SUNUCU:İyi akşamlar sayın izleyicilerimiz ve dinleyicilerimiz. Bu akşam Harun Yahya Tv, Mavi Karadeniz Radyo, Asu Tv ve Kaçkar Tv’den canlı olarak yayınlanan “Adnan Oktar’la Gece Sohbetleri” programında yine sizlerle birlikteyiz. Birbirinden önemli konuların yer alacağı programımıza bilmediğiniz, merak ettiğiniz konulardaki sorularınızla siz de e-mailinizle katılabilirsiniz. Konuklarım Harun Yahya müstear ismiyle yazdığı üç yüzden fazla eseriyle tanınan Sayın Yazar Adnan Oktar, Sayın Oktar Bey. Nasılsınız Hocam?
ADNAN OKTAR:Allah’a hamdolsun. Sizler nasılsınız?
SUNUCU:Teşekkür ediyorum, ben de çok iyiyim.
ADNAN OKTAR:Oktar Hocam nereyle röportaj yapacağız biz?
OKTAR BABUNA:Hocam, İspanya’da Talk Radio Europe ile bir bağlantımız olacak, şu sıralar olması gerekiyor.
ADNAN OKTAR: Ben o arada konuşayım sen bağlantı olduğunda haber ver. Tamam inşaAllah.
Kardeşim, bu masonlara niye tebliğ yapıyorsun, diyorlar. Ben 33 dereceli yüksek dereceli masonları çağırdım, yurtdışından buraya geldiler. Aşağı, yukarı birçoğu ünlü locaların liderleri. İslam’dan, Kuran’dan, dinden anlattım. Çocuklarla gidip Küçük Ayasofya Camii’nde namaz kıldılar. Bakın masonluk tarihinde bu ilktir, dünya çapında, dünya tarihinde daha önce böyle bir olay hiç olmamıştır. Mason böyle Müslüman’ın karşısına geçecek, ona İslam’ı tebliğ edecek o kişi ve o kişiler de Müslümanlığa karşı sevgi duyacak ve onlar da gidip namaz kılacaklar. Yani bu görülmüş bir olay değil, ilk defa oldu. O yüzden bu bir nimettir, bir güzelliktir. Kardeşim, Müslümanların masonlara ihtiyacı var mı, diyorlar. Kardeşim, peki o zaman Peygamberimiz (s.a.v)’in müşriklere mi ihtiyacı vardı? O zamanki Musevilere mi ihtiyacı vardı? Hristiyanlara mı ihtiyacı vardı? O zamanki dinsizlere mi ihtiyacı vardı? Böyle söz olur mu? Bizim herkese ihtiyacımız var, Allah’ın her kuluna ihtiyacımız var. İslam’ı herkese tebliğ edeceğiz. Dolayısıyla masonların Müslüman olması tabii ki çok büyük bir güçtür. Dünyaya bir nimettir, bir güzelliktir, büyük bir katkıdır. Dolayısıyla ben böyle bir söze ben şaştım, hayret ediyorum. Musevilerin Müslüman olması büyük bir nimettir, Hristiyanların Müslüman olması büyük bir nimettir. Bunu ben nasıl söylüyorum, adamlar bunu nasıl soruyor, bu da bir mucize. Hayır benim söylemem normal de Allah rızası için, bu nasıl bir soru bunu ben anlamıyorum.
Darwinistler olacak, materyalistler olacak, ateistler olacak; biz de onlara anlatacağız, tebliğ yapacağız. Gelen sorulara baksanız, aklınız hayaliniz durur. Binlerce soru var, onların içerisinden mesela “Bediüzzaman diyor: ‘Milyonlar fedakar seyyidlerin iltihaklarıyla İslam hakim olacak’ dedi” diyor. “Siz masonların da iltihaklarıyla İslam hakim olacak dediniz” diyor. Kardeşim Müslümanlar azınlık olduğuna göre birçok müşrik, dinsiz, mason, komünist şu bu falan hepsi Müslüman olmayacak mı? Bunun sonucunda İslam ahlakı hakim oluyor işte. Bun da şaşacak ne var? Yani Müslüman Müslüman’a mı tebliğ yapar? Dinsize yapacağız tabii ki, ateiste yapar, bunda şaşacak ne var. Gayrimüslimlere yapacağız, değil mi?
OKTAR BABUNA: Hocam hazırmışız.
ADNAN OKTAR:Tamam buyrun konuşalım.
OKTAR BABUNA (tercüme): Hoş geldiniz İspanya Radyosu’na.
ADNAN OKTAR:Hoş bulduk efendim, onlar da hoş geldiler.
OKTAR BABUNA (tercüme):Üzücü bir olay gerçekleşti iki ülke arasında, Pazartesi günü bu konuda görüşlerinizi alabilir miyiz?
ADNAN OKTAR:Bu olayın gerçekleşmesinin sebebi; İsrail’de eğer dindarlar hakim olmuş olsalar, benim burada görüştüğüm Sanhedrin üyeleri gibi dindar kişiler hakim olsa, hiçbir sorun çıkmaz. Olayın kökeninde şefkat, merhamet ve güven eksikliği var, başka bir şey yok. Olgunlukla yaklaşılırsa, merhametle yaklaşılırsa, şefkatle yaklaşılırsa her şey halledilir. Ama ben buradan gemileri taşırken söylemiştim. İsrail askerleri tabii ki onları karşılayacaklar, bu makul. Tedirgin olabilirler. “Buyurun beyefendi, buyurun kardeşim, buyurun arkadaşım, istediğiniz gibi arama yapabilirsiniz serbestsiniz. Bütün kameraların önünde arama yapılabilir. Şimdi biz bunu Allah’ın izni ile Müslüman kardeşlerimize ulaştırmak istiyoruz. Buyurun, hep beraber dağıtalım” diyecekler. Buna rağmen bu tip bir olay olursa, o zaman çok büyük bir olay olur o. O zaman hiçbir açıklaması olmaz onun. O zaman İsrail’in dindarları da bizi destekler, dünya da destekler, herkes bizi destekler. Ama şu anki olay normal mi? Bu da çok anormal tabii ki. Çok çok anormal. Çünkü silah hiçbir şekilde kullanılmaması gerekiyordu. Silah kullanılmaz yani silahsız insana silah kullanılmaz. Bu bir kaidedir. Türkiye’de de böyle mesela polise direnç gösteren kişiler oluyor. Sopayla saldırıyorlar, molotof kokteyliyle saldırıyorlar. Polis onlara kurşun sıkmıyor, kendini savunuyor. Stil budur. Kurşunla cevap verilmez. En fazla, en fazla olsa plastik mermidir. Polis onu bile kullanmıyor, o bile riskli. Burada bir hata yapılmıştır İsrail ne yapacak özür dileyecek. Bir hata oldu diyecek ve tekerrürüne karşı da tedbir alacak. Bu. Ama tabii olaya ilk baştan benim dediğim tarzda yaklaşılmış olsa en doğrusu olmuş olur. Çünkü İsrail’de genel olarak bir milli korku var. Yani bir tedirginlik var. Bizi yok edecekler, bizi ezecekler, bizi burada istemiyorlar gibi bir korku, tedirginlik var. Gelenlerin baştan bu şefkati, bu bilgiyi önden göndermeleri gerekir. Yani keşke ben de o gemide olsaydım da onlara bir şeyler söyleseydim yani, inşaAllah. Çünkü mesela, ama sözümü dinleseydiler tabii. Ama sözüm dinlenmezse ben bir şey yapamam. Ama bakın baştan söyledim ben. Dedim ki; gemiler mutlaka aratılmalı. Tedirgin olmasınlar ve onlarla beraber birlikte bu dağıtılsın, bu. Buna uymadılar, benim gördüğüm. Ama karşı tarafın yaptığı da zulüm tabii yani bu olacak iş değil. Fakat bunu daha da geliştirmek doğru değil. İsrail özür dileyip bunu telafi edecek bazı adımlar atarsa konu dengelenir diye düşünüyorum.
OKTAR BABUNA (tercüme): Uluslararası hukuka göre, eğer bir abluka varsa bu ablukaya giren gemileri yakalama hakkı vardır. Bu konuda ne diyeceksiniz?
ADNAN OKTAR: Ben hukuki konuyu bilmiyorum ama bunun zaten çözümünü ben gösterdim. Yani bir gemi barışçıl tavırla yaklaştığını çok açık ifade edebilir. Önceden bu bildirilebilir, İsrail Hükümeti’ne bildirilir. “Bizim hiçbir şekilde zarar verme amacımız yok. Tamamen barışçıl amaçla geliyoruz. Herhangi bir direnç göstermeyeceğiz, herhangi bir olay çıkmayacak. Askerlerinizi saygıyla, sevgiyle karşılayacağız. Nerede karşılaşalım?” diyecekler. Mesela onlar bir liman söylemişler, o da olabilir. Mesela limana çekilir gemi, buyurun arkadaş dersin istediğinizi arayın. Yani önceden bunların ayarlanması lazım. Mesela İsrailli yetkililerle konuşulması lazım, biz bunu mutlaka getireceğiz bize bir yol gösterin denir. Ama sürpriz girişte, sürpriz olaylarla karşılaşılınca tabii o da yine en mutedil hareketi yapmak gerekir. Yani yine dediğim olsaydı, Allah-u alem pek bir şey olmazdı. Arama yaptırılsaydı ve dedikleri limandan da götürülüp dağıtılsa hiçbir şey olmaz. Biraz heyecanla yaklaşmışlar anladığım kadarıyla. Ama gösterilen tavır da çok şiddetli yani hiçbir ülke bunu yapmaz. Ne Almanya yapar, ne Danimarka, ne Norveç. Böyle cayır cayır silah sıkacaklar falan. Şimdi Norveç karasularına böyle bir filo girse, Norveç polisiyle karşılaşsa yahut Norveç askeri, mümkün mü böyle bir şey olsun? En fazla bir çatışma olur, kavga gürültü olur, tutuklanır adamlar falan. Yani bu kadar sert bir karşılık, bu kadar keskin bir karşılık hakikaten şok etti insanları. İsrail mutlaka özür dilemesi gerekir. Fakat başından bu tip şeyleri halletmek de çok kolaydır. Yani karşılıklı diyalogla, konuşmayla çok rahat halledilecek bir şey. Ben mesela sizi birisine misafir gidiyorum, derim önceden; ben geleceğim, amacım barışçıl. Değil mi? Yani iyilik için geliyorum derim. Önden detaylı bilgi verilmesi çok önemlidir. Mesela “bizi kimler karşılayacak?” “Nerede, kaçıncı kilometre de karşılaşacağız?” gibi konuşma oluyor. Hiç görüşme olmadan doğrudan gidilmesi yanlıştır. En ince detaylarına kadar, hatta Türkiye’nin Dışişleri var. Dışişleri Bakanlığı’na müracaat edilir. Dışişleri Bakanlığı bunu çok rahat ayarlayabilir. Yahut yabancı bir ülkenin Dışişleri Bakanlığı’na müracaat edilir. Bizim güvenliğimizi sağlayın diye bir dilekçe verilebilir. Değil mi? Yani hükümete bilgi verilmesi lazım, hükümetten bu konuda yardım istenmesi lazım. O zaman hükümet de onlarla görüşür. “Böyle bir yardım filosu geliyor, bizim bilgimiz dahilinde, bizim garantimiz dahilinde” derler. “Arama da yapabilirsiniz, istiyorsanız.” Çünkü daha önce de söyledim, gümrüğe mal giriyor, arama yapıyoruz biz. Yani bunda şaşıracak bir şey yok. Onların istediği bir yerden de giriş çok rahat yapılabilir. Neyse artık, bu kader tabii, bu oldu. Ama bakın bütün bu tedbirlere rağmen buna benzer olaylar yine olacak yalnız söyleyeyim. Yani tedbir takdiri değiştirmez. Yine olacak, yine olacak, yine olacak. Ta ki Mehdi (a.s.) zuhur edinceye kadar. Ta ki Hz. İsa (a.s.) ortaya çıkıncaya kadar. Yani ben bunu aylar öncesinden söyledim, çok büyük olaylar olacak dedim önümüzdeki günlerde dedim. Söyledim mi, söylemedim mi? Herkes duydu. Yani bantlar ortada, video bantları görebilirsiniz. Bunların olacağını söyledim, bu tip olayların ve yine olacak diyorum. Yani hiçbir şekilde ikinci bir ihtimal yoktur. Yani Mehdi (a.s.) zuhur etmedikten sonra bu olaylar durmaz. Hz. İsa (a.s)’nın nuzül etmedikten sonra bu olaylar durmaz. Yani Hz. İsa (a.s) ortaya çıkmadıktan sonra. Biz durdururuz diyen varsa, gayret edecektir tabii. Ama buna rağmen devam edecektir.
OKTAR BABUNA (tercüme): Geçmişte de böyle yardım götüren gemilerde silah bulunduğu oldu. Bu yüzden acaba sizce İsrail’in bu davranışı, bu geçmişteki olan tecrübelerden dolayı da normal karşılanabilir mi?
ADNAN OKTAR: Bunu ben defalarca söyledim, bu son derece makul. Yani Türkiye’de de biz de olsa biz de silah araması yaparız yani bunda garip olan bir şey yok. Sadece kullanılan şiddetin dozu orantılı değil. Yani anormal. Ama onlar da silah kullansaydı, o zaman kimsenin söyleyeceği bir söz olmayabilirdi. Yani silahlı bir çatışma olsaydı. Ama silah kullanmayan insana karşı silah kullanılmaz. Bu genel bir kaidedir. Silah kullanılmaz. Arama yapma hakkı vardır yani ona saygılıyız. Ben zaten aramayı yapsınlar diyorum. Yani herkesin bilgisi dahilinde arama yapılsın diyorum ve istedikleri limana da gemiler çekilsin ve birlikte zaten götürüp dağıtsınlar diyorum. Yani bütün aşamalarını birlikte hareket etsinler diyorum. Fakat şiddetin açıklaması yok. Yani bunun mutlaka özür dilenmesi gereken bir olay olduğu açık.
OKTAR BABUNA (tercüme): Dün gece İsrailli birisiyle bir görüşmemiz oldu. O da dedi ki; “burada en iyi çözüm; uluslararası memnuniyetle Hamas ile İsraillilerin oturup bu konuda bir anlaşma olması.” Bu konuda ne düşünüyorsunuz?
ADNAN OKTAR: Ben her zaman barıştan yanayım, kardeşlikten yanayım. Dostluktan yanayım. Her şeyin konuşularak sevgiyle halledilmesinden yanayım.
OKTAR BABUNA (tercüme): Başbakan’ın ve Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün açıklamaları sert oldu İsrail’e karşı. Burada sizin tavrınız nasıl oldu? İki ülke arasında anlaşmayı sağlamak için sizin tavrınız, yaklaşımınız nasıl bu konuda?
ADNAN OKTAR: Ben Musevi halkı seviyorum. Yani dindar insanları seviyorum. Ben onların şiddete karşı şiddetli reaksiyon gösterdiklerini, böyle şeylerden nefret ettiklerini biliyorum. Çünkü bu Tevrat’ın hükmüdür. Tevrat’ta sevgiden, şefkatten, merhametten bahsedilir. Dolayısıyla dindar Musevilerin bu tip bir şiddeti tasdik etmeleri mümkün değil. Dolayısıyla ben onların da zor durumda olduklarını düşünüyorum. Kral Mesih, Tevrat’ta geçen Kral Mesih yani Mehdi (a.s.) zuhur ettiğinde; onlar da son derece huzur içinde olacaklar, rahatlık içinde olacaklar. Hz. İsa Mesih (a.s.) indiğinde de bütün Hıristiyan alemi barışın, kardeşliğin, sevginin içerisine girecek ve İslam ahlakı bütün dünyaya hakim olmuş olacak. Bu mutluluk çağı öncesinde bu doğum sancılarının olacağını Peygamberimiz (s.a.v.) söylemiştir. Tedbir alınsa da, ne yapılırsa yapılsın, bu olaylar olacaktır. Ama on yıl sonra, kısa bir dönem sonra da dünya Altınçağ’ın içerisine giriyor. Aslında 2012’den itibaren başlıyor ve süratle bu tırmanacaktır. Herkes de görecek. Söylediğim sözlerin teker teker çıktığını görüyorsunuz.
OKTAR BABUNA (tercüme): Siz televizyonlarda ve web sitelerinde Müslümanların parçalanmış olduğundan, dağınık olduğundan, birlik olmadığından dolayı bunların başlarına geldiğini söylüyorsunuz. Türk-İslam Birliği’nin kurulması gerektiğini söylemiştiniz. İncil’e dayanarak, Kuran’a dayanarak bu konuda açıklama yapar mısınız?
ADNAN OKTAR: Kuran’da da, İncil’de de, Tevrat’ta da İslam ahlakının dünyaya hakimiyetinden açık açık bahsedilir. Çok net. Sarih ayetler vardır. Tevrat’ta Kral Mesih yaklaşık 100’ün üzerinde yerde çok kapsamlı anlatılmıştır. Dünya hakimiyetinden bahsedilmiştir. Kuran’da da çok fazla ayette hakimiyetten bahsedilir. İncil’de de yine Ahir zaman’da dünya hakimiyetinden bahsedilir. Fakat ben Tevrat’tan birkaç söz okuyayım. Mesela bakın Vaiz Bölümü, 7:9; “çabuk öfkelenme çünkü öfke akılsızların bağrında barınır.” Yani “öfke bunu meydana getirir” diyor. “Çabuk öfkelenen ahmakça davranır” diyor Süleyman’ın Özdeyişleri’nde, Tevrat’ta, 14:17. Ben arkadaşlarımı tenzih ediyorum. Yani herkesi tenzih ederim ama öfke insanın kontrolsüz hareket edeceğini açıkça gösteriyor. “Yöneticinin öfkesi sana karşı alevlenirse yerinden ayrılma. Hareket etme, karşıt direnç, olay çıkarma. Çünkü serinkanlılık büyük yanlışları bastırır.” (Vaiz, 10:4) Mesela İncil’den örnek verebilirim. Korintoslulara Mektup var. Birinci Mektup, 6:2; “Kutsalların dünyayı yargılayacağını biliyor musunuz?” Yani “adaleti kutsallar sağlayacak” diyor, Ahir zaman’da, dünyanın son zamanlarında. Bu Mehdi (a.s.) ve Hz. İsa (a.s.)’ya bakan, İncil’in bir ifadesidir. Korintoslulara Birinci Mektup, 6:2. “Kutsalların dünyayı yargılayacağını biliyor musunuz?” Bunu söyleyebilirsin.
Mesela Vahiy Bölümü, 21:4: “Önceki düzen ortadan kalktı” diyor. Yani kapitalist düzen, faşist ve komünist düzen, Darwinist ve materyalist düzen ortadan kalkacak; onun yerine İslam ahlakı hakim olacak. “Önceki düzen ortadan kalktı.” Vahiy, 21:4. Mesela; “her şeyin yeniden düzenleneceği zamana dek” diyor. Elçilerin işleri; 3/21. Her şey yeniden düzenlenecektir. Bütün sistem değişecektir. Yeniden barış, adalet ve kardeşlik dünyaya hakim olacaktır.
OKTAR BABUNA (tercüme): Siz daha önceki konuşmamızda da, daha önce konuşmuştuk, Ahir zaman’da olduğumuzu söylemiştiniz. Mehdi (a.s.)’nin zamanında olduğumuzu. Bazı problemler olabileceğini. Özellikle; mesela İsrail, İran, Amerika arasında sizce bir çatışma, böyle bir karşı gelme Mehdi (a.s.) zuhur etmeden önce olacak mı?
ADNAN OKTAR: Bence büyük savaş hiçbir şekilde olmayacak. Yani Mehdiyet’in hakim olduğu dönemde böyle bir kargaşa hadislerde görülmüyor. Hz. İsa (a.s.)’nın, Mehdi (a.s.)’nin devrindeyiz ve bu devrin artık son yıllarındayız. Artık on yıllık son limite girdik. Böyle bir şeyin olması mümkün değil. Ama savaş sözleri, savaş çığlıkları duyulacak. Bunlar var, hadisler de ve İncil’de de geçiyor. Savaş söylentileri olacak fakat savaş olmaz. Yani akl-ı selim hakim olacaktır. Böyle bir şey mümkün değil. Çünkü Hızır (a.s.)’ın tasdiki olmadan savaş olmuyor. Hızır’da Allah’ın emrindedir.
OKTAR BABUNA (tercüme): Hz. Mehdi (a.s.)’yi ne zaman göreceğiz, ne zaman ortaya çıkacak Hz. Mehdi (a.s.)? Görünecek insanlara?
ADNAN OKTAR: On yıla kadar belli olacağını düşünüyorum. Şöyle; mesela ben Allah’a iman ediyorum. Fakat ben Allah’ı görmüyorum ama iman ediyorum. Alametlerinden anlıyorum ben Allah’ı yani delillerinden anlıyorum. Mehdi (a.s.)’yi de ben delillerinden anlıyorum. Benim görmem şart değil. Onun için görmüş gibi anlatıyorum. Yani bütün alametler oluşmuş. Ayağının sesini duyuyorum, nefes almasını duyuyorum, değil mi? Yapıp, ettiği bütün çalışmalarını görüyorum, faaliyetlerini görüyorum. Biliyorum ki; Mehdi (a.s.) faaliyet halinde. Mesela bu masanın üzerinde hazır bir yemek görürsem, hazır bir masa görürsem; birisi bunu hazırlamıştır. Bir insan vesile olmuştur.Değil mi? Ben burada şüphe eder miyim yani? Acaba demem. O yüzden ben Mehdi (a.s.)’nin varlığından eminim. Yani yüz yüze görüşmüşlüğüm yok ama eminim. Hz. İsa (a.s.)’da onun varlığından da eminim, 10 yıl sonra her ikisini de görecek insanlar.
Matta’dan bir bölüm okuyacağım. Matta, 5:5 İncil’den okuyorum: "Ne mutlu mülayim huylu olanlara” yani halim olanlara “çünkü onlar yeri miras alacaklar.” “Dünyaya hakim olacaklar” diyor. Bu Hz. İsa (a.s.) ve Hz. Mehdi (a.s.)’nin özellikleridir. Her ikisi de mülayim huyludur, halimdirler ve dünyaya miras alacaklardır. “Çünkü onlar yeryüzünü miras alacaklar” diyor. İncil’de Matta, 5:5.
OKTAR BABUNA (tercüme): Siz daha önce de Ahir zaman’da İslam’ın bütün dünyada hakim olacağını söylemiştiniz.
ADNAN OKTAR:Doğru.
OKTAR BABUNA:Acaba siz bazı insanların bundan, Hıristiyanlardan ve Yahudilerden diğer inançta insanların bundan birazcık böyle üzüntü duyabileceklerini, burkulabileceklerini anlayabilir misiniz?
ADNAN OKTAR:Museviler gerçek Musevi olmuş olacaklar yani birçok Musevi bu sevinci yaşamıyor. İsrail’deki dindar Museviler de birçoğu yaşamıyorlar. Benim görüştüğüm bazı Musevilerde de ben bunu görüyorum. Yani gerçek anlamda Tevrat’ı yaşamıyorlar. Gerçek anlamda Tevrat’ı yaşamak isteyen, mutlaka Muhammedi olması lazım ve mutlaka Kuran’a tabi olması lazım. O zaman gerçek Musevi olur. Gerçek Hıristiyan olmak isteyen de mutlaka Muhammedi olması lazım ve mutlaka Kuran’a tabi olması lazım. O zaman gerçek Hıristiyan olur. Biz Hıristiyanların hiç namaz kıldığını görmüyoruz. Halbuki İncil’de var, namaz kılmak var. Tevrat’ta var. Secde var, kıyam var, rüku var. Açık açık söylüyor Cenab-ı Allah. Yapıyorlar mı? Yapmıyorlar. İşte Kuran’a tabi olduklarında, Muhammedi olduklarında namaz da kılacaklar ve eksik olan bütün yönlerini tamamlamış olacaklar. Hz. İsa (a.s.)’yı terk etmiş olmuyorlar ki. Onu daha çok sevmiş, daha çok anlamış ve daha çok uymuş olacaklar. Hakkıyla İsevi olmuş olacaklar. Yani Muhammedi İsevi olacak. Muhammedi Musevi olacak. Hz. Musa (a.s.) tam tabi olmuş olacaklar. Dolayısıyla onların burukluk duyacağı bir şey yok ki. Ben mesela Museviyim, hem de İseviyim. Ama Muhammediyim de. Yani Muhammedi olunca zaten insan Musevi olur, aynı zamanda. Hem İbrahimiyim, hem Nuhiyim. Hz. Nuh (a.s.)’a uyuyorum ben, nuh (a.s.)’un bütün hükümlerine uyuyorum ben Kuran’daki. Nuhi olmuş oluyorum aynı zamanda. Yani Muhammedi olmadan diğer dinleri yaşamak mümkün olmaz. Yani sıhhatli olarak, doğru olarak yaşamak mümkün değil. Bu onlar için bir kurtuluş ve güzellik.
OKTAR BABUNA (tercüme):Ben duydum da; bu İHH’nın ofisinde silahlara rastlanmış Hocam galiba. Bu tip aktivistlerin. Siz Musevilerin, Hıristiyanların dinini yaşamadığını söylerken, Müslümanlar için ne diyeceğiz? İHH daha önce böyle bir şey yaşamıştı.
ADNAN OKTAR:Şimdi zaten asıl sorun oradan kaynaklanıyor. Müslümanlar hakkıyla İslam’ı yaşamış olsalar zaten böyle bölünmüş, parçalanmış, böyle sürünmezler. Bu kadar ezilmezler. Bu kadar çile çekmezler. Kuran yaşanmadığı için, İslam yaşanmadığı için zaten bu acılar yaşanıyor. Hakkıyla yaşanmadığı için tabii. Bizim anlattığımız bu, Mehdi (a.s.) devrinde Hz. İsa (a.s.) nüzulü devrinde Kuran hakkıyla yaşanacaktır. İslam hakkıyla yaşanacaktır. Peygamberimiz (s.a.v.)’in sünnetine hakkıyla uyulacaktır. Ondan sonra ferahlık olacaktır. Biz belirli bir sınırlama koymadık.
Yalnız İHH’dan insanlar, insanlara iyilik ve güzellik yapıyorlar. Yani yardım ediyorlar, bütün dünyada bu biliniyor. Şimdi herhangi bir insanın evinde silah da bulunabilir. Bir başka suç unsuru da bulunabilir. O bu kadar hayrı ve güzelliği uygulayan bir topluluğu toptan mahkum etmez. Yani mesela İrlanda’da yahut Amerika’da herhangi bir kişinin evinde bir silah bulunduğunda bütün Amerika bundan suçlu olmaz, sorumlu olmaz. İlgili kişi suçlu olur. Yani suçun şahsi prensibi vardır. Dolayısıyla İHH’nın hepsini kapsayan konumu olmaz. Ben bu insanların her yere yardım götürdüğünü duyuyorum gazetelerden, televizyonlardan, radyolardan. Hayır yönünü görmek lazım. Güzellik yönünü görmek lazım.
OKTAR BABUNA:Size çok teşekkür ediyor. Bitirmek zorundaymış. Bazı sorularım daha olacak ama onları da e-mail olarak göndereceğim, diyor. Çok çok teşekkür ederim, diyor. Allah sizi korusun. Çok teşekkür ederiz.
Allah'ın Güzelliklerinden Bir Demet
Devamı ...Basında Harun Yahya
Devamı ...Türk-İslam Birliği Gelişmeler
Devamı ...Basında Harun Yahya
Devamı ...Basında Harun Yahya
Devamı ...Kuran'ın Bazı Sırları
Devamı ...