SUNUCU: “Gece Sohbetleri” programında yine sizlerle birlikteyiz. Birbirinden önemli konuların yer alacağı programımıza bilmediğiniz, merak ettiğiniz sorularınızla e-maillerinizle katılabilirsiniz. Konuklarım Harun Yahya müstear ismiyle yazdığı 300’ü aşkın kitabıyla tüm dünyaca tanınan yazar Sayın Adnan Oktar.
Nasıl başlamak istersiniz Hocam?
ADNAN OKTAR:Bir tane soru soralım öyle yapalım evet. İnşaAllah.
SUNUCU:“İyi akşamlar Hocam. Üstadımızın kaderle ilgili şu sözü beni her zaman derinden etkilemiştir. Allah emeklerinizden razı olsun: ‘Nefis daima ızdıraplar, sıkıntılar içinde evhamdan kurtulup tevekküle yanaşmıyor. Hükm-ü kadere razı olmuyor. Halbuki, güneşin doğuşu ve batışı kader ile belirlenmiş olduğu gibi, insanın da bu dünyada doğumu ve ölümü ve sair kaderi, kalem-i kader cephesinde yazılıdır. İsterse başını taşa vursun ki, o yazıları silsin. Fakat başı kırılır, yazılara bir şey olmaz.’ ”
ADNAN OKTAR:Üstadımızın tabii çok güzel bir anlatımı. Birbirinden güzeldir üslubu. Bakabilir miyim? “Nefis daima ızdıraplar, sıkıntılar içinde evhamdan kurtulup tevekküle yanaşmıyor.” Bak, çok önemli. Izdırap ve sıkıntıya dikkat çekildiği için, “evhamdan kurtulup tevekküle yanaşmıyor.” Halbuki imanının gereği olarak sürekli tevekküllü olması lazım. “Hükm-ü kadere razı olmuyor”. Yani “sanki kendi kendisi yapıyormuş gibi bir tavır içinde oluyor” diyor. “Halbuki Allah yapar” diyor her şeyi. “Halbuki, güneşin doğuşu ve batışı kader ile belirlenmiş olduğu gibi insanın da bu dünyada doğumu ve ölümü ve sair kaderi kalem-i kader ile cephesinde yazılıdır.” Bakın; “güneşin doğuşu ve batışı” yani maddi görünen şeyler de, “insanın dünyada doğumu ve ölümü ve sair” yani bütün, şu anki konuşmamız da “kalem-i kader cephesinde yazılıdır. İsterse başını taşa vursun ki, o yazıları silsin. Fakat başı kırılır, yazılara bir şey olmaz” diyor. Yani “kader asla değişmez” diyor. “Hiçbir şekilde değişmez” diyor. Şahane bir anlatımla onu anlatmış, maşaAllah.
Berker’im senin var mı anlatacakların?
ALTUĞ BERKER:Hocam müsaade ederseniz size hatırlatmak amacıyla bazı konular vardı, inşaAllah Hocam. Özellikle gündemde olması itibariyle. Şimdi Hocam Türkiye aleyhine protestolar sırasında bu protestoları kışkırtanların PKK’lı oldukları resmedilmiş Hocam. Bakın altta işaretli olan Kürdistan bayrağı açmışlar. Sonra Ermeniler aynı şekilde.
ADNAN OKTAR:İsrail bayrağıyla gösteri yapıyorlar.
ALTUĞ BERKER:Evet Hocam. İsrail bayrağı. Aslında da herhalde onları kışkırtıyorlar aynı zamanda, bakın. PKK bayrağı var, işaretlenmiş.
ADNAN OKTAR:PKK yazıyor.
ALTUĞ BERKER:Evet. PKK bayrağı. Solcuların, Marksistlerin, PKK’nın kışkırtması söz konusu Allah-u alem. Siz daha iyi bilirsiniz inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Daha önce ne anlatmıştım ben bu konuda, ne demiştim?
ALTUĞ BERKER:Hocam ateist siyonistlerden bahsediyordunuz. Ateist olanların, Marksist olanların, dindar olmayanların dünyada bir karmaşa çıkartmaya yönelik hareketleri olduğunu.
ADNAN OKTAR:İsrail’de de bunların ne yaptığını söylüyordum? Bu olayları? Organize ettiğini, kışkırttığını söylüyordum, evet. En başından da söyledim mi?
ALTUĞ BERKER:Evet Hocam. Ta en başından söylediniz inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Buyurun ispatı işte. Ne diyorsam çıkıyor. Belgesiz konuşmak yok. Yani ne diyorsam doğru inşaAllah.
Başka ne var Berker’im?
ALTUĞ BERKER:Hocam dün bir konudan bahsetmiştik. Ama arzu ederseniz tekrar...
ADNAN OKTAR:Hangi konu o?
ALTUĞ BERKER:Daha evvel bu söylediklerinizden yine Saddam Amerika’nın Irak’a girmesinden evvel sizin birçok gazetede son teklif olarak “Irak’tan Saddam’ın çıkması” Cavit Yalçın müstear ismiyle Ortadoğu Gazetesi’nde; “Savaşa Çare Arayışları” başlığı altında “Saddam yönetimden çekilmeli ve ülkeyi terk etmeli. Ailesi garanti altına alınır. Herhangi bir ülkeye geçebilir. Böylece de savaş, işgal olmadan, Müslüman kanı akmadan böyle bir yöntemle çözüm olabilir” demiştiniz Hocam.
ADNAN OKTAR:Evet, ben bunu hem Ortadoğu gazetesinde böyle tam sayfa haber olarak çıkarttırmıştım, hem de Vakit gazetesinde sürmanşet kapaktan çıktı. O zaman ben yazı göndermiştim. Vakit onu kapaktan yazılı olarak hazırlamıştı. Milli Gazete’de de yine aynı şekilde iki gün üst üste sürecek şekilde makale olarak yayınlanmıştı. Amerikan Büyükelçiliği’ne bildirdik. Amerika’ya ayrıca bu konuyu detaylı olarak, bilgi olarak yolladık. Sonra Amerika benim bu fikrimi, bu düşüncemi çok makul gördü. Pentagon’un bir açıklaması oldu hemen aradan birkaç gün geçtikten sonra. Ayrıca onlar şöyle bir karar aldılar. “Bundan sonra biz Türkiye’de İslami basını takip etme kararı aldık” dediler. Yani “Bundan sonra muntazam takip edeceğiz” dediler. Çünkü önemli bir bilgiye ulaştıkları için. Ama ben de anlaşılmayacak gibi de yapmadım. Kapaktan tam sayfa yazılar yayınlattım. Mesela günler sonra bakın “Zirveden Saddam’a Çağrı Çıktı” gitmesi için.
ALTUĞ BERKER:Evet Hocam. Birleşmiş Milletler Eski Genel Sekreteri Boutros Ghali de aynı şekilde, o zaman, “Saddam sürgüne gitmeli” dedi. Sizin söylediğiniz tarihten on gün sonra bu değerlendirmelerin hepsi yapıldıktan sonra. Ülkemizde de aynı şekilde, Sayın Başbakan ve yetkililer aynı teklifi siz getirdikten sonra bunu bir politika olarak uyguladılar ve söylediler Saddam’a.
ADNAN OKTAR: Bu hangi günün tarihi?
ALTUĞ BERKER:13 ve 15 Ocak arası. Sizin yazınız 3 Ocak.
ADNAN OKTAR:3 Ocak’ta evet. Bak o zamanlar “Başbakan Gül, Saddam Hüseyin’e Devlet Bakanı’nın aracılığıyla göndereceği mesajında; ‘istediğin ülkeye güvenle çıkışını sağlayacağız’ diyecek” diyor. Bu fikri biz sunmuştuk. Cavit Yalçın ismiyle de yayınlamıştık. Benim müstear ismim Cavit Yalçın. Birçok kere vurgulamıştım. Birçok kere anlatmıştım. Ama Saddam ne yaptı? Bilmişlik yaptı. Burnunun dikine gitti. Gurur yaptı, enaniyet yaptı. Saldırgan, böyle kabadayı bir üslup kullandı. İşte “gelecekleri varsa görecekleri de var” dedi. Sözümü dinlemedi ve sonunda da bu olaylar oldu. Malum olaylar oldu. Halbuki Allah diyor; “bilenlerle bilmeyenler bir olur mu? Bilenlerden sorunuz” diyor Allah. İstişarede fayda var. Ben bilenim demiyorum ama mümin bir insanım. İstişare edilmesi gerekir. Dolayısıyla istişare etmemenin, burnunun dikine gitmenin karşılığını almış oldu, Allahualem.
ALTUĞ BERKER:Evet diğer gazetelerde de, bütün gazetelerde hemen hemen yer aldı. İlk defa sizin ortaya attığınız fikir, bütün dünyaca kabul görülmüş oldu Hocam, inşaAllah. Bakın o zamanın şeyi; “Powell “Saddam’a yer arıyoruz” diye hatta sizin tekliflerinizden sonra.
ADNAN OKTAR:Ben dedim yani herhangi bir ülke olabilir. Türkiye’yi de ima ettim. “İstersen koruruz, aileni de koruruz” dedik. “Hiçbir şey de olmaz. Seni de bırakırlar. Hem ortalık yatışır” dedim. İnşaAllah. “Amerika’nın da bu konuda bir iddiası kalmaz, bir sözü kalmaz” dedim. O “hendek kazın, hazırlık yapın” dedi. Kendi de toprağın altına girdi. Bir şeyler yaptı. Yaka paça alıp götürdüler işte ve olan Irak halkına oldu. Sözümü dinlememenin cezasını çekmiş oldu Allahualem. Ama bu bir kaderdi tabii. Allah’ın kaderi. Allah’ın kaderinde değişiklik olmaz. Takdir Allah’ın. Mesela, “Saddam Fransa’ya.” Tabii rahatça gidebilirdi. Hiçbir şey de olmayacaktı inşaAllah.
ALTUĞ BERKER:“Saddam sürgün seçeneğini değerlendirmeli” demiş Amerika. Siz söyledikten sonra inşaAllah.
ADNAN OKTAR:O zamanlar tek çözüm savaş gibi gösteriyorlardı. Ben bu yazıyı yazdıktan sonra bu ara formül ortaya kondu.
Başka ne var Berker’im?
ALTUĞ BERKER:Hocam daha evvel sizin gösterdiğiniz bir şey vardı Hocam, müsaade ederseniz?
Ölümü hatırlatıcı birçok ders yapıyorsunuz Hocam inşaAllah ve hakikaten çok da faydalı oluyor insanların bunu görmesi. Ünlü insanların birer birer gözümüzün önündeyken bir anda yok olduklarını, dünya üzerinden yok olduklarını ve Ahirete gittiklerini anlatıyorsunuz Hocam. Onunla ilgili ünlülerden resimler vardı Hocam.
ADNAN OKTAR:Bak mesela daha dün gibi değil mi, Turgut Özal? Ecevit, daha dün gibi. Reagan, İsmail Cem herkesin tanıdığı, bildiği, sevdiği bir insandı. Sakıp Sabancı yine aynı şekilde çok sempatik, sevilen bir insandı. Vehbi Koç yine aynı şekilde. Üzeyir Garih, sürekli gündemde olan, basında olan insanlardı. Hasan Doğan, çok değerli bir ağabeyimizdi. İhsan Doğramacı, her zaman duyardık ismini, her yerde. Türkan Saylan da aynı şekilde. Yıldırım Aktuna da ortalarda sürekli konuşan bir insandı. Osman Yağmurdereli neşesiyle dikkat çeken bir insandı. Duygu Asena çok sevdiğim bir yazardı, çok hanım bir kişiydi. Ahmet Vardar da çok neşeli bir insandı. Turan Selçuk, Ercan Arıklı, Anthony Quinn, Charlton Heston, Grace Kelly; çok şahane güzel bir kadındı, maşaAllah. Pavarotti, Frank Sinatra. Bak dünya kimseye kalmıyor. Onlar o zamanlar hiç ölmeyecek gibi bir havaları vardı. Onları seyredenler, mesela Bruce Lee’yi seyredenler hayranlıkla seyrediyorlardı böyle. Onları çelik gibi görüyorlardı, hiçbir şey olmaz zannediyorlardı. Bak, kimse kalmamış. Hepsi gitmişler yani. Cenk Koray, Sadri Alışık, Gazanfer Özcan; daha düne kadar görüyorduk televizyonlarda. Mesela Kerem Yılmazer, çok efendi bir çocuktu. Her zaman görüyorduk. Yılmaz Zafer, Barış Manço; hatta “Cumhurbaşkanı olacağım” diyordu Barış Manço, değil mi? “İleride Cumhurbaşkanlığına hazırlanıyorum” diyordu. Hep basında gece-gündüz seyrettiğimiz, bildiğimiz insanlar bunlar. Kemal Sunal da öyle, Adile Naşit. Birçok kişi hatta şaşırıyor, “öldü mü?” diyorlar. Sürekli filmlerini seyrettiğimiz kişiler; Hulusi Kentmen. (Kerim Tekin) Bu da genç değil mi? Derya Arbaş, mesela çok sevimli güzel bir hanımdı, maşaAllah. Allah rahmet eylesin. Barış Akarsu. Bunlar hep genç çocuklar yani. Bunlara bakanlar hiç ölmeyecek zannediyorlardı. Dünyanın ne kadar geçici olduğunu, hayatın ne kadar kısa olduğunu Allah gösteriyor. Birçoğunu, birçok kişi de bilmiyor yani vefat ettiğini.
Berker’im başka neler var?
ALTUĞ BERKER:Estağfurullah. Siz daha iyi bilirsiniz inşaAllah, sizin zikretmenizden evvel, daha evvel kimsenin zikrettiğini görmemiştim Hocam. Özellikle bu son olaylarda, son İsrail olayında; siz ateist-siyonistlerle dindarların ayrılması gerektiği, Yahudilerin onlarla bir değerlendirilmemesi gerektiği; dindarlarla ateist-siyonistlerin ayrılması ve ona göre değerlendirilmesi. Bugün mesela Sayın Başbakanımızın da anlatımlarında aynı şey vardı. Dindar Yahudilerle ateist-siyonistleri ayıran hatta Tevrat’tan da bölüm okudu. ‘’Öldürmeyeceksin’’ diye bölüm okudu. Onunla ilgili bakın dindar Yahudiler Amerika’da ellerinde Türk bayraklarıyla ve İsrail kınar sloganlarla.
ADNAN OKTAR: İsrail’de de dindarların büyük bölümü hiçbir şekilde bu tarz olayları istemezler. Hep barış. Bana sürekli mail gönderiyorlar. Dün de gönderdiler, çok fazla mail geldi. Çok rahatsızlar bu durumdan. Onları yarın okuyayım, bir kısmını; maillerin bir kısmını okuyayım inşaAllah. Orada göreceksiniz.
SUNUCU: Halk gerçekten asıl dindar dediğimiz, asıl dini özümsemiş kısım tepkili. Benim de izlediğim, gördüğüm kadarıyla. Zaten sözcüler de birtakım programlar da, haberlerde kıvranıyorlar, terletiyorlar onları bir güzel. Ne diyeceklerini bilemiyorlar. Özür de dileyemiyorlar. Ne yapacaklar çok merak ediyorum, hala bir yere bağlanmadı.
ADNAN OKTAR:Özür dilemeleri şart, o çok önemli.
SUNUCU:Evet, ama dilememek için de direniyorlar.
ALTUĞ BERKER:Özellikle o dindar Yahudilerden bir tanesi, Haham Froman, Hocam, Kudüs Barış Yapıcıları Girişimi’nden Rabbi, buraya aşkla şevkle yanınıza gelen ve beraber barış söylemlerinize katılan, çarenin siz de olduğunu söyleyen kişi. Sayın Başbakanımız da kendisini davet etmiş onunla görüşmüş, konuşmuşlar. “İsrail ve Türkiye arasında gerilime neden olan Gazze'ye yardım gemilerine yapılan kanlı baskın pek çok çevreden farklı tepki aldı. Ama biri var ki; “Kudüs Barış Yapıcıları Girişimi'nden Rabbi Menachem Froman, İsrail'de aşırı dinci grupların da sol grupların da Başbakan Erdoğan'ın bölgeye barış getireceğine inandığını belirterek, İsrail'in demokratik bir ülke olduğunu ve hükümetin halkın görüşlerini dikkate aldığını ifade etti. Froman, "Eğer bizim ortak olarak yaptığımız plan yürürlüğe girmeye başlarsa hükümetimiz, halkın barışa, neşeye ve inanca yönelik düşüncelerine engel olamayacaktır" dedi.”
ADNAN OKTAR: MaşaAllah Başbakanımızla da görüşmüş. Bana da teşekkür mesajı göndermiş. Türkiye’ye gelişinde bağlantıda vesile olduğumu düşünüyor. Bazı bağlantılarda, bazı görüşmelerde faydalı olduğumu düşünüyor herhalde. O yönden teşekkür mahiyetinde bir mesaj göndermiş. Bana karşı sevgisi çok fazla hakikaten, maşaAllah. Burada da bayağı sarılmıştı bana. Bayağı bir coşkuluydu, sevgisi şiddetli maşaAllah. Türkiye’nin Osmanlı vizyonu içerisinde bölgede lider olmasını istiyor, bunu çok net, açık söylüyor. Onu inşaAllah bir dahaki programda kısaca film olarak gösterelim. Konuşmalarını yani bizimle ilgili, Türkiye ile ilgili görüşlerini film olarak gösterelim inşaAllah.
Fethullah Hoca da bak günler sonra aynı benim dediğim paralelde bir açıklama yaptı. Bugün herhalde, aşağı yukarı aynı paralelde.
ALTUĞ BERKER: Evet, sizin söylediğiniz; başta İsrail’le konuşup ona göre gidilmesi, gerekirse bakılması gemiye. Aynı ifadeleri kullanmış Hocam kendisi de, baştan konuşulmalıydı, öyle gidilmeliydi diye.
ADNAN OKTAR: Evet, maşaAllah. Her şey hayır yolunda, hayır olarak gelişiyor. Biz gönlümüzü rahat bırakacağız, Allah’a tam teslim olacağız, Allah her şeyin en güzelini bilir, en iyisini yapar. Biz yeter ki kendimiz yaptığımız kafasında olmayalım. En tehlikeli şey, insanın bir şeyi kendinin yaptığını kendisinin düşündüğünü düşünmesidir, bu çok riskli. Bu şirk olur. Ne düşünüyorsak, Allah bize düşündürür; ne konuşuyorsak Allah bize konuşturur. Ruhumuzdaki her türlü duyguyu, düşünceyi Allah yaratır. Biz ona teslim olduğumuzda en güzelini yapar ama biz kendi kendimize malik olduğumuz, “ben kendi aklımla, kendi fikrimle bunu yapıyorum” kafasına giderse, Allah esirgesin, bir bereketsizlik, uğursuzluk ayağına dolanmaya başlayabilir. Onun için Allah’a sığınacak, gönlü çok rahat olacak Müslüman’ın, tam teslim Allah’a inşaAllah.
ALTUĞ BERKER: Hocam bir haber daha vardı. Haber5.com’da. “Bir Selahaddin gelip, sabahı ilan edecektir!’’ diyor Hocam. Mehdiyeti müjdelemiş inşaAllah.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah. Evet, genellikle böyle şifreli söylerler Mehdi (a.s.) taraftarları, Mehdi’yi sevenler, değil mi? MaşaAllah, uzunca bir yazı yazmış Hocamız maşaAllah.
ALTUĞ BERKER: Resulullah (s.a.v.) haberi kesindir.
SUNUCU: “Kimse umudunu kesmesin. Kimse geceyi ebedi bilmesin” diye devam ediyor Hocam. “Kimse garipleri biter tükenir zannetmesin. Ümmetimden bir grup, Allah'ın dinini ayakta tutmaya devam edecektir. Yalanlayanlar ve aykırı davrananlar onlara bir zarar veremeyecektir. (Buharî, Tevhid, 29) “Bu din, yıkılmadan ayakta kalacaktır. Kıyamet kopuncaya kadar da Müslümanlardan bir grup bu din için çarpışacaktır.” (Müslim, İmare, 172) “Ümmetimden bir grup, Hak için cihada kıyamet gününe kadar devam ediyor olacaktır” (Müslim, İmare, 172).
ADNAN OKTAR: MaşaAllah, maşaAllah. Bakın diyor; “kaçıp gidenler olacaktır. Korkanlar olacaktır. Etkilenenler, eriyenler olacaktır” diyor. Burada münafıklara dikkat çekmiş oluyor, maşaAllah. Ki anlattığı Mehdiyet, Hocamızın. Baştan sona kadar Mehdiyet anlatılıyor. Bunlar hep Mehdiyet ile ilgili hadislerdir. MaşaAllah. Haber 5’te değil mi?
ALTUĞ BERKER: Haber 5’te.
ADNAN OKTAR: Evet, Nurettin Yıldız kardeşimiz yazmış, çok şahane bir üslup ve güzel bir yazı yazmış. MaşaAllah. Haber5.com, evet.
ALTUĞ BERKER:Hocam, resimler var. Sevimli canlılar var arzu ederseniz.
ADNAN OKTAR: Onları bir görelim.
Bu, minik canıyla oradan ciğer falan. Şimdi şu tatlılığa bak. Ne yapılır bu? Oo, gerilmiş tatlı tatlı. Pırıl pırıl, tertemiz oluyorlar. Muhabbete bak, maşaAllah. Keçiyle kedi, çok şahane. Yaprakla eğleniyor. Bu da annesiyle gezintiye mi çıkmış. Oo, köpek arkadaşıyla sarmaş dolaş. Bunlar hep Ahir zamanda oluyor bak. Tevrat’ta da var, hadiste de var; “hayvanların azgınlığı ve saldırganlığı gidecek” diyor Peygamberimiz (s.a.v.), Ahir zamanda. Yani yırtıcılığı gidecek ve uysallaşacaklar diyor. Hakikaten bunlar başladı, maşaAllah. Bu çok büyük mucize, bunlar.
ALTUĞ BERKER:Mesela hiç kedi-köpeği çocukluğumuzda böyle görmezdik. Mutlaka kovalarlardı birbirlerini. Şimdi beraber oynuyorlar, rahatlıkla.
ADNAN OKTAR: Benim canım, nasıl tatlıymış bu böyle. MaşaAllah. Burna baksana, fındık gibi. Bu da çiroz biraz, yemek yemesi lazım.
SUNUCU:Bunlar yeni doğmuş, küçücükler.
ADNAN OKTAR: Yerim ben onları. MaşaAllah.
Bismillah. Şeytandan Allah’a sığınırım. Fussilet Suresi, Mekke’de indirilen bu sure 54 ayetten oluşuyor. Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla. “Ha, Mim.” Burada bir şifre veriliyor. “Mim” ayrı bir şifredir, “Ha” ayrı bir şifredir. Bunlar zamanı gelince inşaAllah, Hz. İsa (a.s.) zamanında ve Hz. Mehdi (a.s.)zamanında çok kapsamlı anlaşılacak. Kuran’ın içerisindeki birçok şifre sisteminin çözülmesi bunlarla ilintili, bağlantılı inşaAllah. “Bu Kur’an, Rahman ve Rahim’den indirilmiştir.” Yani Rahman ve Rahim olan Allah’tan indirilmiştir. “Bilen bir kavim için ayetleri (çeşitli biçimlerde, birer birer) fasıllar halinde açıklanmış Arapça Kur’an (veya okunan) Kitap’tır.” Yani “her türlü detay fasıllar halinde açıklanmıştır” diyor Allah, “birer birer açıklanmıştır” diyor. Bilen bir kavim için ama. Yani “her türlü detay vardır” diyor Allah içinde. “Bir müjde verici ve bir uyarıcı olarak. Ama çoğu yüz çevirdiler. Artık onlar dinlemezler.” Bakın “bir müjde verici ve uyarıcı olarak,” 2057 tarihini veriyor. İslam’ın en şaşalı devirleri, İslam’ın en muhteşem devirleri inşaAllah. 2057, tam dünya hakimiyetinin oturduğu yıllar. “Ama onlar artık dinlemezler” diyor Allah, Kuran’ı dinlemeyecek bir kavim de yaratıyor. Normalde insanın iradesi yetmez Kuran’ı dinlememeye. Mesela bu çok büyük bir mucizedir. Mesela dün de yine baktım; Tevrat, İncil okudum yani çok karışık. Yani çok çok karışık, normal bir insanın oradan istifade etmesi çok güç. Biz onun için, kolaylık olsun diye bu kitabı hazırladık, Tevrat’tan Hikmetler ve Güzel Öğütler. Tevrat hakkında bilgi edinmek isteyenler bu kitaptan okurlarsa hem kafaları karışmaz hem de direkt özlü net bilgiye ulaşmış olurlar. Ama Kuran çok büyük bir nimet, ben Kuran’ı insanların anlayamamasına şaşıyorum. Çünkü İncil’i de dün okudum, anlaşılması zordur; karışıktır, çok karışıktır. Onun içerisinden hikmet bulmak, güzellikler bulmak için emek vermek ve çok dikkat vermek gerekir. Ve çok karmaşık, yanlış yerler de var. Onlarla tek tek bağlantı kurmak gerekiyor. Ama Kuran’da saf vahiy, hiçbir kusur yok, hiçbir eksiklik yok. Ne kadar büyük bir kolaylık, ne kadar büyük bir nimet ve net bilgiye ulaşmış oluyorsun. Bir konuda açıklaması Kuran’ın çok nettir. Mesela, dediği bilgi, bin sene sonra, bin dört yüz sene sonra bakıyoruz aynısıyla çıkıyor. Ama İncil‘in dediklerini bilimle tam anlamıyla çeliştiğini görüyoruz. Gerçeklerle tam anlamıyla çeliştiğini görüyoruz. Çünkü değiştirilmiş. Tevrat’ın da aynı şekilde. Bilimle, gerçeklerle tam çeliştiğini görüyoruz, birçok noktada. Onun için Kuran; Hıristiyan olsun, Musevi olsun, Müslüman olsun, herkesin vazgeçemeyeceği bir kitaptır. Mutlaka Kuran’a tabi olması gerekir. Allah’ı anlamak isteyen, diğer kitapları anlamak isteyen, hatta bir Musevi gerçekten dindar olmak istiyorsa mutlaka Muhammedi olması lazım, mutlaka Kuran’a tabi olması lazım. Hz. Musa (a.s.)’yı doğru anlaması mümkün değildir öbür türlü. Diğer Peygamberleri doğru anlaması mümkün değil. Çok eksikler, yanlışlar, hatalarla anlayacaktır, o da olmaz. İnşaAllah.
Şeytandan Allah’a sığınırım: “Derler ki: ‘Bizi kendisine çağırdığın şeye karşı kalplerimiz bir örtü içindedir, kulaklarımızda bir ağırlık, bizimle senin aranda bir perde vardır.’” Tabii bunu bütün küfür, aynı kelimeyi, kelimesi kelimesine söylemez. Kuran’ın burada kastettiği bu ruhu, bu mantığı bir şekilde söylüyorlar. Buna benzer bir mantık yaşıyorlar ve bunu isteseler de istemeseler de Allah onlara yaşatıyor. Kastedilen budur. Tabii bunu doğrudan söyleyenler de var; doğrudan, kelimesi kelimesine söyleyenler de var. “Bizi kendisine çağırdığın şeye karşı kalplerimiz bir örtü içindedir.” Mesela bu bir mucizedir, insan Kuran’ı nasıl anlamaz? Gayet sarih, açık bir kitap yani anlamaması bir mucizedir. “Kulaklarımızda bir ağırlık” yani muhkem olarak söylüyor. “Biz seni anlamıyoruz, ne demek istediğini” diyorlar, ölü yani. “Bizimle senin aranda bir perde vardır.” Yani Allah, “aralarında bir perde vardır,” “kulakları da siz duyar zannedersiniz” diyor Allah. Başka bir ayette bu konuyu açıklıyor Allah; “gözleri vardır görmez, kulakları vardır işitmez.” Onun bir şerhi bu, Kuran’daki bu açıklama. Yani mümkün değil anlamazlar. “Bizimle senin aranda bir perde vardır. Artık sen, (yapabileceğini) yap, biz de gerçekten yapıyoruz."Bir kere, “anlamama mucizesi oluşacak” diyor Allah. Anlamama mucizesi, kavramama mucizesi. Çünkü Allah’tan korkmamak insanın irade gösterip yapabileceği bir şey değil. Normal bir insanın gücü yetmez buna yani haşa istese de yapamaz. İnsan vücudu buna güç yetiremeyecek şekilde yaratılmıştır, yapamaz bir insan bunu. Müthiş aciz insan, beyninin içinde şu kadarcık bir görüntü; öyle çirkin bir deli cesareti göstermesi mümkün değildir. Çirkin deli cesareti diyelim, deli cesareti ayrıdır. Çünkü masumdur deli. Ama çirkin deli cesareti demek, o psikopatlık anlamına geliyor. Apayrı bir şey o. “Artık sen, (yapabileceğini) yap, biz de gerçekten yapıyoruz.” Şimdi bir de mücadele etmek istiyorlar inananlarla. Bu başlı başına bir mucizedir. Şimdi bir dinsizi düşünelim, imansız. Ne yapar adam? Başının derdine düşer. Yani dünyaya bir mana veremeyecektir, değil mi? Eğlenmek isteyecektir. Bütün parasını, pulunu; keyfine, zevkine yatırmak isteyecektir. Dolayısı ile Müslümanlar ile uğraşmak için içinde bir hırs duymaması lazım. Tehlikeli bir şey yani Müslümanlar ile uğraşmak. Yani savaşacak, mücadele edecek, Müslüman kendini koruyabilir değil mi? Savaşacaksan, o zaman o da kendini koruyacak. Hasar alabilir, birçok zarara girebilir. Maddi harcama yapıyor, bütün servetini veriyor gerekirse. Şimdi bakın küfrün Müslümanlar ile mücadelesi Allah’ın varlığı için başlı başına bir delildir. Çok büyük bir mucizedir. Yani bir insan niçin yapsın bunu? İşine gücüne bakar adam. Durduk yere bir insan belirli bir gruba işini gücünü bırakıp saldırır mı? Yani, dünyaya düşkün bir adam, keyfine düşkün bir adam, Allah’a inanmıyor, dine inanmıyor, Ahirete inanmıyor. Ona verilen süreyi en kısa zamanda, en iyi şekilde yaşamak için bütün imkanını keyfine, zevkine ayırması gerekiyor normalde. Adam öyle yapmıyor. Bütün parasını, pulunu, canını Müslümanlar ile mücadeleye adıyor. Şimdi bu, mucize bu. Niye yapsın adam? Çünkü “öleceğim” diyor, “yok olacağım” diyor. Onun için dehşet verici bir şey bu. Yani şiddetli korkması lazım normalde, bu konumda olan bir adamın, ölümden. Çünkü bak; annesini, babasını, ailesini hepsini kaybedecek. Tanıdıklarını kaybediyor ve yok olacağına inanıyor, sıfır yani. Mutlak yok olacağına inanıyor. Dehşetli korkar ölümden böyle bir insan. Ölümden de korkmuyor ve ona yapacağı harcamayı da gayet makul görüyor. Hiçbir amacı yok bunun. Bu bir mucizedir. Böyle Allah’ın çok örtülü mucizeleri vardır yani birincisi imanı anlamamaları. Yani en azından hiçbir şey yoksa elliye elli şüphe etmesi lazım. “Olabilir belki” demesi lazım, değil mi? “Hayır, sıfır ihtimal” diyor. Yani bu, çok dehşet bir şey bu. Sıfır ihtimal. “Hiç öyle bir şey yok” diyor. Bu bir mucizedir. İkincisi Müslümanlar ile mücadele etmeleri ayrı bir mucizedir. Mesela gizli mucizeler bunlar. Ama tabii bunun biraz düşünülmesi lazım. Düşünülmez ise alışkanlık ile insan bunu göremeyebilir. Gölgenin yaratılması mesela bir mucizedir. Ayrı bir şeydir gölge. Tek tek ayrı yaratılır gölge. Renklerin yaratılması ayrı bir mucizedir. Sebeplerin yaratılması ayrı bir mucizedir. Mesela katrilyonlar çarpı katrilyonlar sebepler var dünyada ve say say bitmez, o kadar çoktur sebepler. Bunlar tek tek yaratılıyor. Her sebep tek tek yaratılıyor. Bunların ayrıca mucize olarak iyi düşünülmesi ve kavranması gerekiyor. İnsanlar hep açık mucizelere göre hareket ediyor. Mesela bir arının hayatı, mesela bilgisayarın beynimizde yaratılması bir mucizedir. Konuşabilmemiz mucizedir. Tabii derin düşünen için. Onun için Allah “derin derin düşünmezler mi?” diyor Allah. Cübbeli ne diyor? “Derin düşünmenize gerek yok” diyor. Nasıl yapalım dediğimizde de; “kocakarı imanı ile iman edeceksiniz” diyor.” Kocakarı imanı, o da ne demekse. Kocakarı imanı. Yani düşünme, kafanı kullanma. Halbuki Allah “derin derin düşünürler” diyor. Hep dikkat edin, düşünün, derin düşünün, gezin, araştırın; hep böyle ilmi, derin detayları incelememizi isteyen Allah’ın emirleri vardır ama özellikle derin düşünmeyi istiyor Allah, Kuran’da. Bak düşünün demiyor Allah, “derin düşünün” diyor. Ama oradaki bir vatandaş da çıkıyor, “kocakarı imanına girin” diyor. Yani ne demek; hiç düşünmeyeceksin, sathi yani flu, böyle yüzeysel bir düşünce. Böyle olmaz. Allah bizden hakkel yakin iman istiyor, derin iman. Tahkiki iman istiyor. Aynel yakin, hakkel yakin, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER:Siz daha iyi bilirsiniz Hocam inşaAllah. O istediği iman şeklinin sonucunu kendisi de söylüyor zaten. “O zaman arabasını istesen, zaten hemen gider” diyor.
ADNAN OKTAR: Zaten güveni yok canım. “Size güvenmiyorum” diyor. Açıkça söylüyor bunu. Önündeki topluluğa söylüyor. “Sizlere ben güvenmiyorum” diyor. Halbuki Allah, müminleri birbirine sırdaş ediyor, kardeş ediyor. Nasıl güvenmezsin sen? “Güvenmiyorum” diyor, oradaki dinleyenlere. İşte o mantıktan o çıkar. Öyle eğitirsen, böyle bir ruh haline girersin.
Şeytandan Allah’a sığınırım. “De ki: "Ben ancak benzeriniz olan bir beşerim."” “Ben normal bir insanım” diyor. “Allah’tan bir kulum.” “Bana yalnızca, sizin İlahınızın bir tek İlah olduğu vahyolunur.” “Allah birdir” diyor. “Bana bu bilgi veriliyor” diyor, vahiy olarak. “Öyle ise O’na yönelin ve O’ndan mağfiret dileyin.” Bağışlanma dileyin. “Vay haline o müşriklerin” diyor Allah. Şirki ortadan kaldırmak için de ayrıca gelmiştir Kuran. Yani teslis inancı da şirk olur. Puta tapmak da şirk olur. Nefsini putlaştırmak da şirk olur. Hepsi yasaktır. Yalan zaten şirk. En büyük yalandır. Yani Allah’ın bir olduğu açıkken, adam bir, iki, üç diyorsa zaten sahtekarlık yapıyordur. Çok çirkin bir iftira. “Ki onlar, zekatı vermeyenler ve ahreti inkar edenlerdir.” Hemen akabinde “bu olur” diyor Allah. Mala düşkün oldukları için, kimseye bir şey vermek istemiyor. İslam’da sosyal adalet vardır. Fakiri, fukarayı, düşkünleri koruyup kollama vardır. Yani bu çok hakim bir düşüncedir Kuran’da ve “rızkı da size eşit olarak verdik” diyor Allah. Eşit olarak, dünyada. Ama kimine az, kimine çok, Cenab-ı Allah’ın takdiridir. Ama sosyal adalet, Kuran’da çok yoğun, Allah tarafından talep edilen, istenen bir emirdir, inşaAllah.
SUNUCU:Bununla ilgili, altınla ilgili bir ayet var. Onlar zekatını vermedikleri altınlar ile beraber yanacaklardır diye, onlar ile dağlanacaklar diye.
ADNAN OKTAR:Evet. Hıristiyan rahipler için, paraya düşkün din adamları için böyle bir tehditte bulunuyor Cenab-ı Allah. “O biriktirdikleri altın ile vücutları dağlanacak” diyor Allah.
SUNUCU:Evet, dünya malına yaptıkları yatırımla, hani onunla güzel şeyler yapmak yerine saklamak, biriktirmek. Bunu tercih ettikleri için yapılmış.
ADNAN OKTAR:Biriktirdikleri için de ekonomik kriz oldu dünyada. Bakın, herkesin parası var, saklıyorlar. Para hareket etmiyor, kimse de kimseye hiçbir şey vermediği için hayat dondu. Yani hareketlendiremiyorlar.
SUNUCU:Alışveriş yok yani paranın dolanım hızını çok düşürdüler. Doğal olarak bu bütün her şeye yansıyor. Hayatın her alanına. Ekonomi bozulunca, böyle şeyler yüzünden.
ADNAN OKTAR:Kan damarda dondu adeta. Kan hareket etmeyince vücut da ölmüş oluyor tabii.
“Orda (yerde) onun üstünde sarsılmaz dağlar var etti, onda bereketler yarattı ve isteyip-arayanlar için eşit olmak üzere oradaki rızıkları dört günde takdir etti.” Ben bu ayete dikkat etmemiştim. Hayret yani bu kastettiğim, anlattığım ayet bu. “Eşit olarak rızıkları yarattı” diyor dedim ya Kuran’da ayet. Hayır, açık önümde Kuran da, dikkat etmemişim, şimdi gördüm. “Orda (yerde) onun üstünde sarsılmaz dağlar var etti.” Dağların, depreme karşı denge unsurları olduğunu bilim adamları da anladılar son dönemde. Kuran ona işaret ediyor. “Onda bereketler yarattı.” Dünyada bereketler yarattı. Yani işte meyveler, sebzeler, her şey topraktan çıktığı için. “ve isteyip-arayanlar için eşit olmak üzere oradaki rızıkları dört günde takdir etti.” Yani “her türlü yiyeceğin, içeceğin kaynağını yarattım” diyor Allah. Rızıkları yani aklımıza gelen bütün meyve sebze çeşitlerini düşünelim. Bitkiler, hayvanlar her türlü yiyecek yani yerden oluşan her şey. “Sonra duman halinde olan göğe yöneldi.” Diyorlardı ki; “nasıl olsun dünyanın üzerinde duman, niye olsun ki? Sonsuzdan beri var dünya zaten. Dumanda da hiçbir canlı yaşamaz. Öyle bir şey olmaz diyorlardı” Ne oldu? 1400 sene sonra Kuran’ın dediğini bütün ateist bilim adamları kabul ettiler. Dediler ki; “yeryüzü ilk yaratıldığında her yer duman kaplıydı. Sonra o dumanlar çekildi, atmosfer oluştu” dediler. Bakın, Kuran’ın dediğine sonunda geldiler. Kuran’da diyor ki Cenab-ı Allah; “yaratılışta biz her şeyi yoktan yarattık.” Böyle pis pis sırıtıyorlardı. “Yoktan yaratılır mı, nasıl olur?” diyorlardı. Gülüyorlardı, alay ediyorlardı. 1400 sene sonra modern fizik açıkladı. “Sıfır hacimdeki bir şeyden madde yaratıldı” diyorlar. Sıfır hacim ne demek? Yok. Niye böyle süslü konuşuyorsunuz? Sıfır hacim, ne demek sıfır hacim işte. Yokluktan yaratılmış, değil mi?Peki diyorum, daha önce zaman var mıydı? “Yoktu” diyorlar. Mekan var mıydı? “Yoktu” diyorlar. O zaman Kuran ne diyor?“Zaman ve mekan sonradan yaratıldı” diyor Cenab-ı Allah. Kuran’ın dediğine geldiniz mi sonunda? Geldiniz. Hani hurafeydi haşa, değil mi? Hani siz doğru söylüyordunuz? Bak, Kuran’ın dediği doğru çıktı. Allah’ın dediği doğru çıktı. Dönüp dolaşıp gelip Kuran’ın dediğine tabi oluyorlar.
SUNUCU:Ankara’dan Canan Hanım sormuş bu soruyu. “İyi akşamlar, saygıdeğer Hocam. Bugün okuduğum bir ayette ‘böylece onun (Süleymanın) ölümüne karar verdiğimiz zaman, ölümünü, onlara, asasını yemekte olan bir ağaç kurdundan başkası haber vermedi. Artık o, yere yıkılıp-düşünce, açıkça ortaya çıktı ki, şayet cinler gaybı bilmiş olsalardı böylesine aşağılanıcı bir azap içinde kalıp-yaşamazlardı.’ Sebepler dahilinde bir kurdun asayı yemesinin uzun bir süre alacağını düşündüm. Bu konuda sizin yorumunuz nedir? Bir de ayetin sonunda geçen ‘cinler gaybı bilmiş olsalardı böylesine aşağılanıcı bir azap içinde kalıp-yaşamazlardı’ bölümünü açıklayabilir misiniz?”
ADNAN OKTAR:Şeytandan Allah’a sığınırım.“ Böylece onun (Süleymanın) ölümüne karar verdiğimiz zaman,” yani ölmüş, Allah rahmet etsin, “ölümünü, onlara, asasını yemekte olan bir ağaç kurdundan başkası haber vermedi. Artık o, yere yıkılıp-düşünce, açıkça ortaya çıktı ki, şayet cinler gaybı bilmiş olsalardı böylesine aşağılanıcı bir azap içinde kalıp-yaşamazlardı.” Bir kere ayetin son kısmını açıklayayım. Hz. Süleyman (a.s.) hem cinlere, hem şeytanlara tam hakim olmuştu. Tam anlamıyla emrindeydiler. Çok harika bilgilere sahip cinler. Yani bizim bildiğimiz fizik kanunlarına tabi olmadıkları için onların apayrı bir teknoloji anlayışı ve apayrı bir hayat modeli var. Bunu insanlara sunduklarında yepyeni bir alem meydana gelmiş oluyor. Çok şaşırtıcı bir bilgiye sahipler. Çok şaşırtıcı imkanlara sahipler. Bunları o devirde işte Hz. Süleyman (a.s.)’nın emrine sunmuş oluyorlar. Allah’ın dilemesiyle. Mehdi (a.s.) devrinde de olacaktır bu. Geçen günlerde söyledim, başparmaktan dörtgen şekilde bir ekran oluşması ve ilgili olayın parmak üzerinde görülmesi apayrı bir sistem bu, çok acayip bir şey bu. İnsanın hiç alışmadığı bir şey. Ama biz internette, bilgisayarda bir görüntünün oluşması çok normal görüyoruz. Ama insanın başparmağında böyle bir görüntünün oluşması, üstelik kablo, mablo bir şey de yok. Elektrik de kullanılmıyor. Belirli yazıların, belirli duaların okunmasından sonra Allah’ın tabii yaratması o. İlgili görüntünün oluşması çok şaşırtıcı. Hayret verici. Süleyman devrinde bu ve buna benzer çok fazla harika olay olduğunu anlıyoruz. Fakat bu tabii alışma meselesi. Eğer alıştırılarak toplum bu sisteme doğru götürülürse cinleri de çok makul göreceklerdir. Yani mesela diyorlar ya uzaylılar falan. Hakikaten gelse uzaylılar öyle bir şey olsa. İnsanlarla konuşsalar alışırlar. Çok makul görürler. Yani alışmaları en fazla birkaç gün sürer. Birkaç gün heyecanını yaşarlar. Cinlere de öyle yani çok çabuk alışır insanlar. Öyle zannedildiği gibi değil, şu an korkuyorlar ama öyle değil.
SUNUCU:Çoğu insan korkuyor.
ADNAN OKTAR:Korkmalarının tabii çeşitli nedenleri var, inşaAllah. “Sebepler dahilinde bir kurdun asayı yemesinin uzun bir süre alacağını düşündüm. Bu konuda sizin yorumunuz nedir?” Şöyle olabilir, bu asa Hz. Süleyman (a.s.)’a silsile yoluyla gelmiş Peygamberlere ait bir asa olabilir. Mesela Hz. Musa (a.s.)’nın asası da olabilir. Böyle bir durumda çok uzun süre alacağı için, o süre içerisinde Cenab-ı Allah’ın orada görevlendirdiği bir kurt. Asanın içerisinde sürekli hareket halinde. O onun farkına varmayabilir yahut farkındadır. Ama uzun yıllar sürer. Mesela 100, 200 yıllık, 300 yıllık mobilyalar oluyor. Nitekim de bir süre sonra onların hakikaten kurt yeniği olduğunu görüyoruz. Yani eski olan eşyalar da bu daha çok olur. Değil mi? Yani çok eski olanlarda aşağı-yukarı mutlaka vardır. O zaman asanın çok eski olduğunu anlıyoruz. Çok makul yani öyle bir noktaya, raddeye gelir ki bir süre sonra o kırılır. Hz. Süleyman (a.s.) ayakta ve asaya dayanarak cinleri yönlendiriyor. Cinler de onu ayakta zannediyorlar. Hakikaten hayatta zannediyorlar. Ondan çok korktukları için; Allah’tan korkmuyorlar, Hz. Süleyman (a.s.)’dan korkuyorlar. Hz. Süleyman (a.s.)’ın onlara karşı tehditleri çok keskin çünkü, Kuran’da da bu görülüyor. Hz. Süleyman (a.s.)’dan çok çekiniyorlar. O da ayakta olduğu için onu sağ zannediyorlar. “Eğer” diyor Allah, “gerçekten bilgi sahibi olsalar onun öldüğünü bilmeleri gerekiyordu” diyor Allah. Yani onların nasıl aciz varlıklar olduğunu söylemiş oluyor Cenab-ı Allah. Normalde bir ölüyü, ölmüş bir insanı bilmesi lazım, cinin. Maden o kadar detaylı bilgiye sahip. Ancak asa kırılıp, Hz. Süleyman (a.s.) düştüğünde anlıyorlar Hz. Süleyman (a.s.)’ın vefat ettiğini. O vakte kadar da bayağı gayret ediyorlar, çalışıyorlar. Faaliyetlerine devam ediyorlar. Ama bu tabii çok çok uzun bir süre değildir. Belirli bir süredir, inşaAllah. O kısa süreyi Allah onların aczini göstermek açısından insanlara bunu bildiriyor. Birçok şeyi mesela geleceği bilmezler. Atar, tutarlar ama bilmezler. Ama geçmişi bilir cinler. Ama her şeye de hakim değildirler. Allah “Benim kontrolümdedir” anlamında bir açıklama yapmış burada. “Her şeyi Ben bilirim. Onlara da Ben gerekli bilgiyi veriyorum.” Onlar da Hz. Süleyman (a.s.)’nın vefatını bilmek son derece kolayken bunu bilememişlerdir. Dolayısıyla cinlerin bir gücü yoktur, anlamında Allah’tan bize bir mesaj olarak anlıyorum. Canan Hanım’a da bunu bu kadar açıklayayım. Bu konu tabii içinde çok fazla sır bulunduran, çok kapsamlı bir konu. Ben bunun şu an bu kadarını açıklıyorum. Yani o kurdun mahiyeti, asanın mahiyeti, Hz. Süleyman (a.s.) neden oradaydı? Değil mi? Cinlerle bağlantısı ne şekildeydi? Bunlar apayrı konulardır, inşaAllah. Fakat bu soru bu olduğu için ben bunu bu kadarla bitireyim, inşaAllah.
Biraz ara verelim sonra yine devam edeceğiz, inşaAllah.
SUNUCU:Kaldığımız yerden devam ediyoruz, izleyicilerimiz. Bu arada HarunYahya.Tv sitesinden 24 saat yayınlarımızı takip edebilirsiniz. Bu hatırlatmamızı da yaptıktan sonra tekrar Hocamıza dönelim.
ADNAN OKTAR:Teşekkür ederim. Biraz Tevrat’tan Musevi kardeşlerimize güzel sözler edelim. Açtım bu sayfa çıktı, ben de onu hikmetli, hayırlı gördüğüm için anlatıyorum. Süleyman’ın özdeyişleri, 31:9; “Ağzını aç ve adaletle yargıla,” adaletli ol, “mazlumun, yoksulun hakkını savun.” Şimdi Filistin’de halk mazlum mu? Mazlum. Yoksul mu? Yoksul. Ne diyor Allah? “Hakkını savun.” Değil mi? “İyilik etmeyi öğrenin, adaleti gözetin” diyor Allah. “Zorbayı yola getirin.” Zorbalık ne yapıyor? Adam öldürüyor. Bu bir zorbalıktır. “Onu yola getirin” diyor Allah. “Öksüzün hakkını verin,” orada binlerce öksüz var. Değil mi? “Dul kadını savunun.” Eşlerini kaybetmiş çok fazla orada insan var, “dul kadını savunun” diyor. İstisna yapmamış Allah, hepsi için söylüyor. (Yeşaya, 1:17) “Rab şöyle diyor: "Adil ve doğru olanı koruyup yerine getirin.” Yani adil neyse, doğru olan neyse onu koruyup, onu yerine getirin. “Dünyada iyilik yapanın, adaleti, doğruluğu sağlayanın, Ben Rab olduğumu anlamakla ve Beni tanımakla övünsün övünen. Çünkü Ben bunlardan hoşlanırım" diyor Rab.” (Yeremya, 9:24) “Rab şöyle diyor: "Her sabah adaleti uygulayın. "” Sabah ilk kalktığında akşama kadar adaleti uygulayacak. Soyguna uğramış kişiyi zorbanın elinden kurtarın." Orada onlar talana uğruyorlar, çok ızdırap çekiyorlar. Ne diyor Allah? “Soyguna uğramış kişiyi zorbanın elinden kurtarın." Zorba nedir? Adam öldürene derler, değil mi? Zulmedene derler. (Yeremya, 21:12)Rab diyor ki: "Adil ve doğru olanı yapın.Soyguna uğrayanı zorbanın elinden kurtarın. Yabancıya, öksüze, dula haksızlık etmeyin,” Bakın yabancıya. Şimdi onları yabancı olarak görüyorlar mı? Görüyorlar. Tamam. “Öksüze, dula haksızlık etmeyin.”Şimdi hak mı çekip vurmak, alnına kurşun sıkmak? Değil mi? Hak diyorsa konuşalım, haksızlık diyorsa Tevrat’ta Cenab-ı Allah açıklıyor. “Yabancıya,” Filistinliler, onları yabancı olarak görüyor. Bak “yabancıya, öksüze,” öksüz onlar, oradaki kadınlar da dul, “dula haksızlık etmeyin, şiddete başvurmayın. Adamın kafasına kurşun sıkmak şiddet değil mi? Bak “şiddete başvurmayın. Burada suçsuz kanı dökmeyin.” “Burada suçsuz kanı dökmeyin.” Ne suçu vardı o liseli çocuğun? Ne yapmış? Yardım götürüyor. 4 tane birden kurşun alnına, değil mi? Bak ne diyor Cenab-ı Allah; “burada suçsuz kanı dökmeyin.” Haram demek ki, değil mi? (Yeremya, 22:3) Bak, üstelik Allah çok detaylı, tekrar tekrar söylüyorum. “Yabancıya, öksüze, dula haksızlık etmeyin,şiddete başvurmayın. Burada suçsuz kanı dökmeyin.” (Yeremya, 22:3) Evet. Bak diyor ki; “Kötüler adaletten anlamaz” diyor Allah. (Süleyman'ın Özdeyişleri, 28:5) “Kötüler adaletten anlamaz, Rab'be yönelenlerse” yani mümin olanlarsa, Allah’tan korkanlarsa “her yönüyle anlar” diyor. İşte “onun için dindar bir Musevi anlar, bunları yapmaz” diyor. Delil inşaAllah. “Ne mutlu adalete uyanlara,sürekli doğru olanı yapanlara” diyor. (Mezmurlar, 106:3) “Ağzını aç ve adaletle yargıla,mazlumun, yoksulun hakkını savun.” “Davalarda adaletle karar verin” diyor. (Yasa'nın Tekrarı, 1:17) “Yargılarken kimseyi kayırmayın.” “Bu kral bilgece egemenlik sürecek, ülkede adil ve doğru olanı yapacak.” Kral Mesih, Mehdi (a.s.)’ye işaret eden bir hüküm (Yeremya, 23:5) “Kötü kişi, yaptığı kötülükten döner,adil ve doğru olanı yaparsa,” Biz de ne diyoruz İsrail’e?Özür dileyin, pişmanlığınızı açıklayın, bu tavırdan da vazgeçin.(Hezekiel, 33:19) “Kötü kişi, yaptığı kötülükten döner, adil ve doğru olanı yaparsa,” adaletli ve doğru hareket yaparsa, “yaptığı bu işlerle yaşayacaktır.” Yani “artık bundan sonra doğru yolda devam edecektir” diyor. “Egemen Rab şöyle diyor: "Yeter artık.” Bakın Tevrat’tan (Hezikiel, 45:9) "Yeter artık... Zorbalığı, baskıyı bırakın.” Bizde diyoruz ki; Filistin’de bırakın çoluk çocuğu. İlaçları da gelsin, rahat yaşasınlar, değil mi? Yahut ne ise oradaki durum. “Adil ve doğru olanı yapın.” “Adalet su gibi, doğruluk ırmak gibi sürekli aksın” diyor (Amos, 5:24) Mesela sırf şu hükmü uygulasalar yeter. Değil mi? Bakın; “Egemen Rab şöyle diyor:” Her şeye egemen olan Rab, Allah “Yeter artık.” Demek ki sürekli yapıyorlar ki, daha önce de yapmışlar ki Allah bunu söylüyor. “Yeter artık...Zorbalığı, baskıyı bırakın.” Sürekli milletin kafasına silah dayayarak olmaz. “Baskıyı bırakın.Adil olanı yapın.” (Hezekiel, 45:9) Ama tabii karşılıklı bunun olması lazım. Yani Müslümanlar da, şefkat, merhamet ve sevgiyle yaklaşacaklar. Koruyup, kollayıcı olacaklar. Dindar Musevileri böyle kardeşleri olarak bağırlarına basacaklar. Onlara zarar gelmemesi için; canlarına, mallarına zarar gelmemesi için özen gösterecekler. Karşılıklı bir muhabbet ve dostluk ortamı olacak. Kimse kimseye kuşkuyla bakmayacak, tedirgin olmayacak, önyargılı olmayacak. Tek yanlı olmaması tabii çok önemli olduğu için ayrıca söylüyorum. Çünkü Kuran’da Cenab-ı Allah hemen hemen her sayfasında, değil mi? Cenab-ı Allah adaletten bahseder. Mesela Bismillah, diyor ki Allah Yunus Suresi, 36; “onların çoğunluğu zandan başkasına uymaz. Gerçekten zan ise, haktan hiçbir şeyi sağlayamaz.” Bak Allah hemen hakkın, adaletin üzerinde duruyor Cenab-ı Allah “Şüphesiz Allah, onların işlemekte olduklarını bilendir.” Mesela zan, ne diyor? “Geminin içinde silah olduğunu düşünüyoruz” diyor. Bu bir zandır. “Onların çoğunluğu zandan başkasına uymaz. Gerçekten zan ise, haktan hiçbir şeyi sağlayamaz. Şüphesiz Allah, onların işlemekte olduklarını bilendir.” Öyle bir yapalım ki zan ortadan kalksın. Yani tam güven verelim. Ne silahlar konuşsun, ne bombalar patlasın, ne canlar yansın. Dolayısıyla kötü zanda ortadan kalksın. İnşaAllah. “Eğer seni yalanlarlarsa, onlara de ki: "Benim yaptıklarım benim, sizin yaptıklarınız sizindir." ” Tam bir demokrasi, karışmıyor. “Siz benim yaptıklarımdan uzaksınız ve ben de sizin yaptıklarınızdan uzağım.” “Allah’a hesabını vereceğiz” diyorlar. “Onlardan seni dinleyecekler vardır. Ama hiç duymayan -sağırlara -üstelik hiç akılları ermiyorsa- sen mi duyuracaksın?” diyor Allah. Akılları da ermiyor, anlatıyorsun dinlemiyor. “Ve sana bakacak olanlar vardır. Ama kör olanları -üstelik basiretleri de yoksa- sen mi doğru yola ulaştıracaksın?” Adam ölü, canlı zannediyorsun ama ölü. Gözü var görmüyor, kulağı var işitmiyor, kalbi var yani iç dünyası yani şuuru var ama anlamıyor. Kör. “Şüphesiz Allah insanlara hiçbir şeyle zulmetmez” diyor Allah. “Ancak insanlar kendi nefislerine zulmediyorlar.” Mesela o onu düşman zannediyor, o onu düşman zannediyor. Halbuki kardeş olsalar, barışsalar, birbirlerini bağırlarına bassalar. Karşılıklı affedicilik olsa konu bitecek. İşte bunu Mehdi (a.s.) sağlıyor. “Şüphesiz Allah insanlara hiçbir şeyle zulmetmez” diyor Allah. “Ancak insanlar kendi nefislerine zulmediyorlar.” Bütün dünyada karmaşa, terör, anarşi, hayat pahalılığı; hep insanların kendi kendilerine zulmetmesinden oluyor bunlar. Çünkü Mehdi (a.s.) geliyor, Hz. İsa (a.s.) nüzul ediyor. Birdenbire kesiliyor. Çünkü insanların kendi nefislerine zulmetmesi ortadan kalkıyor. Savaş kalkıyor, terör kalkıyor. O, onu öldürmek için hazırlık yapıyor; o, onu öldürmek için hazırlık yapıyor. İnsan öldürmek için harcanan para dünyadaki fakirleri yani yüz kere doyurur. Yüz kere. Bakın, insan öldürmek için harcanan para, harcanan teknoloji, zaman israfı, malzeme, mühimmat; dünyada muazzam bir sanayi adam öldürmek için çalışıyor dünyada. Binlerce fabrika adam öldürmek için silah imal ediyor.
SUNUCU: Ülkelerde savunma harcamalarına yapılan yatırım sosyal devlet anlayışına uygun durumlara uygulansa çok daha güzel olacak; vatandaşların durumu, her şey. Ama savunma harcamaları her zaman, her ülkede kapalı kara kutudur, bilinmez ve milyonlar, dolarlar, eurolar yani inanılmaz paralar harcanır. Oysaki Afrika’da da işte insanların halini her gün görüyoruz. Bunu daha söylemeye gerek bile yok.
ADNAN OKTAR: Mesela Amerika’nın savunma harcamalarını, silaha verdiği parayı ve emek neyse, Afrika’ya yatırmış olsa Afrika’da inanılmaz bir zenginlik, inanılmaz bir bolluk oluşur. Binalar, hastaneler, okullar, yiyecek-içecek… Sefalet, açlık tamamen kalkar. Sırf Fransa’nın, sırf Almanya’nın bile askeri harcamasını versen konu biter. Sırf Afrika’yı bitirir. Kökünden halleder. Bir ülkenin yani Avrupa’nın herhangi bir ülkesinin askeri harcaması bir kıtayı olduğu gibi kurtarır. Akıl almaz harcama yapıyor. “Her ümmetin bir resulü vardır.” “Bir elçisi vardır” diyor Allah. Yani bir Mehdi (a.s.)’si, bir mürşidi. “Onlara resulleri geldiği zaman,” tabii Peygamberlere işaret ediyor ama aynı zaman da Mehdilere, mürşitlere de işaret ediyor. “Onlara resulleri geldiği zaman, aralarında adaletle hüküm verilir.” Demek ki Mehdi (a.s.)geldiğinde adaletle hüküm verecek, hadislerde bu en önemli konu olarak, Mehdiyette en önemli konu olarak ele alınıyor. Adalet. “Ve onlar zulme uğratılmazlar.” Yani ne İsrail’de meydana gelen bu olaylar, zulüm meydana gelecektir, ne Afganistan’da, ne Irak’ta, ne Çeçenistan’da, ne Moro’da, ne diğer yerlerde. Mesela Filistin’de bir olay olur, kardeşlerimizin bir kısmını şehit ettiler. Çok müteessir olduk, rahatsız olduk. Müteessir derken, vicdanen çok rahatsız olduk. Peki; Müslüman, mümin kardeşlerimiz bir tek İsrail’de mi şehit oluyor? Yo. Moro’da, Çad’da, Doğu Türkistan’da… Doğu Türkistan’da yüz bin kişi, elli bin kişi, yirmi bin kişi bir gecede yok oluyor. Mesela topluyorlar halkı götürüyorlar. Çin hükümetine itiraz yok. Avukat tutsan, avukatını uçururlar zaten. Avukat diye bir şey yok. Hakim, savcı hepsi onların kontrolünde adamların. Mesela genç kızları toplamışlar geçen günler, binlerce Doğu Türkistanlı genç kız. Hangi bölgeye, nereye götürdükleri, ne amaçla götürdükleri bilinmiyor. Çocuklar kayboldu. Binlerce genç kız. Hemşerim, arkadaşım diyoruz, nereye götürüyorsun diyorsun, “sana ne diyor” adam. Cevap yok. Dilekçe yazsan savcılığa, gülerler adama yani Çin’de. Espri gibi bir şey, şaka gibi yani. Mahkemeye gitsen, hakim zaten cellat gibi yani. Hepsi aynı takım. Mesela Çeçenistan’da her gün gençler şehit ediliyor.
Şeytandan Allah’a sığınırım. “De ki: "Düşündünüz mü hiç, eğer O'nun azabı size gece veya gündüz gelse, suçlu-günahkarlar, bunu ne diye erkene almak istiyorlar?" Gerçekleştikten sonra mı O'na iman edeceksiniz?” Yani “Allah belanızı verdikten sonra mı iman edeceksiniz” diyor Cenab-ı Allah. “Hemen şimdi mi? Oysa siz, onun (azabın) erkence gelmesini istiyordunuz.” Genelde insanlar bir beladan sonra iman ederler, bilirsiniz. Sıkı sıkıya İslam’a sarılırlar, Kuran’a sarılırlar.
SUNUCU:Başları sıkışınca akıllarına gelir.
ADNAN OKTAR:Değil mi? Bol bol vaktin varken neden yapmazsın? Neden Allah’ı deniyorsun, güya kendince, haşa? Değil mi? “Sonra o zulmetmekte olanlara: "Sürekli azabı tadın" denilecek. Kazandıklarınız dışında, bir başka şeyle mi cezalandırılacaktınız?"” diyor Allah. “Sürekli azap göreceksiniz” diyor Allah. “"Bu bir gerçek mi?" diye senden haber soracaklar. De ki: "Evet, Rabbime andolsun ki, şüphesiz gerçektir ve sizler aciz bırakacak değilsiniz."” Yani “Allah’ı siz dururamazsınız” diyor. “Bu olay mutlaka gerçekleşir” diyor ayette.
Şeytandan Allah’a sığınırım. “Senin içinde olduğun herhangi bir durum,” mesela biz burada duruyoruz, “onun hakkında Kuran'dan okuduğun herhangi bir şey” mesela ben Kuran’dan bir bölüm okuyorum, değil mi şu an? “ve sizin işlediğiniz herhangi bir iş yoktur ki,” Allah için tebliğ yapıyoruz, değil mi? “Ona (iyice) daldığınızda,” dikkatinizi verdiğinizde, “Biz de sizin üzerinizde şahidler durmuş olmayalım.” “Ben sizi şu an seyrediyorum” diyor Allah. Şu anda da bizi seyrediyor Allah ve dinliyor ve bizi konuşturuyor. “Yerde ve gökte zerre ağırlığınca hiçbir şey Rabbinden uzakta (saklı) kalmaz.” Yani buradaki atomların dönüşüne varıncaya kadar, “hepsi Benim bilgim, kontrolüm dahilinde” diyor Allah. “Bunun daha küçüğü de, daha büyüğü de yoktur ki, apaçık bir kitapta (kayıtlı) olmasın.” “Nötronların, protonların dönüşüne varıncaya kadar hepsi kaderde bir kitapta yazılıdır” diyor Allah. Levh-i mahfuz’da, inşaAllah. “Haberiniz olsun; şüphesiz göklerde kim var, yerde kim var tümü Allah'ındır.” Göklerde kim var? Hz. İsa (a.s.) var. Yerde kim var? Mehdi (a.s.) var. Kime ait bu insanlar? Allah’a aitler. Değil mi? Onlardaki sudur eden güç Allah’ta, inşaAllah. Tabii ayetin işari anlamı. Yoksa, bu çok geniş anlamlı bir ayet. İkinci işari anlamını söylüyorum. “Haberiniz olsun; Allah'ın velileri, onlar için korku yoktur, mahzun da olmayacaklardır.” Yani Mehdi (a.s.), Hz. İsa (a.s.), her kim olursa olsun; mümin olan, veli olan kim varsa Allah kesin garanti veriyor; “onlar için korku yoktur” diyor Allah. Çünkü bir tek Allah’tan korkuyor onlar, hiçbir şeyden korkmazlar. “Mahsun da olmayacaklardır” diyor Allah. Yani hüzünlenmezler, üzülmezler, korkmazlar. Mümin alametidir bu ama “Allah’ın velileri için olan bir durum bu” diyor. Eğer mümin hüzünlenmiyorsa ve Allah’tan başka hiçbir şeyden korkmuyorsa Allah’ın velisi olduğuna dair bir alamet oluşmuş demektir. Yani ciddi bir alamet oluşmuş demektir. Bak, Allah’tan başka hiçbir şeyden korkmadığını kendi görüyorsa, Kuran’ın ifadesine göre “mahsun da” olmuyorsa, hüzünlenmiyorsa, velayet alameti oluşmuş oluyor. İnşaAllah. Ümit ve korku arasında olabilir ama bir alametin oluştuğu da net, inşaAllah. Bak, Allah detay veriyor; “onlar iman edenler” bir kere iman edenler, “iman edenler ve (Allah'tan) sakınanlardır.” “Helale, harama dikkat ederler” diyor Allah. “Müjde, dünya hayatında ve ahirette onlarındır.” Burada tam anlamıyla Mehdi (a.s.) de tarif edilmiş oluyor, Hz. İsa (a.s.) da tarif edilmiş oluyor. Çünkü müjde var dünya hayatında; Mehdi (a.s.) için de, Hz. İsa (a.s.) için de. Ahirette de her ikisi de inşaAllah, Allah’ın dilemesiyle Cennetteler. “Allah'ın sözleri için değişiklik yoktur. İşte büyük 'kurtuluş ve mutluluk' budur.” Bak, kurtuluş demiyor Allah, “büyük kurtuluş ve mutluluk budur.” Eğer gerçek mutluluğu arıyorsanız, bu bilginin içinde olduğunu anlamanız gerekiyor diyor Allah. Yani buna da işaret var. Tabii biz mutlu olalım diye iman etmeyiz. İman ettiğimiz için mutlu oluruz ama iman eden de hem kurutuluş içinde oluyor gerçek anlamda, bir de mutlu oluyor. Yani bu da bir velayet alameti yani mutlu olması. Mutluysa hüsn-ü zan etsin, inşaAllah. Bakın; korkmuyor Allah’tan başka hiçkimseden, mahsun olmuyor, üzülmüyor ve mutlu. Zaten bu imanın gereğidir. Bir insan Yüce Allah’a tam teslim olduğunu biliyorsa, her şeyin ondan olduğunu biliyorsa, bütün tecellilerin ondan olduğunu biliyorsa, neye üzülebilir? Yani nasıl yapsın bunu? Normal bir akılla yapamaz ki bunu bir insan? Ve nasıl korksun başka bir şeyden? Çünkü mesela elinde baltayla birisinin geldiğini düşünelim. Allah yaratır, onu da Allah yaratır. Korkulacak olan Allah’tır. Değil mi? Sen sebebe sarılırsın. Ama mümin korkmaz, inşaAllah. Bakın Kuran’ın içerisine Allah sırları nasıl gizlemiş, dikkatlice bakmayan bunu göremez. “İşte büyük kurtuluş” insanlar hep kurtulma peşinde, değil mi? Mesela acıdan elemden, sıkıntılardan zorluklardan, kurtulmanın peşinde değil mi insan?
SUNUCU: Evet her zaman.
ADNAN OKTAR:Allah diyor bakın. “İşte büyük kurtuluş ve mutluluk budur.” “Kurtulmak istiyorsan budur” diyor Allah. Kurtuluşu arıyorsan. “Onlar iman edenler ve Allah’tan sakınanlardır” diyor. Allah’tan sakınacak. Gerçek imanı bulacak. Allah’ı arayan bulur. Aşkla talep ederse Allah ona o imanı verir, inşaAllah. Bakın arkasından diyor ki Allah; “onların sözleri seni üzmesin.” Şimdi yukarıya bakıyoruz ayete. “Mahzun olmayacaklar” diyor. Burada ne diyor Cenab-ı Allah? “Onların sözleri seni üzmesin.” Demek ki mümin insanların sözlerinden dolayı üzülmez. Bu bir hastalıktır, bozukluktur. “Şüphesiz izzet ve gücün tümü Allah’ındır.” Yani izzet-i nefsine ağır gelen bir şey olduğunda veya güçsüz olduğunu düşündüğünde, bunu “yanlış düşünmüş olursun” diyor Allah. “Bütün güç bana ait” diyor ve “izzet de bana ait” diyor. “İzzeti vermek de bana aittir.” Yani “onur ve şerefi ben veririm size” diyor Allah. Değil mi? “Güç de tamamen benim kontrolümdedir” diyor, bana aittir diyor ve “işitenim Ben” diyor. Bak, “O işitendir ve bilendir” diyor. “Hepsini Ben bilirim” diyor Allah ve bütün konuşmaları “Ben işitiyorum” diyor Allah. Yani “Benim bu gücümü, vasfımı çok iyi bileceksiniz ve unutmayacaksınız” diyor Allah. “Haberiniz olsun” diyor Allah. “Haberiniz olsun.” Allah haber veriyor. Dikkat çekiyor. “Şüphesiz göklerde kim var, yerde kim var tümü Allah’ındır.” Yani bir kul diyecek ki, “ben de Allah’a aidim” diyecek. Yani kendine ait olarak inanmayacak. Çünkü bedeni kendi mülkü, malı zannediyor insanlar. Allah “Bana ait” diyor “bedeniniz.” “Ruhunuz da bana ait” diyor. O zaman ne oluyor? Niçin ölüm anında niçin bas bas bağırıyorsun. Allah’a ait değil mi o beden, alıyor. Ruh Allah’a ait değil mi? Onu da alıyor. Sana ne oluyor o zaman. Sana da sormadığına göre verirken o bedeni. Değil mi, sormadı? Ruhunu verirken de sormuyor. Sahibi kimse hüküm O’nundur. “Allah'tan başkasına tapanlar bile, şirk koştukları varlıklara ve güçlere (gerçekte) uymazlar. Onlar yalnızca bir zanna uyarlar ve onlar ancak ‘zan ve tahmin de bulunarak yalan söylemektedirler.’” Hem Darwinistlere bakıyor, hem materyalistlere bakıyor, hem de nefsini put edenlere de bakmış oluyor ayet. Çünkü yalan söylüyor. “Bu beden bana ait” diyor. Sana ait değil, Allah’a ait. “Ruh da bana ait” diyor. Sen nasıl beden yapacaksın? Kendi bedenini kendin mi yaptın? Yok. Bir yerden mi buldun sen? Yok. Allah sana verdi Allah’a ait. Ruh? “Ruhtan size az bir bilgi verildi” diyor Allah. Ruh hiç açıklanamıyor zaten. Bilim adamlarının hepsinin felç oldukları nokta ki, ruh asıl insandır zaten. Darwinistler asıl insandan bahsetmiyorlar da kalıptan bahsediyorlar. Etinden bahsetmeye başlıyorlar. Kemiğinden bahsediyorlar. Etinin, kemiğinin nasıl olduğundan anlatıyorlar. Eti-kemiği morgda da var, eti-kemiği. Kasapta da var, et-kemik de bir şey yok. Asıl insan ruhtur. Sen bizi ruhu anlat. “Bizim o konuda bir bilgimiz yok” diyor. O zaman hiç konuşmaman lazım senin. Değil mi? Bedenini de zaten açıklayamıyorsun. Bedende de sadece yalan söylüyorsun, başka bir şey yok. Bol bol tesadüf yalanı söylüyorsun. Beden nasıl oldu? Diyoruz. “Tesadüf.” Protein nasıl oldu? “Tesadüf.” Hücre nasıl oldu? “Tesadüf.” Şu nasıl oldu? “Tesadüf.” Bak, “Onlar ancak ‘zan ve tahminde bulunarak yalan söylemektedirler’” diyor Allah. ‘Zan ve tahmin.’ “Herhalde tesadüfen oldu” diyorlar. Bu bir zandır ve tahmin. “Deki: ‘Allah hakkında yalan uydurup iftira edenler kurtuluşa ermezler.’” Bakın hep Allah kurtuluştan bahseder Kuran’da. İnsanlar da kurtuluş deyince sanki müphem bir şey zannediyorlar. Halbuki insanlara kendi kurtuluşundan bahsediyor. Dolayısıyla toplumun ve dünyanın da kurtuluşundan bahsetmiş oluyor. İnsanlar hep bir kurtuluş arayışı içerisinde değil mi? Kendini kurtarmaya çalışıyor, toplumu kurtarmaya çalışıyor, ailesini kurtarmaya çalışıyor, sevdiklerini kurtarmaya çalışıyor. Allah diyor ki; “Deki: ‘Allah hakkında yalan uydurup iftira edenler kurtuluşa ermezler.’” Darwinistler o yüzden hakim oldukları ülkelerde o milleti o insanları mahvedip, batırıyorlar ve o toplum kurutuşa ermiyor. Ne manen ne maddeten. Batmış oluyorlar. Ne diyor Allah? Şeytandan Allah’a sığınırım. “Deki:” “Söyle” diyor Allah onlara; “Allah hakkında yalan uydurup iftira edenler,” nasıl yalan söylüyor? “Tesadüfen oldu” diyor. Allah “Ben yarattım” diyor. O da “tesadüfen oldu” diyor. “Allah hakkında yalan uydurup iftira edenler kurtuluşa ermezler.” “Ben onları kurtuluşa erdirmem” diyor. Gösteriyor mu Allah? Gösteriyor. Her yerde ekonomik kriz, her yerde perişanlık. Bakın yüzyıllardan beri insanlar sürünüyorlar. Kurtuluşa eremiyorlar. Tek sebebi bu işte. Allah hakkında yalan uydurulup iftira edilmesi ve Allah’a tam tabi olunmaması. Bak uzun uzun zaten ayette de açıklamıştık. İman etmelerini istiyor Allah, sakınmalarını istiyor, korkmamalarını istiyor, mahzun olmamalarını istiyor, izzet ve gücün tümünün Allah’ın olduğunu bilmelerini istiyor ve “her şeyi Ben işitiyor ve biliyorum ve hepsi de Bana ait” diyor Allah. “Onlar için dünyada geçici bir meta vardır.” Diskolarda, orada, burada eğlenirler, işte arkadaşlarıyla giderler, geçici bir meta. Geçici bir beden veriliyor, et-kemik veriliyor. Ağız-burun veriliyor, kol-bacak veriliyor. “Sonra dönüşleri bizedir. “ Sonra bunlar ölüyor, toprağın altına Allah bunların hepsini koyuyor. Üstlerini de örtüyor Allah, toprakla. “Nerede senin malın?” diyorsun toprağın altındakine. İşte “20-30 km ötede, falanca semtte, malım” diyor. “Sen niye buradasın?” diyoruz. “Toprağın altındayım ben” diyor. “Bilgisayarın nerede?” diyoruz, “evde kaldı” diyor. “Arkadaşlarınla chatleşmiyor musun?” diyor Facebook’a girip. “Mümkün mü?” diyor. “Toprağın altında kıpırdayamıyorum ki” diyor. “Simsiyah karanlığın içindeyim” diyor. “Yat nerede?” diyor, “limanda” diyor. “Sen neredesin?” “Toprağın altındayım” diyor. “Sen bayağı bir büyükleniyordun” falan diyorsun. “Büyüklenecek halim kalmadı” diyor. “Şişmeye başladım” diyor. Değil mi? Ve dünyanın en iğrenç kokusu oluşuyor mezarın içerisinde ve yavaş yavaş parçalanarak insan ölmeye başlar. Değil mi? Bak “dünyada geçici bir meta (vardır.) Allah buna dikkat çekiyor. Geçici. “Sonunda ben böyle yaparım” diyor Allah. “Sonra dönüşleri Bizedir.” Ruhlarını alıyor. Ruhunu kendine çekiyor, getiriyor Allah, kabzediyor. “Sonra da inkara sapışları dolayısıyla onlara şiddetli azabı taddıracağız.” Hani pervasızlık, züppelik yapıyordun sen. Hani sana güç yetirilmezdi. Hani Kuran’la dinle alay eden kitaplar yazıyordun. Böyle züppelik yapıyordun. Hani Taksim’de it-kopuklar sapıklarla böyle geziyordun. Değil mi? Hani böyle barlarda içip böyle kepazelik çıkartıyordun. Dine, İslam’a ağzına gelen sözü söylüyordun, haşa. Peki, bu şiddetli azaptan nasıl o zaman kurtaracaksın kendini? Bir kere mezarın altına girmekten kurtaramadın, bir. Toprakta parçalanmaktan da kurtulamadın, bu kadar büyüklenmene rağmen. Canını yaka yaka, sopayı yiye yiye canını da verdin, teslim oldun, değil mi? Ahiret yok zannediyordun, bir de baktın ki birden başka boyuta geçtin. Uyanır gibi kalktın, değil mi ? Hani Ahiret yoktu. Demek ki varmış. “Pişmanım” diyor. Allah da diyor; “sana gerekli süre verilmedi mi?” diyor. “Verildi” diyor. Cenab-ı Allah diyor; “yine dönse yine aynı şeyi yapar” diyor. Çünkü unutturulup gönderilecek. O zannediyor, o haliyle gönderilecek.
“Hocam Selamün aleyküm. Mavi Marmara gemisi gitmeden İsrail’den izin alması gerekir diyorsunuz. Neden izin alması gerekiyor? Gemi kesinlikle İsrail deniz sahasına girmedi. Mısır’a gidip oradan Gazze’ye yardım götürecekti. Gazze İsrail toprağı değil ki. Ayrı İHH yetkilileri defalarca İsrail’den izin istemişler ama İsrail izin vermemiş.” Ama bizim haberimiz yok, hükümetin haberi yok, basının haberi yok. Olmaz. Herkesin haberi olacak. Bütün Türkiye’nin haberi olması lazım. “Biliyorsunuz Gazze’de seçimi kazanan, iktidara gelen bir hükümet var. Hayırlı çalışmalar, saygılarımla.” Çok detaylı bilgi bilmememle beraber, benim bildiğim o bölgeye girdi diye biliyorum. Ama bölgeye girmeden gidildiyse zaten çok büyük suç işlemiş olur. Yani İsrail’in ilgi alanı değilse yani hukuki hakkı yoksa çok büyük suç işlemiş olur. Onu bir incelemek lazım. “Mısır’a gidip…” Ben onu bilmiyorum mesela doğrudan Gazze’ye gideceğini biliyorum. Tamam gider Mısır’a, kimse karışamaz. “Oradan Gazze’ye yardım götürecek.” Mısır’dan mı Gazze’ye yardım götürecekmiş?
SUNUCU:Hayır İsrail’in dediği şey ne olursa olsun, bizim sularımıza girmese bile bizim o gemilerde ne olduğuna bakmamız gerekiyor. Yani kontrol etmemiz gerekiyor. Silah var mı?
ALTUĞ BERKER:Esas ana konu o Hocam. Sizin söylediğiniz, zannın ortadan kaldırılması konusu. Her halükarda o taraf bu konuyu önemsemişken onların endişeleneceği bir şey olmadığını onlara gösterebilmek yani sadece yardımın gittiğini bütün dünyaya gösterebilmek. Sizin söylediğiniz, bunun rahatlatıcı esas olan.
ADNAN OKTAR:Evet şimdi bakın, bu arkadaşlarımız, bu kardeşlerimiz eğer uluslararası sulardaysa ve İsrail’i ilgilendirmeyen bir suda İsrail müdahale ettiyse, bu çok vahim bir suçtur. Olmaz, eğer böyleyse yani orada çok büyük hata olmuş olur. Çünkü o zaman şöyle olması lazımdı; böyle bir risk varsa, hangi ülkenin yardımseverleri bu olayın içindeyse o ülkenin deniz filosu, ilgili bölgeye kadar eşlik edecek. Eğer Mısır’a gidiyorlarsa gider adamlar, olur mu öyle şey? Denizlerde ne alaka yani? Biz de denize çıkamayız o zaman yani. Buradan arabalı vapura da binemeyiz, o zaman burada da müdahale eder. Olur mu öyle şey? Eğer bir yanlışlık yoksa. Ben hayali olarak söylüyorum tabii. Ben bilmiyorum yani olayı ama uluslararası bir suda böyle bir şey olmaz. Yani Türk donanması da olur, Yunan donanması da olur, İtalyan donanması da olur, birer tane muhrip eşlik eder eğer öyle bir risk varsa. İnanamıyorum, gözlerime inanamıyorum, bu çok çünkü delice bir hareket olur bu. Yani öyleyse, o zaman olur mu öyle şey? Bu, net savaş nedeni olur, alır indirirsin aşağıya. Kim varsa güç kullanır, durdurursun. Olmaz öyle şey. Ama İsrail’in kara sularına girdiyse yani hakikaten hukuki hakkıysa bu, son derece makul. Gideceği liman da belliyse; “arkadaşlar, buyurun gelin, bu sizin hukuki hakkınızdır” dersin. Çünkü gümrük girişi yapıyor, mal girişi yapacak. Biz gümrükte nasıl bakıyoruz mallara, gelip bakacak tabii ki. Detay detay inceleyecek, çok detaylı da bakabilir, hiç mahsuru yok. Arkadaş diyorsun, mesela “bizim gönlümüz tam elvermiyor, halka ulaşır mı yani oradaki öksüzlere, yetimlere ulaşır mı gönlümüz rahat etmiyor, biz de gelmek istiyoruz” derse, nur ala nur, “tabii estağfurullah” dersin. “Buyurun, hep beraber gidelim” dersiniz. Bu güzel ama biz mesela farz edelim Akdeniz’e açıldık, kayıkla açıldık yahut gemiyle açıldık. İsrail gelip de “ne işiniz var burada, gelin size arama yapacağız” derse bu çok anormal bir hareket olur tabii ki, bu hemen karşılığını alır. Böyle de olmaz yani, nezaketiyle derhal durdurulur. Öyle bir şey olmaz. İsrail’e ültimatom verilir veyahut nota verilir. Ama ben inanmıyorum yani böyle bir şey olmaz, bu inanılır gibi değil yani hayali bir olaydan bahsediyorum. Yani tabii donanma gidip tepelerine çöksün, parçalasın demiyorum. Caydırıcı yönü vardır donanmanın. Ben hiçbir zaman için adam öldürülsün, İsrailli çocuklar, gençler ölsün, kimse ölsün istemem ben. Ama caydırıcı bir güç vardır, sen donanmayı çektin mi önüne, kimse bir şey yapamaz sana yani. Böyledir, bu kadar yani. Her iki ihtimale karşı da söylüyorum. Bakın o ihtimali de söyledim ama bu ihtimalde de net böyledir yani elini kolunu sallayarak gidilmez öyle bir şey varsa, böyle bir risk varsa. Ve bu, ciddi bir suç olmuş oluyor zaten. Bu konuda doğru bilgiyi nereden alabiliriz?
ALTUĞ BERKER:Bir saat daha gitse gemi, İsrail’in karasularına girecekti Hocam ama İsrail uluslararası sularda onu gerçekleştirdi. Özellikle öyle yaptığı söyleniyor. O da uluslararası mahkemeleri tanımıyor İsrail, onların vereceği kararı.
ADNAN OKTAR:Yok öyle olmaz o zaman. O zaman çok büyük hata yapılmış, donanma oraya kadar eşlik etmesi gerekirdi. Her ülkenin donanmasının eşlik etmesi lazım, öyle bir risk varsa bunu hiçbir ülke kabul etmez bunu zaten. İsrail orada zaten ne desin? Öyle bir konu olmaz. Bugün bir araştırayım fakat hangi ülke olursa olsun, eğer böyle bir konu varsa donanma olmadan gitmesi, çok büyük hata olmuş olur. Fakat bir süre sonra karasularına girdiğinde, oraya yani İsrail’in karasularına girdiğinde İsrail’in tamamen hakkıdır yani arama yapar. Biz de olsak, biz de yaparız. Bir şey yok bunda. Defalarca söylüyorum; beraber dağıtmak istiyorlarsa, alır bağrına basarsın askerleri, hep beraber tabii dağıtırsınız. Yazık çocuklara, ben bir şey demiyorum. Ama yani tabii bu inanılır gibi değil. Gözlerime inanamıyorum, böyle bir şey inanılır gibi değil. Umarım böyle çıkmaz yani bu şekilde değildir. O zaman bizim Deniz Kuvvetlerimiz, Yunan Deniz Kuvvetleri, NATO’nun gemileri niçin duruyor ki yani eğer böyle bir olay varsa? Başka yerlerde yapıyor, deniz korsanlığı falan yapılıyor, Somali’de falan. Bizim donanmamız orada duruyor, adamlar “hazır ol”da duruyorlar. Hiçbir şey de olmuyor. Yani deniz korsanlığı olabilecek her yer için bir müdahale gerekir. Orada bir deniz korsanlığı olduysa yine olur. Ama bakın hayali olarak söylüyorum, bilmiyorum. Ben bilmeyen bir insan olarak karşı tarafı suçlamıyorum şu an, yani o yönde. Benim suçladığım kullandıkları sert yöntemdir ve silah kullanmayan adama silah kullanılmaz. Kuvvetlerin eşitliği prensibi vardır. O ne kullanıyorsa sen de onu kullanabilirsin. Yiğitlikte, delikanlılıkta da bu böyledir. Öbürü “kalleşlik” diye bilinir, hatta çok özür dilerim, “kahpelik” diye bilinir, çok kötüdür. Mesela bir adamı sırttan vurmak, bilmem ne falan, savaş hukukunda yoktur bunlar. Çocuklara, kadınlara mesela dokunulmaz. Mesela eman isteyene dokunulmaz, mesela adam “teslim oldum” dediyse, teslim olana eman verilir. Bu bütün, genel hukuk kaidesidir bu. Genel savaş hukukunun bir kuralıdır bu. İslam’da da böyledir, bütün dinlerde de bu böyledir. Eman verdiyse bitti, esir alırsın zaten, o kadar. Alnına dört tane kurşun sıkamazsın. Bu, cinayet olmuş olur ve kim yaptıysa cinayetten yargılanması lazım. Yani İsrail yargılamazsa; bir taraf, bir yer yargılayacak ama İsrail’in yargılaması gerek, adil tutum olarak bunu yapması lazım. Oradaki cinayet işleyen herkesin yargılanması gerekiyor, cinayet suçundan. Ama tabii kendilerine göre onların bir savunması olacaktır, hafifletici nedenler varsa o ayrı mesele ama kendi kanunlarına göre, İsrail’deki kanunlara göre yargılanmaları gerekiyor, inşaAllah. Ama benim gönlümde olan şuydu; her zaman söylüyorum, beraberce “arkadaş, biz geliyoruz, haber veriyoruz, Gazze’de dağıtım yapacağız, aramanız serbest, istediğiniz gibi arayabilirsiniz, bizi uluslararası suda da karşılayabilirsiniz, bir mahsuru da yok, uluslararası suda da gelin, karasularınıza girmeden gelin, hatta gelin burada, limandan biz ayrılmadan da gelip arayabilirsiniz” dersiniz, değil mi? “Beraber binip, beraber gidelim” dersiniz. “Türkiye’ye gelsin, limandan birlikte gidelim” dersiniz, bir mahsuru yok. “Birlikte dağıtalım.” Yani dostça yaklaşırsın. Konu buydu, yapılması gereken buydu. İtiraz etmezler diye düşünüyorum. Ama faraza öyle bir şey olursa zaten Allah o zaman, haksızlığa uğrayanın yanındadır Allah. Haksızlığa uğrayan, daima galip olur. İnsanın göremediği güçler devreye girer ve net netice alınır, öyle şey olmaz. İsrail şart değil, hangi ülke olursa olsun, hiçbir ülke kabadayılık yapamaz. Olur mu öyle şey? Mümkün değil. Ama bakın yine dönüp dolaşıp olay nereye geliyor. Benim dediğime geliyor. Türk-İslam Birliği oluşmadığı için, Mehdi (a.s.) zuhur etmediği için, Hz. İsa (a.s.)’ın o güzel nur yüzünü daha görmediğimiz için bu olaylar oluyor. Şimdi Türk-İslam Birliği olsa, ittihad-ı İslam olsa, İsrail bizi uluslararası sularda tabii ki karşılar ama davul zurnayla karşılar. Orkestrayla karşılar yani böyle İsrail bandosuyla karşılarlar ve muhabbet de olur, karşılıklı hediyeleşiriz falan. Yani güç bazen muhabbet doğurur. İnsanların güçlüye karşı kalbinde bir muhabbet oluşur. Zayıfa karşı insanlarda biraz öfke olur insanların ruhunda, bilinçaltında. Ama güç her zaman saygıyı getirir arkasından, muhabbeti getirir. Aslında tabii gönül ister ki makbul olan, haklı olan güçlüdür. Bu böyledir. Ama güçlü olursan haksız olan da, imansız olan da seni sever o zaman. Böyle bir özelliği vardır. Yani zayıf olup da imansıza “beni sev” diyemez, sevmez. Ama güçlüysen yani çok derin muhabbet gösterirler, hayret edeceğin şekilde muhabbet gösterir, yani tahminlerin üzerinde bir sevgi gösterir. O bütün şehitlerin kanı, ittihad-ı İslam’ı istemeyenlerin, Türk-İslam Birliği’ni istemeyenlerin boynuna sürülmüştür, ben söyleyeyim. Hepsi sorumludur, Türk-İslam Birliği’ni istemeyenler, ittihad-ı İslam’ı istemeyenler. Çünkü böyle bir şey olsaydı, bu olmayacağına göre, böyle bir yapı olur muydu, mümkün mü? Dört tane alnına kurşun sıkabilir mi o zaman? Nasıl sıksın, değil mi? Gülsuyu sıkarlardı, öyle bir konu olmazdı. Türk-İslam Birliği’nin olmamasından bu olay meydana geldi. Müslümanları parçalayanların boynunadır şimdi bunun günahı. İslam aleminin birleşmesini engelleyenlerin boynunadır. “570 sene sonra İslam birleşecek, Müslümanlar birleşecek” diyenlerin boynunadır. Onu diyenlerin peşine gidenlerin boynunadır. Değil mi? Kardeşim, şimdi düşünün; buraya mesela bir köpek girecek. Köpek havlıyor. Şimdi ben kapıda köpeğe kapıyı kapatırsam, köpek giremez. Ben İsrail’i tenzih ediyorum, hangi anarşist-terörist hareket olursa olsun hepsini dahil ediyorum. Ama kapıyı açtıysam, köpek içeri girer, adamı da parçalar. Sorumlusu kim olur? Onu yapan olur, kapıyı açan olur. Ben kapıyı açmam, ayrı mesele. Ama kim açarsa o sorumlu olur. Dolayısıyla “benim haberim yoktu,” kapıyı açan kim? Sen açmışsın kapıyı, köpek de içeri girmiş. “Ben masumum” diyemezsin. Türk-İslam Birliği’ni oluşturmadığın için sen masum değilsin, sorumlusun. Adam kapıyı zorluyor, diyorsun ki; ben de bir kişi kapıyı zorluyorum bir kişi, adam on kişi kapıyı zorladı mıydı, tek kişi de sen omzunla zorlarsan seni kenara atar, içeri girer. Müslüman alemi milyarlarca, kapıya omzunu koydu mu topluca, o kapı bir daha açılamaz. Kimse de bir şey yapamaz. İttihad-ı İslam farzdır, Müslümanların bölünmesi haramdır. Müslümanların bölündüğünü gördüğü halde gayret etmemek yine haramdır. Boşa vakit harcamak yine haramdır. Şehit olan herkesin sorumluluğu, o kişilerin boynuna olur. “Ben anlamıyorum, dinlemiyorum, benim oğlum yurtdışında tahsil yapıyor,” kimi evlenmenin peşinde, kimi cima tekniklerini öğrenmek için falanca Hocaya soruyor. Bir yandan da Müslümanlar üçer, dörder, onar, yüzer, biner şehit ediliyor. Türk-İslam Birliği dedin mi de, ağızlarını kapatmış durumdalar bir kısmı. Onun için akıllarını başlarına alacaklar, Türk-İslam Birliği demek adalet demek; sevgi, barış, kardeşlik, huzur, demokrasi, bilim, sanat, ilerleme, aydınlık demektir, huzur demektir. Bunu istemezsen, işte bunlar olur. Allah ne istiyorsa insanlar, onu veriyor. Tabii, ne istersen onu veriyor. Neye dua ederlerse o oluşuyor inşaAllah.
SUNUCU: Şimdi şu durumdayken bile özür dileyeceklerine, esir aldılar ya gemilerdeki insanları, özür dileyeceklerine, “askerlerimize yapılanlar yanınıza kalmayacak” diyorlarmış. O saldırdıkları gemide siviller yani Türk gemisindeki insanlar nefs-i müdafaa yaptılar diye. Yani bırakın özür dilemeyi, durum bu halde.
ADNAN OKTAR:Ben şimdi tabii olayı tam olarak bilmiyorum. Benim gönlümde yatan buydu, benim söylediğim buydu. Başından itibaren dostluk ve sevgi mesajlarıyla karşılıklı, hatta İsrail’den de birçok genç kız, delikanlı falan da olabilirdi beraber, hep beraber gidebilirlerdi, yapılabilirdi bu. İstişarede fayda var. İstişare yapılmadığında bazen olaylar bozulabiliyor. Yani burada bela adeta “geliyorum” demiş benim gördüğüm, yani bağırmış bela. İsrail askerlerinin iniş şekli, onların da ben resimlerini gördüm, onlar da kan-revan içindeler, askerler de kan-revan içinde. Onlar da bayağı bir hırpalanmışlar. Yazık bu, iki tarafa da yazık, hepsine yazık. Bilmiyorum artık savunurken mi oldu kendini yahut onlar indiği için heyecanlanıp can havliyle onlara mı saldırdılar? Ama herhalükarda bunun olmaması lazım çünkü beyaz bayrak çekeceksin. Dostane bizim tavrımız ama bu en başından halledilecek bir konu, en başından. Ta limandan halledilir bu konu. Olay olduktan sonra olmaz. Uluslararası su, o olmaz tabii yani bilmiyorum, yolcu gemilerimiz gelip gidiyor, var mı İsrail’in öyle bir şeyi?
ALTUĞ BERKER:Özellikle öyle yapıyor Hocam zaten, çünkü kendi sularında olsa mahkeme olacak, bunu istemiyor. Uluslararası sularda yapıyor, uluslararası mahkemeleri tanımıyor. Birleşmiş Milletler’i de tanımıyor. Böyle bir yapısı var.
ADNAN OKTAR:Bu biliniyorsa, nasıl olur? İki tane Türk hücum botu eşlik etmiş olsa konu biter yani, ordu onu sağlar. Ama ondan sonra olacak olaylara, İsrail karasularına giremez bizim hücum botumuz. Ama buna ne gerek var, bu dereceye getirmeye ne gerek var? En başından barışçıl yaklaşılır, en başından halledilebilirdi. “Gelin beraber arayalım, beraber gidelim” denebilirdi, inşaAllah. Artık olmuş ama Türk-İslam Birliği olduğunda, hem Museviler kurtulacaktır, hem Müslümanlar, hem Hıristiyanlar, herkes kurtuluşa erecektir.
ALTUĞ BERKER:Hocam o olayın artık ertesi günü protesto eden kardeşlerimiz, dediğiniz şeyi inşaAllah yapmaya başlıyorlar Allah’ın izniyle, Hocam. Bakın açmışlar, sizin yaptırdığınız Türk-İslam Birliği haritası Hocam. Türk-İslam Birliği derginizin ekiyle birlikte hediye ediliyordu. Onları bulmuşlar, açmışlar Hocam.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah, elhamdülillah. Evet, inşaAllah bu çok yaygınlaşsın, bütün Türklük aleminde, bütün İslam aleminde bunlar konuşulsun. O zaman, İsrail’in de istediği olacak. Çünkü İsrail korunmak istiyor, kollanmak istiyor, huzur içinde yaşamak istiyor. Bu, en alasıyla olacaktır, en alasıyla. Hatta o küçücük ülkede orada sıkışıp kaldılar, duvarları yıkacağız. Ürdün’e gitsinler, Mısır’a gitsinler, her yerde yaşasınlar. Kuşlar gibi özgür olacaklar, Allah’ın izniyle. Burunları dahi kanamayacak. “Mehdi (a.s.) devrinde burunları dahi kanamaz” diyor. “Damla kan akmaz” diyor. Alabildiğine rahat edecekler. Bu hayat mı yani şu an İsrail’in yaşadığı? Akşama kadar korku içinde yaşıyorlar.
Programımız da bitmiş, o zaman ne yaparız, canlı yayında internetten devam ederiz inşaAllah.
Ahir Zamana ait Yeni Bilgiler
Devamı ...
Sizden Gelen Güzellikler
Devamı ...Makaleler
Devamı ...Ahir Zamana ait Yeni Bilgiler
Devamı ...Kısa filmler - Mutlaka izleyin
Devamı ...
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Başlıklar
Devamı ...