SUNUCU: İyi akşamlar sayın izleyicilerimiz ve dinleyicilerimiz. Bu akşam Harunyahya.Tv, Mavi Karadeniz Radyo ve Asu Tv’den canlı olarak yayınlanan ‘Adnan Oktar’la Gece Sohbetleri’ programında yine sizlerle birlikteyiz. Birbirinden önemli konuların yer alacağı programımıza bilmediğiniz, merak ettiğiniz konulardaki sorularınızla sizde e-maillerinizle katılabilirsiniz. Konuklarım Harun Yahya müstear ismiyle yazdığı 300’ü aşkın kitabıyla tüm dünyaca tanınan yazar Sayın Adnan Oktar ve Sayın Altuğ Berker. Nasılsınız Hocam?
ADNAN OKTAR:Çok iyiyim sen nasılsın?
SUNUCU:Ben de iyiyim, çok teşekkür ederim. Nasıl başlamak istersiniz Hocam?
ADNAN OKTAR:İşte gündem bu İsrail’den gemiler...
SUNUCU:Neden böyle oldu Hocam? Dün de bu konuyu ele almıştık, tartışmıştık. Böyle bir şey beklemiyorduk sonuçta.
ADNAN OKTAR:Şimdi Allah’ın dediğine uymazsa insanlar, Allah’ın dediğini yapmazlarsa, Allah insana rahatlık vermez. Yani bozgun olur, sürekli bozgun olur ve sürekli ezilirler. Özellikle son yüzyıldan beri Müslümanlar sürekli eziliyorlar. Çünkü paramparçalar ve parçalanmayı da çok makul görüyorlar. Hatta diyorlar Müslümanların başına bir lider seçilecekse niye bir tane olsun ki? 5 tane, 6 tane, 7 tane de olur diyorlar. Bölünmekte bir mahsur yok, bölün istediğin kadar bölünüyorlar diyorlar. Hücre de bölünerek çoğalıyor falan, böyle ipsiz sapsız böyle münasebetsiz izahlar da yapıyorlar. Allah bu durumda intikam alacağını söylüyor Kuran’da. Yani Allah bela getireceğini söylüyor. Dert getireceğini söylüyor. Bereketsizlik, uğursuzluk meydana getireceğini söylüyor. Ve dediğini de yapar Allah. Kardeşim Müslümanların birliği farz. Bediüzzaman bak, “en büyük farzdır,” diyor “ittihad-ı İslam.” Adamı ilgilendirmiyor, bu değil çözüm diyor. Yani başka türlü çözümler biz biliyoruz, diyor. Başka türlü halletme yöntemleri biliyoruz biz, Kuran’ın anlattığı bizi ilgilendirmiyor diyor. Biz başka, bayağı bir şeyler bulduk kendi kafamızdan diyorlar. Allah da o kendi buldukları sistemde boğar. Mehdi (a.s.)’den bahsediyoruz, Mehdi (a.s.) ne ki, var mı öyle bir şey, diyorlar. Müslümanların bir lideri olması gerekir diyoruz, o niye ki, diyor. Müslümanların birleşmesi farzdır, diyoruz. Nereden çıkarttın sen onu, diyor. O zaman bela geldiğinde de sen de belanın nereden geldiğini öğrenmen lazım, onu sorma bize o zaman, kendin aç öğren. Biz biliyoruz nereden geldiğini ve Allah’tan geldiğini biliyoruz biz. Sorsun, sormasın demiyorum, Allah affetsin. Sorsun da belli yani. Böyle bir sistem olmaz, bakın dedim ki, Bediüzzaman’ın İttihad-ı İslam’la ilgili sözünü daha yeni gündeme getiriyorlar. Daha yeni konu olmaya başladı yani. Hiç kimse bahsetmiyordu. Toplandığınızda dedim, bir araya geldiğinizde “Yarabbi bize Türk İslam Birliği’ni nasip et.” Bir kere söyleyin, pankart açın, bir şey yazın, bir kartona da olabilir yazın, bunu söyleyin yani sanki en yasak kelimeymiş gibi, her şeyi söylüyorlar aşağı yukarı, bunu söylemiyorlar. “Kahrolsun İsrail, Kahrolsun şu” işte hepsini söylüyor, tamamını söylüyor. Kardeşim peki Türk İslam Birliği olsun, Allah Müslümanları birleştirsin, ittihad’ı İslam olsun, yani bunun mahsuru nedir? Diliniz mi kopar bunu söyleseniz, ne olur yani? Ben belirli şahısları kastediyorum tabii, söyleyenleri, gönlünde böyle bir güzellik yatanları tenzih ederim, onlara sevgim, saygım büyük. Onlara da acıyorum yani, söylemeyenlere de acıyorum. Bu nereden geldi denmez o zaman. Kardeşim şimdi 100 kiloluk bir yük var, diyelim. Bir kişi gelip onu tutup kaldırmaya kalkarsa beli kırılır, kopar belinin kasları falan, değil mi? Fıtığı mıtığı her şeyi atar. İki kişi de kaldıramaz, üç kişi de kaldıramaz değil mi? En az 100 kiloyu en az 10 kişi kaldırabilir yani sağlıklı kaldırmak için. 10 tane Müslüman ülke olduğunu düşünelim, 10’u birden havada uçururlar böyle. Herkes elini vicdanına koysun, aklını başına alsın birçok insan. Kardeşim Türk İslam Birliği olsa, böyle bir olay nasıl olsun? Bana bir kişi desinki, bu olur desin. Gelip karşıma bana anlatsın. Arkadaş bu tip ve bunun benzeri olaylar rahat rahat olur desin. PKK gelecek İskenderun’u vuracak, askerleri şehit edecek. Bu tip olaylar olacak, kardeşim olmaz, hiç olmaz. Hem bunu yapıyorlar, hem de arkasından “şu kahrolsun, bu kahrolsun.” Kardeşim kahrolsun demeyle olmaz, bu komünist sloganları bunlar, komünistler yapar bunu. Komünist aklıyla, komünist yöntemleriyle bir yere varılmaz. Biz komünist değiliz, Müslümanız ve Kuran’a göre hareket ediyoruz. Sen niye Ho Şi Min’in yöntemlerini, niye Stalin’in yöntemlerini, niye Lenin’in yöntemlerini kullanmaya kalkıyorsun. Bizim kitabımız ne diyorsa, Resulullah’ın sünneti neyse, onu uygulasana, değil mi? (Haşa) Kuran’ı beğenmiyor, Peygamberimiz (s.a.v.)’in sünnetini de beğenmiyor. Sakal ama göbeğinde, sarığı da var, cübbesi de var. Yöntemin tamamı klasik terörist yöntemleri, komünist yöntemi. Kardeşim bak diyorum ki, sırf Türk İslam Birliği oluşsun deseniz, tamamı dese İslam aleminin, haftasına kalmaz Türk İslam Birliği olur. Yani bu manevi bir olay bu. Kardeşim ben şimdi mesela kardeşimsin dedim mi, kardeşim olursun, bu kadar basit. Sen de kabul edersen kardeşim olduğunu, olur değil mi? Yani iki tarafın kabulüne bağlı değil mi bu? Mesela bir ortaklık oluyor, şirket ortaklığı, adamlar karşılıklı kabul ediyorlar, anlaşma imzalıyorlar, oluyor. Holding kuruyorsun karşılıklı bir imza atıyorsun oluyor değil mi? Hiç alakası olmayan adamlar, biri Şam’dan geliyor, biri Garp’tan geliyor, biri Cenup’tan geliyor, Amerikalı oluyor ortakları değil mi? Adamlar arkadaşlar, gelin imza atalım diyor, adamlar birbirini kutluyor sarılıyorlar, can ciğer kuzu sarması ortak oluyorlar ve her şeyi beraber yönetiyorlar. Peki İslam alemi bunu yapamayacak durumda mı yani? Bir araya gelecekler kardeşim. İttifak edecekler, diyecekler ki, arkadaşlar biz bir danışma grubu oluşturacağız alimlerden, büyük müceddidlerden, müçtehidlerden ve başına da bir Müslümanı getireceğiz. Allah’ı Kuran’ı çok seven, herkesin güvendiği sevdiği bir insanı getireceğiz ve Türk İslam Birliğini oluşturacağız, diyecekler. Bundan sonra sana İsrail ne desin, Almanya ne desin, Amerika ne desin, Rusya ne desin yani?
SUNUCU:Peki Hocam oraya giden 6 tane gemi vardı, bu gemiyi biz dün de sizinle bahsettik. Hani belki çatışma, belki bu tarz koruma politikasını bizim gemilerimize uygulamazlar, diye. Sizinle sohbet etmiştik ama tam tersi çıktı, diğer ülkelerin gemilerinde hiçbir problem çıkmazken, niye, neden bizim gemimizde bu tarz kötü, üzücü bir olay yaşanıyor?
ADNAN OKTAR:Oradaki olayı tabii tam bilmediğim için, detaylarıyla tam bilmediğim için. Adam diyor ki; “ben geminiz geldiğinde vururum” diyor. “Bu devlet, buradaki bölge benim siyasi nüfuzum altında. Ben burayı zamanında işgal ettim, hukuken bu bana ait toprak parçasıdır,” diyor. “Ama özerklik verdim ben onlara, ama benim devletimin sınırları içerisinde, bana ait toprak parçası” diyor adam. Bu ne demektir? Adam kendine göre, kendi düşüncesine göre vurma hakkına sahip görünüyor. Ama kendi inancına göre, kendi mantığına göre. Şimdi gemileri aldık, topladık götürdük oraya dayadık ve istediğim gibi ben dağıtacağım diyorsun. Şimdi bunun olmayacağı açıkça belli. Çünkü adamların kendince kanunları var, anayasaları var, sistemleri var. Buna göre bunu müsaade etmeyecekleri açık belli, alenen. Bizler şimdi desekki, şimdi Telaviv’e havadan helikopterle gideceğiz. Un, yağ, şeker dağıtacağız desek, helikopteri vururlar havada yani. Dinlemez adam.
SUNUCU:Burada da helikopterden insanlar atlamış geminin içerisine.
ADNAN OKTAR:Her şey olur yani. Ben İsrail’in yaptığı doğrudur demiyorumki. İsrail kendi halkına da zulmediyor. Kendi dindarlarına da zulmediyor. Sopadan geçiriyor, perişan ediyor. Hapishaneler Musevilerle dolu, dindar Musevilerle dolu, yani mahvediyor. Böyle bir sistemi bu tip zorlamalarla ikna etmek mümkün değildir. Yani bu dilden anlamaz oradaki sistem. Sen kurda gidip de, gel sana gucu gucu ekmek vereceğim dersen, senin elini kapar yani, aç kurt. Bırakın böyle yöntemleri, böyle bir yöntem yok. Türk İslam Birliği’ni kurarsın değil mi? Selamun aleykum dersin, biz kardeşlerimize yardıma geldik, değil mi? Kim sana ne der? İsrail, “buyurun” diyecektir. “Estağfurullah” derler adama, “rica ederiz, Allah razı olsun. Buyurun yolları da açalım istediğiniz gibi dağıtın,” diyecektir. Başka ne olur, bunun üzerine ne olabilir?
SUNUCU:Hocam ama gemide bir yaşından küçük çocukların var olduğu söyleniliyordu. Tamamıyla masum bir şekilde gidilmiş oraya. İnsanlar yardım etmek amaçlı, gönlünden ya da ruhları ya da bir şekilde kendilerini mutlu etmek için çocuklarını bile alıp götürmüşler oraya.
ADNAN OKTAR:Şimdi sen, kurttan bahsediyorum ben, sen çocuktan bahsediyorsun. Aç kurdun önüne sen çocuk koysan, çocuğu da parçalar, adamı da parçalar. Yani karşında senin ateist, Museviliği, Hıristiyanlığı ve Müslümanlığı tanımayan bir sistem var. Yani sosyalist, komünist kökenden gelen yöneticiler yönetimde. Yani ne dinler çocuğu adam? Defalarca çocuk öldürdü onlar, şehit ettiler sabileri. Öyle bir konuları var mı? İsrail tanınmayan bir devlet mi? İlk defa mı bunu yapıyor yani?
SUNUCU:Hani ben onların bizim ülkemizin tamamıyla masum olduğu göstermek amaçlı, böyle bir anlaşma.
ADNAN OKTAR: Kardeşim İsrail devleti, kendileri dışında hiçkimseyi masum görmez. Öyle bir konu yoktur. Yani bir tek kendini masum görür. Ve bir tek kendini haklı görür. Öyle bir konu yok. Bakın bana bunu defalarca söyletiyorlar. Böyle sistemler güçten anlarlar, güç. Yani bakın haklı olan değil, güçlü olan onların açısından saygındır. Sen otuz milyon kişilik İslam ordusunu kurduysan, Türk İslam Birliği ile bütün Türk devletlerini birleştirip, İslam ülkelerini birleştirirsen, başına da bir kişi koyduysan, o der ki; “canım ciğerim kardeşlerim, muhterem Musevi kardeşlerimiz, yönetime saygım sevgim var. Biz burada Allah rızası için dağıtım yapacağız. Güzelce dağıtım yapacağız. Bize güvenin,” der. Zaten öyle bir devlete onlar güvenir, öyle bir konu olmaz. Adaletine de güvenir, aklına da güvenir, gücüne de güvenir, saygı da duyar, bir şey diyemez. Ama böyle yapılanmalarda, mutlaka böyle karşılık verecektir. Allah Mehdi (a.s.)’yi mecburi bir ihtiyaç olarak insanlara gösteriyor ve yine gösterecektir. Mehdi (a.s.)’den başka bir çözümü olmadığını göreceklerdir. Ben demedim mi önümüzdeki günlerde olağanüstü olaylar olacak diye? Büyük olaylar olacak demedim mi? Dedim. Hamiyet-i İslamiye feveran edecek demedim mi? Daha dün dedim ayrıca, operasyondan önce de dedim. Bak, “Bediüzzaman Hamiyet-i İslamiye feveran edecek” dedi dedim. Ama inşaAllah bir şey olmaz dedim. Ama Hamiyet-i İslamiye feveran edecek sözünü de kullandım. Bu feveran nedir? Hamiyet-i İslamiye’dir. Allah uyuyan Müslümanları böyle uyandırıyor, uyurlar yoksa. Yani bu olaylar olmadıktan sonra uyur. Nargile içer, kadın oynatıyor adam, içkisini içiyor, işine gücüne bakıyorlardı, Saddam devrinde de öyleydi, anormal rahatlardı. Amerika işgal ettikten sonra, maşaAllah evliya gibi oldular, bayağı düzeldiler. Yani Allah ıslah etmeyi bilir. Güzel bilir Allah, ıslah etmeyi, ıslah ediyor Allah. Israrla diretiyorlar Türk İslam Birliğine karşı, Allah da zorla Cebbar ismiyle Türk İslam Birliğini mecbur ediyor. Bununla kalmayacak söyleyeyim, yani acayip canlarını yakacaklar, acayip. Yani Allah canlarını yakar. Ya bunu kabul edecekler, Türk İslam Birliği’ni kabul edecekler, ya canları yanacak, başka yolu yok.
ALTUĞ BERKER:Etmezlerse ne olacağına dair bir ayet okuyacağım Hocam inşaAllah. Enfal Suresi 73. Şeytandan Allah’a sığınırım. “İnkar edenler birbirlerinin velileridir. Eğer siz bunu yapmazsanız (birbirinize yardım etmez ve dost olmazsanız) yeryüzünde bir fitne ve büyük bir bozgunculuk (fesat) olur.”
ADNAN OKTAR:Bakın ayet şu an tam anlamıyla tahakkuk ediyor mu etmiyor mu?
SUNUCU:Ediyor.
ADNAN OKTAR:Allah sözünden, vaadinden cayar mı? Caymaz. Allah diyor ki, ben vaadimden de caymam. Allah vaat ettiğini yapıyor. Bak Allah vaadinde ne demiş? Oku bir daha ayeti.
ALTUĞ BERKER: “İnkar edenler birbirlerinin velileridir. Eğer siz bunu yapmazsanız (birbirinize yardım etmez ve dost olmazsanız) yeryüzünde bir fitne ve büyük bir bozgunculuk (fesat) olur.”
ADNAN OKTAR:Şu an bozgun oluyor mu olmuyor mu?
SUNUCU:Oluyor, fitne de var.
ADNAN OKTAR:Fitne oluyor mu? Oluyor. Allah sözünü yerine getirdi mi? Getiriyor. Yine sözünü yerine getirir. Yine getirir, yine getirir. Bunun yolu budur. Biz anlamadık derlerse, Allah onlar anlayıncaya kadar devam edecektir söyleyeyim. Anlamazlarsa da dozu da artırır, gittikçe dozu artırır. Tam anladık Yarabbi deyinceye kadar devam eder. Ama gönül ister ki, ıslah olmadan, hidayetle düzelsinler. Hidayetle anlasınlar. Ben defalarca söyledim bak, Allah zorla, “Cabbar” ismiyle Mehdi (a.s.)’yi başa geçirecek dedim. Mehdi (a.s.) denilince illa ki etten kemikten insan akıllarına geliyor. Kardeşim Mehdi (a.s.)’den kasıt İttihad-ı İslam’dır. Hasan, Hüseyin, Ahmet fark etmez. Bir tane çok güvendiğimiz, sevdiğimiz, bütün dünyanın seveceği bir insan. Müşfik, merhametli, Hıristiyanları da seven, Musevileri de seven, Müslümanları canı gibi seven hatta Budistlere, ateistlere karşı da şefkat gösteren, herkese birinci sınıf insan muamelesi yapan, medeni, modern, affedici, şefkatli, insancıl, bilimi sanatı alabildiğine teşvik eden, değil mi? Demokrasiyi kucaklayan, Allah’tan şiddetli korkan, Kuran’a tam temessük etmiş, sünnete tam temessük etmiş, Peygamber (s.a.v.)’e aşık, Allah’a, hepsinin üzerinde Allah’a aşık, çünkü Allah’ın tecellisi olarak Peygamber (s.a.v.)i seviyor. Mübarek muhterem bir insandır Mehdi (a.s.). “Evinden yönetir”, diyor Peygamberimiz (s.a.v.). Ama Allah, Müslümanları o devirde çok eza görecekler, diyor, bölündükleri için, parçalandıkları için. Yani Allah ben intikam alacağım diyor, Allah ve Allah o intikamın sonucunda onlar doğru yola gelecekler, hidayet bulacaklar, ıslah olacaklar diyor Allah. Uyuyan insanları, mesela çok yoğun uyuyorsa silkelersin zorla artık, ayağa kaldırıyorsun. Allah’ın işte insanları böyle hep uyandırmada kullandığı yöntemler vardır. Bu Allah’ın kullandığı yöntemlerden bir tanesidir. İsrail vurmuyor, Allah vuruyor. İsrail’i Allah sebep ediyor. Ve yine vurur, yine vurur Allah söyleyeyim. Akıllarını başlarına alacaklar. Kardeşim nasıl kabul etmezsiniz Türk İslam Birliğini? Nasıl Müslümanların birliğini kabul etmezsin, inanılır gibi değil? Yok diyorlar, öyle bir şey yok, sen nereden çıkarttın? İslam’ın şartı beş. Namazını kılıp, orucunu tutarsan, işte karınla da evde oturacaksın, çoluğunu çocuğun besleyeceksin bu kadar, başka bir şey de yok diyorlar. Kelime-i Şehadeti, Hacca da gidip oradan bol bol mal getirirsin, arada sırada Umreye gidersin, çoluk çocuk doluşup. Yani sık sık her haftada, ayda bir umre yaparsan, orada da geğirerek pilavını yiyip yan gelip yatarsan. Camide uyuyorlar bir kısmı da. Olay budur diyor adam. Nereden çıkarttın İslam Birliğini, diyor. Zaten birlik değil miyiz? Bizim tarikatta hep beraberiz, cemaatte, diyor. Zaten ayrımız gayrımız mı var, diyor. Mezhepler ayrı, cemaatler ayrı, gruplar ayrı, Nur talebeleri de kendi aralarında ayrı gruplara ayrılıyorlar. Birbiriyle görüşmezler. Selam dahi vermeyenler var, değil mi? O zaman deccaliyet böyle, şu şekildedir deccaliyet. “Kurşunla kaynatılmış bina gibi” ittifak etmişler. Deccaliyet senin iflahını keser işte böyle. Deccal, Allah duracak demiyor ki hadislerde deccal. Deccal sizin canınızı yakacak, sizi öldürecek, perişan edecek. Tek çözüm birleşmeniz, diyor Allah. Deccal Müslümanlar birleşinceye kadar, müslümanların yakasını bırakmaz. Allah deccali vesile ediyor yani şeytan deccalin yardımcısıdır. Kan döker, fitne, 1 yaşındaki çocuktan bahsediyorsun, annenin karnını deşer adam yani. Hamile kadını doğruyor. Dinsiz imansız adam, Allah’sız, Kitap’sız adam, dinler mi seni? Musevileri paramparça ediyor orada, dövüyor adamları, ağzını burnunu birbirine katıyor.
SUNUCU:Tamamıyla biz onlara güven vermek amaçlı, art niyetli yada sizin dediğiniz gibi size zarar verecek bir görüntü çizmemeleri açısından diye öyle bir soru yönelttim Hocam. 1 yaşında çocuk var yani buna rağmen kalkıp bu tarz, bu kadar sert bir yanıt vermeleri. Çünkü edindiğim bilgiler kadarıyla bizden bir ters tepki almamışlar, yada onları kışkırtacak bir harekette bulunmadığı halde, onlar direkt insanların, halkın üzerine öldürecek şekilde kurşun saçmaya başlamışlar.
ADNAN OKTAR:Yani ben buna o kadar şaşıyorumki. Demokratik ve çok sıcak tavır gösteriyorlar. İsrail askerinin başına çiçek atıyorlar. Deccalin kafasına çiçek atıyorlar. Deccale çiçeği atarsan hart diye ısırır adam ve yer senin attığın çiçeği, dinlemez öyle bir şeyi. Barış, demokrasi ne alaka yani, sen deccalle muhatapsın, oturmuşsun demokrasiden bahsediyorsun. Çiçekten, çocuktan, barıştan, o dinlemez adamı onu. Adam kuvvetten anlar, güçten anlar. Yani gidip tepelerine çökelim demiyorum. Biz bütün Musevileri kurtarmak için, Museviler orada esir vaziyette. Onların eline düştü, oradaki insanlar. Yani Musevilerin hemen hemen hiçbiri ibadetlerini yapamıyor. Birçok ibadetini yapamıyorlar. Adamlar ağlıyorlar neredeyse, acayip rahatsızlar. Ve sürekli aşağılanıyorlar, hakaret görüyorlar. Sinegogları basılıyorlar, küfrediyorlar adamlara, aşağılıyorlar. Onlar da deccalin eline düştüler. Hıristiyanlar da öyle, perişan Hıristiyanlar orada. Müslümanlara zaten kan kusturuyorlar. Kardeşim diyoruz, bakın Peygamberimiz (s.a.v.) hastalığı göstermiş, ilacını da göstermiş, diyoruz. Yok diyorlar peygamberin gösterdiği ilaç, Allah’ın bize gösterdiği çözüm bizi ilgilendirmez diyor. Biz komünist yöntemler bulduk, diyorlar. Mesela karanfillerle yürümeler, ışık yakıp, mum yakarak yürümek, adam ne takar senin mumunu, karanfilini, çiçeğini bilmem neyini yani. Adam net olarak dinsiz, imansız yani. Allah’ı yok adamın inanmıyor. Bizim için var Allah, onlar için (haşa) yok. İnancı kabul etmiyorlar. Ben çok iyi tanıyorum İsrail’i, Musevileri de tanıyorum. Mesela Sanhedrin üyeleri geldiler, nur gibi insanlar tertemizler. Museviler çoluk çocuk orada perişan vaziyetteler. Kadınlar çok çile çekiyor, Musevi kadınlar, bilmiyor ki millet. Gayet rahat ediyor zannediliyor. Bir kere ibadet hürriyeti yok. İfade hürriyeti yok. Yaşama hürriyeti yok adamların. Onlara da çözüm Kral Mesih, yani Mehdi (a.s.)’dir kurtuluş. Biz inanmıyoruz, Allah zorla inandırır o zaman işte. Yani ben diyorum, yani bakın zorla inandıracak Allah, zorla. Ve bununla da kesilmez bu, başlangıç bu yani. Türkiye gitsin orayı bombalasın, bilmem ne falan, bak böyle çok akılsızca yani çocukça çözümler. Niye Türkiye’yi tek başına bırakıyorsunuz? Ne özelliği var Türkiye’nin? Eğer delikanlıysan, kabadayıysan öyle, kendin git. Niye Türkiye oluyor yani değil mi? Eğer sen dürüst, samimiysen de ki Türkiye’ye, kardeşim siz lidersiniz. Osmanlı’nın torunlarısınız. Dünya devletisiniz. Bölge devletisiniz. Süper devletsiniz. Her zaman dünyayı yönetmiş bir topluluksunuz. Asil soylu bir millettir. 1000 yıllık tecrübeniz var, değil mi yaklaşık? Yani inşaAllah. Aslında 5000 yıllık, devlet tecrübesi var. Dehşetli bir millettir. Dehşeti küfre, dostluğu da Müminleredir, halis insanlaradır. Emaneti ehline teslim etsenize. Bırakın gelin deyin ki; “emaneti biz size teslim ediyoruz.” Bütün Türk devletleri, İslam devletleri, biz sizin manevi himayenize girdik, bizi de kurtarın, Hıristiyanları da kurtarın, Musevileri de kurtarın şu beladan şu illetten, deccalden yakamızı kurtarın demeleri lazım. Museviler perişan vaziyetteler. Adamlar onları da duvarların içerisine soktular, onlara da kök söktürüyorlar. Bir Musevi resimlerine bakın, aç sefil geziyor adamlar, perişanlar yani Museviler. Buraya geldi o adamcağız yaşlı, isim vermeyeyim. Üst baş perişan adamcağızın yani. Yok, yoksullar adamlar, yani bir şey yok. Süründürüyor İsrail. Bütün parayı silaha yatırıyor. Adam asma, kesme için hazırlık yapıyor adamlar. Halk sürünüyor. Çocuklar perişan vaziyetteler. Ekonomi zengin gibi görünüyor İsrail’de, öyle bir şey yok. Tamamen perişan vaziyette, inşaAllah.
SUNUCU:Peki Hocam, sonuçta bu gemilerimiz çıktığı zaman İsrail’den bize haber geldi, buraya. Biz bu bu şekilde “güvenlik önlemi alıyoruz, haberiniz olsun,” diye. Bunu bile bile, gemiye o kadar kişinin alınması, gençler, yaşlılar, çocuklar bulunması doğru mu? Biz neden savunma politikası uygulamadık?
ADNAN OKTAR:Kardeşim bir kere İsrail, hiçbir zaman için ılımlı bir politika izlememiştir. Daima vurarak, kırarak, parçalayarak netice alır, yani kendi halkına da öyledir. Mesela adamlar Museviler, bir hak istiyorlar, İsrail polisi ağzını burnunu kırar, kolunu bacağını kırar, hastanelik eder bırakır, o kadar. Yöntem budur İsrail’de. İsrail çiçekten, kuştan, sevgiden, barıştan ondan anlamaz. Yani sen ejderhaya, ağzından ateş saçan ejderhaya, sevgiyle ilgili, muhabbetle ilgili, kardeşlikle ilgili sohbet etmek istiyorsun, konu anlatmak istiyorsun. Onun beyni öldürme, parçalama ve yok etmeye göre ayarlanmış. Yani bir canavar, parçalayıcı bir canavar. Deccali, millet anlamıyor. Diyor ki Peygamberimiz (s.a.v.); “dünya tarihinin en büyük olayıdır,” diyor. Gelmiş geçmiş en büyük olayıdır deccal. İnanmıyor adam. Allah inanmazsan, zorla inandırır işte.
ALTUĞ BERKER:Ona karşı tek çözüm olan Mehdi (a.s.)’ye de en son siz defahatle anlatırsınız Hocam. “Gelip bu akan kanların boynu üzerine olsun eğer gelip kurtarmazsan,” diyorlar.
ADNAN OKTAR:Mehdi (a.s.) tabii, en son aşamada odur. Diyorlar bakın, sel gibi Müslüman kanı akıyor, muazzam bir cefa ve azap var. Mehdi (a.s.), Mehdiliği kabul etmediği için, ben (haşa) öyle bir şey, yani birçok layık insan var, ben Allah’ın gariban bir kuluyum, ben böyle bir görevi almam, diyor. Çok ağır bir sorumluluktur bu diyor. Eğer almazsan, bütün bu insanların kanı senin boynuna olsun, diyorlar. Yani çok ağır bir sorumluluk altına sokuyorlar. Hatta daha da şey yapıyorlar, eğer kabul etmezsen seni öldürürüz, diyorlar. Çünkü Müslümanlığa çok büyük zarar gelecek diyorlar. İslam’a çok büyük zarar gelir, diyor. Yetenekli olduğun halde, gücün olduğu halde, başka da bir insan biz bulamadık, yok, diyorlar. Var olduğun halde sen bunu bize diretirsen öldürürüz kabul edeceksin, diyorlar. Çünkü böyle bir sorumluluğu insanın kendinden istemesi durumunda, bir Müslüman en ufak bir hata yaptığında ona karşı, günahı üzerine alır. Bir Müslüman mesela kazara bir yerde bir şey olsa, günahı senin üzerine olur. Hepsi onun üzerine olur. Beceriksizlik, bir şey, bir afat veya açlık, bir susuzluk, hepsi imamın üzerine olur. Ağır bir sorumluluk olduğu için, mutlaka zoraki kabul edilmesi gerekir. Böyle bir dua sorumluluk ki, Cenab-ı Allah’a karşı bir açıklaması olsun değil mi? Yarabbi ben bir hiçim, ben zavallı bir kulunum, Müslümanlar beni icbar ettiler, söylediler, zorladılar. Başka da bir yol olmadığını söylediler, başka da bir kişi olmadığını söylediler. Ben de vicdanıma danıştım, Allah rızası için, senin rızan için, bu ağır yükümlülüğü aldım, diyecek. Konu budur inşaAllah.
SUNUCU:O zaman Hocam, bizi zor günler mi bekliyor?
ADNAN OKTAR:Bakın Bediüzzaman diyor ki, “hamiyet-i İslamiye feveran edecek.” Feveran nedir biliyor musun? Bir şeyin üzerine basarsın basarsın, tazyik verirsin, o birden bire fışkırır, patlar, artık yeter, der. Artık bu kadar olmaz der. Feveran diye buna derler. Ve diyor, başlarına Hz. Mehdi (a.s.)’yi geçirip, tariki hak ve hakikate sevk edecektir, Mehdi (a.s.) diyor. Ne Peygamberimiz (s.a.v.) yalan söyler (haşa), ne Bediüzzaman yalan söyler (haşa). Muhbiri sadıktır Peygamber (s.a.v.) yani mutlaka doğrudur. Ve dediğimin doğru olduğunu göreceksiniz.
SUNUCU: Göreceğiz, peki Hocam, inşaAllah. İnsanlarımız nasıl davranmalı? Bu durumda tabii ki sizin söylediğiniz gibi herkesin birlik olması gerekiyor ama hani bunlar da birlik olmadığı için meydana geliyor. Bu olayları yaşıyoruz. Neler yapmamız lazım?
ADNAN OKTAR:Bakın Türk İslam Birliği için internet sitelerine o kadar abuk subuk şeyler koyuyorlar ki, ben giriyorum bakıyorum Facebook’ta şurada burada. Akıl almaz zırvalar var yani, akıl almaz münasebetler. Hatta kapalı hanımlarda, dindar sakallı beylerde, yani aklına hayale gelmeyecek şeyler yazmışlar, koymuşlar. Aleni açık yani böyle, gizli falan da değil adam. Bas, istediğin gibi, seyret diyor. Kardeşim bir köşesine “Yarabbi bize Türk İslam Birliği’ni nasip et” dese, bu dünya çapında yayıldığında konu bitti zaten. Bunu istiyorsan sen, hakikaten kalben istiyorsan, “Allah duaya icabet edendir.” Yani dua etmedikleri için Allah meydana getirmiyor. Yani bak dua etsinler, olacak diyorum, dua etmiyorlar. Dua edenleri tenzih ederim tabii. Dua edecek ve yazsın oraya bir kere, köşeye yazsın. “Yarabbi bize Türk İslam Birliği’ni nasip et” diyecek o kadar. Ondan sonra gelsin bana söylesin, aksi bir şey olursa. Desin ki, ben buraya yazdım, herkes de yazdı ve biz de dua ediyoruz, ama dediğin olmadı desinler bana. Diyemezler, olur, olacak yani inşaAllah, konu bu. Dua etmezsen Allah yardım etmez. “Allah dua edene icabet ederim,” diyor ayette. Sen dua etmediğine göre, böyle bir talebin olmadığına göre, Allah da icabet etmiyor işte değil mi? Her isteyenin duasına icabet ettiğini söylemiyor mu Kuran’da? Tamam ayet bu, Allah doğru söylüyor. Allah vaadinden caymaz, diyor. Yapın ne olur? Yok diyorlar senin aklın ermez, biz daha iyi biliyoruz diyorlar. O zaman böyle olur işte. Ben Kuran’a göre, hadise göre söylüyorum. Sen Stalin’e göre, Mao’ya göre, Ho Şi Minh’in yöntemlerine göre söylüyorsun. Doğrusunu söyleyeceksin inşaAllah. Adamlar diyorlar ki: “Biz Deccali anlamıyoruz” diyor. Deccal sana kendinin ne olduğunu anlatır sana. Tanımıyorsan, sana zorla kendini tanıtır inşaAllah. Mehdi (a.s.)’yi de tanımıyoruz diyorlar Mehdi (a.s.)’yi tanıyacaksınız, Deccali de tanıyacaksınız. Allah ikisini de, anlamayana zorla tanıtacak inşaAllah. Çünkü Deccali anladın mı, zaten Mehdi (a.s.)’yi zorla, mecburen anlamış olacak inşaAllah.
ALTUĞ BERKER: Deccalin kan dökmesi, sürekli cereyan eden bir şey Hocam dünya üstünde. Siz de çok iyi bilirsiniz, mesela 94 yılında Ruanda’da 100 gün içinde 2 kabileden diğeri 1 milyon kişiyi katlettiler. Ve bunun arkasında, tabii Deccal bu Darwinizm ideolojisiyle bu katliamı yaptırttı, kendi ideolojisi olan. İşte bazı Avrupalı ülkeler oraya geldiler, işte etnik kökenlilerine göre ayırdılar. Siz daha üstünsünüz diğerlerine göre diye kimlik verdiler. Daha gelişmişsiniz diye diğerleri gelişmemiş diye. Ondan sonra kafatası ölçümleri yaptılar, işte cilt ölçümleri, tam Hitler’in yaptığı gibi. Ondan sonra ülkeden çıktıktan sonra, 100 gün içinde 1 milyon kişilik katliam oldu.
ADNAN OKTAR: Kardeşim, 2. Dünya Harbi’nde 350 milyon insan katlettiler, 350 milyon. Sanki 350 tane böcek öldü, sanki ilk defa oluyormuş gibi. Kardeşim deccal zaten geceli-gündüzlü insan öldürmüyor mu zaten? Bombalayarak, yakarak devam etmiyor mu? Adam mesleğine devam ediyor, bunda şaşıracak ne var yani? Mesleği bu olduğuna göre adamın, görevi bu olduğuna göre, bunu yapıyor. Sen de seyrediyorsun, yok diyorsun deccal değil ya, ona çiçek sunarım deccale diyor. Karanfil sunarım biter diyor. Deccal o çiçeği sana yedirir, yutarsın o çiçeği yani, öyle bir konu olmaz. Deccalin anlayacağı bir dil vardır, anlayacağı bir yöntem vardır, Türk-İslam Birliği’dir. Onu gördün mü, bak diyor: “Deccal Mesih (a.s.)’i gördüğünde” diyor, ki bu Mehdi (a.s.)’ye de işaret eden bir hadistir. “Tuzun suda eridiği gibi erir” diyor. Yani anında böyle aşağı oturur diyor. Konuşmasına, uğraşmasına gerek kalmaz. Türk-İslam Birliği olacak da deccal öyle elini kolunu sallayarak hareket edecek. Kardeşim zaten sen onu kurduğun an deccal öldü demektir, bitti. Yani maymun ile oynar gibi oynarsın deccalle böyle, maymun gibi, maymuna döndürürsün.
SUNUCU:Acaba onlar da bundan korktukları için mi bu tarz politik uygulamalara girdiler Hocam?
ADNAN OKTAR: Deccalin mantığı olmaz, şeytanın mantığı olmaz, şeytan psikopattır yani. Şimdi (haşa) Allah’a karşı geliyor deccal, yani böyle klasik manyak karakteri vardır. Yani şimdi şeytanı sen ikna etmeye kalksan, Allah’ın sözünü kabul etmiyor deccal, şeytan, insanın sözünü nasıl kabul etsin değil mi? Şeytan “Ben Cehennemi adamlarla dolduracağım” ve benim sözümüm doğru olduğunu size de göstereceğim” diyor. Yoksa gidip İsrail Büyükelçisinin camlarını aşağıya indirmek, onlar da esir vaziyetteler o adamlar da, onlar da deccalin eline düşmüş vaziyette. Deccal ne derse onu yapıyorlar. Mesela askere, “git helikopterle üzerlerine, onlara ateş et” diyor deccal. “Onu yapmazsan ben de seni ne yapacağımı bilirim.” diyor. Bakın; “bir avuç kuvvetle koskoca İslam alemini esir alır deccal” diyor Bediüzzaman. Bak; “Müminlerin hırs ve şikakından istifade ederek”, hırs yani dünya hırsı. Çocuğunu Almanya’da okutuyor, evlenmenin meraklısı, işte cima nasıl yapılır onun derdinde, şeklini şemailini, yani konular bitmiş, bunun derdinde. Zaten soru sorulduğunda Türk-İslam Birliği ile ilgili soru sormuyorlar. İşte geğirirse nasıl yapacak, elini neresiyle tutacak, ne yapması gerekiyor? Yani konular bunlar, bunlarla ilgileniyorlar. “570 yıl sonra kardeşim, Türk-İslam Birliği ne alakası var” diyor. “Şimdi sen unut” diyor. Bak deccal Müslümanları boğuyor, nerede var deccal ya?” diyor. “Sen ne çıkarttın böyle durduk yere, hayal mi görüyorsun sen?” diyor. “Gayet rahat biz camiye gidip namazımızı kılıyoruz, bir şey yok” diyor değil mi? “Ezan okunuyor rahat rahat, bir şey yok” diyor. “Deccal, deccal diye bir şey yok” diyor. Peki bu ne?
SUNUCU: Onlar neden öyle cevaplar veriyorlar Hocam? Onlar da bilmiyorlar mı?
ADNAN OKTAR: Kardeşim şimdi anlıyor da adam, şimdi şeyhi veyahut kendisi, şeyhini tenzih ederim de yahut kendisi itibarının kalmayacağını düşünüyor. Mehdi (a.s.)’nin emrine girmiş olacak, ölümden daha beter onun için. Ölümü zaten istemez öyle tipler. Çünkü yok olacağı kanaatinde o. Yani Ahiret olduğuna inanmıyor zaten, bazı şahıslar, bazı kişiler. İmansız adam, kendini Müslüman gibi gösteriyor. Dolayısıyla Allah’a karşı bir güveni de yok. İslam ahlakının dünyaya hakim olacağına da inanamıyor. Kimi 200 sene sonra hakim olacak diyor, kimi geçmiştir diyor olacaktır diyor, kimi de tabii cehaletinden yapıyor. İmansızlığından değil cehaletinden. Kimi korkaklığından, kimi iman zayıflığından yapıyor. Her biri bir sebepten oluyor tabii, tek bir sebepten değil. Mesela ümitsiz adam, Allah’ın verdiği sözü tutacağına inanamıyor. Allah-u alem Allah’ın varlığına asıl inanamıyor, yani tereddüt içinde. Allah diyor ayette; “tereddütler içinde bocalayıp dururlar” diyor, karar veremiyor. Ama birçoğu da cehaletinden, yani iyi araştırmadığından, hadisleri iyi anlamadığından, Kuran’ı iyi anlamadığından, Bediüzzaman’ı iyi anlamadığından yahut toplum psikolojisiyle hareket ettiklerinden. Kitle psikolojisiyle hareket ediyorlar, işte falanca ağabey böyle dedi diyor. Tamam, ben ağabeye uydum, konu bitti diyor. Yani ne aklını, ne vicdanını kullanıyor, ne Kuran’ı ölçü alıyor, ne hadisi ölçü alıyor. Ama bunlar Ahir zaman alametleridir. Ben daha önce de, bak defalarca söyledim, bak büyük olaylar olacak dedim değil mi? Bu ve artarak devam edecek dedim değil mi? Artar.
“Peygamber (s.a.v.) hutbe okudu. Hutbesinde şöyle buyurdu: ‘Allah Adem zürriyetini yeryüzünde yaratmış olduğu günden bu yana.’” Bakın “Allah Adem zürriyetini,” insanlığı “yeryüzünde yaratmış olduğu,” yani dünyada yaratmış olduğu “günden bu yana,” Peygamber Efendimizin (s.a.v.) zamanına kadar “Deccal fitnesinden daha büyük bir şey olmamıştır.” Yani deccal de Ahir zamanda çıkacağı için, yani dolayısıyla günümüze kadar. Bakın daha büyük bir olay yok diyor. En büyük olaydır diyor. “Hiçbir peygamber göndermemiştir ki ümmetini ondan korkutmuş olmasın.” Uyarıyorlar, bütün peygamberler ümmetlerini, Ahir zamanda çıkacak bu deccale karşı uyarıyorlar. “Ben peygamberlerin sonuncusuyum, sizde ümmetlerin. O, şüphesiz aranızda, sizde çıkacaktır.” Sizde çıkacaktır yani Müslüman aleminde çıkacaktır. “Resulü Ekrem (s.a.v.) şöyle devam ediyor diyor ki: “Ey Allah’ın kulları! Ben onu size öyle bir biçimde anlatacağım ki, bugüne kadar hiçbir peygamber bu şekilde anlatmamıştır.” Yani ne Tevrat’ta, ne İncil’de ne diğer kitaplarda bu kadar bilgiyi bulamazsınız. Çok kapsamlı anlatacağım diyor. Yani hem deccali, hem de ondan kurtuluşu Mehdiyeti, Mehdi (a.s.)’yi ve Mehdi (a.s.)’nin vasıflarını. Mesela “Şam ve Irak arasında bir yoldan çıkacaktır.” Bak ilk katliamlar oradan başladı, Irak’tan başladı değil mi? İlk işgal oradan başladı. “Sağında ve solunda orduları bulunacak.” Doğru mu? Doğru. “Yeryüzünü ifsada çalışacaktır.” Fesada götürecektir. Yeryüzünün bütün dünyada fesat çıkaracaktır diyor. Oluyor mu olmuyor mu? Oluyor, evet. “Onun fitnelerinden birisi de, yanında Cennet ve Cehennem bulunmuş olacaktır. Onun Cenneti Cehennem, Cehennemi ise Cennettir.” Mesela Darwinizmi, materyalizmi, ateizmi, safahatı bir Cennet olarak gösteriyor. İslamiyeti, Kuran’ı, sevgiyi, kardeşliği, barışı da Cehennem gibi gösteriyor deccaliyet. “Her kim onun Cehennemiyle karşı karşıya kalırsa Kehf Suresi’nin başlarını okusun.”
SUNUCU: Ne yapmaları gerektiğini bile söylemiş.
ADNAN OKTAR: Kehf Suresi’ni açıp bakıyoruz, baştan sona kadar Mehdiyeti anlattığını görüyoruz. Küçük bir genç grubu çıkıyor, sonra ledün ilmiyle karşılaşma var. Deruni, derin ilimlerle değil mi, kavuşmak ve içiçe olma var. Sonra da Zulkarneyn (a.s.)’in dünya hakimiyeti var. Sırf bunun içindedir diyor Peygamberimiz (s.a.v.), Kehf Suresi’ndedir. Onu okuyun diyor inşaAllah.
SUNUCU: “Sayın Hocam, İmam-ı Rabbani’nin şu sözünde anlattığı hayret verici olaylar gerçekleşmiş midir? Resulullah (s.a.v.) Efendimizin doğduğu gece, Kisra’nın sarayı sallandı, on dört şerefesi de yıkıldı. Mecusilerin ateşi söndü. Halbuki, o ateş bin seneden beri yanardı; Mehdi (a.s.) dahi büyüktür. Onun sebebi ile, İslam’a ve Müslümanlara büyük takviye gelecektir. Onun velayetinin dahi, zahir ve batın büyük tasarrufu (yetkisi) vardır. Nice harika hallerin ve kerametlerin sahibi olacaktır. Onun zamanında, nice hayret veren haller zuhur edecektir.” (İmam-ı Rabbani, Mektubat-ı Rabbani 2. Cilt 381. Mektup).” Recep Değirmenci sormuş.
ADNAN OKTAR: “Mehdi (a.s.) dahi büyüktür.” diyor, dahi değil daha, yanlış yazılmış “Onun sebebi ile, İslam’a ve Müslümanlara büyük bir takviye gelecektir.” İslam ayağa kalkıyor inşaAllah. Müslümanlar birlik oluyor. “Onun velayetinin” Gelmiş geçmiş en büyük velidir “akmeli velaiyettir. “Zahir ve batın büyük tasarrufu (yetkisi) vardır.” Yani zahir de görecektir harika yönleri, ama batın yönü de vardır Mehdi (a.s.)’nin, bu bilinmeyen, Allah’ın bildiği bir yönüdür. “Nice harika hallerin ve kerametlerin sahibi olacaktır.” 150’ye yakın Peygamber Efendimizin (s.a.v.) hadisi şerifi oluştu. Bu Peygamberin (s.a.v.), mucizesi, Mehdi (a.s.)’nin de kerametidir. “Onun zamanında nice hayret veren haller zuhur edecektir.” Görüyorsunuz, peşpeşe devam ediyor. (İmam-ı Rabbani, Mektubat-ı Rabbani 2. Cilt 381. Mektup).
Evet. Bakın bu ‘Kıyamet Alametleri’ oradan okuyorum, Berzenci Hazretlerinin. “Deccal dünyanın her yerini dolaştıktan sonra Medine’nin yakınlarına gelecek.” İstanbul’a. Medine İstanbul olarak geçiyor hadislerde, şehir anlamındadır. “Medine’nin yedi kapısı bulunacak.” Topkapı değil mi? Başka? Say kapılarını.
ALTUĞ BERKER: Edirnekapı.
ADNAN OKTAR: Edirnekapı, Azapkapı evet. Bak İstanbul’un “Medine’nin yedi kapısı bulunacak. Her kapının üstünde iki Melek bulunacak. Deccali oraya girmekten men edecekler.” Çünkü Mehdi (a.s.) var. Yani İstanbul’da cirit atamaz deccal inşaAllah.
SUNUCU: Buraya giremiyor.
ADNAN OKTAR: Giremez evet. “Sonra Allah Medine’nin kötülerini oradan çıkaracak.” Yani münafıkları, üç kağıtçıları, Mehdi (a.s.) grubunda, Mehdi (a.s.) cemaatindeki sahtekarlar, azgın deccal güruhu olan. Yani deccalin asıl adamları Mehdi (a.s.)’nin yanına geleceklerdir. Münafık olarak, yani şeytan güruhu.
SUNUCU: Farklı görünerek.
ADNAN OKTAR: Evet evet tabii. İnsan görünümünde. “Deccali oraya girmekten men edecektir. Sonra Allah Medine'nin kötülerini oradan çıkaracak. Onun gelmekte olduğunu duyduğunda müminlerden bir adam ileri atılıp; “Deccali göreceğim, bakalım o Peygamberin bize anlattığı gibi midir? diye ortaya çıkacak.” diyor. “Deccalin adamları onu, deccalin yanına sokmak istemeyecektir. Fakat adam ısrar edince, deccalden müsaade almak isteyecekler. Deccal: ‘bırakın gelsin’ dedikten sonra, adama onun yanına gitmesi için müsaade edecekler. Adam onu görünce Allah’ın Resulünü tarif ettiği şekilde bulduğu için tanıyacak.” Hızır (a.s.), kast edilen kişi Hızır (a.s.) “Ve şöyle söyleyecek.” Bak bir adam, Kuran’da da öyle geçer, bir adam, kişi. “Kullarımızdan bir kulu buldular.” Allah ismini vermez. Peygamberimiz (s.a.v.) söylüyor Hızır (a.s.), Kuran’da geçmiyor, bak hadiste de geçmez. Hızır (a.s.)’ın özelliğidir, yani adıyla pek anılmaz, bir adam yani. “Allah’ın Resulü’nün tarif ettiği şekilde bulduğu için tanıyacak ve şöyle haykıracak: ‘Ey insanlar! İşte Resulullah’ın anlattığı deccal.’ Bunun üzerine deccal onu türlü işkencelere tabi tutacak. Fakat adam imanında ısrar edecek.” Yani Hızır (a.s.), zaten o adam kiminle muhatap olduğunu bilmiyor, baş edemez. Hızır (a.s.)’a da çok baskı yapacaklardır, ama etkilenmez Hızır (a.s.). Yani onu anlamadıkları için, bir şey yapacaklarını zannedecekler.
SUNUCU: Ne yapacaklar Hocam?
ADNAN OKTAR: İşkence yapıyorlar. Ama Hızır (a.s.) öyle birisi değil yani. Zahiren onlara işkence yaptıklarını zannediyorlar. Mesela Hızır (a.s.)’ı deccal ikiye bölüyor, yani kestiğini zannediyor, kesemezsin Hızır (a.s.)’ı. Yani bölünür yine birleşir o. Öyle metafizik bir varlıktır. O anlamda metafizik yönü vardır. Eşya şekline girebilir. Deccal baş edemiyor zaten, hadisde de var zaten “onu böler, ortadan ikiye böler” diyor. Yani öldürdüğünü zanneder, şehit ettiğini zanneder. “Yeniden birleşir ve gülerek karşısına gelir.” diyor. Deccal o zaman kanı iliği çekiliyor işte o zaman, yani olağanüstü bir varlıkla karşılaştığını anlıyor. Çünkü alışmış şeytana o. Yani metafizik varlıklara, cinlerle ve şeytanlarla bağlantılıdır deccal. Yani kafir cinler yardım ederler ve şeytanlar sürekli etrafındadır deccalin. Yani bu tip olaylara alışıktır. Yani adam öldürmeye, şuna buna alışıktır. Onun için testereyle adam öldürmeye de meraklıdır deccal. Ortadan ikiye kestiriyor Hızır (a.s.)’ı, Hızır (a.s.) yeniden birleşiyor, karşısına gülerek geliyor. “Sen Resulullah’ın kastettiği deccalsin, şimdi daha iyi anladım” diyor. Ondan sonra artık ona güç yetiremiyor. Nasıl güç yetirsin yani? Testereyle kesmiş, birleşip karşısına geliyor yapacağı bir şey yok değil mi? İnşaAllah.
Evet, ikinci yarı da devam edelim inşaAllah.
SUNUCU: Kısa bir aradan sonra devam ediyoruz.
Yayınımıza kaldığımız yerden devam ediyoruz.
ADNAN OKTAR: Berker Hocam. Zat-ı alinizin bize anlatacağı bir şeyler var mı?
ALTUĞ BERKER: Estağfurullah Hocam, bugün dün şehit olan kardeşlerimizle ilgili bugün bir haber vardı. Aileleri, sizin daha evvel söylediğiniz şehit cenazesindeki tavrı koymuşlar Hocam. “Ağlayıp onları sevindirmeyelim” “Şırnak'ta şehit olan 2 asker ile bir köy korucusu toprağa verildi. Diyarbakırlı Doğan Balduk'un annesi, ağlayan eşine, ‘Ağlamayacaksın, PKK'lıları sevindirmeyelim’ diyerek oğlunu uğurladı.”
ADNAN OKTAR: Kardeşim bizim tarihimizde böyle bir ağlama olayı yok. Osmanlı’da da yoktu, sahabe döneminde de yoktu. Sahabeler savunma savaşlarına giriyorlardı, çok fazla şehit veriliyordu, kan revan üstünde dönüyordu sahabeler. Coşkuyla, muhabbetle karşılanıyor, alınlarını öpüyorlardı. Kimsenin ağladığı yoktu, sonra çıktı bu özellikler. Niçin ağlansın yani? Herkes zaten Cenab-ı Allah’ın Katına gidecek, ama şehit olmuş yani çok büyük şereftir bu.
ALTUĞ BERKER: “İki güzellikten biri” diyor Cenab-ı Allah.
ADNAN OKTAR: Allah güzellik diyor, dolayısıyla burada Müslüman ahlakıyla, Kuran ahlakıyla hareket etmek lazım. Kardeşlerimizin bu tavrını çok güzel buldum maşaAllah. Elhamdülillah, tebrik ederim. İnşaAllah.
ALTUĞ BERKER: Vesile oluyorsunuz Hocam bu tür hatırlatmalarla inşaAllah.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah.
SUNUCU: “Hocam çalıştığım iş yerinde bir kişiyle sohbet ederken sosyalist görüşte olduğunu söyledi. Görünürde süslü sloganlarla insanların kandırıldığı, fakat gerçekte milyonlarca insanın ölümüne sebep olan sosyalizmin kanlı bir ideoloji olduğunu bilmiyordu. İstediği adalet, hoşgörü ve eşitlikti. Ben de kendisine bu isteklerinin tam olarak Kuran’da bize emredildiğini anlattım. Bu kişi şimdi namaz kılıyor Hocam. Size, Musevilere, Hıristiyanlara, masonlara ve her inanca sahip kişilere İslam’ı anlatıyorsunuz. Yaptığınız bu faaliyetler çok önemli ve dünya çapında İslam’ın yayılmasına vesile oluyorsunuz.” Emel.
ADNAN OKTAR: Emel Hanım. Allah razı olsun kardeşimizden. Müslümanların kurtuluşu, Musevilerin kurtuluşu, Hıristiyanların da kurtuluşu inşaAllah Mehdi (a.s.)’ye ve Hz. İsa (a.s.)’nın birlikte gayretiyle olacaktır. Allah onları vesile edecektir. Önümüzdeki günler sürekli hareketli, sürekli önemli olayların olduğu günler olacaktır. Taa ki Mehdi (a.s.) zuhur edinceye kadar inşaAllah. Ama bu konuyu anlamazlıktan gelmekte Müslümana yakışmaz. Fakat Cenab-ı Allah dediğini yapar tabii, anlamazlıktan gelen veya başka türlü şey yapan, Allah’ı o etkilemez. Allah’ın öyle bir şeyi yok biliyorsunuz, çünkü onları da yaratan da Allah’tır. Mutlak güç ve iktidar sahibidir Allah. Dediğini yapar inşaAllah. Allah’ın dediğinin olduğunu insanlar görecekler. Çünkü bu bir kader, kader muntazam devam ediyor. Gelişmeye devam ediyor inşaAllah.
Ne anlatayım?
SUNUCU: Hocam dostluktan, beraberlikten, kardeşlikten bahsedelim.
ADNAN OKTAR: İnşaAllah. Sevginin iki büyük öğretmeni gelecek inşaAllah. Biri Hz. Mehdi (a.s.), biri Hz. İsa (as)’dır. Şimdi insanlar Kuran’ı okuyorlar ama onlara Kuran’ı öğreten bir öğretmen olduğunda, hayata geçişini onlara gösteren bir öğretmen olduğunda, çok daha başarılı olurlar, daha başarılı olacaklardır. Peygamberimiz (s.a.v.)’in sünnetini ve Kuran’ı insanlara bizzat yaşayarak ve Allah’ın tabii özel inayetiyle, Allah’ın özel yardımıyla, Allah’ın “Hadi” isminin tecellisi olan bu iki varlık, bu iki mübarek varlık Hz. İsa(as) ve Hz. Mehdi (as), bütün insanlara nur saçacaklar. Huzurlu sevgiyi, samimi sevgiyi öğretecekler, yani insanlar bir kere beyinlerindeki kirden kurtulacak. Beynin içi karmakarışık ve kirliyse ve bataklığın içerisinde bir çiçek nasıl zor yetişir, ama çıkar değil mi? Mehdiyet ve Hz. Mesih (a.s.), Mesihiyet, bataklığı kurutuyor insanların beynindeki, yani bütün kiri pası kaldıracak. İnsanların beyni bir kere bembeyaz, tertemiz olacak, orda tertemiz bir ışıklı sıcak bir sevgiyi yeşertecekler.
SUNUCU: Dostluk, barış, kardeşlik hepsi olacak o zaman.
ADNAN OKTAR: Şimdi sevgi, Allah korkusu oluştuğunda, bu zeminden zaten başka bir şey çıkmaz. Yani insanın kafasına sen fitneyi, fücuru, delaliyeti, Darwinizmi, materyalizmi, ateizmi, şeytaniyeti koyarsan beyninin içerisine, oradan pis kokular, pislik ve bela çıkar, rezillik çıkar. İnsanı boğan, öldüren, yok eden, ezen, kötülükler akar, yani insanı sürekli kirletir, dünyayı kirletir. Ama insanın beynine, aklına tertemiz nur koyarsan, gözünden, elinden, yüzünden her yerinden nur akar, her yeri aydınlanır. İman sahibi bir insan, her gittiği yere zaten Kuran ruhunu götürecektir. Kuran ruhunu götürünce, Kuran ruhunda sadece pozitif olan, olumlu olan güzellikler akacaktır. Deccaliyetten sürekli negatiflik akar, fitne, fücur ve şer akar. Müminlerde de sürekli hayır, bereket ve nur akar. Dolayısıyla bir yere gider Müslüman, orayı neşeye boğar, sevgiye boğar, sevince boğar, berekete boğar. Kavga varsa, barış olur. Hüzün varsa neşeye döner. Hastalık varsa, şifaya döner. Bereketsizlik varsa, zenginliğe döner. Korku varsa, güvene döner, yani o ışık nereye gitse hemen orası aydınlanır ve pırıl pırıl bir hale gelir. Deccaliyet sürekli etrafı karartır, her şeyi korkunç ve berbat hale getirir, yani her el attığını, eğer onun kontrolüne giriyorsa, o inanca giriyorsa. Ama Mehdiyet de her yere ışık ve nur saçar. Dünyaya Mehdiyet şu an nur saçıyor, ışık saçıyor. Deccaliyet şu an direniyor, ayakları adeta kayıyor yani, gücü yetmiyor. Nur’un şiddetine ışığın şiddetine gücü yetmiyor. Bir süre sonra tamamı temizlenmiş olacak, ama mesela büyük bir evi temizlerken, çok vakit alıyor evi. Mehdi (a.s.) kapısını, penceresini, her yerini temizleyecek, tabii detaylı temizlik yapıyor. Onun için bir yerinden başladın mı, öbür tarafından çıkar Mehdi (a.s.), bırakmaz. Hz. İsa (a.s.)’yı tertemiz bir eve buyur edecek, böyle gıcır gıcır, tertemiz olmuş, mis gibi eve gelecek. Teberrüken, son olarak deccale darbeyi indirecek Hz. İsa Mesih (a.s.), inşaAllah. O güzel misafire, o kutlu misafire de zemin hazırlamış oluyor inşaAllah.
ALTUĞ BERKER: Ahir zamanda Hocam özür dilerim sözünüzü böldüm, Resulullah Efendimiz (s.a.v.) çok veciz bir şekilde ifade etmiş. Hz. Mehdi (a.s.)’nin, insanları nasıl olumlu şekilde, 180 derece değiştireceğini, Ahir zamanda insanlar, “korkak olan cesur olur, cahil olan alim, cimri olan cömert olur” diyor.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Yani her negatifi pozitife çeviriyor, Mehdi (a.s.)’nin özelliğidir. Yani her kötü şeyi, güzel hale getirir.
SUNUCU: Belki çok yorulacağız ama en sonunda mutlulukları mı yaşayacağız Hocam?
ADNAN OKTAR: Evet inşaAllah. Hüseyin Hilmi Işık Hocamız. Allah rahmet etsin. Saadet-i Ebedi eserinde diyor ki Abdulkadir Geylani için: (Rahmetullahi Teala aleyh) Muhyiddin Ebu Muhammed bin Ebu Salih Musa Cengidost. İran’ın Geylan şehrinde 471 (Miladi 1078)’de doğuyor, tevellüt. 561 (Miladi 1166)’da da Bağdat’ta vefat ediyor. Babası Hz. Hasen (r.a.)’ın oğlu Hasene Müsena’nın oğlu Abdullah’ın soyundandır. Hz. Hüseyin (r.a.)’ın kızı Fatıma’nın Abdullah’ın validesi olduğu Kısas-ı Enbiya’da da yazılıdır. Yani seyyid Abdulkadir Geylani. Bunun için Abdulkadir Geylani hem seyyid hem şeriftir. Anası Fatima bin Ebu Abdullah seyidedir. Fıkıh ve hadis ilimlerinde müçtehid idi. Önceden Şafi mezhebinde idi. Hanbeli mezhebi unutulmak üzere olduğundan Hanbeli mezhebine geçti. Böylece bu mezhep yayıldı. Önceleri ders verirdi. Çok meşhur oldu. Sonra tasavvufa daldı. Cüneyd-i Bağdadi yolundan Ebu Sayyid-i Ali Mahzumi’den feyz aldı. “İnsanı Allah-u Teala’nın sevgisine kavuşturan yol ikidir. Birisi nübüvvet yolu olup asrın aslına kavuşturur. Ashab-ı Kiram’ın hepsi bu yoldan vasıl oldular. Sonra gelenler pek az zevat da bu yoldan ermiştir. Bu yolda sebebe vasıtaya lüzum yoktur”. Yani “herhangi bir tarikata tabi olmaya, tarikat süluküne girmeye, tarikat terbiye içerisinde ilerlemeye gerek yoktur” diyor. Bu yolda sebebe vasıtaya lüzum yoktur. Yani “Herhangi bir mürşide bağlanması gerekmez şahsın” diyor. “Bir kamil ve mükemmilin sohbetinde” Yani bir veli bir insanın, mesela bir mürşidi kamilin sohbetinde, herhangi bir sohbetinde. Bir ev sohbeti olabilir, yüz yüze geldiği bir sohbet olabilir. “Sohbetinde kemale geldikten sonra”, “kemale gelirler” diyor onların sohbetinde. Hakikaten bir mürşidi kamilin sohbetine insan geldi mi, farkında olmadan hal alır, kemale gelir. Mehdi (a.s.) de öyledir. Mesela Mehdi (a.s.)’nin sohbetine katılan bir insan, farkına varmadan hal alır, kemale gelir, ama haberi olmaz. “Kemale geldikten sonra feyzi aslından alıp ilerlerler”. Yani doğrudan Cenab-ı Allah’a dayanan Peygamberimiz (s.a.v.) vasıtasıyla, onun vesile olmasıyla devam eder. “İkinci yol vilayet yoludur. Kutblar, Evtad, Nüceba, Büdela ve bütün Evliya bu yoldan vasıl olmuştur. Bu yola süluk yolu da denir.” Yani “bütün tarikatlar, büyük evliyalar, müceddidler, müçtehidler hep bu yolda” diyor.” Bu yolda vasıta aracı lazımdır”. Yani bir şeyhe ihtiyaç vardır, bir mürşide ihtiyaç vardır. “Her iki yolun reisi ve rehberi Resulullah (s.a.v.)’tır”. Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’dir. “Vilayet yolunun imamı, feyz kaynağı Hz. Ali (r.a)’dır. Bu yolda Resulullah (s.a.v.) onu vekil etmiştir. Hz. Fatıma (r.a.) ve Hz. Hasen (r.a.) ve Hz. Huseyn (r.a.) onunla ortaktırlar. Bu yolda gidenlerin hepsine feyz ve hidayet Hz. Ali (r.a.)’ın aracılığıyla gelir”. Hz. Ali (r.a.)’dan alırlar feyzi. “Ondan sonra Hz. Hasen (r.a.) ve Hz. Huseyn (r.a.) bu vazifeyi teslim aldı. Bunlardan sonra sıra ile 12 imamın evladına verildi. Sonları olan Muhammed Mehdi (a.s.)’den sonra başkasına verilmedi. Bütün evliyaya feyz ve hidayet bunlardan gelmeye devam etti. Abdulkadir Geylani kemale gelince bu mansıb ona verildi. Bundan sonra da yani bu velayet yolunun kemaliyeti kimseye verilmediği keşf ve müşahede ile anlaşılmaktadır. Vefatından sonra da Kıyamete kadar herkese feyz ve rüşd ve hidâyet, onun rûhâniyetinden gelmektedir. Velayet yolunda Abdülkadir Geylani’den gelmektedir. Her asırda gelen müceddidler, onun vekîlleridir”. Yani bütün bilinen müceddidler İmam-ı Hanbel, İmam-ı Hanefi hepsi. “Onun vekilleridir. İmâm-ı Rabbânî hazretleri (Nübüvvet yolu) ile vâsıl olduğundan, vasıtaya ihtiyaçları yoktur.” Bir tek İmam Rabbani’de bu var. O nübüvvet yolu ile geliyor. “Ebû Bekr-i Sıddîk, nübüvvet yolunda Resûlullah (s.a.v.)’in vekilidir”, bir de Mehdi (a.s.). O da nübüvvet yolundandır. Nübüvvet yolunda bir mürşide, bir şeyhe bağlanması gerekmez. O yüzden “Mehdi (a.s.) zaten hiç kimsenin biatı boynunda olmadan zuhur edecek” deniyor hadiste. Yani hiç kimseye bağlı değil. Müstakildir. Hem bu hadise de göre de aynı zamanda İmam Rabbani’nin Mektubat’ında da bu belirtiliyor. Onda da “bir vesileye ihtiyacı yoktur” diyor. Herhangi bir mürşid-i kamil’in değerli bir mürşidin sohbetinde kemale geliyor Mehdi (a.s.) ve ondan sonra artık kendi ilerler. Yani bir tarikat bağlılığı bir süluku yoktur inşaAllah.
“Ebu Bekir Sıddık nübüvvet yolunda Resullullah (s.a.v.)’in vekilidir” diyor inşaAllah. “Mehdi (a.s.)’nin çıkışı da büyük Kıyamet alametleri arasındadır. Mehdi (a.s.) gelecek, insanlar arasında 40 yıl adaletle hüküm sürecek”. Aslında rivayetler çok muhtelif. Mesela bir 40 yıllık bir bölüm var, bir 20 yıllık bölüm var, bir 18 yıllık bölüm var, bir 9 yıllık açıklamalar var. Bu bir tanesini almış buradaki hadiste. Mehdi (a.s.)’nin ilk safhası 40 yıldır. Yani ilk tebliğ safhası, daha önce de söylemiştim. Yani 81, 91, 2001, 2011, 2021 inşaAllah. İlk safhası. “Mehdi (a.s.) geldiği vakit gündüzler yeşil bahçeler gibi olacak”. Bak “gündüzler yeşil bahçeler gibi, geceler aydın ve parlak olur”. Gecelerde de aydınlık ve parlaklık olacak Mehdi (a.s.) geldiğinde.
SUNUCU: Sizin dediğiniz gibi ışığını saçarak gelecek.
ADNAN OKTAR: Evet “gece karanlık olmayacak onun varlığında” diyor. “Pırıl pırıl ve aydınlık olacak geceler” diyor. “Ziraat bereketlenir” diyor Mehdi (a.s.) zamanında. “Hayvanların sütleri bollaşır, insanlar emniyetli huzur ve saadet içerisinde Rahman’ın ibadetiyle meşgul olacaklardır”. Yani “Allah’a kendilerini teslim etmiş, coşku içerisinde, sevinçle yaşayacaklardır” diyor rivayette. Hz. Peygamber (s.a.v.) dedi ki Resulullah sallallahü aleyhi ve sellem: “Benim ve diğer peygamberlerin misali şu adamın misali gibidir. Adam bir evi yapıp tamamlar. Ancak bir kerpiç yeri boş kalmıştır. İşte ben bu boşluğu dolduracak olan kerpicim”. Yani “artık kıyamet iyice geldi” diyor Peygamberimiz (s.a.v.). “Son bir kerpiç yeri kalmıştır” diyor. “O kerpiç de işte benim” diyor. “Onunla artık bitti dünya” diyor, son. Hatem-ül Nebi olmayı “binayı ikmal eden kerpiç” diye tefsir etmektedirler. Bunun manası Hz. Peygamber (s.a.v.)’in peygamberliğinin tam ve mükemmel olmasıdır. Velayeti de derecelerin farklılığı açısından peygamberliğe benzetiliyor. Ve tıpkı peygamberlikteki en üstün derecenin kendisinde peygamberlik son bulup, tamama eren Hatem-ül Nebi’ye, Hz. Peygamber (s.a.v.)’e ait olması gibi. Velayette de en üst derecenin kendisiyle velayet son bulup tamama eren Hatem-ül Evliya’ya, Mehdi (a.s.)’a ait olduğunu söylüyorlar”. Bak velayette de en üst derece ve Peygamberimiz (s.a.v.) Hatem-ül Resul’dür. Velayette de en üst derecenin kendisiyle velayet son bulup tamama eren Hatem-ül Evliya’ya, yani Mehdi (a.s.)’ye ait olduğunu söylüyorlar. Biri Hatem-ül Nebi’ye, diğeri de Hatem-ül Evliya’yadır. Yani Peygamberimiz (s.a.v.) son peygamberdir, Mehdi (a.s.)’de son Hatem-ül velidir. Onunla hatem çekiliyor artık inşaAllah. İbn-i Arabi Fütuhat-ı Mekkiye isimli eserinde şöyle demektedir. “Mehdi (a.s.) din bakımından, rey ve kıssasa baş vurmaktan masumdur. Yani rey ve kıssasla hareket etmez diyor. “Ona böyle davranması haramdır, (Mehdi (a.s.)’ye). Zira Allah’ın dini konusunda, hüküm vermede nebi, yani peygamber olan birinin kıyas yapması doğru değildir. Şayet kıssas yapmasına izin verilseydi, Allah ona Hz. Muhammed (s.a.v.)’in diliyle bildirirdi. Yani Peygamberimiz (s.a.v.)’in diliyle ona bildirilirdi kıssas yapması. Ayrıca Hz. Peygamber (s.a.v.), imamlardan hiçbirisi için, benim izimde yürüyecek hatta etmeyecekler dememiştir. Yani her gelecek alim, her müceddid, her Mehdi hata edebilir demiştir Peygamber Efendimiz (s.a.v). Benim yolumda yürüyor ama hata edebilir. Bu ifadeyi sadece Mehdi (a.s.) için söylemiştir. Benim yolunda yürüyecek, fakat hata yapmayacak diyor. Ahkam da masumdur Mehdi (a.s.). “Onun masumluğunun halifeliğini ve vereceği hükümleri konusunda masumiyetini bildirmiştir.” Yani hem hilafetinde ve hem de vereceği hükümlerinde masumdur Mehdi (a.s.) dolayısıyla tarışma olmaz, dedi mi tamam, bitti. Çünkü Peygamberimiz (s.a.v) garanti veriyor. Yani ahkamda masum olacak diyor, ama hiçbir veli için, hiçbir büyük için, hiçbir müceddid için Peygamberimiz (s.a.v) öyle bir garanti vermemiş.
Evet. İmam-ı Rabbani hazretleri diyor ki, 1.cilt sayfa 550. “Geleceği vaad edilen Mehdi(a.s.) velayetin akimiliyetini ele alacaktır.” Yani en üst noktasına çıkacaktır velayetin. En üst veli olacaktır. Bu tarikat-i aliye üzerine gelecek. Yani bir Nakşi mürşidin sohbetinde kemale erecek diyor. Herhangi bir Nakşi mürşit. Ama bakın tarikat yoluna girmiyor, tarikat suluküne girmiyor. Bir mürşidin, herhangi bir Nakşi mürşidin sohbetinde kemale geliyor. Ve bu silsileyi aliyeyi tamamen tekmil edecektir. Yani Nakşibendilik Mehdi (a.s.) ile tamam oluyor, ona emanet ediyor. Yani bütün Nakşi tarikatleri Mehdi (a.s.)’de hatem buluyor, son buluyor, çünkü hateme veli. Bakın diyor ki İmam Rabbani. “Bu silsile-i aliye,” yani genel silsileyi tamam ve tekmil edecektir, bitirecektir. Onun için Ali Haydar Efendi kendisinden sonra emaneti vermedi. Mehdi (a.s.)’ye bıraktı. Eğer vermiş olsaydı, Mehdi (a.s)’yi görmediği anlamına gelecekti. Yani Mehdi (a.s.)’yi fark edemediği anlamına gelecekti. Mehdi (a.s.)’yi bildiği için, Hicri 1400’de zuhur edeceğini bildiği için, emaneti kendinde tutmuştur ve Mehdi (a.s.)’ye bırakmıştır. Bakın İmam-ı Rabbani nediyor? “Bu silsile-i aliyeyi,” yani Nakşibendi silsilesini Mehdi (a.s.) hatem ediyor, tamamlıyor, bitiyor, onunla bitiyor. Bütün Nakşi tarikatleri Mehdi (a.s.)’de son bulur. Yani hepsi ona bağlıdır.
Nakşibendi tarikatı, yani İmam-ı Rabbani açıklaması. Ve bakın, “tamam ve tekmil edecekir”, ondan bitiyor. Çünkü en büyük veli ve en büyük mürşiddir. “Tekmil edecekdir. Zira bütün velayet nisbetleri”, velayet, yani bütün velilik özellikleri, “bu nisbet-i aliyenin altında bulunmaktadır.” (İmam-ı Rabbani Mektubat-ı Rabbani.).
Geçen gün kardeşlerimiz bana bir soru sormuştu. Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla. İnsan Suresi 1. “Gerçek şu ki, insanın üzerinden, daha kendisi anılmaya değer bir şey değilken, uzun zamanlardan (dehr) bir süre (hin) gelip-geçti.” diyor Cenab-ı Allah. “Hin” yani bir süre daha, belirli bir süre. Ama “dehr” çok uzun zamanlar anlamında. Çok uzun zamanlar. Allah Hz. Adem (a.s.)’i yarattı bir topraktan. Yani normal kilden yarattı, heykel şeklinde yaptı. Zaman akarken, yani büyük zaman akışı içerisinde, büyük zaman, dehr içerisinde akarken, bunun içerisinde bir hin, bir hin geçti diyor Allah. Bir vakit, zaman geçti. Belki 10 gün belki 6 ay, hin daha kısa bir süredir, inşaAllah, gelip geçti. Sonra da Allah ona bir ruh verdim diyor. Yani ayetin anlamı budur, inşaAllah. Allah-u alem, Allah-u alem ve bil-sevap, inşaAllah. Evet.
SUNUCU:Çok sorular geliyor Hocam.
“Sevgili Hocam Darwinizmin yok edilmesi konusunda sizi öncü olarak görüyorum. İzninizle Darwinizmle ilgili Şeyh Nazım Hazretlerinin bir konuşmasını aktarmak istiyorum. “Ey ulemalar, neden o insanlara cevap vermezsiniz? Sudi ulemaları nerede? Mısır ulemaları nerede? Neden o (haşa) Allah yoktur diyen insanları ikaz etmezsiniz? Onlar üniversitelerde, akademilerde, okullarda ilahi kitapların öğrenilmesinde engel oluyorlar. Onlar bütün yeni nesli inançsız yapıp, (haşa) Allah yok ama tabiat var diyorlar.” Çorum’dan Raşit.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah, bak Şeyh Nazım Hazretleri benim de mürşidimdir. Çok değer verdiğim, muhterem bir insandır. Defalarca sohbetinde bulundum. Defalarca onun mubarek feyzinden istifade ettim. Ruhaniyetinden istifade ettim. Dünya tatlısıdır. Dünya iyisidir. Yani görsen böyle nefesin kesilir çok çok şahane bir insandır. Çok tatlıdır.
SUNUCU:MaşaAllah.
ADNAN OKTAR:Muazzam bir ilme sahiptir. Hz. Hızır (a.s.)’ın talebelerindendir, hal ehlidir, ehli cezbedir. Ondan sonra vehbi ilimlere, ledüni ilimlere gark olmuş bir insandır, maşaAllah. Çok fazla harika hallerin, kerametlerin sahibidir, maşaAllah. Allah dünyada da, ahirette de inşaAllah bizlerden ayırmasın. İnşaAllah, Ahiret’te de Cennet bahçelerinde inşaAllah Hocamızla sohbet etmeyi Allah bizlere nasib etsin.
ALTUĞ BERKER:MaşaAllah, Elhamdülillah.
ADNAN OKTAR:Bakın ne kadar ferasetli bir insan. Bütün sayıyor işte, Suudi hükümeti şu, bu hepsini sayıyor. Diyor ki; “neden Darwinizme ve materyalizme karşı bu kadar imkanınız var, elinizde profesörler var, para var, imkan var, niye öldürücü darbeyi vurmuyorsunuz, mücadele etmiyorsunuz?” diyor. Arkasından da diyor ki; “bu yüzyılda ve Mehdi (a.s.) gelecek” diyor. Ne demektir bu? Siz bu yapamayacaksınız, bu görevi Mehdi (a.s.) yapacak” diyor. Konu bu, bunu anlatıyor, aradaki farkı belirtmek için. Bak Allah onlara nasip etmiyor, Allah onlara bu görevi vermemiş, yapamıyorlar. İstese de yapamıyor. Deccaliyeti öldürme görevi Mehdi (a.s.)’a verilmiş. Darwinizmi, materyalizmi yok etme görevi Mehdi (a.s.)’ye verilmiş. Bediüzzaman da diyor; “birinci görevi budur.” diyor Mehdi (a.s)’nin. “Maddiyun ve tabiyyun taaunu,” yani Darwinizm, “beşer içinde intişar etmesiyle, (insanlık içerisinde gelişmesiyle) her şeyden önce, maddiyun ve tabiyyun fikrini (bu taunu) tam susturacak tarzda, (felç edip bitirecek tarzda) imanı kurtarmaktır birinci vazifesi.” diyor. “Çok zaman tetkikat ve meşguliyeti iktiza ettiğinden, bizzat Mehdi (a.s.)’nin bu görevi yerine getirmesi mümkün değildir. Vakit ve hal müsaade edemez buna.” diyor. “Ondan evvel bir taifenin uzun tasdikatiyle yaptıkları eserleri, hazır bir program olarak neşr ve tatbik edecek” diyor. Kitaplar hazırlayacak, “ve bununla o birinci vazifeyi tam yapmış olacak” diyor. “Yardımcıları olan talebeleri, her ne kadar az da olsalar, (sayıları her ne kadar az da olsalar), manen bir ordu kadar kuvvetli ve kıymetli sayılırlar.” diyor Bediüzzaman, değil mi birinci görevi? Bak Şeyh Nazım Hocamız da bu konuya dikkat çekmiş, Bediüzzaman da dikkat çekmiş, inşaAllah. Şeyh Nazım da Mehdi (a.s.)’nin gelişini bu yüzyılda bekliyor. İslam ahlakının hakimiyetini de, Bediüzzaman’da inşaAllah. Evet.
SUNUCU:“Sayın Hocam, Diyanet İşleri Başkanı Sayın Bardakoğlu’nun şu konuşması beni çok şevklendirdi. ‘Camiilerimizde küçük okuma köşeleri yapmaya başladık. Dindarlik, yaşanan benimsenmiş öğütlerdir. Yani basındaki insanların halini anlayan, onunla paylaşan, yetimin başını okşayan, garibin elinden tutan, hastayı ziyaret eden, paylaşmaya öncülük yapan bir dindarlık anlayışına toplumun ihtiyacı var.’ şeklinde konuştu. Hocam Türk İslam Birliğinde oluşacak güzel ahlakı uzun süredir sizden dinliyorum, sanırım bu duygu ülkemizde yayılmaya başladı.” Saygılar, Cüneyt Veli
ADNAN OKTAR:MaşaAllah, maşaAllah. Cüneyt kardeşimiz, Allah ondan razı olsun, çok güzel inşaAllah. Diyanet İşleri Başkanı Sayın Ali Bardakoğlu mübarek, muhterem bir insandır. Ekmeleddin İhsanoğlu da, o da öyle maşaAllah, o da çok muhterem bir ağabeyimiz. “Camiilerimizde küçük okuma köşeleri yapmaya başladık.” şahane. O da çok muhterem bir ağabeyimiz. “Camilerimizde küçük okuma köşeleri yapmaya başladık”, şahane. “Dindarlık; yaşanan, benimsenmiş öğütlerdir. Yani başındaki insanların halinden anlayan, onunla paylaşan, yetimin başını okşayan, garibin elinden tutan, hasta ziyaret eden, paylaşmaya öncülük yapan bir dindarlık anlayışına toplumun ihtiyacı var”. Hocamız da bir köşesinden Mehdiyeti anlatıyor. Yani bütün topluma ve dünyaya İslam ahlakı hakim olmalıdır, diyor. Özetle bunu anlatıyor inşaAllah.
“Esselamü aleyküm Hocam, hayırlı geceler” diyor. Ve aleyna aleykümselam ve rahmetullahü ve berekatühü. Şeytandan Allah’a sığınırım. “Şehrin en uzak yerinden bir adam koşarak geldi. ‘Ey kavmim, elçilere uyun’ dedi. (Yasin Suresi, 20) Hocam, biraz önce vurguladığınız gibi, Allah Kuran’da Hızır (a.s.) için ‘bir adam’ ismini kullanıyor. Bu ayette Hızır (a.s.), ‘elçilere uyun’ ifadesi de Hz. Mehdi (a.s.)’yi ve Hz. İsa (a.s.)’yı kastediyor olabilir mi?” İşari yönüyle tabii, Kuran’ın işari yönüyle tabii ki kastediliyor, ikinci işari anlamında –her zaman söylüyoruz- ayetin ikinci, üçüncü, ta yetmişe kadar hatta daha da artan dereceleri, açıklamaları, yan dalları vardır. İşari manaları çok derindir, ama ikinci işari manasının Hz. Mehdi (a.s.) ve Hz. İsa (a.s.)’a baktığını açıkça görüyoruz tabii, inşaAllah.
MaşaAllah kardeşlerimizin müthiş bir Kuran hakimiyeti oluştu; Kuran’ı yorumlama, Kuran’ın derinliğini görme gücü oluştu. Bu, daha önce görülmüş bir şey değildi. Kuran’la iç içeler maşaAllah. Çok güzel hıfz ediyorlar, hafızalarına alıyorlar ve yorumlamaları da çok mükemmel oluyor. Ahir zamana, hayatın sıcak bağlantısına Kuran’ı koyduklarında, Kuran’ın hayatımızı tam anlattığını görüyorlar. Hayatta iç içe olduğumuzu görüyorlar. Kuran’ın her yeri sardığını görüyorlar maşaAllah.
SUNUCU:Kuran’dan bahsettiniz Hocam. Bir iki tane de Kuran’la ilgili soru, fırsat bulmuşken. “Muhterem Hocam, Kuran’da altın tepsi, altın ve gümüş bilezik gibi süs eşyaları; mercan, yakut ve inci gibi değerli taşları Rabbimiz örnek veriyor. Bu konuda düşüncelerinizi öğrenebilir miyim?”
ADNAN OKTAR:Fıtraten biz, altına karşı, gümüşe karşı ruhumuzda taşlara karşı bir sevgi var, hoşumuza gidiyor. Mesela insan, helali olan bir hanım taşlarla süslenmiş olsa çok nefis bir varlık olur, çok çok güzel olur. Kadın ne kadar süslü olursa o kadar güzel oluyor. Ne kadar detay olursa, ne kadar kendine iyi bakarsa o kadar güzelleşiyor. O güzelleşmeyi yapan kim? Allah yapıyor. O taşları ona kim veriyor? Allah veriyor. O taşları onun boynuna yahut kulaklarına onun hoşlandığı şekilde yerleştiren kimdir? Yine Allah’tır. Cennet’te onu yine süsleyecek olan kim? Yine Allah’tır. Allah orada onun elini vesile ediyor, Ahiret’te onun elini vesile etmeyecektir. Sadece aradaki fark budur. Yani makyaj yapan, süslenen bir kadını da Allah süsler. Allah onun güzelliğini verir. Ahiret’teki süslemede oturup uğraşmasına gerek yoktur, makyaja gerek yoktur. Ama hanımlar hakikaten bakımsız, o kadar güzel olmuyorlar. Ama bakımlı olduklarında yani çok ciddi fark ediyor, çok değişiyor. Mesela Cennet’in özelliğini Allah burada gösteriyor. Ki bu da bir nimettir, dışarı çıktıklarında dikkat çekmemelerini Allah sağlamış oluyor. O, onlar için bir korunma, hayır; ama helalinin yanında da alabildiğine güzel, hoş hale gelebiliyor. Dolayısıyla bunun da bir nimet olduğunu ve güzellik olduğunu görüyoruz. Altına, gümüşe karşı, salma atlara karşı –sayıyor Cenab-ı Allah- çekici ve süslü kılındı, diyor Allah. Ama bunu Allah rızası için kullanırsan çok güzeldir; nefsin için, şeytaniyet için kullanırsan da batarsın, inşaAllah.
SUNUCU:Bir soru daha sorayım. “Adnan Hocam, küçüklüğümüzden beri bize adapla ilgili bazı bilgiler verilir. Fakat ailem bana, Kuran’da geçen adap kavramından bahsetmedi. Ben Kuran’ı incelediğimde yürüyüş ve konuşma adabı, kadınların davranış adabı, kendi evinin dışındaki evlere izin almadan girmemek, Peygamber (s.a.v.)’in evindeyken davranış adabı gibi konular dikkatimi çekti. Siz de benim için ailemden biri olduğunuz için, sizin bu konudaki tavsiyelerinizi alabilir miyim?” Süheyla Kılıçoğlu.
ADNAN OKTAR:Süheyla Hanım maşaAllah. Bak nasıl benim nurlu kardeşlerim ne güzel Kuran’a hakimler. Süheyla Hanım da çok önemli bir konuya dikkat çekmiş. Bu Kuran’daki adabı, derli topluca hepsini bir gün detaylı anlatalım. Mesela Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in evine giriyorlar, yemek yemeye geliyorlar; ama gitmiyor sahabeler. Diyor ki Cenab-ı Allah; “o sizden utanıyor, söyleyemiyor, yemeğinizi yedikten sonra gidin” diyor. MaşaAllah, çok utangaç, yüzüne baksan kızarıyor. Müthiş utangaçtı bizim Peygamberimiz (s.a.v.). Çok inceydi yüzünün derisi, çok kibar böyle çok munis, çok tatlı, mübarek bir insandı. Çok kibar, simsiyah gözlü, bakışları çok anlamlı ve çok derin, güzel bir insandı ama çok utangaç. Yani hep Allah utangaçlığından bahsediyor, Kuran’da birçok yerde geçer. “Sen utanıyordun” diyor Allah, “çekiniyordun” diyor. Bir de sesini yükselterek konuşuyorlar Peygamber (s.a.v.)’e. Şimdi Peygamberimiz (s.a.v.) zaten utangaç bir insan, yani “sesini yükseltme” demiyor, diyemiyor utandığı için. Onlar da yükseltiyorlar seslerini. Allah onları da uyarıyor: “Sakın, farkında olmazsınız, bütün ameliniz gider” diyor Allah, bütün yaptıklarınız gider diyor. Çünkü Allah peygamberlerine, velilerine daha kıskançtır, daha titizdir. Yani onlara yapılan bir zulümde şiddetli karşılık verir, yani derecelendirir Allah durumuna göre. Mesela çok sevdiklerine karşı yapılan bir zulümde, çok ağır ceza veriyor Allah, perişan eder. Mehdi (a.s.)’de de öyledir. Mehdi (a.s.) ile uğraşanların hepsini perişan eder Allah.
ALTUĞ BERKER:Hz. Yusuf (a.s.)’da da, siz daha iyi bilirsiniz Hocam inşaAllah. Ekonomik kriz meydana getiriyor 7 yıl, onu zindana koyduklarında.
ADNAN OKTAR:Tabii, maşaAllah. Yani fitil fitil Allah burnundan getirir. MaşaAllah aferin, tabii o önemli bir husus anlattığın, maşaAllah. Bunu yaparken de Cenab-ı Allah, Hızır (a.s.)’ı görevli tutuyor. Hızır (a.s.), Mehdi (a.s.) ile uğraşanların teker teker boynunu kırar, manen, belalarla, Melekleriyle Allah vesile ediyor. Hastalıklarla, şununla bununla perişan eder, inşaAllah. Biz, güzel günlerin arifesindeyiz. Cenab-ı Allah; “sizin hayır zannettiğiniz şer olur, şer zannedersiniz hayır olur” diyor. Şimdi İsrail çıktı, orada bir katliam yaptı. Bayağı bir kardeşimiz şehit oldu. Sorsan birçok kimseye yahut bazı kimselere “bu bir şer” diyor, “şer oluştu” diyor. Şer oluşmadı; hayır oluştu, hayır. Sağa döndük hayır, sola döndük hayır. Her yerimiz bizim hayır, onda da çok büyük hayır var. Mehdi (a.s.)’nin, bir adımı daha oluştu Mehdiyetin. İnsanlar Mehdi (a.s.)’ye bir adım daha yaklaştılar. Adım adım Allah insanları Mehdi (a.s.)’ye doğru götürüyor. Yani belki 100 metre kaldı, ama binlerce kilometreyi yürüdüler. Binlerce kilometre adım Mehdi (a.s.)’ye yaklaştılar, son 100 metresi kaldı. O adımları da teker teker Allah attıracak ve Mehdi (a.s.) ile yüz yüze gelecekler. Bediüzzaman ne diyor? “100 yıl sonra cemalini göreceksiniz Mehdi (a.s.)’nin”. 100 yıl sonra, 2010’ları veriyor o tarih. Yani 2010’larda yüzünü göreceksiniz, cemalini göreceksiniz. Cemal, Arapça’da yüz demektir, inşaAllah. Anlamazlıktan gelenler var, hiç önemli değil. Yani Mehdiyet, eze eze ilerleyen bir güçtür.
SUNUCU:Zaten Hocam siz de bunun üzerinde çok titiz bir şekilde duruyorsunuz. Ta ki bedenler illa ki söylediklerinizin farkına varmışlardır bu olan olaylardan, oluşan nedenlerden, sebeplerden ötürü.
ADNAN OKTAR:Ben defalarca söyledim; Allah “Cabbar” ismiyle, “Kahhar “ismiyle tecelli ediyor Ahir zamanda. Ve zorla Allah, “Cabbar” ismiyle yola getirir. Yani istemese de şahıs, Allah kendi istediği şekle onu getirir, ondan kurtulamaz. Diyor Allah; şeytandan Allah’a sığınırım, “alnından tutup denetlemediği hiçbir varlık yoktur” diyor. Herkes Allah’ın emrindedir.
SUNUCU:“Değerli Hocam, Allah’ın selamı ve bereketi üzerinize olsun inşaAllah. Hocam, Hz. İsa’nın bulunacağını söylediğiniz kutsal emanetlerin bulunmasında Allah’tan gelecek vahiyler yoluyla veya başka bir şekilde herhangi bir rolü olacak mı? Eğer olmayacaksa, cinlerin bu konuda ne gibi faaliyetleri olacak ve kim tarafından yönlendirilecekler inşaAllah? Kardeşiniz Serdar Yavuz.”
ADNAN OKTAR: Ve aleyna aleykümselam ve rahmetullahü ve berekatühü Serdar kardeş. Şimdi o bizi şu an dinliyor. Mübarek sevdiğimiz bir kardeşimiz maşaAllah, Allah hepsine uzun ömür versin. Böyle milyonlarca kardeşimiz bizi itinayla ve dikkatle izliyorlar. Allah hepsini Mehdi (a.s.) talebesi yapsın, bizleri de, onları da Mehdi (a.s.)’nin emrinde has askerler haline getirsin. Türk İslam Birliği oluşuncaya kadar, bizlere muazzaf olarak görevde tutsun, sonra da İslam ahlakı hakim olduğunda da, bütün İslam alemine hizmetçi kılsın Cenab-ı Allah, inşaAllah. Zamanı gelince Mümin cinler Cenab-ı Allah’tan emir alıp işte şurada diyecekler, elimizle koymuş gibi gidip bulacağız. O kadar. İnşaAllah, bir kısmı vahiyle Hz.İsa’ya (a.s.), ama Mümin cinler şu an emir bekliyorlar. Bak Cenab-ı Allah diyor ki; şeytandan Allah’a sığınırım, “iznimizle,” iznimizle, Benim iznimle diyor Allah. “Elinin altında iş gören cinler vardı” diyor Hz.Süleyman (a.s.) için. Mehdi (a.s.) için de diyor ki Allah, hadisi şerifte Peygamberimiz (s.a.v.) Cenab-ı Allah’tan aldığı vahiyle bildiriyor. “Hz.Süleyman (a.s.) gibidir” diyor Mehdi (a.s.). Ne demek bu? Dünya hakimi olacak demektir ve cinler emrinde olacak demektir.
Dün bu konularda daha detaylı bilgiler gelmeye başladı bize inşaAllah. Urfa’dan da bazı kardeşlerimizden de bilgiler geldi. Çok detaylı bilgiler edindik, onları da önümüzdeki günlerde inşaAllah kardeşlerimize sunacağız. Ama sakın oturup cinciliğe merak salıp da böyle cinlerle bağlantıya girmeye kalkmasınlar. Çünkü çok büyük ustalık gerektiren, itina gerektiren bir şeydir. Ama bu konuda üstad olan kişiler hakikaten var Urfa’da. Onlar kendilerini biliyorlar inşaAllah. O mübarek belde de, nedense Allah’ın hikmeti oradalar daha çok inşaAllah. Böyle bir şeyin doğruluğunu da tam teyidetmiş olduk. Hakikaten bu başparmak tırnak üzerinde bir görüntünün oluştuğunu ve isteyenin, istediği şeyi görebildiğini müşahade ettik anladık yani, inşaAllah bunları daha detaylı anlatacağız Allah’ın izniyle. İnşaAllah.
SUNUCU:Ben bu konulara katılmak istemiyorum.
ADNAN OKTAR:Mümin cinler Allah’ın emrindedir, yani biz nasıl Allah’a güveniyoruz, Allah’ın kontrolünde bir varlık. Cin zavallının zavallısıdır, Allah ne emrederse onu yapar. Yani bütün tecelli Allah’tandır, elinin üzerinde görüntüyü Allah meydana getirir. Cini vesile yapar, cinin ne gücü var, cin zaten zavallının teki. O kardeşimiz de, o elinde görüntü oluşan kardeşimiz de çok ürkmüş, defalarca elini yıkamış böyle. Bakıyormuş yine görünüyor böyle dörtgen böyle ekran gibi bir görüntü. Çok net görünüyor diyor, bir daha yıkamış yine görünmüş. Çok uzun süre sonra geçmiş görüntü, bayağı uğraşmış gitsin diye. Hakikaten bir duası var, yapılan bir şekil var.
SUNUCU: Kendimi onun yerine koyuyorum da Hocam.
ADNAN OKTAR: Ama mutlak güç Allah’ındır. Allah’tan başka güç sahibi yoktur. Cinin ne gücü var, cin zavallı bir varlık. Bir tecelli, Allah’ın bir tecellisi. Mesela ha bir mendil parçası, ha cin. Yani bir gücü yok ki, bütün güç Allah’a aittir. Yoksa oraya sen, o yazıları yazan da Allah’tır, cini orada yaratan da Allah’tır, o görüntüyü meydana getiren de Allah’tır. Cin ne yapsın, cinin öyle bir şeyi yok. Cine ayrı bir güç gibi bakmak doğru olmaz.
Evet programımız bitmiş, Allah şehitlerimize rahmet etsin. Asker şehitlerimize, efendim Filistin’de şehit olan kardeşlerimize de, herkese Allah rahmet etsin, Allah güzellikler nasip etsin. Bütün Müslümanlara, bütün Musevilere, bütün Hıristiyanlara Allah kurtuluş nasip etsin. Mehdi (a.s.)’nin kurtuluşuyla kurtulmalarını nasip etsin inşaAllah. Hz.İsa (a.s.)’nın onlara şefkat sunmasını, güzellik sunmasını nasip etsin. Mehdi (a.s.)’yi ve Hz.İsa (a.s.)’yı görmelerini nasip etsin Cenab-ı Allah.
Evet yarın nerelerdeyiz, ne yapıyoruz, İnşaAllah.
SUNUCU: Harunyahya.tv sitesinden 24 saat yayınlarımızı takip edebilirsiniz. Soru ve görüşlerinizi bize ahirzamansohbetleri@hotmail.com adresinden gönderebilirsiniz. Harunyahya.org ve harunyahya.net adreslerinden Hocamızın tüm eserlerini ücretsiz olarak indirebilirsiniz. Bizi yarın 22:00’den itibaren harunyahya.tv internet sitesinden, Mavi Karadeniz Radyo ve Güneydoğu Olay TV ekranlarından takip edebilirsiniz. Yayınımıza harunyahya.tv sitesinden devam edeceğiz. İyi akşamlar, iyi geceler.
Ahir Zamana ait Yeni Bilgiler
Devamı ...Adnan Oktar Ne Demişti Ne Oldu
Devamı ...
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Başlıklar
Devamı ...Bunları Biliyor Musunuz?
Devamı ...Adnan Oktar Ne Demişti Ne Oldu
Devamı ...Ses kasetleri
Devamı ...