SUNUCU: İyi akşamlar sayın izleyicilerimiz ve dinleyicilerimiz. Bu akşam Harun Yahya Tv, Mavi Karadeniz Radyo, Asu Tv ve Kaçkar Tv’den canlı olarak yayınlanan “Adnan Oktar’la Gece Sohbetleri” programında yine sizlerle birlikteyiz. Birbirinden önemli konuların yer alacağı programımızda bilmediğiniz, merak ettiğiniz konulardaki sorularınızla siz de e-mailinizle katılabilirsiniz. Konuklarım Harun Yahya müstear ismiyle yazdığı üç yüzden fazla eseriyle tanınan Sayın Yazar Adnan Oktar, Sayın Oktar bey, Demet Hanım, Damla Hanım ve Elif Hanım. Nasılsınız Hocam?
ADNAN OKTAR: Allah’a hamdolsun. Sizler nasılsınız?
SUNUCU: Teşekkür ediyorum, ben de çok iyiyim.
ADNAN OKTAR: Oktar Hocam nereyle röportaj yapacağız biz?
OKTAR BABUNA: Hocam, İspanya’da Talk Radio Europe ile bir bağlantımız olacak, şu sıralar olması gerekiyor.
ADNAN OKTAR: Ben o arada konuşayım sen bağlantı olduğunda haber ver. Tamam inşaAllah. “Kardeşim, bu masonlara niye tebliğ yapıyorsun” diyorlar. Ben 33 dereceli yüksek dereceli masonları çağırdım, yurtdışından buraya geldiler. Aşağı yukarı birçoğu ünlü locaların liderleri. İslam’dan, Kuran’dan, dinden anlattım. Çocuklarla gidip Küçük Ayasofya Camii’nde namaz kıldılar. Bakın masonluk tarihinde bu ilktir, dünya çapında, dünya tarihinde daha önce böyle bir olay hiç olmamıştır. Mason böyle Müslüman’ın karşısına geçecek, ona İslam’ı tebliğ edecek o kişi ve o kişiler de Müslümanlığa karşı sevgi duyacak ve onlar da gidip namaz kılacaklar. Yani bu görülmüş bir olay değil, ilk defa oldu. O yüzden bu bir nimettir, bir güzelliktir. “Kardeşim, Müslümanların masonlara ihtiyacı var mı?” diyorlar. Kardeşim, peki o zaman Peygamberimiz (s.a.v)’in müşriklere mi ihtiyacı vardı? O zamanki Musevilere mi ihtiyacı vardı? Hıristiyanlara mı ihtiyacı vardı? O zamanki dinsizlere mi ihtiyacı vardı? Böyle söz olur mu? Bizim herkese ihtiyacımız var, Allah’ın her kuluna ihtiyacımız var. İslam’ı herkese tebliğ edeceğiz. Dolayısıyla masonların Müslüman olması tabii ki çok büyük bir güçtür. Dünyaya bir nimettir, bir güzelliktir, büyük bir katkıdır. Dolayısıyla ben böyle bir söze ben şaştım, hayret ediyorum. Musevilerin Müslüman olması büyük bir nimettir, Hıristiyanların Müslüman olması büyük bir nimettir. Bunu ben nasıl söylüyorum, adamlar bunu nasıl soruyor, bu da bir mucize. Hayır benim söylemem normal de Allah rızası için, bu nasıl bir soru bunu ben anlamıyorum.
SUNUCU: Belki de hocam hani biz farklı inançları olan kişilere dinimizi anlatarak, yayarak, onları doğru yola sevk ederek; daha çok yaygın, dinin önemli olmasını farkına varması yönünden böyle bir soru gelmiş olabilir.
ADNAN OKTAR: Yani biraz aç.
SUNUCU: Hocam masonlar olmasaydı ya da başka dinler, inanlar olmasaydı; biz de dinimiz adına savaş veremeyecektik.
ADNAN OKTAR: Tabii ki Darwinistler olacak, materyalistler olacak, ateistler olacak; biz de onlara anlatacağız, tebliğ yapacağız. Gelen sorulara baksanız, aklınız hayaliniz durur. Binlerce soru var, onların içerisinden mesela “Bediüzzaman ‘Milyonlar fedakar seyyidlerin iltihaklarıyla İslam hakim olacak’ dedi” diyor. “Siz masonların da iltihaklarıyla İslam hakim olacak dediniz” diyor. Kardeşim Müslümanlar azınlık olduğuna göre birçok müşrik, dinsiz, mason, komünist, şu, bu falan, hepsi Müslüman olmayacak mı? Bunun sonucunda İslam hakim oluyor işte. Bun da şaşacak ne var? Yani Müslüman Müslüman’a mı tebliğ yapar? Dinsize yapacağız tabii ki, ateiste yapar, bunda şaşacak ne var. GayriMüslimlere yapacağız değil mi?
SUNUCU: Anlayamadıkları için yinelemişlerdir Hocam.
ADNAN OKTAR: Bilemiyorum, ben yine de anlatayım da, inşaAllah.
OKTAR BABUNA: Hocam hazırmışız.
ADNAN OKTAR: Tamam buyrun konuşalım.
OKTAR BABUNA: Bir dakika istemişler.
ADNAN OKTAR: Tamam benden iki dakika onlara bol bol vakit veriyoruz onlara inşaAllah. Mesela bu Cafer İskenderoğlu kardeşimiz. Çok cahil. Cafer değil bir kere ismi. Çok hırsla yazmış. O öfkeyle de cevaplayınız yazmış.
İSPANYA RADYOSU: We can now go over to Istanbul, joining me, not for the very first time I’m delighted to say is Mr. Adnan Oktar. Mr. Adnan Oktar is a Turkish scholar and he’ll be joining us tonight with the help of an interpreter Dr Oktar Babuna. Good evening and welcome gentlemen. Good evening. Welcome back to Talk radio Europe.
OKTAR BANUNA: Hoş geldiniz İspanya Radyosu’na.
ADNAN OKTAR: Hoş bulduk efendim, onlar da hoş geldiler.
İSPANYA RADYOSU: Thank you and good to talk to you again Mr. Oktar. Okay. Sorry. We have a bit of echo in the line there. Mr. Oktar obviously on Monday we had a very serious situation between two countries who have regarded themselves recently as friends. Can you give me your thoughts on Monday’s incidents?
OKTAR BABUNA: Üzücü bir olay gerçekleşti iki ülke arasında, Pazartesi günü bu konuda görüşlerinizi alabilir miyiz?
ADNAN OKTAR: Bu olayın gerçekleşmesinin sebebi; İsrail’de eğer dindarlar hakim olmuş olsalar, benim burada görüştüğüm Sanhedrin üyeleri gibi dindar kişiler hakim olsa, hiçbir sorun çıkmaz. Olayın kökeninde şefkat, merhamet ve güven eksikliği var, başka bir şey yok. Olgunlukla yaklaşılırsa, merhametle yaklaşılırsa, şefkatle yaklaşılırsa her şey halledilir. Ama ben buradan gemileri taşırken söylemiştim. İsrail askerleri tabii ki onları karşılayacaklar, bu makul. Tedirgin olabilirler. “Buyurun beyefendi, buyurun kardeşim, buyurun arkadaşım, istediğiniz gibi arama yapabilirsiniz serbestsiniz. Bütün kameraların önünde arama yapılabilir. Şimdi biz bunu Allah’ın izni ile Müslüman kardeşlerimize ulaştırmak istiyoruz. Buyurun, hep beraber dağıtalım” diyecekler. Buna rağmen bu tip bir olay olursa, o zaman çok büyük bir olay olur o. O zaman hiçbir açıklaması olmaz onun. O zaman İsrail’in dindarları da bizi destekler, dünya da destekler, herkes bizi destekler. Ama şu anki olay normal mi? Bu da çok anormal tabii ki. Çok çok anormal. Çünkü silah hiçbir şekilde kullanılmaması gerekiyordu. Silah kullanılmaz yani silahsız insana silah kullanılmaz. Bu bir kaidedir. Türkiye’de de böyle mesela polise direnç gösteren kişiler oluyor. Sopayla saldırıyorlar, molotof kokteyliyle saldırıyorlar. Polis onlara kurşun sıkmıyor, kendini savunuyor. Stil budur. Kurşunla cevap verilmez. En fazla, en fazla olsa plastik mermidir. Polis onu bile kullanmıyor, o bile riskli. Burada bir hata yapılmıştır İsrail ne yapacak özür dileyecek. Bir hata oldu diyecek ve tekerrürüne karşı da tedbir alacak. Bu. Ama tabii olaya ilk baştan benim dediğim tarzda yaklaşılmış olsa en doğrusu olmuş olur. Çünkü İsrail’de genel olarak bir milli korku var. Yani bir tedirginlik var. Bizi yok edecekler, bizi ezecekler, bizi burada istemiyorlar gibi bir korku, tedirginlik var. Gelenlerin baştan bu şefkati, bu bilgiyi önden göndermeleri gerekir. Yani keşke ben de o gemide olsaydım da onlara bir şeyler söyleseydim yani, inşaAllah. Çünkü mesela, ama sözümü dinleseydiler tabii. Ama sözümü dinlenmezse ben bir şey yapamam. Ama bakın baştan söyledim ben. Dedim ki, gemiler mutlaka aratılmalı. Tedirgin olmasınlar ve onlarla beraber birlikte bu dağıtılsın, bu. Buna uymadılar, benim gördüğüm. Ama karşı tarafın yaptığı da zulüm tabii yani bu olacak iş değil. Fakat bunu daha da geliştirmek doğru değil. İsrail özür dileyip bunu telafi edecek bazı adımlar atarsa konu dengelenir diye düşünüyorum.
İSPANYA RADYOSU:Right okay. Now, according to international law any vessel that violates or attempts to violate a maritime blockade may be captured or even attacked under international law. So what does Mr. Adnan have to say about that?
OKTAR BABUNA: Uluslararası hukuka göre, eğer bir abluka varsa bu ablukaya giren gemileri yakalama hakkı vardır. Bu konuda ne diyeceksiniz?
ADNAN OKTAR: Ben hukuki konuyu bilmiyorum ama bunun zaten çözümünü ben gösterdim. Yani bir gemi barışçıl tavırla yaklaştığını çok açık ifade edebilir. Önceden bu bildirilebilir, İsrail Hükümeti’ne bildirilir. “Bizim hiçbir şekilde zarar verme amacımız yok. Tamamen barışçıl amaçla geliyoruz. Herhangi bir direnç göstermeyeceğiz, herhangi bir olay çıkmayacak. Askerlerinizi saygıyla, sevgiyle karşılayacağız. Nerede karşılaşalım?” diyecekler. Mesela onlar bir liman söylemişler, o da olabilir. Mesela limana çekilir gemi, buyurun arkadaş dersin istediğinizi arayın. Yani önceden bunların ayarlanması lazım. Mesela İsrailli yetkililerle konuşulması lazım, biz bunu mutlaka getireceğiz bize bir yol gösterin denir. Ama sürpriz girişte, sürpriz olaylarla karşılaşılınca tabii o da yine en mutedil hareketi yapmak gerekir. Yani yine dediğim olsaydı, Allah-u alem pek bir şey olmazdı. Arama yaptırılsaydı ve dedikleri limandan da götürülüp dağıtılsa hiçbir şey olmaz. Biraz heyecanla yaklaşmışlar anladığım kadarıyla. Ama gösterilen tavır da çok şiddetli yani hiçbir ülke bunu yapmaz. Ne Almanya yapar, ne Danimarka, ne Norveç. Böyle cayır cayır silah sıkacaklar falan. Şimdi Norveç karasularına böyle bir filo girse, Norveç polisiyle karşılaşsa yahut Norveç askeri, mümkün mü böyle bir şey olsun? En fazla bir çatışma olur, kavga gürültü olur, tutuklanır adamlar falan feşmekan. Yani bu kadar sert bir karşılık, bu kadar keskin bir karşılık hakikaten şok etti insanları. İsrail mutlaka özür dilemesi gerekir. Fakat başından bu tip şeyleri halletmek de çok kolaydır. Yani karşılıklı diyalogla, konuşmayla çok rahat halledilecek bir şey. Ben mesela sizi birisine misafir gidiyorum, derim önceden; ben geleceğim, amacım barışçıl. Değil mi? Yani iyilik için geliyorum derim. Önden detaylı bilgi verilmesi çok önemlidir. Mesela “Bizi kimler karşılayacak?” “Nerede, kaçıncı kilometre de karşılaşacağız?” gibi konuşma oluyor. Hiç görüşme olmadan doğrudan gidilmesi yanlıştır. En ince detaylarına kadar, hatta Türkiye’nin Dışişleri var. Dışişleri Bakanlığı’na müracaat edilir. Dışişleri Bakanlığı bunu çok rahat ayarlayabilir. Yahut yabancı bir ülkenin Dışişleri Bakanlığı’na müracaat edilir. Bizim güvenliğimizi sağlayın diye bir dilekçe verilebilir. Değil mi? Yani hükümete bilgi verilmesi lazım, hükümetten bu konuda yardım istenmesi lazım. O zaman hükümet de onlarla görüşür. “Böyle bir yardım filosu geliyor, bizim bilgimiz dahilinde, bizim garantimiz dahilinde” derler. “Arama da yapabilirsiniz, istiyorsanız.” Çünkü daha önce de söyledim, gümrüğe mal giriyor, arama yapıyoruz biz. Yani bunda şaşıracak bir şey yok. Onların istediği bir yerden de giriş çok rahat yapılabilir. Neyse artık, bu kader tabii, bu oldu. Ama bakın bütün bu tedbirlere rağmen buna benzer olaylar yine olacak yalnız söyleyeyim. Yani tedbir takdiri değiştirmez. Yine olacak, yine olacak, yine olacak. Ta ki Mehdi (a.s.) zuhur edinceye kadar. Ta ki Hz. İsa (a.s.) ortaya çıkıncaya kadar. Yani ben bunu aylar öncesinden söyledim, çok büyük olaylar olacak dedim önümüzdeki günlerde dedim. Söyledim mi, söylemedim mi? Herkes duydu. Yani bantlar ortada, video bantları görebilirsiniz. Bunların olacağını söyledim, bu tip olayların ve yine olacak diyorum. Yani hiçbir şekilde ikinci bir ihtimal yoktur. Yani Mehdi (a.s.) zuhur etmedikten sonra bu olaylar durmaz. Hz. İsa (a.s)’nın nuzül etmedikten sonra bu olaylar durmaz. Yani Hz. İsa (a.s) ortaya çıkmadıktan sonra. Biz durdururuz diyen varsa, gayret edecektir tabii. Ama buna rağmen devam edecektir.
İSPANYA RADYOSU: Okay now Oktar we will come to the Mahdi in a couple of minutes. The IHH who organized this, do not have a very good record. In fact in 1997 the Turkish police raided their offices in Istanbul and found guns, bombing material. For them to then organize this flutida, Mr. Adnan Oktar must surely understand why the Israelis would feel this was an act of propagation. Can I ask his comments on that?
OKTAR BABUNA: Geçmişte de böyle yardım götüren gemilerde silah bulunduğu oldu. Bu yüzden acaba sizce İsrail’in bu davranışı, bu geçmişteki olan tecrübelerden dolayı da normal karşılanabilir mi?
ADNAN OKTAR: Bunu ben defalarca söyledim, bu son derece makul. Yani Türkiye’de de biz de olsa biz de silah araması yaparız, yani bunda garip olan bir şey yok. Sadece kullanılan şiddetin dozu orantılı değil. Yani anormal. Ama onlar da silah kullansaydı, o zaman kimsenin söyleyeceği bir söz olmayabilirdi. Yani silahlı bir çatışma olsaydı. Ama silah kullanmayan insana karşı silah kullanılmaz. Bu genel bir kaidedir. Silah kullanılmaz. Arama yapma hakkı vardır yani ona saygılıyız. Ben zaten aramayı yapsınlar diyorum. Yani herkesin bilgisi dahilinde arama yapılsın diyorum ve istedikleri limana da gemiler çekilsin ve birlikte zaten götürüp dağıtsınlar diyorum. Yani bütün aşamalarını birlikte hareket etsinler diyorum. Fakat şiddetin açıklaması yok. Yani bunun mutlaka özür dilenmesi gereken bir olay olduğu açık.
İSPANYA RADYOSU: Okay I understand that. So now last night on my show I had on the leader of the opposition in Israel, Tzipi Livniand she said that the best way forward is for international pressure to be put on both Hamas and the Israeli government to sit down and negotiate a way forward. Does Mr. Adnan Oktar agree to that?
OKTAR BABUNA: Dün gece İsrailli birisiyle bir görüşmemiz oldu. O da dedi ki, “Burada en iyi çözüm; uluslar arası memnuniyetle Hamas ile İsraillilerin oturup bu konuda bir anlaşma olması.” Bu konuda ne düşünüyorsunuz?
ADNAN OKTAR: Ben her zaman barıştan yanayım, kardeşlikten yanayım. Dostluktan yanayım. Her şeyin konuşularak sevgiyle halledilmesinden yanayım. Bunu açıkla kısa olsun, böyle devam edelim.
OKTAR BABUNA: Başbakan’ın ve Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün açıklamaları sert oldu İsrail’e karşı. Burada sizin tavrınız nasıl oldu? İki ülke arasında anlaşmayı sağlamak için sizin tavrınız, yaklaşımınız nasıl bu konuda?
İSPANYA RADYOSU: Okay that was a nice brief answer. Okay can you ask this then: Turkey Prime Minister, Prime Minister Erdoğan has today said “Israel stands to lose its best friend in the region” and that this is a violent policy, which will not lead to a positive resolution. He has done gone on to accuse Israel of killing children, bombing schools and hospitals. You own President, Abdullah Gül, says that Israel is hurting itself and we will suffer much more. So this is a very serious situation between the two countries. Is Mr. Adnan Oktar prepared to help in negotiations between Israel and Turkey?
ADNAN OKTAR: Ben Musevi halkı seviyorum. Yani dindar insanları seviyorum. Ben onların şiddete karşı şiddetli reaksiyon gösterdiklerini, böyle şeylerden nefret ettiklerini biliyorum. Çünkü bu Tevrat’ın hükmüdür. Tevrat’ta sevgiden, şefkatten, merhametten bahsedilir. Dolayısıyla dindar Musevilerin bu tip bir şiddeti tasdik etmeleri mümkün değil. Dolayısıyla ben onların da zor durumda olduklarını düşünüyorum. Kral Mesih, Tevrat’ta geçen Kral Mesih yani Mehdi (a.s.) zuhur ettiğinde onlar da son derece huzur içinde olacaklar, rahatlık içinde olacaklar. Hz. İsa Mesih (a.s.) indiğinde de bütün Hıristiyan alemi barışın, kardeşliğin, sevginin içerisine girecek ve İslam bütün dünyaya hakim olmuş olacak. Bu mutluluk çağı öncesinde bu doğum sancılarının olacağını Peygamberimiz (s.a.v.) söylemiştir. Tedbir alınsa da, ne yapılırsa yapılsın, bu olaylar olacaktır. Ama on yıl sonra, kısa bir dönem sonra da dünya Altınçağ’ın içerisine giriyor. Aslında 2012’den itibaren başlıyor ve süratle bu tırmanacaktır. Herkes de görecek. Söylediğim sözlerin teker teker çıktığını görüyorsunuz.
İSPANYA RADYOSU: Now Mr. Oktar just in the couple of days has said on his television station and certainly on the web site that Allah has commanded all Muslims to be united and as long as the Muslim world fails to abide by this command as revealed in the Qur’an, and so long as they fail to establish the Turkish-Islamic Union it is clear that these and similar sufferings will continue. Can you ask Mr. Adnan Oktar to tell my listeners more about that statement and more about the Turkish-Islamic Union?
OKTAR BABUNA: Siz televizyonlarda ve web sitelerinde Müslümanların parçalanmış olduğundan, dağınık olduğundan, birlik olmadığından dolayı bunların başlarına geldiğini söylüyorsunuz. Türk-İslam Birliği’nin kurulması gerektiğini söylemiştiniz. İncil’e dayanarak, Kuran’a dayanarak bu konuda açıklama yapar mısınız?
ADNAN OKTAR: Kuran’da da, İncil’de de, Tevrat’ta da İslam’ın dünyaya hakimiyetinden açık açık bahsedilir. Çok net. Sarih ayetler vardır. Tevrat’ta Kral Mesih yaklaşık 100’ün üzerinde yerde çok kapsamlı anlatılmıştır. Dünya hakimiyetinden bahsedilmiştir. Kuran’da da çok fazla ayette hakimiyetten bahsedilir. İncil’de de yine Ahir zaman’da dünya hakimiyetinden bahsedilir. Fakat ben Tevrat’tan birkaç söz okuyayım. Mesela bakın Vaiz Bölümü, 7:9; “Çabuk öfkelenme çünkü öfke akılsızların bağrında barınır.” Yani “öfke bunu meydana getirir” diyor. “Çabuk öfkelenen ahmakça davranır” diyor Süleyman’ın Özdeyişleri’nde, Tevrat’ta, 14:17. Ben arkadaşlarımı tenzih ediyorum. Yani herkesi tenzih ederim ama öfke insanın kontrolsüz hareket edeceğini açıkça gösteriyor. “Yöneticinin öfkesi sana karşı alevlenirse yerinden ayrılma.” Hareket etme, karşıt direnç, olay çıkarma. “Çünkü serinkanlılık büyük yanlışları bastırır.” (Vaiz, 10:4) Mesela İncil’den örnek verebilirim. Korintoslulara Mektup var. Birinci Mektup, 6:2; “Kutsalların dünyayı yargılayacağını biliyor musunuz?” Yani “adaleti kutsallar sağlayacak” diyor, Ahir Zaman’da, dünyanın son zamanlarında. Bu Mehdi (a.s.) ve Hz. İsa (a.s.)’ya bakan, İncil’in bir ifadesidir. Korintoslulara Birinci Mektup, 6:2. “Kutsalların dünyayı yargılayacağını biliyor musunuz?” Bunu söyleyebilirsin.
Mesela Vahiy Bölümü, 21:4: “Önceki düzen ortadan kalktı” diyor. Yani kapitalist düzen, faşist ve komünist düzen, Darwinist ve materyalist düzen ortadan kalkacak, onun yerine İslam hakim olacak. “Önceki düzen ortadan kalktı.” Vahiy, 21:4. Mesela, “Her şeyin yeniden düzenleneceği zamana dek” diyor. Elçilerin işleri; 3/21. Her şey yeniden düzenlenecektir. Bütün sistem değişecektir. Yeniden barış, adalet ve kardeşlik dünyaya hakim olacaktır.
İSPANYA RADYOSU: My questions is: I have spoken to Mr. Oktar before and he has told me before through yourself that we are in the End Times, as he has said again tonight, and this is the time of Hazrat Mahdi (as). With the problems in the Middles East with Israel and Iran and the United States, does he see any potential conflict blowing up with Iran and Israel before we see the Mahdi and before we see the Prohet Jesus (as)?
OKTAR BABUNA: Siz daha önceki konuşmamızda da, daha önce konuşmuştuk, Ahir Zaman’da olduğumuzu söylemiştiniz. Mehdi (a.s.)’nin zamanında olduğumuzu. Bazı problemler olabileceğini. Özellikle mesela İsrail, İran, Amerika arasında sizce bir çatışma, böyle bir karşı gelme Mehdi (a.s.) zuhur etmeden önce olacak mı?
ADNAN OKTAR: Bence büyük savaş hiçbir şekilde olmayacak. Yani Mehdiyet’in hakim olduğu dönemde böyle bir kargaşa hadislerde görülmüyor. Hz. İsa (a.s.)’ın, Mehdi (a.s.)’ın devrindeyiz ve bu devrin artık son yıllarındayız. Artık on yıllık son limite girdik. Böyle bir şeyin olması mümkün değil. Ama savaş sözleri, savaş çığlıkları duyulacak. Bunlar var, hadisler de ve İncil’de de geçiyor. Savaş söylentileri olacak fakat savaş olmaz. Yani akl-ı selim hakim olacaktır. Böyle bir şey mümkün değil. Çünkü Hızır (a.s.)’ın tasdiki olmadan savaş olmuyor. Hızır’da Allah’ın emrindedir.
İSPANYA RADYOSU: Okay. When will we see the Mahdi? When will Hazrat Mahdi (as) appear to the people?
OKTAR BABUNA: Hz. Mehdi (a.s.)’yi ne zaman göreceğiz, ne zaman ortaya çıkacak Hz. Mehdi (a.s.)? Görünecek insanlara?
ADNAN OKTAR: On yıla kadar belli olacağını düşünüyorum. Şöyle; mesela ben Allah’a iman ediyorum. Fakat ben Allah’ı görmüyorum ama iman ediyorum. Alametlerinden anlıyorum ben Allah’ı yani delillerinden anlıyorum. Mehdi (a.s.)’yi de ben delillerinden anlıyorum. Benim görmem şart değil. Onun için görmüş gibi anlatıyorum. Yani bütün alametler oluşmuş. Ayağının sesini duyuyorum, nefes almasını duyuyorum, değil mi? Yapıp, ettiği bütün çalışmalarını görüyorum, faaliyetlerini görüyorum. Biliyorum ki Mehdi (a.s.) faaliyet halinde. Mesela bu masanın üzerinde hazır bir yemek görürsem, hazır bir masa görürsem; birisi bunu hazırlamıştır. Bir insan vesile olmuştur. Değil mi? Ben burada şüphe eder miyim yani? Acaba demem. O yüzden ben Mehdi (a.s.)’nin varlığından eminim. Yani yüz yüze görüşmüşlüğüm yok ama eminim. Hz. İsa (a.s.)’da onun varlığından da eminim, 10 yıl sonra her ikisini de görecek insanlar.
ADNAN OKTAR: Matta’dan bir bölüm okuyacağım. Matta, 5:5 İncil’den okuyorum: "Ne mutlu mülayim huylu olanlara” yani halim olanlara “çünkü onlar yeri miras alacaklar.” “Dünyaya hakim olacaklaR” diyor. Bu Hz. İsa (a.s.) ve Hz. Mehdi (a.s.)’nin özellikleridir. Her ikisi de mülayim huyludur, halimdirler ve dünyaya miras alacaklardır. “Çünkü onlar yeryüzünü miras alacaklar” diyor. İncil’de Matta, 5:5.
İSPANYA RADYOSU:Okay. Now can I ask Mr. Oktar; he said earlier that a sign of the End Times is the whole world will unite under Islam. Can he understand why Christians, Jews and other faiths may feel worried and troubled by that statement?
OKTAR BABUNA: Siz daha önce de Ahir Zaman’da İslam’ın bütün dünyada hakim olacağını söylemiştiniz.
ADNAN OKTAR: Doğru.
OKTAR BABUNA: Acaba siz bazı insanların bundan, Hıristiyanlardan ve Yahudilerden diğer inançta insanların bundan birazcık böyle üzüntü duyabileceklerini, burkulabileceklerini anlayabilir misiniz?
ADNAN OKTAR: Museviler gerçek Musevi olmuş olacaklar yani birçok Musevi bu sevinci yaşamıyor. İsrail’deki dindar Museviler de birçoğu yaşamıyorlar. Benim görüştüğüm bazı Musevilerde de ben bunu görüyorum. Yani gerçek anlamda Tevrat’ı yaşamıyorlar. Gerçek anlamda Tevrat’ı yaşamak isteyen, mutlaka Muhammedi olması lazım ve mutlaka Kuran’a tabi olması lazım. O zaman gerçek Musevi olur. Gerçek Hıristiyan olmak isteyen de mutlaka Muhammedi olması lazım ve mutlaka Kuran’a tabi olması lazım. O zaman gerçek Hıristiyan olur. Biz Hıristiyanların hiç namaz kıldığını görmüyoruz. Halbuki İncil’de var, namaz kılmak var. Tevrat’ta var. Secde var, kıyam var, rüku var. Açık açık söylüyor Cenab-ı Allah. Yapıyorlar mı? Yapmıyorlar. İşte Kuran’a tabi olduklarında, Muhammedi olduklarında namaz da kılacaklar ve eksik olan bütün yönlerini tamamlamış olacaklar. Hz. İsa (a.s.)’yı terk etmiş olmuyorlar ki. Onu daha çok sevmiş, daha çok anlamış ve daha çok uymuş olacaklar. Hakkıyla İsevi olmuş olacaklar. Yani Muhammedi İsevi olacak. Muhammedi Musevi olacak. Hz. Musa (a.s.) tam tabi olmuş olacaklar. Dolayısıyla onların burukluk duyacağı bir şey yok ki. Ben mesela Museviyim, hem de İseviyim. Ama Muhammediyim de. Yani Muhammedi olunca zaten insan Musevi olur, aynı zamanda. Hem İbrahimiyim, hem Nuhiyim. Hz. Nuh (a.s.)’a uyuyorum ben, Nuh (a.s.)’un bütün hükümlerine uyuyorum ben Kuran’daki. Nuhi olmuş oluyorum aynı zamanda. Yani Muhammedi olmadan diğer dinleri yaşamak mümkün olmaz. Yani sıhhatli olarak, doğru olarak yaşamak mümkün değil. Bu onlar için bir kurtuluş ve güzellik.
İSPANYA RADYOSU:Okay now I have read Mr. Oktar talk about the Mahdi and talk about a united world under Islam. Earlier on I asked him a question, which I do not feel he answered properly. Can I ask him the question again? And that question is; after hearing what he has said about Jews not practicing their faith and not praying properly and Christians nor praying properly, what does he have to say about the IHH charity who in the past have been caught with guns and bomb-making equipment? That is not fall with Islam. If Islam is such a faith, a peaceful religion, why is an organization who claims to be a charity behaving this way?
OKTAR BABUNA: Ben duydum da; bu İHH’nın ofisinde silahlara rastlanmış Hocam galiba. Bu tip aktivistelerin. Siz Musevilerin, Hıristiyanların dinini yaşamadığını söylerken, Müslümanlar için ne diyeceğiz? İHH daha önce böyle bir şey yaşamıştı.
ADNAN OKTAR: Şimdi zaten asıl sorun oradan kaynaklanıyor. Müslümanlar hakkıyla İslam’ı yaşamış olsalar zaten böyle bölünmüş, parçalanmış, böyle sürünmezler. Bu kadar ezilmezler. Bu kadar çile çekmezler. Kuran yaşanmadığı için, İslam yaşanmadığı için zaten bu acılar yaşanıyor. Hakkıyla yaşanmadığı için tabii. Bizim anlattığımız bu, Mehdi (a.s.) devrinde Hz. İsa (a.s.) nüzulü devrinde Kuran hakkıyla yaşanacaktır. İslam hakkıyla yaşanacaktır. Peygamberimiz (s.a.v.)’in sünnetine hakkıyla uyulacaktır. Ondan sonra ferahlık olacaktır. Biz belirli bir sınırlama koymadık.
Yalnız İHH’dan insanlar, insanlara iyilik ve güzellik yapıyorlar. Yani yardım ediyorlar, bütün dünyada bu biliniyor. Şimdi herhangi bir insanın evinde silah da bulunabilir. Bir başka suç unsuru da bulunabilir. O bu kadar hayrı ve güzelliği uygulayan bir topluluğu toptan mahkum etmez. Yani mesela İrlanda’da yahut Amerika’da herhangi bir kişinin evinde bir silah bulunduğunda bütün Amerika bundan suçlu olmaz, sorumlu olmaz. İlgili kişi suçlu olur. Yani suçun şahsi prensibi vardır. Dolayısıyla İHH’nın hepsini kapsayan konumu olmaz. Ben bu insanların her yere yardım götürdüğünü duyuyorum gazetelerden, televizyonlardan, radyolardan. Hayır yönünü görmek lazım. Güzellik yönünü görmek lazım.
İSPANYA RADYOSU: Okay Adnan I’m going to have to interrupt there because I’m going to have to finish. Can I just say to Mr. Oktar, thank you very much for joining me. I still have some questions, which I’ll e-mail over and maybe you can reply to me by e-mail.
OKTAR BABUNA: Size çok teşekkür ediyor. Bitirmek zorundaymış. Bazı sorularım daha olacak ama onları da e-mail olarak göndereceğim, diyor. Çok çok teşekkür ederim, diyor. Allah sizi korusun. Çok teşekkür ederiz.
ADNAN OKTAR:Very well. Thank you.
İSPANYA RADYOSU: Okay thank you very much for joining us. Thank you, good night and God bless.
SUNUCU 1: Hocam ara veriyoruz biz de. Kısa bir aradan sonra devam edeceğiz.
***
SUNUCU 1: Yayınımıza kaldığımız yerden devam ediyoruz. Ama Altuğ Hocam burada, merhaba Hocam ve Burçin Hanım’la birlikte ve ben. Hocam az önce İspanya’yla yaptığımız görüşmede bizlerle paylaşmak istediğiniz bir şey var mı? Çok güzel konulara değindiniz öncelikle.
ADNAN OKTAR: Allah razı olsun. MaşaAllah. Tabii onlarda da diğer insanlarda da Müslümanların böyle duygusal davranacağı, heyecanla hareket edecekleri, böyle öfke seline kapılacakları, İran’ın da kontrolsüz hareketler yapacağı, sürpriz böyle olaylar olacağı. Halbuki Müslüman son derece aklı başında mutedil insandır. Makuldür, akılcı davranır. Şimdi orada bizim Müslüman kardeşlerimiz şehit edildiler. Peki, ne diyelim? Bu çirkin bir hareket. Telin ediyoruz. Ve özür dilesinler diyoruz. Gidip biz İsrail’in tepesine binelim demeyiz. Makulüz biz, makul düşünüyoruz ama bu çok anormal bir hareket oldu. Rencide oldu bütün Müslümanlar, rahatsız olduk. Herkesi ciddi şekilde rahatsız etti. Bakın, özür dile demek ne demektir? Özür dile, arkadaşlığımız, kardeşliğimiz devam etsin anlamına gelir.
SUNUCU 1: Peki özür diledikleri zaman devam edebilir mi Hocam?
ADNAN OKTAR: Tabii ki özür önemli bir şeydir.
SUNUCU 1: Eskisi kadar onlara pozitif yaklaşabilir miyiz?
ADNAN OKTAR: Şimdi orada hükümetin yaptığı uygulamada bir anormallik var. Yani İsrail halkına biz bunu mal edemeyiz. Bana mailler geliyor, “kardeşim ya” diyor, “bütün İsrail bu şekilde bu kafada, değil, bu doğru bir şey değil.” Orada Allah’tan korkan insanlar var, Allah’ı seven insanlar var. Merhametli, şefkatli insanlar var. Hepsini aynı olay içerisinde değerlendiremeyiz.
SUNUCU 2: Keza Müslümanlar zaten kinci değildirler.
ADNAN OKTAR: Tabii her zaman karşılaşıyoruz biz bununla. Affediciyiz ve şefkatliyiz. Ama özür ve bir daha bunun tekerrür etmeyeceğine dair bir garanti çok önemlidir. Ve bunu telafi edecek birçok konuşma yapılabilir. Yani bu üstüne üstüne, dikine dikine gidecek bir üslup, olgunluğa aklı başında tavra, devlet adamlarına yakışmaz. Bu garip hareket olur. Ne diyecekler, çıkacaklar diyecekler ki, “Burada orantısız güç kullanılmıştır, bu doğru. Bütün Türk Milleti’nden, bütün dünyadan özür diliyoruz. Şehit olan insanların ailelerinden de özür diliyoruz. Boş bulunduk” diyebilirler, “cahilliğimize geldi” diyebilirler, “heyecanlandık” diyebilirler. Bir bahane olabilir. Biz ona bir şey demiyoruz ama özür şart. Fakat tabii olay sanki böyle tırmanacakmış gibi göstermek, yani böyle savaş için sabırsızlanıyormuşuz gibi bir görünüm vermek, bu sefer katlamalı, anormal olaylara sebep olabilir. Garip olaylara sebep olabilir. Herkesin pişman olacağı olaylara sebep olabilir.
SUNUCU 1: Şu anki görüntümüz peki normal mi? Şu anki görüntümüz doğru mu Hocam? Bazı medya grubu olayı gerçekten sizin az önce söylediğiniz gibi savaş çıkacakmış tarzda bahsediyor. Bazıları da hani İsrail’in pişmanlık duyduğunu işte yaptıklarının yanlış olduğu yönünde yatıştırıcı bir şekilde bahsediyor.
ADNAN OKTAR: Tabii ki yatıştırmak doğrudur, doğru olan hareket odur. Fakat İsrail’de muhatapların olgun olması gerekiyor. Mülayim, makul, dik başlı, sert yüzlü, sert üsluplu olan insanlar değil de, işte hep söylüyorum ben aslında hükümette dindarlar olsa yani konu biter. Haham Foraman, diğerleri olsa veyahut buraya gelen kişiler olsa konuşmak kolay olur ama böyle sert askeri bir disiplinle, böyle etrafı beğenmeyen, dik başlı, böyle büyüklük hissi içerisinde olan bir üslup oldu mu, bu yakışık alan bir tavır olmaz. Bu olgunluğa da terbiye de yakışmaz. Yani saygıya yakışacak bir hareket değildir. O yönüyle olabilecek en iyi şekilde konuyu halletmek gerekiyor tabii. Biz ısrarla özür bekliyoruz. Millet olarak özür bekliyoruz. Ve ciddi şekilde bunu telafi etmek için daha başka girişimler bekliyoruz. Ama genel görüşümüzü de belirttik, inşaAllah.
SUNUCU 1: Peki Hocam, İsrail ne yapsa ya da nasıl davransa telafi edebilir bunu, hatası ya da yanlış davranışını?
ADNAN OKTAR: Tabii ben milletimiz adına bir karar veremem. Ama benim kendi kanaatim, şahsi kanaatim olarak devletin en üst kademesinden devlet adına ve millet adına bir özür, ilk başta özür. Ailelere bir ziyaret olabilir. Şehit ailelerine ziyaret olabilir. Yaralananlara ziyaret yapabilirler. Yani yatıştırıcı ve saygılı bir üslupla bunu yapabilirler. Bu güzel olur. Bu hakikaten en azından bir dengeyi sağlayabilir. Ama aksi böyle dikleştiren üsluplar, bunlar çok çok yanlış olur. Çok çok yanlış hatalı olur.
SUNUCU 1: Peki, Hocam az önce İspanya’yla bağlantı yaptığımız zaman onlara Tevrat’tan birkaç hüküm okudunuz, dile getirdiniz. Bunu burada sizin yapıyor olmanız, çok gurur verici bir şey, bu ayrı bir konu ama benim de merak ettiğim, kişisel olarak merak ettiğim sizin buradan bilip onlara söyleyebildiğiniz şeyleri, hükümleri oradaki insanlar açıp okumuyor mu Hocam? Mesela kurduğunuz bir cümle “Ne mutlu mülayim huylu olanlara, çünkü onlar yeryüzünün hakimi olacaklardır.” Şu kurduğunuz cümle bile birçok şeyi açıklıyor aslında.
ADNAN OKTAR: Şimdi İsrail’de dindarlık biraz geriydi, çok geriydi. Ateistler daha çok hükümette hakimler, biliyoruz ateist olduklarını, hükümet üyelerinin büyük bir bölümü ateist, kabine de öyle. Gençlik içerisinde ateizm çok yaygındı. Biz orada Darwinizmi yıkan, Darwinizmi yerden yere vuran konferanslar verdik, kitaplar dağıttık, İbrani dilinde hazırlanmış kitaplar dağıttık. Gençlerin arasında Darwinizme karşı eğilim azaldı. Daha dindar olmaya başladılar. Daha Allah’a inançları artmaya başladı. Ama tabii bunun daha yoğun olması gerekiyor. Yoksa İsrail dini inançlarından dolayı böyle değil, ateist olduğu için böyle. Dindarlığın yayılması durumunda daha mülayim daha insancıl olurlar. Daha güzel olur, inşaAllah. “İyi akşamlar diliyorum.” Muhammed isimli bir kardeşimiz. “Açıkça belirtiyorum ki, İsrail’den nefret ediyorum. Hakkında hiç iyi niyetli, Müslüman dostu olduğuna inanmıyorum. Öyle olmuş olsaydı, bunca olaylara tepki verirlerdi. Çocukların üzerine bomba atılmasına asla müsaade etmezlerdi. Hükümeti seçen de halk değil mi? Hepsi düşman, hepsi kötü. Onlardan nefret ediyoruz. Türk-İslam Birliği’nde aralarımızda olmalarını da kesinlikle istemiyoruz.”
SUNUCU 1: Çok üzüldükleri için böyle sitemkar herhalde Hocam.
SUNUCU 2: Biraz duygusal yazmış.
ADNAN OKTAR: “Kendi peygamberlerini üzen, Hz. İsa (a.s.)’yı çarmıha germeye çalışan bir milletten dünyaya hayır gelmez” diyor. Olmaz, her şeyde bir hayır vardır. O olmaz. Müslüman onu söylemez. “Gemide silah arama bahanesini geçsinler, herkes onlar gibi bebek katili değil. Bunca yaptıkları şeylerden sonra Hz. İsa (a.s.) geldi, biz Müslüman olduk, deyip Altınçağı yaşamayı hak etmiyorlar. Biz onları affetmeyeceğiz. İnşaAllah, Allah da affetmeyecek. Bardak taştı.” Muhammed. Muhammed çok sinirlenmiş. Başka ifadeleri de vardı da onlar ağır söylemiyorum.
SUNUCU: Çok üzülmüşler Hocam.
ADNAN OKTAR: Olmaz. Peygamber Efendimiz (s.a.v.), Hz. Vahşi’yi bile affetti biliyorsunuz. Hz. Hamza (r.a.)’yı şehit etti, ciğerini çıkarttı, ısırdı adam, yani o kadar şey. Peygamberimiz (s.a.v.) onu bile affetti. Düzelirlerse, iman ederlerse, Hz. İsa (a.s.)’ya sevgileri ve Hz. Mehdi (a.s.)’ye muhabbetleri tam olursa, Muhammedi olurlarsa, güzel ahlaklı olurlarsa niçin onlara karşı biz öfke duyalım? Öyle şey olmaz. Böyle bir yaklaşım Kuran’a uygun olmaz. Biz Kuran’a göre hareket ediyoruz, Resulullah (s.a.v.)’nin sünnetine göre hareket ediyoruz. İnşaAllah. Evet. “Selamun aleyküm Hocam. Günlük konuşmalarımızda kullandığımız işari ve mecazi kavramlar ile olayları, haberleri anlatmaktayız. Yaşadığımız bu Ahir Zaman’da Peygamber Efendimizin (s.a.v.)’nin bildirilen bir hadisinde: “Öyle ki Yahudiler taşların ve ağaçların arkasına saklanacaktır. Ama ağaç ve taş dile gelecek; "Ya Müslim, gel, bak benim arkamda Yahudi var, buraya gizlendi, benim arkama gel, gel onu cezalandır" diyecek. Sadece gargat ağacı bunu söylemeyecek. Çünkü o Yahudi ağacıdır.” demiştir. Bu hadiste saklanan Yahudileri devletlerin içine sızmış birer diplomat, gazeteci, hakim, işadamı, doktor, asker, devlet adamı gibi mesleklerini icra ederek hem gizlenip hem deccale hizmet edenlere işaret ediyor olabilir mi? Ve yine ağaç kavramıyla, ağacın meyve vermesinden dolayı kemale eren insanlar tarafından, hatta cansız, hareketsiz olmasıyla taş olarak tabir edilen cahil kimselerin bu sistemli gizlenmiş kişilerin yaptıkları zulüm ve kötülükleri görerek cezalandırılmalarını istemesinden dolayı deşifre edeceğine işaret ediyor olabilir mi? Gargat ağacından kasıt da bu deşifre edilen kişileri savunacak, her tarafa kök salmış kişiler olabilir mi? Allah en doğrusunu bilir.” diyor. Salih kardeşimiz göndermiş. Şimdi biz Kuran’a göre olayları değerlendiririz ve hadislerin bütününe göre değerlendiririz. Yani tek bir hadise göre, tek bir ayete göre Kuran’dan hüküm çıkmaz. Kuran’da da yani diğer ayetler birbirini tamamlarlar. Diğer hadisler birbirlerini tamamlarlar. Bize birisi, “Gel işte şurada Yahudi var, git öldür” dese, biz onu öldürmeyiz. Niye öldürelim? Böyle bir şey olmaz. Çünkü bir suç işlemesi lazım değil mi? Yargılanması lazım, yargı sonucunda da onun cezasını hakim verir, bir sistemi vardır, bir hukuku vardır. Yani önüne gelen gidip adam öldürür, kendi kendine yargılar anlamında değil. Buradaki anlamı, hadisin anlamını diğer hadislerle baktığımızda anlayabiliriz. Yoksa bize mesela bir masum Yahudi, bir insan duruyor orada mesela bir çocuk taş dese ki, bize taştan ses gelse, “git bu çocuğu öldür”. Ben öldürmem, başkası da öldürmez, haram olur bu, öyle bir şey olmaz. Peygamberimiz (s.a.v.)’nin ne dediğini anlamak lazım, neyi kastettiğini anlamak lazım. Nitekim kardeşimiz burada şerh etmiş, açıklamış. Şu anlaşılabilir, ateist olan Yahudiler, din düşmanı olan Yahudiler gizlenemeyecekler. Ahşapta gizlenen veyahut taşa taş gibi betona gizlenen, her türlü elektronik aletlerle, her türlü teknik cihazla bu kişiler tespit edilecek. Dolayısıyla bunların yaptıkları eylemler engellenecek. Yaptıkları kötülükler engellenecek. Bu da onlara bir ceza olmuş olacak. Biz bu anlamda yorumlayabiliriz bunu inşaAllah.
SUNUCU 1: Hocam, ben size soru sorayım.
ADNAN OKTAR: Evet.
SUNUCU 1: “Hocam İsrail’deki son olaylardan sonra hemen hiçbir İslam ülkesinden bir ses gelmedi. Başta Araplar olmak üzere sizin hemen bütün röportajlarınızı seyrettim. Size sorulan sorular da hep niye Türkiye lider olsun? Diğer ülkeler niye lider olmasın diyorlardı. Siz de başka kim var diyordunuz. Hocam kimseden ses çıkmaması sizin bu söylediğiniz, yani inşaAllah gönüllerde kurulan ve yakında resmi olarak da kurulan Türk-İslam Birliği’nin liderinin Türkiye olacağını hatta olması gerektiğini belirtisi midir? ” Kartal, İstanbul.
ADNAN OKTAR: Şimdi iki yönden böyle, birincisi Kuran’da Türk Milleti’ne işaret eden bir ayet var. Kuran ayeti var. “Allah sizi giderir, yerinize başka bir milleti getirir” diyor Allah, “başka bir topluluğu getirir.” diyor. Bu Türk Milleti’dir. Allah-u alem bu inşaAllah. Ve çok fazla Türk Milleti’ni öven hadisler vardır, birde fiili olarak da biz bunu görüyoruz. Yani Osmanlı döneminde de çok uzun süre İslam aleminin Türkiye liderliğini yapmış. Şu anda da bakıyoruz İslam’ın en güzel yaşandığı, Müslümanlığın en güzel yaşandığı, en makul, en akıllı olaylara yaklaşan insanların yine Türkiye’de olduğunu görüyoruz. En yiğit, en cesur, evet, her yönden ahlakı üstün insanların burada olduğunu görüyoruz. Ayrıca zaten dış ülkelere teklif ettiğimizde, yani “sizler lider olmayı düşünüyor musunuz?” dediğimizde, “böyle bir şey yok” diyorlar. “O zaman kim olsun?” diyoruz, “Türkiye olsun” diyorlar. Bunu onlara kim söyletiyor? Allah söyletiyor. Bütün İslam aleminde ortak ses Türkiye’dir. Çünkü Mehdi (a.s.) Türkiye’de. Allah insanın kalbine ilham ediyor, vahyediyor, insanlar farkına varmıyor. Allah Türkiye’nin lider olduğunu onlara ilka ediyor kalplerine. Mehdi (a.s.)’yi buradan çıkarttığı için. Mehdi (a.s.) başka yerde olsaydı belki orada olacaktı. Mehdi (a.s.) neredeyse Allah o ülkeyi insanların kalbine meylettiriyor. Şimdi Mehdi (a.s.) Türkiye’de olduğu için, hatta İstanbul’da olduğu için, Allah bütün ülkelerin kalbini bütün insanların kalbini Türkiye’ye meylettirdi. Ve hepsi toptan, yani istisnasız Libya dahil ki Türkiye’ye bayağı karşı bir ülkeydi. Hepsi birden “Türkiye lider” diyorlar. Onlara bu sözü Allah söylettiriyor. İlhamla söyletiyor. Dolayısıyla bu Mehdi (a.s.) düşmanları, Hz. İsa (a.s.) düşmanları bu sözlerden tabii çok rahatsız oluyorlar. Yani İttihad-ı İslam düşmanları, Türk-İslam Birliği düşmanları kurdeşen döküyorlar. Böyle nereden konuşsa da konuyu bir kapatsa, nereden konuşsa da bu konuya bir hata bulsa, eksiklik bulsa çırpınıyorlar adeta.
SUNUCU: Bunları onlar da biliyorlar ama değil mi Hocam?
ADNAN OKTAR: Biliyorlar tabii. Çünkü bak mesela bana yazı gönderiyor. Kardeşim de ki “Ben Türk-İslam Birliği’nin oluşmasını istiyorum, İttihad-ı İslam’ı istiyorum, Mehdi (a.s.)’nin çıkışını da bekliyorum, Hz. İsa (a.s.)’nın nüzulünü de bekliyorum ama” de, ondan sonra istediğin sözü söyle. Bunu diyemiyor. Bunu, yani direk konuya giriyor, bakıyoruz ki hem Hz. İsa (a.s.)’ya karşı kin var içinde, Mehdi (a.s.)’ye karşı kin var, Türk-İslam Birliği’ne karşı hiç niyeti yok. Çünkü Türk-İslam Birliği demek, Mehdi (a.s.) demek onun için. İttihad-ı İslam demek Mehdi (a.s.) demek. Ve ahmakça, aptalca da bana hizmet edeceğini zannediyor. Yani Türk-İslam Birliği’ni savununca doğrudan bana hizmet edeceğini düşünerek Türk-İslam Birliği’ne de karşı çıkıyor. İttihad-ı İslam’a eğer konuşursa her halükarda bana hizmet edeceğini düşünüyor. Yani bu kadar akılsızlık ve bu kadar aptallık ben düşünemiyorum. Ben Allah’ın herhangi bir kuluyum. Kaderde kimse Mehdi (a.s.), o, Mehdi (a.s.) odur. Kimse de onu engelleyemez. Yani ne çırpınıyorsun? Ne panik oluyorsun? Allah’ın kaderine tevekkül et sen, boynunu bırak. Allah nasıl istiyorsa o şekilde yaratsın. Yani Allah’ın kaderini de değiştiremeyeceğine göre de sen, panik olmana ne gerek var? “Sen” diyorlar, işte “Mehdi (a.s.) geldi” diyorsun. “Ben Mehdi (a.s.)’yi görsem tanırım” diyorsun, ondan sonra, “eminim İstanbul’da” diyorsun diyorlar, “o zaman bundan açık Mehdilik ilanı olur mu?” diyorlar. Be hey ahmak o zaman ben ne diyeyim? Yani Mehdi (a.s.) hiçbir şekilde gelmeyecek, 570 yıl sonra gelir, Türk-İslam Birliği de olmayacak, İttihad-ı İslam da olmayacak. Mehdi (a.s.)’nin hiçbir alameti çıkmadı, Fırat’ın suyu kurumadı, Lulin Kuyrukluyıldızı da çıkmadı, on beş gün arayla ay güneş tutulmaları olmadı, Afganistan işgal olmadı, Irak da işgal olmadı. Halley kuyruklu yıldızı da çıkmadı. Sabaha kadar sayacağım, bunların hiçbiri olmadı diyeceğim. İttihad-ı İslam da mümkün değil. Mehdi (as.) İstanbul’dan çıkmayacak, bununla ilgili hadis de yok diyeceğim. Bediüzzaman da Risale-i Nur Külliyatı’nda Mehdi (a.s.)’nin İstanbul’da çıkacağını söylemiyor. Bediüzzaman hiçbir şekilde Mehdi (a.s.) gelecek de demedi. Bunları mı diyeyim ben? Doğrusunu söylüyorum ben, var olanları söylüyorum.
SUNUCU 1: Doğrusunu söylediğiniz için de insanlar size bu şekilde sorular yöneltiyorlar. Bu kadar çok bilgi, bu kadar çok araştırma yaptığınız için Hocam.
ADNAN OKTAR: Hayır yöneltsin de bu paniğe ne gerek var. Bana alerjin varsa senin İttihad-ı İslam’a karşı niye alerjin var peki? Yani Hz. İsa (a.s.)’ya karşı bu nefret niye? Şimdi bak bana öfkesinden Hz. İsa (a.s.)’ya da öfke duyuyor. Ahmaklığına bakın yani, öfkenin şiddetine bak. Yani benim Mehdi (a.s.) olma ihtimalimden dolayı, Hz. İsa (a.s.)’nın da gelmesini istemiyor, İslam’ın da dünyaya hakim olmasını istemiyor. Bu ne çılgınlıktır böyle? Benim böyle bir iddiam var mı? Ben defalarca yemin etmedim mi? Ama Mehdi (a.s.)’nin geleceğine inanan bir insan tabii ki bu üslubu kullanacaktır. Yani ben Bediüzzaman yalan söylemiş midir diyeyim? Yani İstanbul’da Mehdi (a.s.) çıkmayacak mı diyeyim? Tabii ki İstanbul’da çıkacak diyorum. Bu tarihte gelecek dediğine göre benim üstadım ve hadislerde bunu söylediğine göre. “Peygamberimiz 7000 yıldır” diyor, “dünyanın ömrü, 5600 yılı geçmiştir” diyor. Ne anlaşılır bundan Mehdi (a.s.) geldiği anlaşılıyor. Ben bu hadisler yanlış mı diyeyim? Doğrusunu söylüyorum, Mehdi (a.s.) gelmiştir, var faaliyet halinde ama ben göremiyorum diyorum. Yani bu net ifade, geldiğinden eminim diyorum. Hatta geçenlerde de söyledim, siz İttihad-ı İslam’ı sağlayın, Türk-İslam Birliği’ni sağlayın ben size Mehdi (a.s.)’yi göstereceğim dedim. Bulurum, Mehdi (a.s.)’yi dedim. Yani bundan kastım ben yerini biliyorum, Mehdi (a.s.)’yi gördüm değil. Türk-İslam Birliği olduğunda, zaten kaderde Allah Mehdi (a.s.)’yi çıkarmış oluyor. Benim göstermeme gerek yok. Fakat akılları, beyinleri kulaklarına indiği için, oradan bir şeyler anlatmaya çalışıyorum yani. Kafa gitmiş durumda bir kısmının. Yani anlaşılmayacak bir yönü var mı bunun? İttihad-ı İslam olduğunda, Türk-İslam Birliği oluştuğunda Müslümanların bir lideri olacaktır. Bana diyorlar ki “Bana göster Mehdi (a.s.)’yi”, işte Mehdi (a.s.) de o diyeceğim. Hazır olacak zaten yani.
ALTUĞ BERKER: Siz daha iyi bilirsiniz hocam inşaAllah. Onlar kendileri ortaya çıkarıyorlar zaten, kendileri gelip talep ediyorlar, Mehdi (a.s.)’yi inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Yani benim bulduğumu ve onlara göstereceğimi zannediyorlar. Halbuki ben zaten başa geçeceği için, mecburen bu sistem içerisinde ortaya çıkacağı için, benim için bir kolaylık var zaten. Diyeceğim ki Türk-İslam Birliği’nin lideri kimse, git bak ona diyeceğim. Mehdi (a.s.) o diyeceğim. İttihad-ı İslam’ın başında kim varsa, o Mehdi (a.s.) diyeceğim. Onun için diyorum, kolay bulurum size gösteririm diye, kastettiğim bu inşaAllah.
ALTUĞ BERKER: Hocam Irak’tan bahsedince, hem aklıma geldi, hem de bir hazırlığım vardı Hocam. Siz bundan evvel ne söylediyseniz Hocam, ona uyulduğu zaman bereket, bolluk ve hakikaten güzel neticeler, hayırlı neticeler veriyor. Fakat uyulmadığı zaman da, tam tersi neticeler oluyor Hocam. Arşivden şunu çıkardık Hocam arkadaşlarla birlikte. Bakın Cavit Yalçın müstear ismi, sizin kullandığınız, diğer bir müstear isminiz Hocam, kitaplarınız da var bu konuda. 2003 yılının 3 Ocak’ı, yani Amerika savaş başlatmadan biraz evvel. Siz çözüm, çare arayışları başlığı altında, Saddam’ın ülkeden çıkmasını, böylece kan akıtılmamasını, bunu bir çözüm olacağına dair bir yazı yazmıştınız Hocam. Ortadoğu Gazetesi bu gazete.
ADNAN OKTAR: Evet daha o zaman savaş da çıkmamıştı, bu olaylarda yoktu. Saddam baştaydı.
ALTUĞ BERKER: Bu bir çözümdü ülkeden çıkınca savaş olmayacak, Müslüman kanı akmayacak.
ADNAN OKTAR: İki gün üst üste çıktı. Milli Gazete’de de çıkmıştı. Milli Gazete’de de benim yazım çıkmıştı, o zamanlar.
ALTUĞ BERKER: Bu da ikinci gün Hocam söylediğiniz. Burada da söylüyorsunuz. Bundan tam 12 gün 15 gün sonra Hocam. Gazetelerde bu haberler çıkmaya başladı.
ADNAN OKTAR: Evet Amerika benim bu fikrime sahip çıktı. Yani bu düşünceme sahip çıktı. Saddam’a benim fikirlerimi aktardılar. Yani sen git, ben dedim ki ailene bir şey olmaz, ailene Amerika garanti versin dedim. Amerika garanti verdi ailesine, hiçbir şey olmayacak dedi. Sen de yabancı bir ülkeye git dedim. Amerika onu da kabul etti. Amerika bu dediklerimi birebir Saddam’a iletti sonra ve bu basına yansıdı. Yani tam net çözüm olarak. Hatta Vakit Gazetesi’ne de yazı göndermiştim. Vakit Gazetesi’nde kapaktan yayınlanmıştı, haber olarak yani ana haber olarak yayınlanmıştı. Amerika da bu modeli kabul etmişti, anlattığım bu modeli. Fakat Saddam bunu uygulamadı, yani bu dediğim modeli uygulamadı.
ALTUĞ BERKER: Mesela BM Genel Sekreteri. Siz söyledikten on gün sonra bu teklifi, Bush tarafı da kabul edince, onlar da dile getirdi. Bu çözümü, sizin çözümünüzü ortaya getirdiler, hocam. Fakat uyulmayınca, malum netice inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Mesela hükümet de o zaman garanti verdi. Ülkeni terk et seni koruruz dediler. Yani benim, bu teklifimden sonra, Türkiye de olaya sahip çıktı. Amerika teklif getirdi, Türkiye de sahip çıktı. Ben dedim, yani sahip çıkılır, çıkılacak sana dedim. Ama sözümü dinlemedi, gurur yaptı, kabadayılık yaptı ve bütün ülkeyi batırdı.
SUNUCU 2: Oysaki mantıklı ve makul olan çözüm buydu.
ADNAN OKTAR: Ki sözümü dinlesin diye kaç kanaldan birden, bakın hem Ortadoğu Gazetesi’nden, hem Milli Gazete’den, hem Vakit Gazetesi’nden sürmanşet haber verildi, inşaAllah. Ve Amerika’da önce internetten yayınladı, sonra basında geniş çapta yayınlandı. Yani günler sonra Amerika bunu inceledi, bu görüşümü ve bunu olduğu gibi uygulatmak istediler. Bu şekilde bunu kabul ettiler, bu barış yöntemini.
SUNUCU 1: Peki Hocam, bence birçok kişi de benimle aynen bu soruyu ya da bu düşünceyi paylaşıyor ya da ulaştırmak isteyenler de ulaştırmaya çalışıyorlar. Siz bu kadar açık ve net bir şekilde dile getirdiğiniz konularda ve bunların gerçekleştiğini, var olduğunu bildikleri halde sizin düşüncelerinizi, söylediklerinizi, sizce niçin ya da hangi sebeplerden ötürü erteliyorlar Hocam. Sonunda yine sizin dediğinize geliyorlar. Sizin söylediğinizi yapıyorlar ama Siz, “bunları bunları yapmazsanız, bunlar bunlar” olacak diyorsunuz. Onlar olmaya başladıktan sonra yapmaya başlıyorlar. Niçin bu kadar geç yapıyorlar ya da?
ADNAN OKTAR: Allah, danışmanın ve istişarenin önemini insanlara gösteriyor. Mesela Saddam’a da Allah gösterdi, hükümetine de gösterdi. Diğer insanlara da gösterdi, yani istişare Kuran’ın bir hükmüdür. İstişare yapılması lazım, Allah diyor: “Bilenlerle bilmeyenler bir olur mu? Bilenlerden sorunuz.” Kimin bilen olduğu belli olmaz. Yani hiç belli olmaz, hiç ummadığı insan çok şey biliyor olabilir. O dönemde eğer Saddam sözümü dinlemiş olsaydı, bu başına gelmeyecekti. Ama kader hükmünü icra ediyor. Ben söylüyorum ama Hızır (a.s.) de söylüyor. Ve kader böyleydi, ama söz dinlemenin önemini Allah insanlara göstermiş oldu. Yani Allah onlara bir ders vermiş oldu. Yani eğer söz dinleseydiniz bu olmazdı ama söz dinlemeyince bu oldu imajını insanlara göstermiş oluyor, Cenab-ı Allah.
SUNUCU 1: Sizin söylemenizi Allah istiyor. Siz söylüyorsunuz ama onlar yapmıyor. Burada seçim kula düşmüş oluyor, hocam. Demek ki kul aklını kullanmıyor.
ADNAN OKTAR: İşte insanların gurur yapması, söz dinlememesinin nelere mal olacağını Allah insanlara göstermiş oluyor. Ben o kadar kapsamlı anlattım ki o dönemde. Yani biz bu düşüncemizi Amerikan Hükümeti’ne de gönderdik o dönemde. Gazetelerde de yayınlattım ki kimse duymadım etmedim, demesin diye. Yani Saddam’a da iletildi bu, buna rağmen kabadayılık yaptı. Yani hiçbir şekilde sözümüzü dinlemedi. Bakın yurtdışına çıkacak ve güvencede olacak, yani çoluğuyla, çocuğuyla beraber. Kimse de karışmayacaktı, hükümeti sadece bırakıp gidecek, başka sivil bir hükümet gelecekti, demokratik bir hükümet gelecek, konu bitecek, savaş falan hiçbir şey olmayacaktı. Acayip gurur yaptı ve akıl almaz kabadayılıklar yaptı. Sonra da fos kabadayı çıktı, girdi yerin altına bir şeyler yaptı. Olan halka ve millete oldu. Önce bağırdı, çağırdı biliyorsunuz. “Hadi geliyorsanız gelin, erkekseniz.” dedi. Geldiler, bu da kaçtı ondan sonra. Yani çok garip bir durum oldu. Her zaman insan istişare etmesi lazım, Kuran’da bu açık açık hükümdür. Allah, Peygamber (s.a.v.)’ye bile, diğer Peygamberlere de, hükümdür Allah, istişare etmelerini söylüyor. “Ama son hüküm senin” diyor. İstişareye yanaşmayınca bu olaylar oluyor demek ki.
ALTUĞ BERKER: Hocam müsaade ederseniz, bu güzel söze uyulduğunda, ne gibi bir netice veriyor. Onunla da ilgili bir şey göstermek istiyorum. Sizin söylediğiniz, bir şey var Hocam burada film şeklinde. “Tütün tarlalarına sebze, meyve yetiştirilsin.”
-Vtr-
ADNAN OKTAR: Ben bu söylediğimden sonra tütün tarlalarında, hakikaten çilek yetiştirilmeye başlandı, güzel yiyecekler yetiştirilmeye başlandı, inşaAllah.
SUNUCU 1: Hocam bir dinleyicimiz, izleyicimiz bir soru sormuş. “Sayın Hocam, dikkatimi çekiyor; son zamanlarda hiçbir ilahiyatçı ya da İslami yazar televizyona çıkmıyor. Sizce bunun sebebi nedir?” demiş. Cafer Usta diye birisi. Ben ama devamını getirmek istiyorum kendi düşüncelerimle. Bu günden sonra çıkacaklarına eminim hocam. Çıkanlar da ne gibi cümleler kursunlar ya da nasıl yaklaşsınlar? İlahiyatçılar ve İslami yazarlar.
ADNAN OKTAR: “İlahiyatçılar niye çıkmıyorlar?” diyor. Evet, yakın zamana kadar çıkıyorlardı. Belki konu bulamıyorlardır konuşacak.
SUNUCU 1: Şimdi tekrardan illa ki çıkmaya başlayacaklardır Hocam. Siz gündeme aldıktan sonra çıkarlar diye düşünüyorum.
ADNAN OKTAR: Çıksınlar güzel, faydalı olur.
SUNUCU 1: Yaklaşımları nasıl olsun Hocam?
ADNAN OKTAR: Sertlik olmasın. Genellikle kavgacı, bağıran, çağıran, yani çok bağırıyorlar. Bence Müslüman’a bağırmak yakışmaz. Sesini yükseltmek yakışmaz. Böyle cedelden kaçınmak lazım. Tartışma ortamından kaçınmak lazım. Şefkati, merhameti, sevgiyi, huzuru ön plana alan; Allah korkusunu, Allah sevgisini öne alan bir üslup olması lazım, değil mi? Böyle yatıştırıcı bir üslup olması lazım. Keskin üsluptan kaçınmak gerekiyor. Ama en çok üzerinde durulacak şey; Allah’a karşı coşku, Allah’a karşı sevgi ve boyun eğicilik. Yani haşa böyle Allah’a karşı üst perdeden bir üslup ile Allah’a hitap olmaz. Allah’a karşı boyun eğici, zavallı bir üslup Müslüman’ın üslubudur. Biz Allah’ın kullarıyız, bütün güç Allah’ın. Yani öyle bir üslup kullanıyor ki şahıs, sanki yani haşa, değil mi? Haşa, haşa Allah’ın üzerinde gibi bir üslup kullanıyor. Bu çok ürkütücü, çok çirkin ve bir Müslüman’ın asla yapmaması gereken çirkin bir cesaretidir. Müslüman bundan kaçınacak. Bir kısım ilahiyatçılarda biz bunu görüyoruz ve bu da itici duruyor, çok kötü duruyor. Bizim milletimiz böyle şeylerden nefret eder, hiç hoşlanmaz.
SUNUCU 1: İzmir’den Irmak diye bir izleyicimiz de Hocam, “Sayın Hocam, Kuran’a göre şefkat ve adalet nasıl olmalıdır?” diye soru yöneltmiş.
ADNAN OKTAR: Şefkat ve adalet. Kalbimizi rahat bırakacağız. Kin ve nefretten arındıracağız kendimizi. Allah’ın bizi sarıp, kuşattığını bileceğiz. Cehennemin kenarında olduğumuzu düşüneceğiz, Cehennemin hemen kenarında olduğumuzu düşüneceğiz ve insanlara o üslupla, böyle şefkatle, çok insancıl yaklaşacağız. Yani gücümüz yettiğin kadar affedici ve merhametli. Ama Kuran’ın hükmüne bakacağız. Kuran’a göre yoksa onun ikinci bir ihtimali bunu yapmayız. Ama bakın Cenab-ı Allah cinayette bile, cinayet; adam öldürmüş adam geliyor, Allah diyor ki; “bunun karşılığı kısastır.” İkinci ayette diyor ki; “ama affederseniz, bu sizin için daha hayırlıdır” diyor. Ben şahsen daha hayırlı olanı tercih ederim, daha hayırlı olanı. Allah cinayeti bile affetmemizi istiyor. İslam şefkati, merhameti tam kapsayan bir dindir.
SUNUCU: Peki Hocam Allah katında cinayetin affı var mı?
ADNAN OKTAR: Eğer tevbe etmemişse sonsuz cehennemdir karşılığı, tabii.
SUNUCU 1: Hemen Azerbaycan’dan bir kardeşimiz yazmış Hocam, Oktay Aliyev diye. “Bismillahirrahmanirrahim. Selamünaleyküm nur yüzlü Hocam ve talebe kardeşlerim. Hürmetli Hocam, dün elde oluşan görüntü hakkında yaptığınız açıklama beni çok heyecanlandırdı. Hz. Mehdi (a.s.) zamanında da insanlar tarafından bilinmeyen ilimlerin ortaya çıkacağını söylemiştiniz. Elde oluşan görüntü de bu ilimlerden olabilir mi? Bizi daha başka hangi muhteşem hadiseler bekliyor?”
ADNAN OKTAR: Şimdi doğrusu kardeşlerimiz bana da yazmışlar, benim de aklıma geldi. “Mehdi (a.s.) eline bakar, talebelerini görür” diyor. Şimdi biz bunun cep telefonu olduğunu düşünmüştük veyahut işte Ipod, ki yine ona bakıyor hadis, bir mucizedir. Ama ayrıca Mehdi (a.s.)’nin böyle bir güce sahip olacağına da işaret etmiş oluyor. Yani hakikaten böyle bir şey var, çok çok şaşırtıcı. Baş parmağının üzerine, bir de avucunun içerisine bir işaret. İnşaAllah. Çok şaşırtıcı yani. Geçen günlerde de yine gündeme gelmişti. Birkaç kere gündeme geldi.
SUNUCU 1: Şöyle bir şey ne bileyim, kağıdın üzerinde falan belirse belki.
ADNAN OKTAR: Evet. Bu anlattıklarım da kardeşlerimizi çok etkilemiş, bana çok fazla yazı geliyor bununla ilgili, izah geliyor. Bunlarda dikkati çeken husus, olayın hakikaten net oluştuğuna kanaatleri gelmiş kardeşlerimizin. Benim anlattığım da, hakikaten dürüst anlatıyorum, doğru anlatıyorum. Mesela başkası anlatsa, şüpheli görülebilir ama ben anlatınca net kanaatleri geliyor. Hakikaten böyle bir şey var, çok acayip, Allah’ın hikmeti. Böyle bir kanun var, Allah’ın meydana getirdiği bir kanun. Belirli bir şifre oluştuğunda, belirli bir şey oluştuğunda, baş parmak üzerinde hakikaten dörtgen bir ekran meydana geliyor ve görüntü olarak oluşuyor. Ben gördüm demiyorum ama görenler var. Görenler hakikaten samimi, çok güvendiğimiz arkadaşlarımız. Ve doğru olarak, tam görüntü oluşuyor hakikaten, yani ilgili yerin görüntüsü oluşuyor. Ama bu çok büyük bir nimet, çok şaşırtıcı, Allah’ın bir gücü. Hz. Süleyman (a.s.)’ın demek ki müthiş ilmi varmış, yani muazzam ilimlerinden bir tanesi. Bakın şu ana kadar bize silsile olarak gelen bir ilim. Geçenlerde yine, birçok yerden mektup geldi, yine gelmeye devam ediyor. “Hocam, bu ilim Mehdi (a.s.) devrinde kullanılacak bir ilimdir,” yani “bize izin yok” diyorlar. “Ancak Mehdi (a.s.)’nin emriyle, Mehdi (a.s.)’nin izni ile biz bu ilmi kullanırız” diyorlar, inşaAllah. Yani, “O devre ait bir ilimdir, o devir için kullanılması gereken bir ilimdir. Yoksa uluorta kullanılacak bir ilim değildir bu.” diyorlar.
SUNUCU 1: Hocam zaten Facebook’a falan gerek kalmıyor, elinize bakıp.
ADNAN OKTAR: Evet. Ama şimdi Facebook’ta sen istediğin yere gidemezsin. İstediğin görüntüyü elde edemezsim. Ama işte Facebook’taki ilmi yaratan Allah, interneti yaratan Allah, Facebook’taki o görüntüleri yaratan Allah, insanın elinin üzerinde de o görüntüyü yaratıyor. Aynı güce sahiptir Allah. Her yerdeki güç O’nundur. Facebook’ta, internette gördüğünüz görüntüyü de Allah yaratır.
SUNUCU 1: Mantıken hani bilgisayara bakıyorsun, hiçbir şekilde internetten bağlanıyorum. Bir site hazırlanmış süper. Her şey mantığa çok uygun gidiyor hocam, böyle bir şey düşünemiyorum. Parmakta o görüntüleri görmek, bilgileri.
ADNAN OKTAR: İşte o sebepten dolayı, yani oraya bağlanan kablodan dolayı insanlar onu makul görüyor. Mesela kablosuz görmüş olsa, mesela bir kristal üzerinde görmüş olsa, olağanüstü karşılayacak. Halbuki aynı kanun, hiçbir farklılık yoktur. İnternette de görüntüyü tamamen Allah yaratır. Kablo ile onun alakası yok.
SUNUCU 2: İlk zamanda da internet bir süre yadırganmıştı. Belki şimdi kristal üzerinden ya da parmak üzerinden, en azından sindirene kadar insanlar, alışana kadar bu konuya.
ADNAN OKTAR: Hayır, şimdi yeni çalışmalar var. İnsanın elinin üzerinde de görüntünün oluşacağı şekilde, yani bir bilgisayarda oluşan görüntünün, insan eli üzerinde oluşması üzerinde de çalışmalar var şu an. Aynı kanun, Allah’ın kanunu. Ama o sebebe sarılı olduğu için, sebebe dayalı olduğu için makul görüyorsunuz.
SUNUCU 1: Zaten Hocam sebebe dayalı olmasa, insanlar çıldırır, kafayı yer.
ADNAN OKTAR: Şimdi el üzerinde görüş oluşacak, yine bu görüntü ama yine makul göreceksiniz. Hepsini yaratan Allah’tır. O kanunu da yaratan Allah’tır, o kanunu yaratan da Allah’tır, inşaAllah.
SUNUCU: İnşaAllah Hocam. Size bir soru daha sormak istiyorum.
ADNAN OKTAR: Sor, evet.
SUNUCU: “Selamünaleyküm sevgili Hocam. Allah insanların dünyada ne yapacak olduklarını önceden bildiği için mi kaderimiz belirlendi? Yoksa tamamen Allah mı insanlara bir kader seçti? Şu an bana bunları Allah yazdırıyor, beynimdeki düşünceleri. Cehenneme girecekleri zaten belliydi. Yani bu, insanların buna karşı yapabilecekleri bir şey yok. Hocam yanlış düşünüyorsam, doğrusunu açıklayabilir misiniz? Ben Belçika’da yaşıyorum ve burada gençlerin çoğu ateist. Hocam bu soru karşısında nasıl cevap vermemiz doğru olur? Selamünaleyküm. Hilal Çolak.”
ADNAN OKTAR: Ve aleykümselam ve rahmetullahü ve berakatühü. Hilal Hanım, evet. Şimdi şöyle söyleyecek. Mesela ben her zaman söylüyorum. Şöyle bir ses duyduk, şimdi bir kere daha bir ses duyuyoruz. İkisini birbirine kıyasladığımızda, kafamızda zaman inanç olarak meydana geldi. İnanç olarak. Ama dışarıda böyle bir zaman yok. Yani beyinde oluşan bir inancın adıdır zaman. Dolayısı ile Allah sonradan zamanı yaratmıştır. Allah katında tek bir an vardır. An sonsuz kısa zamana denir. Yani sonsuz demek ne demek? Sonu yok. Sonsuz kısa zamanın adına an denir. O an içerisinde Allah bütün kainatı yaratıp, bitirmiştir. Onun içerisinde zaman vardır. Yani anın içerisinde zaman vardır ve bize etkili olur zaman. Allah için zaman kavramı yok, yani zamana ister girer Allah, ister çıkar. Zamanı Allah kullanır ama zamanın dışındadır. Zamana hakimdir ve zamanı yaratandır. Dolayısı ile mekanı da yaratandır Allah. Hem zamansız, hem de mekansızdır. Bunu bilim adamlarına da sorsun, Einstein’a da sorsun, diğer modern fizikçiler de sorsun, hepsi bilirler. Yani zamanın ve mekanın izafi olduğunu ve sonradan yaratıldığını. Mesela Big Bang’den önce diyorlar adamlar, “hiçbir şey yoktu, sıfır hacim vardı, zaman da yoktu, mekan da yoktu, birden zaman ve mekan oluştu” diyorlar. İşte bunun içinde arayacaklar bu öz bilgiyi.
SUNUCU 1: Ben size bir soru yöneltmiştim. Ona benzer bir soru ama Diyanet’te görevli imamlara diye gelmiş Hocam. “Selamünaleyküm muhterem Hocam. Diyanet’te görevli imamlara ne tavsiye edersiniz? Selam hidayete tabi olanlara.”
ADNAN OKTAR: Diyanet’teki hocalar gereğini yapmaya başladı. Hocamız, Diyanet İşleri Başkanı Sayın Bardakoğlu, gayet güzel girişimde bulunuyor. Diyanet daha da iyi olacaktır inşaAllah. “Sayın Hocam, bence bir özür ile olmaz. Can gitmiş, kan gitmiş. Bu kadar basit mi, ölenlerin yakınına acırım.” diyor Serdar. Tabii ki yani. Bizim açımızdan da yani, benim de çok değerli, sevdiğim insanlar orada şehit oldular. Ben onu söylemiyorum. Ben tanıyorum orada şehit olan kardeşlerimizi. Hatta bir tanesi çocuğunun ismini Harun Yahya koymuştu. Beni bu kadar seven bir insan. Orada şehit oldu. Benim ciğerparem yani, değil mi? Yani ben bunu anlatmıyorum. Fakat, tamam da, ne yapılabilir bu durumda? Düzeltmeye çalışacağız işte. Düzelteceğiz, en iyi hale gelmelerini sağlayacağız ve İslam’ın dünyaya hakimiyetidir bunun; eğer intikam almak istiyorsanız, güzellik olmasını istiyorsanız, Türk-İslam Birliği’ne sarılacaksınız. Başka türlü bunun çözümü yoktur. Türk-İslam Birliği olmadığında acılar devam eder. İttihad-ı İslam olmadığında acılar devam eder. İntikam derken tabii gibi birisinin canını yakmak anlamında değil. Şeytandan intikam almış olacağız inşaAllah.
SUNUCU 1: Hocam siz de ilk bahsettiğiniz zaman ben de aynı size soru yönelten kardeşimiz gibi düşünüyordum. Hani böyle kalacak mı diye. Ama eğer barışa gitmezsek daha çok kişi ölecek, daha çok kişi üzülecek.
ALTUĞ BERKER: Hocam siz, “Bediüzzaman’a göre en büyük farz nedir?” “Türk-İslam Birliği oluşmalı” dedikten sonra, inşaAllah Nur talebesi kardeşlerimiz İslam Birliği’ni, İttihad-ı İslam’ı hep makalelerinde, yazılarında bahsediyorlar.
ADNAN OKTAR: “Bediüzzaman’a göre en büyük farz nedir?” Çok güzel. MaşaAllah. Çok güzel. Hangi internet sitesi bu?
ALTUĞ BERKER: Risale Haber.
ADNAN OKTAR: Allah razı olsun. Bakın bütün internet sitelerinde bu yazılar yayılmaya başladı. Yani bakın biz uyardıktan sonra. Bu çok hayati. Kardeşimiz yine bu konuyla ilgili, bu parmakta görüntü oluşmasıyla ilgili bir yazı göndermiş ama sen de bayağı tedirgin oluyorsun. Ne yapacağız?
SUNUCU 1: Hayır Hocam, tedirgin olmuyorum ben. Siz kardeşlerimizin sorularını cevaplayın diye tedirgin oluyorum. Daha çok onların düşüncelerini, meraklarını giderelim istiyorum.
ADNAN OKTAR: Tamam korkmuyorsun, değil mi?
SUNUCU 1: Korkmuyorum Hocam.
ADNAN OKTAR: Tamam inşaAllah. Tabii bir tek Allah’tan korkarız biz. Çünkü cinin bir gücü yok. Garibanın teki o. Allah ne derse onu yapıyor. Allah’ın izniyle geliyor onlar inşaAllah. Tamam, bugünkü programımız bu kadar. Senin sorunu internette cevaplandırayım. Tamam? İnşaAllah.
SUNUCU 1: İnşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR: İnşaAllah.
SUNUCU 1: HarunYahya.Tv sitesinden 24 saat yayınlarımızı takip edebilirsiniz. Soru ve görüşlerinizi bizeahirzamansohbetleri@hotmail.com adresinden gönderebilirsiniz. HarunYahya.Org ve HarunYahya.Net adreslerinden Hocamızın tüm eserlerini ücretsiz olarak indirebilirsiniz. Bizi yarın 22.00’den itibaren HarunYahya.Tv internet sitemizden, Mavi Karadeniz Radyo ve Kocaeli TV ekranlarından takip edebilirsiniz. Yayınımıza HarunYahya.Tv sitesinden devam edeceğiz. İyi geceler.
Makaleler
Devamı ...
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Başlıklar
Devamı ...Türk-İslam Birliği Gelişmeler
Devamı ...
Makaleler
Devamı ...Harun Yahya Etkiler
Devamı ...Türk-İslam Birliği Gelişmeler
Devamı ...