OKTAR BABUNA: İyi geceler sayın izleyicilerimiz. Hocamızla birlikte Harunyahya.Tv, Mavi Karadeniz Radyo ve Kanal Avrupa’dan canlı olarak yayınlanan ‘Adnan Oktar’la Gece Sohbetleri’ programında yine sizlerle birlikteyiz inşaAllah. Hocam hoş geldiniz.
ADNAN OKTAR: Hoş bulduk Oktar Hocam.
OKTAR BABUNA: Altuğ Hocam sizde hoş geldiniz.
ALTUĞ BERKER: Hoş bulduk Hocam.
ADNAN OKTAR: Evet, Efendim herkes hoş geldi. Allah herkese sağlık, sıhhat, afiyet, mutluluk, sevinç versin. İman neşesi versin, Müslümanları birleştirsin, İttihad-ı İslam’ı Allah oluştursun. Bakın şimdi bütün Nur talebeleri internet sitelerinde diyorlar ki: “İttihad-ı İslam’ın tam zamanı.” Bu ne demektir biliyor musunuz? Neden daha önce bu söylenmemişti, şimdi söyleniyor bilin bakayım?
OKTAR BABUNA: Vesile oldunuz Hocam maşaAllah.
ADNAN OKTAR: Bir, ikincisi bu Mehdi (a.s.)’nin çıktığının da alametidir. Daha önce Nur talebeleri İttihad-ı İslam’dan bu kadar açık bahsetmezken, birden İttihad-ı İslam’ın tam zamanı şeklinde bir ifadeyle ortaya çıkmaları, Bediüzzaman’ın dediklerinin aynen tasdik ediyor. Hani Mehdi (a.s.) yoktu? Hani Mehdi (a.s.) gelmiş geçmişti? Çünkü Mehdi (a.s.)’nin birinci vazifesi zaten İttihad-ı İslam’ı oluşturmak, birinci vazife İttihad-ı İslam oluşturmaktır. En önemli vazifelerden bir tanesi. Yani bir diyanet, siyaset ve saltanat aleminde görevleri var. Siyaset aleminde İttihad-ı İslam oluşturmak. Üç vazife birden yapacak diyor Bediüzzaman. Üçünü birden yapacak diyor. Üçünü birden yapmazsa o zaten Büyük Mehdi (a.s.) değildir diyor. Yani bu vazifelerin herhangi bir tanesini yaparsa, herhangi bir Mehdi’dir diyor. Kastedilen Mehdi (a.s.) değildir diyor. Ama üçünü birden, sağken kendi hayattayken, üçünü birden yaparsa, Büyük Mehdi (a.s.) odur diyor. Değil mi yani çok net. Şimdi, Bediüzzaman zamanında da İttihad-ı İslam olmadığına göre, Mehdi (a.s.) olmanın en büyük şartlarından birininde İttihad-ı İslam olduğunu Bediüzzaman belirttiğine göre değil mi? “İttihad-ı İslam’ı nokta-ı istinat ederek, Hilafet-i Muhammediye unvanıyla” diyor. Bir de unvan alması gerekiyor. Hilafet-i Muhammediye ünvanı alması gerekiyor, Bediüzzaman böyle bir unvan almadı. Onun zamanında İttihad-ı İslam’da olmadı. Nur talebeleri tam İttihad-ı İslam zamanı dediğine göre, zaman daha yeni gelmiş, değil mi? 2010 yılında. Bediüzzaman ne diyordu? 81, 91, 2001, 2011 ve 2021. Demek ki dedikleri doğruymuş. Hani Mehdi (a.s.) gelip geçmişti? Hani Mehdi (a.s.) çıkmayacaktı? İttihad-ı İslam’dan bahsediliyorsa tam zamanıdır deniyorsa, Mehdi (a.s.) çıkmıştır. Bediüzzaman’ın dediklerinin tamamı doğru olduğu tasdik edilmiş demektir. Doğru mu?
OKTAR BABUNA: İnşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR: “Sadreddin Muhammed Konevi Hazretleri 13. yüzyılda yaşamıştır. Muhyiddin Arabi’nin üvey oğlu olduğu söylenmektedir. Konya’da yerleştiği için adı Konevi olarak adlandırılmış ve vahdet-i vücut düşüncesini savunmuştur.” Biz tabii vahdet-i vücut evliyasına bir sözümüz yok. Ama bizim vahdet-i vücut anlayışımız ayrı. Bize göre Yaratan ayrıdır, yaratılan ayrıdır inşaAllah. Allah’ın bizler tecellisiyiz, dışarıda varız. Yani biz bir hiçlik değiliz. Fakat bunun görüntüsünü görüyoruz biz inşaAllah. Bu varlıkların görüntüsünü görürüz.
Evet, Berker Hocam.
ALTUĞ BERKER: Hocam yakanızda bir karınca var galiba.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah gezinsin berekettir inşaAllah. Yasak yok. Karıncalara serbest, ağabeylerini seviyorlarsa, gelecekler tabii, değil mi? İnşaAllah.
“Dostlarımı da ancak yaşanılmak sureti ile bilinebilen güzel marifetlere, anlaşılması için güç ve kapalı olan bilgilere dalmamalarını, ister benim ister şeyhim (Allah ondan razı olsun) sözleri olsun, onların sadece sarih ve açık olanları ile yetinmelerini” bakın, “şeyhimin” diyor. “Allah ondan razı olsun sözleri olsun, onları sadece sarih ve açık olanlar ile yetinmelerini, bunların dışında kalan açık ve sarih olanların tevilini düşünmemeleri vasiyet ederim.” Yani kapalı olan, anlaşılmayan şeylerinde üzerine gitmeyin diyor. İnşaAllah, ona karışmayın diyor. “Benden sonra bu yol kapatılmıştır. Onlar hiç kimsenin, kendi sözleri olarak söyleyip naklettikleri sözlere itibar etmesin. Sadece onlardan kim İmam Muhammed Mehdi (a.s.)’ye yetişirse, ona benim selamımı ulaştırsın ve başkasının değil, yalnızca onun haber verdiği şeyleri, bilgileri alsın.” Mehdi (a.s.) ne diyorsa onu alın diyor. Benden de bunu sormayın diyor değil mi? Tevilini de sormayın, ne diyorsa ona göre hareket edin diyor.
Evet, bu hadisi daha önce okumuştum ama bir daha okuyabilirim. “Hazreti Peygamber (s.a.v.) dedi ki: ‘Benimle Peygamberin misali şu adamın misali gibidir. Adam bir ev yapıp evi tamamlar, ancak bir kerpiç yeri boş kalmıştır. İşte ben o boşluğu dolduracak olan kerpicim.’” Yani benden sonra Peygamber yok diyor Peygamberimiz (s.a.v.). Benimle nübüvvet kapanmıştır diyor inşaAllah. Hateme Resul, Hatemen Nebi Peygamberimiz (s.a.v.) inşaAllah. “Hateme Nebi olmayı, binayı imal eden kerpiç diye tefsir etmektedirler. Bunun manası Hazreti Peygamberin (s.a.v.), peygamberliliğinin tam ve mükemmel olmasıdır. Velayeti de, derecelerinin farklılığı açısından peygamberliğe benzetiyorlar. Tıpkı peygamberlikte en üst derecesinin kendisiyle peygamberlik son bulup tamama eren, Hatemün Nebiyye Peygamber (s.a.v.)’e ait olması gibi. Velayeti de en üst derecenin kendisiyle velayet son bulup tamama eren Hatemül evliya Mehdi (a.s.)’ye ait olduğunu söylüyorlar. Biri Hatemül Nebi diğeri de Hatemül evliyadır.” İnşaAllah. İbn-i Haldun bu şekilde açıklıyor.
İbn-i Arabi Futuhatul Mekkiye isimli eserinde şöyle demektedir: “Mehdi (a.s.), din bakımından rey ve kıyasa başvurmaktan masumdur.” Rey ve kıyasla hareket etmez diyor. “Ona böyle davranması haramdır. Zira Allah'ın dini konusunda hüküm vermede nebi yani peygamber olan birisinin kıyas yapması doğru değildir. Şayet kıyas yapmasına izin verilseydi, Allah onu Hz. Muhammed (s.a.v.)'in diliyle bildirirdi.” Yani Peygamberimiz (s.a.v.) ne dediyse ona göre hareket edelim diyor. “Ayrıca Hz. Peygamber (s.a.v.) imamlardan hiç birisi için benim izimde yürüyecekler, hata etmeyecekler dememiştir.” Her imam hata yapabilir demiştir diyor Peygamber Efendimiz (s.a.v.) “Bu ifadeyi sadece İmam Muhammed Mehdi (a.s.) için söylememiştir.” İnşaAllah. “Onun masumluğunu, halifeliğini ve vereceği hükümleri konusunda masumiyetini bildirmiştir.” Ahkam da masum Mehdi (a.s.). İbn-i Arabi Muhammed Futuhat-El Mekkiye isimli eserinde, evet.
Bakın İmam-ı Rabbani ne diyor: “İmam-ı Rabbani Hazretleri Mehdi (a.s.) ile birlikte velayetin tamamlanacağını ifade etmiştir.” İmam-ı Rabbani Mektubat-ı Rabbani isimli eserinde cilt 1, sayfa 550 ve 554 “Gelmesi vaad olunan Hz. Mehdi (a.s.)'nin dahi Rabbi (terbiyesine gelen) ilim sıfatıdır. Hazreti Ali (r.a.) gibi Hz. İsa (a.s.) ile bağlantısı vardır. Hazreti İsa (a.s.)'nın kademi Hazreti Ali (r.a.)'nin başında olup, bir kademi dahi Hazreti Mehdi (a.s.)'nin başındadır.” Yani hem Hz. Ali (r.a.) ile, hem Mehdi (a.s.) bağlantılıdır Hz. İsa (a.s.). İnşaAllah. “Geleceği vaad edilen Hz. Mehdi (a.s.), velayetin ekmeliyetini alacaktır.” Yani en üst derecesine alacaktır velilik makamının. “Bu Tarikat-ı Aliyye üzerine gelecek ve bu Silsile-i Aliyye'yi tamam ve tekmil edecektir.” Yani Nakşibendi Tarikatı onunla son bulacak diyor, tamam ve tekmil olacaktır. Bütün mürşit ve kamiller herkes ona velayet yoluyla bağlantıda oldukları için ve en büyük mürşid olduğu için ona tabi olacaklardır. Dolayısıyla onunla tamam olmuş oluyor. “Ve bu Silsile-i Aliyye'yi tamam ve tekmil edecektir.” Silsile yoluyla geliyor biliyorsunuz tarikatlar peş peşe ondan ona ondan ona. “onda sonlanacaktır” diyor ve “tekmil edecektir. Zira bütün velayet nisbetleri, bu Nisbet-i Aliyye'nin altında bulunmaktadır.” Çünkü nübüvvet yolu olduğu için o, bir nübüvvet Mehdi (a.s.) nübüvvet yoluna ulaştığı için, bütün velayet nispetleri onun altındadır diyor inşaAllah. Dolayısıyla bütün tarikat mensupları Mehdi (a.s.)’ye bağlanmış oluyorlar hepsi. Gerek Kadiri olsun, gerek Nakşi olsun bağlanmış oluyorlar. Ve Mehdi (a.s.)’de son bulmuş oluyor. Bakın “bu Silsile-i Aliyye'yi tamam ve tekmil edecektir.” Bunu kim söylüyor? İmam-ı Rabbani söylüyor inşaAllah; ki o da nübüvvet yoluna ulaşmıştır inşaAllah. Birde İmam-ı Rabbani böyle enaniyet yapan, gurur yapanların da itiraz edecekleri birisi değil. Mesela bazı Nakşi kardeşlerimiz var, çok enaniyetli ve gururlu oluyorlar. Ama İmam-ı Rabbani’nin açık sözü karşısında söyleyecekleri bir şey de yok. Yani “benim şeyhimden nasıl alır emaneti? Benim şeyhim ona nasıl tabi olabilir?” gibi bir mantık içindeler. İmam-ı Rabbani söylüyor, ben söylemiyorum, değil mi? Hangi şeyh Efendi olursa olsun, mutlaka Mehdi (a.s.)’ye bağlıdır inşaAllah. Ve Ali Haydar Efendi’nin de hilafet vermemesinin nedeni Mehdi (a.s.)’ye bırakmasıdır. Çok net. Yoksa gelininden korktuğundan falan değil Cübbeli’nin anlattığı gibi. Gelininden çekindi, ev içi kavgadan dolayı koskoca Ali Haydar Efendi, cesaret sembolü, yiğitlik sembolü; olmadık çileler, olmadık zorluklara girmiş bir insan, gelininden çekindiği için bu silsileyi durdurur mu? Hangi şeyh Efendi bunu yapmış? Hangi mürşid bunu yapmış? Olacak iş mi bu, değil mi? Durdurulmasının nedeni emaneti Mehdi (a.s.)’ye bırakmasıdır. Bu, başka bir şey yok. Yoksa silsile-i aliyye, silsileyi nağmeler vardır biliyorsunuz. Silsile yazar mesela, ondan ona ondan ona ondan ona ben ondan da şuna, şu kişiye. Ali Haydar Efendi vermemiştir silsile, inşaAllah. Bak çünkü ne diyor İmam-ı Rabbani? “Bu Silsile-i Aliyye'yi tamam ve tekmil edecektir.” Bitiyor, inşaAllah.
Mehdi (a.s.) diyor, bir mürşidi kamilin sohbetinde kemale gelir. Artık ondan sonra kendisi gider diyor. Yani herhangi bir tarikata bağlı değildir diyor. Ne Nakşi, ne Kadiri hiçbir tarikata bağlı değil, çünkü tarikatlar ona bağlılar. Kendisine bağlı olan tarikata insan mürit olarak bağlanamaz. Talebe olarak bağlanamaz, inşaAllah.
Evet, “Dünyada Türkiye Sevgisi” diyor evet. Bakın Arap kardeşlerimizde müthiş bir Türkiye sevgisi oluşmuş. Her yer Türk bayraklarıyla dolu görüyorsunuz. İnşaAllah Gazze’de, ayrıca bir tek orada değil. Mesela Kudüs’te Türk bayraklarıyla herkes, Gazze’de yine öyle, Viyana’da öyle. Bakın Kudüs, Kahire ve Gazze her yerde Türk bayrakları var. Ne diyor rivayette? Önce diyor kırmızı bayraklar çıkacak değil mi? Çıktı mı kırmızı bayraklar, Türk bayrağı evet. Ve ondan sonra da diyor yeşil bayraklar ilave olacak diyor Peygamberimiz (s.a.v.). Aynısıyla oluyor mu dediklerim?
OKTAR BABUNA: Oluyor Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Her yerde Türkiye sevgisi ve Türkiye’nin liderliğini istiyor mu ülkeler?
OKTAR BABUNA: Evet Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Bakın en merkezi yerler bakın, Kudüs, Gazze, Kahire. En merkezi yerler. Bütün gençlik Türkiye diye yeri göğü inletiyor. Türkiye’nin liderliğini istiyorlar. Bu da Mehdi (a.s.)’nin çıkış alametidir işte. Hani Mehdi (a.s.) gelmeyecekti? Daha önce niye olmadı da şimdi oluyor, 2010’da oluyor, bilin bakalım? Yıllardan beri böyle bir şey olmaz. Hiç olmamıştır. İlk defa oluyor. Bak, “İttihad-ı İslam’ın tam zamanı” diyor Nur talebeleri, tam zamanı. Demek ki bir zamanı demiyorlar bakın, tam zamanı. Demek ki zamanı gelmiş. Bakın mesela buyurun, bir Nur talebelerinin sitesi “İttihad-ı İslamın Tam Zamanı” inşaAllah. Bu ne demektir? Mehdi (a.s.)’nin çıkışının da vakti geldi anlamına geliyor. Tam vakti geldi inşaAllah. Çünkü İttihad-ı İslam’la Mehdiyet ayrılacak bir parça değildir. Zaten İttihad için, İttihad olduysa, mutlaka Mehdi (a.s.) vardır, birleşme varsa. İttihad yoksa da Mehdi (a.s.) gelmemiştir. Yani gelmiştir yahut vazife başındadır, çalışıyordur, devam ediyordur. Ama İttihad-ı İslam’ın tam zamanı diye herkes ittifakla bunu söylemeye başladı mı, Mehdi (a.s) gelmiştir. Buna kimse itiraz edemez artık. Çünkü İttihad-ı İslam’ın özelliği zaten başında bir lider olmasıdır. O liderin adı Mehdi (a.s.)’dir. İnşaAllah.
“Müceddid-i elf-i sâni bu vazifeyi Abdulkadir Geylani Hazretlerinin vekili olarak yapmaktadır.” Yani İmam-ı Rabbani. “Kamer, güneşten aldığı ışıkları saçtığı gibi olmaktadır. Sual; müceddid için böyle nasıl söylenebilir? Çünkü, Hz. İsa aleyhisselam gökten inecek ve müceddid olacaktır.” Hz. İsa (a.s.). “Hz. Mehdi aleyhi rıdvan çıkacak ve müceddid olacakdır.” En büyük müceddid, en büyük müçtehiddir diyor değil mi Bediüzzaman? “Bu kişilerin verecekleri feyzleri başkasından almaları düşünülebilir mi?” Yani başka bir şeyh Efendiden, başka bir şeyden onu. Cevab; feyz için vasıta olmak, yukarıda bildirdiğimiz 2 yoldan yalnız ikincisindedir. Birinci yolda yâni (kurb-i nübüvvet) denilen yolda, feyz ve hidayet vasıta ile gelmez.” Yani şeyh Efendiye, mürşide gerek yoktur diyor. Dolayısıyla Mehdi (a.s.)’nin de mürşidi yok, o anlamda. “Vasıtayla gelmez.” Çünkü mürşidler ona bağlı, o kimseye bağlı değil. “Bu yolda yükselen, arada vasıta ve perde olmadan vasıl olur.” Bak arada, ne vasıtaya, ne şeyh Efendiye, ne tarikata veyahut perdeye ihtiyacı yok. “Perde olmadan vasıl olur.Kendisine hiç bir kimse vasıta ve perde olmaksızın, feyzlere ve berekete kavuşur.” “Kendisine hiçbir vasıta ve perde olmaksızın,” yani herhangi bir mürşit, aracı, tarikat olmaksızın “feyzlere ve berekete kavuşur. Vasıta olmak ve perde olmak (kurb-i vilayet) denilen yoldadır.” Yani normal bütün velilerin geçtiği, bütün İmam-ı Rabbani’nin dışında, bütün mürşidlerin geçtiği yol. “Bu 2 yol bir birine, karıştırılmamalıdır. Hz. İsa (a.s.) ve Hz. Mehdi (a.r.) nübüvvet yolu ile vasıl olurlar. Şeyhayn, yani Hz. Ebu Bekir (r.a.) ile Hz. Ömer (r.a.) de nübüvvet yolu ile kavuşmuşlardır.” Yani herhangi bir mürşid, herhangi bir tarikat yoktur diyor. Direk nübüvvet yoluyla kavuşmuşlardır. “Resulullah (s.a.v.)’ın himayesi altındadırlar, Şanları çok yüksektir.” diyor maşaAllah. Hani bazı kişiler Nakşi şeyhi olacak Mehdi (a.s.) diyorlar ya, olamayacağını söylemek için söylüyorum. Çünkü bir şeyhe bağlı değil Mehdi (a.s.). Öyle bir şeyi yok yani inşaAllah. Bakın diyor ki: “İnsanı Allah-u Teala’nın sevgisine kavuşturan yol ikidir. Birisi nübüvvet yolu olup asrın asrına kavuşturur, Ashab-ı Kiram’ın hepsi bu yoldan vasıl oldular.” Mehdi (a.s.) de dahil. “Sonra gelenlerden pek az zevat da bu yolu denemişlerdir.” Yani Mehdi (a.s.), Hz. İsa (a.s.) ve İmam-ı Rabbani “bu yolda sebebe, vasıtaya, şeyhe, tarikata lüzum yoktur. Bir kamil ve mükemmilin sohbetinde kemale geldikten sonra”. Bir mürşid Efendinin, bir mürşidin herhangi bir sohbetinde “kemale geldikten sonra feyzi aslını alıp ilerler.” Yani tarikata girmelerine gerek olmadan ilerlerler diyor. “İkinci yol, velayet yoludur. Kutublar, evtad, büdela, nüceba ve bütün evliya bu yoldan vasıl olmuşlardır, bu ayrı bir yoldur.” diyor. “Bu yola sülük yolu da denir. Bu yolda vasıta ve aracı lazımdır.” Şeyh Efendiye ihtiyaç vardır diyor. “Her iki yolun reisi ve rehberi Resulullah (s.a.v.)’tır.” diyor evet.
Muhammed Reşit Rıza Hazretleri’nin Tefsirül Menar adlı eserin 9. cildinde Mehdilik hakkında görüşlerini şöyle açıklamaktadır, anlatmaktadır: “Mehdi (a.s.) müteahhirin alimlerin çoğunluğunun söylediğine iyi İslam’ı tecdid eder.” Yani müceddid olarak gelir, en büyük müceddid olarak. “Adaleti her tarafa yayar. Kuvvetli bir topluluk onun başkanlığı altında toplanır ve o imametin temellerini sağlamlaştırmak için mücadele eder. Mehdi (a.s.) bütün bunları zamanımızdaki harp vasıtaları değil, harikalarla yapar.” diyor. Yani ilmiyle, bilgisiyle, sevgisiyle yapar diyor inşaAllah.
Bak Bediüzzaman diyor ki: “Misyonerler ve Hıristiyan ruhanileri,” bak misyonerler ve Hıristiyan ruhanileri. “Hem Nurcular,” Nur talebeleri. “Çok dikkat etmeleri elzemdir. Çünkü, herhalde şimal,” sol cereyanı, yani komünist cereyanı, Darwinist, materyelist, komünist cereyanı. “İslam ve İsevi dininin hücumuna karşı kendini müdafaa etmek fikriyle, İslam ve misyonerlerin ittifaklarını bozmaya çalışacak."Yani Hristiyanlar ile, Müslümanların ittifakını Darwinist, materyalist, ateist çizgide olan kişiler bozmaya çalışacak. Aralarını ayıracaklar ki, güçleri kırılsın ateistliğe karşı galebe güçleşsin. Böyle bir faaliyetleri olacak diyor. Hatta bak diyor ki: “Tabaka-i avama müsadekar,” zorluk çıkarmayan, hoşgörülü, “ve vücup-u zekat,” zekatın vacip ve şart oluşu, “ve hürmet-i riba,” faizin haram olması ile. “burjuvaları avamın yardımına davet etmesi ve zulümden çekmesi cihetinde Müslümanları aldatıp,” komünistler, Darwinist ve materyalistler Müslümanları aldatıp, “onlara imtiyaz verip, bir kısmını kendi safına çekebilir.” Çekti mi? Çekti. Filistin’de, Suriye’de, Irak’da, Afganistan’da, Fas’ta, Tunus’ta, Libya’da, Cezayir’de her yerde çekti, değil mi? Mısır hep komünistlerin kontrolüne geçti, Darwinistlerin. Bu tehlikeye dikkat çekiyor Üstad diyor ki, İslam’da sosyal adalet olan bir yapı olduğu için buradan yaklaşırlar, faize karşı oldukları için buradan yaklaşırlar. Haktır yani, İslam’da faiz kabul edilen bir konu değildir. İslam’da hak olan konulardan yaklaşarak Müslümanların bir kısmını komünist çizgiye çekebilirler diyor Bediüzzaman. Yani komünist, Darwinist, materyalist, ateist çizgiye çekebilirler diyor. “Her neyse bu defa sizin hatırınız için kaidemi bozdum dünyaya baktım’’ diyor Said Nursi (Emirdağ Laikası sayfa 139). Onun için dinsizliğe, ateizme ve komünist, düşünceye karşı, materyalist düşünceye karşı, Hıristiyan ruhanilerle ittifak edilmesinin önemli olduğunu söylüyor Bediüzzaman inşaAllah. “Hatta hadis-i sahih ile Ahir zaman’da İsevilerin hakiki dindarları Ehl-i Kuran ile ittifak edip,” Bakın hakiki dindarları İsevilerin. “Ehl-i Kuran ile,” yani Müslümanlarla ittifak edip, “müşterek düşmanları olan zındıkaya dayanacakları gibi.’’ diyor. Yani zındıka dediği, Darwinist, materyalist, ateist düşünceyi savunup ve bu düşüncenin içerisinde zulüm çıkaran, acı çıkaran kesim kastediliyor inşaAllah. "Risale-i Nur’un İhlas Lemaları’nda denildiği gibi, şimdi ehl-i iman,” Müminler yani. “Ehl-i iman değil Müslüman kardeşleriyle, belki Hıristiyanın dindar ruhanileriyle ittifak etmek ve medar-ı ihtilaf meseleleri nazara almamak, niza etmemek gerektir. Çünkü küfr-ü mutlak hücum ediyor." Ediyor diyor Bediüzzaman. Yani ateist, Darwinist, materyalist sistem yeri yerinden oynatıyor. Buna karşı ayrı ayrı olursanız, malup olabilirsiniz diyor Bediüzzaman. Ama ittifak ederseniz netice alırsınız. Bak ama diyor ki: “Medar-ı ihtilaf meselelerini nazara almamak, niza etmemek gerekir.’’ Zamanı geldi mi, zaten onlar Müslüman olacaklar. İçte bir mücadeleye girerseniz, karşı taraf iki tarafı birbiriyle mücadele ettirir, onları hiç müdahalesine hiç gerek kalmadan mağlup olabilirsiniz veya gücünüz gidebilir diyor Bediüzzaman. Ama ittifak ederek hareket ederseniz netice alırsınız diyor inşaAllah.
Oktar Hocam şeytandan Allah’a sığınırım Kuran’ı okumaya başla bakalım. Bismillahirrahmanirrahim şeytandan Allah’a sığınırız.
OKTAR BABUNA: Şeytan’dan Allah’a sığınırım. “Biz senden evvel kendilerine vahyettiğimiz erkeklerden başka (peygamberler) göndermedik. Eğer bilmiyorsanız, zikir ehline sorun. ‘(Onları) Apaçık deliller ve kitaplarla (gönderdik). Sana da zikri (Kur'an'ı) indirdik ki, insanlara kendileri için indirileni açıklayasın ve onlar da iyice düşünsünler, diye.’Artık 'kötülüğü örgütleyip düzenleyenler', Allah'ın, kendilerini yerin dibine geçirmeyeceğinden veya şuuruna varamayacakları yerden azabın gelmeyeceğinden emin midirler?’’ “Ya da onlar, dönüp-dolaşırlarken, onları yakalayıvermesinden (mi emindirler?) Ki onlar (bu konuda Allah'ı) aciz bırakacak değildirler. Veya onları bir korku üzerinde yakalayıvermesinden (mi emindirler)? Öyleyse Rabbin, gerçekten şefkatli ve merhamet sahibidir. Allah'ın herhangi bir şeyden yarattığına bakmıyorlar mı? Onun gölgeleri küçülerek sağdan ve soldan Allah'a secde eder vaziyette döner.’ Göklerde ve yerde olan ne varsa, canlılar ve Melekler Allah'a secde ederler ve büyüklük taslamazlar. Üstlerinden (her an bir azap göndermeye kadir olan) Rablerinden korkarlar ve emrolundukları şeyi yaparlar.’ Allah dedi ki: ‘’İki İlah edinmeyin: O, ancak tek bir İlah'tır. Öyleyse Benden, yalnızca Benden korkun. ‘’ Göklerde ve yerde ne varsa O'nundur, itaat-kulluk da (din de) sürekli olarak O'nundur. Böyleyken Allah'tan başkasından mı korkup-sakınıyorsunuz? Nimet olarak size ulaşan ne varsa, Allah'tandır, sonra size bir zarar dokunduğunda (yine) ancak O'na yalvarıyorsunuz. Sonra sizden zararı kaldırdığında, sizden bir grup (hemen) Rablerine şirk koşar’’.
ADNAN OKTAR: Evet, şimdilik bu kadar yeterli inşaAllah.Başka ittihad-ı İslamla ilgili neler var internet sitelerinde?
OKTAR BABUNA: Bu Çağlayan’da yapılan protesto mitinginde Hocam İslam Birliğiyle ilgili pankartlar açılmış burada görüldüğü gibi. Burada, “Türk İslam Birliği hemen, şimdi” yazıyor pankartın üzerinde Türk İslam Birliği.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Bayrakları da kırmızı ve yeşil genellikle hep görüyorum. Hadislerdeki gibi değil mi?
OKTAR BABUNA: Türk İslam Birliği haritası açmışlar, inşaAllah. Burada bütün İslam Birliği’nin alanını gösteriyor inşaAllah. “İslam Ümmetinin Birleşmesi Farz, Ayrılık Haramdır’’ pankartın üzerinde yazıyor. ‘’Barış için Kesin Çözüm İslam Birliği’’ yine pankartlardan birisi. “İslam Birliği Hemen Kurulsun inşaAllah.’’ yazmış bir kardeşimiz. “Türk İslam Birliği Dostluk, Barış, Kardeşlik, Adalet, Bereket, Huzur, Ahlak, İktidar ve Hoşgörü. Acıların Son Bulması Çok Kolay. O halde Birleşelim ve Güçlenelim. Türk İslam Birliği’’ yazıyor maşaAllah. “Türk İslam Birliği Hemen Şimdi’’ yine en önde.
ALTUĞ BERKER: Hocam böyle pankart açılmasını aylar evvel, geçen yıl da mitinglerde pankart açılsın demiştiniz. Başka türlü protesto gösterileri veya başka şeyler değil de, maşaAllah. Şimdi yerine getiriyorlar.
ADNAN OKTAR: Kardeşim şimdi eskiden komünistler sürekli “Kahrolsun faşistler’’ derdi. İşte “Kahrolsun Amerika’’ kahrosundan bir şey olmaz. “Kahrolsun İsrail’’ bundan bir şey çıkmaz, yani dua ediyorsa Müslüman dua eder. İslam Birliği için dua eder, İslam’ın hayrı için dua eder, İsrail’e de İslam ahlakının hakim olması için dua eder, “Baştan başa Müslüman olsunlar Yarabbi’’ der insan dua eder. Bu kadar sloganın içerisinde İttihad-ı İslam için bir söz söylenmemesi bir acayipti. Allah onu da ortadan kaldırdı, elhamdülillah. Şimdi bak bunu söylemeye başladılar bu çok güzel. Tabii, kardeşim en hayati nokta nasıl söylenmez değil mi? Şimdi kan kaybından ölmek üzere olan bir insanı, ilk önce ne verilir? Yüzünü rüzgârlar mıyız? Yoksa kan mı verilir değil mi? Önce kan verilmesi lazım. Kahrolsun şu, kahrolsun bu, bu böyle olmaz. Ya Rabbi Türk-İslam Birliği’ni nasip et, İttihad-ı İslam’ı nasip et, Müslümanlar birleşsin birbirlerine kalbi rabıtalarla bağlansınlar, birbirlerini sevsinler değil mi? Bereket, bolluk, güzellik gelsin, huzur gelsin ve bu fitne, bu kargaşa, bu zulüm son bulsun değil mi? Dua etmeleri lazım. Ya Rabbi herkese hidayet nasip et, İslam ahlakını dünyaya hâkim et demeleri lazım. Ama münafıkları, hidayet bulmayanları da, zulüm edenlerini helak et Ya Rabbi diyecekler, helak et inşaAllah değil mi? Bak hidayet vermediklerini ve zalimleri, hidayet vermediğin zalimleri, münafıkları, küfrü helak et diyecekler. Çünkü zulüm eden değil mi? İnsanların canını yakan, hidayet bulmamış, zulüm makinesine dönmüş varlıkların helaki toplum için bir kurtuluştur. İnsanlık için bir kurtuluştur. Ya Rabbi helak et diyecekler inşaAllah, bu kadar. İnşaAllah, Cenab-ı Allah gereğini yapar inşaAllah.
Evet, bir de nasıl bir Müslüman İttihad-ı İslam’dan bahsetmez. Bununla ilgili nasıl bir söz söylemez? Nasıl gündeme getirmez? Bakın Allah’a çok şükür söyleye söyleye en sonunda Nur talebelerinin internet sitelerine hâkim oldu İttihad-ı İslam. Gösterilerde de gençler artık Türk-İslam Birliği’ni söylemeye başladılar. Ya kardeşim ana çözüm yani bir kir var, suyla yıkayacağız. Buna yanaşmıyorlar, duruyor orada kir, bakıyorlar. Dök üzerine suyu gitsin değil mi? İslam nurdur. Simsiyah karanlıkta duruyor, biz karanlıkta ne yapacağız? Bas düğmeye ışık yansın değil mi? Aydınlansın ortalık. Sen düğmeye basmazsan ışık yanar mı? İttihad-ı İslam’ı istemezse nasıl kurtulacak? Nasıl düzelecek? Bir düğmeye basmak kadar kolay, Ya Rabbi bize İttihad-ı İslam’ı nasip et demek, bir insanın ne kadar vaktini alır. Bu dili dönmüyor mu bir insanın bunu söylemeye yani bu kadar mı güç bunu söylemek? İnternet sitelerinde akıl almaz hikâyeler anlatıyorlar, masallar anlatıyorlar, uzun uzun dedikodular var, konular var. Ya Rabbi bize İttihad-ı İslam’ı nasip et demek, bir satır, zor mu bu? Koy internet sitende bir kenara, köşeye koy. Ya Rabbi Türk-İslam Birliği’ni nasip et değil mi? Türkiye’yi lider et de. Uzun da dua edebilirsin. Güzel sözler et. Kısa bir söz de diyebilirsin; Türk-İslam Birliği ne güzel dersin. Türk-İslam Birliği özlemimizdir dersin. Türk-İslam Birliği’ne yaklaşıyoruz dersin, değil mi? Her şeyi diyebilirsin inşaAllah.
OKTAR BABUNA: Hatta itiihad-ı İslam’ın zamanı geliyor mealinde haberler yapıyorlardı. Siz dediniz ki; öyle olmaz, zamanı şimdidir diye onu da düzeltmişler, İttihad-ı İslam’ın tam zamanı.
ADNAN OKTAR: Orası mı? O düzelten yer mi orası?
OKTAR BABUNA: Evet yani çıkan, son çıkanlar bunlar Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Düzeltmemiş olabilir o site.
OKTAR BABUNA: O site değil evet, o site değil başka site.
ADNAN OKTAR: Başka bir sitedeydi, bul bakayım o siteyi.
OKTAR BABUNA: Tamam inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Yani orada gurur devreye girmiş benim gördüğüm. Çünkü İttihad-ı İslam’ı daha önce savunmamış olmak ağırına gidiyor demek ki. Ne olur? Yani Cenab-ı Allah seni bir vesile ile uyarmış, hatırlatmış değil mi? Bizim hatırlatmamız nedeniyle yapmış olmak ağırına gidiyor. Daha önce akıl edememiş olmak Allah-u âlem. Yavaş yavaş gelişiyor o şartlar imajı vermiş. Niye yavaş yavaş olsun? Derhal, derhal Türk-İslam Birliği, adam ölürken değil mi? Kan kaybı, araba çarpmış, dur bakalım biz bir kahvemizi içelim, yemeğimizi yiyelim, biraz sonra seni hastaneye götürürüz der miyiz? Yıldırım hızıyla alır götürürüz. Hatta sirenler çalıyor değil mi? Yollardan kenarlardan geçiliyor, ondan sonra ters yola giriyorsun adamı yetiştirmek için, hızlı olması için. Bir kişinin canını kurtarmak için bu kadar acele ediliyor, sen milyonlarca insanın canını kurtaracaksın. Cehenneme yuvarlanıyor adamlar değil mi? Ve delalet içindeler, çok acele edilmesi gerekiyor ve Müslümanlara muazzam zulüm yapılıyor. Her gün Müslüman katlediliyor. Her gün Müslümanlar perişan ediliyor. Bunu seyretmenin âlemi var mı? Hele dur bakalım yavaş yavaş yaparız. Peki, Afganistan’da öldürülen çocuklar, ırzına geçilen kadınlar, genç kızlar, sefil perişan hayat yaşayan insanlar, bombalanan Müslümanlar, paramparça edilen sakatlanan Müslümanlar, Irak’ta yine öyle. Her yer kan revan içerisinde. Çeçenistan desen yine o şekilde. Moro, Fas, Tunus her yerde var yani bir tek belirli bir yerde değil. Bu perişanlığı oturup seyretmek değil mi? Bak Filistin’de dün gibi görüyorsunuz. Mesela kardeşimizin alnına şakır şakır dört tane kurşunu birden sıktılar ve şehit ettiler çocuğu. Kardeşim Türk-İslam Birliği olsaydı olur muydu diyoruz. Olmazdı diyor. Peki, Türk-İslam Birliği hemen olsun mu diyoruz. Dur bakalım yavaş yavaş diyor. Acelesi yok diyor. Peki, bu adamların hemen kurtarılması gerekmiyor mu? Hemen kurtarılması gerekiyor. Bu çözüm mü diyoruz. Evet, bu çözümdür diyor. Kesin çözüm mü? Kesin çözüm diyor. Acele olması gerekir mi diyoruz. Yok, acele olmasına gerek yok, yavaş yavaş yapalım diyor. Şimdi bu, ben buna ne diyeyim ben buna değil mi? Çok buğz edilecek bir konuşma tarzı bu. Mesela; İttihad-ı İslam’ın tam zamanı gelmeye başlıyor. Kardeşim ittihad-ı İslam’ın tam zamanı desene. Niye gelmeye başlıyormuş yani, ne mahsuru var? Bunda gurur yapılacak ne var? Zamanı geldi de, İttihad-ı İslam’ın zamanı geldi değil mi? Ve süratle İttihad-ı İslam de, süratle. Zamanı gelmeye başlıyor. Daha zamanı gelmemiş bak. Gelmeye yani o zaman yeni daha başlıyor kıvılcım, daha başlayacak ve sonrada zamanı gelecek, böyle söz olur mu? Tam zamanı geldi. Onu kaldırmaları lazım, bilmiyorum düzelttiler mi? İnşaAllah. Yani samimi bir üslup ben size öbür Yeni Asya’nın diğer öbür sitelerini, internet sitelerini Nur talebelerinin internet sitelerini gördünüz. İttihad-ı İslam’ın tam zamanı diyor, bitti. İttihad-ı İslam’ın tam zamanı ilk defa kabul edildiğine göre, tam zamanı dediğine göre; daha önce denilmediğine göre şu an diyor tam zamanı. 2010 tam zamanı, neye göre? Bediüzzaman da zaten onu söylüyor. Hadislere göre de o şekilde. İttihad-ı İslam olduğunda, Mehdi (a.s.)’nin olmaması imkânsızdır. İkisi birbirine yapışıktır. Mehdiyet’le , İttihad-ı İslam iç içedir. İttihad-ı İslam’ın tam zamanı deniliyorsa, Mehdi (a.s.)’nin de zuhur ettiği kesin demektir inşaAllah. Ne güzel olurdu kardeşim İttihad-ı İslam olsa. Şimdi mesela akşam, hadi arkadaşlar yürüyün Şam’a gidiyoruz. O kadar yani, atla uçağa git. Hadi arkadaşlar Bakü’ye gidiyoruz. İstanbul’un bir semti gibi olur o zaman Bakü değil mi? Fas, Tunus, akşama Fas’tayız mesela. İsrail istedikleri gibi sinagogda ibadetleri yapıyorlar, bütün bölgeye yayılmışlar rahatça. Fabrikalar kuruyorlar, tesisler kuruyor değil mi İsrail? Yiyor, içiyor, güvenlik içindeler, kıllarına kimse dokunmuyor değil mi? Küçük çocuk o saçlar lüle lüle yine geziyorlar, Kuran gürül gürül okunuyor ondan sonra.
OKTAR BABUNA: Hocam tam maşaAllah ve bütün dünyada da bu yönde gelişmeler oluyor. İsrail’de de gösteriler olmuş Hocam Tel Aviv’de. Bu İsrail hükümetinin son yaptıkları protesto edilmiş Museviler tarafından ve özel bayraklarda yapmışlar böyle, bir haber var Hocam. Tel Aviv’de binlerce kişi İsrail’in gemi saldırısını protesto etti diye böyle Türk bayrağıyla, İsrail bayrağını birleştirip Musevi gençler böyle bayraklarla protesto etmişler ve 6 bin kişiden fazla katıldığını söylüyor, protestocuların Tel Aviv Rabin Meydanı’nda.
ADNAN OKTAR: Kardeşim İsrail halkı böyle normalde. Yani çok sevgi dolular, bizim milletimizi çok seviyorlar, bizleri de çok seviyorlar. Bir avuç ateist Siyonist, bir avuç ateist mason ortalığı karıştırıyor ve o garibanları da kullanıyorlar.
ALTUĞ BERKER: Siz bu ittifakı çok uzun yıllardır söylüyorsunuz Hocam. 2004 yılında Gelin Birlik Olalım kitabını kaleme aldınız, yazdınız. Diğer dinden bütün dindarların birlik olması ve ateizme, dinsizliğe karşı birlikte mücadele etmeleri, barış için birlikte mücadele etmelerini çok uzun yıllardan beri söylüyorsunuz Hocam inşaAllah.
OKTAR BABUNA: Hocam bir haber geldi şimdi Ahmedinejad, ATV kanalında ki röportajında, Filistin sorununun çözümü İslam Birliğiyle olur demiş inşaAllah. MaşaAllah ana haber bülteninde.
ADNAN OKTAR: Onları da defalarca tembihledim. Yani sürekli bu konuyu gündemde tutun. Mehdiyeti gündem de tutun dedim. Ahmedinejad’ın aslında sık da demeç veriyor olabilir, ama basına yansımıyor olabilir. Daha sık basına yansıması için, basın toplantısıyla bunu duyurmasını ona tavsiye etsek daha iyi olur, inşaAllah.
OKTAR BABUNA: İnşaAllah Hocam, bu Mehdi (a.s.)’nin geldiğini de söylemesini söylemiştiniz, onu da söylediler Hocam. Hem o, hem Hamaney haber olmuştu inşaAllah o da.
ADNAN OKTAR: Evet, başka neler göstereceksin Oktar Hocam?
OKTAR BABUNA: Hocam bu Filistin’deki haritanın zamanla gelişimini gösteren bir haber vardı inşaAllah. 1946 yılında ilk İsrail devleti kurulurken bu görülen yeşil bölge Filistinlilere ait, beyazlar İsrail’e ait. Daha sonra gelişmeye başlıyor 1950’li yıllarda İsrail çoğunluk olmaya başlıyor. En sonunda Filistin’in geldiği durumu burada gösteriyor. 10 bin İsrailli, 1 milyon oldu diyor. Ekonomik güç Yahudilerde demiş. Filistin nüfusu nasıl eritildi şeklinde bir haber Hocam böyle.
ADNAN OKTAR: 1946’da bu şekilde bir hâkimiyet var. Beyaz bölgeler İsrail’e ait değil mi? Beyaz bölge gittikçe yayılıyor yayılıyor ve evet. Hâlbuki her iki tarafta kardeş, koskoca bölge bomboş. Zaten İsrail’in çok az bir nüfusu var. Arazi çok geniş, alabildiğine geniş. Biz inşaAllah o sınırları da kaldıracağız Allah’ın izniyle. Kardeşim nereye oturursanız oturun, nerede yerleşirseniz yerleşin, size kim bir şey diyor? Bağrımıza basarız, biz sizi getirdik değil mi? İspanya’dan aldık buraya getirdik. Yer yurt verdik, yani biz öyle bir sorunumuz yok. Huzur içinde yaşayın, bereket içinde yaşayın. Dininizi de rahat yaşayın. Kimsenin bir alıp veremediği yok Musevilerle. Bizim yedi emanımızdalar, korumamız altındalar. Suni bir düşmanlık politikası meydana getirdiler ve iki tarafta birbirinden çekiniyor şu an, o ona, o ona. Bunun çözümü diplomatik girişimlerle, konuşmalarla olsa, yıllardan beri uğraşılıyor, bilakis daha da kitledi. Daha da kitlendi, daha da açmaza girdi değil mi? Mesela bak; 1946’lardan beri uğraşıyorlar daha da eski dönemden beri uğraşıyorlar. Abdülhamit devrinde başladı biliyorsunuz bu olaylar ve hiçbir şekilde düzelmeye doğru değil de, karmaşaya ve sıkıntıya doğru gitti, açmaza doğru gitti. Çözüm bir tanedir, Mehdi (a.s.) ve Türk-İslam Birliği. Başka türlü mümkün değil yani imkânsız. Bunu Allah söylüyor Resulullah (s.a.v.)’ın bize bildirdiği bilgi bu, yani kurtuluş budur. Kurtuluştan kaçtıkça, fitne, sıkıntı, belalar, huzursuzluklar, bereketsizlikler sararda sarar, sararda sarar ve devam eder. Resulullah (s.a.v.)’ın gösterdiği kurtuluş yoluna temessük edilmesi, bağlanılması gerekiyor inşaAllah.
Evet, seni dinliyorum.
OKTAR BABUNA: Estağfurullah Hocam, sizin anlattıklarınıza dindar Museviler, Sanhedrin’in Hahamları hepsi tam olarak katılıyorlar inşaAllah. Siz onlara hatta Mesih (a.s.)’in, Hz. Mehdi (a.s.) olduğu söylemiştiniz, aynı kişi olduğunu. Hasretle de o şekilde bekliyorlar inşaAllah. Bu İsrail’de de şimdi protesto gösterileri başlamış. Siz söylemiştiniz zaten Hocam bunu, solcular var diye bunların aralarında. Nitekim geçen günkü resimlerde de PKK bayrakları işte bu Ermenistan konusuyla ilgili pankartlar açanlar olmuştu inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Ben dedim. Dedim ki; ateist Siyonistler, ateist masonlar ve komünistler bunu örgütlüyorlar. Kan dökücü yani Darwinist, materyalist kan dökücü takım bunu örgütlüyor dedik. Filistin halkının samimi kanaatleri Türkiye yanlısı. İsrail’deki halkın da samimi kanaati yine Türkiye yanlısı. Bak geçenlerde o yaşlı haham da geldi. Türk İslam Birliği olsun, diyor. Özgür olalım, rahat olalım. Sizin yedi emanınızda olalım, diyorlar. Fakat orada bir enaniyetli, böyle azametli, şeytanın etkisine girmiş, ateist Siyonist bir güruh var. Bunlara laf söz dinletmek çok zor oluyor. Bunlar güçten anlarlar, güç derken gidip kafasını ezmek değil. Güçlü bir yapıyı gördüğünde zaten o saygıyla boyun eğer, itaat eder. Allah’ın kullarını bize emanet verin siz. Ne derdine düşüyorsunuz? Sizi ne ilgilendiriyor değil mi? Sen ateistsin, ateist Siyonistsin. Tevrat’a karşısın. Tevrat’a karşı mücadele veriyorsun. Nasıl sahip çıkıyorsun sen onlara? Ehl-i Kitaba biz sahip çıkarız. Bizim yedi emanımızda onlar. Biz iman kardeşiyiz. Onlar da Allah’a inanıyor, biz de Allah’a inanıyoruz. Allah’ın birliği konusunda değil mi? Lailaheillallah kardeşiyiz biz onlarla. Dolayısıyla Allah onları bizlere emanet verdi. Biz onları korumakla mükellefiz. Sen ne alaka ya, değil mi? Yani inancın, dinin, fikrin her şeyin ayrı, tamamen ayrı ve sen ona düşmansın zaten. Eziyorsun. İbadetlerine müsaade etmiyorsun. Dinini yaşamalarına müsaade etmiyorsun. Aşağılıyorsun, hakaret ediyorsun. Bizde senin elinden onları kurtaracağız işte, inşaAllah. Bütün Musevileri onların ellerinden kurtaracağız. Siz ayrı kafadaysanız, ayrı bir yerde oturun. Hayır, bir sözümüz de yok, zulmetmeyin yani. Kimseye zulmetmenize müsaade etmeyiz, inşaAllah. Programımız bitmiş, biraz sonra yine devam ederiz.
SUNUCU:Yayınımıza kaldığımız yerden devam ediyoruz.
ADNAN OKTAR:Bir kardeşimiz, Kemal Sürmen kardeşimiz bir yazı yazmış. “Selamun aleyküm”, Aleyküm selam. “Belki siz de izlemişsiniz,” diyor kardeşimiz. “Kanal 7’deki İskele Sancak programında gemide bulunan İHH Genel Bakanı Bülent Yıldırım ve gazeteci Hakan Albayrak konuk olmuştu. Hocam eğer izlememişse o programı izlemesinde fayda var.” Evet izlemedim, bakarım inşaAllah. “Benim dikkatimi çeken kısmı, gemideki vatandaşlarımızın oraya sadece yardım için değil, İsrail’in zulmünü protesto için gitmek istemelerini söylemeleriydi. İHH başkanı, ‘biz bütün Türkiye’deki yardım kuruluşlarından erzak toplayıp, oraya gitseydik bile, bu Gazze’nin sadece birkaç günlük ihtiyacını karşılardı.’” Allah Allah. “’Ve onlara yardımımız bundan ibaret olurdu. Ve yine herkes Gazze’yi unuturdu. Bizim asıl amacımız Gazze’ye ablukanın kaldırılması’ v.s. şeklinde bir konuşma yaptı. Hatırlayabildiğim kadarıyla yani sadece Gazze’ye maddi yardım değil, bütün dünyada ses getirecek bir şey, protesto, gösteri v.s. yapma niyetinde olduklarını söyledi. Böyle olacağını bilmediklerini de ekledi.’ Yani sonucun böyle olacağını bilmediklerini ekledi, diyor. ‘Böyle olacağını bilmediklerini’ de ekledi. Fethullah Gülen Hoca Efendinin de Adnan Hocam gibi bir beyanatı varmış. Yani önce izin alınıp gidilseydi anlaşma yapılarak yardım ulaştırılsaydı şeklinde. Bunu duyan program konukları Hoca Efendiyi çok sevdiklerini ve böyle bir konuşma yaptıklarına inanmadıklarını belirttiler” diyor. Yok, Fethullah Hoca böyle bir konuşma yapmış. Var konuşması. Fethullah Hoca’nın konuşmalarında tam bir netlik beklemesinler. Benim görüşüm, Fethullah Hoca bir nevi orada bir anlamda esir gibi, çok zor şartlarda. FBI var, CIA var, ateist masonu var, iti var, kopuğu var. Hepsi gözlerini ona çevirmiş şekilde, o da oradaki evinde duruyor. Yani orada gürül gürül, rahat rahat konuşamaz, her şeyi konuşamaz. Bu konu için demiyorum. Bu konuyu konuştuğunu da bilmiyorum Fethullah Hocanın. Ama diyor ya kardeşlerimiz, “çok sevdiklerini ve böyle bir konuşma yaptıklarına inanmadıklarını belirttiler” diyor. Yani velev ki acayip bir konuşma olsa bile, o şartlar altında mecburen mi diyeyim artık, kendini mecbur hissederek böyle bir konuşma yapabilir. Ben mazur görüyorum o yönünü. Yani niye Hoca Efendi böyle söyledi demem ben şahsen. Gelir benimle yüz yüze konuşuruz, ben o zaman bunu söylerse, o zaman derim. Ben Amerika’da bir Müslümanın, o konumda o kadar rahat olabileceğine inanamıyorum. Değil mi?
ALTUĞ BERKER:Çok doğru Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Ayrıca “izin alınıp gidilseydi anlaşma yapılarak yardım ulaştırılsaydı” şeklinde bir beyanı da olduysa, bu da çok makul, yani bunda Hoca Efendi bunu söylemez, (haşa) denir mi, ne var bunda? Bu garip bir şey değil ki?
SUNUCU:Söyledikleriniz gibi, paralel şeyler.
ADNAN OKTAR:Hayır çok makul bir şey, izin alınsın, tamam doğru. Anlaşma yapılarak yardım ulaşsaydı. Bunda bir şey yok? Ama velev ki bunun üstünde acayip karşılayacak bir konuşma yapsa bile, ben o konuşmadan rahatsız olmam ve itibar etmem. Yani ben daha önce de söyledim. Üstünde binlerce kristal taşıyor o insan. En ufak bir hareketlenmede birçok şey olabilir. Dolayısıyla neyse artık durum ona göre hareket, değil mi?
ALTUĞ BERKER:Doğru Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Çünkü bu insan iyi niyetli. Herkese Türkçe öğretiyor. Mehdi (a.s.) başka dil öğrenmez. Mehdi (a.s.)’nin dilini herkes öğrenecek. Bütün dünya Türkçe’yi öğrenecek bir kere, tabii. Mehdi (a.s.)’yle rahat muhatap olacak şekle gelecek, yani konuştuğunu anlayacaklar. Bütün dünyaya da o Türkçe öğretiyor işte şu an. Mehdi (a.s.)’nin konuştuklarını anlasınlar diye. Ne güzel. Sırf şu görevi bile şahane bir şey. Mükemmel. Yani Türkiye’yi sevdirmesi, Türkçe öğretmesi. Hiçbir şey yapmasa, sırf şunu yapsa bile, dehşet bir şey bu. Muazzam bir şey. Onun için Fethullah Hocamızın hiç üstüne gitmeye gerek yok. Zaruri olduğu için, günler sonra zaten demeç verdi. Demek ki üstüne gittiler, demeç ver, demeç ver, dediler. Yoksa o ilk günde demeç verirdi. O da demeç vermiş anladığım kadarıyla. Hocamızın iyi niyetine inanacaklar o kadar. Başka bir şey yok, inşaAllah. Tedirgin olmayacaklar.
ALTUĞ BERKER:Bu bahsettiğiniz konuda haberler vardı Hocam. Uygun görürseniz gösterebiliriz onları da. Türkçe’nin öğrenilmesi, Türkçe’nin önemiyle ilgili haberler çıktı gazetelerde, Hocam.
ADNAN OKTAR:Evet.
ALTUĞ BERKER:“Türkçe dünyaya açılıyor.”
ADNAN OKTAR:MaşaAllah.
ALTUĞ BERKER:“Türkçe de Avrupa dili oluyor”
ADNAN OKTAR:Avrupa dili değil, dünya dili olacak. Bir de Türkçe çok güzel bir dil. Böyle konuşması rahat, hoş bir dil. Mesela İtalyanca tırmalayıcıdır, yorucudur, insanın beynini uyuşturuyor. Almanca da çok kaba bir lisan.
SUNUCU:Ama öğrenilmesi çok zor bir dil Türkçe. En zor dillerden birisi Türkçedir.
ADNAN OKTAR:İşte zor ama güzel. “Her zorlukla beraber bir kolaylık vardır.” Ayet inşaAllah. Cenab-ı Allah öyle diyor. Şeytandan Allah’a sığınırım. Arapça çok zengin ve güzel bir dildir. En kulağa hoş gelen müzik yönünden, ses yönünden, ruhu okşama yönünden, ihtişamlı dil Arapçadır. Şahane bir dildir. Alabildiğine de zengin bir dildir. Sonra da Türkçe gelir. Söyleyeyim. Türkçe de çok arı ve rahat, ferah bir dildir. Yani tırmalamaz insanı rahatsız etmez. Arapça zenginlik ve ihtişamda üstüne yoktur. Çok muhteşem bir dildir. Her kelime, her cümle çok dolu doludur. Türkçe de çok ferah ve pratik bir dildir. Çok rahattır. Dinlendirici bir dildir. Bakın hiçbir kelimede zorlayıcılık yoktur. İnsanın kafasını tırmalayan hiçbir şey yoktur.
ALTUĞ BERKER:Türkçe’yi öğrenmenin önemi üzerine Divan-ı Luğat et-Türk’te El-Kaşgari’nin sözü. “Türk dilini mutlaka öğreniniz. Zira mülk ve saltanat uzun süre onların ellerinde olacaktır.”
ADNAN OKTAR:MaşaAllah. Bu hadis mi?
ALTUĞ BERKER: Divan-ı Luğat et-Türk’te El-Kaşgari Hocam.
ADNAN OKTAR:O mu demiş?
ALTUĞ BERKER:Allah-u alem o demiş Hocam.
ADNAN OKTAR:Onun demiş olması o kadar önemli olmaz. Peygamberimiz (s.a.v.) derse önemli olur. Yani herhangi bir insan bunu söyleyebilir.
SUNUCU:“Kaynak: Hz. Peygamber (s.a.v.)’in Hadislerinde Türkler” diye.
ADNAN OKTAR: O zaman olur bu. “Türk dili mutlaka öğrenin...” Bu hadis gibi geliyor bana. Muhtemelen hadistir. Çünkü herhangi bir şahıs bunu söyleyebilir yani önemi yok değil mi? Herkes diyebilir.
SUNUCU:“Değerli Hocam, İsrail Batı Şeria’da baş haham olarak görev yapan Haham Menachem Froman Sayın Başkanımız Erdoğan ile görüştükten sonra Gazze’ye yardım götürülen gemilerde öldürülenler için çok üzgün olduklarını söyledi. Hocam 10 Kasım 2009 yılında siz Haham Froman’la bir araya gelmiştiniz. O zaman şu konuşmaları dikkatimi çekmişti. ‘Beni buraya getirmeye karar verdiği için Allah’a şükrediyorum. Ve bu rahmetler dünyasında Harun Yahya’nın başlattığı rahmet kanalını devam ettirmekle sorumluyum. Bence tüm bölgede özellikle Kutsal topraklarda barışın sağlanması konusunda Türkiye’nin görevi yakında tüm dünya tarafından anlaşılacak. Umarım Harun Yahya’nın fikri önderliğinde Türk milleti bu tarihi görevi yerine getirir’ demişti. Hocam şimdi bu tarihi görevi yerine getirme zamanı mı?”
ADNAN OKTAR: MaşaAllah bak, takip eden çok güzel takip ediyor. Herhalde o HarunYahya.Tv’ye de giriyorlar anladığım kadarıyla, bu bilgiyi oradan edinmiş. Çok güzel maşaAllah. Tabii ki. Türk İslam Birliği’nin, İttihad-ı İslam’ın tam zamanı. Kastedilen zaman geldi inşaAllah. Çok güzel, çok hoş, güzel günler göreceğiz. Kısa sürecek ama göreceğiz, inşaAllah.
SUNUCU:Kısa, ne kadar kısa sürecek?
ADNAN OKTAR: Azdır İslam ahlakının dünya hakimiyeti. Mesela Hicri 1431’deyiz. 41’lerde hakimiyet olur. 41,51, 61,71,81, 91, 1501. İşte 1506 o kadar. Fazla bir vakit yok. 1506’ya kadar. “O zamana kadar açık galibane” diyor Bediüzzaman. Şu an nasıl açık galibane mücadele ediyoruz. “Bir taife-i mübareğin, bir taife-i azimin son zamanlarına bakar” diyor. Mehdiyetin, Mehdi (a.s.) talebelerinin son zamanlarına bakıyor inşaAllah. Ama Risale-i Nur da tabii okunmaya devam edecek o dönemde. Yine araştırmalar devam edecek. Fakat son zamanlarda. Ondan sonra gizli mağlubane. Risale-i Nur Külliyatı da, Kuran da ve diğer eserler de gizli okunacak. Sonra onları da yakalayacaklar, bulacaklar. Hiçbir evde, hiçbir yerde Kuran, hadis, ayet hiçbir şey kalmayacak inşaAllah. Kuran göğe ref ediliyor. Allah Kuran’ı göğe alacak artık. Yeryüzünden alınıyor. Alındıktan sonra Bediüzzaman diyor “Dünyanın aklı hükmünde olan Kuran’ın dünyadan ref edilmesiyle,” yani dünyadan alınmasıyla “dünya artık divane olur” diyor. “İzn-i İlahi ile başını başka bir seyyareye çarpar” diyor. Nemesis’in oradan bir tane fırlatacağı bir kuyruklu yıldız inşaAllah, dünyayı delip geçecek. Daha önce de söylemiştim. Spin atıp bir daha vuracak dünyaya. Kuran’da geçiyor. “Onu ikinci bir vurma takip eder” diyor ayette. İkinci bir vuruş, “onun arkasından dağların kum gibi erimeye başladığını göreceksiniz” diyor Allah. Bak geçenlerde gösterdik filmde. Dağ kum gibi eriyor. Yani nasıl eridiğini dağın görüyorlar. Bütün dağlar yükseltiler, her yer eriyecek. Her yer dümdüz hale gelecek. Her yer ova. Dağ kalmayacak yeryüzünde, depremin şiddetinden. “O gün insanları sarhoş zannedersin” diyor Allah. “Oysa sarhoş değillerdir” diyor. Yani korkudan ve olayın şiddetinden konuşma güçlüğü çekecekler, dengelerini de kaybedecekler. Tam bir sarhoş gibi. Hem ifade edemiyorlar, hem ayakta duramıyorlar depremin şiddetinden. “Çocukların dahi saçlarını ağartan” diyor. Bembeyaz olacak saçları çocukların. Ama sabi olan çocukların hepsinin canı daha önceden alınacak. Yani bütün Müslümanların ve çocukların, mazlum ve sabi olanların hepsinin canı önceden alınıyor. Kıyametin şiddetini görmemeleri için inşaAllah. Sonra Kıyamet kafirlerin başına kopacak inşaAllah. Bütün şiddetiyle görecekler. Müminler de mezarlarından seyredecekler. Ruhani alemde seyredecekler inşaAllah.
SUNUCU:“Sayın Hocam, Washington Gazze’deki ablukanın savunulamayacağını ve değişmesi gerektiği yönünde bir açıklama yaptı. Sizce Amerika’nın bundan sonraki adımları neler olmalı?” Konya’dan Ayşenur.
ADNAN OKTAR: Ayşenur Hanım. “Sayın Hocam, Washington Gazze’deki ablukanın savunulamayacağını ve değişmesi gerektiği yönünde bir açıklama yaptı. Sizce Amerika’nın bundan sonraki adımları neler olmalı?” Amerika bunları söylüyor ama, tabii her halükarda oradaki insanların da, İsrail’in de, Filistin’in de güvencesi Amerika’nın olmaz. Yani Allah’ı seven, Allah’ı muhabbetle seven, Allah’a aşkla bağlı olan Müminlerin, Müslümanların çözeceği bir husustur. İttihad-ı İslam’ın sebebi budur. Eğer Amerika çözecek olsa, Amerika’nın zaten askeri de var, atom bombası da var, mali gücü de var, her şeyi var. Amerika yeni bir ülke değil değil mi? Şu ana kadar çözerdi. Çözemediğine göre, çözüm sadece Mehdi (a.s.)’de ve İttihad-ı İslam Birliği’nde. Başka türlü bir yol yoktur. Yani ara çözüm aramasınlar, bulamazlar. Allah’ın gösterdiği çözüm varken, oradan buradan çözüm arayanlar hep başını sert kayaya vururlar. Oradan bir şey çıkmaz, buradan başka bir şey çıkmaz. Şuradan da başka bir şey çıkmaz. Sadece İttihad-ı İslam ve Türk İslam Birliği’nden çözüm çıkar. Yani Mehdiyet’ten Hz. İsa (a.s.)’nın nüzulünden çözüm çıkar. Başka bir çözüm olsa Allah söylerdi. Başka çözüm yok.
SUNUCU:“Güzelin aynası güzeldir. Adnan Oktar Hocamız da Allah’ın en güzel tecellilerinden biri maşaAllah. Sayın Hocam şehit olan aileler için üzülmenin haram olduğunu her zaman hatırlatıyorsunuz. Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri’nin derin tefekkürlerinden bir bölüm nakletmek istedim sizlere. ‘Madem dünya bir misafirhanedir. Vefat eden çocuk nereye gitmişse, siz de, biz de oraya gideceğiz. Ve hem bu vefat ona mahsus değil, umumi bir caddedir. Hem madem ayrılık dahi ebedi değil, ileride hem berzahta hem Cennette görüşülecektir. Hüküm Allah’ındır demeli. O verdi, o aldı. Her hal üzere Allah’a hamd olsun deyip, sabır ile şükretmeli.’ Hastalar Risalesi 5. Nokta. Nuru dünyayı aydınlatan Hocama selam olsun.” Batuhan Güçlü.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Batuhan tam Nur talebesi demek ki maşaAllah. Üstad’dan bayağı istifade ediyor demek ki maşaAllah. Okuyabilir miyim sorularını? “Hocam Kıyamet günü, Cennet ve Cehennem’de hangi dil konuşulacak? Allah’ın izniyle tek bir dil mi, yoksa herkes dünyada kullandığı lisanla mı anlaşacak?” Kıyamet günü. Şimdi iki türlü anlaşılabilir. Bir Kıyamet’in koptuğu an, bir de diriliş anı var. Gerçi bunlar peş peşe olacak olaylar ama. Kıyamette herkes kendi dilini bilir tabii ki. Ama kıyam edip kalktığımızda benim bildiğim Arapça’dır. Ama mesela Aramice de olabilir. Başka diller de olabilir. Fakat Cennet’in şöyle bir özelliği vardır. Bir insan bir şey istediğinde, kafasından geçirdiğinde o hemen olur. Mesela adam İspanyolca konuşmak istiyorsa Cennet’te, hemen İspanyolcayı o anda öğrenmiş olur, bir anda. Bütün kelimeleri bilir. Yahut mesela Fransızca öğrenmek istiyorsa, bir anda bilir. Başka bir dil bilmek istiyorsa, bir anda bilir. Çünkü bakın dil öğrenme nasıl oluyor? Beyine bir bilginin yavaş yavaş dolmasıyla olmuyor mu, değil mi? Beyinde küçücük bir bölümde, şu kadarcık bir et parçasındaki bir elektrik akımına, hafif amperdeki bir elektrik akımına, biz yabancı dil diyoruz. Değil mi? Yabancı dil denen budur yani. Adam ömür boyu uğraşırsın, beyninde mercimek kadar bir yerde bir elektrik akımı oluşuyor, o akımın adına yabancı dil deniyor. İşte o hazır elektrik akımını, oluşan o akımı Allah Cennet’te doğrudan veriyor. Yani senin emek emek uğraştığın, ömür boyu uğraştığın akımı bir anda alırsın. Bir anda. O bilgiyi aldığında da derhal dili öğrenmiş oluyorsun. Bu kadar. O bilgiyi de Allah, bak akım, dünyada bile o akım beyninden alındığında, yani elektrik sistemine başka bir elektrik sistemi verilip bozulduğunda, istediğin kadar uğraş kendi dilinle de olsa konuşamazsın. Hiçbir şekilde aklına gelmez. Yani üç kuşak evvelden sülalen gelse yine çözüm yok. Mümkün değil konuşamazsın.
SUNUCU:Peki Hocam, bir dili öğrenmeye başlıyoruz. Daha sonra o dilden uzaklaşıyoruz. Birkaç yıl konuşmuyoruz. Sonra o dili unuttuğunuzun farkına varıyorsunuz. Nasıl böyle oluyor?
ADNAN OKTAR: İşte bak bunun da nasıl mümkün, oradaki o elektriği Allah boşaltıyor, vesile ediyor. Aslında tabii elektriğe ihtiyaç yok da, insanların anlamaları için söylüyorum. Sonra ama bir daha öğrenmek istediğinde, daha kolay öğreniyor. Demek ki, oradaki elektrik yolunu iyi biliyor, daha kolay akıyor. Yani eski köyüne daha rahat dönüyor. Ama bakın Allah’ın onu orada tutması ve alması sadece elektrik ile oluyor. Allah elektriği vesile ediyor. Ahiretin elektriği tabii ayrı bir elektriktir. Bizim bildiğimiz elektrik değildir. Dünyanın elektriği ile Ahiret’in elektriği aynı olmayacak. Ahiret’in vücut hücresi ile, dünyanın vücut hücresi aynı değildir. İç organlarımız aynı değildir. Görmedeki sistem aynı değildir. Cennette gözümüzle bakar ama doğrudan görürüz. Yani beyine giden sinire falan ihtiyaç olmaz. Yani işte elektrik akımına çeviriyor, ters dönüyor, bilmem düzeltiyor, şu oluyor, böyle bir sistem yok. Doğrudan bakar, görür. Doğrudan duyar; örs, çekiç, üzengi kemikleri yoktur mesela Ahiret’te. Kulağınla direkt duyarsın, ruhun doğrudan duyar. Mesela yemek yiyor adam; milyonlarca ton yemek yer, hiçbir şey olmaz. Doymaz da, hiçbir şey de olmaz. Mesela elmayı koparıyor yiyor, armudu koparıp yiyor, meyveleri yiyor; hiçbir şey olmaz, en ufak bir rahatsızlık, bir his duymaz. Yani sonsuza kadar yiyor yiyecekleri, yemekleri, her şeyi yiyor, oradan sofraya gidiyor, başka sofraya gidiyor, vücudu da çok olduğu için birçok sofrada olacaktır, ama hiç doyma hissi olmaz. Yani rahatsızlık duymaz. Ondan meydana gelen ikinci bir rahatsızlık da olmaz. Temizlenmeye de ihtiyacı yoktur. Sürekli, sonsuza kadar temizdir Mümin. Allah “Tahir” ismiyle tecelli edecektir Cennet’te. Dünyada mutlaka yıkanmaları gerekiyor, Allah suyu vesile ediyor. Su olmadan Allah insanlara acz meydana getirtiyor.
SUNUCU:“Selamün aleyküm canım Hocam.”
ADNAN OKTAR:Aleyküm selam.
SUNUCU:“Hocam, İsviçre’deki konferansta da bazı kişiler (haşa) ‘Darwin’e tapıyoruz’ şeklinde saçma yazılar göndermişlerdi hatırlarsanız. Oysa biraz incelediğimizde görüyoruz ki Darwin’in kendisi, kendi teorisini reddediyor; ama bu insanların bu gerçeklerden bile haberleri yok. Yani Darwin’e bile uymuyorlar. Hocam, Yunus Suresi’nin 66. ayetinde bu durumla ilgili ilginç bir yakınlık gördüm. Ayet şöyle: ‘Haberiniz olsun; şüphesiz göklerde kim var, yerde kim var tümü Allah'ındır. Allah'tan başkasına tapanlar bile, şirk koştukları varlıklara ve güçlere (gerçekte) uymazlar. Onlar yalnızca bir zanna uyarlar ve onlar ancak 'zan ve tahminde bulunarak yalan söylemektedirler.'” İstanbul’dan Onur Ezber.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah, Onur tam Kuran talebesi olmuş, maşaAllah. Kuran’a karşı kardeşlerimizin iştiyakı çok güzel, artı bir de Kuran’ı tefekkür etme, düşünme de çok gelişti.
ALTUĞ BERKER:Sizi takip ettikleri anlaşılıyor Hocam kardeşlerimizin, izahlarınızı güzelce tekrarlayıp.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah, yani Kuran’ı yorumlama şekilleri, Kuran’ı tefsir etme şekilleri çok düzgün ve güzel oluyor maşaAllah. Bir de dikkatimi çekiyor; fıkhi konulara girmiyorlar, o çok önemli. İsabetli hareket ediyorlar çünkü fıkıh ilmihalden öğrenilir. Ne zamana kadar? Mehdi (a.s.) zuhur edene kadar. Mehdi (a.s.) zuhur ettikten sonra ilmihaller kalkar. İlmihal yok ondan sonra. Aynı Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in zamanı gibi oluyor artık. Yani mezhepler kalkıyor, dolayısıyla ilmihaller de kalkar. Çünkü Bediüzzaman diyor; “en büyük bir müceddid, en büyük bir müçtehid” diyor. Gelmiş geçmiş en büyük imamdır, en büyük velidir. Bütün mezhepleri kaldırıp sadece sahabe dönemi, Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in döneminde olduğu gibi, saf olarak Kuran’a ve sünnete dayalı bir sistemi, bir yapıyı insanlara gösterecek ve anlatacak. Reyle ve kıyasla hareket etmeyecek inşaAllah.
SUNUCU:Hocam maşaAllah, o kadar çok sorular gönderiyorlar ki ben de böyle heyecanlanıyorum, onların bütün sorularını sizlerle paylaşmak istiyorum. “Değerli Hocam, ‘inkarcılar yaptıklarına karşılık neden hemen cezalandırılmazlar’ diye düşünüyordum. Sonra Allah şu ayeti okuyup anlamamı nasip etti. Sizin değerlendirmelerinizi öğrenebilir miyim? ‘O küfre sapanlar, kendilerine tanıdığımız süreyi sakın kendileri için hayırlı sanmasınlar, Biz onlara, ancak günahları daha da artsın, diye süre vermekteyiz. Onlar için aşağılatıcı bir azap vardır. (Al-i İmran Suresi, 178)’” Abdülkadir göndermiş.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah, Abdülkadir, ne güzel ismi var maşaAllah. “Hocam, ‘inkarcılar yaptıklarına karşılık neden hemen cezalandırılmazlar’ diye düşünüyordum”. Şeytandan Allah’a sığınırım, “O küfre sapanlar, kendilerine tanıdığımız süreyi sakın kendileri için hayırlı sanmasınlar. Biz onlara, ancak günahları daha da artsın, diye süre vermekteyiz. Onlar için aşağılatıcı bir azap vardır.” Evet, Abdülkadir’e tam cevap, bütün Müminlere, bütün Müslümanlara tam bir cevaptır inşaAllah.
SUNUCU:Meryem Hanım’ın bir sorusu var Hocam, onu okumamı ister misiniz?
ADNAN OKTAR:Evet.
SUNUCU:“Hocam, Müddessir Suresi’nin 30 ve 31. ayetlerini okurken bazen vesveseleniyorum. Orada Rabbimiz, Cehennem üzerinde 19 olduğundan bahsediyor ve daha sonraki ayette de bunu duyan kafirlerin ve kalbinde hastalık olanların ‘Allah bu örnekle neyi anlatmak istedi?’ dediğini buyuruyor. Hocam, acaba 19 ne olabilir gibi düşünüyorum. Sonra ‘acaba yanlış mı yaptım’ diyorum. Selamlar, Meryem.”
ADNAN OKTAR:Niye Meryem Hanım neden öyle düşünüyor, ben anlamadım. Çok makul, güzel, çok isabetli bir anlatım; 19 tane Cehennem zebanisi melek var. Fakat “neden 19 rakamı verilmiş?” şeklinde o zaman da soruyorlar. Onda bir şaşkınlığa düşüyorlar, herhalde şüpheye düşüyorlar. Çünkü Tevrat’ta da 19 ve 19’un katlarıyla ilgili yazılar vardır. Yani 19, dikkat çeken bir rakamdır. Kuran’da da baktığımızda 19’da birçok konunun kodlandığını görüyoruz ama Edip Yüksel’in anlattığı tarzda değil tabii. Edip Yüksel, birçok söyledikleri yanlış; gerek fıkıh konusundaki görüşleri, ehl-i sünnet karşıtı görüşleri yanlış, ayrıca 19’u da abartıyor bazı yerlerde, çok alakasız yerlere gitmiş. Ama doğru olan kısımlarını biz aldık; kitaplarımızda var, eserlerimizde var, internete girenler o konuda araştırma yapanlar görebilirler. Dolayısıyla tabii ki bir mucizedir 19, Kuran’ın bir mucizesidir, bir harikasıdır. Ve Melekler'in sayısını da Allah “Biz 19 olarak kıldık” diyor. Bununla onlar fitneye düşüyorlar, inşaAllah. Yani bizim bildiğimiz, bilmediğimiz birçok hikmeti var tabii.
SUNUCU:“Hocam, Hz. Musa (a.s.)’nın Hızır (a.s.)’a tabi olmasıyla ilgili ayetin ebced değeri olarak 2010 yılını vermiştiniz. Acaba bu sene olayların hızlı gelişmesi ve belki de tahmin etmeyeceğimiz olayların olması, inşaAllah daha önce de söylediğiniz gibi Hızır (a.s.)’ın dahili ile alakalı mıdır? Elif.”
ADNAN OKTAR:Elif kardeşim, ben Hızır (a.s.)’ın mantığını, Hızır (a.s.)’ın yöntemlerini, neler yapmış olabileceğini ve neler yapabileceğini söylersem, bu olmaz. Yani insanlar çok şaşırırlar. Hz. Musa (a.s.) nasıl şaşırıyor, nasıl hayret ediyor; insanlar da çok şaşırıp hayret edebilirler. Ama Hz. Hızır (a.s.) sürekli hareket halinde, onu söyleyeyim. Hz. Hızır (a.s.) sürekli hareket halinde ve sürekli faaliyet halinde. Bunu Kuran’ın yapısına baktığımızda, Kuran’ın anlatımına baktığımızda çok iyi anlarız, çok iyi kavrarız. Yani nelere mütehalik olabileceğini, hangi konulara yönelik olabileceğini de çok iyi görebiliriz. Bir kere Allah kullanır ledün ilmini, Allah asıldır, Allah kullanır ve kulunu sebep eder, Hızır (a.s.)’ı sebep eder. Ama ledün ilmine dünyanın müthiş ihtiyacı var yani ledün ilmi sürekli kullanılır. Allah’ın bir sanatıdır, derin bir sanatıdır ledün ilmi. Hızır (a.s.) da onun Üstadıdır Allah’ın dilemesiyle, Allah’ın görevlendirmesiyle. Tabii ki bu son olayda da gene Hızır (a.s.) görevdedir. Yani her işin içerisinde, her olayda, birçok buna benzer olayda görev halindedir. Ama söylesek insanlar şaşırırlar, olmaz. Belki İslam ahlakının hakimiyet döneminde söylememiz uygun olabilir, bir ihtimal. Söylenmese daha iyidir inşaAllah. Hayır, hak olduğunu anlarlar, doğru olduğunu anlarlar ama önyargıları oluyor insanların, şaşıracakları durum olur, hayret edecekleri durum olur. Allah-u alem diyerek tabii biz de söyleyebiliriz, Allah-u alem inşaAllah. Bediüzzaman der değil mi? Her dediğin doğru olsun.” der. “Ama her doğruyu her yerde, herkese söyleyemezsin.” inşaAllah. Hatta en makul bir şeyi bile bazen insanlar kaldıramıyorlar, çok acayibine geliyor. Mesela Fethullah Hoca’nın sözünü bile kaldıramamışlar. Gayet makul bir söz, eğer bu kadarsa, çok makul yani ve gayet de güzel söylemiş. Ama konuşmasının bütününü bilmiyorum, ben sadece burada geçen o iki satır konuşmayı söyüyorum inşaAllah.
Şeytandan Allah’a sığınırım, Müminun suresi, 115. "Bizim, sizi boş bir amaç uğruna yarattığımızı ve gerçekten Bize döndürülüp getirilmeyeceğinizi mi sandınız?" diyor Allah. Müminun suresi, 115’te. Şeytandan Allah’a sığınırım. “Boş bir amaç uğruna,” yani televizyon boşa, radyolar boşa yaratılmış, fincan boşa yaratılmış, elbise, insanlar, her şey boşa yaratılmış mı zannettiniz diyor Allah. Bu kadar yani Allah emek vermeye ihtiyacı yok da, ama bu kadar itina, bu kadar emek, bu kadar özen, bize göre ama, bizim gözümüze göre, boşa mı yaratıldı diyor Allah. “ve gerçekten Bize döndürülüp getirilmeyeceğinizi mi sandınız?" diyor Allah, sanmıştınız. “Biz, gökleri, yeri ve ikisi arasında bulunanları bir ‘oyun ve oyalanma konusu’ olsun diye yaratmadık.” diyor Allah. Yani bu kadar evler, arabalar, insanlar, çocuk, çoluk, üniversiteler, kalemler, kağıtlar. Bunları Biz “bunları oyun ve oyalanma olsun diye yaratmadık” diyor. Bak “Biz, gökleri ve yeri” ve bu kadar alemi, sonsuz alemi, bu kadar yıldızları, ayı, güneşi, “yeri ve ikisi arasında bulunanları, bir oyun ve oyalanma konusu olsun diye yaratmadık.” Duhan Suresi, 38. “O, amel (davranış ve eylem) bakımından hanginizin daha iyi (ve daha güzel) olacağını denemek için ölümü ve hayatı yarattı. O, üstün ve güçlü olandır, çok bağışlayandır.” Mülk Suresi, 2. “Şüphesiz Biz insanı, karmaşık olan bir damla sudan yarattık.” Yani ana şeyi sudur insanın. “Onu deniyoruz. Bundan dolayı onu işiten ve gören yaptık.” İnsan Suresi, 2. Yani deniyoruz derken tabii Cenab-ı Allah, denemesinden kasıt şu, bizim ne olduğumuzu zaten Allah bilir. Yani an içinde bizi yaratıp bitirdi. Bize bizi gösteriyor. Bizim ne olduğumuzu bize göstermiş oluyor. Biz denendiğimizi görüyoruz. Denendiğimizi görüyoruz ve denenmenin neticesini de Allah bize gösteriyor, bildiriyor. Bunu biliyor Allah, bu denenmenin neticesinde biz de görmüş oluyoruz inşaAllah.“Biz, bir 'oyun ve oyalanma konusu' olsun diye göğü, yeri ve ikisi arasında bulunanları yaratmadık” diyor Allah, Enbiya Suresi, 16’da. “Eğer bir 'oyun ve oyalanma' edinmek isteseydik, bunu, Kendi Katımız'dan edinirdik.” Cenab-ı Allah Benim böyle bir ihtiyacım yok diyor, oyun ve oyalanma konusuna. “Yapacak olsaydık, böyle yapardık” diyor Allah. Bu kadar katrilyonlarca sonsuz detayı Ben boşyere yaratmadım diyor Allah. Atomları, nötronları, protonları, hücreyi, hücrenin içindeki kofulu, bütün detayları, hücre çekirdeğini. “İnsanlar, (sadece) "İman ettik" diyerek, sınanmadan bırakılacaklarını mı sandılar?” Varya bazı kişiler, ben Allah’a iman ediyorum, benim kalbim temiz, benim işim tamam diyorlar. Bak ne diyor Cenab-ı Allah, “İnsanlar, sadece “İman ettik diyerek,” Allah’a inanıyorum diyerek, “sınanmadan,” yani böyle belalarla, olaylarla, zorluklarla, her şeyle, “sınanmadan bırakılacaklarını mı sandılar? Andolsun, onlardan öncekileri sınadık;” daha öncekileri de sınadık diyor Allah. “Allah, gerçekten doğruları da bilmekte ve gerçekten yalancıları da bilmektedir.” Müminun Suresi, 111 ve 115. “Dedi ki: ‘Yıl sayısı olarak yeryüzünde ne kadar kaldınız?’ Dediler ki: ‘Bir gün ya da bir günün birazı kadar kaldık dediler,’ sayanlara sor.” Bakın Ahiret’te dirildiklerinde verdikleri cevap bu, “Bir gün ya da bir günün birazı kadar”, yani “en fazla bir gün uyumuşuzdur” diyorlar, veya bir günün bir vakti kadar. Hatırlayamıyor, yani hayatı o kadar, bütün hayatını o kadar kısa görüyor. Samimi kanaat olarak söylüyor. “Dedi ki: "Yalnızca az (bir zaman) kaldınız, gerçekten bir bilseydiniz,"” yani normalde an kaldılar, an. Yani an, sonsuz kısa zamana derler an inşaAllah. Bak diyor ki, “gerçekten bir bilseydiniz” diyor Allah. Bak “yanlızca az kaldınız, gerçekten bir bilseydiniz.” "Bizim, sizi boş bir amaç uğruna yarattığımızı ve gerçekten Bize döndürülüp getirilmeyeceğinizi mi sanmıştınız?" diyor Allah. "Bizim, sizi boş bir amaç uğruna yarattığımızı” yani hiç böyle, mesela bilgisayarlar, televizyonlar, balıklar, hiçbirinin amacı yok mu sandınız diyor Allah. Müminun Suresi 112-115’te yine, şeytandan Allah’a sığınırım, “Kıyamet-saatinin kopacağı gün, suçlu-günahkarlar, tek bir saatin dışında (dünya hayatı) yaşamadıklarına and içerler.” Yemin ediyorlar, Allah adına yemin ediyorlar, “en fazla bir saat kalmışızdır” diyor samimi kanaatleri olarak. Bütün ömürleri geçtiği halde. “İşte onlar böyle çevriliyorlardı.” Yani Allah akıllarını çevirmiş, bilmiyorlar, kavrayamıyor. Halbuki beyin algısına göre, normal algıya göre bir ömür boyu kalmış oluyor. Ama gerçeğinde an kalmış oluyor. Ama bir başka şeyde diyor ki, bir gün kaldık diyor. Sürekli çelişki, karar veremiyorlar. “(Böyle bir günde) Hiçbir yakın dost bir yakın dostu sormaz.” Annesi oğlunu, oğul babasını, hiç kimse kimseyi sormaz diyor. “Onlar birbirine gösterilirler. Bir suçlu-günahkar, o günün azabına karşılık olmak üzere, oğullarını fidye olarak vermek ister;” yani oğullarım helak olsun, ben kurtulayım diyor. Hani babası, ailesi çok mübarek, muhteremdi, hani aile kutsaldı, değil mi? Demek ki karaktersizler bunu da yapacaklar. Bu cibiliyetsiz ailelerden bahsediyor Kuran. “Kendi eşini ve kardeşini” bunları da alın diyor. Bunları da öldürün, yok edin, ama tek ben kurtulayım diyor. Anlamadığı için oradaki Melekleri, sistemi de anlamadığı için kurtulmak istiyor. “Ve onu barındıran aşiretini de;” facebook’taki arkadaşları, şu, bu, dostları, akrabası, kim varsa, bunlar da yok olsun diyor. Bunların da öldürülmesini istiyorum, yeterki ben kurtulayım diyor. Yeryüzünde bulunanların tümünü “ dünyanın tamamı helak olsun, ben kurtulayım diyor. “ve sonra bir kurtulsa” diyor. O kadar hırslı kurtulmak için. Mearic suresi 10-14. “(O zaman, yönetilip) Uyanlar derler ki: ‘Eğer bize bir kere (daha dünyaya dönme) fırsatı verilse(ydi) muhakkak (şimdi) onların bizden uzaklaştıkları gibi, biz de onlardan uzaklaşır (onları yüzüstü bırakır)dık.’" Kesin onlarla arkadaş olmazdık diyorlar, eğer bize fırsat verilseydi. “Böylece Allah, onlara bütün yaptıklarını onulmaz hasretlerle gösterecektir” Bak “onulmaz hasretlerle gösterecektir,” çok müthiş bir ifade. “Ve onlar ateşten çıkacak değildirler.” Bakara suresi, 167. “Demişlerdir ki:” kalktıkları vakit, birden diriliyorlar "Eyvahlar bize, uykuya-bırakıldığımız yerden bizi kim diriltip-kaldırdı?” Uykudan uyandığını zannediyor. Önçe şaşırıyor zaten, nerede olduğunu anlamaya çalışıyor. Anladıktan sonrada “eyvahlar bize, uykuya-bırakıldığımız yerden bizi kim diriltip-kaldırdı?” Bu, Rahman (olan Allah)’ın va'dettiğidir, (demek ki) gönderilen (elçi)ler doğru söylemiş”. Değilmi, Mehdi (a.s.) doğru söylemiş, İsa (a.s.) doğru söylemiş, bütün peygamberler doğru söylemiş. Yasin suresi,52. “Onlar dediler ki: ‘Bu dünya hayatımızdan başkası yoktur. Ve bizler diriltilecek değiliz.’ Rablerinin karşısında durdurulduklarında” diriltilip Allah’ın karşısında durdurulduklarında, “onları bir görsen: (Allah:) ‘Bu, gerçek değil mi?’ dedi.” Dirilme gerçek değil miymiş diyor. Gerçek değil mi dirilme? “Onlar: ‘Evet, Rabbimiz hakkı için’ dediler.” gerçek, doğru dirildik diyorlar. “(Allah:) ‘Öyleyse inkar edegeldikleriniz nedeniyle azabı tadın,’ dedi. Allah'a kavuşmayı yalan sayanlar, doğrusu hüsrana uğramışlardır.” Allah onları hüsrana uğrattığını söylüyor, “hüsrana uğramışlardır. Öyle ki, saat (Kıyamet günü) apansız onlara geldiğinde, günahlarını sırtlarına yüklenecekler: ‘Onda (dünyada) sorumsuzca yaptıklarımızdan dolayı yazıklar olsun bize.’ derler.” Dünyada ne kadar sorumsuzmuşuz, biz gittik Darwinizme, materyalizme inandık. Allah’a inanmadık, gerçekleri reddettik diye, yazıklar olsun bize diyorlar, kendi kendilerine. “Dikkat edin, o işleyip-yüklendikleri ne kötüdür.” diyor Allah. Enam Suresi,29-31.“Suçlu-günahkarları, Rableri huzurunda başları öne eğilmiş olarak: ‘Rabbimiz, gördük ve işittik; şimdi bizi (bir kere daha dünyaya) geri çevir, salih bir amelde bulunalım, artık biz gerçekten kesin bilgiyle inananlarız’(diye yalvaracakları zamanı) bir görsen.’’ diyor Allah. Hepsi yalvarıyorlar, geri dönelim dünyaya diye. Çok güzel şeyler yapacağız diyorlar. Allah “size süre verilmedi mi?” diyor. Altmış sene verilmiş sana süre ne yapmışsın? Hiçbir şey yapmamışsın. Dinle alay etmişsin, Müslümanlarla alay etmişsin, Müslümanlar aleyhine mücadele vermişsin, değil mi? Uğraşmışsın, hatta kitap yazıyor adam dine, imana, mukaddesata yönelik. Servetini veriyor, geceli gündüzlü Müslümanları ezmek, yok etmek için; hakkı bildiği halde, gerçeği gördüğü halde, var gücüyle mücadele ediyor. Tabii bunları da hatırlıyor, biliyor, yeniden geri döneyim, ben bir daha yapmayacağım, daha iyisini yapacağım diyor. Orada zaten görmüşsün, mecbur olmuşsun artık orada, olur mu o? O iman değil ki o. Artık sen orada aklının ihtiyarı kalkmış. İman olması için gayba iman etmesi lazım. Allah’ı alametlerinden anlaması lazım, aklıyla anlaması lazım, vicdanıyla anlaması lazım. Aklıyla, vicdanıyla bu kadar alametleri, Allah’ı göremeyen, oraya gidince tabii bütün alametleri açıkça görünce, Cehennemi de bildiği için, iman ettim diyor. Ama Cehennemde de arsızlıklara yine devam ediyorlar, kaldıkları yerden. Bakara Suresi 81, “Hayır; kim bir kötülük işler de günahı kendisini kuşatırsa, (artık) onlar, ateşin halkıdırlar, orada süresiz kalacaklardır.’’ Sonsuza kadar kalacaklar diyor Allah. “Ona: ‘Allah'tan kork’ denildiğinde,” şeytandan Allah’a sığınırım. “Büyüklük gururu” enaniyet, kibir “onu günaha sürükler,” yani isyana sürükler, İslam’ı, Kuran’ı yaşamaktan uzak durur. Mesela züppelik yapar. Arkadaşlarının yanına gidiyor, mesela çakallık yapıyor. Ağrına gidiyor İslam’a Kuran’a tabi olmak. Gururuna yediremiyor namaz kılmayı, Allah’a tabi olmayı. Mesela Darwinist, materyalist, ateist olup, komünist ideolojinin gereği olarak Leninist terör yapmayı, daha akılcı görüyor. Daha doğru görüyor. “Büyüklük gururu onu günaha sürükler kuşatır. Böylesine cehennem yeter; ne kötü bir yataktır o” diyor Allah. Bakara Suresi 206. “Allah’ın ayetlerini inkar edenler, peygamberleri haksız yere öldürenler ve insanlardan adaleti emredenleri öldürenler” hakkı anlatıyor, İslam’ı anlatıyor gidip adamı öldürüyor, şehit ediyor. “İşte onlara acıklı bir azabı müjdele” diyor Allah. Böyle bir müjde de var. Müslümanlara Cennet müjdeleniyor, onlara da Cehennem müjdeleniyor, inşaAllah. “Kendilerine apaçık belgeler geldikten sonra parçalanıp ayrılan ve anlaşmazlığa düşenler gibi olmayın.” Bak, “Kendilerine apaçık belgeler geldikten sonra,” bize Kuran geldi mi? Sünnette sabit, tamam. Bak diyor ki Allah: “Kendilerine apaçık belgeler geldikten sonra,” apaçık belge, Kuran’da en ufak bir ilave, ek yok. Net, saf vahiydir. “Kendilerine apaçık belgeler geldikten sonra parçalanıp ayrılan ve anlaşmazlığa düşenler gibi olmayın”. İslam alemi ne yaptı? Parçalandı, ayrıldı ve anlaşmazlığa düştüler. Allah da böyle olmayın, diyor. “İşte onlar için büyük bir azap vardır” diyor Allah. Şu anda da dünyada bu azabı tadıyorlar mı?
ALTUĞ BERKER:Tabii.
ADNAN OKTAR:Ahiret’te de haramdır, karşılığı Cehennemdir bölünmenin, parçalanmanın. Galiz bir haramdır bölünmek. Yani adam mesela sadece şarap içmemeyi, domuz eti yememeyi haram biliyor. Müslümanların bölünmesi de haramdır, parçalanması da haramdır, ayrılması da haramdır, anlaşmazlığa düşmesi de haramdır. Kuran’da bak ayet, Allah söylüyor. İttifak etmeleri de namaz gibi, oruç gibi farzdır. İttihad-ı İslam farzdır. Bediüzzaman diyor ki: “Bu asrın, bu devrin en büyük farz görevi İttihad-ı İslam’dır.” diyor. En büyük farz görevi değil mi? Bak İslamın şartı 5, 5 diyoruz. Bediüzzaman bak 6.sını söylüyor. “En büyük farzdır” diyor “İttihad-ı İslam” inşaAllah.
Evet, programımız bitmiş. Ne yapacağız; internetten devam edeceğiz inşaAllah.
SUNUCU:Bugünlük programımızın sonuna geldik. Yayınımıza Harunyahya.Tv sitesinden 24 saat takip edebilirsiniz. Soru ve görüşlerinizi bize ahirzamansohbetleri@hotmail.com adresinden gönderebilirsiniz. Harunyahya.org ve Harunyahya.net adreslerinden Hocamızın tüm eserlerini ücretsiz indirebilirsiniz. Bizi yarın saat 22.00’den itibaren Harunyahya.Tv internet sitesinden, Mavi Karadeniz Radyo ve Asu Tv ekranlarından takip edebilirsiniz. Yayınımıza Harunyahya.Tv sitesinden devam edeceğiz. İyi geceler.
Allah'ın İsimleri
Devamı ...Kuran'ın Bazı Sırları
Devamı ...Basında Harun Yahya
Devamı ...
Kuran'ın Bazı Sırları
Devamı ...Ahir Zamana ait Yeni Bilgiler
Devamı ...Allah'ın Güzelliklerinden Bir Demet
Devamı ...