SUNUCU: İyi akşamlar sayın izleyicilerimiz ve dinleyicilerimiz. Bu akşam HarunYahya.Tv internet sitemizden, Mavi Karadeniz Radyo’dan ve Güneydoğu Olay Tv’den canlı olarak yayınlanan ‘Adnan Oktar’la Gece Sohbetleri’ne hoş geldiniz. Birbirinden önemli konuların yer alacağı programımıza, siz de e-maillerinizle katılabilirsiniz. Soru ve görüşlerinizi bize ahirzamansohbetleri@hotmail.comadresinden de gönderebilirsiniz. Konuklarım Harun Yahya müstear ismiyle yazdığı 300’ü aşkın kitabıyla tüm dünyaca tanınan Sayın Adnan Oktar ve Hocamız Oktar Babuna. Hoş geldiniz.
ADNAN OKTAR: Oktar Hocam nasılsın?
OKTAR BABUNA: Estağfurullah Hocam, çok iyiyim, elhamdülillah.
ADNAN OKTAR: O İsrailli gazeteciyi arayacak mısın?
OKTAR BABUNA: Evet Hocam. Arayacaklar şimdi, bağlanınca da haber verecekler inşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR: Şimdi canlı yayına da alırım fakat çok vakit alır. Canlı yayında çıkması dikkati dağıtabilir. Kısa özlü konuşacağımız için onun için canlı yayına kabul etmedim. Ama telefonda konuşabiliriz. İnşaAllah. Biz ne yapalım?
SUNUCU 1: Hocam isterseniz yine Mehdiyetten bahsedebiliriz. Nur kardeşlerimiz için de, onların da bilgileri için.
ADNAN OKTAR: Olur. Bakın burada bayağı detaylı; İncil’de ve Tevrat’ta Kral Mesih yani Hz. Mehdi (a.s.)’nin zamanındaki olaylar çok detaylı anlatılıyor. Aynısıyla oluyor. İnşaAllah.
Bu PKK da kudurdu değil mi? Bugün bayağı eylem yapmış yine.
OKTAR BABUNA: Evet Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Bu zamanlama neyin nesi böyle?
OKTAR BABUNA: Hepsi üst üste geldi Hocam. 31 Mayıs’ta iki olay oldu bu gemiler denizdeki. İskenderun’a bir roketleme saldırısı oldu, askeri üsse. Ondan sonra bu olaylar oldu.
ADNAN OKTAR: Kimin attığı falan anlaşıldı mı?
OKTAR BABUNA: Bir haber sitesinde çıkan habere göre, PKK üstlenmemiş. PKK’nın haber sitesinde bir haber çıkmış. Ama henüz üstlenmedi, dün öğleden sonra bir yayın vardı.
ADNAN OKTAR: PKK üstlenmiyor?
OKTAR BABUNA: Dün öyleydi, son durumu bilmiyorum Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Evet. Yeremya 23-5’te Mehdi (a.s.) için “akıllı davranacak” diyor. Yani “hep akıllı hareket edecek” diyor. “Akılda olağanüstü olan Kral Mesih (Mehdi (a.s.)) tarafından yönetilecek,” dünya. “(Mehdi (a.s.)) dönemi iyilik ve akılla egemen olacak.” İyilik, sürekli iyilik ve akıl. Yani en akıllı ve en isabetli hareketler yapılacak. “Allah ona (Mehdi (a.s.)'e) sonsuza dek sevgi gösterir” diyor. “Allah’ın sevdiği bir kuldur” diyor yani Mehdi (a.s.) için. (2. Samuel, 22:51) “Rab korkusu ruhu onun (Hz. Mehdi (as)'nin) üzerinde olacak. Rab korkusu hoşuna gidecek.” Hadiste de Allah’tan çok korkacağı Mehdi (a.s.)’nin belirtiliyor. Burada da aynı şekilde, Allah’tan çok korkacağı Tevrat’ta da belirtiliyor. Evet. “Allah'a yakın olan dünya Mesih ( Mehdi (a.s.)) tarafından yönetilecek.” (Mişna Tefsiri, Sanhedrin 10:1) “(Halk,) Kral Mesih’i (Mehdi (a.s.)'i) bütün güzelliğiyle görecek.” Yani “herkes görebilecek onu” diyor. (Yeşaya, 33:17) “Sen insanların en güzelisin” diyor (Mezmurlar, 45:2). Tabii bir manevi güzellik bu yani. Sırf kaş, göz güzelliği anlamında değil, manevi bir güzellik inşaAllah. “Kalk, aydınlan,” yani artık bilgi al, güzelleş, doğru yola gir anlamında bir ifade. “Çünkü ışığın geldi” “Mehdi (a.s.), nur geldi” diyor inşaAllah. “Ve Rab'bin izzeti senin üzerine doğdu.” “Lütuf saçılmış dudaklarına” diyor. Yani “çok güzel konuşur” diyor Mehdi (a.s.), Mezmurlar, 45:2’de. “Tüm insanları eğitecek ve Allah’ın yoluna davet edip, ders verecek.” (Mişna Tora, Tövbe 9:2) “(Mehdi (a.s.)) çıktığında itaatsizlikleri düzeltecek.” Yani “itaatsizleri düzeltecek” diyor. “İtaatli hale getirecek” diyor inşaAllah. “(Mehdi (a.s.)) bütün dünyayı Allah'a kulluk etmeleri için mükemmelleştirecek.” (Kralların Kanunları 11:4)
OKTAR BABUNA: Bugün bir haber çıktı Hocam inşaAllah. Bir fikir adamı, düşünür Sezai Karakoç Bey, tam sizin söylediğinizin aynısını söylemiş Hocam. Dün de özellikle vurgulamıştınız. “Bu birlik olsaydı, ne Irak’ta, ne Afganistan’da, Pakistan’da ne de Filistin’de bu acılar yaşanmayacaktı.” “İslam Birliği ne zaman?” diye Sezai Karakoç Beyefendi’nin açıklaması var bu şekilde. “Bu birlik olsa bunların hiçbiri olmaz” diyor inşaAllah.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah.
OKTAR BABUNA: İslam Birliği’ni savunmuş, Türk-İslam Birliği’ni, onu söylüyor haberde de. “Bunun olması kurtuluş olacaktır” diyor inşaAllah.
SUNUCU 1: “Türkiye’nin öncülüğünde ve liderliğinde kurulmalıdır” diyor.
ADNAN OKTAR: İnternet sitelerinde, Nur talebelerinin sitelerinde, başka sitelerde bu tarzda geniş çaplı yazılar bir hayli çoğaldı maşaAllah. Yani uyarılar fayda verir. Kardeşlerimiz diyorlar ya hani; “kaçıyorlar bizden, dinlemiyorlar.” Öyle bir şey yok. Nur talebesi kardeşlerimizi uyandırmaya devam edeceğiz, uyuyanları. Uyanıklara sözümüz yok. Ama uyuyanlar var, onları eğiterek, anlatarak uyandıracağız. Uyandırdığımızda da netice alıyoruz, gayet güzel oluyor inşaAllah. Allah hep güzel ahlaklıları korur, kollar. Hep onların işi rast gider. Böyle itlik yapanlar, kurtluk yapanlar, hırslı olanlar da hep it gibi sürünürler. Kendilerini de uyanık zannederler ama. Anlatamazsın. Çok başarılı olduğunu düşünürler böyle. Halbuki her yerde de aşağılanır. Bir kere kendi kendine aşağılanır. Yani bir insanın kendi kendine aşağılık görmesi çok kötüdür. Çok rezil bir şeydir yani. Çok büyük bir beladır. Çünkü yirmi dört saat aşağılıyor kendisini. Ve en inandırıcı aşağılama da insanın kendi kendini aşağılamasıdır. Böyle dalalete düşmüş, pislik yapan zalimler, kaşar tipler, azgın tipler kendinin aşağılık olduğunu bilir. Zaten aşağılık olmanın yüzü de, siması da çöker üstüne. Yani anlarsın suratından aşağılık olduğunu, hissedersin ve konuşmalarından da aşağılık olduğunu o hissettirir. Basit olduğunu, soysuz olduğunu. Soysuz derken yani ırk anlamında değil. Basitlik derken, haysiyetsiz, karaktersiz anlamında, olduğunu konuşmalarında çok açık hissettirir. Ama yüzüne yansıması çok özeldir. Yani mimiklerinden anlarsın, oturup kalkmasından anlaşılır. Sürekli onun acısını çeker. O bedenine oturur adeta. Çok büyük bir beladır. Mesela mümine dışarıdan öyle hakaretler olur ama mümin asil olduğu için, ruhu, bedeni asil olduğu için kendinin değerli olduğunu bilir, hiç etkilenmez. Bilakis, kendine olan sevgisi daha artar. Allah’a olan sevgisi daha artar, İslam’a Kuran’a olan bağlılığı daha artar. Çok etkili olur. Ama öbür türlü felaket, Allah vermesin.
OKTAR BABUNA: Büyük olaylar olacak demiştiniz Hocam. Çok büyük olaylar oluyor maşaAllah.
ADNAN OKTAR: Ne zaman söyledim büyük olaylar olacak diye? Bir ay önce özellikle söyledim. Önümüzdeki günlerde çok büyük olaylar olacak dedim ve peş peşe devam edecek dedim.
OKTAR BABUNA: Evet inşaAllah. En sonunda Güney Amerika’da büyük bir volkan patlaması yine. Küller savrulmaya başlamış ve çok büyük bir fırtına vurmuş. Şehrin içinde büyük tahribat meydana getirmiş. Hatta fotoğrafları da var inşaAllah. Her gün bu şekilde bir harika olay oluyor maşaAllah.
SUNUCU 1: Azerbaycan’dan kardeşiniz Oktay Aliyev sormuş Hocam. “Bismillahirrahmanirrahim. Selamün aleyküm nur yüzlü Hocam ve talebe kardeşleri.”
ADNAN OKTAR: Aleyküm selam ve rahmetullahü ve berakatühü.
SUNUCU 1: “İsrail’in dün yapmış olduğunun kesinlikle Musevi dindar ve İsrailli sade vatandaşlarla alakası olmadığı kanaatindeyim. Zaten dindar Yahudiler Gazze halkından özür dilemişlerdi. Hocam bu insanlar nasıl hidayet bulacak? Size sormak istedim.”
ADNAN OKTAR: İşte iki tarafın dindarları birbirini çok sevip, koruyup, kollayacaklar. İttifak edecekler, birbirlerine destek olacaklar. Yani Hıristiyan dindarlar, Musevi dindarlar, Müslüman dindarlar birbirlerini çok iyi koruyup kollarlarsa, destek olurlarsa İsrail’de o tepede olanların yapacağı bir şey kalmaz. Yani konu kökünden hallolur. Bir avuç ateistin ortalığı karıştırması. Dindar Museviler olmuş olsa orada gayet güzel bir ortam olur. Hiçbir şey olmaz. Dualarla karşılarlar, dualarla dağıtılır. Onlar da hayır ve bereket görürler, güzellik görürler. Fakire, fukaraya, yardıma muhtaç insana iyilik yapılmasını zaten Tevrat emrediyor. Tevrat da Allah’ın hükmüdür inşaAllah. Dolayısıyla onlara bırakmıyorlar ki. Kendi kafalarına göre, bir avuç ateist yöneticinin eline bırakmış durumdalar. Onlar da şeytandan aldıkları vahiyle, kafalarına ne gelirse yapıyorlar. Şimdi, mesela buraya gelen Sanhedrin üyeleri var, onlarla beraber olmuş olsak biz, Filistin’e gitsek, yardım gemileri gelse, orada olduğumuzu düşünelim. Ya desek hadi Bismillah buradaki gelen yardımları dağıtalım. Ne diyecekler? Allah razı olsun derler, ne güzel hep beraber Bismillah deriz, indiririz, herkese dağıtırız, halka, konu biter. Kim ne karışır yani? Sonrada beraber birlikte yemek yeriz, sohbet ederiz, ibadet ederiz değil mi? Herkes kendi ibadetini yapar. Ama ateist olunca; şüpheci, kuşkucu, saldırgan, her şeyi yakıp yıkarak halletme taraftarı olan, güvenmeyen, değer vermeyen, saygı duymayan, deli bir ruh hakim oluyor. Ama dindar olunca; saygı oluyor, sevgi oluyor, güven oluyor, hürmet oluyor, merhamet oluyor, şefkat oluyor. Şimdi biz desek ki, biz geldik selamün aleyküm, gemilerle geldik biz. Şu ekip olarak orada olduğumuzu düşünelim ve dindar Museviler de geldiler. Biz bunu burada fakir halka dağıtacağız hatta Musevi çocuklara hediyemiz var, küçüklere, ufaklara. Onlarda çünkü insan evladı, onlar da Allah’ın kulları, onlara da dağıtacağız. Hadi bakalım Bismillah, hep beraber bu hayrı yapalım desek, dua ederler bize. Allah razı olsun derler yani hürmet ederler, nezaket gösterirler, baş tacı ederler, konu biter. Böyle kepazelik çıkarmazlar, değil mi? Dolayısıyla mutlaka dindarların dindarlarla arkadaş, ahbap ve dost olması gerekiyor. Ve Hıristiyan ruhanilerle. Tam ittifak olması gerekiyor, tam. Allah’ın birliği konusunda bir tek o Hıristiyanların bir sorunu var. Onu hallettik mi tamamdır. İnşaAllah. Çünkü Kuran’ın emri, Allah “onları Allah’ın birliğine davet edin” diyor. Çünkü Allah’ın bir olduğunu onlar da biliyorlar. Sorduğunuzda zaten, hangi Hıristiyan’a sorarsanız “Allah bir” diyor. Kardeşim peki niye bu söylüyorsun böyle? Değil mi? “Allah’ın oğlu.” Manevi anlamında “bütün insanlar Allah’ın oğludur” diyor mesela Museviler. Yani böyle insanların kafasını bulandıracağınıza, değil mi, ne gerek var? Hepimiz Allah’ın kuluyuz deseniz. Kul olmak, yetmiyor mu bu kelime? Kuluyuz dersiniz. Herkes “Allah’ın oğludur” deyince onlar da diyorlar ki; “Hz. İsa Allah’ın oğlu.” Ee? Ama herkes için demiş o, Tevrat’taki hüküm, izah. “Sizler Allah’ın oğullarısınız” diyor, bütün insanlık için, “Allah’ın oğullarısınız.” Sizi Allah yarattı anlamında. Değil mi? Yani sizi meydana getiren, koruyup kollayan O’dur anlamında. Yoksa organik anlamda değil tabii ki. Yani Allah’ın öyle bir şeye ihtiyacı yok. Münezzeh’tir Allah. Dolayısıyla, böyle teşbih olarak söylenmiş bir sözü bakın ne hale getirdiler? Bunun hemen düzelmesi gerekiyor. Allah birdir dedi mi tamam, biz onlarla ittifaka geçeriz. İnşaAllah. Ama demeseler dahi, demeseler dahi her halükarda bir Allah inancı olduğu için, geri planda bir Allah’a yine inandıkları belli olduğu için, çünkü bir yanlış düşünceden, yanlış saplantıdan kaynaklanan bir ifade bozukluğu meydana geliyor. Yanlış ifade ediyorlar. Çünkü sorduğumuzda Allah bir diyorlar. Peki bunu niye soruyorsunuz, “söylüyoruz” diyorlar. Dolayısıyla her halükarda ittifak etmekte fayda var. Yani onları da sonradan düzeltebiliriz. Çünkü Peygamberlere inanıyorlar, Ahirete inanıyorlar, Cennete, Cehenneme inanıyorlar. Helallerimiz, haramlarımız hepsi bir. Yani o konuda inşaAllah dua edelim hallolur, oluyor da. Nitekim birçok Hıristiyan mezhep bir Allah’a inanıyorlar. Yani teslisi reddediyorlar, çok büyük Hıristiyan gruplar var. Milyonlarca kişilik. Mesela mormonlar var, değil mi?
OKTAR BABUNA: Evet Hocam. Bu Kudüs’ten Ortodoksların lideri gelmişti, “bir Allah’a inanıyoruz” diye sizin basın toplantınızda söylemişti evet.
ADNAN OKTAR: Tabii yani mesela Ortodoks’tu o, “Allah’ın birliğine inanıyoruz” dedi. Tabii.
Ben acıyorum bu dindar Musevilere. Çocukları acıyorum, Filistinli ufak keratalara acıyorum, Filistinli halka acıyorum, milletime acıyorum. Rahatsız oluyoruz. Yani şeytanın keyfi için, bir ızdıraptır yaşanıyor. Kardeşim bırakın bize, çekilin aradan siz, çıkın yani bu kadar basit. Dindarlara bırakacaksınız olayı. Konuyu dindarlara bırakacaksınız. Anında Cennet gibi yaparız ortalığı, Cennet. Kardeşim kimin ne haddine biz oraya gitsek. Dindar Museviler bizi karşılayacak binlerce. Allah’ı anarak karşılarlar coşkuyla. Dualarla karşılarlar. İftihar ederler, sarılırlar boğazımıza, bağırlarına basarlar. Yardım getirdik desek, adamlar “hay Allah razı olsun diyecek.” Ne diyecek? Tevrat’ın emri, Allah’ın emri zaten. Değil mi? Biz bile bile Allah’tan korkan insanlar, gider oraya silah götürür müyüz? Bomba götürür müyüz? Adam zaten bize güvenir Allah’tan korktuğumuz için, Allah’ı sevdiğimiz için. Adam utanır bize onu sormaya dahi, aklının ucundan dahi geçmez, bu gemide silah var mı demez. Bunların içinde bomba var mı demez. Adam haya eder. Yani tahayyül etmekten bile haya eder yani. Gönül huzuruyla dağıtırız. İnşaAllah. Dolayısıyla bir kucağımıza Musevi çocukları alırız, bir kucağımıza Filistinli çocukları alırız değil mi ufak kerataları. Onları sevindiririz, hediyeler veririz falan, gezdiririz İsrail caddelerinde, Filistin caddelerinde olur biter. İblis Kudüs’te taht kurdu kardeşim. Şeytan, deccal. O nalet orada durduğu müddetçe bu olay devam eder. Yani onu orada gidip boğmadıktan sonra, kafasını parçalamadıktan sonra, fikren tabii, bunun devam edeceği belli, inşaAllah. Çünkü deccal ne derse aynısını yapıyor adamlar. Komitesi var, ekibi var. İki büklümler karşısında. Emret diyorlar, adam ne derse yapıyorlar. Ortada hiçbir sebep yok kardeşim. Hiçbir şey yok. Ama bakın otuz kere söyledim ve her zamanda söylüyorum, komünist yöntemlerle bu iş olmaz. bir avuç komünistin eline verirsen bu işleri, böyle olur. Bu Kurani yöntemlerle hallolur. Rahmani yöntemle hallolur. “Arkadaş” diyorlar, “biz şeytani yöntemlerle bu işi halledeceğiz.” İşte belanı bulursun o zaman. Ben şehit olanları tenzih ederim, orada muztar olanları tenzih ederim fakat bu beladan kurtulamazlar. Ateist kafayla, Marksist kafayla, şeytani, deccali kafayla olaya yaklaştın mı olay bu olur işte, böyle olur. Yani bilmedikleri yok, acayip bilmişler. “Biz biliriz” diyor. Kardeşim Peygamber (s.a.v.) çözümü sana söylememiş mi? Sen fındık kadar kafanla nereden çıkarıyorsun, akıl veriyorsun kendi kendine? Karl Marx’ın, Lenin’in yöntemlerini ortaya çıkarıyorsun? Peygamber (s.a.v.) nasıl hareket edeceğini sana anlatmamış mı? Ahir zamanı anlatmamış mı? Ahir zamanda olacak olayları anlatmamış mı? “Ben inanmıyorum” diyor. İnanmıyorsan Allah belanı verir o zaman. İnanıyorsan itaat et, bak nasıl düzeliyor, nasıl güzel oluyor. Yaratan Allah’a sen güvenmiyorsan, ona itaat etmiyorsan her şey olur. Dolayısıyla da İsrail Devleti’nin başı beladan hiç eksik olmuyor. Komünist yöntemler olayı buraya götürür, bu sisteme götürür. Belada başlarından eksik olmuyor. Olan garibanlara oluyor yani inşaAllah. Tabii onlar da şehit oluyorlar, sevap alıyorlar o ayrı yani, inşaAllah. Kader de o olacak inşaAllah, onlar da olacak. İnşaAllah. Şimdi buraya geliyor Museviler, adamlar, gayet güzel karşılıyoruz. Biz gidiyoruz İsrail’e, bizim çocuklar gidiyorlar; ne bavulları aranıyor, ne kapları aranıyor, ne bir şeyleri aranıyor, ne üstü başı aranıyor. Hürmetle, sevgiyle en hassas noktalara kadar götürüyorlar. Güveniyor adam, bir şey yapmayacağımız belli yani. Allah’tan korkuyoruz. Biz de onlara güveniyoruz. Geldiğinde biz onların da bavulunu, şunu bunu falan oturup araştırmıyoruz. Allah’tan korkuyor adam, biz de korkuyoruz Allah’tan. Niye öyle bir şey yapalım? Değil mi? Halk arasında bir söz vardır, “kork Allah’tan korkmayandan” derler. Korkacağımızdan değil de yani çekin, temkinli ol anlamında. Allah’tan korkmayınca böyle olur işte adam. İnşaAllah. İsrail’in dindarların eline verilmesi lazım. Çözüm budur. Müslüman, Musevi, Hıristiyan dindarların eline verilecek. Bakın açıkça söylüyorum, o saat konu çözülür. Kökünden biter. Bu nasıl olacak? Bu Mehdi (a.s.)’nin eliyle olacak, Mesih (a.s.)’in eliyle olacak, başka türlü de olmaz inşaAllah.
Kardeşim Allah’In izniyle Mehdi (a.s.) bir zuhur etse, acayip olacak, ben size söyleyeyim. İsrailli dindarlar delirirler sevinçten, delirir. Kral Mesih’i bekliyorlar, Mehdi (a.s.)’yi bekliyorlar. Delirirler yani acayip sevinirler. “İsrail dışından gelecek” diyorlar Kral Mesih. O da çok manidar yani. “Davud soyundandır” diyorlar. İnşaAllah. Mesela bana yazı gönderiyorlar, “gece-gündüz dua ediyoruz” diyorlar, “Mehdi (a.s.)’nin zuhuru için.” O kadar çok bana mail geliyor ki. “Allah’a gece-gündüz yalvarıyoruz” diyorlar, “Mehdi (a.s.)’yi bir an önce zuhur ettirsin diye.” Bizim Mehdi (a.s.)’miz, bizim beklediğimiz Mehdi (a.s.). Bizim beklediğimiz Mehdi (a.s.) de o diyorlar. “Kral Mesih” diyorlar inşaAllah. Kardeşim mesela şimdi diyor ki; “gemi geliyor, ben şüpheleniyorum” diyor. Şimdi gemidekileri dindar bilmiyor. Soran da dindar değil. Olay işte böyle oluyor sonunda. Değil mi? Karşılayanlar dindar olsa, gelenler dindar olsa ne olur biliyor musun? Sarmaş dolaş olurlar, birbirlerini bağrına basarlar. Tekbir getirirler, sevinç, heyecandan falan, değil mi? İsrailleri kucaklarlar, Filistinlileri kucaklarlar. Beraber yemekler yenilir, değil mi? Efendim, bin tane dana keseriz Allah’ın izniyle böyle. Fakire fukaraya dağıtırız. Sabaha kadar ızgara yaparız böyle inşaAllah değil mi? Bambaşka bir ortam olur. Bu nedir bu böyle? Geminin içinde sopa arıyorlar, tabanca arıyorlar. Kardeşim ara ara gemi biter mi? Gemi araması ne demektir biliyor musun sen? Gemi uçsuz-bucaksız dağ gibi bir şey.Eğer şüphe gözüyle baktın mı sen, orada gizli yerlere silah da sokulabilir, bomba sokulabilir, kama sokulabilir, her şey konur kardeşim. Aklına gelen her şey konulabilir. Ayrıca Allah esirgesin, eğer o kafada, o hırstaysa provokasyon da yaparsın. Cinayet işlemiş silahları alır, getirirsin, geminin içierisine koyar adam, değil mi? “Gemiden çıktı” der, ne diyeceksin? Arama yaparken başında duramıyorsun ki sen. Değil mi? Al sana bir olay daha. Silah incelendiğinde diyecekler; “bak falancayı falancayı öldüren silah bu. Gemiden de çıktı.” O kadar. Yani Allah’ın sistemi uygulanmadığında, şeytanın sisteminden kurtuluş yok. Yani bunu bilecekler. İslam ahlakı uygulanmadığında, Kuran ahlakı uygulanmadığında ızdırap ve acının önüne geçmek mümkün değil. Bağırmayla, çağırmayla, kahrolsun demeyle bu işler olmaz. Bağırın “Ya Rabbi,” dersiniz, “Türk-İslam Birliği’ni hakim et. Ya Rabbi, Müslümanları birleştir. İttihad-ı İslam meydana getir. İslam ahlakını dünyaya hakim et.” Bütün Müslümanların demesi gereken bir şeydir bu. Bir nimet ve dua olarak. Bediüzzaman diyor ki; “bu devrin (bu asrın) en büyük farz vazifesi ittihad-ı İslam’dır (İslam Birliği’dir)” diyor. İslam ahlakı dünyaya hakim olduğunda bu olaylar olmaz. Bakın, aksinde sel gibi kan akar. Ben söyleyeyim. Ucu bucağı olmaz. Kin kini, nefret nefreti doğurur. İntikam intikamı doğurur. O ona, o ona, o ona, o ona; iki, dört, sekiz, on altı böyle gelişir. Dünyayı mahvedinceye kadar devam eder. Şeytan da sonunda kahkahalarla güler. “Bak demedim mi” diyor şeytan zaten, o kafada. Allah diyor ayette; “şeytan dediğini doğruladı” diyor. “Ancak senin muhlis kullarından başka (samimi kullarından başka) herkesi saptıracağım” diyor şeytan. Allah da diyor ki;“sözünü doğruladı” diyor. “Sana mühlet verdik.” Allah da diyor; “benim muhlis kullarımı etkileyemezsin” diyor. Samimi kullarımı. Mehdi (a.s.)’yi, İsa (a.s.)’yı ve Mehdi (a.s.) ordusunu, İsa (a.s.) ordusunu etkileyemez ve dolayısıyla ona tabi olanları etkileyemez. Dünyada şu an milyonlarca Mehdi (a.s.)ordusu hazır. Aydın, kaliteli, akıllı, modern milyonlarca genç kız, milyonlarca delikanlı şu an Mehdi (a.s.) ordusu olarak hazırlar. Bir tane, iki tane, on tane değil. Ha, sorsan sen “Mehdi (a.s.) ordusu musun?” Bilmez o ama o Mehdi (a.s.) ordusu, haberi yok. Tabii. Allah’ı seviyor, Kuran’ı seviyor, Peygamber (s.a.v.)’i seviyor, İslam’ı savunuyor, İslam ahlakının dünyaya hakimiyetini istiyor. Ama kimin askeri olduğundan haberi yok. İstese de, istemese de Mehdi (a.s.) askeridir. Yani kim olursa olsun Mehdi (a.s.)’ye hizmet eder. Mesela bu yardım gemileri, bunlar da Mehdi (a.s.) askeri, haberi yok, istese de istemese de Mehdi (a.s.)’ye yardım ederler. Karşı tarafta Mehdi (a.s.)’ye yardım etmiş oluyor. Çünkü karşı hareketle Müslümanların hamiyet-i İslamiyesine feveran ettiriyorlar. Anlaşıldı mı? Uyuyanları Allah uyandırmış oluyor, inşaAllah.
“Kaldığı yer görkemli olacak” diyor, Mehdi (a.s.)’nin. MaşaAllah. Demek ki güzel yerleri seviyor mübarek. (Yeşaya, 11:10) Klas insandır Mehdi (a.s.) inşaAllah. Kalitelidir. En yüksek kalitede, en güzel kişilikte, en güzel şahsiyettedir. “O adil, adaletli kurtarıcı ve alçak gönüllüdür.” Mütevazidir, diyor. (Zekeriya, 9:9) “Üzerine celal ve haşmet koydun” diyor. Yani aynı zamanda küfre karşı celalli yani Allah için buğz ediyor. Yani şahin yönü de var. Ama şefkatli, inşaAllah. “Ve haşmet koydun.” Heybetlidir Mehdi (a.s.). Haşmet, heybet inşaAllah. (Mezmurlar, 21:1-7) “(Mehdi (a.s.)) çıktığında Allah’ın mücadelesini sürdürecek” yani Kuran’ın mücadelesini sürdürecek. (Kralların Kanunları, 11:4) “Gözüyle gördüğüne göre yargılamayacak, kulağıyla işittiğine göre karar vermeyecek” yani “hissedecek” diyor inşaAllah. Mesela adama sen delil getirirsin, dersin ki; “falanca falancayı öldürmüş, al sana delil” dersin. Adam da gelir sana şahitlik eder ama bakarsın sahtekar, yalan söylüyor. Delil de sahte. Nasıl anlarsın? Bakışlarından, konuşmasından, üslubundan. Özel bir ilim vardır Mehdi (a.s.)’de. Anlar. Anladı mı alır o delilleri, “sen bunları götür” der. “Sen yalan söylüyorsun” der. Değil mi? “Yatarken gelecekle ilgili düşüncelere daldın” yani “gelecekle ilgili neler olacak, neler bitecek diye düşünüyorsun” diyor Mehdi (a.s.) için. “Gizleri açan da neler olacağını sana bildirdi” diyor. Yani “bütün gizli sırları sana Allah bildirdi" diyor inşaAllah. Hadislerden, Kuran’ın işaretlerinden, evliyanın bildirdiği bilgilerden Mehdi (a.s.) bilecek. (Daniel, 2:29) “Yardım isteyen yoksulu, dayanağı olmayan düşkünü O kurtarır.” (Mezmurlar, 72:12) Bak, “yardım isteyen yoksulu” şimdi bu giden heyet gemilerde ne götürüyor?
SUNUCU 1:Yardım götürüyor inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Kime götürüyor? Yoksula götürüyor, değil mi? Adamlar istiyor mu yardım? “Yardım edin bize diyorlar,” değil mi? Bak Tevrat ne diyor? “Yardım isteyen yoksulu, dayanağı olmayan düşkünü o kurtarır.” “Mehdi (a.s.) kurtarır” diyor. Öbürleri kurtaramıyor. Bak, “dayanağı olmayan” adam bir yere dayanamıyor. Oradan yardım istiyor, olmuyor. Mısır’a gidiyor yardım istiyor; dövüyorlar, öldürmeye kalkıyorlar. Bir yere gidiyorlar, yok aman bize yanaşma; oraya gidiyor, yok yanaşma. “Dayanağı olmayan düşkünü o kurtarır” (Mezmurlar, 72:12) “Yoksula düşküne acır. Düşkünlerin canını kurtarır.” Demek ki onların canı da tehlikeye girecek. Filistin’in kurtuluşu da yine Mehdi (a.s.)’nin elindedir, inşaAllah. Bak, “düşküne acır” diyor. “Yoksula, düşküne acır.” (Mezmurlar, 72:13) “Baskıdan, zorbalıktan özgür kılar onları.” Bak “baskıyı kaldıracak onların üzerinden” diyor. “Zorbaların saldırılarını da onlardan kaldıracak” diyor. “Özgür kılar onları” diyor, esir olanları. “Çünkü onun gözünde onların kanı değerlidir.” Mazlumların, güzel insanların kanı değerlidir. “Onları değersiz olarak görmez” diyor. (Mezmurlar, 72:14) “Bağırmayacak, sesini yükseltmeyecek” diyor. Yani böyle sinirlenip bas bas bağıranlar var ya. “Sesini yükseltmeyecek.” “Onu sokakta işittirmeyecek.” Ta sokağa kadar çıkıyor ya bazen bağırıyorlar var güçleriyle cıyak cıyak. (Yeşaya, 42:2) Asildir Mehdi (a.s.), öyle o tip şeyler yapmaz. “Şiddete başvurmayacak” diyor. “Hileli söz ağzından çıkmaz” diyor. (Yeşaya, 53:9) “Ey yiğit savaşçı” diyor Mehdi (a.s.) için. “Kuşan kılıcı beline, görkemine, yüceliğine bürün.” Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in kılıcını kuşanacaktır. Biliyorsunuz? Teberrüken. “Ey yiğit savaşçı” diyor, delikanlıdır Mehdi (a.s.) inşaAllah. “Görkemine” yani heybetine, “yüceliğine bürün” diyor. İnşaAllah. “Bütün yeryüzünde adaleti sağlayana dek umudunu, cesaretini yitirmeyecek.” “Ne umudunu, ne cesaretini kaybetmez” diyor. “Bunu sağlayıncaya kadar devam edecek” diyor. (Yeşaya, 42:4) “Denizin bolluğu sana döndürülecek.” Yani denize nasıl bolluk verildiyse, Cenab-ı Allah Mehdi (a.s.)’ye de; “sana o kadar bol mal vereceğim” diyor inşaAllah. “Milletlerin zenginliği sana gelecek.” “Bütün milletlerin zenginliği sana gelecek” diyor. “Altın ve günlük getirecekler.” (Yeşaya, 60:5-6) “O (Mehdi (a.s.)) Rabbin önünde bir fidan gibi.” Yani “ağaç fidanı gibi yavaş yavaş, küçük bir filiz gibi büyüdü” diyor. “Gittikçe gelişecek” diyor. “Kurak yerdeki kök gibi büyür” diyor. “Kurak yerde, hiç olmayacak” yerde yani “İslam’ın en zor yaşanacağı, sefahatin, eğlencenin, Darwinizm, materyalizmin en yoğun olduğu bir yerde kök salacaksın” yani “derinden gideceksin” diyor. Kök nasıl gider? Derinden gider, değil mi? “Sen de öyle derinden gideceksin ve her yere kök salacaksın, yayılacaksın” diyor. Çok mükemmel bir anlatım. (Yeşaya, 53:2) “O müjdeci ki esenlik duyurur.” Mehdi (a.s.) müjdecidir. İslam ahlakının dünya hakimiyetini, Hz. İsa (a.s.)’nın nuzulünü, Cenneti, her türlü güzelliği Müslümanlara müjdeler. “Esenlik duyurur” yani kurtuluş, ferahlık, iç açıcılık bunu duyuruyor. “İyilik müjdesi getiriyor.” Her yer iyi olacak diyor, müjdesini getiriyor, diyor. “Kurtuluş haberi veriyor.” Kurtulacaklar diyor. Önce bir darlık olmasa kurtuluş olur mu? Önce Allah darlığı meydana getiriyor. Kurtuluşu da Mehdi (a.s.)’ye nasip ediyor. (Yeşaya, 52:7) “Onun adı esenlik önderi olacak.” Yani kurtuluş önderi, ferahlık önderi iyilik ve güzellik önderi olacak. “Allah’ın ona verdiği isim bu olacak” diyor. (Yeşaya, 9:6) “Esenliğin büyümesi son bulmayacak.” Yani “iyiliğin, ferahlığın, barışın, kardeşliğin, her türlü güzel olan şeyin büyümesi son bulmayacak, sürekli gelişecek” diyor Mehdi (a.s.) devrinde. Yani katlamalı gelişme var. (Yeşaya, 9:7) Adon, Musevilerin dilinde seyit, efendi demektir. İnşaAllah, Mehdi (a.s.)’de seyyidtir, biliyorsun, değil mi? Adon da seyit anlamına geliyor. Efendi anlamına geliyor. Adonay, efendim anlamına geliyor. Benim efendim. Adon da efendi anlamına geliyor.
OKTAR BABUNA:Size gelen masonlar da söylemişti Hocam; Adon ve Adonay’ı beklediklerini, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:İnşaAllah. “(Mehdi (a.s.)) son zamanda gelecek” diyor bakın, (Talmut, 97:B). “(Mehdi (a.s.) son zamanda gelecek.” Kral Mesih. “(Mehdi (a.s.)) Kral Mesih büyük şöhret kazanacak.” “Herkes tanıyacak” diyor. Radyolarda, televizyonlarda, gazetelerde her yerde duyacağız, inşaAllah. “Ve onun ünü putperest milletler arasında” yani Darwinist, materyalist, ateist milletler arasında, “Kral Süleyman’dan daha fazla olacak.” Yani “daha ünlü olacak, Kral Süleyman’dan” diyor. (Sanhedrin 10:1) “(Mehdi (a.s.)) döneminde dünyanın işleyiş şeklinin veya doğa kanunlarının değişeceğini düşünmeyin.” Yani doğa kanunları aynen devam edecek fakat ahlak değişecek, kişilik değişecek, sevinç değişecek. Bakın ayrıca diyor ki; “işleyiş şeklinin” yani “sosyal sistem de değişmeyecek” diyor. Yine hükümetler oluyor, devletler oluyor onlarda bir değişiklik yok. Sadece ahlakta, sevgide, muhabbette, sanatta ve bilimde gelişme var. Manevi unsurlarda gelişme var. Dolayısıyla da o mimariye yansıyor, teknolojiye yansıyor. Her şeye yansıyacaktır. Mükemmel olacaktır. O yönde bir değişiklik var. Bak, “dünyanın işleyiş şeklinin veya doğa kanunlarının değişeceğini düşünmeyin.” Dünya olduğu gibi devam edecek, diyor Mehdi (a.s.) döneminde, inşaAllah.
SUNUCU 1:Hz. Mehdi (a.s.)’nin siyasete de girmeyeceğini Bediüzzaman da söylemişti.
ADNAN OKTAR:Evet. Bediüzzaman, “öyle hakim cereyanlar var ki; ondan, yirmiden birine dahi güven olmaz” diyor. “Bu fevkalade halata karşı, hamiyet-i İslamiye, sabır ve güzel ahlaka ait diğer özellikler gerekir” diyor. Yani Mehdi (a.s.)’ye bir bilgi olarak veriyor. “Çok zor bir ortamda geleceksin. Ondan, yirmiden birine dahi güvenme” diyor Mehdi (a.s.)’ye. Çok dikkatli hareket et. “Zannediyorum siyasete de girmeyecek” diyor. Çünkü, “birinci vazifesi çok önemli olduğu için ilk çalışmasında, imani konularda Darwinizme ve materyalizme yönelik mücadelesinde siyasete gireceğini zannetmiyorum” diyor, “girmeyecek” diyor. “Girme siyasete” diyor Mehdi (a.s.)’ye. Yani onu anlatıyor. Ama çok nezaketli bir üslupla anlatıyor. Darwinizm konusunda da yani “bizzat kendin araştırma yapmana gerek yok” diyor Bediüzzaman. “Bilim adamlarının hazır ettiği eserlerinden al, onunla kitap yap, dağıt. Onu yap” diyor. Bakın, onu da çok nezaketli bir üslupla diyor ki; “vakit ve hal müsaade edemez” diyor, “bizzat kendisi bu vazifeyi yapmaya vakit ve hal müsaade edemez” diyor. “Uzun zaman meşguliyeti iktiza ettiğinden tetkikat ve meşguliyeti” tetkikat, araştırma ve “meşguliyeti iktiza ettiğinden” gerektirdiğinden diyor, “bizzat Mehdi (a.s.)’nin bu görevi yapmaya hali ve vakti müsaade etmez” diyor. “Ondan evvel bir taifenin uzun tasdikatıyla yaptıkları hazır programı” diyor, hazır eserleri, “kendisine hazır bir program olarak alacak ve onunla o birinci vazifeyi tam yapmış olacak” diyor. Ve “Risale-i Nur Külliyatı’ndan istifade et” diyor Bediüzzaman. “Bu Risale-i Nur Külliyatı senindir” diyor, “asıl sana ait” diyor. “Senin için Allah bana ilham etti” diyor. “Senin vazifende kullanılmak üzere bu kitap bana verildi” diyor. “Ben burada sadece bir aracıyım” diyor. “Allah beni vasıta olarak görevlendirdi” diyor. “Ben senin pişdar bir neferinim, öncü bir askerinim, sana ortam hazırlıyorum ben” diyor. “Ben senin başarını mezardan seyredeceğim” diyor. Yani “takip edeceğim ben seni” diyor, Allah’ın dilemesiyle. Bu da çok acayip yani “Ahir zamanda bende vazifeliyim” diyor. “Ruhaniyet olarak vazifeliyim” diyor inşaAllah. “Ölsem dahi” diyor. “Ruhaniyet olarak” diyor, “ruhaniyetimle vazifeliyim” diyor. “Takip edeceğim,” diyor inşaAllah. “Siyaseti İseviler, İsevi dindarlar yapacak” diyor. “Sen karışma, onlara bırak” diyor. “Sen imani yönden, Darwinizmi ve materyalizmi yerle bir edecek faaliyetlere devam et” diyor. “Ama sakın siyasete de girme” diyor. “Ve evlenme” diyor. “Evlenirsen vaktin dar, yapamazsın” diyor. Bakın Mehdi (a.s.)’nin neler yapacağını çok detaylı anlatmıştır ve “Risale-i Nur’a uygun hareket edecektir” diyor Bediüzzaman. Yani “benim sözümü, anlattıklarımı dinler” diyor. Çünkü makul ve güzel olan her şeyi yapar Mehdi (a.s.). Anlaşıldı mı? “Bu eser de sana geldiği için, sana ait olduğu için” diyor, “Allah bana senin için ilham ettiği için,” Cenab-ı Allah’ın dilemesiyle sebep olarak, Allah rızası için, “içindeki sırları ve derinlikleri de sen bileceksin” diyor Mehdi (a.s.)’ye. “Nur talebeleri için gelmedi” diyor Risale-i Nur Külliyatı. “Asıl sahibi onlar değildir” diyor. Bakın, sahibi ayrı, asıl sahibi ayrı, değil mi? “Asıl sahibi” diyor “ Mehdi (a.s.) için.” Nur talebeleri için “sahibi” diyor. “Siz sahipsiniz” diyor “ama asıl sahibi Mehdi (a.s.)’dir” diyor. Dolayısıyla en iyi anlayacak kişi de odur, inşaAllah. “İstanbul’a geleceksin” diyor Bediüzzaman. “1979 yılında geleceksin” diyor. Değil mi? Çok açık anlatıyor. “İsa (a.s.)’ya ortam hazırlayacaksın” diyor. “Tam Müslümanlar Hıristiyanlarla ittifak etme istidadındayken Hz. İsa (a.s.)’yla görüşeceksin” diyor. O ortamda. “O ortama kadar Hz. İsa (a.s.) seninle görüşmeyecek” diyor. Bağlantı kurmayacak. Ne zaman görüşecek? Hıristiyanlarla Müslümanlar tam birleşme istidadındayken yani “öyle bir ortam hazırlayacaksın ki çok az artık detay kalmış olacak” diyor. “İşte o ortamda Allah seni Hz. İsa (a.s.)’yla görüştürecek” diyor inşaAllah. Anlaşıldı mı? “Hıristiyanlarla ittifak et” diyor Bediüzzaman. Hıristiyan ruhanilerle. “Onlar sana gelecek zaten” diyor. “İttifak edeceksin” diyor. Dizsizliğe karşı ve dindarlarla, Hıristiyan, “Ehl-i Kitap’la ittifak et” diyor. “Dinsizliğe karşı ayrı ayrı mağlup olursunuz” diyor. Bak, bu çok manidar. “Ayrı ayrı giderseniz mağlup olursunuz, mutlaka birlikte ittifak ederek hareket etmeniz gerekiyor” diyor. “Medari izhar” yani tartışma noktalarını “şimdilik bırak” diyor Mehdi (a.s.)’ye. Yani “Hıristiyanlarla, Musevilerle şu an tartışmaya girme” diyor. Sadece Allah’ın birliği konusunda uyar ama tartışmaya girme. “İslam hakim olduktan sonra ne konuşacaksan konuş” diyor. “Güzelce konuş o zaman” diyor. “Zaten ortam müsait olacaktır” diyor. Onlarda direnmez öyle bir şeyde. Çünkü kutsal emanetler çıkmış olacak, Hz. Süleyman (a.s.)’nın tahtı bulunmuş olacak, Ağrı’da gemi bulundu. Değil mi? Nuh’un gemisi. Bütün kutsal emanetler bulunacak, diyor. Bir de “çok rahat ol, acele etme” diyor bir de. “Aceleci olsan da değişmez” yani “kader mutlaka işleyecek” diyor. “Belirli bir zamanı var” diyor. Tarihlerini de veriyor. Şu şu şu tarihlerde, şu tarihte şu. “Yalnız 1997’de bir şey olacak” diyor. “Müslümanların aleyhinde bir şey olacak. Haberin olsun” diyor. Aynı dediği gibi çıkmıştır. Bakın “71’de de olacak” diyor, aynen dediği gibi çıkmıştır. 81, 91, 2001, 2011, 2021 tabii 40 yıl, inşaAllah.
SUNUCU 1:Kısa bir aradan sonra yayınımıza tekrar devam edeceğiz.
Yayınımıza tekrar hoş geldiniz. Hemen hatırlatma yapalım. Yirmi dört saat boyunca HarunYahya.Tv sitesinden yayınları takip edebilirsiniz. Ve soru ve görüşlerinizi bize ahirzamansohbetleri@hotmail.com adresinden gönderebilirsiniz. Hocamızın tüm eserlerine ücretsiz olarak indirmek için HarunYahya.org ve HarunYahya.net adreslerini kullanabilirsiniz.
ADNAN OKTAR:Oktar Hocam, sen demin resimler gösterdin bana, insanlar görsün kardeşlerimiz.
OKTAR BABUNA:Sizin tam söylediğiniz doğrultuda Hocam, bu İsrail’de yapılan gösterilerde çözümü de aynen söylediğiniz gibi Hocam. “Tek çözüm İslam Birliği” olarak pankart açmışlar. Arkada da bu sizin dergilerinizde yayınladığınız, kitaplarda yayınladığınız harita var Hocam. Türk-İslam Birliği haritası, maşaAllah.
ADNAN OKTAR:Kardeşim olay bu. Olay bu, bu kadar. Bunu her yerde yaydılar mı ve gelsin bana söylesinler “Hocam sen dedin olmadı” desinler. Yani kesin olay çözülür, biter. Her yerde biz bunu göreceğiz. “Tek çözüm Türk-İslam Birliği.” Ama Mısır’da, Suriye’de her yerde göreceğiz. Kazakistan’da, Türkmenistan’da, Azerbaycan’da; bunu yaptın mı, konu bitti. Kardeşim bir karton parçasına değil mi? Yazı yazacaksın. Ne bunun masrafı, ne olur yani, emek ne olur? 5 dakikalık bir şey.
OKTAR BABUNA:“Herkes yapsa hemen kurulur” demiştiniz inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Bir bildiğim var ki diyorum.
OKTAR BABUNA:Bir haber daha var Hocam bu yönde. “Türkiye, İslam aleminin lideri olacak” diyor Hocam. Bunu söyleyen de...
ADNAN OKTAR:Olacak değil, oldu. Oldu. Ha, fiili anlamda diyor.
OKTAR BABUNA:“İsrail’in yardım gemilerine saldırmasıyla ilgili Karaman’da düzenlenen mitinge telefonla bağlanan Hamas lideri Meşal’in yardımcısı Ebu Ahmed Türkiye’ye teşekkür ederken Arap ülkelerine veryansın etti” diyor. “Türkiye, İslam aleminin lideri olacak” demiş Hocam maşaAllah bütün dünyayı kapladı bu fikirleriniz, çözümleriniz inşaAllah. Tek çözüm zaten inşaAllah.
ADNAN OKTAR:EvvelAllah.
OKTAR BABUNA:“Bir de Allah hızlandırdı” demiştiniz bu olaylarla da Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR:“Türkiye İslam aleminin lideri olacak” inşaAllah. Oldu fakat bu fiilen görülecek, inşaAllah.
OKTAR BABUNA:“Büyük olaylar olacak” demiştiniz. Sürekli olarak bununla ilgili; “fırtına caddeyi yuttu” diyor. “Orta Amerika’yı vuran Agatha tropikal fırtınası, Guatemala’da inanılmaz bir yıkıma sebep oldu.” Şehrin ortasında çok büyük bir delik açılmış ve aynı zamanda burada fotoğrafları da var Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Bu nedir böyle?
OKTAR BABUNA:Fırtınanın sonucunda olmuş Hocam inşaAllah. Neden olduğunu araştırıyorlarmış. Caddenin ortasında böyle büyük bir delik açılmış. Bu şekilde fırtınadan dolayı.
ADNAN OKTAR:Böyle bir şey olur mu? Bu çok acayip bir şey. O nedir o, kuyu gibi gidiyor aşağıya doğru?
OKTAR BABUNA:Araştırıyorlarmış sebebini, neden olduğu bilinmiyormuş şu an. Bir resim daha var.
ADNAN OKTAR:Oradan yakında ecinniler çıkarsa hiç şaşmam yani, inşaAllah. Ecin dedim de, bu şey konusunu araştırıyordum. Bu tırnak duası diye bir şey, hakikaten o doğruymuş. Bana çok kapsamlı bir bilgi geldi. Urfa’da. Yalnız sabi çocuk olanlar yapıyorlarmış. Çocukla olmaz tabii çocuk korkar öyle bir şeyden. Fakat duasını gördüm, yazılış şeklini de gördüm. Belirli rakamlardan oluşuyor. Yazıldığında hakikaten o dualar yapıldığında, ekran şeklinde hakikaten görüntü oluşuyor olduğunu duydum. Ama çok acayip böyle bir şey, çok büyük bir mucize demek ki bilinmeyen Allah’ın bir kanunu var. İnsanların bilmediği bir kanunu var. Hayrettir yani.
SUNUCU 1:Hemen de geçmiyormuş sanırım.
ADNAN OKTAR:Hayır Urfa’dan üstadı aradı beni, o konuda üstad olan birisi var. O aradı “Hocam isterseniz hemen geleyim” dedi. “Gösterebilirim” dedi. Yani fiilen. “Uygulamalı da gösterebilirim” dedi. “Ekranda görüntü halinde oluşuyor” dedi. Arkadaşımız, gönüllü birisi kabul ederse, o şekilde. Zaten Urfa’da benim bir arkadaşım var. Geçenlerde anlattı. Onda olmuş. Bana daha önce anlatsaydı ben zaten olayın üzerine çok giderdim yani araştırırdım. Sen biliyorsun değil mi? Duydun mu sen?
SUNUCU 2:Ben sizden öğrendim Hocam. Yayını izlemiştim daha önce.
ADNAN OKTAR: İzlemiştin. Sen biliyor musun?
SUNUCU 2: Ben bilmiyordum Hocam.
ADNAN OKTAR:Bir hırsızlık olmuş evlerinde mi, dükkanlarında olmuş herhalde. O zaman küçükmüş. Bu konuyla ilgilenen işte, cinle bağlantı kuran medyum gibi bir şahsin yanına gitmişler. Tırnağının üzerine Arapça yazılar yazmış. Şekil çiziyor, onu ben gördüm ama buldum onu. Gerçekten var öyle bir şey. Üç aşamalı bir duası var. İşte, “Hz. Süleyman (a.s.)’ın kapısı açılsın” diyor. Başka bir şey daha diyor, inşaAllah. “Bir anda elimin üzerinde ekran belirdi” diyor. “Dörtgen.” “Dörtgenden net olarak görmeye başladım adamları” diyor. “Gördüm adamları” diyor. “Hırsızlık yapanları” diyor.
OKTAR BABUNA:Olayı seyretmiş oldu.
ADNAN OKTAR:“Olayı seyrettim” diyor. Olduğu gibi. “Tanıyorum, adamları da tanıyorum. Tanıdığım kişiler” diyor. “Orada hareket halindeler, gördüm” diyor. “Ama çok korktum,” diyor görüntüyü görünce. Gitmiş banyoda elini yıkamış, “baktım yine duruyor görüntü.” Defalarca gidip yıkamış. Yani “çok korktum” diyor. Çok fazla ısrarla yıkadıktan sonra bir süre sonra gitmiş. Yani yazı elinden silindikten sonra, parmağından herhalde, “görüntü kalktı” diyor.
OKTAR BABUNA:Hırsızı da tespit ettik demişti Hocam.
ADNAN OKTAR:Evet, hırsızı da tespit etmişler öyle. Yani “çok tanıdığım birisi” diyor. Ama bu çok acayip bir şey. Yani demek ki Hz. Süleyman (a.s.)’ın tahtının gelişindeki kanun bu. Yani Hz. Süleyman (a.s.)’ın bir şeyi olmuş demek ki o dönemde uyguladığı. Allah’tan öğrendiği bir ilim vardı demek ki. Bu tarz bir şeydi demek ki. Buna benzer. Yani Sebe Melikesi’ne daha büyük bir ekran oluşturmuş olabilir. Yani daha büyük bir ekranda görünmüş olabilir. Soruyor çünkü; “bu tahtı tanıdın mı?” diyor, “aynı sanki benim tahtım” diyor. “Aynısı” diyor. “Benzeri” diyor. Kadın çok şaşırıyor onu görünce. Bu demek ki çok kadim, eski bir ilim. Hz. Süleyman (a.s.)’dan kalma bir ilim. Çizilen şekli de gördüm. Duasındaki detayları da biliyorum, hepsini biliyorum, öğrendim. Ustalarıyla da bağlantıya geçtim, onlar da isterseniz Hocam dediler, çok detaylı şey yapabiliriz, gösterebiliriz, anlatabiliriz. O arkadaşı çağıracağım, o elinde, parmağında o görüntü oluşan kişiyi çağıracağım, inşaAllah. Birçok şeyde bu kullanılabilir. Allah’ın gizli bir kanunu demek ki, çok acayip yani hayret verici bir şey. Kim bilir böyle daha neler var yani bizim bilmediğimiz? Bak, tevaffuken öğrendim, sohbet arasında öğrendim ben bunu. Oradan araştırınca hemen yıldırım hızıyla, o gün röportajda konuştuk ya hemen aradılar beni Urfa’dan. Yani anında aradılar fakat çocuklar bana bildirmediler. İnternetten hemen bildirmişler. “Hocam, benim bilgisayarım yok” diyor. Telefonla bildirmiş herhalde yahut nasıl bildirdi, bilmiyorum. Bizim çocuklara bildirmiş. Ama güzel gelişmeler olacak gibi görünüyor inşaAllah. Ama ne acayip bir şey, parmağına bakıp böyle.
OKTAR BABUNA:Sadece çocuklarda olan bir şey mi?
ADNAN OKTAR:Sırf çocukta değil Allah-u alem. Çünkü şöyle, bunun duası okunduğunda önce elde uyuşma başlıyormuş, önce karıncalanma başlıyormuş. Avucun ortasında, orta kısımlarında karıncalanma başlıyormuş. Sonra el uyuşmaya başlıyormuş. Sonra eller kendinde böyle açılmaya başlıyormuş. Parmaklar geriliyormuş. Şu şekilde açılıyormuş parmaklar.
SUNUCU 2: İstem dışı yani.
ADNAN OKTAR:İstem dışı yani tamamen iyice açılıyormuş. Ondan sonra o görüntü ortaya çıkıyormuş. Oluşuyormuş görüntü. Ondan sonra da çok detaylı bakılıyormuş. Çok acayip, maşaAllah.
OKTAR BABUNA:O arkadaşınız da bütün olayı seyretmiş. Elinin içinde böyle 3 boyutlu olarak.
ADNAN OKTAR:Tabii, hayır çok dürüst zaten. Zaten o muztar olmuş ondan, rahatsız olmuş. Çocuk olduğu için korkmuş. Aslında korkacak ne var? Allah’tan korkulur. Onu orada meydana getiren Allah. Elinde uyuşukluğu meydana getiren Allah. Parmaklarını açan Allah. Allah gücünü gösteriyor orada. Cinin ayrı bir gücü yok ki. Cin garibanın teki yani. Allah ne derse o onu yapar.
Ne diyorsun Oktar, öyle ekran?
OKTAR BABUNA:MaşaAllah Hocam. Dediğiniz gibi daha ne ilimler de vardır, maşaAllah. Elhamdülillah.
ADNAN OKTAR:Urfa’dan arayan, “Hocam, biz Mehdi (a.s.)’nin emrindeyiz. Bu ilimleri, biz bunları kullanmayız” dedi normalde. “Bu bize yasak, bu ilim” dedi. “Biz Mehdi (a.s.) zamanında, Mehdi (a.s.)’nin emriyle kullanacağız” dedi. Yazmış, yazısını da gösterebilirim. Çok detaylı yazmış. “Bize izin yok” dedi. Ama Mehdi (a.s.) devrinde, işte gizli hazinelerin bulunmasında, gizli olan işte; Hz. Süleyman (a.s.)’ın sandığı yahut diğer şeylerde kullanılmak üzere bu ilmin verildiği tarzında bir açıklaması vardı. Tam aklımda değil ama çok uzun, bayağı detaylı. Alt alta, alt alta sıralamış. Ama bak; “biz izinli değiliz” diyor. “Sadece o kadar bize müsaade edilir” diyor. Yani “Mehdi (a.s.)’nin emrinde kullanmak üzere biz görevliyiz” diyor. “Allah bize öyle bir görev verdi” diyor. İlhamla veya cinlerden öyle duymuş olabilir, bilmiyorum. “Ama Mehdi (a.s.)’nin emriyle hepsini yaparız” diyor. İnşaAllah.
SUNUCU 1:Böyle bir şeyin Türkiye’de olması da.
ADNAN OKTAR:Evet, çok manidar ve Urfa çok yoğun bu faaliyetlerin yeri açısından. Ben internette de bu konuda bilgi buldum sonra, girince. Parmakta o cinin oluşmasıyla ilgili, görüntünün oluşması ile ilgili bir bölüm var. Yani bilgi yeri var. Başka birçok yerde de bilgiler var. Girildiğinde görülebiliyor yani bakılabiliyor. Ama arkadaş da o da Urfa’dan gelecek herhalde. “Hocam geleceğim misafiriniz olarak” diyor. Mesela yine seyyid olan bir arkadaşımız var, o aradı, seyyidmiş. “Biz de Hocam ocağız” dedi. O konuda o da uzmanmış. “Ben de emrinizdeyim inşaAllah” dedi. Haşa, bir emrimiz olmaz da, nezaketen söylüyor. Biz de Mehdi (a.s.) öncüsü olduğumuza göre Mehdi (a.s.)’nin çıkışından önce hazırlık olarak çok iyi olur inşaAllah, ortam hazırlamak için.
OKTAR BABUNA:Siz söylemiştiniz, o dönemde istihbaratın çok güçlü olacağını inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Ama bunu inşaAllah bir süre sonra basının gözü önünde yaparız. Canlı yayında yaparız inşaAllah. Oktay Ekşi ... Hakikaten o şahıslardan bir tanesi çok şahane olur. Ya Ertuğrul Özkök ya Oktay Ekşi. Ama tabii gönüllü, kabul ederlerse inşaAllah. Yani bizzat kendi gözleriyle de görürler, çok iyi olur inşaAllah. İnşaAllah. Yani duyduğum kaynaklar sağlam kaynaklar, öyle söyleyeyim. Ben boş bir şeye inanmam biliyorsunuz. İspatlanmayan bir şeye de inanmam. Mutlaka sağlamasını yaptırırım. inşaAllah. MaşaAllah.
Oktar Hocam, var mı başka anlatacağın?
OKTAR BABUNA:Demin gösterememiştim Hocam. Bu açılan delik, bu şekilde şehrin ortasında, caddede, böyle bir şey ortaya çıkmış Hocam. Bu fırtına sonucunda.
ADNAN OKTAR:Yalnız bunun ucu bucağı yok. Aşağı doğru gidiyor. Bu ne böyle?
OKTAR BABUNA:Evet gidiyor. Tam sebebini de keşfedememişler. Hatta böyle olaylar da meydana gelmiş fırtına sonucunda inşaAllah aynı yerde. Bu da yine aynı delik. Neden olduğunu anlayamamışlar Hocam henüz.
ADNAN OKTAR:Nerede dedin sen?
OKTAR BABUNA:Guatemala’da. Büyük bir fırtına. Bu da haberi Hocam inşaAllah. “Orta Amerika’yı Agatha vurdu” diyor. “Orta Amerika’yı vuran “Agatha” isimli tropik kasırganın yol açtığı seller ve toprak kaymaları en az 146 kişinin ölümüne neden oldu” diyor.
Hakikaten doğru o hadis. “Yolların kesilmesi.” Bu da tipik yolların kesilmesi ile ilgili bir hadise uygun olay, değil mi? Bu Gazze’deki olay. İnşaAllah.
OKTAR BABUNA:Hocam biz de İsviçre’de çok sayıda programınızı hiç kaçırmadan seyreden insanlarla karşılaştık. Muazzam bilgileri olmuş. “Her gün seyrediyoruz” diyorlar inşaAllah. MaşaAllah.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah. Şimdi bak Nur talebesi kardeşlerimize biz dedik ki; bu Mehdi (a.s.) konusunun üzerine gidin dedik. Gitmeye devam etsinler, bir süre sonra çözülecekler. Yani Mehdiyeti gizleyen kişiler sonunda bunu açıklamaya mecbur kalacaklar. Sabırla ve ısrarla bu konunun üzerine gitsinler. İsa (a.s.) konusu, Hz. İsa (a.s.)’nın nuzulü konusu ve Mehdi (a.s.)’nin zuhuru konusu. Bu konuda çok fazla yalan söyleyen var. Bak açıkça yalan söylüyorlar. Onları doğru söyleyince kadar iknaya gayret etsinler. Bayağı yalan söyleyenler var. Doğru söyleyen de ama milyonlarca Nur talebesi kardeşimiz var. Allah onlardan razı olsun. Ben yalan söyleyenleri kastediyorum. Onlar doğru söyleyinceye kadar sürekli bu konuyu anlatsınlar. Bak mesela; “Ahir zamanda gelecek Hz. Mehdi (a.s.) de Risale-i Nur’a o kıymeti verecek itikatındayım” diyor Bediüzzaman, bak. “Ahir zamanda gelecek Hz. Mehdi (a.s.) de Risale-i Nur’a o kıymeti verecek itikatındayım.” Yani “değer vereceğine inanıyorum” diyor, “o itikattayım” diyor Bediüzzaman, inşaAllah. Başka mesela; “Van Kalesi mezartaşı olmuş. "Ey üç yüz sene sonra gelenler!"” Kardeşim üç yüz sene sonra gelenler der mi Bediüzzaman? 1545’te Kıyamet kopacak diyen bir insan üç yüz sene sonra gelecek insanlardan bahseder mi? Niye doğru konuşmuyorsunuz? Yani ısrarla ve çok detaylı Kuran’dan ebcedle çıkartarak, hadis-i şeriflere dayandırarak, Suyuti’nin izahlarına dayandırarak; “ümmetin ömrü 1545’e kadar” diyor Bediüzzaman. Bunlar çıkmışlar bir üç yüz sene daha eklemişler üzerine. Cübbeli Ahmet’in yan kolu gibi böyle, sağ kulağı gibi. Yapmayın bunları, bu tip şeyleri. Bak, “Ey üç yüz sene sonra gelenler! ” doğrusu budur. Orijinalinde bu var. “Ey üç yüz sene sonra gelenler! ” Bunu değiştirip yerine “üç yüz sene sonra gelenler” yazmışlar. Yüz sene sonra geldin mi, bu devir işte, 2010 tarihi çıkıyor. Üç yüz sene oldu mu ne olmuş oluyor? Kat kat, kat kat geçmiş oluyorsun. Verilen tarihi de kat kat geçmiş oluyorsun. Böyle bir tenakuz, zıtlık mümkün mü Bediüzzaman’da?
OKTAR BABUNA:Estağfurullah değil Hocam.
ADNAN OKTAR:Tabii. Ama mesela diyor ki; “Ey üç yüzden sonra gelenler!” Yani Hicri 1300’den sonra gelenler. Bu doğru. “Üç yüzden sonra gelenler,” bu doğru. Üç yüzden sonra gelenler dedin mi bir dahaki yüzyıl Hicri 1400’tür. Değil mi? Bak üç yüzden, başka yerde de diyor mesela “üç yüzden” sonra “yüz” diyor mesela Bediüzzaman. Bu tamam. Hicri 1400’ü veriyor. “Üç yüzden sonra gelenler” yine mutabık, yine Hicri 1400’ü verir. Ama üç yüz seneyi eklersen yani Hicri 1300’ü, cümleyi çıkartıp, o bin üç yüzü, üç yüz sene olarak alıp ilave edersen, bambaşka bir anlam çıkar, değil mi? Ve Bediüzzaman’ın bütün dediklerini değiştirmiş olursun o zaman. O verdiği ebcedler, tarihler, Kıyametle ilgili verdiği bütün bilgiler, tarihler ve Mehdi (a.s.)’nin çıkış tarihi ile ilgili verdiği tarihlerinin tamamının yanlış olduğunu söylemiş oluyorsun. Değil mi? Bu konuda samimi olacaklar. Yalan söylüyorlar demiyorum ama doğru konuşmuyorlar.
SUNUCU 1: Hz. Mehdi (a.s.) için de “bir asır sonra gelecek o zat” diye.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah, maşaAllah. “Bir asır sonra gelecek o zat dahi bu zamanda gelse, harekatını o düşünceye kaptırmamak için siyaset cihetindeki faaliyetinden vazgeçeceğini ümit ediyorum” diyor. “feragat edecektir diye düşünüyorum” diyor. Bak, “üç yüz senden sonra” yani Hicri 1300 seneden sonra, “Ey yüzden” diyor mesela. Sonra üzerine yüz eklenmesi, o anlamda. Zaten diğerleriyle birleştirdiğimizde çok net oluyor. “Van Kalesi mezar taşı olmuş. “Ey yüz sene sonra gelenler! ‘Şu kalenin başında bir medrese-i nuriye çiçeğini yapınız.”” 1410, 1420, 1430, 1440 inşaAllah.
OKTAR BABUNA: “1400 sene sonra gelecek o zatı kendi dönemlerinde karib zannetmişler” diyor ayrıca.
ADNAN OKTAR:Evet. Çok net söylüyor tabii Bediüzzaman. Mehdi (a.s.)’nin çıkış tarihini açık ve aleni olarak veriyor Bediüzzaman. Öyle kapalı, örtülü söylemiyor. Şimdi kardeşlerimizin sormasını ısrarla söylediğimiz, bak, “hakiki beklenen ve bir asır sonra gelecek o zat” yani bu tarihi veriyor, içerisinde bulunduğumuz bu tarihi veriyor. Kastamonu Lahikası, sayfa 61. Bunu sorsunlar. Bak, “hakiki beklenilen.” Bir beklenilen vardır, bir de hakiki beklenilen vardır, değil mi? Gerçekten beklenilen. “Ve bir asır sonra gelecek o zat.” “Kim bu?” desinler, sorsunlar. Bak, “bundan bir asır sonra zulümatı dağıtacak zatlar ise, Hz. Mehdi (a.s)’nin şakirtleri olabilir.” “Kim bu?” şahıslar desinler. Bundan bir asır sonra. Kendisi 1300’de gelmiş bir insan. Bir asır sonra 1400 ediyor. “Bundan bir asır sonra zulümatı dağıtacak zatlar” yani Darwinizmi, materyalizmi, faşizmi, komünizmi, her türlü “zulümatı dağıtacak zatlar ise,” dağıtacak ne demek? Yok edecek, etkisiz hale getirecek. “zatlar ise Hz. Mehdi (a.s.)’nin şakirtleri olabilir.” Kim bunlar? Anlatacaklar. Mesela diyor ki Bediüzzaman; “İstikbal-i dünyevide (dünyanın istikbalinde) 1400 sene sonra gelecek bir hakikati asırlarında karib (yakın) zannetmişler” diyor. “1400 sene sonra kim gelecek?” Bunu söylesinler. Hicri 1400’de kim gelecek? İnşaAllah. Mesela bak; Üstad Miladi 1936 yılında yani Hicri 1355’de söylüyor bu sözünü. “Bundan bir asır sonra zulümatı dağıtacak zatlar” dediği. 1936’da söylüyorsa bir insan, yüz yıl sonra ne olur? 2036. Tam dünyanın hakimiyeti devri yani. İnşaAllah. Miladi 1936, 2036. Hicri 1355 ne yapıyor, 1455 inşaAllah. Şeytandan Allah’a sığınırım. “Ağızlarıyla Allah'ın nurunu söndürmek istiyorlar. Oysa kafirler istemese de Allah, Kendi nurunu tamamlamaktan başkasını istemiyor.” Bak, “kafirler istemese de” masonlar, komünistler, ateistler, ateist masonlar istemese de, “Allah, Kendi nurunu tamamlamaktan başkasını istemiyor.” Mutlaka Allah, “dediğimi yapacağım” diyor. “Tevbe Suresi, 32. Ayetindeki "Allah, kendi nurunu tamamlamaktan başkasını istemiyor” cümlesinin ebced değerinin 2004” olduğunu söylüyor Bediüzzaman ve Mehdi (a.s.)’ye baktığını söylüyor. Bak diyor ki; “şimdi hatıra geldi ki, eğer şeddeli "lamlar" ve "mimler" ikişer sayılsa bundan bir asır sonra zulümatı dağıtacak zatlar ise, Hazret-i Mehdi (a.s.)'nin şakirtleri olabilir.” İşte hesabını yaptığımızda 2004 tarihini veriyor Bediüzzaman. Bu dediği hesabı yaptığımızda. 2004 tarihi. Mesela diyor ki “Evet şimdi olmasa da 30-40 sene sonra fen ve hakiki marifet ve medeniyetin mehasini o üç kuvveti tam teçhiz edip, cihazatını verip o dokuz manileri mağlup edip dağıtmak için taharri-i hakikat meyelanını ve insaf ve muhabbet-i insaniyeyi (insanı çok seven kişiyi) o dokuz düşman taifesinin cephesine göndermiş, inşaAllah yarım asır sonra onları darmadağın edecek.” “Kardeşim” diyecekler, “burada Bediüzzaman neyi kastediyor? Bu verdiği tarih nedir, hangi vakti bildiriyor?” “Aman bunu söyleme, seni dershaneye de koymam, konuşmam” diyorsa, oraya gidilmez arkadaş. O insanlarla konuşulmaz. Bunu bize anlatmak durumunda. Onu söyleme, bunu söyleme. O yasak, bu yasak. Değil mi? Havale geçiren bir insan ancak bunu yapabilir yani. Niye yasak olsun? Risale-i Nur okunsun diye yazmış Bediüzzaman. Öyle olsa der altına; “yasak, tehlikeli bir şey, okumayın bunu” der. “Üstad bu sözünü Hicri 1327 (Miladi 1911) yılında Şam'da Emevi Camii'nde verdiği hutbesinde söylemiştir. Burada Üstad, İslam aleminin, Hicri 1371'den yani Miladi 1951’den sonraki geleceğine yönelik izahlar yapmıştır. Üstad’ın Hutbe-i Şamiye’de verdiği tarihlerin hepsi Hz. Mehdi (a.s.)’ın zuhur zamanı olan hicri 1400 içindedir.” 1371’e şimdi ekle 30-40 seneyi. Ne yapıyor?
OKTAR BABUNA:1401, 1980 yapıyor, 81. Ondan sonra 1991.
Tamam. Bunu sormak bizim hakkımız değil mi? Kim geliyor değil mi? Bak “fen ve hakiki marifeti” bilen kimdir? “Ve medeniyetin mehasini” yani medeni olan, modern olan kimdir? “O üç kuvveti kim teşhis etmiştir?” “cihazatını verip” yani her türlü alet, edavat, bilgisayar efendim araştırma için imkanlar. Bunlar nedir? “O dokuz manileri” komünizm, faşizm, Darwinizm, materyalizm hangi maniler? “Dağıtmak” etkisiz hale getirmek nedir? “Taharri-i hakikat” hakikatı araştıran kimdir?” Değil mi? “İnsaf” yani merhametli olan, “muhabbet-i insaniyeyi” insanları seven, insanları coşkuyla muhabbet duyan kimdir?” “O dokuz düşman taifesinin cephesi,” hangi cephe bu?” “İstanbul’da görevli olan,” bunlar nedir? “Yani hangi fikir sistemleridir mücadele edecekleri?” “yarım asır sonra” 1401 ve 1411 değil mi? Bunları söylenmesi lazım. Yani 81 ve 91 yıllarında kim vazifede? “Aman aman söyleme, sorma.” Kardeşim ne oluyor yani? Niçin, niye yasak olsun ki? Bakın yine aynı konuyu başka türlü anlatmış Bediüzzaman. Yine detaylı var. Bakın “Ta Ahir zamanda, hayatın geniş dairesinde Risale-i Nur Külliyatı’nın asıl sahipleri,” “asıl sahipleri” yani aklından zoru olan bile anlar bunu “asıl sahipleri” diyor artık. Bu anlaşılmayacak gibi mi? “yani” diyor yani anlamayan kafalar için “yani Mehdi (a.s.)” kardeşim daha nasıl söylenir böyle bir şey. Yani diyor Mehdi (a.s.), anlayın diyor. “ve şakirtleri,” talebeleri “Cenab-ı Hakk'ın izniyle gelir,” “Ne zaman gelir Üstad’ım?” diyoruz. Biz soruyoruz. “Ta Ahir zamanda” diyor. “Hayatın nasıl bir dairesinde gelecekler efendim” diyoruz? “Hayatın geniş dairesinde” diyor. Biz ona soruyoruz. Biz böyle Risale-i Nur dairesi içerisinde faaliyet yapan kafasında takkeyle böyle batın Hocalığı yapan ve sürekli halüsinasyon tarzı izahlar yapan kişilerden bilgi almayız. Üstadımız var, biz ona soruyoruz. Bak ne diyor? “Ne zaman gelir efendim?” diyoruz “Ta Ahir zamanda” diyor. “Hayatın nasıl dairesinde efendim?” diyoruz, “hayatın geniş dairesinde” diyor. Yani internetin, televizyonların, radyoların olduğu bir ortamda. “Efendim” diyoruz, “Risale-i Nur’la bağlantıları nedir bu kişilerin?” diyoruz, “asıl sahipleri” diyor. “Sahibi değil mi?” diyoruz “asıl sahipleri” diyor. “Sahibi sizsiniz” diyor “ama asıl sahibi o” diyor. Cevap veriyor bak. “Efendim bu kimdir?” diyoruz, “bunu daha açık konuşun” diyoruz “nedir?” Yani bak o da diyor ki; “yani Mehdi (a.s.)” diyor. Net söylemiş. “Peki başka kim diyoruz efendim?” diyoruz, “Mehdi (a.s.)tek mi?” diyoruz. “Yok” diyor, “şakirtleri” diyor, talebeleri. “Ne yapacaklar efendim?” diyoruz, “Cenab-ı Hakk'ın izniyle gelir,” Ne zaman gelir dediğimizde “Ahir zamanda” diyor “Ta Ahir zamanda” Ta ifadesi nedir? Uzaklık ifade eder, değil mi? “Peki ne yaparlar efendim? diyoruz. “O daireyi genişlendirir” diyor, “hazır olan daireyi, mevcut daireyi genişletir, büyütür” diyor. “Dev haline getirir, dünyayı kaplatır” diyor. Nerede diyor bunu? Kastamonu Lahikası, sayfa 72, Tarihçe-i Hayat, sayfa 258, Hizmet Rehberi, sayfa 267, Tasdiki Gaybi, sayfa 153. Niye gizliyorsunuz bunu insanlardan, gençlerden? Ne mahsuru var? Siz gizleseniz de ben anlatıyorum zaten. Nasıl gizleyeceksin sen bunu yani? “Aman, aman, aman duymayın.” Çok acayip bir şey bu. Yani en mahsuru var çocukların öğrenmesinin, gençlerin öğrenmesinin, insanların öğrenmesinde? Korkacak ne var bunda yani? Ve ayrıca sen gizlesen de ben anlatıyorum, bütün dünya duyuyor bunu, uydu yayını yapılıyor şu an, radyo yayını yapılıyor. İnternetten 60-70.000 kişi giriyor her gün. Duyuyorlar. Sen nasıl gizleyeceksin çocuklardan bunları? Dürüstçe çık anlat ne olduğunu. “Evet” dersin, “bir Mehdi (a.s.) gelecek ama biz bilmiyoruz, kim olduğundan haberim yok” de. Değil mi? Yani dilin mi kopar söyle. Mecbur değilsin ki sen Mehdi (a.s.)’yi bulmaya, sen Mehdi (a.s.)’ye tabi olmakla mükellefsin. “Evet, böyle bir Mehdi (a.s.)’den bahsediyor ama ben göremedim arkadaşım” dersin. Bediüzzaman zaten herkes görecek demiyor ki. “İmanın nuruyla görecekler” diyor. Öyle olsa herkes görecek, zaten diyor “çıktığından bedahat derecesinde herkes bilemez” diyor. Açık bir şekilde bilemez, “belki Eşhas-ı Ahir zaman” belki “imanın nuruyla tanınır” diyor. Varsa imanın nuru tanırsın, o kadar. Ve dersin; “Cenab-ı Allah bize de nasip etsin, çıktı herhalde mübarek, ben göremiyorum” dersin. “Aman, aman, aman okumayın” olur mu? “Aman, aman söylemeyin.” Bak ben bunu söyleye söyleye, en sonunda İttihad-ı İslam’ı hemen hemen bütün internet sitelerine koydurdum Nur talebelerine. Hepsi koydular internet sitelerine. Demek ki uyarınca oluyormuş, Bunu da anlatacaklar. Kaçmak yok. İnşaAllah. “Fakat” diyor, “o ileride gelecek acib şahsın” “acib şahsın” yani hayret uyandıran, şaşılan, benzeri görülmeyen o garip insanın, hayret verici insanın “şahsın bir hizmetkarı ve ona yer hazır edecek bir dümdarı ve o büyük kumandanın piştar bir neferi olduğunu zannediyorum” diyor Bediüzzaman. Şimdi diyoruz ki biz, Bediüzzaman’a soruyoruz; “Üstadım” diyoruz, “biz sizin karşınızda diz üstü oturduk sohbet ediyoruz. Siz de karşımızdasınız.” Zaten “benimle sohbet etmek isteyen Risale-i Nur okusun” diyor Bediüzzaman. Ben sohbet etmek istiyorum, şimdi soruyorum Üstad’ıma. “Efendim ne zaman gelecek diyoruz Mehdi (a.s.)?” “İleride gelecek” diyor bakın. “Fakat o ileride gelecek” diyor.”Nasıl bir insan bu?” diyoruz. “Acib bir şahıs” diyor, acib. Şaşıracak bir şahıs. “Peki efendim sizin konumuz ne o zaman?” diyoruz. “Siz ne görevdesiniz?” “Ben onun bir hizmetkarıyım” diyor. “Başka?” diyoruz. “Ona yer hazır edecek bir dündarıyım” diyor, yani “ordunun geriden gelen emniyet kuvvetiyim” diyor. Yani yer hazır edecek bir dümdar, o şeye o daha gelmeden zemin hazırlıyan, ona ortam hazırlayan, zeminini izhar eden kişiyim diyor. “Peki başka efendim?” diyoruz, “ve o büyük kumandanın pişdar bir neferi, öncü bir askeri olduğumu zannediyorum.” “Efendim o görevi ne?” Diyoruz “o kumandan” diyor. “Nasıl bir kumandan?” diyoruz, “büyük bir kumandan” diyor. Bakın, Bediüzzaman söylüyor bunu.“o büyük kumandanın” kumandanlık görevi var o zaman. Değil mi? Onu Bediüzzaman’dan öğreniyoruz. “Siz nesiniz efendim?” diyoruz, “pişdar öncü bir neferi askeri olduğumu zannediyorum” diyor. Yok diyorlar, siz onun dediğine bakma yalan söylüyor Bediüzzaman diyorlar. Ee? “Ben seni bak bir Hocam götüreyim diyor, bir de bakıyoruz kafada takkeyle birisi o köşede oturuyor. Hepsini ben biliyorum” diyor. “Tamamı yalan Bediüzzaman’ın” diyor, “bana güven ben sana doğrusunu söyleyeyim” diyor. Ben de diyorum ki; senin dediğinin tamamı yalan, Bediüzzaman’ın dediği doğru. Bediüzzaman hayatta hiç yalan söylememiş bir insan. Ama sen yalan söylüyorsun. Allah’tan kork. Zaten korktuğundan konuşulmasını istemiyorsun. O zaman niye korkuyorsun? Neden konuşulmasından kaçıyorsun? Ne mahsuru var bunun? Bir de korksan ne olur yani? Zaten anlatıyoruz. Değil mi? “Aman, aman, aman konuyu açma.” Nereye kadar kaçacaksın yani? Hz. İsa (a.s.) konusunu açıyor, “aman aman açmayın.” Olur mu öyle şey? Bak “Bu hakikatten anlaşılıyor ki,” diyor Bediüzzaman “sonra gelecek,” sonra niçin denir?
OKTAR BABUNA:Sonrası için denir Hocam.
ADNAN OKTAR:“Yok o anlamda değil” diyor. Kardeşim ya Türkçeyi biz bilmiyoruz ya da adamlara bir şey oldu, ben anlamıyorum. Sonra anlamı, “sonra evvel anlamına gelir” diyor. Ya gelecek anlamı diyoruz, “yok o anlamda değil, gelmiş anlamında kullanılmıştır o” diyor. Ya onlara bir şey oldu, ya bize bir şey oldu, ben bilmiyorum. Ben eminim kendimden ama onlar da nasıl eminler bilmiyorum ben. Çünkü Allah’ın huzurunda kalbim çok müsterih. Çok açık yani, normal Türkçe, normal düz yazı. Bakın “Bu hakikatten anlaşılıyor ki, sonra gelecek o mübarek zat, Risale-i Nur'u bir programı olarak neşr ve tatbik edecek.” Okuyacak, yazacak, anlatacak ve Risale-i Nur’dan istifade edecek diyor. Mehdi (a.s.). Bu niye korkulsun ya bundan? “Aman, aman, aman bana bunu da anlatmayın” diyor. Benim bilmediğim bir şey varsa bana da söylesenize kardeşim, bir mektup yazın, bir şey yazın, bu konu tehlikeli deyin. Ben de anlatmayayım. Ben bütün dünyaya anlatıyorum aylardan beri. Yani bilmeden bir zarar, bir şey yapıyorsam düzelteyim, hatamı düzelteyim. Değil mi?
OKTAR BABUNA:Estağfurullah, bütün dünya öğrendi Hocam maşaAllah.
ADNAN OKTAR:Allah Allah. Bakın, “Ümmetin beklediği, Ahir zamanda gelecek zâtın” Ne anlıyorsun sen “ümmetin beklediği” deyince?
SUNUCU 1: Mehdi (a.s.) Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR:“Ahir zamanda gelecek” diyor. Gelmiş diyor mu burada?
OKTAR BABUNA:Gelecek, gelecek zaman.
ADNAN OKTAR:“Zatın üç vazifesinden” bir tane vazifesi var diyorlar, siyaset vazifesi. Bediüzzaman “üç tane vazifesi var” diyor. Hangisine inanalım? “en mühimi ve en büyüğü ve en kıymettarı olan iman-ı tahkikîyi (inandığı şeylerin esasını bilerek inanan, sarsılmaz iman) neşir (yaymak)ve ehl-iimanı dalâletten” yani iman edenleri dalalete düşmekten, “kurtarmak cihetiyle, en ehemmiyetli vazifeyi aynen bitemâmihâ Risale-i Nur'da görmüşler.” “İmam-ı Ali ve Gavs-ı âzam ve Osman-ı Hâlidî gibi zatlar, bu nokta içindir ki, o gelecek zatın makamını Risale-i Nur'un şahs-ı mânevîsinde keşfen görmüşler gibi işaret etmişler. Bazen da o şahs-ı mânevîyi bir hâdimine vermişler, o hâdime mültefitane (iltifatla) bakmışlar. Bu hakikatten anlaşılıyor ki,” diyor Bediüzzaman “sonra gelecek o mübarek zat,”” Bakın yanlış anlaşılmayı düzeltiyor. “o mübarek zat, Risale-i Nur'u bir programı olarak neşr ve tatbik edecek.” Yani “Risale-i Nur Mehdiyet için çok önemlidir” diyor. “O yüzden sanki Mehdi (a.s.)’ymiş gibi anlatmışlardı daha önceleri” diyor. “Buradan da anlıyoruz ki, Mehdi (a.s.)’nin ısrarla kullanacağı ve tavsiye edeceği bir eserdir Risale-i Nur Külliyatı” diyor. “O zatın ikinci vazifesi, şeriatı icra ve tatbik etmektedir.” Uygulamak, İslam ahlakını, Kuranı dünyaya uygulamak. Tatbik etmek ne demektir, icra? Değil mi? “O zatın üçüncü vazifesi,” bakın bitmiyor vazifeleri, Bediüzzaman öyle olsaydı derdi, bitti derdi değil mi? “Vazifesi bitmiyor” diyor, “daha yapacak” diyor bakın. “üçüncü vazifesi, hilâfet-i İslâmiyeyi (İslam halifeliğini) İttihad-ı İslâma (İslam Birliği’ne) bina ederek, İsevî ruhanîleriyle” yani Hıristiyanlarla “ittifak ederek din-i İslâma hizmet etmektir. Bu vazife, pek büyük bir saltanat ve kuvvet ve milyonlar fedakârlarla tatbik edilebilir” diyor Bediüzzaman. Hani bir taneydi vazifesi?
OKTAR BABUNA:Üç tane inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Bak üç tane vazifesini anlatıyor Bediüzzaman. “Hatta ulema ve evliyalar” diyor “Risale-i Nur’un şahs-ı manevisi zannetmişlerdir” diyor. “Buradan anlaşılıyor ki” diyor, “Risale-i Nur son derece önemli” diyor. “Mehdi (a.s.)’nin kullanacağı önemli bir eserdir” diyor. “Kast ettikleri budur” diyor, yani “yanlış anlaşılmayı böylece gidereyim ben” diyor Bediüzzaman. Bakın diyor ki; “Fakat çiçekler baharda gelir. Öyle kudsi çiçeklere zemin hazır etmek lâzım gelir. Ve anladık ki,” diyor Bediüzzaman “biz bu hizmetimizle o nurani zatlara” Mehdi (a.s.) ve talebelerine “zemin izhar ediyoruz” ortam (hazırlıyoruz). “Ne zaman gelecekler” diyor, “o çiçekler baharda gelecekler” diyor. “Baharda gelirler, biz kıştayız” diyor. “Onlar baharda gelecektir” diyor. “Ahir zamanın en büyük fesadı zamanında,” ki o zamandayız. “elbette enbüyük bir müçtehid” en büyük mezhep imamı, Hanefi, Hanbeli, Maliki ve Şafii mezheplerinin üzerinde, o mezhepleri ortadan kaldıran bir imam. Bediüzzaman Şafi mezhebindendi. Mezhep mukallitiydi ve mezhebe bağlıydı. En büyük müçtehid olsa Şafi mezhebinde kalır mı? Değil mi? Mezhep mukalliti olur mu? Mukallit ve müçtehid arasında çok büyük fark var. “En büyük bir müçtehid” en büyük mezhep imamı, bütün mezhepleri kaldıracak. Hadislerde de var, Bediüzzaman’da söylüyor. “Hem en büyük bir müceddid” yani “daha üzerinde müceddid yok” diyor. Dolayısıyla Hanefi, Hanbeli, Maliki, Şafii mezhepleri Mehdi (a.s.) zamanında kalkıyor. Şiilik de kalkacak, Caferilik de kalkıyor. Resululullah dönemine dönüyor, aynı, sahabe dönemi gibi. “Hem hakim,” bütün dünyada adaleti sağlayan kişi, en yüksek hakim. Bediüzzaman’ın böyle bir vasfı var mıydı?
OKTAR BABUNA:Yoktu Hocam.
ADNAN OKTAR:Bilakis, mahkum oldu mübarek yani. Çok büyük bir şereftir. “Hem mehdi, hem mürşid (doğru yolu gösteren kişi) hem kutb-u azam” en büyük kutup yani, bütün tarikat silsilerinin hepsi Mehdi (a.s.) ile son buluyor. Kadiri tarikatı Mehdi (a.s.) ile son buluyor, Nakşibendi tarikatı Mehdi (a.s.) ile son buluyor. Bütün tarikatlar onda bitiyor. “Kutb-u azam olarak bir zat-ı nuraniyi gönderecek ve o zat da, Ehl-i Beyt’i nebeviden olacaktır.” “Seyyid olacaktır” diyor Bediüzzaman. Bakın diyor ki yine; “çok defa mektuplarımda işaret ettiğim gibi” yani “bir kere, iki kere, üç kere anlatmadım” diyor, değil mi? Bir daha anlatıyor, bir daha anlatıyor. Anlamıyor adam, bir daha anlatıyor. Anlayanlara da şifa oluyor, tekrar tekrar içi açılıyor tabii. Bakın, “çok defa mektuplarımda işaret ettiğim gibi Mehdi Âl-i Resul’ün” yani Peygamberimiz (s.a.v.)’in soyundan olan Mehdi (a.s.)’nin, “temsil ettiği kudsî (mukaddes) cemaatinin şahs-ı mânevisinin üç vazifesi var. Eğer çabuk Kıyamet kopmazsa” bak Mehdi (a.s.) var, cemaati var ve cemaatinin şahs-ı manevisi var. “Eğer çabuk Kıyamet kopmazsa ve beşer bütün bütün yoldan çıkmazsa, o vazifeleri onun cemiyetine ve seyyidler cemaati yapacağına Rahmet-i İlahiyye’den bekliyoruz. Ve onun üç büyük vazifesi olacak” diyor Bediüzzaman.“Birincisi: Fen ve felsefenin tasallutiyle ve maddiyun ve tabiiyyun tâunu, beşer içine intişar etmesiyle, her şeyden evvel felsefeyi ve maddiyyun fikrini” yani Darwinizm ve materyalizm fikrini, “tam susturacak bir tarzda imanı kurtarmaktır.” Bediüzzaman Darwinizme hiç ellememiştir. Darwin’in ismini ağzına hiç almamıştır. Hiç söylememiştir. Doğrudan Mehdi (a.s.)’ye bırakmıştır, onun parçalanmasını. Bakın burada da açık açık söylüyor. “Birinci görevi budur” diyor. “Darmakeşan edecek” diyor. İlk görevi bu. “Tam susturacak bir tarzda,” Darwinizmi, materyalizmi tam susturacak tarzda imanı kurtarmaktır ve “Ehl-i imanı dalaletten muhafaza etmektir.” Mesela ehl-i imanda da modern olacağız diye bir kısım Müslüman; genç kızlarda da ben görüyorum, delikanlılarda da görüyorum, komünistliğe özeniyorlar yahut satanist kılıklı oluyor bir kısmı. Satanist mi Müslüman mı anlayamıyorsun böyle. Geçenlerde de çıkmıştı bir gudubet, bir mahluk, cadı gibi falan, insan ürküyor böyle. Satanist kılıklı. Ona özenenler de oluyor, o tiplere özenenler de oluyor. Yahut çok çok özür dilerim; züppe, entel havalarına giriyorlar. Öyle bir şeyler yapıyorlar. Ekstra modernist böyle bir şeyler yaptığını düşünüyor daha çok. Yaptığı da yok da. Onların da sapıtmasını engelleyecek diyor Mehdi (a.s.) “Yalnız” diyor, bak burada açıklama getiriyor, “ Ehl-i imanı dalaletten muhafaza etmek ve bu vazife hem dünya, hem her şeyi bırakmakla” Bak, “hem dünyayı bırakması gerekiyor” diyor Mehdi (a.s.)’nin, hem diyor “her şeyi bırakması gerekiyor.” “Faaliyetlerini de bırakması, durdurması gerekir” diyor. “Çok zaman” uzun zaman “tedkikat,” tetkik, araştırma, “ile meşguliyeti iktiza ettiğinden,” yani çok fazla inceleme, araştırma iktiza ettiğinden, “Hazreti Mehdi’nin,” nerede burada şahs-ı manevi? Bak isim veriyor, “Hazreti Mehdi (a.s.)’nin o vazifesini bizzat” bizzat ne demektir?
OKTAR BABUNA: Kendisi.
ADNAN OKTAR:“Bizzat kendisi” zaten Bediüzzaman da diyor, “kendisi görmeğe vakit ve hal müsaade edemez.” “Durumu müsait değil” diyor. “Böyle bir araştırma yapamaz” diyor. “Çünkü Hilâfet-i Muhammediye (s.a.v.) cihetindeki saltanatı, onun ile iştigale vakit bırakmıyor.” Onunla ilgili faaliyetleri, çalışmaları, Mehdiyetle ilgili çalışmalar ona vakit bırakmıyor. “Herhalde” diyor, “o vazifeyi ondan evvel bir taife” bak Müslüman, cemaat demiyor, bir bilim adamı grubu “bir taife” “bir cihette” çünkü tam anlamıyla yapsalar zaten böyle bir durum olmaz. “Bir cihette görecek. O zat, o taifenin uzun tasdikatı ile yazdıkları eseri” yani her türlü çalışmayı “kendine hazır bir program yapacak” yani geniş çaplı bir çalışma programı yapacak. Kitaplar hazırlayacak, eserler, cd’ler neyse hazır yapacak. “onun ile o birinci vazifeyi tam yapmış olacak.” “Darwinizm, materyalizm konusunu böyle halledecek” diyor. “Bitirecek” diyor. “Bu vazifenin istinad ettiği (dayandığı) kuvvet” yani “tek başına değil” diyor Mehdi (a.s.) “kuvvet ve manevî ordusu, yalnız ihlas” yani samimiyet ve “sadakat (sadıklar) ve tesanüd,” birbirlerine bağlılar, “sıfatlarına tam sahip olan bir kısım şâkirdlerdir.” “Bir kısım talebeleridir” diyor. Az bir talebe grubu ki 313 kişi kadar toplam. “Ne kadar da az olsalar,” diyor Bediüzzaman, “Ne kadar da az olsalar,” bakın Nur talebelerinden ayrı bir grup bu, “mânen bir ordu kadar kuvvetli ve kıymetli sayılırlar.” Yani kahrediciler, bir kişi olsa darmakeşan ediyor. Yeter ki bir yere gitsinler. Ezip geçecekler, diyor Bediüzzaman, inşaAllah. “İkinci vazifesi, üçüncü vazifesi“ diyor, devam ediyor Bediüzzaman. “İkinci vazifesi: Hilâfet-i Muhammediye (a.s.m.) ünvanı ile Şeâir-i İslamiye’yi ihya etmektir!” “İslam’ı ihya edecek” diyor. İslam’ın şeairini, hükümlerini ihya edecektir, uygulanır hale getirecek. İslam ahlakı buram buram dünyaya hakim olacak, “Hilâfet-i Muhammediye ünvanıyla” yani Müslümanların manevi lideri ünvanıyla, ünvan da verilecek Ona. Ünvansız değil. Bediüzzaman’a böyle bir unvan verilmemiştir. Ona böyle bir unvan verilecek. “Âlem-i İslam’ın vahdetini nokta-i istinad edip” “İttihad-ı İslam oluşacak” diyor. “Bütün Müslümanlar birleşecek” diyor. “Beşeriyeti” bütün dünyayı “maddî ve manevî tehlikelerden” bu savaşlardan, anarşiden, terörden “ve gadab-ı İlâhiden” Kıyametten “kurtarmaktır.” “Mehdi (a.s.)’nin gelişiyle Kıyamet durduruluyor” diyor Allah’ın izniyle. Allah durduruyor Kıyameti. Ona işaret ediyor. Bak, “gadab-ı İlâhiden (beladan) kurtarmaktır” diyor Mehdi (a.s.)’nin görevi. Müslümanları bütün insanları. “Bu vazifenin, nokta-i istinadı ve hâdimleri, milyonlarla efradı bulunan ordular lazımdır.” “Milyonlarca Müslüman ordusu oluşacak” diyor. Otuz milyon kişilik falan büyük bir ordu oluşacak, inşaAllah. “Üçüncü vazifesi: İnkılâbat-ı zamaniye (zamana bağlı değişimler) ile çok Ahkâm-ı Kur’aniye’nin (Kuran hükümlerinin) zedelenmesiyle” yani Kuran ahlakının insanlar tarafından uygulanmamasıyla “ve Şeriat-ı Muhammediye’nin (a.s.m.) kanunları bir derece tatile uğramasiyle O zât, bütün ehl-i imanın” bak bir kısmının demiyor, bütün ehl-i imanın “manevî yardımlariyle ve ittihad-ı İslam’ın” İslam Birliğinin “muavenetiyle (yardımıyla) ve bütün ulema” ulemanın tamamı katılıyor, “ve evliyanın” tarikat şeyhleri, mürşitler hepsinin katılımıyla, “ve bilhassa Âl-i Beytin neslinden her asırda kuvvetli ve kesretli bulunan milyonlar fedakâr seyyidlerin iltihaklariyle,” “ne kadar seyit varsa hepsi iltihak edecek” diyor. “O vazife-i (o büyük görevi) yapmaya çalışır” diyor. Şu anda da Mehdi (a.s.) bu görev başında işte. Bu konuyla uğraşıyor. Ama daha ilk aşamasında, birinci görevde. 40 yıllık bir birinci görev safhası vardır. Sonra bu aşamalara geçecek. Onun zemini hazırlanıyor şu an. Bunu okumayacakmışız, anlatmayacakmışız. Ben okuyup anlatıyorum işte, sen durdur durdurabiliyorsan. Sen okumasın, dinlemesin dediğin adamlar okuyup dinliyorlar beni şu an. Dürüst ol, dinle işte, Bediüzzaman ne diyorsa, değil mi? “Şeriat-ı Muhammediye’nin (a.s.m.) kanunları bir derece tatile uğramasiyle” yani Kuran ahlakının kısmen kalkmasıyla, “tamamı kalkmadı” diyor Bediüzzaman. “O zât, bütün ehl-i imanın manevî yardımlariyle” “hepsi yardım edecekler” diyor. Ve İslam ahlakı dünyaya hakim olacak. Bu kadar. Kardeşim bunların hangi birini saklayacaksınız, siz bu açıklamaların. Bak diyor; “gerçi her asırda hidayet edici bir nebi, mehdi veya müceddid gelir ve gelmiş.” “Ben de geldim” diyor, “Abdülkadir Geylani de gelmiş, bunların hepsi Mehdi’dir” diyor. “Mürşiddir” diyor. Fakat, diyor “her biri bu üç vazifelerden birisini, bu üç vazifeden birisini bir cihette yapmıştır.” Yani “üç vazifeyi birden tam anlamıyla yapan olmamıştır” diyor. “Ben geldim, bir vazifeyi bir cihette yaptım. Abdülkadir Geylani geldi, bir cihette yaptı. Bu durumdan dolayı Ahir zamanın büyük Mehdi (a.s.) ünvanını hiçbiri alamamıştır” diyor. Açıkça söylüyor.
Evet yarın hangi kanaldayız, inşaAllah.
SUNUCU: Yarın 22.00’dan itibaren yayına HarunYahya.Tv internet sitesinden, Mavi Karadeniz Radyo’dan, Kanal S, Samsun Aks ve Tv Kayseri ekranlarından takip edebilirsiniz.
Kısa filmler - Mutlaka izleyin
Devamı ...Kuran'ın Bazı Sırları
Devamı ...Makaleler
Devamı ...Basında Harun Yahya
Devamı ...Basında Harun Yahya
Devamı ...Türk-İslam Birliği Gelişmeler
Devamı ...