SUNUCU: Bu akşam HarunYahya.Tv, Mavi Karadeniz Radyo, Kocaeli Tv’den canlı olarak yayınlanan ‘Adnan Oktar ile Gece Sohbetleri’ adlı programımızda tekrar beraberiz. Birbirinden önemli konuların yer aldığı programımıza merak ettiğiniz soru ve görüşlerinizi, bilmediklerinizi, e-mail yolu ile bize iletebilirsiniz. Mail adresimiz ahirzamansohbetleri@hotmail.com. Konuklarım Harun Yahya müstear adıyla yazdığı üç yüzü aşkın kitabıyla dünyaca tanınan yazar Adnan Oktar.
Merhaba Hocam, nasıl başlamak istersiniz?
ADNAN OKTAR: Hocam ne diyelim, ne anlatalım?
OKTAR BABUNA: Estağfurullah Hocam. Israrla İttihad-ı İslam’ı anlatmıştınız Hocam Üstad’a dayanarak. Her yerden bu yönde haberler geliyor. Nurcu kardeşlerimiz tam kabul etti. Sitelerinde yayınlıyorlar, maşaAllah, Hocam inşaAllah. Tek çözüm İslam Birliği diye her tarafta haberler var Hocam maşaAllah.
ADNAN OKTAR: Hele şükür, elhamdülillah, maşaAllah, Allah vesile etti. Mümin tabii hakkı, hayrı her zaman kabul eder. Hak hatırlatıldığında direnmez. Aylardan beri anlatıyoruz. Nihayet kabul görmeye başladı. MaşaAllah. Evet, var mı onunla ilgili haberler?
OKTAR BABUNA: Var Hocam. Çok sayıda maşaAllah haberler. Bu Haberler.com sitesinde Hocam, Filistin’e giden yardım gemilerine İsrail askerlerinin saldırması, Konya’da bir mitingde protesto ediliyor. Haberin altında da “Avrupa değil, İslam Birliği” diye burada bir görüş bildirilmiş. Devam ediyoruz, inşaAllah. “Yeni Dünyayı Müslümanlar kuracak” haberi, bu Milli Gazete’den. “ESAM’ın öncülüğünde düzenlenen, 58 ülkeden 185 yabancı delege ve 130 yerli delegenin katıldığı Müslüman Topluluklar Birliği’nin 19. kongresinin sonuç bildirisi, 2010 İstanbul deklarasyonu başlığıyla yayınlandı. Müslümanlar birleşmeli ve ortak hareket etmelidir. Müslümanların birlik ve dayanışması bütün beşeriyet için rahmet olacaktır” denildi. “Bediüzzaman İslam Birliği’ni müjdeledi“ haberi Hocam İnşaAllah. “İttihad-ı İslam’ın tam zamanı, gelmeye başlıyor” diye başka bir haber var. Vakit yazarı Ali Erkan Kavaklı, “Bediüzzaman’ın İslam Birliği’nin kurulacağını müjdelediğini söyledi” haberi bu.
ADNAN OKTAR: Hangi site bu?
OKTAR BABUNA: Bu Hocam İslam Birliği, “Risale Haber” sitesi.
ADNAN OKTAR: Risale Haber sitesi. Tamam. Evet.
OKTAR BABUNA: Evet. “İttihad-ı İslam’ın tam zamanı, gelmeye başlıyor” Hocam inşaAllah. Yine Risale Haber’de, bu yönde çıkan bir haber. Tam zamanın geldiğini bildiriyor. Nurcu kardeşlerimizin sitesinde, inşaAllah. Üstad’ın sözlerine dayanarak.
ADNAN OKTAR: Sentez Haber’de de “İttihad-ı İslam’ın tam zamanı” diyor. MaşaAllah. Aylardan beri ben ne anlatıyordum?
OKTAR BABUNA: Tam bunu söylüyordunuz Hocam.
ADNAN OKTAR: Değil mi? İttihad-ı İslam’ın zamanı zaten geldi. Sürekli hatırlattım, bak sonunda hepsi kabul ettiler. MaşaAllah.
SUNUCU: Evet zaten burada sorumuz da var. İnsanların dikkatini çekmiş.
ADNAN OKTAR: Ne diyorlar?
SUNUCU: Gamze Yazgın sormuş sorumuzu. “Çok sevdiğim Hocam, siz İttihad-ı İslam’dan bahsettikten sonra, televizyonda, gazetelerde, sokaklarda, her yerde konuşulmaya, anlatılmaya başlandı. Allah razı olsun. Hayırlara vesile oluyorsunuz. Artık milletimiz de Türk-İslam Birliği’nin acil bir gereklilik olduğunu farketti. Bu görüşlerinizi tekrar dile getirir misiniz ?” demiş.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. İşte görüşlerimizi artık millet olarak herkes dile getirmeye başladı. Hakikaten aksi zulümdür. Müslümanların parçalanması, birbiriyle uğraşması haramdır. Birlik de farzdır. Allah’ın emridir. Ayrılmamız için bir sebep yok. Müslümanlar bir ailedir. Baba, oğuldan ayrılmaz değil mi? Annesinden ayrılmaz. Hep birliktedirler. Aileyi parçalamak haramdır. Yani bir zaruret olmadıktan sonra, bir mecburiyet olmadıktan sonra Müslümanlar ayrı olamazlar. Bir zaruret de olmadığına göre bilakis birleşmeleri ve birlikte hareket etmeleri açıkça farz olduğu ve bu zaruret gün gün arttığı görüldüğü halde ayrı kalmak haramın şiddetini daha da arttırır. O yüzden inşaAllah Müslümanlarda bir toparlanma görüyoruz. Bu süratle tırmanacak. 2012’lerden sonra gittikçe artacak. “Hocam demiştiniz” diyorlar. Bak görüyorsunuz. Hep bunu duyuyorum. “Hocam hep demiştiniz, demiştiniz.” Ne dersem çıkıyor, görüyorsunuz.
OKTAR BABUNA: MaşaAllah, bir debütün dünyayı kapladı Hocam. Fransa’da da bunun etkileri var. Fransa’da yapılan bir toplantıyı gösteriyor, Hocam buradaki fotoğraflar. Orda da tek çözümün İslam Birliği olduğu yönünde pankartlar açılmış, Hocam bu şekilde. Fransa’daki kardeşlerimiz, Müslümanlar, bütün Müslümanların katılımıyla.
ADNAN OKTAR: İşte bu kadar evet. MaşaAllah. MaşaAllah, bu bizim dergiyle dağıttığımız Türk-İslam Birliği haritası, üstteki değil mi?
OKTAR BABUNA: Evet. Fransa’nın Nant bölgesinde, Filistin için yapılan gösteride Emre Koçak isimli kardeşimizin öncülüğünde “Çözüm Türk İslam Birliği” pankartları açılmış. Fransızlar, Araplar ve diğer tüm milletler de bu pankartı desteklemişler. Çok kalabalıkmış. Araplar organize etmişler yürüyüşü. O toplantıyı gösteriyor. “Tek çözüm Türk İslam Birliği” yazıyor pankartta. MaşaAllah. Tüm dünyada Hocam fikirleriniz maşaAllah, kaplamaya başladı her tarafı maşaAllah. Başladı değil, kapladı inşaAllah. Elhamdülillah. Allah razı olsun.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Başka ne var Oktar Hocam?
OKTAR BABUNA: Hocam hep İslam Birliği ile ilgili haberler var. Bu demin gösterdiğim haberin sitesi bu. Risale haber. “İttihad-ı İslam’ın tam zamanı gelmeye başlıyor” haberi Hocam MaşaAllah.
ADNAN OKTAR: Tabii, “tam zamanı gelmeye başlıyor” ifadesi, biraz da gurur dolu bir ifade. Biraz da gurur yapıyorlar. Zamanı gelmeye başlıyor olur mu? Yani Bediüzzaman zamanı gelmeye başlıyor dedi mi İttihad-ı İslam için, hemen hareket edilmesi gerekir. Hicri 1400’den itibaren bir tırmanış başladı. Bediüzzaman tarih de veriyor. “81, 91” diyor ve “2001” diyor. Bunu anlamazdan gelmenin alemi yok. “Zamanı gelmeye başlıyor.” Müslümanlar neredeyse yarısı gitti yani, perişan oldular yani. Yerlerde sürünüyorlar, asıyorlar, kesiyorlar, öldürüyorlar. Artık yavaş yavaş başlayalım, artık yavaş yavaş düşünmeye başlayalım denilir mi?
OKTAR BABUNA: Denmez inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Acil Türk İslam Birliği. Acil İttihad-ı İslam. “Yavaş yavaş başlıyor,” bu çok acayip bir ifade bu. Bu biraz gurur kokan, biraz daha önce aklına gelmemiş olmanın verdiği rahatsızlıkla yavaş yavaş evet anlamaya başladık der gibi bir ifade. Bir insan karşında öldürülüyorsa benim artık seni yavaş yavaş kurtarmamım zamanı geliyor, denir mi? Adam kıtır kıtır kesiyor ben şu kahvemi içeyim, bakayım, yavaş yavaş bunu düşüneceğim, böyle denir mi? Zamanı geliyor değil, geldi çoktan geldi. Hemen yapılması lazım ve acil. Böyle başlık olmaz inşaAllah.
OKTAR BABUNA: Siz ısrarla en büyük farzın olduğunu söylemiştiniz Hocam inşaAllah. Üstadın da o şekilde belirttiğini, onun üzerine vesile oldu zaten hiç söylenmiyordu, telaffuz bile edilmiyordu maşaAllah.
ADNAN OKTAR: Hiçbir sitede yok İttihad-ı İslam’dan, Türk-İslam Birliği’nden bahsetmiyorlardı. Çok nadir yerlerde var inşaAllah.
OKTAR BABUNA: “TBMM,” yine Risale Haber’de çıkan bir haberde; “Meclis Başkanı Mehmet Ali Şahin İslam’ın toplumsal birlik ve bütünlüğün en büyük teminatı olduğunu söyledi. Şahin milleti bir arada tutan tutkalın Türk insanının iman birliği olduğunu ifade etti.” Haberi Hocam bu da inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Şimdi bu nedir? Bu da Türk-İslam Birliği, değil mi? Bu da İttihad-ı İslam. “Zamanı gelmeye başlıyor.” “Zamanı gelmeye başlıyor” yani daha başlamamış, başlıyor yavaş yavaş. Müslüman nasıl söyler böyle bir şeyi? Yani daha ne yapsınlar? Afganistan’ı boydan boya ezip geçmedi mi adamlar? Her gün yüzlerce insan şehit ediliyor. Filistin’in halini görüyorsunuz. Bir gencin alnına dört tane kurşun birden sıkıyorlar. “One minute” diye, değil mi? Irak pestil gibi oldu neden anlamazlıktan geliyorsunuz? “Yavaş yavaş zamanı geliyor.” Çad’da, Mora’da, Çeçenistan’da gençler takır takır kurşunlanmıyor mu, bombalanmıyor mu? Dünyayı terör ve anarşi kaplamış değil mi? İnsanlar sürünmüyor mu? Mutsuzluktan sürekli intihar ediyorlar, sinir ilaçları alıyorlar, bayağı insanlar perişan durumda. Hele bakalım yavaş yavaş düşünürüz, İttihad-ı İslam’ın yavaş yavaş zamanı geliyor denmez, zamanı geldi denecek. O başlığın değişmesi lazım. İttihad-ı İslam’ın zamanı geldi. “Gelmeye başlıyor” çünkü daha zamanı gelmemiş demek ki, hafif hafif gelmeye başlıyor anlamına gelir. Namaz vakti çıkarken biz ne yapıyoruz? Süratle hemen abdest alıp, hemen namaza duruyoruz. Vakti geçtiğinde bitti, vakit de geçti mi onun haramı üzerine kalır. O arda öldürülen sabiler, öldürülen genç kızlar, kadınlar, o çekilen acılar kimin boynuna olacak o zaman? Çok acayip olur. O yüzden bu konuda çok titiz, kararlı ve aceleci olmak lazım. Hayırda aceleci olunur, hayırda yavaş yavaş hareket edilmez. Allah: “Onlar yerlerinde ağırlaştılar’’ diyor, değil mi? Ağırlaşmayı haram kılıyor Allah Kuran’da. Ağırlaştıran ifadeler olmaz, sürat esastır İslam’da. Yıldırım hızıyla, birisi öldürülüyorsa yıldırım hızıyla gider kurtarırız inşaAllah.
OKTAR BABUNA: Çok haber var Hocam bu yönde inşaAllah Hocam. Yine Yeni Asya’da çıkan bir haber “İttihad-ı İslam’ın Tam Zamanı”
ADNAN OKTAR: Bu olmuş, bu güzel. “İttihad-ı İslam’ın Tam Zamanı. Yeni Asya’ya maşaAllah. Her site her Nur talebesi artık İttihad-ı İslam’ı kabul ettiler. Hiç o konu geçmiyordu olsa duyardık yıllardan beri konuşulmayan bir konu. Biz üstüne gittikten sonra, bu konu konu edinilsin, başlık edinilsin dedikten sonra Allah razı olsun hepsi başlık ettiler. Dünya çapında çünkü büyük oluşumlar bunlar inşaAllah. Tabii, “İttihad-ı İslam’ın tam zamanı.” Güzel.
OKTAR BABUNA: Yine Haber 7 sitesinde çıkan Diriliş Partisi Genel Başkanı Karakoç yaşanan son olayı zincirin halkası olarak nitelendirdi ve tek çare İslam dünyasının NATO gibi askeri, AB gibi siyasi bir birlik oluşturması olduğunu söyledi.
ADNAN OKTAR: Biz ne diyoruz aylardan beri, yıllardan beri?
OKTAR BABUNA: İslam Birliği’ni söylüyorsunuz. maşaAllah.
ADNAN OKTAR: Aynısı değil mi? İnşaAllah. Nihayet artık Sezai Karakoç Hocamız da aynı konuyu dile getirmeye başladı. Herkes aynı konuyu söylüyor.
OKTAR BABUNA: MaşaAllah Hocam.Sizin zaten Hocam, söylediğiniz her şey bir çözüm meydana getiriyor maşaAllah. Dinlenmediği zaman da bunun maliyeti çok büyük oluyor insanlığa. Nitekim bunu Irak savaşı çıkmadan önce siz yazı yayınlatmıştınız Hocam gazetelerde, mektup olarak. Çözüm önerisi getirmiştiniz bütün dünyaya.
ADNAN OKTAR: Hangi gazete bu?
OKTAR BABUNA: Milli Gazete Hocam inşaAllah. Burada çıkan haberler.
ADNAN OKTAR: Bu yazı da, olaylardan çok çok önce Milli Gazete’de ben bir yazı yazmıştım. Bu o yazı hatırladığım kadarıyla. Bu Ortadoğu Gazetesi’nde iki kere üst üste çıktı, bu yazı da benim. Cavit Yalçın olarak yayınlandı. Çözüm olarak Saddam’ın ülkeden çıkması, çocuklarıyla beraber ülkeyi terk etmesini söyledim ve sana da bir şey olmaz, canın da bağışlanacak dedim. Canın bağışlanacak derken sana bir şey olmaz, ailene de bir şey olmaz, tek istenen bu olduğuna göre çık oradan dedik. Seni alacak bir ülke de olur, rahat da edersin, konuyu da fazla uzatma, gerilim de olmasın. Sonra çok zor olaylar olur, çok acı olaylar olur, telafisi mümkün görünmeyen olaylar olur. Böyle bir günaha, böyle bir hataya girme dedim. Defalarca anlattım, uzun uzun anlattım. Ortadoğu Gazetesi’nde tam sayfa olarak iki gün üst üste çıktı. Biz bunları ta 3 Ocak’ta yayınlamıştık.
OKTAR BABUNA: Bu bütün dünyada haber oldu Hocam. İngiltere, Fransa, Amerika’da bu yönde haberler çıktı. Saddam çıksın hatta Fransa’ya kabul haberleri de çıkmıştı, buraya da gelebilir diye.
ADNAN OKTAR: İşte biz bunu yayınladıktan sonra, yayınladıktan bir kaç gün sonra Pentagon’un sitesinde bu yayınlandı, benim bu fikrim, bu düşüncem. Ondan sonra bütün sitelerde yayınlanmaya başladı, Amerika’nın resmi açıklaması olarak ondan sonra yayınlandı. Ondan sonra Pentagon ve Amerika bundan sonra İslami basını yakında takip etme kararı aldık dediler. Çünkü güzel fikirler çıkıyor dediler, güzel düşünceler çıkıyor dediler.
SUNUCU: Dikkatlerini çekmiş.
ADNAN OKTAR: Evet dikkatlerini çekmiş, Milli Gazete’de de yine aynı şekilde böyle yazım çıkmıştı. Aynı dönemde bunlar, hepsi aynı dönemde. 3 Ocak 2000 gibi.
OKTAR BABUNA: Evet Hocam sizin fikirleriniz doğrultusunda, “Saddam’a tarihi mektup” diye Vakit Gazetesinde çıkan bir haber.
ADNAN OKTAR: Evet, Vakit Gazetesi’ne de bu yazıyı hazırladım, göndermiştim. Yani ilan gibi hazırladım. Vakit de Allah razı olsun, direk kapaktan, ana yazı olarak yani sürmanşet olarak yayınladılar. Milli Gazete de 28 Aralık’ta yayınlandı, 28 Aralık. Ortadoğu’da da 3 Ocak’ta yayınlandı.
OKTAR BABUNA: Bu fikriniz bütün dünyada kabul gördü. Bir kişi dinlemedi bunu, Saddam dinlemedi ve maliyeti ortada inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Saddam ve ekibi. Sözümü dinlemediler Vakit Gazetesi’nde de bu anlattıklarımı çok detaylı olarak kapaktan verdiler o zaman. Allah razı olsun. “Tarihi mektup” Bu yazı. Bu da 3 Ocak’ta. 3 Ocak Cuma, aynı gün Ortadoğu’da da yayınlandı inşaAllah. Çok kapsamlı izah ettik anlattık. Cumhurbaşkanı da, Başbakan’dı o zaman Gül Beyefendi, o da çıktı, bu konuda Saddam’a bu yönde hareket etmesi gerektiğini bildirdi, ileriki günlerde. Fakat dinlemedi adam. Kendi kafasına göre hareket etti ve çok büyük bir yıkım oldu. Şimdi de söylüyoruz mesela bak, söyledik de; şunu yapın, şunu yapın, dinlemiyorlar. Ama Allah razı olsun, bu İttihad-i İslam konusunda şimdi dinliyorlar, bu güzel. Çünkü bu Allah’ın emri, bu benim kendi fikrim değil ki, kendi düşüncem değil ki. Peygamber (s.a.v.) söylüyor bunu. Hadislerde var çok, açık sarih bir şey, reddedilecek gibi değil. Amerika’nın yayınlarını göster, onların açıklamalarını göster.
ADNAN OKTAR: Bu hangi tarih bu? Hangi gazetede?
OKTAR BABUNA: Bu Hocam Akşam Gazetesi’nde, 2 Mart tarihli. “Zirvede Saddam’a çağrı: Git”: Birleşik Arap Emirlikleri, Mısırdaki Arap zirvesinde, Irak liderinden ülkeyi 2 hafta içerisinde terk etmesini, yönetimi Arap birliği ile Birleşmiş Milletlere bırakmasını önerdi.” “Eski Genel Sekreteri Butros Gali’ye göre,” bu Cumhuriyet Gazetesi’nde çıkan.
ADNAN OKTAR: Tarihi ne kaç bunun?
OKTAR BABUNA: Bu da20 Ocak Hocam.
ADNAN OKTAR: 20 Ocak’ta.
OKTAR BABUNA: Evet. “Saddam sürgüne gitmeli” Hepsi siz söyledikten sonra, bütün basın, dünya basının da bu yönde haberler çıkmaya başladı Hocam.
ADNAN OKTAR: Demek ki insanlar söz dinliyorlar, doğru bir şey gördüklerinde, güzel bir şey gördüklerinde dinliyorlar. Bu kaç tarihli?
OKTAR BABUNA: 3 Ocak, Haber Türk. “Ülkeni terk et seni koruruz – Başbakan Gül, Saddam Hüseyin’e devlet bakanları aracılığı ile gönderdiği mesajın da istediğin ülkeye güvenli çıkışını sağlayacağız diyecek.” “Saddam Hüseyin’e ‘çekil’ baskısı” Haber Türk, 4 Ocak. “Irak liderinin gönüllü olarak iktidarı bırakması için girişimler artıyor.”
ADNAN OKTAR: Evet. İşte yani bazen insanların böyle inatçılıkları, tabii kader bu, kaderde Allah böyle söylediği için böyle oluyor inşaAllah. Ama sonuçta her halükarda hayır vardır. Mesela Irak’ın şu an ki konumunda hayır var. Çok büyük bir hayır var. Çünkü daha önce dine, İslam’a hakikaten uzaklardı. Sosyalist bir sistem vardı, komünist bir sistem vardı. Eğitim Darwinistti, Darwinist-materyalist eğitim görüyordu gençler. Adamlar alemci, kendi hayatında insanlardı. Sonradan halk müthiş dindar oldu, bu operasyondan sonra, o kafa tamamen gitti. Mesela Filistin’de, komünistlerin kalesiydi Filistin, bu olaylardan sonra müthiş dindar oldular, çok değişti. Bosna da öyle, daha önce hiç dinle alakaları yoktu, haberleri bile yoktu. Büyük bir bölümü öyleydi, son derece dindar oldular çok değişti olaylar. Bunların hepsinde bir hayır oluyor, Allah bir hikmet ile yaratıyor. Mühim olan mümin olarak, Müslüman olarak Ahirete gitmek. Çünkü dünya çok kısa, hayat çok kısa.
Başka ne var Oktar Hocam?
OKTAR BABUNA: Estağfurullah Hocam. Yine bu yönde aslında haberler vardı, Saddam’ın haberleri. İngiltere “makul bir öneri” diyor buna, İngiltere’nin bu yönde kabulleri olduğuna dair.
ADNAN OKTAR: Ne günkü gazete bu? Bak tarihleri çok önemli böyle şeylerde, önce gazetenin tarihini ver.
OKTAR BABUNA: Milli Gazete ama tarihi. Ocak.
ADNAN OKTAR: 21 Ocak.
OKTAR BABUNA: Evet.21 Ocak tarihli gazete.“Saddam’a İsviçre’den davet” Bazı ülkeler de kucak açmıştı Hocam, sizin bu çözüm öneriniz üzere.
ADNAN OKTAR: Tabii yani ortada kalmayacaktı, birçok ülke sahip çıktı.
OKTAR BABUNA: Bir de tam dediğiniz gibi, ailesi de korunsun diyerek söylemiştiniz, o şekilde, hep bütün haberlerde de o şekilde, davetlerde o şekilde, ailesiyle birlikte. Vakit’te yine çıkan bir haber Hocam inşaAllah, 7 Şubat tarihli gazete, “Saddam Fransa’ya” diye, Vakit Gazetesi’nin haberi.
ADNAN OKTAR: Bak, saygınlık güvencesi de yer alıyor ayrıca, “saygı da göstereceğiz” diyorlar. “Seni Fransa’ya veya arzu edeceğin bir ülkeye misafir etsin teklifi götürecek” diyor, “yüz binlerin canına ve kanına mal olacak savaşın eşiğinde barış çabaları yeni bir umut yeşertti. Saddam’a ‘seni Fransa veya arzu edeceğin bir ülkeye misafir etsin’ teklifi götürülecek.” Biz söylemiştik bunu. “Arap Ligi 15 Şubat’ta toplanıyor. Toplantının flaş teklifinde Saddam ve yakın çevresine saygınlık güvencesi de yer alıyor” diyor.
OKTAR BABUNA: Tam dediğiniz Hocam, inşaAllah. MaşaAllah. Şimdi de Hocam, ittihad-ı İslam’ı söylüyorsunuz ısrarla. Geciktikçe de Allah’ın dilemesiyle, maliyeti ona göre oluyor, bütün dünyaya, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Tabii, mesela o gereksiz bir gurur üslubu. Bak Yeni Asya’nın ki çok samimi. “Hemen İttihad-ı İslam” diyor. Onların kanaati gelmiş sözümüze ki benim sözüm de değil Peygamber (s.a.v.)’in sözü, Bediüzzaman’ın sözü. Değil mi? İnşaAllah.
OKTAR BABUNA: İnşaAllah Hocam. Daha var Hocam inşaAllah. Burada da Hocam, Başbakan Erdoğan’ın bir konuşma haberi var. Burada da diyor ki, bu haberde, Başbakan Erdoğan; “şehitlerimiz musalla taşında olduğu sırada onlar dua bekler, onlar slogan beklemez, şehitler sadece ailelerin değildir, hepimizindir. Onlar ölü değildir, diridir. Biz onları öyle biliriz ve öyle anacağız” şeklinde ifadesi var Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah, bizim her zaman ısrarla belirttiğimiz bir gerçek, Kuran’ın gerçeğidir tabii.
OKTAR BABUNA: İnşaAllah.Hocam maşaAllah dikkat çektiğiniz bir ayet vardı inşaAllah, bu sizin söylediğiniz ayeti okuyayım inşaAllah. Şeytandan Allah’a sığınırım, “Allah, takva sahiplerini (inanarak ve inançlarını uygulayarak) zafere ulaşmaları dolayısıyla kurtarır. Onlara kötülük dokunmaz ve onlar hüzne kapılmayacaklardır.” Siz bu ayetin Hocam, Hz. Mehdi (a.s.)’a işaret ettiğini söylemiştiniz, ayeti okuduktan sonra, nitekim ebcedi hesaplandığında Hocam 2019 çıkıyor maşaAllah, bu ayetin.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah, maşaAllah. Elhamdülillah. Ben biraz tarihten bilgi vereyim. Var mı anlatacağın başka?
OKTAR BABUNA: İman hakikatleri var, siz nasıl uygun görürseniz Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Hz. Musa (a.s.)’ın Firavun’un sarayına girişi hakkındaki tarihi kaynaklardan, yani bilimsel tarihi kaynaklardan detay vereceğim inşaAllah. “II. Ramses’in Firavun olduğu dönemde, M.Ö 1286-1212. Hz. Musa (a.s.) Nil nehrinin kıyısında bir sandıkta bulunmuştur. Hz. Musa (a.s.)’ı sudan alan kişi II. Ramses’in, ikinci karısından olan kızı Bitiyah yani Asiye’dir. Bakın “Musa (a.s.)’ı sudan alan kişi II. Ramses’in, ikinci karısından olan kızı Bitiyah yani Asiye’dir. Asiye’nin Mısırlı isimlerinden biri de Termutis’tir. Bu yüzden bazı kaynaklarda bu iki isim arasında çelişki varmış gibi görünebilir. Hz. Musa (a.s.)’nın, Hz. Harun (a.s.)’un doğum tarihleri II. Ramses’in hükümdarlık dönemi içinde olması bu bilgiyi teyit eder. Hz. Harun (a.s.) M.Ö 1227 (doğum), Hz. Musa (a.s.) M.Ö 1225. II. Ramses’ten sonra oğullarından Merneptah, Firavun olarak tahta geçmiştir. Hz. Musa (a.s.) kıssasında boğulduğu bildirilen Firavun da Merneptah’tır.” Yani II. Ramses değil. Çünkü çocukken gelmişti o, sonra onun yerine babasının yerine oğlu geçti yani Hz. Musa (a.s) ile muhatap olan kişi o. “Eski Mısır’da Firavunlar diğer eşlerinin yanı sıra kız kardeşleri ile de evlendirilirdi. Onlar Müslüman olmadığı için, İslam dinini kabul etmediği için öyle sapkın bir inançları vardı. Bu Firavun’un aniden ölmesi durumunda sülalenin hükümdarlığını korumak için alınan bir önlemdi. Asiye de Merneptah Firavun olduktan sonra onunla evlendirilmişti.” Yani zorla evlendiriliyor. “Bazı kaynaklara göre Cebrail (a.s.) tarafından Firavun’un saldırısı konusunda bilgilendirilen Asiye,” Hz. Cibril (a.s.) tarafından vahyiyle bilgilendiriliyor, “Allah’a iman ettiği için Firavun tarafından işkence edilerek şehit edilmiştir” diyor. Bir kaynağa göre bu şekilde. Bir kaynakta da Hz. Musa (a.s.) ile beraber çöle gittiği söyleniyor ama bir ihtimal yine bağlantı kurarken veya bir şekilde onu görüp, onun izini sürüp, onu şehit etmiş olabilirler. Çünkü normalde Hz. Musa (a.s.)’nın yanına gittiği için zaten öfke vardı ona karşı. Müslüman olduğu için öfkeliydiler. Hz. Musa (a.s.)’nın yanına gitti yani çöle gitti, Allah-u alem, oraya bir adam gönderip, birisini gönderip orada suikast yaptırmış olabilirler, inşaAllah. Yahut kaçırmış olabilirler, işkence ederek, çünkü şehit edilmiş. “Merneptah on ikinci sülale döneminde hükümdarlık yapmıştır. Ipuwer Papirus’u da bu dönemi anlatır” diyor. Ipuwer, evet. “Ipuwer Papirus’u 1909 yılında bulunduktan sonra Leiden Hollanda Müzesi’ne götürülüp A.H. Gardiner tarafından çevrildi.” Bakın isimlerini de veriyorum adamların, araştırma yapan profesörlerin ismini de veriyorum. 1909 yılında bulunuyor, inşaAllah. Leiden Hollanda Müzesi’ne götürülüyor. Ipuwer Papirusu 344. parça. 10:36; “Mısır'ın aşağısı mahvoldu” diyor. “Tüm saray ıssız kaldı. Sahip olunan her şey: buğday ve arpa, kazlar ve balıklar.” Bu bir tanesi. 10:63; “böylece ekin her yerde mahvoldu.” 2:10; “nehir kana bulandı.” 2:56; “felaketler her yeri sardı. Her yer kana bulandı.” 3:2; “altın ve lapis, lazuli, gümüş ve malaşit, akik ve bronz, hepsi kölelerin boyunlarında” diyor. Yani talan etmişler onlarda. Var ya bazen öyle, mağazalarda, iş yerlerinde falan talan ederler. Orada bir talan olmuş. Bu kaynaktan da bunlara bakabilirler kardeşlerimiz, inşaAllah. Yani daha detaylı da isterlerse inceleyebilirler. Mesela Kuran-ı Kerim’de de bu konuya dikkat çekiliyor, Araf Suresi, 130’da, şeytandan Allah’a sığınırım; “Andolsun, biz de Firavun aile (çevre)sini belki öğüt alıp düşünürler diye yıllar yılı kuraklığa ve ürün kıtlığına uğrattık.” Bakın orada da ürün kıtlığından bahsediliyor. “Bunun üzerine, ayrı ayrı mucizeler (ayetler) olarak üzerlerine tufan, çekirge, buğday güvesi, kurbağa ve kan musallat ettik.” Kandan da bahsediyor, orada gördünüz. “Yine büyüklük tasladılar ve suçlu-günahkar bir kavim oldular.” Araf suresi, bu 133. “Böylelikle biz onları (Firavun ve kavmini) bahçelerinden, pınarlarından çıkardık. Hazinelerinden, ve soylu makamlardan da. İşte böyle; bunlara İsrailoğullarını mirasçı kıldık.” İsrailoğulları da onları yağma etmişler anladığım kadarıyla, aynı zamanda. Sırf onları yani ganimet olarak almışlar. Zaten burada diyor, bakın; “Altın ve lapis, lazuli, gümüş ve malaşit, akik ve bronz, hepsi kölelerin boyunlarında.” O zaman onları köle olarak kullanıyorlardı, Musevileri, Müslüman’dı o zaman onlar. Onlar da yağma yapmışlar gördüğüm kadarıyla. Bak, “nehir kana bulandı” 2:10. “Felaketler her yeri sardı. Her yer kana bulandı. Böylece ekin her yerde mahvoldu.” Aynısı bakın, ürün kıtlığı oluşuyor.
Ayrıca bu İsmail Fenni’nin eserlerinde de bu konuda detaylı bilgi vardır. Onları da okuyayım. Bakın diyor ki; “bu evraklar Eski Mısır’ın Britanya Müzesi’nde mahfuz bulunan papirüslerden tercüme edilen açıklamalardır” diyor. Osmanlıca olduğu için ben şey yapmıyorum, o şeklini okumuyorum. “Bu mektubu aldığın vakit kalk, işe başla tarlaların nezaretini üzerine al. Hububatın hepsini mahveden bir su basması gibi yeni bir belanın haberini aldığında kafanı çalıştır.” Hububat, mahvolmuş. “(Yani düşün), Hemton onları hırsla yiyerek mahvetti, ambarlar delindi, fareler tarlalarda yığın halindedir, pireler kasırga şeklindedir, akrepler hırsla yiyorlar, küçük sineklerin açtığı yaralar sayılmayacak kadar çoktur. Ve ahaliyi mahzun ediyor. Bu yerin ticaretine hizmet eden merkepleri örtüyorlar.” Hayvanları da musallat oldu diyor bu böcekler. “Kayık yapılan tezgahtaki işçiler, nazırların eşyasını çalıyorlar sabanda ölüyor. Yahudi alimi külli miktarda hububatı mahvetmek maksadına nail oldu” diyor, Hz. Musa (a.s.)’yı söylüyor. Halbuki sadece dua ediyor o, o kadar yani başka yaptığı bir şey yok. Pireye, hayvanlara nasıl insan güç yetirsin? “Kapıların bekçileri kilitleri kırıyorlar.” Yani hırsızlık da artmış o dönemde. “Melunlar hayaller görüyorlar. Sihirler onlar için ekmekleri gibidir.” Hakaret diyor, onları okumayalım. “Reisleri onları arkasına takmakta ve onları korku boyunduruğu altına eğerek,” beğenmiyor tabii Tevrat’ın kanunlarını, Tevrat’a bir söz söylemiş o zaman Firavun’un ekibi, “o kanuna doğru sürüklemektedirler.” Bak “reisleri” diyor, Hz. Musa (a.s.)’yı kastediyor, “onları arkasına takmak da ve onları korku boyunduruğu altına eğerek,” Allah korkusundan bahsediyor “eğerek, kendi kanununa doğru sürüklemektedir” diyor. “Karısı hakimiyetin önünde titrer. “Karısı ondan çekiniyor” diyor, Hz. Musa (a.s.)’dan. “Çocukları” yani onlar da şey yapmış, onları beğenmiyor çocuklarını, “lakin arkadaşları ona göre dünyanın birinci kavmidir.” Yani “Müslümanlar dünyanın birinci kavmidir ona göre” diyor, inşaAllah. Halbuki hanımı da saygı duyuyor yani o saygısız kadınlara göre onu saygılı görünce, onu korkuyor zannetmiş olabilir. “Yahudi alimi kadınları heyecanlandırmak sanatında, yazmak sanatında insanların birincisidir.” “Hem çok güzel yazı yazabiliyor” diyor, “hem de kadınları çok etkileyen bir insan” diyor, Hz. Musa (a.s.) için. “Onun eşi ve nazili yoktur.” Yani “benzeri yok bu konuda” diyor. “Bayağı yetenekli” diyor. Altı numaralı papirüste de şu konu geçiyor: “Sarayın beyaz odasının muhafızı kitaplarının reisi Amenamoni'den katip Penterhor'a : "Bu mektup elinize ulaştığı vakitte ve noktası noktasına okunduğu zaman,” bakın mektuba dikkat çekiyor ve noktası noktasına okumasını söylüyor. Kim gönderen? Sarayın beyaz odasının muhafızı yani bu tarih yazan kişi. Yani bu görevli, katip yani “oradaki katibe göre” diyor Pentehor’a, o da yazıyor. “Kalbini müteessir edecek bir halde olan müellim felaketi, girdaba gark olma felaketlerini öğrenerek kalbini” yani bir girdap denizde, müthiş bir girdap ve insanları yutmuş deniz “ve elim bir felaket” diyor. “Kalbini kasırga önündeki yaprak gibi en şiddetli ızdıraba teslim et.” “Müthiş bir acı var” diyor, “müthiş bir elem var” diyor. “Hükümdarın musibet gününde esirlere merhamet edilmesi fikri kendisi için meşru ve menhus oldu.” Musevileri öldürmemesi, onları şehit etmemesi, onları bırakması, “onun için meşru ve menhus oldu” diyor. “Çok büyük hata yaptı” diyor, “bırakmayacaktı” diyor. Yani “hepsini katletmesi gerekirdi” diyor, “hepsini şehit etmesi gerekirdi” diyor. Allah affetsin, tabii bize göre şehit etme onlara göre katletme oluyor tabii. “Esir, hizmetçi,” bakın, “esir ve hizmetçi” Hz. Musa (a.s.)’ya söylüyor, “kudreti altında bulunduğu kavmin reisi oldu.” “Onların başına geçti” diyor. “Halbuki bizim kölemizdi ve esirdi” diyor. Yani “bizim hizmetçimizdi” diyor. “Kötü hareketine karşı olan mani, ileride mahvedildiği gibi isyana karşı olan manide geriden mahvedildi.” Yani “her yönden mahvedildik” diyor. “Güç haliyle su getirmeye yahut ekmek için öğütmeye çalışılabiliyor.” Yani insan kaybolmuş, “çok zor artık” diyor. Ancak hayatiyetlerini devam ettirebildiklerini söylüyor. “Kral’ın muhafızları kalplerinden sakatlanmış gibidirler.” “Manen çökmüştürler” diyor, muhafızlar. Yani büyük bir şey olduğu için, kitle halinde öldükleri için. “Sesleri kuvvetsizdir.” Yani manen çökmüşler. “Kuvvetli esirin” yani Hz. Musa (a.s.)’nın, “tevakkuf ettiğini görerek kalbinde galebe ediyordu. Gözü ona dokunuyordu, yüzü onların yüzü üzerindeydi. İftihar-ı kemal derecesindeydi. Musibet, şiddetli zaruret birden bire onu zabtetti.” Yani “birden bire bela onu sardı” diyor. “Sular içinde uyku, anlıyı acınacak bir iş yaptı.” İnsana “anlı” diyor, “acınacak bir şey yaptı.” “Sular içinde uyku” yani oradaki olayın konumunu açıklıyor. “Gençliklerin evvelinde biçilmiş olan gençleri, reislerin ölümünü, kavimlerin efendisinin şarkıların ve garpların kralının mahvolmasını tasvir et.” Yani “bunu anlat” diyor. Bakın, “şarkların ve garpların kralını,” bütün dünya hakimi olan Firavun’un “mahvolmasını tasvir et.” “Açıkla bunu” diyor, “yaz” diyor katibe. “Sana gönderdiğim haber hangi haberle kıyas edilebilir?” “Çok büyük bir haber bu. Hiçbir habere benzemez” diyor. “Horus’un gözünün nuruna” Yemin ediyor orada ilahlarına, putlarına yemin ediyor. “Bu adam bir sihirbazdır.” Haşa Hz. Musa (a.s.) için. “İradelerin cümlesi mukavemeti imkansızdır” yani “ona mukavemet imkansız” diyor, “ona kanun çizmek de ne kadar mahirdir. Sam Kavmi,” tabii hakaret eden bir ifade kullanmış “Sam Kavmi” diyor, Musevilere, “sürüklemekte ne kadar da mahirdir. Kuvvetliliği, merdutları ve mazlumu, kuvvetlilerin arasına koyar.” Yani “mazlumla, kuvvetliyi yan yana koyar” diyor. “Bu mevcudiyetini daha annesinin yanındayken, onu kurtaranlara borçlu olan bir çocuktur” diyor. Yani çocukluğundan itibaren baktıklarına dikkat çekiyor. “Bununla beraber o insanları kendisine alet yapmaya çalışıyor.” Atılıyor, bakın Mehdi (a.s.)’ye de aynı iddia atılır, bak Firavun devrinde de aynı, yazıtlarda da Hz. Musa (a.s.) aynı iddia ediliyor, Peygamberimiz (s.a.v.)’e de aynı iftira atılmıştır. Bak diyor ki; “o insanları kendisine alet yapmaya çalışıyor.” Yani “insanları kullanıyor” diyor.
SUNUCU: Maşa gibi görüyor.
ADNAN OKTAR: “Maşa gibi görüyor” diyor, “kullanıyor” diyor bakın. Papirüslerde bak, Mısır papirüslerinde. Evet. Ama bunu tabii parça parça, Osmanlıca da olduğu için sonra biraz daha açıklarız. Daha önce söylemiştim ama bu yazılardan da alıp, tercüme edip, oradan yazı haline getirebiliriz inşaAllah.
Başka ne var Oktar Hocam?
OKTAR BABUNA: Hocam, Başbakan Erdoğan’ın bir açıklaması var. Yazının içerisinde şöyle söylüyor; “Kudüs’ün kaderi İstanbul’un kaderidir. Gazze'nin kaderinin İstanbul'dan, Ramallah'ın kaderinin Ankara'dan, Beytüllahm’in kaderinin Konya'dan ayrı düşünülemeyeceğini söyledi.” Yıllardır söyledikleriniz Hocam. Bütün Müslüman dünyasının, İslam dünyasının, hamiyet-i İslamiyeyle sahip çıkması gerektiğini, hiçbir yerin bizden ayrı düşünülemeyeceğini söylüyordunuz Hocam yıllardır. Başbakanımız da o yönde açıklamalar yapmış. MaşaAllah.
ADNAN OKTAR: Tabii ki yani Müslümanlık bir bütündür, bir bloktur. Orada da tabii, Başbakan doğrudan ittihad-ı İslam’ı savunamaz tabii yani laik olduğu için sistem ki çok makul, zaten öyle konuşması gerekir. Ama bu Türk-İslam Birliği’nin diğer adıdır yaptığı konuşma. Atatürk’ün de söylediği bir şeydir; İslam Birliği bir, Türk Birliği iki. Yani yine Türk-İslam Birliği, değil mi? Bunu daha önce çok detaylı açıklamıştık. Ama yine bir ara detaylı olarak Atatürk’ün kendi açıklamalarını, kendi açıklamalarından orijinalinden açıklarız, izah ederiz inşaAllah.
-Ne demişti Ne Oldu VTR-
OKTAR BABUNA: Hocam bu şekilde söyledikleriniz, şu anda girip bakabilirler sitenize, 1000 tane söylediğiniz var. Belgeli olarak görüntülerle ve ifadelerinizle. Bini de gerçekleşti maşaAllah. Ne söylediyseniz oluyor Allah’ın dilemesiyle, maşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR: Her şeye sevgiyle yaklaşmak çok önemli olaylara sevgiyle yaklaşmak akl-ı selim yaklaşmak. Hırsla yaklaştığında, “öfkeyle kalkan zararla oturur” derler, değil mi? Hatta bizim tabirlerimiz var; “keskin sirke küpüne zarar verir” derler. Yani öfke aklı kapatır, makul düşünmeyi kapatır. Tabii, öfkeyle kalkan zararla oturur. Biz şefkatle mükellefiz, akılcı olmakla mükellefiz. Sevginin karşısında hiçbir güç dayanamaz, onu söyleyeyim. Ne Amerika’sı dayanır, ne Rusya’sı dayanır ne şu, ne bu. Ama şoven bir kafa, faşist bir kafa, diktatör bir kafa, ezici bir ruh, kan dökme eğilimi, bu rezalettir, bu acı getirir. Çünkü sen bir kan dökmeye kalkarsan o on kan dökmeye kalkar. O on kalkınca oda yüz dökmeye kalkar. O zaman bu Kıyamet demektir, bu bir zulüm demektir. Mutlaka akılcı, şefkatli, merhametli ve halim olmak gerekiyor. Mesela Musevileri Tevrat’ın hükmüne çağırmak lazım. Tevrat’ı ben okudum, Tevrat’tan Allah’ın hükümlerini okudum. Orada Allah hep şefkatten bahsediyor, affedicilikten bahsediyor, komşusuna iyi davranmaktan, tanımadığı insanları koruyup kollamaktan onlara yardım etmekten, onlara merhametli olmaktan bahsediyor ve şiddet kullanmayın diyor Allah, acı vermeyin insanlara. Tevrat’ın ayetlerini okudum izah ettim, Tevrat’ın hükümlerini okudum. Şimdi bunu, gerçek bir Musevi bunu uyguladığında çok mükemmel olur, çok çok hoş olur. Yani herkes halim olmuş olur, dinlendirici olur. Biz de Kuran’ın hükümlerine çok titiz olduğumuzda, kardeş olduğumuzda o zaman Müslümanları tamamen kuşatan bir sevgi olacaktır, bir muhabbet olacaktır. O sevgi selinin içerisinde Musevilerdeki bu korkuda tamamen kalkacaktır. Onlar Müslümanların kendilerine karşı çok kinli ve nefret içinde olduklarını ve bir an önce onları öldürmek istediklerini düşünüyorlar. Onlarda can havliyle, kendilerini koruma içgüdüsüyle daha da saldırganlaşıyorlar ve bu müthiş bir açmaza sebep oluyor, karşılıklı katlamalı açmaza sebep oluyor. Biz Kuran’a tam tabi olur da, ittihad-ı İslam’ı oluşturursak, İslam’ın o sevgi seli onların ruhunu eritecektir. O mülayemet, o dostluk ruhu ortalığı yatıştıracaktır. Onun dışında; asarız, keseriz, vururuz, kırarız, kahrolsun şu, kahrolsun bu, bunlar bir çözüm değildir. Çözüm Kuran’dır ve Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in sünnetidir. Peygamberimiz (s.a.v.) ne yaptıysa, onun şefkat anlayışı nasılsa biz de o şekilde hareket etmekle mükellefiz. İsrail yedi emanımızdadır. Yani Türk-İslam Birliği olduğunda biz koruyacağız İsrail’i. Ermenistan bizim yedi emanımızdadır, bütün bölge ülkeleri bizim yedi emanımızdadır. Biz onları korumakla mükellefiz. Dolayısıyla onlar bizden korkan değil de bizzat onlara sahip çıkan olarak bize tam anlamıyla güvenecek konuma gelecekler. Yani bir çocuk nasıl annesine güveniyor, babasına nasıl güveniyor, işte bölgenin de annesi, babası Türkiye’dir inşaAllah. Hep şefkatle ve akılcılıkla konuları halledecektir. Kuran’ın çizgisinde halledecektir. Dolayısıyla dünyada da hiçbir reaksiyon olmaz o zaman. İyi niyetinden emin olunan bir sisteme kimse bir şey demez. Sevgisinden, samimiyetinden emin olunan bir sisteme kimse bir şey demez. İnsanlar bile tanıştıklarında önce karşıdan zarar gelir mi gelmez mi ona bakıyorlar. Güvenilir mi güvenilmez mi ona bakıyor. Güvenilirse ondan zaten çok bir iyi dost oluyor, arkadaş oluyor. Güvenilir olmanın oranına göre de sıcaklığı ve sevgisi artıyor. Dost olunabilir mi, sırdaş olunabilir mi, arkadaş olunabilir mi, sinirlendiğinde, kızdığında ters bir tavır gösterir mi? Biz sinirlendiğimizde, kızdığımızda şefkat gösterdiğimizi dünyaya göstermek durumundayız. Çünkü biz yönetici bir devletiz, lider bir devletiz, lider bir milletiz. Bize böyle fevri hareketler fevri çıkışlar yakışmaz. Ağır başlı ve olgun bir milletiz. Dolayısıyla ilk yapılacak şey süratle ittihad-ı İslam’ı oluşturmaktır, dev bir güç haline gelmektir. O dev gücün olgunluğu ve ağırbaşlılığı ile de nezaketle bu sorunları çözmektir. Yoksa mesela küçük parmağı var bir insanın sadece, onunla kapı açmaya çalışıyor, işini halletmeye çalışıyor. Öbür ellerini, parmaklarını kullansana. İkinci parmağının ne suçu var? Üçüncü parmağının ne suçu var? Bırak bütün parmaklarını. Öbür sağ elini de kullan, sol elini de kullan, ayaklarını da kullan. İslam bir bütündür, Müslümanlar. Türkiye bir parmağı, tek bir parmağıdır İslam aleminin. Tek bir parmakla ne yapılır? “Kurtar bizi Türkiye” diyorlar. “Kurtar bizi Allah’ım” diyecekler, ittihad-ı İslam içerisinde Müslümanlardan bunu talep edecekler. “Haydi Müslüman kardeşlerim, el birlik Allah’ın dinine sarılalım, el birlik ve ayrılıp dağılmayalım” diyecekler. Allah emrediyor zaten, şeytandan Allah’a sığınırım; “el birlik Allah’ın dinine sarılın, ayrılıp dağılmayın” diyor Allah. Muhkem ayet, muhkem hüküm. Bu hükmü yerine getirecekler. Şefkatle yaklaşacaklar. Bu oluştuğunda yani İttihad-ı İslam olduğunu düşünün yani Müslümanların başında bir lider var. İsrail’e herhangi bir söz söylemiş olsa şefkatle yaklaşacağı için İsrail’in aklının ucundan bile geçmez bir terslik olacağı. Zaten tam anlamıyla güveneceklerdir, saygı ve sevgi duyacaklar. Ama o ondan korkar, o ondan korkarsa; karşılıklı silahlanma, karşılıklı gerilim muazzam artar ve bu dünya savaşına neden olur. Dünya savaşında da en fazla elli-yüz kişi kalır geriye söyleyeyim. İnsan kalmaz dünyada, kırar geçirir insanlar birbirlerini. Bu şeytanın oyununa gelmek olur. Bunu Allah kabul etmiyor, bu devirde böyle bir şey yok. Normalde bunu yapacaklardı, bunun sistemi de hazırdı. Ateist masonlar bu konuda kararlıydı, ateist siyonistler de kararlıydı. Şeytanın talimatı bu. Üçüncü Dünya Harbi çıkarıp dünyanın %99’unu yok etmek. Ondan sonra yeni bir hayat başlayacak şeklinde sapkın bir inançları var. Sel gibi kan akıtmayı düşünüyorlardı. Ama diyor Allah; “onlar ne zaman bir ateş yakmaya kalksalar, Allah o ateşi söndürdü” diyor. Kuran ayeti var. Bu ateş şu an söndürülmüştür. Yapamayacaklar bunu. Üçüncü Dünya Savaşı’nı çıkaramayacaklar. Çünkü Mehdi (a.s.) görevde, Hz. İsa (a.s.) var; Hz. İsa (a.s.) görevde ve Hızır (a.s.) her yerde görevdedir. Olmayacak dedim mi olmayacak yani, inşaAllah. Bak deprem olacak diyorlardı İstanbul’da. En fazla 10 yıla kadar bütün bilim adamları ittifak ettiler, 10 yıla kadar. Hepsi sözünü geri aldı. Şimdi 40 yıl demeye başladılar. O da yanlış. Daha var. Hicri 1506’lardan sonra hakikaten çok büyük bir deprem olacak. Hicri 1506’lardan sonra çok büyük deprem olacak. Yani hem de görülmemiş bir deprem. O bir tanesi. Arkasından birçok felaketler olacaktır. Yani felaket felaket üstüne, felaket felaket üstüne, 1545’e kadar. Çünkü Allah’ın dininden ayrılacak insanlar yavaş yavaş.
OKTAR BABUNA: Hocam sizdeçok büyük ölçüde vesile oldunuz inşaAllah. Darwinizmin belini kırınca Hocam, küfrün, şeytanın en büyük silahı elinden gitti. Masonluğun gücünü almış oldunuz maşaAllah bu şekilde. Mesela Evanjeliklerde Müslümanları haşa deccal gibi görüp, büyük bir katliam hazırlığı da vardı. Onun da önünü kestiniz Hocam inşaAllah. Onları da uyararak. Böyle olmayacağını anlatarak. Musevilere sahip çıktınız, dindar Musevilere bekledikleri Mesih’in Mehdi (a.s.) olduğunu aslında inşaAllah, dinler birliği olması gerektiğini ve dünyada, söylemiştiniz; dünya savaşının önüne geçildi diye, çok büyük oranda siz vesile oldunuz. MaşaAllah Hocam. Allah razı olsun.
ADNAN OKTAR: Bir ara vermemiz gerekiyor, değil mi? Tamam ara verelim inşaAllah.
OKTAR BABUNA:Programımıza devam ediyoruz. Hocamız da ilerleyen dakikalarda birlikte olacak inşaAllah. Bir videomuz olacaktı. Hocamız da geldi. Videomuz varmış Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Ne videosu?
OKTAR BABUNA: “Ne demişti, ne oldu” Sizin söylediklerinizle ilgili Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Tamam.
-VTR-
ADNAN OKTAR: Şeyh Nazım Kıbrısi Hazretleri Hocamız, Kıbrıs Rum Kesimi’ni ziyaret eden Papa ile görüşmüş. Çok sevimli, yanında da diğer talebeleri var. Bayağı kibar, nezaketli, saygılı bir insan Şeyh Nazım Hocamız. MaşaAllah bu yaşlı haline rağmen, maşaAllah.
OKTAR BABUNA: Resmi var, gösterelim mi Hocam?
ADNAN OKTAR: Sevimliliğe bak, maşaAllah.Bu güzel yani Hıristiyanlarla Müslümanların ittifak etmesi, dinsizliğe karşı, zulme, teröre ve anarşiye karşı ortak hareket etmeleri. Bediüzzaman diyor; tartışma noktalarını “şimdilik erteleyin” diyor. Şimdilik, “acil bir durum var” diyor çünkü. Çok makul. Sadece Allah’ın birliği konusunda zaten biz onları davet etmekle mükellefiz, Kuran’da. İslam’a, Kuran’a davet ediyoruz. Ama öncelikle Allah’ın birliğine davet ediyoruz. Ama kabul etmezlerse, tabii kendi bilecekleri iş. Ama her halükarda ittifak etmemiz gerekiyor. Dinsizliğe, ateizme karşı, Darwinizme ve materyalizme karşı birlikte hareket edersek çok rahat netice alabiliriz. Çünkü Bediüzzaman diyor; “ayrı ayrı iken mağlup olan İseviyet ve Müslümanlık, tam birleşme istidadındayken” diyor yani “birleşmeleri konumunda tam galebe edecek istidadındayken; ezecekleri, küfrü yeryüzünden yok edecekleri istidadındayken” diyor, cismi beşerisiyle, semavatta bulunan Hz. İsa (a.s.)’nın ineceğini belirtiyor. Yeryüzüne geleceğini belirtiyor. İnşaAllah biz de o günlerdeyiz, inşaAllah. Bu da önemli bir gelişme; Şeyh Nazım Hocamızın görüşmesi, maşaAllah. Bir de üzerine bir dinçlik geldi maşaAllah Şeyh Nazım Hocamızın, daha iyi oldu yani. Allah ömrünü uzun etsin, Allah hayır, bereket versin inşaAllah. Hz. İsa (a.s.)’yı, Hz. Mehdi (a.s.)’yi görmeyi nasip etsin Hocamıza, hep birlikte, beraber inşaAllah.
Başka ne var Oktar Hocam?
OKTAR BABUNA: İtalya'nın güneyindeki Calabria bölgesinin Maierato köyünde aşırı yağışlar toprak kaymasına neden olmuş Hocam, olayda ölen ya da yaralanan yok ancak toprak kayması sırasında da kaydetmişler bunu, gösterelim mi Hocam bunu inşaAllah?
ADNAN OKTAR: Tamam, göreyim. Dağ kayıyor değil mi?
OKTAR BABUNA: Evet Hocam.
ADNAN OKTAR: Ayette de diyor Allah; “dağların kum gibi eridiğini görürsün” diyor. Kıyamet vakti böyle olacak yani dağlar böyle çöküp, kum gibi eriyecekler. Kuran’da belirtilen bir gerçektir bu. Bakın toprak akıyor su gibi. Koskoca dağ bak çöktü.
OKTAR BABUNA: MaşaAllah. Bayağı da bir süre devam ediyor Hocam bu şekilde.
ADNAN OKTAR: Çökme muntazam devam ediyor.
SUNUCU: Ağaçlar gidiyor.
OKTAR BABUNA: Bayağı bir korkmuşlar.
ADNAN OKTAR: Mesela “dağ nasıl erir?” diyor insanlar, “kum gibi nasıl erir?” diyor. Bak, Kuran’ın hükmü, işte böyle eriyor, Allah gösteriyor. Kıyamet vakti de işte bütün dağlar böyle kum gibi eriyecekler ve insanlar bunu görecekler inşaAllah.
OKTAR BABUNA: Dediğiniz gibi su gibi akıyor inşaAllah
ADNAN OKTAR: Tabii böyle su gibi, toprak da kum gibi dağılıyor. Allah zaten “kum gibi dağılır” diyor dağlar, “kum gibi erirler” diyor. Evet, hayret ama bunun önünün arkasının kesilmemesi, normalde hiçbir sebep yok yani bu derece akması için, değil mi? Su akar gibi gidiyor.
OKTAR BABUNA: Dediğiniz gibi yatışması lazım ama bir türlü yatışmıyor.
ADNAN OKTAR: Bir türlü durmuyor.
Bu nedir?
OKTAR BABUNA: Bebek kahkahalarla gülüyor Hocam.
ADNAN OKTAR: Bu ne komik herif böyle, acayip şeker.
OKTAR BABUNA: Katıla katıla gülüyor.
ADNAN OKTAR: Katılıyor, devriliyor artık. Benim Pıtırcık’ım nerede ağabeyi, getir bakayım ben bir onu tanıştırayım. İçerde uslu uslu uyuyordu. Eğer istirahatı bittiyse. Şimdi bak, ablası bak nasıl tatlı bir şey bu, bak bak. Göbüş acayip dolmuş Pıtırcık’ın.
SUNUCU: Rehavet yapmış zaten; uyumuş.
ADNAN OKTAR: Pıtırcık, şöyle bir dön ağabeyler bir baksın sana.
SUNUCU: Çok güzel.
ADNAN OKTAR: Günaydın Pıtırcık, nasılsın?
SUNUCU: Anlayamadı o şimdi.
ADNAN OKTAR: Nereye geldiğinden de haberi yok. Ağabeyi bunu yesin, o minik burnu yesin mi ağabey? Yesin mi ağabey minik burnu?
SUNUCU: Çok güzel.
ADNAN OKTAR: Dünya tatlısı bu, ama feci şekilde yemiş; göbüş böyle tef gibi gerilmiş maşaAllah.
OKTAR BABUNA: Çok sakin duruyor.
ADNAN OKTAR: Haydi bakayım ağabeyi, bu dinlensin. Hadi bakayım.
Evet Oktar Hocam başka neler var anlatacağın?
OKTAR BABUNA: İman hakikatleri var, güzel canlılar var, hangisi uygun olur?
ADNAN OKTAR: Göster bakayım.
SUNUCU: Sarılıp, uyumuşlar. Pıtırcık’a benziyorlar.
ADNAN OKTAR: Aynı Pıtırcık’ın takımı.
OKTAR BABUNA: MaşaAllah. Oyuncağıyla uyumuş.
ADNAN OKTAR: Allah’ın bunları bu kadar böyle şiddetli sevimli yaratması çok büyük bir mucize. Yani insanının ruhunda bu kadar etki meydana getirmeleri, insan ne yapacağını şaşırıyor. Öpse bitmiyor, sarılsa olmuyor, sıksan Allah esirgesin bir şey olur. Baksana şu keyfe. Ah severim ben onları, şu masumluğa bak, şu tatlılığa, şu bakışlardaki. Yüzündeki huzur, saygı ifadesi. MaşaAllah. Akılları, fikirleri şamata. Gözleri yerim ben, o mavi gözleri.
SUNUCU:Bunlar çok güzel.
OKTAR BABUNA:Hakikaten sevgi ve merhamet uyandırıyor insanda.
ADNAN OKTAR: Şu bıyıklar bir kere, bıyık olayı çok şeker bir şey, çok şahane bir şey. MaşaAllah. Bu bacakların inceliği de çok şaşırtıcı bunlarda maşaAllah. Bak huzura bak bunlardaki, görüyormusun? İnsan özeniyor, ne kadar şahane huzurları maşaAllah. Bu artık baygın vaziyette uyuyor. En zevk aldıkları şeylerden bir tanesi de uyumak. Bak şu yüzündeki huzuru görüyor musun, temizliği? MaşaAllah. Uyuma şekli şahane. MaşaAllah.
Allah hoşumuza gitmesi için bak neler yapıyor, neler yaratıyor. MaşaAllah. Hayvanları güzel yaratıyor, bitkileri güzel yaratıyor. Yiyecekleri, meyveleri güzel yaratıyor. Mesela çilek geliyor, mis gibi kokuyor, kiraz acayip güzel, karpuz ayrı. Mesela kesilir kesilmez müthiş bir güzel kokusu var, kavunun ayrı, elmanın ayrı. Her biri çok şahane. Bakın onun dışında bir de Allah bilgisayar yaratıyor, televizyon yaratıyor, araba yaratıyor, uzaktan kumanda yaratıyor, ayakkabı, elbise yaratıyor, her şey yaratıyor. Yani sürekli Allah bizimle yoğun şekilde alakadar. Ama insanlar Allah ile alakadar olmak istemiyorlar haşa, Allah o zaman işte beti bereketi kaldırıyor, huzuru kaldırıyor.
“Selamün aleyküm nuru dünyayı aydınlatan pek kıymetli Hocam” diyor. Sizlerin nuru inşaAllah, bütün müminlerin nuru. “Bir süredir parmakta oluşan görüntüden bahsediyorsunuz. Adıyaman Menzil grubuna bağlı Seyyid Muhammed Raşit Erol Hazretleri’nin talebelerinden birisi yine o dönem, Menzil grubuna bağlı olan ağabeyimle yıllar önce, Raşit Erol Hazretleri için, “Seyda parmağına bakıp bizim neler yaptığımızı görüyor” demiş. Tüm bilgileri en hikmetli şekilde değerlendirdiğiniz için bu bilgiye siz kıymetli Hocamıza haber vermek istedim inşaAllah.” Mümkündür, Muhammed Raşit Erol Hazretleri gerçek mürşiddir. Yani Hz. Hızır (a.s.) ile bağlantısı olan, hal ehli olan, veli olan, çok büyük bir insandı, çok ehemmiyetli bir veliydi, derin bir insandı. Dolayısıyla ecinni alemini de kontrolü altına alabilen bir insan. Tabii o ilme de sahip bir insan. “Allah sizi küfrün tüm tuzaklarından korusun, sağlığınıza sağlık katsın, gücünüze güç katsın. Sizi seven, sizin gibi derin iman sahibi olmayı, Allah aşkıyla yanmayı hasretle bekleyen kardeşiniz Ömer Güven” diyor. Allah imanını bütün müminlerin kat kat arttırsın inşaAllah. Hepimize Allah hidayet nasip etsin. “Yüce Allah, Kuran-ı Kerim’inde şöyle buyurmaktadır; şeytandan Allah’a sığınıyorum; “kulunu kendisine birtakım ayetlerimizi göstermek için bir gece Mescid-i Haram’dan, çevresini mübarek kıldığımız Mescid-i Aksa’ya yürütenin şanı pek yücedir.” (İsra Suresi, 1) Bu ayet-i kerimede Mescid-i Aksa’nın etrafını saran topraklardan, mübarek kılınmış topraklar olarak söz edilmektedir ki bu topraklar da Filistin topraklarıdır. Filistin’in bir başka önemi, dünyanın büyük bir bölümünde insanları bulunan üç semavi din için; Musevilik, Hıristiyanlık ve İslam dini için kutsal sayılmasıdır.” Zaten kutsal yani inşaAllah. “Resullullah (s.a.v.) bir hadis-i şerifinde şöyle buyurmuştur; “Yolculuk ancak şu üç mescitten birine olur. Benim şu mescidime, Mescid-i Haram’a ve Mescid-i Aksa’ya.” Ayrıca Mescid-i Aksa Müslümanların ilk kıblesi olması itibariyle ayrı bir yere ve öneme sahiptir. Bu kutsal mabedin İslam’daki önem ve üstünlüğünün bir sebebi de, Resulullah s.a.v.’in İsra ve Miraç olayına şahit olmasıdır.” Tabii, orada bizzat bulundu Peygamberimiz (s.a.v.), mucize olarak. “Filistin, pek çok Peygamberin yaşadığı ve asırlar boyunca ilahi vahyin indiği kutsal bir beldedir. İsrail’in bekledikleri Mehdi (a.s.)’nin, Adon’un zuhuru için Filistin’i düşünmeleri acaba Türk-İslam Birliği’nden bahseden İsrail Hükümeti, Türklerin Müslümanlar için önemli bir yeri olan Filistin’i almaya mı çalıştıklarını düşünüyorlar diye aklımdan geçirdim. Bugün haberlerde şu sözleri gördüm: “İsrail devlet televizyonunda açıklamada bulunan Liberman’a, Türk gemisine İsrail donanmasının baskını soruldu. Liberman: “Hedefe ulaşılmıştır. Filo Gazze’ye gitmeyi başaramamıştır ve askerlerimizin tamamı, bazı erler yaralı, sağ olarak geri dönmüşlerdir.” yanıtını verdi.”” Ne demekmiş yani o, nasıl hedefe ulaşılıyor? Olur mu böyle bir yanıt, özür dilemeleri lazım. Böyle bir üslup olmaz. “Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ülkesinin Müslüman dünyasında ağır bir yere sahip olmasını istiyor.” Doğru, Allah’ın emri o. Müslümanların birleşmesi, onda şaşacak bir şey yok ve İsrail’in lehine bir durum bu. “İsrail yığınları körüklemek için iyi bir bahane” diyor. Olur mu öyle şey, bahane olarak bir insan böyle bir olayı kullanır mı? Allah’ın emri olduğu için biz onu yapıyoruz. Bu olay olsa da olmasa da, zaten Müslümanların birleşmesi farz. Yani biz bu olaydan dolayı birleşiyor değiliz ki, Allah emrettiği için biz birleşiyoruz. Yani bu olay olmasa birleşmeyecek miydik? Kuran’ın emri bu. “Humeyni devrimine kadar İran da İsrail’in büyük dostuydu, Türkiye ile benzer bir süreç ortaya çıkıyor, yanıtını verdi” diyor. Hayır hayır, her zaman Beril Goncagül Hanım göndermiş, Türkiye her zaman dost, muhabbet dolu, sevgi dolu bir ülkedir. Dost ülkedir, herkese karşı da sevecendir. Binlerce Musevi kardeşimiz var Türkiye’de, krallar gibi yaşıyorlar, herkes sevgi saygı gösteriyor. Güvenliklerinde, yaşantılarında en ufak bir sorun var mı? Ve biz buraya Musevi misafirlerimizi getiriyoruz İsrail’den, baş tacı ediyoruz. En güzel şekilde ağırlıyoruz, yine getireceğiz, yine en güzel şekilde ağırlarız. Bizim dindar, samimi, içten, güzel ahlaklı Musevi kardeşlerimizle ne alıp veremediğimiz olur? Onlara karşı ne sözümüz olur? Ayrıca İsrail tabii ki orada yaşayacaktır. Kıyamete kadar onların topraklarıdır, tabii ki yaşasınlar. Yani nereye gidecekler zaten? Biz hatta diyoruz ki; sınırları açalım, tamamen İsrail sınırlarını açalım, her yerde yaşasınlar. Ürdün’de de yaşasınlar, Mısır’da da yaşasınlar, efendim gelsinler Türkiye’de de yaşasınlar. Özgür olsunlar istiyoruz biz. Biz belirli bir yere sığınıp, orada küçücük bir yerde yaşasınlar demiyoruz ki. Türkiye’nin amacı onlar için çok büyük bir nimet, çok büyük bir güzellik, onlara bereket, bolluk ve huzur getirecek bir olay. Ve binlerce seneden beri bekledikleri bu güzel müjdeye gark olmaları demektir. Çünkü bütün Kenan ilinde, bütün kutsal beldelerde yaşamalarını onlara Türk-İslam Birliği sağlayacaktır. Yani Mehdi (a.s.), Kral Mesih onlara bu imkanı verecektir. Yoksa asla bunu elde edemezler, asla. Ve kısa sürede bunu elde edeceklerdir, Kral Mesih, Mehdi (a.s.) onların bütün duvarlarını yıkacak, onları özgür kılacak. Onları insanlara sevdirecek ve her bölgede, her diyarda, özgürce yaşamalarını sağlayacak. Türk-İslam Birliği’nin koruyucu gücü, muhteşem gücü, bütün dünyayı saracak. Dolayısıyla bir tek orası değil, Hıristiyanlar da, Ermeniler de, Budistler de, hepsi rahat edecekler. Ama ben söylüyorum, Budistler kitle halinde Müslüman olacaklar. Hıristiyanlar, Hz. Mesih (a.s.)’in inişiyle kitle halinde Müslüman olacaklar. Her yer Müslüman olacak ama zor olarak değil, baskı olarak değil. Hiç zorlanmadan, sevgiyle, şefkatle. Dinde zorlama yok zaten. Ayet var, Allah diyor; “dinde zorlama yoktur.” Muhkem ayet, Kıyamete kadar değişmez bu hüküm. Hani diyorlar ya bazıları, “bu değişir, Allah’ın hükmü, zamana göre değişir, zemine göre,” öyle bir şey olmaz. Kıyamete kadar geçerlidir Allah’ın hükmü. “Sizin dininiz size” diyor Allah, şeytandan Allah’a sığınırım, “bizim dinimiz bize.” Ama adam diyor ki bir süre sonra; “sizin dininiz size ama sizin dininiz de bana” diyor aynı zamanda. Bir süre sonra, “ben de istiyorum sizin dininizi” diyor. O zaman İslam ahlakı bütün dünyaya hakim olmuş olacak. Ama biz onlara zorlama yapmayacağız. Diyeceğiz ki; “sizin dininiz size, bizim dinimiz bize. Ama Müslüman olursanız ne güzel” diyeceğiz. “Ne mutlu size. Müslüman olmanızı tavsiye ederiz” diyeceğiz. Ha “olmuyoruz” dediler, o zaman “sizin dininiz size, bizim dinimiz bize, dinde zorlama yoktur” diyeceğiz. Yine kardeşimizsiniz, yine dostumuzsunuz. Ama Muhammedi olmak gerçek Musevi olmanın şartıdır. Gerçek Hıristiyan olmak istiyorlarsa, mutlaka Muhammedi olmak durumundalar. Kuran olmadan gerçek Hıristiyan olmak mümkün değil, ya teslise saparsın, ya Ahiret inancında bilgin eksik olacaktır, ya namaz kılmayacaksın. İncil’de, Tevrat’ta namaz açık açık bahsediliyor. Çok fazla Allah’ın hükmü var, net. Secde etmelerinden bahsediyor, kıyamdan bahsediyor Allah, rükudan bahsediyor. Namazı açık açık Tevrat anlatıyor. Nerede görüyoruz, çok az Musevi namaz kılıyor, çok az. Belirli, yani küçük gruplarda kılınıyor, biz hepsinin namaz kılmasını istiyoruz. Hepsinin Allah’ın birliğine inanmasını istiyoruz. Dolayısıyla, “benim dinim ne olacak?” Sen dinini kaybetmiyorsun ki, sen daha sağlam dinine bağlanmış oluyorsun. Muhammedi olduğunda gerçek Musevi olursun işte daha ne istiyorsun? Yarım Musevi’sin, çeyrek Musevisin, onda bir Musevisin, yüzde yüz Musevi olmuş olacaksın. Mesela Müslümanlar gerçek Musevidir, yüzde yüz Musevidir, Muhammedi olanlar. Ben mesela Müslüman’ım elhamdulillah, Muhammediyim ama Museviyim, hem de İbrahimiyim, hem Nuhiyim. Hz. Nuh (a.s.)’a uymuyor muyum ben emirlerine, Kuran’daki? Aynısına uyuyorum, Nuhiyim. Hz. Musa (a.s.)’nın, yüzlerce ayet var Hz. Musa (a.s.) ile ilgili, Hz. Musa (a.s.)’nın talimatları var, vahiy olarak, Allah’ın bildirdiği. Ben ona uymuyor muyum? Uyuyorum Nuhiyim ve Museviyim ve Hz. Nuh (a.s.) ve İsa (a.s.)’nın da bütün sözlerine uyduğum için de aynı zamanda İseviyim. Hakiki İseviyim. Muhammedi İseviyim. Bizim de onlar tavsiyemiz bu, isteğimiz bu. Muhammedi İsevi olun diyoruz. Muhammedi Musevi olun. Diyor ki; “ben Nuhiyim.” Muhammedi Nuhi olacaksın. Tam hakkıyla olmuş olursun o zaman, kusursuz olur. Allah’ın karşısında gönlün huzur bulur giderken inşaAllah. Tabii güven, tam emin olamayız ama ümit ve korku arasında. Çünkü Allah’ın bütün emirlerini yerine getirmiş olacaktır inşaAllah. Dolayısıyla o komplo teorilerine, bu korku teorilerine karşı biz hakkı sürekli anlatmak durumundayız. Daha geniş Amerikan radyolarına hitap ediyoruz, İngiliz radyolarına hitap ediyoruz, İspanyol radyolarına hitap ediyoruz, televizyondan hitap ediyoruz, basından hitap ediyoruz, internetten anlatıyoruz, devam edeceğiz. Sonuna kadar, hiç eksik kalmayacak şekilde devam edeceğiz inşaAllah.
OKTAR BABUNA: Dün değil evvelki gün İspanya’da, Hıristiyanlara hem de Amerika’da 250 radyo kanalında yayınlanan bir röportajınız oldu. Canlı yayında yayınlandı burada Hocam, buradan bire bir söylediniz ve tam kabul gördü. En ufak bir itiraz gelmedi onlardan da maşaAllah.
ADNAN OKTAR: Tabii.Hayır kardeşim, ben Muhammediyim, İsevi oluyorum, benim ne kaybım olur? Daha güzel oluyorum ben, daha iyi oluyorum, daha hoştur, Allah’ın bizden istediği budur. Bütün Peygamberleri sevin demiyor mu Allah? Kuran’da, bütün peygamberlerin talimatlarını biz uymuyor muyuz? Kuran’da ki talimatlarına, ne diyorsa yapıyoruz. Ama Muhammedi olmadan mümkün değildir gerçek Musevi olmak. Kendileri de farkındalar çünkü birçok hüküm karışmış. Tevrat’ın orijinali kalmamış, çok az bir kısmı kalmış. Kendileri de diyorlar; ilk kısımlarında, ilk bölümlerinde var Tevrat’ın orijinali, ondan gerisi değil. İncil, dört ayrı kitap var, dört ayrı, Allah’ın hükmü olur mu dört ayrı. Tabii, bakın vahiy kitap diyorsun, dört ayrı, dördü birbirinden ayrı. Kuran tek bir tane, tam tabi ol. “Ben Hz. İsa (a.s.)’yı bırakmak istemiyorum.” Kardeşim sana bırak diyen var mı? Daha çok sarıl diyoruz, daha çok sev diyoruz, yani ayrılma mı bu? O Allah’ın beğeneceği ve onun da çok çok beğeneceği bir şeyi yapmış olacaksın. Hz. İsa (a.s.) ne kadar muztar olur, Allah esirgesin ona Allah denmesinden haşa. Ne kadar ağırına gidecek bir söz ya, mazAllah. Yani geldiğinde haşa “sen Allah’sın” mı diyecekler ona? Hz. İsa (a.s.)’ya ne kadar acayip bir söz olur bu. “Ya Rabbi sen bende olanı bilmişsindir, ben böyle bir şey söylemem, söylemedim” diyor Hz. İsa (a.s.). “Ben Sana davet ettim, Senin birliğinden bahsettim” diyor. Allah; “sen mi söyledin kendini ilah olarak” diyor Hz. İsa (a.s.)’ya. “Ben böyle bir şey demişsem sen bilmişsindir Ya Rabbi” diyor. Allah’a sığınıyor. “Ben böyle bir şey söylemem” diyor. Mealen söylüyorum tabii. Yani bu mantığı anlamaya çalışsınlar. Mesela diyorum ya, anlattım radyoda, şaşırdılar izleyenler. Halbuki çok lehlerine konuşuyorum. Ama düşündüklerinde tabii anlıyorlar, bir süre sonra anlıyorlar. Bak buraya gelen masonlar namaz kıldılar camide. Ateist masonlar yani çok özür dilerim kudurmuş vaziyetteler böyle. Ağızlarına gelmedik laf bırakmamışlar yani, her şeyi söylemişler, nasıl yaparlar, nasıl böyle şey olur gibisinden.
OKTAR BABUNA: Onların da ağa babaları konumunda, en üst düzey masonlardı gelenler buraya.
ADNAN OKTAR: Tabii. Bak şimdi, biz daima Allah’a inanan masonların destekleyerek, onların galip olmasını sağlamak için mücadele edeceğiz. Ben onlarla, onları karşılaştırmam. Darwinist masonları iyice fikren tamamen ezeceğim. Yani bundan kurtuluşları yok. Bayağı sıkılmışlar, bayağı sıkılmışlar; onların yazılarını göstereceğim size, ateist masonlar, şok olmuşlar. Bir şey de demediler. “O, açık açık İslamiyetten bahsediyor” diyor. “Onları İslam’a, Kuran’a çağırıyor, hiçbir şey demiyor, arkasından dinliyorlar ve tasdik ediyorlar” diyor. Allah tasdik ettiriyor, Allah kabul ettiriyor. Mesela arkasından gittiler, Küçük Ayasofya’da birlikte namaz kıldılar, bizim çocuklarla, inşaAllah. Günler sonra da panik başlamış. Demek ki emin adımlarla ilerliyoruz, güzel gidiyoruz yani inşaAllah.
OKTAR BABUNA: Size gelen hahamlardan da bu şekilde cemaatle, Müslüman cemaatle birlikte namaz kılanlar olmuştu Hocam, maşaAllah.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Onların da resimleri var, fakat “yayınlamazsanız iyi olur” dediler. Biz de yayınlamıyoruz. Çünkü “bize de burada baskı yapabilirler” dediler. Hakikaten bizim çocuklarla birlikte namaz kıldılar. Hem de alenen, büyük bir camide kıldılar, topluca inşaAllah. MaşaAllah. Çünkü Tevrat’ta var namaz, Tevrat’ın emri, onlar unutmuşlar bu ibadeti. Allah’ın emri. Hz. İbrahim (a.s.) de namaz kılıyordu, beş vakit. Namaz hiç değişmemiştir, her zaman aynıdır. Rüku, secde, kıyam, Hz. Adem (a.s.)’den itibaren hiç değişmeyen bir hükümdür. Allah’ın bir hükmüdür, yani zamanla değişmez. Yani bir zaman geçmesi olayı, herhangi bir ibadeti değiştirmez. Allah’ın hükmü hep sabit kalır inşaAllah.
Oktar Hocam ne anlatacaksın başka?
OKTAR BABUNA: Estağfurullah Hocam, bir tane iman hakikati var, gösterelim mi?
ADNAN OKTAR: Bakayım. Ne bu?
OKTAR BABUNA: Hocam bir bitki var, şimdi gösterecek. Kenarları çok kaygan, içinde bir sıvı var, kenarına gelen böcekler içine düşüyor ve bu sıvı içerisinde hazmedeceği enzimler var, bu şekilde besleniyor. Bir de örümcek var, bu örümcek de onun içerisindekileri almaya geliyor, bununla ilgili bir iman hakikati inşaAllah.
ADNAN OKTAR:O uyanıklarından, bak.
OKTAR BABUNA:İnşaAllah. MaşaAllah. Bu bitki, kenarı böyle özel bir madde ile hem de şekerli, fakat son derece kaygan. O besleyici maddeye gelenler bu kayganlıktan dolayı, şimdi gösteriyor burada, içine düşüyorlar, kaygan olduğu için. İçindeki sıvıda da bunları hazmedici özel enzimleri var. Bitki bu şekilde bu böceklerle besleniyor. Şimdi biraz sonra bir örümcek gelecek. Örümcek de tedbirler alarak, onları alacak şimdi buradan. Önce bir ağ yapıp, bir ip gibi sallandıracak.
ADNAN OKTAR:Vay uyanık vay. Vay uyanık vay.
OKTAR BABUNA:Geldi örümcek.
ADNAN OKTAR:Baksana kameralara.
OKTAR BABUNA:Evet, maşaAllah.
ADNAN OKTAR:Bir tane, iki tane de değil.
OKTAR BABUNA:Fakat kendini sağlama alıyor. Bir ağ yapıyor önce, o iple aşağıya iniyor, o yüzeyde olanları alıyor. Sonra iple tekrar tırmanarak tekrar geriye dönecek aldıktan sonra.
ADNAN OKTAR:Sen olayın en sonunu anlat, sonra ne oluyor?
OKTAR BABUNA:Sonunda daha da büyük bir iman hakikati. Suyun içinde olan larvalar var, onlara erişecek Hocam inşaAllah. Onu da, bir dalgıç şeklinde bir hava kabarcığı alıyor yüzüne. O hava kabarcığı ile soluyarak aşağıya iniyor iple, onları alıp yukarı çıkıyor suyun altından.
ADNAN OKTAR:Vay uyanık vay. Vay uyanık vay.
OKTAR BABUNA:Şimdi bu yüzeydekileri topluyor önce, onlarda bir sorun yok.
ADNAN OKTAR:Vay obur vay.
OKTAR BABUNA:Şimdi larvalar var, suyun altında bunlar. Bunlara erişmek için de çok özel bir teknik kullanacak. İniyor aşağıya Hocam görüldüğü gibi. Bir hava kabarcığı alıyor yüzüne, onunla dalıyor, oradan solumaya devam ediyor böyle, dalgıç gibi.
ADNAN OKTAR:Ama bu, çok değişik bir şey bu, vay uyanık vay.
OKTAR BABUNA:Suyun altına indi böyle bu şekilde. Alıp ondan sonra da ipiyle yukarıya çıkıyor hiçbir şey olmadan.
ADNAN OKTAR:Ama hava kabarcığı alıp inmesi, gerçekten çok acayip bir şey.
OKTAR BABUNA:MaşaAllah, hiçbir şey olmadan çıktı. Bunlar da larvalar.
ADNAN OKTAR:Tamam. Örümcekteki akıl çok çok şaşırtıcı. Aynı şekilde arının hayatı ve termitler ve diğerleri değil mi? Her birinin ayrı bir harika özelliği var. Her birinin acayip bir yönü var, maşaAllah.
OKTAR BABUNA:Hocam bir film geldi ama tam emin olamadım, önce size göstereyim istiyorsanız. Bir fil resim yapıyor, yani inanılır gibi değil. Fil resmi çiziyor, ondan sonra bir çiçek tutuşturuyor hortumunun ucuna sonra renkli olarak böyle. Normal tahtaya çiziyor. Fili de gösteriyor çizerken de. Fakat o kadar muazzam bir şey ki, emin olamadım. Önce müsaade edersiniz size bir göstereyim.
ADNAN OKTAR:Bakayım canım, bir şey olmaz.
OKTAR BABUNA:Şimdi burada bir tahta var. Filin hortumuna boyalı bir fırça tutuşturuyor, onunla resim çizmeye başlıyor. Önce bu şekilde ağır ağır çiziyor. Yavaş yavaş bir filin şeklini oluşturmaya başlıyor. Ayaklarını yapıyor sonra, tekrar geliyor hortumuyla.
ADNAN OKTAR:Terbiye etmişlerdir, eğitmişlerdir, öyle yapıyordur. Yoksa bilmez, nereden bilsin?
OKTAR BABUNA:Hocam muazzam, ben kendim yapamam şahsen öyle bir şey. İyice ortaya çıkmaya başladı. Kulağını yapıyor böyle maşaAllah. Kuyruğunu yaptı.
SUNUCU:Ne kadar güzel yaptı.
OKTAR BABUNA:Sonra da böyle bir çiçek şeklinde, onu da süslüyor renkli olarak hatta hortumuna tutuşturuyor o çiçeği de.
ADNAN OKTAR:Eğitmişlerdir, öyle olabilir. Uzun eğitim verilmiş olabilir.
OKTAR BABUNA:O şekilde bitirdi Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Ama bunun yaptığı tablolar bayağı değerli olabilir. Bir de imzasını atarsa. Çok iyi eğitmişler Allah-u alem.
SUNUCU:Şimdi bir sorumuz var. “Hocam iyi akşamlar. Sizi çok seviyorum ve destekliyorum. Hocam, ben karakter olarak bayağı hassas ve alınganım. Ama Kuran ahlakına göre böyle olmamam gerektiğini biliyorum. Nasıl rahatça kurtulabilirim?” Ve şöyle de bir sorusu var. “Hocam okullarda çocuklar birbirleri ile acımasızca alay ediyorlar ve aşağılıyorlar. Bu konuda ne yapılabilir? Selamlar, Meryem.”
ADNAN OKTAR:Meryem, evet önemli olan bir konuyu anlatmış. “Hocam iyi akşamlar. Sizi çok seviyorum”, ben de seni çok seviyorum. “Hocam, ben karakter olarak bayağı hassas ve alınganım.” Zaten bir kadının en güzel yönlerinden birisidir hassas olması, aksi kötüdür. Alınganlıkta da, haklı olarak alınganlık, çünkü bir adam münasebetsizlik yapıyorsa, pis bakışlar atıyorsa, pis sözler söylüyorsa, alınganlık değil, zaten yapıyor adam, eylem yapıyor. Yapılacak şey, aşağılık adamlardan uzak durmaktır, en güzel çözüm budur. Pozitif elektrik saçan, sevgi dolu, samimi, Allah’tan korkan, iyi insanlarla beraber olmak, aşağılık, pislik adamlardan uzak durmak, çözüm budur. Alınganlık değildir o, var olan bir eylemi almış oluyor, görmüş oluyor. Konuşurken adam ona imalı, pis bir söz söylüyorsa, hani laf sokma tabir edilen o şeyden bir şeyler konuşuyorsa, burada zaten o onu mecburen görür. En güzeli, Allah’tan akıllı, güvenilir, samimi, derin düşünen, iyi niyetli, şefkati ve merhameti gerçekten gelişmiş, kendine hakimiyeti tam, olgun insanlarla kendisini muhatap etmesi için Allah’a dua etmesidir. Hz. Musa (a.s.) da yalnızdı, dua etti, Allah ona konuşacağı, görüşeceği insanlar nasip etti. Peygamber nasip etti görüşebileceği, inşaAllah. Dolayısı ile Müslüman zaten hassas olur, hatta algıları da çok iyidir. Mesela en ufak bir kötü kokuya karşı, bir sese karşı, değil mi? Hatta bir bozuk, ev dökük saçık olur, mesela hassas bir insan rahatsız olur ondan. Mümin hassastır. Düzen ve tertip ister, düzgünlük ister. Mesela kıyafeti bozuk olur, o da onu rahatsız eder. Mesela bazı adamlar çapaçuldur, hiç fark etmez ona. Hayvan gibi yaşar, ayakkabı ile yatağa girer adam, süper rahat yani. Pislik adam diye tabir edilir yani. Bu kötü bir şey. “Kuran ahlakına göre böyle olmamam gerektiğini biliyorum.” Hayır, bilakis olacak, çözümü budur. Yani Müslümanlarda hassasiyet de olacak, alınganlık alacak, görecek fakat uzak duracak. Alınganlık tahribat yapması, herkesi pis adam rahatsız eder ama uzak durmak çözümdür. İyi insanları da hiç bırakmamak lazım. Fakat Ahir zamanda iyiler kötü bilinir, kötüler de iyi bilinirler, yani Ahir zamanın özelliğidir, hadis var Peygamberimiz (s.a.v.)’den. Yani Mehdi (a.s.) devrinin ana özelliğidir. Mehdi (a.s.) dahil olmak üzere, talebeleri dahil olmak üzere, iyi insanlar hep kötü bilinecektir. “Kavmin de en aşağılıkları, en iyi bilinir.” diyor. Mesela hakikaten televizyonlarda falan görüyoruz, en haysiyetsiz, en şerefsiz, en namussuz adamları çıkarıyorlar bazı televizyon kanallarında. Tehditkar, azgın, saldırgan, öfkeli, ağzından böyle ateş saçılıyor, herkese hakaret ediyor, birçok kişiyi aşağılıyor. Adam diyor ki; “çok severim ben onu, bu sistemin başında durması gerekir bu insanın. Çok yeteneklidir kendisi.” diyor. Halbuki kendisi de, pislikten nefret eder gibi nefret ediyor. Bütün kavim nefret ediyor ama zahiren herkesin de sözünü dinlediği adam konumuna geliyor. Birçok kişinin değer verdiği adam konuma geliyor.
SUNUCU:Günlük yaşamda da bu böyle değil mi? Yani bir işte, iş ortamında, ofiste çalışanlara en kötü davranan, hep böyle en çok yaranılmaya çalışılan adam konumunda oluyor. Hani iyiler çok iyi olunca, insanlar bu sefer lafı dinlemiyor, yani laflarını dinletemiyorlar iyi niyetlerinden. Şu an öyle bir durum var.
ADNAN OKTAR:Tabii ki. Yurtdışında olan bir olaydan bahsedeceğim. Oradaki bir tanıdığımız subay. “Ben kıtaya gittim, çok iyi davranıyordum askerlere. Tamamen kontrolü kaybettim. Hiçbiri sözümü dinlemiyordu” diyor. “Mesela ‘gel oğlum’ diyorum, gelmiyordu. ‘Git oğlum’ diyordum, gitmiyordu. Yeni bir yüzbaşı geldi” diyor. “Gelir gelmez hepsini bir sıraya dizdi, feci şekilde dövdü hepsini sıradan. Akıl almaz bir disiplin ve düzgünlük oldu.” dedi. Ben tabii detayları vermiyorum, yani neler yaptıklarını. Subay geldiğinde neler yaptıklarını da anlatmıyorum. Anlamış yani adam bunların sapıttıklarını, feci şekilde dövmüş hepsini. “Ben oradan ayrılıncaya kadar, aylarca kaldım, akıl almaz disiplinli ve düzgündüler” diyor. Yani insanların böyle bir kötü de yönü vardır, yani iyiye karşı saygıları olmaz. Dürüste karşı saygıları olmaz. Sahtekar, düzenbaz, böyle acı veren, saldıran, küfreden, ezene karşı saygı duyarlar. Bu birçok yerde de var. Hatta bazen mesela yine ben bazı yöneticilerde de, insanlarda da gördüm, sert ve haşinse, acımasızsa hakikaten saygı duyuyorlar. Ama merhametli, nezaketli ve efendiyse de hiç değer vermiyorlar. Bu çok kötü.
SUNUCU:Evet, sevmeleri gerekirken.
ADNAN OKTAR:Tabii. Ama şimdi Allah hak ettikleri şekilde karşılık veriyor mesela. Allah diyor; “Hak ettiğiniz şekilde idare olunursunuz” diyor, hadiste de var, Peygamberimiz (s.a.v.)’in hadisinde. Kişi nasılsa, o şekilde idare olunuyor. Onun için biz iyileri daima aramakla mükellefiz, yani iyiyi bulduğunda bırakmamak lazım. Fakat şeytan, iyiden insanları korkutuyor, kötüye de yaklaştırıyor, yani kötüyü de sevdiriyor. Kötü de onu ezim ezim eziyor. Halbuki iyi, yolda bulunmuş bir hazine gibidir. Yani iyiyi bulduğunda hiçbir şekilde bırakmamak lazım. Allah’tan insanlara bir lütuftur iyi, iyi bir insan. Değeri bilinmezse, Allah onu o zaman kötülerle muhatap eder, çünkü nimetin hakkını bilmemiş oluyor, nankörlük etmiş oluyor. Hatta iyilerin hep birbirini iyilerle tanıştırması lazım. Mesela bak benim iyi bir arkadaşım var, sen de iyisin, bak bu da çok iyi insandır diye. İyiler zincirleme birbirini, birbirine tanıtmaları gerekir. “Hocam okullarda çocuklar birbirlerine acımasıca alay ediyorlar ve aşağılıyorlar.” Bu doğru, çok yaygındır. Türkiye’de de ben biliyorum, yurtdışında çok çok daha beter, daha şeydir. Yine bizim Anadolumuz daha ılımlıdır, daha sıcak, daha sevgi doludur. Ama Fransa, İngiltere, Almanya, Amerika falan rezalettir oradaki okullar, yani kavga, bağırtı, çağırtı, alay.
SUNUCU:Eğitim sistemlerinden de kaynaklanıyordur.
ADNAN OKTAR:Tabii. Yani züppelik, yapmacık hareketler yapmalar, adeta bir tiyatro oynanır. El, kol hareketleri yapmacık, sözler yapmacık, gülüşü, konuşması yapmacık, mimikler yapmacık. Bilmiyorum gençlik filmleri seyrediyorsanız televizyonda, onlarda da görürsünüz. Yani akıl almaz bir mimik yapmacıklığı hakimdir. Onu, o sanatçılar yaşanan bir şeyi yansıtmış oluyorlar, yani hayali bir şeyi anlatmıyorlar, var olanı anlatmış oluyorlar. Burada da çözüm, Allah’a sığınıp, “Ya Rabbi, bizi iyilerle karşılaştır ve iyilerin kadrini kıymetini bilmeyi bize nasip et. Onlara sadakat ve vefa duygusu ile bağlanmayı bize nasip et” demeleri lazım. Çünkü 100 tane aşağılık olacağına, 3 tane iyi olması yeterlidir. Yani insana bol bol yeter iyi insan. Kalabalığa değil de, öze ve az, fakat kaliteli insana eğilim esastır. Onları sevmek esastır. “Acımasızca alay ediyorlar.” Ben mesela liseyken, Ankara Kurtuluş Lisesi’nde okudum ben, genelde ben yalnızdım, kafaca uyuşamazdım. Yani ben o tip üsluplar, o tip konuşmalar, şunlar bunlar, olmaz yani. Süper rahatsız olurdum ve kabul etmezdim. Akademi’deyken de yalnızdım. Sonra ama etrafımda kendim gibi düşünen arkadaş çevresi edinmeye başladım. Ama bakın bunun sonucunda, şimdi dünyada milyonlarca Harun Yahya var, değil mi? Mesela Meryem de benim gördüğüm, benim kardeşlerimden birisi. Kişiliği de çok güzel benim gördüğüm, yani kendinden şikayet etmesin. Pis adam, pis elektrik yayan insan, insanı rahatsız eder, yani bundan kurtulamaz. Tek çözüm, uzak durmaktır. Ya onu tamir edip düzeltecek, yani muhatap olunacak hale getirecek veyahut ondan uzaklaşacak. Yani ateşin yanına sunulmuş gibi olur Müslüman. Müslümanın zaten vasfı bu, Cehennem ehli ile beraber yaşayamaz. Cehennem karakteri yaşayan bir insanla yaşayamaz. O zaman Cehennemde de birlikte rahat edecekler demektir, olur mu öyle şey? Müslümanın vasfı zaten; küfür özelliği, şeytani özellik gösterenden şiddetli irrite olup, rahatsız olmasıdır. Evet, o yüzden ben Meryem kardeşimi tebrik ediyorum fakat adam yerine koymasın, yani alınganım derken mesela karaktersiz birinin iftirası veyahut hakaretini kaale alırsa, değer vermiş olur. Aşağılık adamın sözüne değer verilmez, kendine de değer verilmez. Adam yerine koymasın onu. Hani derler ya, “it ürür, kervan yürür” derler. İt ürümesi kadar kıymeti olur, o kadar. Hatta it bile daha kıymetlidir ondan. İt çünkü mazlum bir hayvan. Dolayısı ile sürekli iyileri arayıp, sıkı sıkıya onlara sarılmak ve ayrılmamak, dünyanın neresinde olursa olsun birleşmek. Allah diyor ayette; “Dünyanın neresinde olursanız olun” diyor Allah, şeytandan Allah’a sığınırım, “Allah sizi birleştirir, biraraya getirir” diyor. Bak, Amerika’da da olsanız birleştiririm diyor Allah. Ta Sibirya’da olsanız yine birleştiririm, bir araya getiririm diyor. Allah’ın bu sırrına uymak gerekiyor, inşaAllah.
OKTAR BABUNA:Hocam ben o şekilde, Amerika’dan yeni dönmüştüm, sizin Adamlık Dini kitabınızı okumuştum inşaAllah. Bütün o özellikleri kendi üzerimde görmüştüm. Sizin oradaki insan tahlilleri, Kuran yaşanmazsa nasıl olduğunun psikolojik tahlillerini okuduğumda, adeta böyle bir tiksinti şeklinde. O günlerde hemen Kuran okumaya başladım ve hemen sizinle görüşmek için can atmıştım Hocam elhamdülillah. Allah razı olsun, böyle vesile olmuştunuz. O kitabı da tavsiye ederim herkese Adamlık Dini’nin okunması maşaAllah.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah, elhamdülillah. Meryem o kitabı mı versin arkadaşlarına, işte Adamlık Dini kitabımı. MaşaAllah.
Evet, bugünkü programımız da bu kadar, biraz sonra internetten devam edeceğiz herhalde.
SUNUCU:Evet, HarunYahya.Org ve HarunYahya.Net adreslerinden sayın Hocamızın bütün eserlerini ücretsiz indirebilirsiniz. Bizi yarın da 22:00’den itibaren takip edebilirsiniz, Kanal Avrupa, Mavi Karadeniz Radyo, Kocaeli TV. Ayrıca AhirZamanSohbetleri@hotmail.com, unutmadan söyleyelim.
Basında Harun Yahya
Devamı ...Basında Harun Yahya
Devamı ...Basında Harun Yahya
Devamı ...Türk-İslam Birliği Gelişmeler
Devamı ...Ahir Zamana ait Yeni Bilgiler
Devamı ...Kısa filmler - Mutlaka izleyin
Devamı ...