2 saat sonra falan orada olmuş olmaları gerekiyor galiba, muhtemelen.
ADNAN OKTAR:Yani bence inşaAllah, bir şey olmaz diyelim, inşaAllah. Bir de tabii dış devletlerin de güvence vermesi iyi olur. Yani hangi ülkeler, Türkiye’den değil mi var kardeşlerimiz, Yunanistan’dan var. Yani ilgili hükümetler de bir garanti verirlerse ayrıca İsrail’e.
SUNUCU:Tabii onlara güven verirlerse, onlar da.
ADNAN OKTAR:Tabii tabii, çok çok rahat olur, daha güzel olur, inşaAllah.
SUNUCU:Peki siz düşünüyor musunuz Hocam içinde gerçekten İsrail’in beklediği gibi farklı bir şey çıkabilir mi? Örneğin bizim gemimizden çıkmayacaktır, biz bu güveni veriyoruz. Yunanistan da veriyordu. Acaba diğer gemilerde olabilir mi?
ADNAN OKTAR:Çıkmaz bundan da yani bir dahaki seferine olabilir diye çekiniyor olabilirler. Yani yol açılır, bir yöntem, yeni bir akış kapısı açılır. Yani hayır yolunda malzeme gönderilir ama o terör grupları da silah sevkiyatı sağlayabilirler gibi düşünüyor olabilirler. Bu çok kolay, olur mu yani? Türkiye’ye de mal giriyor her yerden, her gün gümrükten. O zaman Türkiye’ye de hiçbir şeyi sokmayalım biz. Yani Rusya’dan giriş var, Suriye’den, Irak’tan giriş var. O zaman terörist, PKK’lılar hep o taraflarda dolu adamlar. Biz “arkadaş, bu adamlar bu taraftan silah, malzeme getiriyor olabilirler, tırlar ile. Biz bu sınırı kapatalım o zaman” deriz. Olur mu öyle şey? Gelip kontrol ediyoruz, bakıyoruz, bir şey yok, “geçin” diyoruz. Bu da böyledir, bunun usulü böyledir yani. O zaman hayat felç olur. Zannediyorum o yönde düşüneceklerdir, inşaAllah.
Şeytandan Allah’a sığınıyoruz, inşaAllah. “Firavun dedi ki: ‘Bırakın beni Musa’yı öldüreyim de o (gitsin) Rabbine yalvarıp yakarsın.’” Sanki bakın tam sokaktaki kavgalarda yapar ya kabadayılar, “bırakın beni tutmayın” gibi. Tam it usulü yani böyle. “Bırakın beni”. Zaten sen devletin başında olan adamsın, “bırakın beni”. Tam klasik kaz yani bu Firavun. “Musa’yı öldüreyim de o (gitsin) Rabbine yalvarıp yakarsın.” Yani öldürdükten sonra gitsin Allah’a yalvarsın, ne istiyorsa gibisinden. Bakın, bu sözünü Allah ona geri aldırdı, Firavun’un bu sözünü. Bak “Musa’yı öldüreyim de o (gitsin) Rabbine yalvarıp yakarsın.” Allah onu yalvarıp yakarttırdı. Denizin içinde yalvardı. “Harun’un ve Musa’nın Rabbine teslim oldum” dedi, kurtulmak istedi. Amma Allah kurtarmadı, “bedenini kurtaracağım senin, ruhunu alacağım” dedi, değil mi? Bak, “çünkü ben, sizin dininizi değiştirmesinden”, şimdi bize, millet bize niye reaksiyon gösteriyorlar. Çünkü adamların dinini değiştirmemizden korkuyorlar. Adamların dini Darwinizm, materyalizm, bir pagan dini, eski bir Sümer dini, putperest bir din. Zaten bizim aleyhimizde gazete yazılarının en sonu hep Darwinizm ile biter, en son noktayı orada koyarlar. Der ki; “Darwinizm’e karşı mücadele ediyor.” Avrupa basınında da hep öyle. Aleyhimize bir yazı olduğunda hep konu Darwinizm’dir. Bak ne diyor, “Çünkü ben, sizin dininizi değiştirmesinden” yani “Darwinizm’i, materyalizmi yıkmasından”, o zaman da Darwinizm var çünkü Firavun devrinde. “Ya da yeryüzünde fesat çıkarmasından korkuyorum." “Fitne çıkartıyor, kargaşa, devlete zararlı, millete zararlı, insanlığa zararlı, ailelere, topluma zararlı bir hareket bu. Çok tehlikeli. Hemen olduğu yerde boğulması gerekir” diyorlar. “Musa dedi ki; ‘Gerçekten ben, hesap gününe iman etmeyen” yani Ahirete gidip, hesap vereceğine inanmayan, “her mütekebbirden” yani tekebbür eden, kibirlenen, büyüklenenden “benim de Rabbim, sizin de Rabbinize sığınırım.” Yani “herkesin Rabbi olan Allah’a sığınırım” diyor. Çünkü deccaliyetin özelliğidir, mütekebbir, büyüklenirler. Mesela Baron’un takımına baktığınızda bunu görürsünüz. Hep enaniyettir, kafalar böyle dik. Halkı adam yerine koymaz, insanları adam yerine koymaz. İddia edilen Ergenekon Örgütü’ne bakıyoruz, yine öyle. Millete tepeden bakan, mütekebbir, “bizi sizi yönetiriz, gerekirse asarız, keseriz, döveriz, zorla hizaya getiririz, inancınızı biz belirleriz, bizim dediğimiz gibi inanacaksınız, bizim dediğimiz gibi yaşayacaksınız” kafası, mütekebbirlerin özelliği. “Firavun ailesinden imanını gizlemekte olan mümin bir adam dedi ki”, bakın burada bir şahıs, Firavun ailesinden, o ailenin içine girmiş fakat haberleri yok. “İmanını gizlemekte olan mümin bir adam dedi ki;”imanını gizlemek o kadar zordur ki bu imanını gizliyor. "Siz, benim Rabbim Allah'tır diyen bir adamı öldürüyor musunuz? Oysa o, size Rabbinizden apaçık belgelerle gelmiş bulunuyor.” Yani Allah’ın hükmünü getirmiş. “Buna rağmen o eğer bir yalancı ise yalanı kendi aleyhinedir.” Yani yalan söylüyorsa kendi aleyhinedir, Allah’a hesabını kendi verecek. “Ve eğer doğru sözlü ise, (o zaman da) size va'dettiklerinin bir kısmı size isabet eder.” Yani “o zaman Allah belanızı verir, eğer dedikleri doğru ise” diyor. “Şüphesiz Allah, ölçüyü taşıran, çok yalan söyleyen kimseyi hidayete erdirmez." Bak ölçüyü taşırmış Firavun, değil mi? Çok yalan söyleyen, Darwinistlerin özelliği ne? Bol bol yalan söylemeleri. Firavun da Darwinist, o da bol bol yalan söylüyor. Bakın tarihte hiç değişmiyor sistem. “Çok yalan söyleyen kimseyi hidayete erdirmez.” “O zaman Allah ona iman nasip etmez” diyor, Cenab-ı Allah. “Firavun ailesinden imanını gizlemekte olan mümin bir adam.” Anlaşılıyor ki Hz. Hızır'ın derin devletinin mensuplarından birisi çünkü bakın Firavun ailesinin devletin en kilit noktasına sızmış. Ailenin içine de girmiş bakın. Devlet kademesinin en kilit noktalarına girmiş ve imanlı olduğunu da fark ettirmemiş. Hz. Hızır’ın ekibinin klasik özelliği. “Ey kavmim, bugün mülk sizindir, yeryüzünde hüküm sahibi kimselersiniz.” Bakın devam ediyor, "ey kavmim, bugün mülk sizindir” yani “Mısır’ın mülkü sizin, size ait” diyor. “Yeryüzünde hüküm sahibi kimselersiniz.” Yani devlet size ait, devleti yönlendiriyorsunuz, milleti yönlendiriyorsunuz, mülk sizin kontrolünüzde. “Fakat bize Allah’tan dayanılmaz bir azap gelecek olursa,” bak, biliyor azabın geleceğini, hissetmiş inşaAllah, Allah’ın dilemesi ile. “Bize kim yardımcı olabilecek?” “Böyle bir şey olursa”, diyor. “Firavun dedi ki: ‘Ben, size yalnızca gördüğümü (kendi görüşümü) gösteriyorum.’” Bakın adam saldırganlaşamıyor. Normalde Firavun’u delirtir böyle bir konuşma. Hz. Musa (a.s.)’ın üslubu gibi kullandığı üslup.
SUNUCU: Bir de dinini saklayan bir insan.
ADNAN OKTAR:Tabii zıvanadan çıkar adam bakın, saygıyla cevap veriyor. Yani Hz. Hızır’ın derin devleti pek acayiptir.
SUNUCU: Hocam zaten saygı duyulacak cümleler kuruyor.
ADNAN OKTAR: “Firavun dedi ki: ‘Ben, size yalnızca gördüğümü (kendi görüşümü) gösteriyorum.’” Bak alttan alıyor. Tabii dediğin doğru. "Ben, size yalnızca gördüğümü (kendi görüşümü) gösteriyorum.” “Fikir olarak beyan ediyorum, görüşümü gösteriyorum” diyor.
SUNUCU: Yalan söylüyor.
ADNAN OKTAR:Ama bak korkak da, görüyor musun? Devlet içinde kendini güvenli ve güçlü göremiyor. İddia edilen Ergenekon Örgütü de böyledir. Bakın iki derin devlet burada görülüyor. Firavun’un derin devleti ve Hz. Hızır’ın derin devleti. Bakın ikisi devlete girmişler, devlete hakimler ama it gibi korkuyor bak Firavun. Ne kadar nezaketli bir üslup, ne kadar alttan alıyor, “ben kendi görüşümü belirtiyorum” diyor. "Ben, size yalnız gördüğümü (kendi görüşümü) gösteriyorum. Ben sizi doğru yoldan da başkasına yöneltmiyorum." “Doğru yola yöneltiyorum” diyor, çok nezaket kullanıyor. Öbür tarafta da “asarım, keserim sizi, doğrarım” diyor, öbür kişilere, değil mi?
SUNUCU: Evet, Hz. Musa (a.s.)’ı öldürmek istiyor.
ADNAN OKTAR:Tabii. “İman eden (adam) dedi ki.” Bu Hızır’ın derin devletine mensup olan kişi. Devletin en kilit noktasına girmiş. "Ey Kavmim, ben o fırkaların gününe benzer (bir günün felaketine uğrarsınız) diye korkuyorum." “Başınıza bir bela gelecek ben size söyleyeyim” diyor, biliyor yani inşaAllah. "Nuh kavmi, Ad, Semud ve onlardan sonra gelenlerin durumuna benzer (bir gün). Allah, kullar için zulüm istemez" diyor. “Allah sizin zulmünüzle ne yapsın?” diyor. Ayet var, Kuran ayeti, şeytandan Allah’a sığınırım, “Allah, kullar için zulüm istemez." Bak bu çok önemli, “Allah, kullar için zulüm istemez." Daima iyiliklerini ister, güzelliklerini ister. "Ve ey kavmim, doğrusu ben sizin için o feryat (edeceğiniz kıyamet) gününden korkuyorum" diyor. Yani, “ciyak ciyak bağıracaksınız” diyor, değil mi bir anlamda yani inşaAllah? “Ben sizin için o feryat (edeceğiniz kıyamet) gününden korkuyorum." Aslında parantez içinde “kıyamet günü” demiş. Bak, “ey kavmim, doğrusu ben sizin için o feryat gününden korkuyorum." Çünkü denizde boğulduklarında feryat figan Mısır’da ağladılar. Bütün takım olduğu gibi boğuldular. Onların kendi el yazmalarında var. Onu yarın size okuyayım. Firavun’un kavmi bu denizde boğulma olayını anlatıyorlar, Mısır el yazmalarında, yani o var ya Mısır’da kendi yazmaları. Bütün detaylarıyla anlatıyorlar. O boğulma anını, nasıl dağıldığını, Hz. Musa (a.s.)’a hitaplarını, onu yarın okuyacağım, inşaAllah. Veya şimdi de gönderebilirlerse göndersinler ama bulamazlar herhalde. Bulabilirlerse, gönderirlerse internetten. Ama bulamazlarsa ben yarın okurum, inşaAllah. "Arkanızı dönüp kaçacağınız gün; sizi Allah'tan koruyacak yoktur.” Bak işte, Allah-u alem sırf kıyamet değil kastettiği şey, Allah-u alem. O Firavun’un uğrayacağı sonu da biliyor, Allah-u alem. Bak, "arkanızı dönüp kaçacağınız gün; sizi Allah'tan koruyacak yoktur. Allah, kimi saptırırsa artık onu doğruya yöneltecek bulunmaz." Bak, “Allah kimi saptırırsa” ki burada Firavun’a işaret ediyor. “Artık onu doğruya yöneltecek bulunmaz" yani “ne Musa (a.s.), ne ben, ne de bir başkası” diyor, inşaAllah. “Andolsun” diyor, yemin ediyor. “Daha önce Yusuf da size apaçık belgeler getirmişti. O zaman size getirdikleri hakkında kuşkuya kapılıp durmuştunuz. Sonunda o, vefat edince, demiştiniz ki; ‘Allah, ondan sonra kesin olarak bir elçi göndermez.’” Ne diyorlar şu anda da Mehdi (a.s.) zıtları? “Allah kesin olarak Mehdi (a.s.) göndermez, öyle bir şey yoktur” diyorlar, diyorlar. Bak, o devirde de onlarda bunu söylüyorlar. “’Allah, ondan sonra kesin olarak bir elçi göndermez.’ İşte Allah, ölçüyü taşıran, şüpheci kimseyi böyle saptırır." Hâlbuki Peygamberimiz (s.a.v.) söylüyor; “benden sonra Mehdi (a.s.) gelecek” diyor, açık. "Ki onlar, Allah'ın ayetleri konusunda kendilerine gelmiş bir delil bulunmaksızın mücadele edip dururlar.” Darwinistlerin konumu. Mesela, “Allah yarattı” diyoruz, yaratılışı anlatıyoruz. “Yok” diyorlar, “tesadüf yarattı” diyorlar. “Tesadüfün delili var mı?” diyoruz. Tesadüfün zaten delili olmaz da ama ne yapacaksın? Adamlarla mecburen konuşmak durumundayız. Bakın, “kendilerine gelmiş bir delil”, delil, karine, “bulunmaksızın mücadele edip dururlar.” Gece, gündüz bak bunlar da mücadele ediyorlar. “(Bu,) Allah Katında da, iman edenler katında da büyük bir öfke (sebebi)dir.” Bakın “hem Allah öfkelenir, hem müminler buna çok öfkelenir, buğz ederler” diyor. “İşte Allah, her mütekebbir” yani kendini beğenmiş, büyük azametli “zorbanın”, zorba, baskıcı. İddia Edilen Ergenekon Örgütü’nün vasfı değil mi bu? Zorbalık. Bombayla, silahla, hakimlere bile mermi gönderiyorlar. Güya tehdit edecek. Biz de dedik, “onu yuttururuz size” dedik, inşaAllah. Teker teker, böyle vitamin hapı gibi. Bir tanesini yutar bir bardak su içer, bir tanesini yutar bir bardak su içer, öyle yani. “Zorbanın kalbini böyle mühürler” diyor Allah. Kalbi mühürlenmiş, yani vicdanı, aklı kapanmış. “Firavun (alayla) dedi ki: "Ey Haman, bana yüksek bir kule bina et; belki o yollara ulaşabilirim." Yani Allah’ı gökte biliyor, bazı tipler de var öyle, “Allah gökte bir yerde duruyor” diyorlar hâşâ, Firavun da aynı kafada, o da gökte bir yerde durduğunu zannediyor Allah’ın. "Ey Haman”, Haman, o zaman kule yapan usta İnşaAllah, kule ustası, inşaAllah. Bu Haman 1300 seneden beri bilinmiyordu, 1400 seneden beri bilinmiyordu.
SUNUCU:Öyle mi?
ADNAN OKTAR:Evet, yeni anlaşıldı Haman. Yani Mısır yazmalarında anlaşıldı, Haman dendiği, yani bu kule yapanlara, kule ustalarına “haman” dendiği. “Ey Haman” diyor, yani bir şahıs ismi değil bu. O ustanın ismi. Yani ustalık türünün ismi. Kule ustası, inşaAllah.
SUNUCU: Mesleğinin adı.
ADNAN OKTAR: Mesleğin ismi evet. Ama bakın yeni, birkaç sene oluyor bu fark edileli. Yeni anlaşıldı. Kuran’ın bir mucizesidir bu. “Bana yüksek bir kule bina et; belki o yollara ulaşabilirim, göklerin yollarına” diyor. Gökte hakikaten yollar var ama onun anladığı anlamda yollar değil inşaAllah. “Böylelikle Musa’nın ilahına çıkabilirim. Çünkü ben, onun yalancı olduğunu sanıyorum” Hz. Musa (a.s.)’ın. “İşte Firavun’a kötü ameli böyle çekici kılındı ve yoldan alıkonuldu. Firavun’un kendi hileli-düzeni, yıkım ve kayıptan başka (bir şey) olmadı.” Bakın “Firavun’un kendi hileli düzeni yıkım ve kayıpta olmaktan başka bir şey olmadı.” Ne oldu? Ne varsa hepsi yıkıldı ve kayıp. Malı mülkü her şeyi kayboldu, suyun içerisinde boğulup gittiler. “İman eden (adam) dedi ki”, bakın o şahıs yine orada. “Ey kavmim, siz bana tabii olun, ben sizi doğru yola iletip-yönelteyim.” Çok muazzam bir cesaret ve muazzam bir ifade. Bakın: “Ey kavmim siz bana tabii olun ben sizi doğru yola iletip yönelteyim.“ Vazifeli olduğu anlaşılıyor, inşaAllah. “Ey kavmim, gerçekten bu dünya hayatı, yalnızca bir meta (kısa süreli bir yararlanma)dır. Şüphesiz Ahiret, (asıl) karar kılınan yurt odur.” “Bu dünya geçicidir ama Ahiret sonsuzdur, asıl karar kılınan yerdir” diyor. “Kim bir kötülük işlerse, kendi mislinden başkasıyla ceza görmez.” “Kötülük yaptığında aynısıyla karşılık alacaklar” diyor Allah. Mesela adam öldürdüyse aynı acıyı, aynı azabı Allah sonsuza kadar tattırıyor. Bir kötülük yaptıysa karşılığını veriyor Allah. “Kim de –erkek olsun, dişi oldun- bir mümin olarak salih amelde bulunursa”, samimi davranırsa, “işte onlar içinde hesapsız olarak rızıklandırılmak üzere cennete girerler.” Yani “bir limit yok, sonsuz nimet verilecek” diyor Allah. “Ey kavmim, ne oluyor ki ben sizi kurtuluşa çağırıyorken, siz beni ateşe çağırıyorsunuz.” “Ben sizi kurtuluşa çağırıyorum ama siz de beni ateşe çağırıyorsunuz, Cehenneme çağırıyorsunuz” diyor. “Siz beni Allah’a (karşı) inkâr etmeye” o zamanın Darwinist, materyalist düşüncesini kabul etmeye, “hakkında bilgim olmayan şeyleri” delil olmayan, hiçbir açıklaması olmayan şeyleri, “O’na şirk koşmaya çağırıyorsunuz.” Yani tesadüfün her şeyi yarattığına inanmamı istiyorsunuz diyor. “Ben ise sizi, üstün ve güçlü olan, bağışlayan (Allah’)a çağırıyorum.” Bak, “üstün, güçlü, bağışlayan Allah’a çağırıyorum.” “İmkânı yok; gerçekten beni kendisine çağırmakta olduğunuz şeyin, dünyada da, Ahirette de çağrıda bulunma (yetkisi, gücü, değeri ve bağışlama)sı yoktur.” Yani “böyle bir gücü yok tesadüfün, yaptığınız ilahın, putperest düşüncenin hiçbir gücü yok” diyor. “Şüphesiz bizim dönüşümüz Allah’adır.” Yani ölüp herkes Allah’ın yanına gidecek, Allah’ın katına gidecek. “Ölçüyü taşıranlar, onlar ateşin halkıdırlar.” Yani “Allah’ın sınırlarını aşıran herkes ateşin halkıdırlar” diyor. “İşte size söylediklerimi yakında hatırlayacaksınız.” Bu emin olan bir bilgiyi gösterir. Herhangi bir bilgi değil, emin. “İşte size söylediklerimi yakında hatırlayacaksınız. Ben de işimi Allah’a bırakıyorum. Şüphesiz Allah, kulları pek iyi görendir.” Yani, bu kişi benim gördüğüm kadarıyla vahiy alan bir kişiyle de bağlantılı. Müthiş bir bilgiye sahip.
SUNUCU:Net konuşuyor.
ADNAN OKTAR: Net konuşuyor tabii. Yoksa Firavun’un kavmi içinde böyle bir bilgiye sahip olmaz. Ve hiçbir şey de yapamıyorlar. Yani it gibi de korkuyorlar ondan.
SUNUCU: Firavun da büyülenmiş bir şekilde dinliyor.
ADNAN OKTAR: Hiçbir şey diyemiyor, tabii.
SUNUCU: Zaten öyle insanların böyle özel bir yetenekleri var galiba, Hocam. Karşıdaki insanı büyülüyor mu artık? Böyle ister istemez kurduğu cümlelerden saygı duymaya başlıyorsun, altında eziliyorsun. O kadar muazzam cümleler kuruyorlar ki maşaAllah. Burada siz okurken bile. Aklı hayal edilemeyecek bir insan bile, “bu insan çok güzel cümleler kuruyor, çok seçici konuşuyor diyerek” dinlemeye başlar. Ezildiğinden o kadar mütevazı cevaplar veriyordur Firavun da.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah maşaAllah.
ALTUĞ BERKER: Hocam bahsettiğiniz derin hem Ergenekon yapılanması hem de Hz. Hızır (a.s.) yapılanması şu anda siz anlattıktan sonra yazarlar ele alıyor. Bu konuda bir şey var, Hocam. “Bizim teşkilat dediğimiz mukaddes ecdadımızdan da 3’ler, 7’ler dediği derin Türk İslam yapısı bugüne kadar geçen sürede boş durmadı” diyor Hocam.
ADNAN OKTAR: Tamam devam et.
ALTUĞ BERKER: “Zaman ve mekân önemliydi. İşin içerisinde ebcedler, kutuplar, Gavslar vardı. Ve zamanı geldiğinde yavaş yavaş hakiki Türkler devleti yeniden koruma altına almaya başlayacaklardır.”
ADNAN OKTAR: Dediğime uygun bir açıklama aşağı yukarı evet.
Biz biraz ara verelim.
SUNUCU: Kısa bir aradan sonra devam ediyoruz.
Evrimcilerin İtirafları
Devamı ...Dergiler
Devamı ...Adil Yargı
Devamı ...Bunları Biliyor Musunuz?
Devamı ...Evrimcilerin İtirafları
Devamı ...
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Başlıklar
Devamı ...