SUNUCU 1: İyi akşamlar sayın izleyicilerimiz. Samsun Aks Tv’den sesleniyoruz sizlere. Hocam hoşgeldiniz.
ADNAN OKTAR:Efendim sizler de hoş geldiniz.
SUNUCU 2: Hoş bulduk, teşekkür ederim.
SUNUCU 1:Hocam nasıl başlamak istersiniz?
ADNAN OKTAR:Bir şekilde başlayalım. Türk Ordusu’na yönelik yıpratma kampanyaları oluyor, deniyor. Türk Ordusu’nun öyle bir vasfı yok. Yıpranmaz niye yıpransın yani, bak defalarca söyledim, dedim ki; balistik çelikten, Ağrı Dağı’nı düşünün balistik çelikten, onun üzerinde gezinsen veyahut bir adam gelse yumruk atsa değil mi? İsterse her ne yaparsa, isterse kafasını vursun, kendi kafası kırılır fakat hiçbir şey olmaz. Kendi eli kırılır yine bir şey olmaz. Dolayısıyla Türk Ordusu’na kimse lafla, sözle, bilmem ne ile zarar veremez. Hiçbir şekilde yıpranmaz, yıpranmamıştır da, bu lafları bıraksınlar. Bu tip konuşmaları bırakacaklar. İşte ordumuz niye şöyle yapmadı, niye böyle yapmadı? Ordu her şeyi ince ince tetkik eder, araştırır, en akılcı hareketi yapar. Hani böyle bazı ülkeler gibi pervasız hareketler yapmaz. En isabetli hareket neyse, en makul, en dengeli, en tutarlı hareket neyse onu yapar. Dolayısıyla ordumuza güvenebilirler. İçinden anormal insan çıkabilir ordunun yani, her holdingde de çıkar, grupta da çıkar, caminin içinde bile anormal insan olabilir yani. Bu orduya zarar getiren bir şey değildir ki bu. Ordu da zaten anormal birisiysen tespit etti mi, atıyor. Mesela iddia edilen Ergenekon Örgütü’yle ilgili yargılamalarda şüphe üzerine savcılık talimat veriyor, hakim karar aldırıyor, asker bizzat yardım ediyor değil mi? Ordu evinden de olsa gidip alıyorlar. Götürüp hakimin karşısına çıkarıyor ordu. Ordu gereğini yapıyor, daha ne yapsın yani, değil mi?
SUNUCU 2: Adalet yerini buluyor.
ADNAN OKTAR:Tabii onun öyle bir şeyi olmaz. Bir de böyle ordumuzu “ne duruyorsunuz, şunu yapın, bunu yapın” böyle maceranın içine çekmeye kalkmak, bilmem ne falan, bunları da bıraksınlar. Ordunun bir Genelkurmay Başkanı vardır, kumanda heyeti vardır, Cumhurbaşkanı’na bağlıdır, değil mi? Akıl vardır, zikir vardır, makullük vardır, mantık vardır, olabilecek en isabetli hareketi yapar, ordu. Dolayısıyla böyle itin kopuğun böyle dolduruşlarıyla şununla bununla falan ordu hareket etmez. Hiçbir mahsuru yok yani. Zaten onların kastı bambaşka oluyor. O müşkül duruma sokacak, bir şey yapacak macera içine sokacak. Türkiye’yi maceranın içine sokmaya çalışıyorlar. Böyle bir şeye gerek yok. Türkiye ne zaman, ne yapılacağını çok iyi bilir. Yerini ve zamanını çok iyi bilir. Gereğini yaptığında da tam hakkıyla yapar yani. Bilhakkın yapar, inşaAllah.
SUNUCU 2: Köklü bir devlet zaten sarsılamaz kolay kolay. Kökleri sağlam bağlanmıştır. Her ne kadar darbe de gelse, zedeleyemez.
ADNAN OKTAR:EvvelAllah. EvvelAllah. Binlerce yıllık devlet tecrübesi olan bir milletiz. Gayet asil, soylu, yaman bir milletiz. Cesur bir milletiz. Bırakacaklar bunu. Ters üslubu bırakacaklar.
Oktar Hocam anlatmak istediğin bir şey var mı?
OKTAR BABUNA: Estağfurullah. Sizin fikirleriniz bütün dünyayı kaplamış durumda. Siz söylemiştiniz bu olayları da hızlandıracak diye inşaAllah. Türkiye’yi daha fazla gittikçe İslam dünyasının lideri olarak görüyorlar. İslam Birliği’ne doğru gidişat hissedilir şekilde başladı. Hatta bir gösteride, İsrail’le ilgili bir gösteride Türk İslam Birliği için pankart açmışlar Hocam inşaAllah. Sizin Türk İslam Birliği haritanızı açmışlar. Bu yönde de haberler çıkıyor. Dün de göstermiştik ama “Türkiye İslam aleminin lideri olacak” diye. İsrail’in yardım gemilerine saldırmasıyla ilgili Karaman’da düzenlenen mitinge telefonla bağlanan Hamas lideri Meşal’in yardımcısı Ebu Ahmed’in açıklaması, Türkiye İslam aleminin lideri olacak, diyor inşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah, olacak mı, oldu mu?
OKTAR BABUNA:Oldu Hocam inşaAllah. “İslam dünyasında olağanüstü hal” diye bir haber var Hocam inşaAllah. “Arap Birliği, İsrail saldırısının ardından olağanüstü toplantı kararı alırken İran 'Dünya halklarının sabrı bitti' diye açıklama yaptı. Suriye lideri Esad, saldırının ardından Gül'ü aradı. Lübnan gemi baskınını 'delice' diye niteledi” diye bir haber var, Hocam inşaAllah. Ayrı yine başka basından da haberler var, “İnsanlığı vurdular” diyor. “Mavi Marmara’ya kanlı baskın” diyor. “Helikopterler havadan, botlar denizden saldırdı.” “İsrail saldırısı devlet terörü sessiz kalmayız” demiş Başbakan Tayyip Erdoğan. “Ankara alarmda” diye bir haber. “Dünya ayakta” “İsrail’in korsan saldırı üzerine BM Güvenlik konseyi olağanüstü toplandı, üzüldük derken, AB soruşturma açılmasını istedi. Erdoğan Şili gezisini yarıda kesti” diye bir haber. “İş dünyası tek vücut olup kınadı, aklı selim istedi” “İsrail'in saldırısı iş dünyasında da yankı uyandırdı. İşadamları aklı selime davet ederken hükümetin tavrına göre yatırımlarını gözden geçirebileceklerini belirtti.” Yine “Devlet Terörü” diye bir haber. Saldırının başladığı anı gösteriyor. İsrail helikopteri komandolarını indirirken. Havadan geliyorlar ve denizden. “Açık denizde yargısız infaz” diye bir haber. İsrail Türk gemisini kana buladı, haberleri. “Tayyib Erdoğan: Artık yeter sessiz kalmayacağız” diye açıklama yaptığını belirten bir haber. “Başbakan Erdoğan, İsrail’in yardım gemisine düzenlediği saldırıyla ilgili olarak, “Bu insanlık dışı devlet terörü karşısında sessiz ve tepkisiz kalmayacağımızın bilinmesi gerekmektedir” dedi.” “Bilgi vermiyor, savaş yöntemi uyguluyor” emekli Büyükelçi Kandemir’den İsrail değerlendirmesi, şeklinde bir haber Hocam inşaAllah. “Ege’nin öte yakası da öfkeli” “İsrail'in Gazze'ye yardım götüren bir gemisine saldırdığı öne sürülen Yunanistan da İsrail'e tepki gösterdi ve iki ülkenin birlikte gerçekleştirdiği tatbikat bitirildi. İsrail Hava Kuvvetleri Komutanı'nın Atina ziyareti iptal edildi. Yetkililer sert konuştu.” Yunanistan da bu şekilde bir tepki göstermiş Hocam inşaAllah. “Devlet Terörü” Başbakan Erdoğan, İsrail saldırısını tek kelime ile özetledi. “Askerlerimize ateş ederek bizi kışkırttılar” Netanyahu katliamı savundu, diye bir haber Hocam. “Uzmanlar İsrail saldırısını değerlendirdi, Türkiye’nin eli güçlendi, İsrail artık geri adım atmaz”. “ İnsanlığa kelepçe” yaralılara da kelepçe takmışlar, onu belirten bir haber Hocam inşaAllah. “Bu bir devlet terörüdür.” Ayrıca Hocam Newyork’ta Musevilerin, Hıristiyanların ve Müslümanların katıldığı gösteriler olmuş. Bu gösterilerde burada Museviler ellerinde türk bayraklarıyla kınamışlar, protesto ediyorlar Hocam inşaAllah, burada görüldüğü gibi. “Yahudiler ellerinde Türk bayrakları ile İsrail’i protesto ediyorlar.” Newyork’ta dindar Musevilerin katıldığı protesto gösterisi olmuş bu şekilde. Yine onunla ilgili bir haber daha “Tepkiler çığ gibi” İsrail'in kanlı operasyonu ardından dünyanın dört bir tarafında başlayan gösteriler, hız kesmeden devam ediyor. ABD, Kanada, Malezya ve Avustralya'da gösteriler yapıldı.” Yine Museviler İsrail bayrağının üzerine böyle bir çizgi çekmişler. Protesto ediyorlar bu olayları Hocam inşaAllah, dindar Museviler.
ADNAN OKTAR:Yalnız ben söyleyeyim bu olaylar durmaz. Yani daha öncede söylemiştim. Daha önce Filistin’de biliyorsunuz çok büyük olaylar olmuştu. Daha önce de oldu, daha önce de oldu. Muntazam bir takvimle o ilerliyor ve kesintisiz devam eden bir yapı bu. Yine olur. Allahualem yine olur. Ta ki diyor Peygamberimiz (s.a.v.), “evlatlarımdan Mehdi (a.s.) zuhur edinceye kadar” diyor. Dünyadan kan kesilmeyecektir. Mehdi (a.s.) zuhur edinceye kadar. Mümkün değil. İmkansız. Ayrıca bir tek orada değil. Yani her yerde kan akıyor. Şimdi dikkatler buraya çekildi ama, Afganistan’da bir günde 100-150 kişi 200 kişi her gün hemen hemen şehit ediliyor. Irak’ta da öyle. Faili meçhul cinayetlerin ve katliamların haddi hesabı yok. Çeçenistan’da zaten her yerde insan şehit ediliyor, olaylar oluyor. Tek bir yerde kan akmıyor. Buradaki kanın durması, dünyanın yatıştığı anlamına gelmiyor. Kan her yerde akıyor. Müslümanlar her yerde, dünyanın her yerinde hemen hemen zulüm görüyorlar, eziyet görüyorlar, acı görüyorlar. Bölünmenin, parçalanmanın acısını yaşıyorlar. Çünkü Allah haram kılmış Müslümanlara bölünmeyi. Net haramdır. Birçok ayet var haram olduğuyla ilgili. Müslümanlar mutlaka tek merkezden toplu hareket etmekle mükellefler. Allah’ın emri bu. Farzdır. Bu konuyu tam tersine çevirdiler biliyorsunuz. Müslüman ülkeleri parçaladılar, bir de ayrıca o yetmiyor gibi parçalar içerisinde bir daha parçalara ayırdılar. “Parça ayırıcıları gibi olmayın” diyor Allah ayette. Kuran ayeti var, değil mi? “Kurşunla kaynatılmış binalar gibi,” diyor Allah “mücadele edin” yani lehimlenmiş gibi hareket edin. “Ayrılıp dağılmayın,” diyor Allah. Bakın “ayrılıp, dağılmayın” muhkem ayet, açık. Haramdır aksi. Adam ben ayrılıp dağılırım diyor, o zaman bela iner. Fitne olur yeryüzünde. Kargaşa olur, inşaAllah.
OKTAR BABUNA: Bir güzel haber daha var, yine bu şekilde. Bir internet sitesinde resimli olarak hazırlamışlar. Tam söylediğinizi Hocam, haber yapmışlar böyle. Timeturk sitesinde “Türkiye önderliğinde İslam Birliği” diye.
ADNAN OKTAR:“Çözüm: Türkiye önderliğinde İslam Birliği.” Kardeşim ne anlatıyorum yıllardan beri. Aferin Timeturk, helal olsun, maşaAllah. Olayı da çok güzel anlatan bir resim koymuş. MaşaAllah. Bakayım nasıl bir şey. Bütün internet siteleri bu şekilde olması lazım.
OKTAR BABUNA: Tam dediğiniz gibi Hocam. “Türkiye Cumhuriyeti Devleti, Türk İslam Dünyasına örnek olacaktır.” Teknolojik gelişmeler, altınçağı anlatan fotoğraflar da yapmış böyle.
ADNAN OKTAR: Bayağı güzel maşaAllah. Afrika da ağlıyor. Asya da ağlıyor. Bu sefalet nasıl durur? Bu perişanlık nasıl durur? Türk İslam Birliğiyle duracaktır. Bak sabiler yani, bak bombardımanla açılmış evin tavanı. Bak, kan revan içinde kalmış bir çocuk. Bak, bombardımanda enkaz altından adamlar çıkartılıyor. Bunlar bizi ilgilendiriyor. Aynı bunlar da bizim kardeşimiz. Bak, bu kız çocuğunun, bu durum nedir bu? Birlik beraberlik olmayınca, işte bu oluyor. Bunun sorumluluğu altındayız biz. Ve bu haramı işliyor, bütün Müslüman alemi bu haramı işliyor ve bu günahı bütün Müslümanların boynuna oluyor. Birleşmezlerse yine devam edecektir bu. Bunların hepsinin günahı Müslümanların boynuna oluyor. Devam et. Bak, Sabiler çocuklar, açlıktan ölenler, perişan olanlar. “Yüce Allah’ın emri: Aciz ve yoksulların korunup kollanması” Kuran ayeti var tabii, inşaAllah. Afganistan’da şurada burada zaten perişan millet, zaten aç susuzlar bir de ayrıca katliamlar, adam dövmeler, ırza geçmeler, adam kaçırmalar, faili meçhuller. Tamam biz burada bir feveran yaşıyoruz milletçe. Ama bütün dünyada böyle bir durum var. Dünya çapında bir feveran gerekir, inşaAllah. Hamiyet-i İslamiye’nin feveran etmesi lazım. Ediyor, ediyor, edecek ve çok daha fazla feveran edecek, inşaAllah. Ve diyor başlarına “Hz. Mehdi (a.s.) geçecek, tarik-i hak ve hakikate sevk edecek,” diyor Bediüzzaman, tabii inşaAllah. Mehdi (a.s.) herhangi bir tarikata mensup değildir, bir tarikatin müridi değildir. Nereden anlıyoruz? Abdülkadir Geylani’den, İmam-ı Rabbani’den ve büyük alimlerden Ehl-i hal olan tarikat şahlarının izahlarından anlıyoruz. Bakın, diyor ki Abdülkadir Geylani’yle ilgili bahisin devamında, “İnsanı Allah-ü Teala’nın sevgisine kavuşturan yok ikidir. Birisi nübüvvet yolu” Mehdi (a.s.)’nin yolu budur, nübüvvet yoludur. “Nübüvvet yolu olup aslın aslına kavuşturur.” Yani tam net öze kavuşturur, aslına kavuşturur. “Ashâb-ı kirâmın hepsi, bu yoldan vâsıl oldular.” Sahabeler hepsi bu yoldan vasıl oldular. “Sonra gelenlerden pek az zevât da, bu yoldan ermiştir Bu yolda sebebe, vasıtaya (herhangi bir mürşide, tarikate) ihtiyaç yoktur. Bir kâmil ve mükemmilin sohbetinde, (yani bir hal ehlinin, bir mübarek şahsın, bir mürşidin, bu şeyh efendi de olabilir. Bir insan yani mükemmel bir) Bir kâmil ve mükemmilin sohbetinde kemâle geldikten sonra, (herhangi bir sohbet, herhangi bir sohbet. Mesela bu sohbete benzer bir sohbet) sohbetinde kemâle geldikten sonra feyzi asıldan alıp ilerlerler (Aslından alıyor artık, yani bir şeyhe mürşide ihtiyacı kalmıyor.) İkinci yol, (Vilâyet yolu)dur Kutublar, Evtâd, Nücebâ, Büdelâ ve bütün Evliyâ, (bütün şeyh efendiler, tarikat şeyhleri, tarikat büyükleri, müceddidler hep) bu yoldan vâsıl olmuştur Bu yola, Sülûk yolu da denir Süluk yolu. Bu yolda, vasıta ve aracı lazımdır. Yani bir şeyh efendiye bağlanıyorlar. Her iki yolun reisi ve rehberi Resûlullahdır (s.a.v.) Vilâyet yolunun imâmı, feyz kaynağı, Hz. Alî (r.a.)’dir. (Keremullahi Veche, Allah’ın arslanı.) Bu yolda, Resûlullah (s.a.v.) onu vekil etmiştir. Hz Fâtıma (r.a.) ve Hz. Hasan (r.a.) ile Hz. Hüseyin (r.a.) (Arapça orijinalini söylüyorum, çok güzel isimler.) onunla ortaktırlar. Bu yolda gidenlerin hepsine feyz ve hidâyet, Hz. Alî (r.a.)’nin aracılığı ile gelir. (Hz. Ali (r.a.) aracılığıyla geliyor.) Ondan sonra Hz. Hasan (r.a.) ve Hüseyin (r.a.) bu vazifeyi teslim aldı. Bunlardan sonra, sıra ile, oniki imâmın evlâdına verildi. Sonları olan Muhammed Mehdî (a.s.)’den sonra, başkasına verilmedi Bütün Evliyâya feyz ve hidâyet bunlardan gelmeye devam etti Abdülkâdir-i Geylânî kemâle gelince, bu mansıb, ona verildi Bundan sonra da, kimseye verilmediği keşf ve müşâhede ile anlaşılmaktadır” diyor. “İmâm-ı Rabbânî (Nübüvvet yolu) ile vâsıl olduğundan, vasıtaya ihtiyaçları yoktur” Şimdi bakın, soruyorlar diyorlar ki, sual. “Müceddid için böyle nasıl söylenebilir. Çünkü Hz. İsa (a.s.) alâ nebiyyinâ ve aleyhissalâtü vesselâm gökten inecek” Hz. İsa (a.s.) gökten inecek. “Ve müceddid olacaktır.” Yani mutlak müçtehid, Hz. Mehdi (a.s.)’de aleyhirrıdvân çıkacak, müceddid olacak.” En büyük müceddiddir, diyor Bediüzzaman. Gelmiş geçmiş en büyük müceddid ve en büyük müçtehid. “müceddid olacaktır. Bunların verecekleri feyzleri başkasından almaları düşünülebilir mi?” yani tarikate bağlanmaları, mürşide bir şeyhe bağlanmaları düşünülebilir mi? “Cevâb: Feyz için vâsıta olmak, yukarıda bildirdiğimiz iki yoldan yalnız ikincisindedir.” Yani vilayet yolundadır. Bütün ulema, alimler hep o yoldan giderler. Tarikate bağlanarak alırlar, diyor feyzleri. “Birinci yolda, ya’nî (Kurb-i nübüvvet) denilen yolda, feyz ve hidâyet, vâsıta ile gelmez.” Yani herhangi bir şeyh efendiden kaynaklanmaz, tarikatten kaynaklanmaz. “Bu yolda yükselen, arada vâsıta ve perde olmadan vâsıl olur.” Herhangi bir perdeye ihtiyacı yoktur. “Kendisine hiçbir kimse vâsıta ve perde olmaksızın feyzlere ve bereketlere kavuşur. Vâsıta olmak ve perde olmak, (Kurb-i vilâyet) denilen yoldadır. Bu iki yolu birbirine karıştırmamalıdır.” Yani halk, avam hep o tarzdadır, yani velayet yolundan alırlar. İstediğinde tabii, o yola girmek istediğinde. “Hazret-i Îsâ “alâ nebiyyinâ ve aleyhissalâtü vesselâm” ve Hazreti Mehdî “aleyhirrıdvân”, nübüvvet yolu ile vâsıl olurlar. Şeyhayn, ya’nî hazret-i Ebû Bekr ile hazret-i Ömer “radıyallahü teâlâ anhümâ” da, nübüvvet yolu ile kavuşmuşlardır.” Hazret-i Ebû Bekr (r.a.) ile Hz. Ömer (r.a.), onlarda nübüvvet yolu ile kavuşmuşlardır. Mehdi (a.s.) gibi onlarda. Doğrudan bağlantı var, maşaAllah. Resûlullahın “aleyhi ve alâ âleyhissalâtü vesselâm” himâyesi altındadırlar. Şânları çok yüksekdir” diyor inşaAllah. Dolayısıyla hiç kimsenin biatı boynunda olmadan zuhur eder, Mehdi (a.s.). Yani herhangi tarikata bağlı olmadan, herhangi bir mürşide, efendiye bağlı olmadan zuhur eder diyor. Bunun kaynağını da buradan göstermiş olduk. En sağlam kaynaklar. İmam-ı Rabbani’den ve Abdülkadir Geylani’den bilgi veriyoruz inşaAllah. Biri en büyük Nakşibendi alimidir değil mi? Öbürü de en büyük Kadiri alimi. Zaten Kadiri tarikatının kurucusudur, şahtır yani. İnşaAllah. Onların verdiği bilgiler. Dolayısıyla Mehdi (a.s.)’de hem Kadiri tarikatı, hem Nakşibendi tarikatı son bulmuş oluyor. Her ikisi de Mehdi (a.s.)’ye bağlanmış oluyorlar. Her iki tarikatta. Bütün tarikatlar son bulmuş oluyorlar. Onun için mürşitler, büyük tarikat şahları, şeyhleri bu asırda vekaleten devam ettiriyorlar tarikatlarını. Halife bırakmıyorlar. Çünkü Mehdi (a.s.)’nin geldiğini bildikleri için doğrudan emaneti o almıştır inşaAllah.
OKTAR BABUNA: Bir Katar El-Arab Gazetesi yazarı Hocam, Doktor Muhammed Adil: “Türk Devleti’nin şu anda tarihi bir sorumluluk üstlendiğini, bunun sadece Araplar için değil, aynı zamanda kendi halkı için de yaptığını anlatan Muhammed Adil, biz dışarıdan Türkiye’ye Osmanlı Devleti olarak bakıyoruz.” demiş. MaşaAllah Hocam. Bir izleyicimizde Hocam, bir resim göndermiş gösterelim mi onu?
Bu fotoğrafı göndermiş Hocam, yanına da şunu yazmış Hocam. “Selamün aleyküm Muhterem Hocam. Ekteki resmin Mehdiyetin gücünü ve sonuçlarını en güzel şekilde özetlediğini düşünüyorum. Allah size sağlık, sıhhat ve uzun ömür versin. Hizmetinizi mübarek ve daim kılsın inşaAllah. Dualarınızı bekleyen kardeşiniz Osman Yazaroğlu.”
ADNAN OKTAR: Evet, İsrail’de de böyle kucaklayacağız inşaAllah bütün Musevi kardeşlerimizi. İsrail’deki ateist yapılanmayı, şeytani yapılanmayı inşaAllah Allah’ın izniyle yeryüzünden kaldıracağız. Böyle kan dökmekten zevk alan, şiddetten zevk alan, kan olmadan yaşayamayan tipler oluyor, deccalın ordusu olarak. Oradaki Musevilere, Hıristiyanlara ve Müslümanlara musallat oldu bunlar. Ne ibadetlerine müsaade ediyorlar, ne yaşamalarına müsaade ediyorlar, ne nefes almalarına müsaade ediyorlar. Zaruret gibi gösteriyorlar yani mecburuz gibi. Niye mecbur olasın ki sen değil mi? Biz oradaki o tertemiz Musevi kardeşlerimizi, dindarları, Allah’ı sevenleri, güzel huylu insanları zalimlerin elinden inşaAllah kurtaracağız. O bölgede boydan boya hür olacaklar Allah’ın izniyle. Duvarları falan hepsini yıkacağız, gümbür gümbür. Kardeşim şimdi sen koruyacağım diye, insanları duvarın içine sokuyorsun. Musevi insan değil mi adam, rahat gezmek ister. Ya çıksın dağlara Hz. Musa (a.s.) gibi rahat rahat gezinsin, dua etsin. Yık o duvarları. Ne işi var duvarların? Ucu bucağı yok duvarların, bakıyorsun acayip yüksek. Onların içine hapsetmiş durumdalar. Gümbür gümbür yıkacağız duvarları, açacağız. Her yere gitsinler kardeşim, Ürdün’e de gitsinler, Mısır’a da gitsinler ticaret yapsınlar, fabrika kursunlar. Nedir bu böyle değil mi? Niçin böyle bir şey olsun? Tir tir titriyorlar, iki taraf da birbirinden çekiniyor, o ondan korkuyor, o ondan korkuyor. Biri Yakupoğullarından, biri İsmailoğullarından Hz. İbrahim (a.s.)’in evlatları ikisi de değil mi? Her ikisi de tek Allah’a inanıyor, Ahirete inanıyor, Cennete, Cehenneme inanıyor, Allah’ın Kitaplarına inanıyor. Çok acayip bir uygulama yapıyor deccal. Birbirlerine kırdırmaya çalışıyor, oyun. Kan istiyor yani gözünü kan bürüdü deccalın. Çünkü şeytan ona söylüyor diyor ki; “ben kan istiyorum” diyor. “O da nereden bulayım?” diyor. O da “bul işte, bir şekilde nereden buluyorsan bul, sel gibi kan getireceksin.” diyor. Su gibi akacak kan diyor. “Ben kansız yaşayamıyorum” diyor şeytan. “Benim ihtiyacım var, bana bulacaksın, yoksa ben de senin gırtlağına sarılırım” diyor. O mikrop da olay çıkarttırıyor, kan akıtmak için iş çıkartıyor ve bir parça da olsa, birkaç damla bile kan akıtmış olsa ferahlıyor adam. Deccalin boynunu kıracağız. İnşaAllah. Yani fikren inşaAllah. Yani son anlarını yaşıyor evvelAllah. Ve oradaki bütün Musevi kardeşlerimiz, Hıristiyan kardeşlerimiz, Müslümanlar birbirlerine sarılacaklar bayram havası esecek, bayram. Bu nedir böyle değil mi? Tabii.
SUNUCU 2: Çok fena çok. Yani o kadar milyonlarca insanın günahını alıyorlar. Bunların altından nasıl kalkacaklar onu hiç düşünmüyorlar. Dünya ölümsüz değil, insanlar ölümsüz değil. Onu bilmiyorlar, farkında değiller. Farkında olduklarında da geç olmuş olacak ama. Umarım farkına varırlar.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Ne dedim Oktarım; önümüzdeki günlerde fevkalade olaylar olacak dedim. Çok büyük olaylar olacak dedim değil mi?
OKTAR BABUNA: Dediniz Hocam.
ADNAN OKTAR: Daha yeni söyledim. 15 gün önce, 1 ay önce. Peş peşe peş peşe peş peşe oluyor mu olaylar?
OKTAR BABUNA: Her gün hemen hemen o şekilde Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Nereden kaynaklıyor? Hadislerden kaynaklanıyor, Kuran’dan anlıyoruz, hadislerden anlıyoruz. Evliyanın ilhamından anlıyoruz, inşaAllah.
OKTAR BABUNA: Söyler söylemez başladı Hocam maşaAllah o şekilde.
ADNAN OKTAR: Hızır (a.s.) evliyaya söyler, evliya da gelir sana söyler. İnşaAllah değil mi? İnşaAllah.
SUNUCU 2: Rüyanda söyler, hiç olmadı rüyana girer söyler.
ADNAN OKTAR: Evet inşaAllah. Şeytandan Allah’a sığınırım, açtım Zümer Suresi geldi, 61. ayet. “Allah, takva sahiplerini” Kuran’da tarif edildiği gibi İslam’a sıkı sıkı sarılan, samimi olan, muttaki, candan Müslümanları “(inanarak ve inançlarını uygulayarak) zafere ulaşmaları dolayısıyla kurtarır.” Bu Mehdi (a.s.) ordusuna, Mehdiyete işaret eden bir ayettir. “Onlara kötülük dokunmaz” Hiçbir şey yapamaz Allah’ın izniyle. “Ve onlar hüzünlenmeyeceklerdir” diyor Allah. Üzülmeyecekler, hüzünlenmeyecekler. Ağlama yok, üzülme yok, hüzün yok. Tek taraflı ezer kafasını şeytanın o kadar. İnşaAllah. Şeytandan Allah’a sığınıyorum “Allah, her şeyin Yaratıcısı'dır. O, her şey üzerinde vekildir. Göklerin ve yerin anahtarları O'nundur. Allah'ın ayetlerine (karşı) inkar edenler ise; işte onlar, hüsrana uğrayanlardır.” Allah hüsrana uğratacağım diyor inşaAllah.
Evet, Oktar Hocam var mı sende başka ilimler?
OKTAR BABUNA: Estağfurullah Hocam. Sizden öğrendik hepsini inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Kuran’dan ve hadisten.
OKTAR BABUNA: Sünnetten, Kuran’dan HocamİnşaAllah. “Hologram TV geliyor” diye bir haber var Hocam inşaAllah. Teknolojideki gelişmeleri siz söylemiştiniz inşaAllah Ahir zamanda, Altın çağda çok büyük gelişmeler olacak diye. “Dünyanın dört bir yanında üç boyutlu televizyonlar satışa yeni yeni sürülürken Sony mühendisleri, hologram televizyonların yakın bir gelecekte izlenmeye başlayacağını bildirdiler.” İnşaAllah.
ADNAN OKTAR: Evet bir süre sonra spiker gelip karşımıza oturacak. Odada değil mi? Oradan bize anlatacak. İnşaAllah insanın aklına bir zarar gelmez.
OKTAR BABUNA: İnşaAllah. Bir de Hocam dün bir ilimden bahsetmiştiniz böyle. Üç boyutlu olarak görüntünün Hz. Süleyman (a.s.)’dan kalan kadim bir ilim olarak geldiğini inşaAllah.
ADNAN OKTAR: O netleşti, o doğru. Evet. Yani detaylarını da öğrendim ama asıl üstadı geliyor şimdi, Urfa’dan geliyor inşaAllah. Tırnağının üzerine Hz. Süleyman (a.s.) devrinden kalma bir şifre var o yazılıyor, bir işaret var o konuyor. Belirli duaları var, okunduktan sonra, dün de anlatmıştım. Parmağının ortasında önce bir karıncalanma başlıyor, sonra elde uyuşma oluyor, bütün elde uyuşma oluyor. Sonra parmaklar kasılıyor ve açılıyor böyle kendiliğinden açılıyor bu şekilde. Sonra baş parmağının üzerinde, şu dörtgen şeklinde ekran oluşuyor. Yani ne istiyorsan. Üç aşamalı Süleyman (a.s.)’ın kapısı açılsın dendiğinde son şeyinde de o. Allah-u alem Hz. Süleyman (a.s.) devrinden kalma bir ilim. Yani çok acayip Allah’ın hikmeti. Yani çok çok şaşırtıcı. Asıl üstadı da var, birkaç tane uygulayan kişilerde de var. Ben onlardan naklen aktarıyorum, bilgi olarak aktarıyorum ama sağlam bilgi. Ben biliyorsunuz hurafeye inanmam, öyle olmayan bir şeye inanmam. Net bilgiye inanırım, bu doğru. Çok şahane bilgi. Çünkü bunu yaşayan zaten arkadaşımız da var, kardeşimiz de var bizzat tabii, değil mi?
OKTAR BABUNA: Evet Hocam dediğiniz gibi görmüş zaten çocukken.
ADNAN OKTAR: Yani evet ismini de vereyim, Murat diye arkadaşımız değil mi? Urfalı o. Geçenlerde de anlattım bir hırsızlık olmuş, olay olmuş. O da orada olay yerindeymiş. Tırnağının üzerine o yazıyı yazmışlar, özet olarak anlatıyorum tabii, çok detaylı anlattı o da. Sonra o hırsızlık anının görüntüsü elinin üzerinde belirmiş. Yani şurada dörtgen olarak, görüntü olarak. Yani şahıslar direk görünüyordu diyor. Hırsızlık anı yaptıkları şey, olay görüntü olarak elimde oluştu diyor. Kim olduklarını da gördüm hırsızlığı yapan kişileri diyor. Ama çok ürktüm, çok korktum diyor. Gittim elimi yıkadım banyoda, ama baktım yine duruyor görüntü diyor. Yine bir daha gittim yıkadım, bakmadım diyor. Fakat baktıkça duruyor o görüntü orada diyor.
SUNUCU 2: Yazı orada kalıcı mı kalıyor?
ADNAN OKTAR: Yani bir süre, epey bir süre kalmış elinde görüntü gitmiyormuş.
OKTAR BABUNA: Hırsızları tespit etmişler o şekilde.
ADNAN OKTAR: Evet hırsızları tespit etmişler, adamlar doğru tespit etmişler. Yazı silinmiş, yani elinden tamamen yazı çıktıktan sonra görüntü de kalkmış. Evet. Görüntünün kalması için aslında kalemi, şey kalem zor çıkan bir boya yapmışlar. Aslında kolay çıkan bir kalemle yazsalardı hemen yıkar yıkamaz görüntü de kalkardı, yani eğer tedirgin oluyorsa, kalemin şeyliğinden, yani boyanın çıkmamasından kaynaklanmış olabilir. Onun için öyle uğraşmış, Allah-u alem. Ama şahane bir ilim, dehşet bir şey yani böyle.
SUNUCU 1: Hocam bir de şey var, bazı dualar var onları okuyup işte namaz kılıp uyuduktan sonra rüyada daha çok görülüyor vesaire gibi diyorlar. Sizce bu doğru mu?
ADNAN OKTAR: Tamam o var. İstihare var, istihare var da. Ama bu çok net yani, direk ekran gibi alenen görüntünün oluşması. Net görünüyor orada o. Uyanıkken görüyorsun orada öyle görüyorsun. Normal uyanık.
SUNUCU 2: Ama demek ki iyi insanlar da oluşabiliyor. Yani ben de aileden çok sevdiğim bir insanı kaybetmeden 2 gün önce rüyasını gördüm. O iyi insan öldü. Yani çok ilginç bir şey. Demek ki insana malum olabiliyor bu tarz şeyler.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Bu tip bilgiler bana gelmeye başladı. Bunları ben kitap haline getireceğim. Mesela bazı yazılar yazmışlar, bir kısmı inandırıcı değil ben baktım. Doğru değil Allah-u alem hissettim üslubundan. Ama doğru olanlar çok net anlaşılıyor. Mesela Ertuğrul Özkök’ün anlattığı o doğru. Benim anlattığım doğru ve ispatlı zaten bunlar, yani çok net. Vakalı. Böyle vakalı, şahitli olanlar, böyle belgeli olanlar, bunları yayınlayabiliriz inşaAllah. Bunları hazırlıyorum, bir hayli bilgi geldi. Bu da öyle, bunu şimdi önümüzdeki günlerde bunu da hazırlıyorum, bu baş parmakta oluşan bu görüntüyle ilgili olarak bilgileri. Ama tabii detay bilgi vermeyeceğim de, genel bir bilgi vereceğim, özet bilgi vereceğim. Detay bilgi yok, inşaAllah. Yalnız orada kardeşimizin sözü, bu konuda üstad olan kardeşimiz “Bize izin yok” dedi. “Sadece Mehdi (a.s.)’ye hizmet anlamında bu bilgiyi verebiliriz.” dediler yani. “Mehdi (a.s.)’ye hizmet için biz izinliyiz” dediler. “Mehdi (a.s.) zamanı için muhafaza edilen bir ilim” dediler inşaAllah. O da çok manidar yani böyle bir üslup. Çok heyecanlı, hayret verici günler olacak demek ki. Ben mesela şimdi Hz. Süleyman (a.s.)’nın tahtı getirtmesinin mantığını anladım. Yani Allah-u alem net yani görüntü olarak alenen oluşmuş. Bilinmeyen bir ilim var demek ki. Bilinmeyen, yani insanların bilmediği bir bilgi, inşaAllah. Ama cinlerin devreye girmesinden olduğu da net. Yani cinlerin oluşturduğu, zaten cinlere hakim Hz. Süleyman (a.s.) biliyorsunuz. İnşaAllah Mümin cinlerin sayısı da iyice artar şöyle, ama tabii alıştıra alıştıra. Halkı mesela ürkütebilir elinde birden görüntü oluşması. Fakat inatçı olan birisine, yani inanmayan birine kameraların karşısında uygulatacağım inşaAllah. En inatçıyı bulmaya çalışıyorum ben bu konuda. En inanmayan kimse, ona yaptıracağım. Çünkü acımam ben ona, yani hak etmiştir onu. Yani korkarsa da korksun ben karışmam yani. İnşaAllah.
Evet, Oktar Hocam başka ne var anlatacağın?
OKTAR BABUNA: Bu siz büyük olaylar olacak dedikten sonra, dediğiniz gibi her gün bir şeyler oluyor. Mesela; “Agatha Kasırgası olmuş Orta Amerika’da 4 ülkeyi etkisi altına alan “Agatha” isimli tropik kasırga da 101 kişinin ölümüne sebep oldu.” diye bir gazete haberi yine resimleriyle. “Agatha darmadağın etti: 100 ölü. Orta Amerika’da tropik fırtına mevsimi Agatha’yla açıldı. Guatemala, Honduras ve El Salvador’da en az 100 kişi öldü, on binlerce insan daha güvenli bir yer bulabilme umuduyla evini terk etti.” Yine aynı şekilde resimleri gösteriyor. Çok büyük bir tahribat meydana getirmiş Agatha faciası. Aynı zamanda yanardağ patlamış Hocam aynı bölgede. “Guatemala ve Ekvador’da iki yanardağın kısa süre arayla art arda patlamasının ardından binlerce kişi, lavlardan ve kayalardan kaçmak için evlerini terk ediyor. Guatemala’da Perşembe günü Pacaya Yanardağı’nın patlaması sonucu en az 2 kişi öldü, 50’den fazla kişi yaralandı.” Aynı yerde de bu kasırga gelmiş Hocam. Bu küller havaya savrulduğu anda. Her gün dünyanın bir yerinde mutlaka büyük olaylar oluyor maşaAllah.
ADNAN OKTAR: Hepsinde hayır hikmet var. Hadislerde çok detaylı anlatılan konular bunlar. Hiç değişmeden, en ufak detayda bozukluk olmadan, santim santim, milim milim bu olaylar gelişiyor. Bu da Resulullah (s.a.v.)’ın mucizesi inşaAllah.
Başka ne var Oktar Hocam?
OKTAR BABUNA: Hocam bu, Ayasofya’daki altındaki hazinelerden bahsetmiştiniz, o yönde böyle bir haber var, “Hazine Açığa Çıktı” diye. “Padişah Türbeleri’nin restorasyonu sırasında gün yüzüne çıkan Ayasofya’nın saklı kalmış hazineleri, 430 yıl sonra ilk kez sergilenmeye başlandı. Paha biçilmez eserler 6 Haziran’a kadar meraklılarını bekliyor.” “Sanduka kılıfları, Kabe-i Şerif iç örtüsü, Kisve-i şerif, Ravza-ı Mutahhara örtüleri, yüzyıllarca minberinde asılı duran ve müzenin deposunda bulunan tarihi sancakların sergilenmesi dolayısıyla dün Ayasofya Padişah Türbeleri avlusunda tören yapıldı” diyor Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Aman aman çok özen göstersinler. Biz onları emanet alıyoruz bu kutsal emanetleri. Çürümeye, bozulmaya karşı değil mi? Çok özenli olsunlar inşaAllah.
Bediüzzaman Lemalar sayfa 155’de diyor ki: “Hatta hadis-i sahihle (yani sahih hadisle, Resulullah (s.a.v.)’den gelen hadisle) Ahir zamanda Îsevîlerin (yani Hıristiyanların) hakiki dindarları (dindar olan Hıristiyanlar) ehl-i Kuran ile ittifak edip, (Müslümanlarla ittifak edip) müşterek düşmanları olan zındıkaya karşı dayanacakları, (yani ona karşı birlikte mücadele edecekleri gibi) şu zamanda dahi ehl-i diyanet ve ehl-i hakikat, değil yalnız dindaşı, meslekdaşı, kardeşi olanlarla samimî ittifak etmek, belki Hristiyanların hakikî dindar ruhanîleri ile dahi, medâr-ı ihtilâf noktaları muvakkaten medâr-ı münakaşa ve niza' etmiyerek müşterek düşmanları olan mütecâviz dinsizlere karşı ittifaka muhtaçdırlar.” diyor Bediüzzaman. Bak bunu tabii biraz şerh ederek açıklayalım. “Hatta sahih hadisle âhir zamanda (yani bulunduğumuz şu devirde) Hristiyanların dindarları ile Müslümanlar ittifak ederek (birlikte hareket ederek) müşterek düşmanları olan (Darwinistlere, materyalistlere, ateistlere karşı mücadele etmeleri gerekir.) etmeleri lazımdır. Sahih hadiste bu açıktır, (yani sahih hadis bunu gösteriyor diyor.) Bu zamanda dahi ehl-i diyanet (yani dindar olan herkes) ve ehl-i hakikat, (hakikati arayan herkes,) değil yalnız dindaşı, (zaten Müslümansınız diyor, zaten kardeşsiniz) meslektaşı, kardeşi olanlarla samimî ittifak etmek, (mahalleden arkadaşın, dostun değil mi? Artık milletin bir, her şeyin bir.) onlarla samimi ittifak etmek, (birleşin diyor.) Belki Hıristiyanların hakikî dindar ruhanîleri ile dahi, (onlarında diyor samimi dindarları var diyor Hıristiyanların,) onlarla ihtilaf noktaları muvakkaten bırakın. (Yani tartışmaya girmeyin, yani Allah’ın birliği konusu dışında onlarla tartışmaya girmeyin.) medar-ı münakaşa ve niza' etmeyerek, (yani tartışma efendim kötü söz bunlar olmasın diyor.) müşterek düşmanları olan mütecaviz (yani saldırgan mesela bak; burada Müslümanların nasıl kanını döküyor ateist, dinsiz efendim Darwinist, materyalist, gözü dönmüş faşist, komünist kötülüğü örgütleyenlere) karşı ittifaka muhtaçtırlar” diyor, Bediiüzzaman. İşte bizim de yaptığımız bu. Lemalar sayfa 155. Evet, Emir dahilakası 179 “ Risaliye Nur’un ihlâs lemalarında denildiği gibi; ‘şimdi ehl-i iman, değil Müslüman kardeşleriyle, belki Hıristiyanın dindar ruhanileriyle ittifak etmek ve medar-ı ihtilaf meseleleri nazara almamak, niza etmemek gerekir. Çünkü küfrü mutlak hücum ediyor.’” diyor Bediüzzaman, saldırıyorlar diyor. Onun için dindar, samimi Hıristiyanlarla, Allah’ın birliğine inanan Hıristiyanlarla ittifak edin diyor.
Darwinizme, materyalizme, ateizme karşı inşaAllah. “Said Nursi hazretleri 1950 yılında Roma’ya Papa 11. Pius’a Risalei Nur Külliyatı’nı göndermiş ve cevaben 22 Şubat 1951’de şahsi bir teşekkür mektubu almış.” Yani ittifak etmek için uyarıyor Bediiüzzaman. “Said Nursi Hazretleri aynı şekilde bundan birkaç yıl sonra 1953 yılında”, 1950’lerden sonra muazzam bir hareket başlamış. “Müslümanlar ve Hıristiyanlar arasında mütecaviz dinsizliğe karşı, (ataizme, Darwinizme karşı, “iş birliği temini için,) İstanbul'da Patrik Athenagoras'ı ziyaret etmiştir” diyor.
Evet, şimdi ben geçen günler dedim ki Hz. Musa (a.s.) devrinde Firavun’un o sulara gark oluşu ve orada biliyorsunuz Allah tarafından helak edilişi, Mısır’daki Papirüslerde yazıyor dedim değil mi? Onları size sonra okuyacağım demiştim. Bakın, burada tabii isteyenler de kendileri de gidip ilgili yerde bunları görebilirler. Efendim, “Bu adaletin idarecisi güneşin oğlu Amonun büyük biraderi olan ve pederi güneş gibi daima yaşayan Ramses'in krallığı zamanında yedinci paynı ayının, ikinci günü yazıldı.” Mısır’da papirüsler üzerine yazılmış yazı, o devirde. Hz. Musa (a.s.)’ın gösterdiği mucizeyi ve orada meydana gelen, onların başına gelen Allah’ın verdiği belayı anlatıyor. “Bu mektubu aldığın vakit kalk, işe başla. Tarlaların nezaretini üzerine al. Hububatın hepsini mahveden bir su basması, gibi yeni bir belanın haberini aldığında kafanı çalıştır. (Yani düşün), Hemton onları hırsla yiyerek mahvetti”, o Hz. Musa (a.s.)’ın gösterdiği mucize sonucunda biliyorsun bit belası ondan sonra güve belası, ondan sonra kurbağa belası onlar anlatılıyor. Bak diyor ki; “Hemton onları hırsla yiyerek mahvetti, ambarlar delindi, fareler tarlalarda yığın halindedir, pireler kasırga şeklindedir, akrepler hırsla yiyorlar, küçük sineklerin açtığı yaralar sayılmayacak kadar çoktur.” Birdenbire muazzam bir haşerat saldırısı başlıyor, Hz. Musa (a.s.)’ın mucizelerinden. “Ve ahaliyi mahzun ediyor. Bu yerin ticaretine hizmet eden merkepleri öldürüyorlar.” Hayvanlara da saldırıyorlar diyor. “Kayık yapılan tezgâhtaki işçiler bazılarının eşyasını çalıyorlar. At sabahında ölüyor.” Atları da öldürüyor diyor. “ Yahudi âlimi” diyor bakın; “ Yahudi âlimi külli miktarda hububatı mahvetmek maksadına nail oldu.” Hz. Musa (a.s)’ı kastediyor, büyücü diyor. “Yahudi âlimi külli miktarda hububatı mahvetmek maksadına nail oldu. Kapıların bekçileri kilitleri kırıyorlar. Melunlar hayaller görüyorlar. Sihirler onlar için ekmekleri gibidir.” Bak sihir gösteriyor diyorlar. Hz. Musa (a.s.)’ın sihir gösterdiğini söylüyor. Ekmek gibi onlar için sihir diyor. “onların alçak,” tabii (hâşâ) hakaret ediyor orada onları okumayayım. Yani Hz. Musa (a.s.) ve oradaki kavmine hakaret ediyorlar. “Reisleri onları arkasına takmakla ve onları korku boyunduruğu altına eğerek murdar kavmine doğru sürüklemektedir.” (Hâşâ) Tevrat’ın kanunlarına da çirkin sözler ediyorlar, Allah’ın hükümlerine karşı. “karısı hâkimiyetinin önünde titrer çocuklarda en aşağı bir haldedir.” Diyor. (Hâşâ) Bunları da aslında okumam ama bilgi olarak mecburen veriyorum. “Lakin arkadaşları ona göre dünyanın birinci kavmidir.” Yani oradaki Müslümanlar dünyanın birinci kavmidir diyor, ona göre diyor. “ Yahudi âlimi kadınları heyecanlandırmak sanatında” kadınlar çok heyecanlanıyormuş Hz. Musa (a.s.) dan. Bak o mesela şeyde geçmiyor, Kuran’da geçmiyor ama buraya geçmiş. Yahudilerin şeylerinde de geçmiyor, yazılarında geçmiyor, ama mısır papirüslerinde geçiyor. Kadınları çok heyecanlandırıyordu diyor. Müthiş yakışıklı, çünkü çok gösterişli inşaAllah. Çok etkileyici, bakışları da çok etkileyici, Hz. Yusuf (a.s.) gibi demek ki. “ Kadınları heyecanlandırmak sanatında, yazmak sanatında insanların birincisidir.” Kendi yazıyor diyorlar. Peygamberimiz (s.a.v.)’e diyorlardı kendi yazıyor diye, Tevrat’ı da onun yazdığını söylüyorlar. “Onun eşi ve naziri yoktur” diyorlar. Yani onun gibi başka yok böyle bu işi bu şeyi yapan diyorlar (hâşâ). 6 numaralı papirüste şu geçiyor; “Sarayın beyaz odasının muhafızı kitaplarının reisi Amenamoni'den kâtip Penterhor'a” diyor o devirdeki kişilerin isimlerini sayıyor. Sarayın beyaz odasının muhafızı kitaplarının reisi diyor: "Bu mektup elinize ulaştığı vakitte ve noktası noktasına okunduğu zaman...”
Sonra devam ederiz inşaAllah.
SUNUCU 1: O zaman kısa bir aradan sonra tekrar burada olacağız.
Kısa bir aradan sonra tekrar beraberiz sayın seyirciler. Buyurun Hocam.
ADNAN OKTAR: Evet, devam edelim. Efendim bakın 6 numaralı papirüs; “sarayın beyaz odasının muhafızı kitaplarının reisi.” Kişiden kâtibe bu yazıyı gönderiyorlar.” Bu mektup elinize ulaştığı vakitte ve noktası noktasına okunduğu zaman kalbini müteessir edecek bir halde olan bu elim felaketi, girdaba gark olma felaketlerini öğrenerek” girdaba gark oldular diyor. Girdaba gark olmak, su çekmiş demek ayrıca “girdaba gark olma felaketlerini öğrenerek kalbini kasırga önündeki yaprak gibi en şiddetli ızdıraba teslim et.” Çok büyük bir elem duy diyor. Müslüman tam aksini yapar değil mi? Tevekküllü ol der. Onlarda daha ızdırap duy diyorlar. “Hükümdarın musibet gününde esirlere merhamet edilmesi fikri kendisi için meşru ve menhus oldu.” Yani onlara diyor merhamet etmeye kalkması, onun başına bela çıkardı diyor. Aleyhine oldu, başlangıçta öldürseydi onları, böyle olmazdı diyor. Yani onlara da müsaade etti, sonuç böyle oldu diyor. “ Esir hizmetçi kudreti” bakın; “ esir, hizmetçi, kudreti altında bulunduğu kavmin reisi oldu.” Yani Musevilerin reisi oldu diyor. Hâlbuki esir diyor, sandıkta bulunduğu için onu esir olarak görüyorlar ve hizmetçi olarak görüyorlar. “Kudreti altında bulunduğu kavmin reisi oldu.” Onların başına geçti diyor Hz. Musa (a.s.) için. “Kötü hareketine karşı olan mani” (hâşâ) yani o yaptığı hareketi kötü bir hareket olarak görüyor onun lider olmasını ve peygamberlik yapmasını, “İlerde mahvedildiği gibi isyana karşı olan manide geriden mahvedildi.” Yani her yönden mahvedildi diyor. “Güç hal ile su getirmeye yahut ekmek için öğütmeye çalışılabiliyor. Kralın muhafızları kalbinden sakatlanmış gibidirler. Sesleri kuvvetsizdir, kuvvetli esirin tevafuk ettiğini görerek kalbinde galebe ediyordu. Gözleri ona dokunuyordu, yüzü onların yüzü üzerindeydi. İftihar-ı kemal derecesindeydi musibet şiddetli zaruret birden bire onu zaptetti.” Yani birden bire suların altında kaldığını belirtiyor, ani bir belaya uğradıklarını. “Sular içinde uyku, anlıyı acınacak bir şey yaptı.” Perişan oldular suyun içinde diyor. “Gençliklerinin evvelinde biçilmiş olan gençleri Reislerin ölümünü, kavimlerin efendisinin şarkıların ve garpların kralının mahvolmasını tasvir et” diyor. Firavun’u övüyor ama mahvoldu firavun, onu açıkla, anlat diyor kâtibe, yani bunu yaz diyor. “Sana gönderdiğim haber hangi habere kıyas edilebilir.” Büyük bir felaket oldu diyor. “Herusun yüzünün nuruna kesem olsun ki, bu adam bir sihirbazdır” diyor. Şey için, Hz. Musa (a.s.) için (hâşâ) “iradelerin cümlesi mukavemeti imkânsızdır.” Yani ona mukavemet imkânsızdır diyor. ”Onun kanunu çizmekde ne kadar mahirdir.” Kanun çizmekte ne kadar mahirdir anlamında demiş herhalde kendi yazıyor diyor. “ Sam kavmi sefilini sürüklemekte,” (Hâşâ) Yani kavmi aşağılayan bir şey söylüyor, onu sürüklüyor diyor. “Ne kadar mahirdir,” O kavmi peşinden götürmede diyor. “Kuvvetliyi merdutları ve mazlumu, kuvvetlerinin arasına koyar.” “Kuvvetliyi, merdutları ve mazlumu, kuvvetlerinin arasına koyar.” Yani her türlü insanın arasına koyar anlamında söylüyor gördüğüm kadarıyla. “Bu mevcudiyetinin daha da anasının zamanından beri onu kurtaranlara borçlu olan çocuktur.” Diyor. Bakın annesinin de sonradan oraya geldiğini, annesinden süt emdiğini, onu da belirtiyor. Bununla beraber, efendim. Evet, “bununla beraber o insanları kendisine alet yapmaya çalışıyor.” Atılıyor, insanları kendisine alet ediyor diyor. Yani insanları kullanıyor diyor. İşte bu fıkra diye devam ediyor ama ben bunu daha net Türkçeleştireyim çünkü biraz ağır bir dili var, bölümlere ayırayım bir daha yeniden sonra bölüm bölüm okurum, inşaAllah. Papirüs numaralarını daha detaylı veririm, inşaAllah. Yani özetle, bakın burada annesinden süt emdiğini, saraya geldiğini, büyük bir felakete uğradıklarını, ama çok ağır bir dil kullanıyor. Ben tabii geçiyorum Hz. Musa (a.s.)’a çok hakaret hamiz ifadeler var bunları da geçiyorum. O zamanın sarayın beyaz odasının muhafızının kitaplarının reisi diyor. Demek ki o zaman sarayın beyaz odası var, oranın muhafızı ve o kitapların reisi olan bir kişi var. Yani demek ki saray tarihini yazan bir kişi, kâtibe yazıyor. Penterhor kâtip, sen bunları yaz diyor yani çok detaylı bilgi vermiş, olan o olayları. Bunları dile getir yani edebi bir dille anlat diyor bütün bu olayları. Onun için bu şeyin, piramitlerin içinin çok detaylı aranması gerekiyor, muazzam belgeler var. Çok detaylı yazılar var ama çok hırsızlar falan birçok yerini talan etmişler. Birçoğuna ulaşılamıyor ama asıl gizli odalar var girilmeyen, alt katta odalar var. Orada çok fazla belge var inşaAllah. Tevrat’ın orijinalinin de orada olduğunu da düşünüyorum inşaAllah, yani var. Peygamber mezarları var yine altında, o piramitlerin altında. İki peygamberin mezarı var Allah-u âlem, ayrıca. Dolayısıyla oraların çok kapsamlı bir araştırılması gerekiyor inşaAllah. Ama eski belgelerin bulunması, mesela bu geminin bulunması çok önemli bir konu.
Gemiyi çok kapsamlı bir daha anlatalım. Yani yeni belgelerle, yeni fotoğraflarla, detaylarla çok kapsamlı anlatalım. Bir de oraya giden kişilerin ayrıca arşiv fotoğrafları vardır, onlardan da istifade edelim, özel bilgi alalım. Bunu kitap haline getirelim. Hz. Nuh (a.s.)’ın gemisi olayını kitap haline getirelim. Çok kapsamlı belge, fotoğraflarla anlatalım inşaAllah.
OKTAR BABUNA: Siz canlı yayında tam yerini söylediniz Hocam. Bulunacak dediniz, tahtalar bulunacak dediniz böyle bu şekilde. Tam dediğiniz gibi 14 ay sonra dediğiniz yerde, Ağrı dağında bulundu maşaAllah Hocam, elhamdülillah.
SUNUCU 1: Hilal Kaleci; “Hocam nefsin öne sürdüğü bahanelerden nasıl kurtulabiliriz?” diye soru sormuş Hocam.
ADNAN OKTAR: Bakayım, Hilal Hanım çok kısa bir soru sormuş, ama çok önemli bir soru sormuş. “Hocam nefsin öne sürdüğü bahanelerden nasıl kurtulabiliriz?” Tek kelimeyle cevap vereyim. Ben de kısa ve öz cevap vereyim. Samimiyetle, çok yüksek bir samimiyet gerekir. Samimiyetin her 5 dakikada bir, 10 dakikada bir kontrol edilmesi gerekiyor. Tabii, yani en azından, yani kolaylık olsun diye söylüyorum. Sürekli kontrol altında tutulması lazım, çünkü insanın nefsi Allah vermesin Allah’ı unutmaya yatkındır. Kendini putlaştırmaya yatkındır. Kendi yapıyor ediyor zanneder. Mesela ilaç alıyor, şimdi bir hap vereyim sana başının ağrısını geçirsin diyor. Geçmez, Allah’ın dilemesiyle olur. Allah onu sebep eder hapı, şu kadar bir şeyin görüntüsü, değil mi? Allah onu sebep olarak sana gösteriyor. Hayır geçer de tabii, aklın ihtiyarını kaldırır o tip şeyler yani aksi, yani sürekli aksi olmaz inşaAllah. Ama sebebi meydana getiren Allah’tır. Bunu bilecek yani şirk koşmayacak, samimi olacak.
OKTAR BABUNA: Siz bunu söyledikten sonra, ben de bu şekilde uygulamaya çalışıyorum Hocam inşaAllah. Geçen gün programda söylediniz bunu 10 dakikada bir kontrolü, çok etkilendim. Ben de elhamdülillah uygulamaya çalışıyorum bu şekilde Hocam maşaAllah.
ADNAN OKTAR: Evet, insan bir anda böyle bir şeye girebilir. Ayrı bir boyuta girebilir, unutabilir. Gaflete düşebilir. Mesela; ben ne güzel konuştum, ne güzel anlatıyorum diyebilir. Senin konuştuğun yok, seni Allah konuşturur. “Allah dilemedikçe, siz dileyemezsiniz” diyor Allah. Şeytandan Allah’a sığınırım. “Önce ben dilerim, sonra siz dilersiniz” diyor Allah. Dilemeyi yaratan da Allah’tır. Bütün konuşmayı yaratan Allah’tır. Tabii, yoksa biz nasıl yapalım öyle bir şeyi?
“Esselamu aleyküm sevgili Harun Yahya Hocam. Hadislerden Hz. İsa (a.s.)’nın öldükten sonra Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.v.)’in yanına defnedileceğini biliyoruz. Hz. Mehdi (a.s.)’nin mezarı konusunda bir bilginiz var mı? Hadislerde Hz. Mehdi (a.s.) öldükten sonra nereye gömüleceği konusunda bilgi var mı? Selamlar Muhammed”. Amerika Birleşik Devletleri’nden göndermiş kardeşimiz. Ben şöyle söyleyeyim Muhammed’e de anlasın. Hz. İsa (a.s.)’ın mezarı Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’ın yanınadır. Hz. Mehdi (a.s.)’de Peygamberimiz (s.a.v)’i çok fazla sevdiğine göre, diyor ki Peygamberimiz (s.a.v.); “Ben, Hz. Hamza (r.a.), ondan sonra Hz. Ömer (r.a.) değil mi? Hz. Ebubekir (r.a.), Mehdi (a.s.), Hz. Hasan (r.a.), Hz. Hüseyin (r.a.), biz Cennet halkının seyitleriyiz, efendileriyiz.” Ne demek? Peygamberimiz (s.a.v.) çok seviyor Mehdi (a.s.)’yi. Peygamberimiz (s.a.v.) neredeyse, Mehdi (a.s.) de oradadır söyleyeyim. Yani o kadar söyleyeyim de, kardeşimiz anlasın inşaAllah. Onlar dünyada, Ahirette birbirlerini canından çok severler inşaAllah. Müthiş bir muhabbette severler. Allah’ın tecellisi olarak çok severler, inşaAllah.
“Sayın Hocam İmam Rabbani’nin şu dersi hakkında sizin yorumunuz nedir? ‘İbadete yönelme vakti gençliktir’.” Evet, gençken tabii ibadete yönelinir. “Akıllı olan bu vakti kaçırmaz, fırsatı ganimet bilir. Zira iş önemlidir, insan yaşlılık zamanına kalmayabilir. Kaldığını farz edelim, derlenip, toparlanmak nasib olmaz. Böyle bir derlenip, toparlanmanın mümkün olduğunu farz edelim; bir amel işlemeye güç yetiremez. Zira o zaman zafın ve aczin bastırdığı zamandır”. Yani yaşlılıkta zaten acz vardır, değil mi? güçsüzlük var. Halbuki şu anda derlenip, topralanma durumu vardır. Elde edilmesi kolaydır’ diyor. Berna hanım göndermiş” MaşaAllah. Doğru, gençlikte ibadet yapmamanın zaten bir açıklaması yok. İbadet derken yani, İslam son derece kolaydır zaten. İnsanlar ne çileler çekiyorlar, üniversite imtihanını kazanabilmek için, ne azaplara katlanıyorlar. Sonunda bir şey olduğu da yok ayrıca, değil mi? ‘Bitirdim’ ee diyoruz, ne oldu? ‘Yüksek mühendis oldum’ diyor. ‘MaşaAllah, ne yaptın’ diyoruz. ‘ iş arıyorum abi’ diyor. Arayıp ‘sonunda buldum’ diyor, çok mutlu bir şekilde. İşte 1000 lira maaşla bir yerde iş bulmuş oluyor. ‘Ama çalışırsam, mesela yıllar sonra bir buçuğa çıkacak’ diyor, müjde veriyor. İyi maşaAllah. Yani kaç yıl uğraşıyorsun sen bunu elde etmek için, değil mi? Toplam belki 20 yılını veriyor. Sonunda da bir buçuk milyar maaş alıyor.
“Değerli Hocam, Müsnette okuduğum bir hadis-i şerif şu şekilde” diyor maşaAllah. İlim ehli demek ki kardeşimiz. Çünkü bu tarz eserleri doğrudan okumak kolay değildir. Çünkü biz nakilden okuyabiliyoruz, kardeşimiz kaynağından almış maşaAllah. ‘Kıyametin hemen yakınında (Mehdi (a.s.) devrinde) Hz. İsa (a.s.)’ nın zuhuru aşamasında, kan dökülme yani terör günleri vardır.’ Hocam biz bu günleri mi yaşıyoruz” diyor. Tabi ki, o kadar fazla hadis var ki. Ahmet Umutoğlu kardeşimiz yazmış.
Oktar Hocam sen ilmin kaynaklarındansın anlat bir şeyler.
OKTAR BABUNA:Estağfurullah Hocam, sizin vesilenizle inşaAllah. Diyanet İşleri Başkanı’nın açıklaması ile ilgili bir haber vardı Hocam. “Din görevlileri artık cami dışına çıkmalı” diye. “Artık özgürlük istiyoruz, din görevlilerinin artık cami dışına çıkmalası gerektiğine de vurgu yapan Bardakoğlu: ‘Diyanet İşleri Başkanlığı olarak. Artık özgürlük istiyoruz. Baskının olduğu yerde iki yüzlülük var demektir. Bize düşen doğruya, doğru demek, yanlışsa yanlış demektir. Bugün din adamları barışın katilini ortak olarak uyarmalıdır. Küçük çıkar hesaplaşmalarına yer vermeden diyalog sağlanmalıdır.’ dedi.”
ADNAN OKTAR:MaşaAllah, bu ne mübarek bir insanmış, maşaAllah, bu insan Allah Allah. Ali Bardakoğlu, Hz. Ali (r.a.) gibi oldu maşaAllah. Hz. Ali (r.a.)’nin manevi talebelerinden maşaAllah. Resulullah (s.a.v.)’ın manevi talebelerinden. MaşaAllah helal süt emmiş demek ki, maşaAllah. Ne güzel, ben hiç böyle Diyanet İşleri Başkanı görmedim, ilk defa görüyorum. Öbürlerini tenzih ederim ama ben hiç duymadım böyle. MaşaAllah bak; “din görevlileri cami dışına çıkmalı” şahane maşaAllah. Bir daha oku sözünü.
OKTAR BABUNA:“Artık özgürlük istiyoruz, din görevlilerinin artık cami dışına çıkmaları gerektiğine de vurgu yapan Bardakoğlu: ‘Diyanet İşleri Başkan’lığı olarak. Artık özgürlük istiyoruz. Baskının olduğu yerde iki yüzlülük var demektir. Bize düşen doğruya, doğru demek, yalnışsa yalnış demektir. Bugün din adamları barışın katillerini ortak olarak uyarmalıdır. Küçük çıkar hesaplaşmalarına yer vermeden diyalog sağlanmalıdır’ dedi.”
ADNAN OKTAR:MaşaAllah, kısa özlü hikmetli, çok şahane konuşmuş. Bakın Mehdi (a.s.) devrinde yine oluyor bu olaylar, değil mi? Yani her konuda bir atılım, bir gelişme, bir ferahlık, samimiyet, derinlik ve bir ruhaniyet gelişti, maşaAllah. Bu da Mehdi (a.s.) alametlerindendir maşaAllah.
OKTAR BABUNA:Yine “İsrail insanlığı vurdu” diye bir haber Hocam. Son yapılan baskın ile ilgili olarak. Başbakan, Erdoğan “Devlet terörü” demiş. Türk Musevi Cemaati’nden açıklama. “Türk Musevi Cemaati İsrail’in yardım gemisine yaptığı saldırı ile ilgili açıklama yaptı. İsrail’in Gazze’ye insani yardım götüren konvoya düzenlediği saldırıyı, üzüntüyle öğrendiğini açıkladı.“ Hahambaşı’nın yaptığı açıklama. “Ülkemizdeki tepkilere de katılıyoruz” diyorlar Hocam.
ADNAN OKTAR:Önemli onun açıklaması.
OKTAR BABUNA:“Hahambaşılık tarafından sabah saatlerinde yapılan yazılı açıklamada şu görüşlere yer verildi. ‘Gazze’ye doğru hareket halinde olan, Mavi Marmara gemisine yapılmış olan askeri müdahaleyi, üzüntüyle öğrenmiş bulunmaktayız. Basınımızdan aldığımız ilk haberlere göre, yapılan müdahalede ölü ve yaralıların olduğu hususu, bu üzüntümüzü fazlasıyla arttırmaktadır. Söz konusu girişimin bu şekilde durdurulmasının, ülkemizde yarattığı tepkiye katılıyor ve kamuoyumuzla üzüntümüzü paylaşıyoruz’ diyor.” Hahambaşı’nın açıklaması.
ADNAN OKTAR:Evet herkes görüşlerini açıklıyor, Hahambaşı’ nın açıklaması da önemli. Onun kanaati de, çünkü Türkiye’deki Musevi kardeşlerimizin görüşünü ifade etmiş oluyor, toplu görüşünü ifade etmiş oluyor. Ama tabii Türkiye’de ki bütün Musevi kardeşlerimiz bizim yed’i emanımızdadırlar. Onlar bizim kardeşimiz, her ne olursa olsun onları koruyup, kollamakla mükellefiz. Onların huzuru güveni, Hıristiyan kardeşlerimizin de Mümin kardeşlerimizin de huzuru ve güveni için gayret edeceğiz. Yek vücut inşaAllah.
OKTAR BABUNA:Hocam güzel çok sevimli bir şeyler var gösterelim mi?
ADNAN OKTAR:Ama en iyi annesi bakıyor, yani suni bakmaktan kaçınmak lazım, inşaAllah.
OKTAR BABUNA:Bayağı sevdiriyor Hocam kendini. Birazdan elini, kolunu da kaldıracak, çok hoşuna gidiyor.
ADNAN OKTAR:Özellikle saf ifade çok hoş oluyor. MaşaAllah. Hep bunlara böyle iyi bakmaları, rahat etmeleri çok insanların şefkatini rahatlatıyor. Öbür türlü insan “acaba zorda mıdırlar” diye falan düşünüyor. Böyle çok güzel. Bu ne kadar kaşınmaya meraklı böyle?
OKTAR BABUNA:Gülümseyen bir ifade oldu.
ADNAN OKTAR:Bir de çok yumuşak başlı.
“Sevilay Aydın, Antalya”:
SUNUCU 1:“Peygamberimiz (s.a.v.) Hz. Mehdi (a.s.)'nin çıkış vaktini anlayabilmemiz için hadis-i şeriflerinde çok fazla alamet belirtiyor. Hz. Mehdi (a.s.)'nin geleceği dönemde bütün dünyada yaşanacak savaşlar, kıtlık, kuraklık, kuyruklu yıldız gibi bütün olaylar, Hz. Mehdi (a.s.)'nin geldiğinin anlaşılması için bildiriliyor. Cübbeli'nin dediği gibi Hz. Mehdi (a.s.)'nin, geldiğinde hemen anlaşılacak gibi olağan dışı özellikleri olsa, onu insanlara haber veren görünür bir Melek olsa, bedenine tank, top mermisi etki etmese, ağzından çıkacak tek bir tekbirle kaleler binalar yıkılsa, insanlar onu hemen tanırlar. Bu durumda Hz. Mehdi (a.s.)'nin geldiğini anlayabilmemiz için bu kadar çok sayıda alametin sayılması gerekmezdi. Gökten bir meleğin inmesi vahiy hükmünde olacağı için, bunun üstünde zaten bir alamet olmaz, dolayısıyla da diğer alametlerin hiçbirinin bildirilmesine gerek kalmazdı.”
ADNAN OKTAR:Evet, yani aklın ihtiyarını kaldıracak olay olmaz diyor, değil mi? İnşaAllah.
“Vasfi Kahraman, Diyarbakır”:
SUNUCU 2:Vasfi Kahraman, Diyarbakır: “Peygamber Efendimiz (s.a.v.) bir hadis-i şerifinde Hz. Mehdi (a.s.)'nin isminin kendi ismine, babasının isminin de kendi babasının ismine uygun düştüğünü söylüyor. Ancak bu isimler birebir aynı demiyor. Uygun düşer diyor. Uygun düşen bu isimlerin ne olduğunu ancak Mehdi (a.s.) zuhur ettiğinde anlayacağız inşaAllah. Hz. Mehdi (a.s.) zuhur ettiğinde halk arasında hemen tanınmayacak, zamanla farkedilecek. Hatta Bediüzzaman'ın ifadesiyle ‘yakın talebeleri bile ancak imanın nuruyla onu tanıyacaklar’. Hatta bu yüzden başlangıçta talebeleri çok az sayıda olacak. (313 kişi) Cübbeli Ahmet Hoca'nın anlattığı gibi Hz. Mehdi (a.s.) geçerken Adriyatik'in suyu tamamen çekilip kurusa, Akdeniz cam gibi donsa, gökten bir Melek insanlara görünüp ‘Bu Hz. Mehdi (a.s.)'dir. Ona uyun’ dese, gökyüzü kanatlı Meleklerle dolsa ve hepsi bütün dünyadaki insanlara herkesin kendi anlayacağı lisanda Hz. Mehdi (a.s.) hakkında bilgi verse, Hz. Mehdi (a.s.)'yi o zaman herkes tanırdı. Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri ise bunun tam tersini söylüyor. ‘O eşhas’, yani ahir zamanın mühim şahısları, ‘Hz. Mehdi (a.s.) ve Hz. İsa (a.s.)), hattâ o müthiş deccal dahi çıktığı zaman çokları, hattâ kendisi de bidayeten (başlangıçta) deccal olduğunu bilmez. Belki Nur-u imanın dikkatiyle, o eşhas-ı Ahir zaman’ yani Ahir zamanın mühim şahısları, ‘Hz. Mehdi (a.s.) ve Hz. İsa (a.s.)) tanınabilir. ‘Hz. Mehdi (a.s.) ve Hz İsa (a.s.) sadece derin iman sahibi bazı müminlerin dikkatleriyle tanınabilecektir’ demiştir. (Sözler, ss. 343-344)”
ADNAN OKTAR:MaşaAllah. Oktar Hocam, şu ayeti oku. Ayetin devamını da oku. Şu da ebcedi, 2010 tarihini veriyor.
OKTAR BABUNA:Şeytandan Allah’a sığınırım. “Gerçekten, bunda bir ayet vardır, ama onların çoğu iman etmiş değildirler.” Ebcedi 1432’yi veriyor Hocam, 2010 tarihi.
ADNAN OKTAR:Evet, tamam yeterli, inşaAllah. Buradaki şu ayetin karşılığı o, şeytandan Allah’a sığınırım, “Gerçekten, bunda bir ayet vardır, ama onların çoğu iman etmiş değildirler.” (Şuara Suresi) Devamında, “Gerçekten, bunda bir ayet vardır” cümlesinin ebcedi 2010 tarihini veriyor, geminin bulunuş tarihini. Bakın, “gerçekten, bunda bir ayet vardır”, bir delil vardır. “Allah’ın bir mucizesi vardır” anlamında, 2010 inşaAllah.
Gene Oktar Hocam’a da o kitaptan okutabiliriz.
“Mehmet Bilge, Van”:
OKTAR BABUNA:Mehmet Bilge, Van: “Şöyle bir hadis-i şerif var. Hüccet, yani Hz. Mehdi (a.s.) halkını tanır, halk ise onu tanıyamaz, tıpkı Yusuf (a.s.) gibi. Yusuf (a.s.) halkı tanıdığı halde, onlar Yusuf (a.s.)'u inkar ederlerdi. Sonra Hz. Ali (r.a.) şu ayeti okudu: şeytandan Allah’a sığınırım, "Kullara yazıklar olsun, Resül onlara geldikçe onunla alay ediyorlardı." Demek ki Hz. Mehdi (a.s.) geldiğinde herkes onu tanıyamayacak. Bediüzzaman Hazretleri'nin şu sözünde dediği gibi: "Halbuki demiştik: Bu dünya tecrübe meydanıdır. Akla kapı açılır, fakat ihtiyarı (insanların iradeleri) elinden alınmaz. Öyleyse o eşhas (yani ahir zamanın mühim şahısları – Hz. Mehdi (a.s.) ve Hz. İsa (a.s.)), hattâ o müthiş deccal dahi çıktığı zaman çokları, hattâ kendisi de bidayeten (başlangıçta) deccal olduğunu bilmez. Belki nur-u imanın dikkatiyle, o eşhas-ı Ahir (yani ahir zamanın mühim şahısları Hz. Mehdi (a.s.) ve Hz. İsa (a.s.)), tanınabilirler. (Hz. Mehdi (a.s.), Hz İsa (a.s.) sadece derin iman sahibi bazı Müminlerin dikkatleriyle tanınabilecektir.)" (Sözler, ss. 343-344) Hadis-i şerifte de Resulullah (s.a.v.) bu hususa dikkat çekmiş. İnsanlar Hz. Mehdi (a.s.)'yi ancak imanın nuruyla tanıyacaklar. Cübbeli'nin Hz. Mehdi (a.s.)'yi farkedememesi önemli değil.” Sadece iman edenlerin Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Evet, maşaAllah. Oktar Hocam neler anlatayım başka?
OKTAR BABUNA:Estağfurullah Hocam. Zaten anlattıklarınız, bu Cenevre’de yaptığımız konferansta onu söylemiştik dün Hocam. Müthiş bir ferahlık geldi. Altın çağı müjdelediniz, İslam ahlakının dünya hakimiyetini. Bütün salon Darwinist olmasına rağmen büyük bir ferahlık ve rahatlık gelmişti maşaAllah. Biz çıktıktan sonra hala önemli bir kısmı orada devam ediyorlardı Hocam aralarında konuşmaya, sizin arkanızdan maşaAllah.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah. Şeytandan Allah’a sığınıyorum. Nahl Suresi, 113: “Andolsun, onlara kendi içlerinden bir elçi gelmişti”, 2007 tarihini veriyor ebcedi. Tamam, Kuran’dan 111. ayetten itibaren oku. Şeytandan Allah’a sığınıyoruz.
OKTAR BABUNA:İnşaAllah Hocam. Şeytandan Allah’a sığınırım. “O gün, herkes kendi nefsi adına mücadele eder ve herkese yaptığının karşılığı eksiksiz ödenir. Onlar zulme uğratılmazlar. Allah bir şehri örnek verdi: (Halkı) Güvenlik ve huzur içindeydi, rızkı da her yerden bol bol gelmekteydi; fakat Allah'ın nimetlerine nankörlük etti, böylece Allah yaptıklarına karşılık olarak, ona açlık ve korku elbisesini tattırdı.Andolsun, onlara kendi içlerinden bir elçi gelmişti, fakat onu yalanladılar; böylece onlar, zulümlerine devam etmektelerken azap onları yakalayıverdi.” Hocamızın söylediği 2007 ebcedi bu ayette. “Andolsun, onlara kendi içlerinden bir elçi gelmişti. Öyleyse Allah'ın sizi rızıklandırdığı şeylerden helal (ve) temiz olanlarını yiyin; eğer O'na kulluk ediyorsanız Allah'ın nimetine şükredin. O, size ancak ölüyü, kanı, domuz etini ve Allah'tan başkası adına kesilmiş olan (hayvan)ı haram kıldı. Fakat kim mecbur kalırsa, saldırmamak ve sınırı aşmamak üzere (yiyebilir). Çünkü gerçekten Allah, bağışlayandır, esirgeyendir. Dillerinizin yalan yere nitelendirmesi dolayısıyla şuna helal, buna haram demeyin. Çünkü Allah'a karşı yalan uydurmuş olursunuz. Şüphesiz Allah'a karşı yalan uyduranlar kurtuluşa ermezler. (Bu dünyada olup-biten) Pek az bir metadır. Onlara ise acı bir azab vardır. Yahudi olanlara da, bundan önce sana aktardıklarımızı haram kıldık. Biz onlara zulmetmedik, ancak onlar kendi nefislerine zulmediyorlardı.” (Nahl Suresi, 111-118)
ADNAN OKTAR:Evet. Oktar Hocam sana da biraz hukukla ilgili konu anlatayım mı?
OKTAR BABUNA:Çok iyi olur Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR:İnşaAllah. İstanbul 2. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen BAV davasıyla ilgili Cumhuriyet Savcısı’nın 1 Nisan 2008 tarihinde verdiği beraat mütalaası: “Sanıkların poliste müdafii hazır olmadan” avukat olmadan “verdikleri ve mahkemede bu ifadelerin işkence altında alındığından bahisle kabul etmedikleri ifadelerden başka mahkememizce toplanan deliller arasında sanıklar aleyhine delil bulunmamaktadır.” Diyor ki savcı; “avukat olmadan ifadeler alındı. Bu kanunen geçersizdir” diyor 1. Ayrıca “işkence altında alınmıştır” diyor. “Bu yönden de geçersizdir” diyor 2. “Ayrıca mahkememizce toplanan deliller arasında sanıklar aleyhine delil yok” diyor. Cumhuriyet Savcısı söylüyor bunu. Ayrıca “Sanıklar hakkında açılan ana davadan tefrik edilen davadan 5 sanık hakkında mahkememizce bu 5 sanığın şantaj ve çete yöneticisi üyesi olmak suçlarından bu sanıkların beraatlerine karar verilmiş” diyor. Mesela Bülent Tatlıcan benim yıllarca yanımda kalmış, 20 yıl yanımda kalmış bir insandır. Yediği içtiği ayrı geçmezdi, değil mi? Çay getirse nezaketen getirirdi Allah razı olsun. Telefonlarıma bakar. Sürekli her yerde beraberiz. Eğer ben bir suç işlediysem onun da benimle beraber suç işlemiş olması gerekmiyor mu? Aynı yerde olduğuna göre. Evet. Tabii mahkemenin kararına biz saygılıyız. Ama bu durumu savcı zaten vurguluyor. “Beraatlerine karar verilmiş ve bu kararlar temyiz edilmeksizin gerçekleşmiştir” diyor. Savcı “Bu kişiler aynı kanun maddelerinden, aynı delillerle, aynı dosyadan yargılandılar. Hepsi aynı konumdadır” diyor. Adnan Oktar da aynı konumda. Bülent Tatlıcan da aynı konumda, değil mi? Ona da imamlık iddiası var. Ona da imamlık iddiası var. “Hepsi birlikte olduklarına göre, iddialar da deliller de aynı olduğuna göre, bu kişiye beraat verdiğinize göre Bülent Tatlıcan’a beraat verdiğinize göre, bu kişilere de vermeniz gerekir” diyor. “Herkese beraat vermeniz gerekir” diyor. Yani “ona beraat verip, ona ceza vermek olmayacağına göre, hepsine beraat vermeniz gerekir” diyor. “Bu durumda sanıklardan Adnan Oktar'ın suç işlemek için örgüt kurmak ve diğer sanıkların örgütün yöneticisi olmak ve örgüt adına faaliyette bulunmak suçlarını işledikleri sabit olmadığından” diyor Cumhuriyet Savcısı. Kabul etmiyor. “CMK’nın 223/2e maddesi gereğince bütün sanıkların müsnet suçlardan ayrı ayrı beraatlerine karar verilmesi kamu adına talep ve mütalaa olunur.” diyor. Şimdi de Avrupa’da Darwinizm’de yenilen adamlar, perişan olan adamlar, oturmuşlar bunu bize delil olarak sunuyorlar. Diyorlar işte “Hocaya mahkeme 3 yıl hapis cezası verdi”. Tamam verdi doğru. Ama Yargıtay da bozdu değil mi? Savcı da bunu söylüyor. Bunu niye yazmıyorsunuz? Büyük bir heyecanla onu yazmışlar. Ya kardeşim ilmi bir tartışma var. Ne alaka bu konu? Alakası nedir? Yani manşetten bunu almışlar. Demek ki kozları buymuş adamların, başından beri yani. Avrupa basınında bunu kullanıyorlar. Bıraksınlar bunu bana. Bunları bıraksınlar inşaAllah. Ayrıca bak savcı kaç cihetten beraat istiyor. Bir tane değil. Bir, ne diyor? “Polis ifadesi geçerli değildir çünkü işkence altında alınmış” diyor. İki “ifade alınırken yanlarında avukat yok” diyor. “Kanunen geçersizdir” diyor. Üç, dosyada bakın ne diyor? “Toplanan deliller arasında sanıklar aleyhine delil yok” diyor. “Bulunmuyor” diyor. Cumhuriyet savcısı diyor. Ayrıca Bülent Tatlıcan ve diğer arkadaşlarımız zaten birlikte yaşadığımız arkadaşlarımız. Ama Bülent Tatlıcan özellikle benim sürekli yanımda olan bir insan. Bütün herkes şahit.
OKTAR BABUNA:20 yıl Hocam.
ADNAN OKTAR:Yediği içtiği ayrı geçmezdi bizde. Suç işlediğimde, o da benim yanımda olmuş oluyor o zaman değil mi? Eğer suç işliyorsam farz edelim, ben kabul etmiyorum o ayrı mesele de, o da benim yanımda. Bu kişi her yönden beraat ettiğine göre, dosyadaki delillere göre yargılandığına göre ve dosyadaki deliller hem bana, hem ona yönelik olduğuna göre, mahkeme de diyor ki “dosyadaki delillere göre ben bu kişiyi beraat ettiriyorum” dedi mahkeme. Savcı da bu konuya dikkat çekiyor. “Bu kişiyi beraat ettirdiğinize göre, o da aynı durumda olduğuna göre, aynı şartlarda olduğuna göre, başka da delil olmadığına göre, onun da beraat etmesi gerekir” diyor. “Ve kesinleşti” diyor “onun beraat kararı” ayrıca, değil mi? İtiraz da yok. İtiraz da edilmemiş, kesinleşmiş. “O zaman onu da beraat ettirmeniz lazım” diyor. “Dosyada da aleyhte delil olmadığına göre” diyor. Birçok nedenden beraatini istemiş. Mesela bak 2. şeyde de diyor ki “Dolayısıyla sanıklara müsnet suçun subutu halinde lehe olan 765 sayılı TCK’nun 313. maddesine mümas bulunduğu kanaatinde olmakla birlikte” Yani “yargılandıkları madde de yanlış” diyor savcı. “313’ten yargılanmaları gerekir” diyor. 313’ten yargılandığımızda zaten tamamen dava düşüyor. Hiç ceza alamıyorsun. Ceza almak mümkün olmuyor. “Benim kanaatim 313. Maddedir” diyor. “Bunların yargılanması gereken kişilerin” diyor. Biz son anda öğrendik başka maddeden yargılandığımızı değil mi? Bir hafta kala öğrenmiştik.
OKTAR BABUNA:Söylememişlerdi.
ADNAN OKTAR:Bize söylemedi mahkeme kaçıncı maddeden yargılandığımızı. Bak savcı da diyor ki “313. madde olması lazım. Yanlış maddeden yargılandılar” diyor. 313’e göre yargılanmış olsaydık zaten dava düşmüş oluyordu. “Bu kanaatte olmamla birlikte” diyor. “Benim kanaatim bu 313. maddedir” diyor. “Müsnet suçun subut bulmadığı düşüncesiyle 01.04.2008 tarihli mütalaa tarafımızdan verilmiştir. Bu mütalaayı aynen tekrar ediyorum” diyor savcı, inşaAllah. Yine aynı şekilde “suçun subutu halinde 765 sayılı TCK’nun 313. maddesinin lehe olduğunun nazara alınmaması kanunlara ve usule aykırı bulunduğundan kararın sanık lehine bozulmasına.” diyor. Çünkü iki kanun maddesinden birini tercih etmek durumundaysa mahkeme, sanığın lehine olan tercih ediliyor. “Lehe olan 313’tür” diyor savcı. “Mahkeme aleyhe olan kanun maddesini seçmiştir” diyor. Sanıkların aleyhine olan kanun maddesini. “Halbuki lehe olan kanun maddesini seçmesi gerekirdi” diyor. “313’ü seçmesi gerekirdi. Bunu yapmamıştır, bu yüzden kararın bozulması gerekir.” Diyor. Nitekim de Yargıtay’a gittiğinde, çok fazla nedenden bozuldu. Bir tane, iki tane, üç tane değil. Çok fazla nedenden karar bozuldu, geri gönderildi. Temyize, evet. Avrupa basını ne yapıyor? İşte 3 yıl hapis cezası yedi. Ondan sonra işte Darwinizm’den bahsediyor, bahsedemez bu insan. Yahu kardeşim bırakın, bırakın, bırakın yani, bırakın.
OKTAR BABUNA: Hocam öyle bir mağlup ettiniz ki, kafasını kopardınız Darwinizmin maşaAllah.
ADNAN OKTAR: Sen bükemediğin bileği öpmen gerekir, değil mi? İnşaAllah. Sen ne yapıyorsun? Hiç alakasız yerlerden olaya girmeye çalışıyor. Olmaz, inşaAllah.
OKTAR BABUNA:Hocam, 1 saat önce Taksim meydanında Türk-İslam Birliği posteri dağıtılmış gösterilerde. Onunla ilgili bir mesaj var. Okuyayım mı?
ADNAN OKTAR: Oku. Tamam.
OKTAR BABUNA: Hocam,selamün aleyküm.
ADNAN OKTAR: Aleyküm selam.
OKTAR BABUNA: “Ben röportajlarınızı ve eserlerinizi yakından takip ediyorum. Nişantaşında oturuyorum. Bu akşam işten geç çıktım. Röportajı izlemek için ecele ecele eve giderken Taksim meydanında Türk-İslam Birliği dergisi ve posterleri dağıtılıyordu. Ona rastladım. Hocam, Allah’a emeğe geçen tüm kardeşlerimizden razı olsun. İslam yolunda, Allah yolunda böyle karşılıksız çalışmalar görmek bizi gururlandırıyor, Hocam. Allah sizden razı olsun.” Kaan Albayrak, Hocam. Ayrıca bir resim göstermiş. Ellerinde Türk-İslam Birliği dergileriyle. Taksimde dağıtılıyormuş bunlar maşaAllah, Hocam.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. MaşaAllah. MaşaAllah.
SUNUCU:1 saat önce.
OKTAR BABUNA: Sizin dergileriniz, maşaAllah. Tam söylediğiniz yönde bütün dünyada gelişmeler oluyor. MaşaAllah, Hocam. Elhamdülillah.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Elhamdülillah. Kardeşim, simdi eskiden benim etrafımda tanıdığım bir avuç insan vardı. Aman Allah’ım. Amerika’da, İngiltere’de, Fransa’da, Azerbaycan’da, Tacikistan’da, yani akılalmaz derecede müthiş saygı duyan, sevenlerimiz var. Milyonlarca, maşaAllah. Allah’ın hikmeti. MaşaAllah. Mesela bunların hiçbirini tanımam, bilmem. Hakikaten o zenci çocuklar var, ama ben hiçbirini tanımıyorum.
OKTAR BABUNA: MaşaAllah. Bütün dünyada öyle, Hocam. Dünya’nın her yerinde eserleriniz okunuyor. 73 dile çevrildi. Elhamdülillah.
ADNAN OKTAR: Mesela internet girişiyle canlı olarak 60-70 bin arasında değişiyor. Yani, çok çok yüksek bir sayı. Tabii, internet açısından çok yüksek, maşaAllah.
Tabii bu mahkemeyle ilgili konularda biz mahkemenin kararlarına saygılıyız, Yargıtay’ın kararına da saygılıyız, 2. Ağır Ceza Mahkemesinin kararına saygılıyız. Benim anlattıklarım savcının kanaati. Devletin resmi savcısının kanaati. Ben onu aktarıyorum. Yani, savcı hiçbir şekilde kabul etmiyor, izah ediyor, nedenlerinden, gerekçelerinden açıklıyor, deliller veriyor, izah ediyor. Nitekim Yargıtay da kabul etmedi, mahkumiyeti bozdu. Tabii.
SUNUCU: Adalet yerini bulur.
ADNAN OKTAR: Evet. Hayır, yenemedikleri, ezildikleri noktada, hiç alakasız yönlerden yaklaşarak, oralara bizi çekip kendilerince, oralarda tartışmalara girmeye çalışıyor. Kardeşim, sen bir kere dürüst gazeteciydin, dürüst haber yapıcısıydın. Tamam. Böyle bir durum var. Niye bozulduğunu söylemiyorsun? Niye savcının mütaalasını anlatmıyorsun? O işine gelmiyor.
OKTAR BABUNA:Tabiri caizse, müthiş bir sopa yediler.
ADNAN OKTAR: Değil mi? EvelAllah. Manevi sopa, değil mi? inşaAllah.
Bir de çok önemli bir husus. Yeniden söylüyorum. Yargı içerisinde iddia edilen Ergenekon Örgütünün müthiş bir yapılanması var. Türkiye’nin başındaki en büyük bela şimdi budur, ben size söyleyeyim, iddia edilen Ergenekon Örgütüdür. Ama iddia edilen Ergenekon Örgütünün içerisinde de en tehlikeli bela olan nokta, Yargı içerisinde yapılanmadır. Yani, ahtapot gibi sarmışlar, ahtapot gibi. O ondan korkuyor, o ondan korkuyor, o ondan korkuyor, o ondan korkuyor. Allah razı olsun, bir atak var, ama milletimiz can-ı gönülden desteklesin. Bak, ben bir sey biliyor olmasam, onu söylemem. Çok büyük bir oyun oynanmıştı bizim milletimize. Atatürk’ün kurduğu Cumhuriyeti yıkmak için ve milletimizi paramparça etmek için çok büyük bir oyun oynanmıştı. Allah bu belayı başımızdan tamamen kaldırdı, elhamdülillah. Yerle bir etti. Ama devlete sahip çıkalım, polise sahip çıkalım, savcılarımıza sahip çıkalım, hakemlerimize sahip çıkalım. Bu alçakların tehditlerine karşı, onlara böyle manevi siper olacağız, inşaAllah. Asla onları yalnız bırakmayacağız. Tabii devlet kendini korur. Ayrı mesele, ama devlet de millet de meydana geliyor. Bunu unutmayacağız, inşaAllah. Var gücümüzle yanlarındayız, inşaAllah. Her türlü bilgiyı aktarsınlar. Özellikle Yargı içerisindeki bu sinsi yapılanmaya karşı herkes birbirini uyarsın. Bu çok büyük bir bela. Çünki bir milletin en ihtiyacı olan duygu nedir, düşünce nedir biliyor musunuz? Adalettir. Yani sosyal sistem içerisinde imandır tabii, ama iman içerisinde de adalettir. Çok hayati bir konu sosyal sistemin normal akışı için. Adaletin içerisinde kurt girdi mi, bu çok tehlikelidir. Aman, aman, aman, çok dikkatli olacağız. Her türlü bilgiyi savcılarımıza, polislerimize bildireceğiz, inşaAllah. Bu ödlek köpeklerden de korkmak çok çok çirkin olur. Müslümana yakışmaz, Türk-İslam ahlakında yetişen bir insan yiğit ve delikanlıdır, değil mi? Bir avuç iddia edilen Ergenekon Örgütünün zibidisinden korkarsa, çekinirse bu olmaz. Zaten biz adını, soyadını, adresini yazsın demiyoruz. Yazsın bir kağıdı göndersin Cumhuriyet savcılığına. Devlet gereğini yapar, inşaAllah. Ama her zaman söylüyorum. Yargılananları, hapiste olanları, ben onları tenzih ediyorum. Asıl it kopuk takımının dışarıda olduğunu biliyorum, inşaAllah. Anlaşıldı mı? Onlar ayrı insanlar. Ben hiçbir zaman onları bu işe dahil etmiyorum. Benim dediğim, it kopuk takımı dediğim bunlardır, inşaAllah.
SUNUCU:Hocam, zaten soruşturma gizli olduğu için isimlerin de gizli olması gerekmiyor mu? Neticede isimler açıklanmayacak.
ADNAN OKTAR:Evet.
SUNUCU:Kişinin de bundan bir korkusu, bir saklanması gerekmiyor. Neticede kendini belirtmediği için açık açık gidip bildirebilir bunu.
ADNAN OKTAR:Evet. Programımız bitti herhalde. Ne yapıyoruz, yarın neredeyiz? Hangi kanallardayız yarın?
SUNUCU:Yarın Aksu Tv, Kaçkar Tv, Mavi Karadeniz Radyo’da birlikte olacağız.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah. Bu nedir bu koçyiğit. Hay maşaAllah.
OKTAR BABUNA:Bu Taksim’de arkadaşlar. Haritalar dağıtılıyormuş, inşaAllah. Sizin haritalar. MaşaAllah.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah. Hiçbirini tanımam, bilmem, maşaAllah. Aslan bunlar aslan. O nedir? Tüfek mi? Ama bu tip şeyler olmaz. Bunlardan kaçınsınlar. Müslümanlıkta sevgi, şevkat, merhamet, dostluk vardır. Bilmiyorum o ne anlama geliyor da, ama tabancayla, tüfekle Müslümanların işi olmaz. Bu anlamda olmaz, inşaAllah.
OKTAR BABUNA:Türk-İslam Birliği dergileri bunlar da ellerinde olan.
ADNAN OKTAR:Onlar güzel. Barışla, kardeşlikle halledeceğiz, tabanca ile tüfek ile halletmeyeceğiz, inşaAllah.
Tamam, biraz sonra internetten devam ederiz inşaAllah.
Sizden Gelen Güzellikler
Devamı ...
Adnan Oktar Diyor Ki...
Devamı ...Allah'ın Güzelliklerinden Bir Demet
Devamı ...Ahir Zamana ait Yeni Bilgiler
Devamı ...Basında Harun Yahya
Devamı ...Türk-İslam Birliği Gelişmeler
Devamı ...