SUNUCU 1:İyi akşamlar sayın izleyicilerimiz ve dinleyicilerimiz. Bu akşam HarunYahya.Tv, Mavi Karadeniz Radyo ve Adıyaman Asu Tv’den canlı olarak yayınlanan ‘Adnan Oktar’la Gece Sohbetleri’ programında yine sizlerle birlikteyiz. Birbirinden önemli konuların yer alacağı programımıza, bilmediğiniz, merak ettiğiniz konulardaki sorularınızla siz de e-maillerinizle katılabilirsiniz. Konuklarım Harun Yahya müstear ismiyle yazdığı 300’ü aşkın kitabıyla tüm dünyaca tanınan Sayın Yazar Adnan Oktar hoş geldiniz programımıza. Nasılsınız bugün?
ADNAN OKTAR:Çok iyiyim, çok teşekkür ederim. Efendim sizler de çok iyisiniz, inşaAllah. Allah’a hamdolsun.
Son zamanlardaki olayları konuşabiliriz. Müslümanların, bizim milletimizin hamiyet-i İslamiyesi çok yüksek. Çok coşkulu bir millet ve dünya tarafından, insanlar tarafından hakikaten seviliyorlar. Yani öyle bir boş bir iddia değil. Bakın, dünyadaki gösterilere bakıyoruz, konuşmalara bakıyoruz, müthiş bir muhabbet var. Çünkü bizim Anadolu’da böyle sıcak bir hamiyet hissi vardır, koruma hissi, merhamet duygusu vardır. Mesela fakiri kollar, düşkünü kollar, acz içinde olanı kollar. Yani kendi zor durumda da olsa kollar. Mesela kendi hayatını tehlikeye atar. Mesela o Marmara gemisiyle giden kardeşlerimiz, hamiyet hissiyle dolu insanlar bunlar. Yani koruma hissi. Mesela hakikaten riskli de. Riskli olmasına rağmen, o riski göze alıp gidiyorlar. Niye? Bunu bir çıkarı yok bunun, para karşılığı da gitmiyorlar. Değil mi? Herhangi bir çıkarları yok, hayatını tehlikeye koyuyor. Allah rızası için yapıyorlar, hakikaten de çok candan tavırları var. Ama tabii merhamet herkese olması lazım yani dinsiz de olsa bir insanı kurtarmak, ona azmetmek lazım. Özellikle Ehl-i Kitaba karşı da çok şefkatli olmak lazım. Ajite olmuş, korkmuş, paniğe kapılmış bir güruha bir topluluğa karşı böyle yardımsever ve ilgili davranmak güzeldir. Panik olan insanı da yani onların yerini de biraz kendine koyarak bakmak lazım. Bir şeye tek yandan bakmak doğru olmaz. Mesela korktuysa bir insan bir de o gözle oraya bakmak lazım ve makulü daima aramak lazım. Allah çok makuldür, Allah’ın ahlakıdır. Yani en makulü yapar, en doğru olanı yapar. En itidalli, en dengeli, en hoşumuza gideni yapar. En bizi rahatlatanı meydana getirir Allah. Biz de her yerde makullüğü, dengeyi, tutarlılığı arayacağız. Tabii bu, biz istesek de bunun aksini Allah yaratır zaten. Çünkü zıtların mücadelesi gerekiyor. Mutlaka zıtlık meydana getirir. Mesela Müslümanlar kendi halinde kalsalar, dünyada ne İttihad-ı İslam’ı isterler, epey bir bölümü yani hepsini tenzih ederim de, ne başka bir şey. İşte eşiyle evinde oturur, camiye gider, çocuğunu okutur, kendi işine gücüne bakar. Halbuki Allah burada böyle bir sade hayat, böyle bir hayat istemiyor Allah. Küfürle kıran kırana fikri bir mücadele istiyor Allah bizden. Yani çok heyecanlı bir hayat istiyor. Kuran’da öyle bir, yani munis, sakin bir aile hayatı yok. Diyor ya hani; “bir kıyı kasabasına giderim, iki katlı pembe evimiz olur” yahut işte yeşil neyse mavi, tipler var öyle konuşuyorlar. “Huzur içinde yaşamak isterim,” öyle bir dünya yok. Allah burada eğer huzuru amaçlamış olsaydı zaten direkt bizi Cennete koyardı. Biz buraya imtihana geldik, biz buraya huzura, huzur tamam da yani o anlamda huzur değil. Bizim iman huzurumuz var. Biz buraya fikri mücadeleye geldik. Yani heyecanlı bir hayata geldik ve Allah’a kul olmaya geldik. Bunu anlamıyorsa adam, Allah ona onu anlatıyor işte anlayacağı şekilde anlattırır. Dolayısıyla kimse sakin bir hayat aramasın. Yani o olmazsa, Allah dertlerle, belalarla o sakinliği bozar. En azından ruhuna telaş verir Allah, kalbine korku salar. Ayette var mesela “onların kalplerine korku salacağım” diyor. Sebepsiz korku duyabilir. Yani hiç sebepsiz korkuyor her şeyden korkar. Dünya zehir olur. Onun için bakış açısını insanların tamamen değiştirmesi gerekiyor. Bakın Bediüzzaman ne diyor? “Azametli bir kıtanın” yani Asya’yı kastediyor, “şanlı bir devletin,” Türk Devleti’ni kastediyor, “değerli, sahipsiz bir kavmin,” Türk kavminin, “kurtuluşu, reçetesi İttihad-ı İslam’dır” diyor. İslam Birliği’dir, çok net. Tabii ben bunu, tam bu şekilde değil, fakat şerh ederek açıklıyorum, Bediüzzaman’ın açıklamasını. Mektubat’ta Hakikat Çekirdekleri 452. sayfada. Bunu bu şekilde açıklıyor Bediüzzaman. Bakın “onlar hidayete karşı hevalarına uymak istediklerinde, o da (Hz. Mehdi (a.s.) de) hevaya karşı hidayete uymayı ister.” Yani insanlar, bakın o devirde demek ki Ahir zamanda “hidayete karşı hevalarına uymak isteyecekler.” Nasıl oluyor? “Ya, ne yapalım akşam? Canım sıkılıyor” diyor, “bir diskoya gidip eğlenelim” diyor. Kardeşim senin orada kardeşini, anneni, bacını boğuyorlar, öldürüyorlar yani şimdi. Tamam eğlen de yani o eğlenmenin sırası mı o yani? Değil mi? Bir acillik var. Veyahut diyor ki; “işte ben sadece yurtdışına gidip tahsilimi tamamlayacağım. Uzun vadede profesör olacağım. Gelip ondan sonra hizmet edeceğim.” O vakte kadar hayatını donduruyor. O vakte kadar hizmet yok. Böyle bir mantık olmaz. Yahut “çok zengin olacağım” diyor, uzun vadede, “ondan sonra ben insanlara hizmet edeceğim” diyor. Ne zaman zengin olacağı da belli değil, ne zaman ne yapacağı da belli değil. Allah buna karşı, işte Mehdi (a.s.)’nin ahlakını onlara gösteriyor Allah. Bak; “onlar hidayete karşı hevalarına uymak istediklerinde, o da (Hz. Mehdi (a.s.) de) hevaya karşı hidayete uymayı ister.” Yani hidayete insanları çekiyor. “Onlar Kuran’a karşı reylerini isterlerse,” yani Kuran’a karşı insani deliller göstermeye kalkışırlarsa, “o da reye karşı Kuran’a uymayı ister.” “Sadece Kuran ahlakıyla hareket etmeyi ister” diyor. “Savaş her yana yayıldığı, diz boyu şiddetlenip yükseldiği zaman, yarın bilmediğiniz olaylar olacak.” Ben ne dedim? Ben de söyledim. Dedim ki; bilmediğiniz, tahmin etmediğiniz olaylar olacak, dedim. Nitekim oluyor. “Emir sahibi Hz. Mehdi (a.s.) onlardan kötülük yapan kimseleri sorguya çekecek.” “Yani niye bunu böyle yapıyorsunuz? Neden buna gerek duydunuz? Niye zulmediyorsunuz? Bunu yapmayın” tarzında sorguya çekecek. “Yeryüzü içinde altın ve gümüş cinsinden ne varsa dışarı atacak.” Yani her türlü para getiren, ne ise; petrol dahil altın, gümüş, maden her şey “dışarı atacak.” Yani bol bol çıkarılacak. “Servet ve hazinelerini ona sunacak.” Yani dünyada üretim yükselecek, bu ortaya çıkıyor. “O da (Hz. Mehdi (a.s) da) adalet nasıl uygulanırmış onları gösterecek. Kitaba ve sünnete tekrar hayat verecek.” Bak “adalet nasıl uygulanırmış” Çünkü adalet tek yanlı olmaz. İşte kahrolsun dersin ama kahrolsun dediğin adamın da bir hukuku vardır. Değil mi? Onun da haklı yönleri olabilir, onun da korktuğu, insani tedirginlikleri olabilir. Onu da gözönünde bulundurmak lazım. Her iki tarafın menfaatini koruyacak şekilde bir karar alınması gerekir. Ayrıca, “Kahrolsun İsrail,” İsrail bir Peygamber ismidir Kuran’da geçen. O şekilde denilmez. Onu yanlış diyorlar. ‘Kahrolsun ateist siyonistler’ diyecekler ve mesela İslam Birliği, ‘Yaşasın Türk-İslam Birliği’ diyecekler. Değil mi? Yahut ‘Müslümanlar birleşsin’ diyecekler mesela. ‘Müslümanlar birleşsin’ tam diyorlarsa çok güzel. Mesela “Müslümanlar birleşsin” çok güzel bir slogan. Ama ‘Kahrolsun İsrail’ denilmez bu, Peygamber ismidir İsrail. Tabii onların kastettikleri, devleti kastediyorlar ama öyle olmuyor ki o. Yani olmaz o. Dolayısıyla ‘Kahrolsun ateist siyonistler’ desinler. Mesela ‘kahrolsun şeytanın uşakları’ diyebilirler. ‘Kahrolsun şeytana tapanlar’ denilebilir. Yahut ne ise artık. ‘Kahrolsun zalimler’ denilebilir, ‘kahrolsun katiller’ denilebilir, denilmek isteniyorsa. Ama yani o üslup olmaz. Onu kaldırmaları gerekiyor, yanlış söylüyorlar. “Kaim (Hz. Mehdi (a.s.)) kıyam ettiği zaman,” ben bunu anlattım ama her anlatışım da biraz daha şerh ederek açıklayıp anlattığım için böyle ilaveler oluyor inşaAllah, “devletini adalet temeline uygun olarak kuracak.” Yani devlet bizim anladığımız anlamda devlet değil, manevi devlet bu. Yani yeni bir devlet değil. Çünkü bütün devletlerin vasfı korunacak. Yani devletlere müdahale yok. Herkes kendi istediği gibi idare olunacak, öyle bir şey olmaz. Ama bir manevi devlettir bu, bütün Müslümanlar bir kişinin sözünü, saygıyla ve sevgiyle dinliyorlarsa, bu nedir? Bir nevi devlettir bu, değil mi? Evet. Yoksa siyasete girmez Mehdi (a.s.). “Devletin adalet temellerine uygun olarak kuracak. Zulüm ve adaletsizlik onun döneminde yok olacak.” Çünkü evinden idare ediyor Mehdi (a.s.). Mesela zulüm yapana, zaten yapamazlar da -olmaz, olmaz ki- inşaAllah. Ama farz edelim olsa, farz edelim olsa, uyarırsa yapamaz. Ama belki Allah’tan korkmayan Mehdi (a.s.)’den korkacak. Yani bu da var. Çünkü ayette var: “Sizden Allah’tan korkar gibi hatta daha da şiddetli Allah’tan korkmanın üzerinde bir korku ile korkarlar” diyor. Tabii ki münafıklar, dinsizler ayar olacaktır tabii, terbiye olacaktır. Mehdi (a.s.) bir şiddet kullanacağından, bir korku salacağından değil de rezil olmaktan belki küçük düşmekten, başka nedenlerden, manevi sebeplerden inşaAllah. “Zulüm ve adaletsizlik onun döneminde yok olacaktır.” Şimdi adaletsizlik adam nasıl yapsın? Mehdi (a.s.) dese ki; “Niçin adaletsizlik yaptın? Allah’tan korkmadın mı, acımıyor musun insanlara?” dese, adam manen biter yani. Çok çöker, çok acayip bir durum olur, değil mi? “Caddeler ve yollar onun sayesinde güven ve huzur içinde olacak.” Ne kadar büyük bir özlemdir değil mi caddeler de?
SUNUCU 2:Kesinlikle. Özellikle bayanlar için.
ADNAN OKTAR:Tabii kardeşim yani korumalarla, morumalarla bütün millet öyle gezinebiliyor. Ya yanında bir arkadaşı oluyor, ya annesini-babasını alıp dışarıya çıkıyor.
SUNUCU 2:Evet aynen öyle Hocam.
ADNAN OKTAR:Değil mi? Mesela devlet erkanı çıkıyor, olağanüstü önlem alınıyor. Mehdi (a.s.) elini kolunu sallayarak gezecektir halkın içerisinde. Güvenlik tam olduğu için. Hz. İsa Mesih (a.s.) elini kolunu sallayarak gezecek inşaAllah. Tabii Mehdi (a.s.)’nin gizli koruması olur, o ayrı mesele yani inşaAllah. Cenab-ı Allah çünkü Meleklerle koruyor Mehdi (a.s.)’yi. Cibril, Mikail ve İsrafil ayrıca ecinniler koruyacaktır Mehdi (a.s.)’yi. Cinlerden bir ordu, bir ekip koruyacaktır. Bir kısmı da bir ihtimal görünür hale de geleceklerdir, cinler. Ama buna tabii halkı alıştırmak gerekiyor. Alışa alışa yavaş yavaş olması gerekiyor.
SUNUCU 1:Normalde görünmesi yasak mı cinlerin Hocam?
ADNAN OKTAR:Korkuyor insanlar, Allah müsaade etmiyor o yüzden. Yani çok şiddetli korkarlar, ürkerler. Alıştırılması lazım. Önce mesela belki suda görünmelerini alıştırılabilir. Yavaş yavaş alıştırılabilir.
SUNUCU 2:Zor Hocam ama alışılması. İnsanlar nasıl alışabilir?
ADNAN OKTAR:Hz. Süleyman (a.s.) zamanında alışmışlar. Gayet normal karşılıyorlar. Yani son derece makul, cinlerle bağlantı. Mesela benim arkadaşım var, dün yeniden görüştüm, daha detay aldım. O parmağının üzerine cinin görüntüsü olan. “Hocam cam şakırtılarını şangır şangır duydum” dedi, cam kırılma sesini falan. Yani “hırsızları çok net gördüm” dedi yani “görüyorum” dedi. İnşaAllah. Fakat üç boyutlu mu gördün? “Yok, aynı televizyon ekranı gibi” dedi. “Küçük, şu şekilde bir ekran” dedi. Küçük bir ekran. “Bütün konuşmaları net, her şeyini duydum” dedi. Ama arkadaşım hakikaten çok ürkmüş yani “çok korktum” dedi. “Defalarca gittim elimi yıkadım” dedi. Geçmiyor tabii. Bir süre sonra geçmiş yani çok kere gidip gelmiş. Elime bakmak istemiyordum diyor artık yani öyle.
SUNUCU 2:Sürekli görüntü mü oluyor?
ADNAN OKTAR:Evet, “sürekli duruyordu görüntü” diyor. “Parmağımın üzerinde duruyordu” diyor. İnşaAllah.
SUNUCU 2:Çok ilginç, akla, mantığa inanılmayacak bir şey.
ADNAN OKTAR:Çok ilginç. Bizim bilmediğimiz bir kanun var, Allah’ın bilmediğimiz kanunlarından bir tane kanun var. Çok kolay bir kanun. Aslında birçok teknik buluş, çok kapsamlı hazırlanıyor. Mesela televizyonda binlerce alet edevat, parça kullanılıyor. Halbuki insanın beyninde hiçbir alet edevat, parça kullanılmıyor. Mesela bizim beynimizdeki televizyonun netliği, dünyadaki hiçbir televizyonun netliğiyle kıyaslanmaz. Değil mi mesela şu andaki görüntünün kalitesine bakın, üç boyutlu hakikaten uzakta gibi görünüyor eşyalar.
SUNUCU 2:Artık beş boyutlu mu, kaç boyutlu Hocam ama.
ADNAN OKTAR:Tabii, tabii, çok çok net, keskin. Yani hatta görüntünün netliğinden dolayı herkes adı gibi emin, yani “ben zaten geziniyorum, dışarıdasın. 2 metre ilerimdesin sen” diyor. Halbuki beyninin içinde ama inanamıyor o. Netliğinden. Bu kalitede bir görüntü daha elde edilemedi. Peki orada kullanılan malzeme ne, beyinde kullanılan malzeme ne? Şu kadarcık et parçası. Bakın, demek ki çok basit bir teknoloji aslında var. Yani Allah’ın çok kolay yaratacağı bir teknoloji var. Fakat insanlar bunu bulamamışlar daha, bilmiyorlar. Çok karmaşık ve dolaylı, çok hantal yöntemlerle televizyonda görüntü elde edilebiliyor. Binlerce parça, çok fazla alet edevatla elde edilebiliyor. Mesela Hz. Süleyman (a.s.)’ın döneminde tahtı, çok uzakta olan, kilometrelerce, yüzlerce kilometre ötede olan tahtın görüntüsünü bir anda oluşturmuş orada. Kadına soruyor; “bu mu tahtın? Diyor, “böyle miydi?” diyor, “Tıpkısı, aynısı” diyor. Şimdi işte bu parmakta görülen görüntünün demek ki daha geniş ekranda ve daha büyük oluşturulmasıyla meydana gelen bir şey. Çünkü diyor ki; “Katımızdan ilim verdiğimiz bir kişi, dedi ki: ‘Ben size onu gözünüzü açıp kapamadan hemen getiririm’ dedi” diyor. Cinlerden. Bak cinler de diyorlar; “biz getirelim” diyorlar, “hemen oluşturalım” diyorlar. Fakat “Kitap’tan ilim sahibi olan bir kişi ben hemen getireyim” diyor. “Göz açıp kapama vakti kadar”, “o vakit içerisinde getireyim” diyor ve bir anda orada oluşuyor o, taht ve kadın şaşırıyor, hatta iman ediyor kadın o yüzden. Allah-u alem. Zaten iman etmiştik diyor ama çok etkileniyor. Şimdi ben bunun üzerinde duruyorum. Urfa’da bir uzman var bu konuda, iki kişi var. Onlar geliyorlar inşaAllah. Arkadaşlarımıza bildikleri ilmi öğretmeleri için ricacı olacağım. Yani detaylı olarak öğretmeleri için, aynısıyla bilmeleri için. Çünkü çok değerli bir ilim bu, çok önemli bir bilgi. Benim anladığım Hz. Süleyman (a.s.)’dan silsile olarak kalmış. Fakat çok detayları olan bir bilgi. Eğer kapsamı daha da genişletilirse hem istihbaratta kullanılabilecek gibi, hem birçok şeyde kullanılacak gibi bir durum var.
SUNUCU 1:Ama herkese olmaz herhalde Hocam? Sıra dışı bir olay, mucize yani.
ADNAN OKTAR:Çok harika tabii. Zaten seçiyorlar yani her insanda olmuyor. Mesela, bir detay vereyim de şaşırın. Açık renk gözlü bir insan olması gerekiyor yani o bağlantıyı kurabilmesi için. Mesela koyu renk gözlerde olmuyor. Bana gelen ön bilgi o. Bilmiyorum ben şimdi yok illa görürler diyemem tabii. Adam yani “ben ustasıyım” diyor, “bilen insanım” diyor “böyle” diyor. Biz onlara inanıyoruz. Çünkü zaten o meydana getiriyor böyle bir şeyi. Dolayısıyla inanıyoruz.
SUNUCU 1:Siz de deneyebilirsiniz o zaman Hocam.
ADNAN OKTAR:Olabilir ben de yeşil gözlüyüm. Olabilir.
SUNUCU 2:Hem gösterirsiniz bize nasıl olduğunu, biz de inanırız.
ADNAN OKTAR:Ama ben harika bir şey meydana gelse ben söylemem. Yani böyle bir şey hiç benim adetim değildir. Hiçbir zaman için söylemem.
“Bir gün İmam-ı Sadık (a.s.) Sahibül zaman Hz. Mehdi (a.s.) adı anıldı; İmam Sadık (a.s.), ona saygı gayesiyle hemen yerlerinden doğruldular.” Saygı aslında bu son zamanlarda özellikleasrımızda bizim istediğimiz, zevk aldığımız saygıyı insanların birçoğu bilmiyor. Mesela güzel bir saygı vardır, ilim sahibi bir insan geldiğinde ayağa kalkmak veya yaşlı bir insan geldiğinde ayağa kalkmak, görünüşü çok muhteşemdir, çok çok güzeldir. Mesela ben köye giderdim, yazın köyde kalıyordum. Bizim oda çok kalabalık olurdu. Köyde ziyarete gelirlerdi. Dedem bir gelirdi, böyle insan kalkma sesi, bir gürültü olurdu, herkes ayağa kalkardı. Yani mümkün değil, ancak yaşlılar yanına oturabiliyordu dedemin. Herkes ayakta dururdu, kapıya doğru. Gelinler falan yazık, o gariplerim kapının oralara sıralanırlardı böyle. Halbuki onların da gelmesi gerekir, öne oturabilirler. Ve yüksek sesle asla konuşmazlardı, fısıltıyla konuşurlar. Şimdi bu bana çok zevk veriyor, çok hoşuma gidiyor benim, saygı. Köyün meydanına giderdi dedem, yine kalabalık olurdu, bütün herkes ayağa kalkardı. Bir sözünün dinlenmemesi diye bir şey yoktu. Bir şeyi bir kere söylüyordu, konu bitiyordu. Yani müthiş hürmet gösteriyorlardı ve bütün yaşlılara karşı acayip bir saygı vardı. İlim ehline karşı da öyle. Mesela bir mürşit, bir alim, bir Hoca geldiğinde ayağa kalkıyorlar. Bu nefes kesici oluyor, benim çok hoşuma gidiyor. Mesela bir annenin elini öpmek, bir hürmet göstermek; değerli bir alimin karşısında el pençe durmak; o insanı büyütür, yüceltir acayip güzel bir görünümü var. Ruhumuz bizim bunu arıyor. Mesela bakın Hz. Yusuf (a.s.)’a annesi-babası secdeye kapanıyorlar, ayaklarına kapanıyorlar Hz. Yusuf (a.s.)’un. Sevgiden, muhabbetten; o devirde öyle. Ama sonra Peygamberimiz (s.a.v.)’in gelişiyle, Muhammedi dine tabi olduğumuz için, Hz. Muhammed (s.a.v.) gelişiyle men edilmiştir. Ama bir saygı ve sevgiydi o zaman muhabbetti, muhabbeti ifade etme şekliydi. O da ne yapıyor? Annesini-babasını tahtın üzerine götürüp oturtuyor yani devlete ait bir yer, altından taht, onun üzerine oturtuyor annesini babasını. Bu da bir sevgi göstergesidir, muhabbettir. Kuran’da sevgi ifade şekilleri çok fazla belirtilmiştir. Mesela Hz. Yusuf (a.s.)’un gömleği geliyor, sevgi ve coşkudan, “babamın gözlerine sürün, gözleri açılır” diyor. Sevginin insana nasıl neşe, mutluluk, sağlık verdiğini veriyor Allah, Kuran’da bunu anlatıyor. Karamsar bir insan mesela bir sevdiği geldiğinde içi açılıyor, hoşuna gidiyor, mutlu oluyor. Ama o coşkuyu iyi yaşamak gerekiyor, o sevgiyi iyi yaşamak ve muhafaza etmek bir sanattır. Mesela densizlik yapmamak, münasebetsizlik yapmamak, kibirli olmamak, mimiklerini dengeli ve tutarlı kullanmak, bakışlarını düzgün kullanmak, sesini güzel kullanmak, en güzel cümleleri kurmak bir sanattır yani müthiş bir akıl ister. Çünkü insan hassas bir varlıktır, en ufak bir densizlikte hemen ibresi sallanır, hemen fark eder. En ufak bir münasebetsizliği fark eder, en ufak saygıdaki bozukluğu fark eder. Yüksek saygıyı da en şiddetli şekilde alır ve yüksek sevgiyi de en şiddetli şekilde alır. Benim zamanımda bunları ben görüyordum. Son zamanlarda bu azalmaya başladı. Özellikle modern gençlik ciddi şekilde bunu unuttular, halbuki bu çok çok büyük bir zevktir, çok büyük bir tatlılıktır. Mesela Peygamberimiz (s.a.v.)’e ait mukaddes bir emanet getiriliyor, insanlar ayağa kalkıyorlar. Bu putperestlik değil, tapma değil; saygı. Peygamberimiz (s.a.v.)’e biz o andaki sevgimizi gösteriyoruz, coşkumuzu. Farz edelim Peygamberimiz (s.a.v.)’in hırkası geliyor. Ben oturur muyum burada? Put olarak gördüğümden değil; saygı, muhabbet yani saygının bir sınırı yoktur. Kalbimdeki coşkuyu ben öyle ifade ederim. Peygamber (s.a.v.)’e sevgi Allah’a olan sevgimi ifade etmiş oluyorum. Dolayısıyla sevgiyi ve saygıyı içiçe çok akılcı kullanmak herkesin karı değildir. Onun için hem olgunluk, hem görgü, hem bilgi gerekiyor. Allah diyor ki Kuran’da, şeytandan Allah’a sığınırım; “bilenlerden sorunuz” diyor Allah. “Bilenlerle bilmeyenler bir olur mu” diyor. Görgü içinde, kaliteli, akıllı insanlarla beraber olmak lazım, onların ortamında olmak lazım. Durduk yere görgü gelişmez. Mesela Peygamberimiz (s.a.v.)’in bulunduğu mecliste bulunanlar hal alıyorlardı, görgü alıyorlardı. Nasıl oturulur, nasıl kalkılır, nasıl yenilir, nasıl içilir, nasıl gülünür, bunu çok detaylı görüyorlardı ve dolayısıyla en kaliteli insanı yaşama imkanı bulmuş oluyorlar insanlar. Hz. İsa Mesih (a.s.)’de de biz bunu göreceğiz. Dünyanın en mükemmel insanıdır, en şahane insanıdır, o devirde. Mesela bak göreceksiniz; yemesine, içmesine, yürüyüşüne bakın, şakalarına bakın, üslubuna bakın asla kusur bulamazsınız. PeygamberEfendimiz(s.a.v)’e bakın müthiş asil ve soyluydu. Gülüşü güzel, konuşması güzel, yürüyüşü güzel. Yürüyüşüne baktı mı insan müthiş zevk alıyor, acayip güzel yürüyor. Kaliteli insan. Mesela konuştuğunda fuzuli konuşmuyor tam gereği kadar ama mükemmel, çok hikmetli, tam isabetli konuşuyor. Allah; “kime hikmet verilmişse ona güzellik verilmiştir, ona bir iyilik verilmiştir“ diyor, mealen, yaklaşık. Birçok insan vardır televizyona çıkar, konuşur, konuşur, konuşur, sabaha kadar, üçe kadar, dörde kadar konuşur; millet uyuyor televizyonda. Onlar da perişan oluyor, dinleyenler de perişan oluyorlar ve incir çekirdeğini doldurmaz. O kadar dinlememize rağmen kafamızda hiçbir şey kalmıyor çünkü boş konular anlatıyorlar. Dedikodu, ipsiz sapsız şeyler yani münasebetsiz izahlar. Konuşulduğunda mutlaka akılda kalacak güzel sözler edilmesi gerekiyor ve hakikaten insanlığa faydalı olması gerekiyor. Ben güzel konuşacağım diye ortaya çıkarsan konuşamazsın, Allah’a teslim olup; “Ya Rabbi, benim ağzımdan sen konuş” şeklinde değil mi? “Benim ağzımı sebep yap YaRabbi” diyecekler. “Benim dilimi, bedenimi sebep yap. Ben sana teslimim, beni güzel konuştur” diyecek mümin. Yoksa kendi konuşmaya kalkarsa olmaz, öyle düşünürse o bir şirk olur, putperest bir düşünce olur; “çok isabetli konuşurum, isabetli düşünürüm, çok akıllıyımdır.” “Allah beni akıllı yarattı” diyebilir. “Ben çok güzelim” denmez, “Allah beni çok güzel yarattı” denir, “çok güzel gösteriyor” denir inşaAllah.
SUNUCU 1: “Muhterem Hocam sizin vesilenizle ayet ve hadis bilgim arttı, Allah razı olsun. Yeni okuduğum şu hadisi yorumlar mısınız? ‘Cafer al Juafi, İmam Muhammed bin Ali al Bekir'den şöyle rivayet eder: "Hz. Mehdi (a.s.) çıktığında yanında 313 erkek ve 50 kadın olacaktır, onlar daha önce aralarında hiç bir sözleşme olmadan, farklı bulutların gökyüzünde kümeleşmeleri gibi bir araya geleceklerdir’. Bu, Allah'ın "her nerede olursanız olun, Allah sizi bir araya getirecektir. Allah her şeye güç yetirendir" ayetinin bir tecellisidir” demiş.
ADNAN OKTAR: “Hz. Mehdi (a.s.) çıktığında yanında 313 erkek” yanlış rivayet. Böyle olur, çok fazla rivayet var bu konularda, bazen birbirine karışır. Şöyle olacak: “İçlerinde kadınların da bulunduğu 313 kişiyle zuhur edecek Mehdi (a.s.)’’ diyor. Çok fazladır 313 kişiyle ilgili. “Ehl-i Bedir’in sayısınca” der, “Talut’la nehri geçenlerin sayısınca” der. Hep 313’tür, onlar da 313’tür. Tabii bu şifreli bir sayı, çok önemlidir 313. Cenab-ı Allah onu Peygamberimiz (s.a.v)’e söylettiğine göre ehemmiyetli bir şey ki onu söyletiyor Allah. “İçlerinde kadınların da bulunduğu 313 kişiyle zuhur eder” diyor. Ayrıca 50 tane hanımdan da bahsediyor. Ayrıca Hz. Mehdi (a.s.)’nin topluluğunda 50 kişilik bir ekip daha var, ayrı bir ekip; bayanlardan, hanımlardan oluşan. O hadis, birbirine karıştırmamak lazım. “Onlar daha önce aralarında hiçbir sözleşme olmadan” bakın “daha önce aralarında bir sözleşme olmadan” yani biz birbirimizle görüşelim, konuşalım demiyorlar, bir bilgi yok. “Farklı bulutların gökyüzünde kümeleşmesi gibi bir araya geleceklerdir.” Yani kimi mesela Afrika’dan, kimi Asya’dan, kimi Avrupa’dan, kimi işte Anadolu’nun bir yerinden bir araya geliyorlar. “Bu, Allah'ın "her nerede olursanız olun, Allah sizi bir araya getirecektir. Allah her şeye güç yetirendir" ayetinin bir tecellisidir.” Yani ayet Mehdi (a.s.)’ye de bakıyor. Mehdi (a.s.) cemaatine bakıyor. Çünkü bu 313 kişi dünyanın çeşitli yerlerine dağılmışlar. Ama Allah bunları bir araya getiriyor, bu kişileri. Yani çok zordur. Mesela Azerbaycan’dan bir insan geliyor. Bilmem başka bir yerden insanlar bir araya geliyorlar ve kaderde belli. Daha onlar annesinden doğmadan o ekip var zaten. Mehdi (a.s.)’nin cemaati var. Mesela şaşırabilir insan, daha önce göstersen, farz edelim Türkistan’da bir genç, “sen Mehdi (a.s.) cemaati içinde görünüyorsun, bak kaderde” desen çok şaşırır. “Acaba nasıl olacak” der. Değil mi? O tabii ona unutturulacaktır o. Sonra birçok sebeple oradan oraya gider, oradan oraya gider. Çad’a gider, Çad’da birisiyle tanışır. O biriyle tanıştırır. Allah’ın vesile ve tanıştırma sistemleri çok karmaşık ve çok detaylı ve ince olur. Bir de bakarsın ki gelmiş, karşında duruyor. Hiç bilmez o, Allah onu sevk eder. O doğal akışı içerisinde onu yapar.
SUNUCU 1:“Adnan Hocam, Kitap Ehli’yle ilgili bir ayet dikkatimi çekti. Sizin açıklamanızı isteyebilir miyim?”
ADNAN OKTAR:Kitap Ehli’yle ilgili, bakayım, hangisi? “Adana’dan Mahir. Bakara Suresi; 109. Şeytandan Allah’a sığınıyorum. ‘Kitap Ehlinden çoğu, kendilerine gerçek (hak) apaçık belli olduktan sonra, nefislerini (kuşatan) kıskançlıktan dolayı, imanınızdan sonra sizi inkara döndürmek arzusunu duydular. Fakat Allah'ın emri gelinceye kadar onları bırakın ve (onlara ne sözle, ne de eylemle) ilişmeyin. Hiç şüphesiz Allah, her şeye güç yetirendir (Bakara Suresi, 109)’. Yani “onlar sizin aleyhinize faaliyet yapsa da” diyor Allah, Ehli Kitap’tan kişiler yani sözlü olarak “Allah'ın emri gelinceye kadar onları bırakın ve (onlara ne sözle, ne de eylemle) ilişmeyin.” “Dokunmayın” diyor Cenab-ı Allah. Ama tabii fiili bir saldırı olursa Müslüman kendini korumakla mükelleftir. Onda Hıristiyan, Musevi, dinsiz, imansız fark etmez, kim olursa olsun Müslüman’a saldırıyorsa engellenir tabii ki. Ama aşırıya gitmemek şartıyla. Nefsi savunma yapılır. Ama bakın, çok manidar ayetin ifadesi. “Kendilerine gerçek (hak) apaçık belli olduktan sonra” “Kuran’ın hak olduğunu açıkça bildikleri halde, net kanaatleri geldiği halde” diyor Allah, “nefislerini (kuşatan) kıskançlıktan dolayı,” kendi dinlerine olan böyle hırslı bağlılıktan dolayı, kıskançlıktan dolayı, böyle haşa bir grubu tutar gibi, topluluğu tutar gibi yani din amaçlı değil de; milliyetçi bir amaçla, milliyetçi bir düşünceyle kıskançlık duyuyor. Zaten milliyetçilikte, şoven milliyetçilikte, faşist milliyetçilikte kıskançlık hakimdir. Yani kişi kavmini kıskanır, bütün kavimlerden üstün görür. Bütün toplulukların üstünde görür. Hepsini yok edip, kendi hakim olmak ister. Şimdi şoven ve ırkçı din anlayışında da yani faşist din anlayışında da içindeki kıskançlıktan dolayı “imanınızdan sonra sizi inkara döndürmek arzusunu duydular” yani o dini bozmak istiyorlar. Müslümanlığı bozmak istiyorlar bu sefer. Hak olduğunu biliyor ama içini bir rekabet hırsı kaplamış. Onun hak olduğunu ve galip olacağını da bildiği için çözüm olarak dini yıkmayı görüyor. Buna karşı Allah, “Allah'ın emri gelinceye kadar onları bırakın” diyor, “ellemeyin” diyor Allah. “Ne sözle, ne de eylemle ilişmeyin” diyor. Ama tabii Allah’ın emri gelince de bu emri yerine getirilir, anlatırsın doğrusunu hakkı anlatırsın. Ağır bir ifade olmaz zaten Müslüman’da. Bakın “ne sözle, ne de eylemle ilişmeyin” yani sert davranmayın anlamında da söylenmiş olabilir ayet. Öyle gibi görünüyor. Tabii doğrusunu Allah bilir. “Programlarınızı izlemeye başladığımdan beri Kuran okuyorum ve hissettiğim huzur için Allah’a şükrediyorum” diyor. MaşaAllah. “Ahiretimizin kurtulmasına vesile oluyorsunuz.” İnşaAllah. Bilemiyoruz, emin olamayız.
SUNUCU 2: “Sayın Hocam, sizin programlarınızı izlemeye başladığımdan beri Kuran okuyorum ve hissettiğim huzur için Allah’a şükrediyorum. Ahiretimizin kurtulmasına vesile oluyorsunuz. Acaba Hac Suresi’nde okuduğum 78. ayeti açıklar mısınız? “Allah adına gerektiği gibi mücadele edin. O, sizleri seçmiş ve din konusunda size bir güçlük yüklememiştir, atanız İbrahim'in dini(nde olduğu gibi). O (Allah) bundan daha önce de, bunda (Kur'an'da) da sizi "Müslümanlar" olarak isimlendirdi; elçi sizin üzerinize şahid olsun, siz de insanlar üzerine şahidler olasınız diye. Artık dosdoğru namazı kılın, zekatı verin ve Allah'a sarılın, sizin Mevlanız O'dur. İşte, ne güzel mevla ve ne güzel yardımcı.” Seda Uçbay, İzmir.”
ADNAN OKTAR:“Allah adına gerektiği gibi mücadele edin” diyor Cenab-ı Allah, şeytandan Allah’a sığınırım. Ne yapacağız? Tebliğ yapacağız. Güzel örnek olacağız. Televizyon, radyo, internet, bütün gücümüzle en büyük farzlardan başlayarak, ittihad-ı İslam başta olmak üzere Allah’ın farzlarını insanlara ulaştıracağız. İnsanların iman etmesi için gayret edeceğiz. Allah’ın varlığının delillerini onlara sunacağız. Böylece kalplerine Allah sevgisini nakşedeceğiz, inşaAllah. “O, sizleri seçmiş ve din konusunda size bir güçlük yüklememiştir.” Bakın Allah bizleri dinsiz de yaratabilirdi, ateist de yaratabilirdi, elhamdülillah Müslüman yaratmış. “Sizi seçmiş” diyor Allah. Çok büyük bir nimettir, hamd ediyoruz Allah’a. “Din konusunda size bir güçlük yüklememiştir,” bu çok önemli; “atanız İbrahim'in dini(nde olduğu gibi)” diyor Allah. İslam dini son derece kolay bir din. Yobaz zihniyet içinden çıkılmaz bir görünüm vermiştir İslam’a. Yani yaşanmayacak bir din gibi göstermiştir. Halbuki Kuran’a ve sünnete göre tam yaşandığında dinin son derece kolay ve son derece güzel olduğunu, insan fıtratına, ruhuna tam uygun olduğunu herkes bilir ve görür. Bak, “size bir güçlük yüklememiştir” diyor Allah. Allah sözünü yanlış söylemez, tam doğru söyler. “O (Allah) bundan daha önce de, bunda (Kur'an'da) da sizi "Müslümanlar" olarak isimlendirdi.” Hz. İbrahim (a.s.)’nin kavmi İbrahimiydi, “sizin dininiz nedir” denildiğinde “elhamdülillah Müslümanız” diyorlardı. Musevilere sorulduğunda, Hz. Musa (a.s.) zamanında “siz hangi dindensiniz?” denildiğinde “elhamdülillah Müslümanız” diyorlardı. Hz. İsa (a.s.)’nın havarilerine sorulduğunda “siz hangi dinden?” “Elhamdülillah Müslümanız” diyorlardı. Hepsi Müslümanlıktır. Yani bütün Peygamberlerin getirdiği dinlerin tamamı Müslümanlıktır. Bak, Allah diyor. “Allah bundan daha önce de, bunda (Kur'an'da) da sizi "Müslümanlar" olarak isimlendirdi.” “Hep Müslümandı isminiz” diyor.
SUNUCU 2:Hıristiyan olarak değil mi Hocam?
ADNAN OKTAR:Hepsi Müslüman’dır. Hıristiyan sonradan aldıkları bir isim. Şöyle diyeyim...
SUNUCU 2:Hz. İsa (a.s.) zamanında yani onların da ismi Müslüman’dı.
ADNAN OKTAR:Hayır, Hıristiyanlıkları doğru. Şöyle, Christian, Christ, Hz. İsa (a.s.)’nın ismidir Christ, Jesus da diyorlar. Orada onun ismini izafe edilerek, Hz. İsa (a.s.)’nın, yoksa normalde İseviyettir. İsevi yani Hz. İsa (a.s.)’ya tabi olana İsevi denir.
SUNUCU 2:Hz. Musa (a.s.)’dan Musevi.
ADNAN OKTAR:Musevi denir, evet. Ama kendi dillerinde, kendi şeylerinde ona Hristo da diyorlar mesela Hz. İsa (a.s.)’ya, oradan geliyor Hıristiyan kelimesi. Hristo’dan gelir. Ama asıl karşılığı Müslüman’dırlar. Yani hak din yaşandığı dönem içerisinde hep Müslüman’dırlar. Ama her zaman sonraki hak dine uyulması gerekir. Mesela Museviler Hz. İsa (a.s.) geldiğinde, Hz. İsa (a.s.)’ya tabi olmaları gerekiyordu. Hem İsevi olacaklardı, İsevi Musevi olacaklardı.
SUNUCU 2:Musevilik bitmeyecek miydi Hocam?
ADNAN OKTAR: Yine Musevilik devam edecek. Ben de Museviyim, Hz. Musa (a.s.)’ya uyuyorum, ben bütün Kuran’da çok fazla ayet vardır. Aynı zamanda İseviyim, Hz. İsa (a.s.)’nın bütün dediklerine uyuyorum Kuran’da geçen ve seviyorum. Benim Peygamberim. Niye bitsin? Görevi devam ediyor, inşaAllah. Ama Muhammediyim yani mutlaka bir sonraki şeriata tabi olunması gerekiyor. Muhammedi olduktan sonra insan bütün dinlere zaten tabi olmuş oluyor. Aynı zamanda biz Nuhiyiz. Yani Hz. Nuh (a.s.)’a da tabiyiz biz. Nuh (a.s.)’un dediklerini biz dinlemiyor muyuz? Kuran’da açıklamalar var. Ayetle belirtilmiş Allah Nuh (a.s.)’un emirleri var. Açıklamaları var. Onlara da uyuyoruz. Allah’ın bize bildirdiği Nuh kanalıyla bildirdiği emirler var. Onlara da uyuyoruz. Yani Museviler mesela şimdi Muhammedi olsalar en mükemmel Musevi olmuş olacaklar aynı zamanda. Yani gerçek mükemmel Musevi olmak istiyorlarsa Muhammedi olmaları lazım. Bir Hıristiyan gerçek anlamda da Hıristiyan olmak istiyorsa mutlaka Muhammedi olması lazım. Muhammedi olmadan olmaz.
SUNUCU 2:Hocam dinler bozulduktan sonra mı bir sonraki din geldi? Mesela önce Musevilik vardı, Musevilik bozulduktan daha sonra insanlar kurallara uymamaya başladıktan sonra Hıristiyanlık geldi.
ADNAN OKTAR: Evet. Tahrif oluyor, bozuluyor.
SUNUCU 2:Ondan sonra, bozulduktan sonra Müslümanlık geldi, o şekilde, değil mi?
ADNAN OKTAR:Evet. İseviyet mesela dört tane kitap var. Artık bozulması tasdikli yani, dört kitap. Bir tane hak kitap olur, dört kitap olur mu? Zaten Tevrat’a da baktığımızda, “hepsi vahiy mi?” diyoruz. “Yok” diyorlar. “Ne kadar?” diyoruz. “Başlangıç kısmında çok az bir kısmı vahiydir” diyorlar. Yani böyle hak kitap olur mu? Hak kitap, tamamı vahiy olması lazım. Değil mi? Kuran’ın tamamı vahiy, saf vahiydir. Ve bozulma da açıkça görülüyor Tevrat’ta. Çünkü mesela Ahiretle ilgili ayetler hep çıkarılmış. Buna rağmen biz çok fazla Ahiretle ilgili ayet bulduk, Tevrat’ta. Yani işlerine gelmediği için o ateistler zamanında çıkartmışlar. Çünkü inanamıyor; inanamayınca ne yapsın? Çıkartıyor kendi kafasına göre, kendi yanlış mantığına göre ve çirkin bir cesaret gösteriyorlar. Mesela Hz. İsa (a.s.) “ben Allah’ım” der mi? Allah’ın Peygamberi, Allah’tan tir tir titriyor. Nasıl desin? Yemek yiyor, uyuyor, Allah’a dua ediyor, “Allah birdir” diyor. Böyle bir insan “ben Allah’ım” der mi? “Dedi” diyorlar. Allah işte bunun yanlışlığını onlara anlatıyor. Onun için mutlaka Muhammedi olup son hak dinden gerçek İseviyeti öğrenmeleri lazım. Gerçek İseviyet Kuran’ın içerisindedir. Onlar zannediyor ki, Muhammedi olunca İseviyetten, Hz. İsa (a.s.)’dan bağlantısı kopacak. Gerçek anlamda, tam anlamıyla onun seveceği, Hz. İsa (a.s.)’nın da mutlu olacağı, Allah’ın da onları seveceği şekilde gerçek Hıristiyan olmuş olurlar o zaman. Hakiki Hıristiyan olmuş olurlar. Müslümanlar mesela gerçek İsevidir, bütün Müslümanlar ve gerçek Muhammedi olursa bu olur. Bir insan nasıl Hz. İsa (a.s.)’yı sevmez. Bizim Peygamberimiz. Canımız o bizim. Bekliyoruz aşkla, şevkle. İnsan kendi Peygamberini sevmez mi? Hz. İbrahim (a.s.) bizim canımız, tabii ki İbrahimiyiz, tabii ki ona tabiyiz biz. “Hz. İbrahim (a.s.)’in hanif dinine uyarlar” diyor Allah, Kuran ayeti var. “Muvahhid olan, tek Allah’ı savunan Hz. İbrahim (a.s.)’in hanif dinine uyarlar” diyor Allah, müminler. Biz hanif dinine uyuyoruz Hz. İbrahim (a.s.)’in ve gerçek İbrahimiyiz biz. Onun için bütün Peygamberlere uymak isteyen, Hz. Adem (a.s.) dahil, bütün Peygamberlere uymak isteyen kişinin mutlaka Kuran’a tabi olması lazım. Zaten bir İsevi Hz. Musa (a.s.)’ya da tabi olmakla mükelleftir. Onu da sevmekle de mükelleftir. Bir Nuhi de. Mesela “ben Nuhiyim” diyor. Diğer Peygamberleri sevmezsen sen Nuhi olmazsın. Nuhi olması için bütün Peygamberleri, Hz. Muhammed (s.a.v.) dahil hepsini sevmesi lazım. Onlar anlamadığı için panik oluyorlar. Diyorlar ki; “biz Hz. İsa (a.s.)’dan ayrılamayız.” Sana ayrıl diyen var mı? Daha da birleş, daha da bağrına bas diyoruz. Daha çok sev diyoruz, yani onu gerçekten sevmenin yolunu sana gösteriyoruz. Sen ona Allah diyorsun, O canını yakar Hz. İsa (a.s.)’nın. Rahatsız olur ondan. Yani mutazarrır olur, bir Peygambere “sen Allah’sın” desen mutlu olur mu Peygamber? Çok ağırına gider. Öyle bir şey söylenir mi? Allah’a karşı ne olur onun konumu. “Ben böyle bir şey demedim Ya Rabbi” diyor. Allah sorguluyor Hz. İsa (a.s.)’yı. “Böyle bir şey dediysem sen bilmişsindir” diyor. Şeytandan Allah’a sığınırım. Bak, Allah’ın sorgulamasına tabi olacaktır Hz. İsa (a.s.), onların bu hareketinden dolayı, inşaAllah.
Mesela bak, Kuran’dan herhangi bir sayfa açıyorum. Bismillah. Mesela bak, diyor ki Cenab-ı Allah, şeytandan Allah’a sığınırım; “Yoksa: "Onu kendisi uydurdu" mu diyorlar? De ki: "Haydi siz, yalan üzere uydurulmuş olarak onun benzeri on sûre getirin” yani “Kuran’ın herhangi bir on suresini yapın” diyor. Kardeşim 1400 seneden beri Kuran bunu söylüyor, Cenab-ı Allah. Diyor ki; “eğer Allah Katından değilse, öyle bir iddianız varsa, bunun benzerini yapın” diyor. Mesela Amerika’nın CIA’yi var, FBI’yı var değil mi? Bilim adamları var, bilgisayarları var. “Yapın” diyor Allah. Yapamıyorlar. Yani mümkün değil yani hiçbir şekilde Kuran’ın benzeri bir şey hazırlanamıyor. Yani takliden yapamıyorlar. Yani yapanlar da oldu, çok çok belli oldu. Belli oluyor yani hiç alakası yok. Kuran’ın kendine has bir müziği ve kendine has bir üslubu, kendine has bir yöntemi var ve hiç bilimle çatışmayan, mantıkla hiç çatışmayan mükemmel bir eserdir. Ama o üslup ve o ahengi, o anlatım dilini kimse yapamıyor. Kuran’da onu bir mucize olarak belirtiyor Cenab-ı Allah. “Eğer inanmıyorsanız benzerini yapın” diyor Cenab-ı Allah. “Eğer buna rağmen size cevap vermezlerse” diyor Allah. 1400 seneden beri cevap vermediler, veremediler. “Artık biliniz ki, o, gerçekten Allah'ın ilmiyle indirilmiştir” değil mi böyle Allah açıkça söylüyor. Yani o zaman bir şey varsa ispatını yaparsın. Farz edelim diyor ki Cenab-ı Allah; Romalılarla Persler savaşmıştı. Hıristiyan Romalılarla putperest olan Persler savaşmıştı, İran yani savaşmıştı. O devirde öyleydi. Allah onları birkaç sene sonra onların galip yani tekli sayılı bir kaç sene sonra onların galip geleceğini Ehl-i Kitabın, Hıristiyanların galip geleceğini söylüyor ve “dünyanın en alçak yerinde” diyor, en alçak yerinde. Şimdi Allah’ın bu vaadini, aksini meydana getirmeye bütün küfrün gücü yetebilir, kendi kafalarına göre. Çünkü bakın bir kısmı Hıristiyan, bir kısmı putperest değil mi? Kuran bunu dediğine göre ne diyecekler? “Ya” diyecekler “biz en alçak yerinde değil de, yüksek bir yerde savaşalım” der, değil mi? Kuran’ın bu dediği doğru çıkmasın. Allah’ın dediği doğru çıkmasın. (haşa) Böylece Müslümanlar dağılsınlar, diyebilir. Değil mi? Veyahut “hiç savaşmayalım” derler, “bu süre geçsin, denilen süre geçsin, savaşmayalım, bu olmasın” derler. Veyahut başka türlü de olabilir. Yani her şey olabilir. Bakın tam Allah’ın dediği gibi oldu, dünyanın en alçak yerine hepsi gidip toplandılar, savaştılar ve Ehl-i Kitap galip geldi ve denilen süre, verilen sene içerisinde yaptılar. Dışına çıkamadılar. Bu Kuran’ın bir mucizesidir. Çünkü aksini yapmaları imkanı var. Mesela Peygamberimiz (s.a.v.)’i dört taraftan çevirdi askerler, müşrikler. Peygamberimiz (s.a.v.)’in üzerinde zırh yok ve kayboldu onların içinde, savaşıyor Peygamber (s.a.v.). Bir insanı hedefliyorlar, Peygamber (s.a.v.)’i hedefliyorlar ve onu şehit etmeyi amaçlamışlar bu kişiler ve çok uzun süre onların içerisinde kalıyor. Adamın elinde kılıç var, gürz var, ok var, yay var, her şey var. Oradan Peygamber (s.a.v.)’in sapasağlam çıkması, o kalabalığın içerisinden mucize mi, değil mi?
SUNUCU 1: Tabii ki mucize.
ADNAN OKTAR:Değil mi? Atatürk de bunu diyor işte. “Sırf bu yeter” diyor Atatürk. “Başka bir şeye gerek yok” diyor. “Benim için sırf bu yeterlidir” diyor. “Galip gelmesi.” Yani nasıl olur? Bir insanı düşün, it kopuk takımı, müşrikler ve tek amaçları Peygamber (s.a.v.)’i şehit etmek. Aralarına dalıyor Peygamberimiz (s.a.v.), bütün adamlar etrafını sarıyorlar. Hiçbir şey yapamıyorlar. Bu nedir bu? Mucize. İşte bu da mucize, bu da bir mucize. Hepsi mucizedir. Ama tabii kafasını çalıştıran, düşünene.
Tamam biraz ara verelim şimdi.
SUNUCU 1:Programımıza kaldığımız yerden devam edeceğiz.
Programımıza kaldığımız yerden devam ediyoruz.
ADNAN OKTAR:Berker Hocamız da misafirimiz.
ALTUĞ BERKER:Estağfurullah.
ADNAN OKTAR:Hoş geldiniz. Neler var bize anlatacağın Berker’im?
ALTUĞ BERKER: Estağfurullah Hocam. Hekimoğlu İsmail Ağabeyimiz’in İslam ahlakının dünya hakimiyetiyle ilgili yazısı vardı Hocam, iki gün evvel yazmış. MaşaAllah.
ADNAN OKTAR:İslam ahlakının dünya hakimiyeti demek; mutlu, makul, dengeli, sevecen, insancıl, tehlikeden uzak, huzurlu yaşamanın diğer adıdır, Müslümanlık. İslam ahlakının hakim olmasından kast edilen budur. Korkuların, acıların, ızdırapların insanların üzerinden kalkması inşaAllah.
ALTUĞ BERKER: Hekimoğlu İsmail Hocamız Zaman Gazetesi’ndeki köşe yazısında; “İstikbalde en gür seda, İslam’ın sedası olacaktır!’’ adı altında şöyle yazmış: “Bana sordular: "İsrail, yardım gemisine saldırdı. Hadiseye hangi noktadan bakıyorsun?"Müslümanlar musibet mektebinde tahsil yapıyor. Allah, İslam'ın şahlanması için Müslümanlara batılı musallat etti. Asr-ı saadetteki İslamiyet'e ne kadar ihtiyacımız olduğu anlaşılsın diye. El hakku yalû, hadis-i şerifini hem Mehmed Akif, hem de Said Nursi işlemiştir. Buna bakarak 300 senedir devam eden gecenin sabahını, kışın baharını her ikisi de beklemiş ve müjdelemiştir.” diye Hocam, devam ediyor. “Akif'in Safahat'ından anladığımız şudur: Hakikat mutlaka galip gelecektir. Bu âtıl hal geçecek, Müslümanlar her bakımdan ilerleyecek, bu yükselişe hiçbir şey mani olamayacaktır. Işığa perde çekilse de hakikat güneşi batmayacaktır. Hata başka, hak başkadır. Müslüman başka, İslamiyet başkadır. Şu Müslümanlar İslamiyet'le buluşunca İslam güneşi doğacak, sabah olacaktır. Müslüman Müslüman'a dost olup, şahsi günahlarına düşman olduğunda gaflet bulutları dağılacak, Müslüman'ın Müslüman'a düşmanlığı biterse ümmet ortaya çıkacak, Müslümanlar bir millet olacak, o zaman kurtulacaktır. Said Nursi, bu hadis-i şerifi şöyle açıklıyor: Mademki hak (İslamiyet) her zaman galiptir, neden kâfir, Müslüman'a galiptir? Her Müslüman'ın her vasfı İslam'a uygun olması gerekirken her zaman böyle olmuyor. Her kâfirin her vasfı da İslam dışı olması gerekirken, bu da olmuyor. Demek ki, kâfirdeki İslamî prensipler, Müslüman'daki kâfir prensiplerine galebe çalmaktadır. Mesela ilim, teknik, çalışkanlık, beceriklilik İslam'ın malıdır; bu meziyetler İsrail'deki Yahudi'de olsa. Cehalet, tembellik, beceriksizlik gibi gavur âdetleri de Mekke-i Mükerreme'deki Müslüman'da bulunsa. İsrail'deki İslamî prensipler, Mekke'deki gavur prensiplerine galip gelir. Eğer İslamiyet kitapta kalmış, tatbikata çıkmamışsa, Müslümanlar hakla batılı karıştırmış, kuvvetsiz ve şaşkınsa Allah onlara bir düşmanı musallat eder ki, gaflet uykusundan uyansınlar! İlmin kendisi değil, neticesi mühimdir. Zafere ulaştırmayan harp ilmi, şifa vermeyen tıp ilmi, neticeyi bulamayan matematik ilmi, ibret alınmayan tarih ilmi ve yaşanmayan İslam ilmi kurtarıcı olamaz. İlahiyat fakültesinde her ders var, 'İslam'ın ticareti nasıl olur' yok. Veya ders var, tatbik eden yok. O kapı 200-300 senedir kapalı. O kapı açılmadıkça ileri gidemeyiz. Seccademizi düşman çiğner. İslamiyet, dünyanın her yerinde üstünlüğünü devam ettirirken, Müslüman İslamiyet'le bütünleşince, Müslümanların da galip geldiği görülecektir. Bu sebeple, "İstikbalde en gür seda, İslam'ın sedası olacak, Asya'nın yeri göğü İslam'ın eline geçecektir.." Bedir muharebesinde alınan esirlere şöyle bir teklif yapılmış: "On Müslüman'a okuma yazma öğretenler serbest kalacak." İşte İslam ve ilim. Bu din, adamı geri bırakır mı?”
Evet Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Bunu söyleyen Hocamız; Bediüzzaman’ın has talebelerinden. Hekimoğlu İsmail Hocamız, maşaAllah. Sen ne anladın Berker Hocam, anlattıklarından Hocamızın?
ALTUĞ BERKER: Estağfurullah Hocam, siz daha iyi bilirsiniz inşaAllah. “Müslümanlar İslam’ın ahlakını daha güzel yaşadıkça ve İslam’ın birliğini, Müslümanlar birlik olmayı istediği sürece Allah İslam ahlakını hakim edecektir” diyor kısaca Hocamız.
ADNAN OKTAR: Yalnız buradaki anlatımda, Müslümanlar tek tek, tek tek düzelirse İslam ahlakı hakim olur. Şurada düzelirse, burada düzelirse hakim olur ama bunun dışında İslam ahlakı hakim olmaz gibi bir anlam çıkıyor. Burada bir düzeltme yapalım. Buna rağmen İslam ahlakı hakim olacaktır, Mehdi (a.s.)’nin vazifesi bu eksiklikleri ezip geçmektir, yanlışlıkları. Buna rağmen İslam ahlakı hakim olacaktır. Yani Müslümanların düzelmesini beklemeyecek Mehdi (a.s.). İslam düzelirse, ne zaman şu olursa gibi bir şey olmayacaktır inşaAllah. Böyle bir üslupta Müslümanlar genellikle atalet ve ümitsizliğe düşebilirler yalnız. Bu, öyle değil bu. Bediüzzaman diyor ki; “eğer çabuk Kıyamet kopmazsa, beşer bütün bütün yoldan çıkmazsa, bu vazifeyi Hz. Mehdi (a.s.)’nin ve talebelerinin, seyyidler cemaatinin yapacağını Rahmet-i İlahi’den bekliyoruz” diyor. Dolayısıyla, “siz onu engellemeye çalışsanız da” diyor Peygamberimiz (s.a.v.) yani muhalif hareketler de olsa, “Mehdi (a.s.) mutlaka galip olacak” diyor. Bu çok önemlidir. Çünkü, Peygamber Efendimiz (s.a.v.) zamanında sıfır ortam vardı adeta, kimse yoktu, bir tek Peygamberimiz (s.a.v.) vardı. Peygamberimiz (s.a.v.) 313 kişiye ulaştı, Ehl-i Bedir’in sayısıdır bu. 313 kişiyle bütün bölgeye İslam ahlakını hakim etti ve hiçbir sorun da çıkmadı. Yani o zaman topluma bırakmadı Peygamber Efendimiz (s.a.v.). Mehdi (a.s.) de öyle, topluma bırakan bir yapısı yoktur. Burada çünkü bu klasik anlatımda bu vardı. Ben Hocamın elini, ayağını öperim yani ben onun tırnağı etmem ayrı mesele de, fakat bu klasik anlatımla Müslümanlar hep böyle ümitsizliğe kapılmışlardır ve hiçbir şekilde de bir ilerleme olmamıştır. Yani daha ticareti bakalım İslam’a uyacak, işte şu uyacak denildiğinde, adam bunu kesinlikle imkansız olarak görür. Böyle bir şey olmaz. Müslümanlar Mehdi (a.s.)’ye bağlandığında, Mehdi (a.s.) süratle bu konuları halledecektir. Yani bütün meseleleri halledecektir. Meseleleri halledecek olan Mehdi (a.s.)’dir, toplum değildir. Toplumun yapacağı sadece Mehdi (a.s.)’ye itaattir, Mehdi (a.s.)’ye bağlılıktır. Mehdi (a.s.)’ye bağlılıktan dolayı bir hakimiyet olacaktır. Yoksa toplum biz fert fert gidip Risale-i Nur Külliyatı’nı okuyacağız, yavaş yavaş insanlara anlatacağız, yavaş yavaş, böyle bir şey olmaz. Böyle bir şey olsa olurdu şu ana kadar. Yani yaklaşık yüz yıl geçti Bediüzzaman’ın üzerinden, ta 1900’den itibaren geçti. Değil, Mehdi (a.s.)’de Bediüzzaman akıl almaz bir sürat olacağını belirtiyor. Risale-i Nur Külliyatı’nda da biz bunu görüyoruz. Mesela, “kış mevsiminde birden Allah bahar meydana getirir” diyor. “Bahar mevsiminde birden kış meydana getirir” diyor. “Mehdi (a.s.) ile alem-i İslam’ı ıslah edeceğini hadislerden anlıyoruz” diyor. Tek bir liderin etrafında toplanmak, dağınık beyinlerin tek beyin haline gelmesini sağlıyor. O zaman bambaşka bir yapı olur. Yani milyonlarca beyin ayrıdır, fakat tek bir beyinde milyonlarca beynin ittifak etmesi ayrıdır. O zaman o bütün beyinler ona itaat etmiş, tek vücut haline gelmiş olur İslam. Yani tek bir beyine bağlanmadıktan sonra İslam alemi, siz teker teker düzelin, ondan sonra İslam ahlakı hakim olur, böyle. “300 yıldan beri olmuyor” diyor Hocamız, “300 yıldan beri” diyor. En az bir 300 yıl daha bekleseler yine olmaz, Allah-u alem. Bu böyle değildir. Hamiyet-i İslamiye’nin artması Müslümanları lidere ve Mehdi (a.s.)’ye doğru itiyor. Yani Müslümanlar ezildikçe, acı çektikçe İslam Birliği’nin mecburiyetini anlayacaklar.
Mesela sürekli “kahrolsun İsrail” diye bağırıyor kardeşlerimiz, bu yanlış. İsrail bir Peygamber ismidir. Yani Kuran’da geçen Peygamber ismidir. Dolayısıyla İsrail ümmeti oldukları için, yani ona bağlı Hz.Yakup (a.s.)’u ve Hz. İbrahim (a.s.)’i, hepsini seven insanlar. Hz. Muhammed (s.a.v.) tabii bizim Peygamberimiz, inşaAllah onu da çok sevecekler Allah’ın izniyle. Fakat, sloganın şekli yanlış. “Ya Rabbi, bizi birleştir,” “Müslümanlar birleşsin,” “inananlar birleşsin,” “Müslümanlar birleşsin,” bu tarz sloganları söylememek Ahir zamanın garip bir durumu, garip bir halidir. Yani bir Müslüman’ın, Kuran’a tabi olan bir Müslüman’ın, Müslümanlar birleşsin demesi, slogan olarak bunu söylemesi ısrarla gerekirken, bu söylenmiyorsa bir acayiplik var demektir. Faydası olmayan sloganlarla uğraşılacağına, faydası olan, bereket getiren, İslam’a sıcaklık getiren, Allah’ın bereketine, Allah’ın yardımına vesile olacak, güzel sloganların üzerinde durmak lazım. Sloganlar dua mahiyetinde olması lazım, dua mahiyetinde ve yapıcı olması lazım. Faydalı ve güzel olması gerekiyor. Mesela, “zulüm kahrolsun” denilebilir. “Zulüm kahrolsun, zalimler kahrolsun” denilebilir. Bunlar çok güzel sözler. Ama zulmün kahrolması için de birlik olmak gerekiyor, Müslümanların bir arada olması gerekiyor. Zulüm nasıl kahrolacak öbür türlü? Nur talebeleri paramparça ise, Müslümanlar paramparça ise, mezheplere ayrıldılar, gruplara ayrıldılar ve birbirleriyle görüşmüyorlarsa… Mesela Şii düşmanlığını yiğitlik olarak görüyor adam, konuşuyor, ben gördüm, internette de konuştum. “İlk defa ben Şiilere karşı düşmanlığı ortaya koydum, öyle bir yiğidim” diyor. Gümbür gümbür bağırıyor adam, büyük bir hizmet vermiş gibi. Bir avuç Şii var ve bunlar da zaten Amerika’nın ve İsrail’in tehdidi altında ve her an yok olması ihtimali var bu insanların. Her an atom bombasıyla, şununla, bununla parçalanması ihtimali var. Sen Amerika’ya ve İsrail’e zaten bir şey bırakmıyorsun ki. Yani imkan bırakmıyorsun ki, ben seni parçalayacağım diyorsun zaten. “Şiileri ben yok edeceğim” diyorsun, “İran’ı ben yok edeceğim” diyorsun. “En büyük düşmanım” diyorsun. O zaman ne olmuş oluyor? Yani ben İsrail derken tabii İsrail’deki dindarları tenzih ederim, onu her zaman söylüyorum. Orada ki Allah’tan korkan, Allah’ı seven, Allah’a aşık, boyun bükmüş Ehl-i Kitap’a benim derin saygım ve sevgim var. Ben orada bir avuç zalim var, ateist zalim, onları kastediyorum. İsrail’de yani o devlette inşaAllah.
ALTUĞ BERKER: Bugün Mustafa Özcan Ağabeyimiz o konuyla ilgili, söylediğiniz konuyla ilgili bir yazı yazmış Hocam.
ADNAN OKTAR: Ne diyor?
ALTUĞ BERKER:“İsrail deccali temsil etmektedir” demiş Hocam.
ADNAN OKTAR: Şimdi Özcan Ağabeyimiz güzel insan da, bak yine olmamış. İsrail bir Peygamber ismi, “deccali temsil etmektedir” bu yanlış. “Ateist siyonistler deccali temsil etmektedir” demesi lazım. Yani bu acayip olmuş. Ya en azından “bu devlet” dersin, “siyonist devlet, ateist-siyonist devlet deccali temsil etmektedir.” Bu doğru inşaAllah.
ALTUĞ BERKER: Siz daha evvel bayrak, kırmızı bayraklara dikkat çekmiştiniz Hocam, Türk bayraklarına. O da yazısının içinde değinmiş Hocam. “Türk bayrağı yeniden olayların sevkiyle küresel bir İslam bayrağı haline gelmektedir. Aynı zamanda bir insaniyet bayrağıdır” demiş Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Yani buradaki üslup çok önemli. Bir de bir liderin etrafında toplanmayan bir Müslüman topluluğu her zaman mağlup olur, söyleyeyim. Yani bir imam etrafında, bir mürşid etrafında, Mehdi (a.s.) etrafında toplanmayan bir Müslüman topluluğu, Allah’ın Adetullahıdır, her zaman yenilmiş ve perişan olmuştur. Yani birlik ve beraberlik olmadan, Allah’ın kanununa savaş açarak, Allah’ın dediklerinin tam zıttını yaparak, Allah “birleşin” dediği halde “hayır biz bölüneceğiz” diyorsa bir insan, mutlaka yenilir. Allah “mutlaka birleşin” diyor. Allah’ın emridir İttihad-ı İslam. Bakın “en büyük farzdır” diyor Bediüzzaman. Çok net söylemiş. Değil mi? Bu en büyük farzı mutlaka yerine getirmeleri gerekiyor Müslümanların. Bu konuda bir gurur, bir kibir, bir enaniyet olmaz. “Aman bizim gururumuza zarar gelmesin, işte bizim halimiz vaktimiz iyi. Mutlu mesut yaşıyoruz” denmez. Biz bunun peşinde değiliz. Biz mutluluğu birlikte, beraberlikte, İslam’ın galip olmasında, Allah’ın rızasında buluruz. Hepsinin üzerinde Allah’ın rızasını buluruz.
ALTUĞ BERKER:Tel Aviv’de İsrailliler de protesto etmişler kendi hükümetlerini Hocam ve Türk bayraklarıyla birlikte, Türklerle birlikte.
ADNAN OKTAR: Kardeşim dedim ki ben; “İsrail halkı böyle düşünmüyor” dedim. “Yok” dediler, “İsrail halkı öyle düşünüyor. Biz de onlara düşmanız.” Buyurun. İsrail halkı zulmü, cinayeti niye istesin? Mazlum insanlar onlar. Buyurun.
ALTUĞ BERKER:Türk bayrakları her yerde. Bugün de Suriye Cumhurbaşkanı da Hocam konuşmasında Türk bayraklarına değindi. “Kırmızı bayraklar” diye ifade etti o da Hocam ve “Türkiye Asya’ya da Başkan Oluyor” başka bir haber. Hocam bugün 20 ülke Hocam, İslam ülkeleri, Türk devletleri yaklaşık 20 ülkenin birçoğunun devlet başkanı, dışişleri bakanları şu an toplanıyorlar. İnşaAllah bir İslam Birliği provası gibi. İki ülke daha katılıyor. Vietnam ve bir ülke daha. İnşaAllah güvenlik anlaşmaları gibi böyle birliğe, ruhuna yakın bir toplantı oluyor Hocam maşaAllah. Türkiye de iki yıl başkanlığını yapacak inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Elhamdülillah, maşaAllah. Yalnız kardeşim şimdi bu başkanlıklar, bu toplantılar, bunların hiçbirinden netice gelmez, bunu söyleyeyim. Yani ne İslamiyet’le ilgili ve Müslümanlıkla ilgili kurulan teşkilatlar, ne diğer teşkilatlar bunlardan eğer netice alınmış olsaydı, bakın bunlar yaklaşık 100 yıldan beri mücadele yapıyorlar. 50 yıldan beri mücadele yapıyorlar. Herhangi bir ilerleme, herhangi bir gelişme olurdu. Hiçbir şey olmadı. Peygamber (s.a.v.)’in dediği yöntemin dışında bir yol olmaz. Peygamber (s.a.v.)’in dediği yöntemi kabul ederlerse kurtuluş tamam. Yani Hz. Muhammed (s.a.v.)’in anlattığının dışında “kendi kendimize biz böyle yol buluruz, beşeri sistemler içerisinde böyle felsefeler geliştiririz, böyle mantıklarla biz netice alırız” diyorlarsa sürekli çökmeye uğrarlar ve ezilirler. Başka bir şey olmaz. Kuran’da Allah “Müslümanlar birleşsin” diyor, emir. “Hayır biz yapmayacağız” diyorlarsa, o zaman bela gelir söyleyeyim. Ve birleşme nasıl? Bir şahıs etrafında birleşme. Allah’ın Adetullahı budur. Yani mesela bakın deccal diyorsunuz, deccal bir tane şahıs ve bunun etrafında insanlar birleşiyor, ittifak ediyorlar. Onlar liderini seçmiş. Sen nasıl liderini seçmiyorsun? Bu nasıl oluyor? “Biz deccalin karşısına paramparça gideceğiz” diyorlar. O da seni paramparça hale getirir o zaman, değil mi? “Hadi Türkiye, yiğit Türkiye çık ortaya” diyorlar. Dünya deccaliyetiyle Türkiye tek başına baş edemez. Öyle bir olay olmaz. Öyle bir gücü de olmaz Türkiye’nin. Bunu herkes bilir. “Hadi yiğitlik göster.” Yiğitliği hep birlikte göstermek lazım. Asıl güzel ahlak göstermek istiyorsa Müslümanlar, Kuran’a tabiyet, birlik ve beraberlik, Türk İslam Birliği’ni oluşturmak, İttihad-ı İslam’ı oluşturmak ve bir lider seçmek. Kardeşim Hıristiyanların Papa’sı var. Senin liderin var mı? Yok. Niye? “İstemiyoruz.” Niye istemediği de belli değil. Mehdi (a.s.)’den bahis açıyoruz, “ama aman açma.” Hz. İsa (a.s.) nüzul edecek diyorsun, “aman aman söyleme.” “İttihad-ı İslam,” “aman aman söyleme.” Ne söyleyelim? “Ticaretten bahset” diyorlar. Ticaret. Ticareti cayır cayır yapıyorsunuz. Yapıyor herkes ticareti. Malına, mülküne gelip el koyuyorlar. Irak acayip zengin oldu. Gitti, Amerika üstüne çöktü, konu bitti. Bu kadar. Petrollerine, metrollerine el koydu, malına-mülküne. Saraylarına gitti adamlar postallarla oturdular, saraylarda. Saddam müthiş zengindi adam. Muazzam saraylar yaptı. Amerikalı askerler gidip orada postallarıyla keyif yaptılar ve malını-mülkünü talan ettiler. Paralarını, her şeyini. Zenginlikle alakası yok bu işin. İmanla alakası vardır, ahlakla alakası vardır, ittifakla alakası vardır, birlik ve beraberlikle ve bir lider seçmekledir inşaAllah. Kardeşim kimi seçiyorsanız seçin. Yani ben illa şunu, bunu demiyorum ki. Bir mübarek, muhterem hepimizin seveceği bir insanı başınıza seçin, değil mi? Seçemezler çünkü herkes kendi adamını seçmek istiyor. Mesela Şii olan Şii olsun istiyor, Sünni olan Sünni olsun istiyor. Sünniler de kendi aralarında, “bizimki Nurcu olsun,” öbürü “Nakşibendi olsun,” öbürü “Kadiri olsun” diyor. Onlar da seçemiyorlar. Mehdiyet hepsinin üzerindedir. Peygamberimiz (s.a.v) böyle bir açmaza gireceklerini biliyor ümmetin. Onun için kolaylık olarak söylemiştir. “Mehdi (a.s.)’ı göndereceğim. Ona tabi olun” demiştir. Bütün mezheplerin üstünde olduğunu, mutlak müceddid ve müçtehid olduğunu Bediüzzaman söylüyor. Bediüzzaman’a uymuyorsun, Peygamber (s.a.v.)’e uymuyorsun, Tevrat’ın hükümlerine uymuyorsun. Tevrat’a göre de Mehdi (a.s.) var. İncil’e göre de Mehdi (a.s.) var. “Ona da uymuyorum” diyorsun. “Biz beşeri sistemlerle buluruz bunun yolunu” diyorlar. “Yaparız” diyorlar. “Önce bir ticarete ağırlık verelim” diyorlar. “Ticarette bir hakim olalım ki ondan sonra…” Ticarette semiriyor adamlar, gelişiyorlar. Malı-mülkü artıyor. Holdingler kuruyorlar. Ondan sonra televizyonlar kuruyorlar. Televizyonda tefle, darbukayla eğlenceyle alem yapıyorlar. Bu oluyor. Başka bir şey olduğu yok. Böyle olmaz. Fakat şimdi Allah özellikle ümmete bunu gösteriyor. Ben iyi olanları, samimi olanları, ittifak isteyenleri, Türk-İslam Birliği taraftarlarını, İttihad- ı İslam’ı isteyenleri, hepsini tenzih ediyorum. Benim kastettiğim kişiler zaten kendilerini biliyorlar. Böyle bir enaniyet ve azamet içinde olanlar kendilerini biliyorlar. Benim bunlara sözüm inşaAllah. Bu klasik böyle uyuntu üslubu bırakacaklar. Bak bizi uyuntuluğa çekenler yüzünden Müslümanlar böyle oluyor. Daha hala uyuntuluğa çekiyorlar. Uyuntu derken uyumaya çekiyorlar ve daha hala göremiyorlar. Neyi anlattığını, neyi kastettiğini göremiyorlar. Halbuki inanamıyor. İmanı zayıf. Mehdi (a.s.)’nin çıkacağına, Hz. İsa’nın ineceğine, İslam ahlakının dünyaya hakim olacağına inanamıyor. Beşeri sistemlerle bunun hallolacağını zannediyor. Yani mesela çıkıyor farz edelim komünist sistemde ne diyor adam? “Önce proletarya sınıfının hakimiyeti için burjuva sınıfını ezmemiz gerekir” diyor. “Önce teker teker bunları öldüreceğiz” diyor adam. “Sonra şunu yapacağız, sonra bunu yapacağız.” Bak Allah komünizmi yerle bir etti. Demek ki olmuyormuş öyle kendi kafalarına göre. Beşeri sistemle olmuyormuş. Faşist sistemde de Hitler; “bütün dünyaya ben hakim olacağım” dedi ve “gayet güzel bir sistem kurdum” dedi. Adamlar da inandılar. Bak Allah onun da tepesine onu göçertti. Mussolini de çıktı, “ben bütün dünyaya İtalyan kültürünü, İtalyan ırkının üstünlüğünü göstereceğim” dedi. “Bütün dünyaya hakim olacağım ve göreceksiniz” dedi. Bütün herkes de inandı, halk da inandı. Allah tepetaklak etti. Allah Kendi dediğini, Kendi imamını hakim edecek. “Biz anlamıyoruz” diyorsa, Allah ona zorla anlatır. O ayrı mesele. O sorun değil. İnşaAllah. Yani eze eze, söke söke, Mehdi (a.s.) İslam ahlakını dünyaya hakim edecek. Öyle beşeri sistemlerle filan değil. Yok ticaretmiş, yok iç ticaret, yok dış ticaret, kambiyo, borsa, banka filan, böyle bir konuya ihtiyacı yoktur Mehdiyetin.
ALTUĞ BERKER: Konuyla ilgili ayet okuyacağım Hocam inşaAllah. Saff Suresi, 8. ayet: “Onlar, Allah'ın nurunu ağızlarıyla söndürmek istiyorlar. Oysa Allah, Kendi nurunu tamamlayıcıdır; kafirler hoş görmese bile. Elçilerini hidayet ve hak din üzere gönderen O'dur. Öyle ki onu (hak din olan İslam'ı) bütün dinlere karşı üstün kılacaktır; müşrikler hoş görmese bile.”
ADNAN OKTAR: Bir daha ayeti şerh ederek açıkla.
ALTUĞ BERKER: İnşaAllah Hocam. “Onlar, Allah'ın nurunu ağızlarıyla söndürmek istiyorlar.” Daha evvel siz tefsir etmiştiniz bunu, ona binaen anlatıyorum Hocam. Konuşarak İslam’a karşı Darwinizm, materyalizm gibi…
ADNAN OKTAR:Evet, “Darwinizmi, materyalizmi, komünizmi anlatarak, faşist sistemi anlatarak Allah’ın nurunu; İslam’la alay ederek, Kuran’la alay ederek, propaganda yaparak, fuhşu, fahşayı insanların içinde yayarak, nefsaniyeti insanların içinde yayarak Allah’ın nurunu durdurmak istiyorlar” diyor Cenab-ı Allah.
ALTUĞ BERKER:“Oysa Allah, Kendi nurunu tamamlayıcıdır.”
ADNAN OKTAR:Her yönde ama, askeri, siyasi, politik tamamında. Allah nurunu tamamladı, Peygamberimiz (s.a.v.)’in gelişiyle tamamladı. Ama tam anlamıyla olması ayrı bir şeydir. Yani her yönüyle olması ayrıdır; siyasi, sosyal, askeri. İslam ahlakı hakim olur mesela dar bir bölgede hakim olur, Allah nurunu tamamlar, gelir ama küfür hakimdir. Küfür hakimdir. Buradaki ayette; “küfrün de tamamen yıkılacağını” söylüyor Allah. Bunu Allah diğer ayette şerh ediyor. Şeytandan Allah’a sığınırım. “Din Allah’ın oluncaya kadar, fitne yeryüzünden kalkıncaya kadar,” Mehdi (a.s.)’nin görevi budur. Bakın Allah’ın hükmü; “din Allah’ın oluncaya kadar, fitne yeryüzünden kalkıncaya kadar.” İşte bu oluşacak inşaAllah. Dinin Allah’ın olması ne demektir? İslam ahlakının bütün dünyaya hakim olması demektir. Fitnenin yeryüzünden kalkması ne demektir? İslam ahlakının hakim olmadığı her yer zaten fitnedir. Kavga olur, gürültü olur, intiharlar olur, fuhuş olur, ahlaksızlık olur, üçkağıtçılık olur, yalancılık olur, hayasızlık olur, namussuzluk olur, iffetsizlik olur, dolandırıcılık olur. Bunların hepsi fitnedir. Zulüm olur. Çeker, gencecik çocuğun alnına kurşunu sıkar, bu da fitnedir. Gider Irak’ı yerle bir eder, o da fitnedir. Bunların hepsi fitnedir, fitneyi say say sabaha kadar saysak bitmez. “Fitne yeryüzünden kalkıncaya kadar” diyor Allah, hiç kalmayıncaya kadar. İşte bunu Mehdi (a.s.) yapacak. Mehdi (a.s.) ve Hz. İsa (a.s.) birlikte yapacaklar, inşaAllah. “Ben inanamıyorum” diyor. Ahiret’te anlatırsın, bol bol vaktin olacak, bayağı geniş vaktin olacak. Cehennem, zaten sonsuza kadar açıktır Cehennem. “Beşere de delice susamıştır” diyor Allah. “Ben ona inanmıyorum” diyor. O zaman toprağın altına girdiğinde zaten anlayacaksın inanmıyorsan. “Cehennem’e de inanmıyorum” diyorsa, değil mi? Cehennem’e inanmıyorsan bile ölüm var, ölümle bitiyorsun zaten. Gençliğin, hayatın bitecek yani, paramparça olacaksın toprağın altında. Bağırsak muhtevası ağızdan çıkar herkesin, mezarda. Basıncın etkisiyle. Kadınların rahmi dışarıya çıkıyor, kasıklarından dışarıya çıkar. Hani o dünya güzeli kadın, değil mi? Ağzı mesela, gül gibi görünen ağzı, mesela çok şahane, güzel denen dudaklarını mesela çok güzel gören insan -helali için söylüyorum- ağzından bağırsak muhtevası çıkıyor basınçtan, istisnasız. Peygamberlerde, velilerde Allah koruma yapar; onlarda bozulmaz bedenleri. Hepsinde bu olur. Mesela en güzel göz jöle haline gelir, mezara akar. Jöle haline geliyor, kokuşur ve her ceset patlar yani feci şekilde şişer ve patlar ve morarır. Peki bu ne? Madem Cehennem’e inanmıyorsun, bu olacak mı? “Bu olacak” diyor. Sana bu yeter zaten, en başta bu yeter ama işte Allah arkasını getiriyor. Yani inanmıyorsan, buna inanıyorsun. İnandığı yönden yeter bu ona. Çünkü Cehennem’e inanmıyorsa o ayrı. Ama bu onun Cehennem’i zaten, bunu görecek. “Buna iman ediyor musun?” diyorsun, “buna iman ediyorum, bunda mutlak imanım var” diyor. “Ağzından bağırsak muhtevan çıkacak mı?” diyorsun, “çıkacak” diyor. “Cesedin patlayacak mı mezarda?” diyorsun, “evet, patlayacak” diyor ve “dünyanın en iğrenç kokusu mezarda oluşacak mı?” diyorsun, “oluşacak” diyor. “Simsiyah karanlıkta, iki metrenin altında yatacak mısın orada?” diyorsun, “yatacağım” diyor. “Bakteriler, kurtlar vücudunu yiyecek mi?” diyorsun, “yiyecek, paramparça olacağım” diyor. “O artist havaların, o pozun mozun onlar kalacak mı, şakalaşmaların, dalga geçmelerin, eğlenmelerin orada kalacak mı?” diyorsun, “kalmayacak” diyor. “Niye kalmayacak?” diyorsun, “kıpırdayamıyorum ki toprağın altında” diyor. Ağzından bağırsak muhtevası çıkıyor, zaten konuşacak hali de yok. Bitmiş ruhu, çıkmış yani. Orada da hava yapsana, orada da oyun yapsana, yapabiliyorsan. Ne kadar süre sonra oluyor biliyor musun? Mesela diyor ki; “ben 20 yaşında gencecik kızım, hiçbir şey olmaz” yahut “20 yaşında delikanlıyım” diyor. Dört on sene sonra 60 yaşına gelir. Beş on senede 70 yaşına gelir. Bitti, bu kadar. Ki o da kanser olmazsa, trafik kazasına uğramazsa, beyin kanamasından ölmezse, kalbi tutup ölmezse, enfarktüsten ölmezse; en fazlası bu kadar Türkiye ortalaması. Ve kısa sürede bu oluyor, neticeleniyor. Ama bakıyorsun, deliler gibi dünyaya bağlı insanlar. O onu şımarık görüyor, o şımarıklığa özeniyor. O onu şımarık görüyor, o şımarıklığa özeniyor.
“Adnan Hocam, az önce Romalılarla Perslerin savaştığını söylediniz, Rumlar olacak bu konuda geçenler” diyor, doğru evet. “Siz daha iyi bilirsiniz inşaAllah, siz ‘Romalılar’ demiştiniz, o zaman M.S. 627 yılının Aralık ayında Bizans İmparatorluğu vardı.” Bizans, Roma işte anlayın, aynı şey kastettiğimiz. Aynı takım yani inşaAllah, onların devamı. “Hak Teala’nın selam ve bereketi siz sevgili Hocamın üzerine olsun inşaAllah. Sevgili Hocam, İsrail konusunda yapmış olduğunuz açıklamaya ek olarak Kuran’da ‘İsrail’ tabiri geçmez, ‘İsrailoğulları’ tabiri geçer. Peki neden? Bu işin sırrı şudur: ‘İsrail, Adem (a.s.)’ın torunlarından bir Ademoğludur inşaAllah, dikkat buyurun. İsrail, şeytanla işbirliği yapan ilk kişinin adıdır. Onun soyuna da İsrailoğulları denmektedir. Cümlenize hayırlı geceler diler, nur ve selam üzere kalmanızı temenni ederim.”
İsrail, Hz. Yakup (a.s.)’un diğer ismi değil mi?
ALTUĞ BERKER:Öyle Hocam. Evet Hocam, Hz. Yakup (a.s.)’un diğer ismi.
ADNAN OKTAR:Tamam, o zaman nedir? Ben öyle biliyorum.
ALTUĞ BERKER:Öyle, doğru Hocam söylediğiniz, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Kuran’da bakıp bana gönderirseniz inşaAllah. Olabilir ama benim bildiğim öyle şu an, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER:Şeytandan Allah’a sığınırım. Al-i İmran Suresi, 93. ayet: “Tevrat indirilmeden evvel, İsrail'in kendine haram kıldıklarından başka, İsrailoğulları’na bütün yiyecekler helal idi. De ki: "Şu halde eğer doğruysanız, Tevrat'ı getirin de onu okuyun."” İsrail olarak da geçiyor Kuran’da inşaAllah.. Hem İsrail, Peygamber İsrail ismi olarak hem de İsrailoğulları olarak da geçiyor.
ADNAN OKTAR:Bir daha oku.
ALTUĞ BERKER:Şeytandan Allah’a sığınırım. “Tevrat indirilmeden evvel, İsrail'in kendine haram kıldıklarından başka, İsrailoğulları’na bütün yiyecekler helal idi.”
ADNAN OKTAR:Başka nerede geçiyor?
Romalılar ilk Hıristiyanlığı aldıkları için o bölge Roma olarak kabul ediliyor, ama doğru dedikleri kardeşimizin.
ALTUĞ BERKER:Var Hocam başka bir ayet daha. Okuyorum. Şeytandan Allah’a sığınırım. “İşte bunlar; kendilerine Allah'ın nimet verdiği peygamberlerdendir; Adem'in soyundan, Nuh ile birlikte taşıdıklarımız (insan nesillerin)dan, İbrahim ve İsrail (Yakup)in soyundan, doğru yola eriştirdiklerimizden ve seçtiklerimizdendirler.”
ADNAN OKTAR:O zaman tamam, “doğru yolda” diyor. Şeytan olsa öyle bir şey söylemezki Kuran. Peygamberden bahsettiği açık, belli orada. Benim anladığım, ayetten öyle anlaşılıyor değil mi? Bir daha oku ayeti.
ALTUĞ BERKER:Şeytandan Allah’a sığınırım. “İşte bunlar; kendilerine Allah'ın nimet verdiği peygamberlerdendir; Adem'in soyundan, Nuh ile birlikte taşıdıklarımız (insan nesillerin)den, İbrahim ve İsrail (Yakup)in soyundan, doğru yola eriştirdiklerimizden ve seçtiklerimizdendirler.”
ADNAN OKTAR:İşte bak “doğru yola eriştirdiklerimizden ve seçtiklerimizden,” demek ki Hak Peygamber ismi olarak geçiyor, değil mi? “Doğru yola eriştirmek” Müslümanlık demektir. Müslüman’dan bahsediyor, İsrail Müslüman. Peygamber olduğu anlaşılıyor, Yakup Peygamber (a.s.)’in diğer ismi. Kuran’dır bizim için ölçü. Tevrat, tasdik edici olarak olur, yani asıl Kuran’da olur. Tevrat’ta da bulduğumuzda Tevrat’ın doğruluğunu tasdik etmiş olur inşaAllah. Ama Tevrat’ta nasıl geçiyor?
ALTUĞ BERKER:“Yakup’a Tanrı tarafından İsrail ismi verilmiştir.” (Yaratılış, 32:2)
ADNAN OKTAR: Evet, Kuran’la mutabık işte. Şimdi “kahrolsun küfür, kahrolsun zulüm” denir, “kahrolsun İsrail” denmez. Böyle olmaz. “İslam ahlakı dünyaya hakim olsun” denir. “Müslümanlar birleşsin,” bak “Müslümanlar birleşsin” ne güzel bir slogan. Bunu niye diyemiyor Müslümanlar? Ne var bunda? Yani bu çok acayip bir durum, bu. “Birleştiğinde kurtulacak mısın?” diyorsun, “evet, kurtulacağız” diyor. “Müslümanlar birleşsin” desene. “Ayrı olursan gücün yeter mi?” diyoruz, “yetmez, yeniliriz ayrı olursak.” Tamam, “birleşirsen sana kimsenin gücü yeter mi?” diyoruz, “yetmez, hakim oluruz” diyor. Dua mahiyetinde söylesene, “Müslümanlar birleşsin” desene. Bir acayipliktir var ama inşaAllah bunu da en sonunda söyleyecekler: “Müslümanlar birleşsin”, değil mi? Bu kadar. “Vahdet” de diyebilir Müslümanlar, “bir araya da gelsinler” de diyebilirler yani Türkçe’de kelime çok. Arapçasını da söyleyebilir, fark etmez. Yeter ki bunu söylesinler.
Berker Hocam, niye böyle karmaşık hale getirmişler İslam ahlakının hakimiyetini? Peygamber (s.a.v.) böyle çözüm gösterdiği halde, Bediüzzaman da çözümü net gösterdiği halde, Mehdi (a.s.)’yi müjdelediği halde anlamazlıktan gelip, böyle karmakarışık bir hale sokup Müslümanları yine oyalama istemelerinin kökeninde ne olabilir sence?
ALTUĞ BERKER:Estağfurullah Hocam. Siz daha iyi bilirsiniz inşaAllah, sizin söylediğiniz gibi daha evvel, Ahir zamanın bir harika yönü birincisi; ikincisi, o şeref Mehdi (a.s.)’a nasip oluyor Allah-u alem Hocam.
ADNAN OKTAR:Bir insan nasıl söylemez? Kardeşim diyoruz ki; yerde insan var, bunu kaldıracağız. Biri diyor ki; “benim gücüm yetmiyor bunu kaldırmaya.” Yaralı var yerde, diyoruz ki; “dört kişi birden kaldıralım hep bir elden, Bismillah” diyoruz, “sedyeyle kaldıralım.” “Yok, ayrı ayrı olacağız” diyorlar. “Ölecek adam yerde” diyoruz, “insan ölüyor” diyoruz, dördümüz olsa götüreceğiz hastaneye, kurtaracağız. “Yok” diyorlar. Birleşme isteyenleri tenzih ediyorum tabii. Yalnız bu konuyu tabii ben günlerce gündeme getireceğim. “Müslümanlar birleşsin” deninceye kadar, bu üslup duaya dönünceye kadar ben bunda ısrar edeceğim. Yani böyle kendi kendilerine, Bediüzzaman yol gösteriyor, onu kabul etmiyorlar. Hem “Bediüzzaman’ın talebesiyim” diyor hem kendi ayrı bir yol gösteriyor. Bediüzzaman nerede demiş böyle bir yöntem, yol? Peygamberimiz (s.a.v.) nerede demiş? Kuran’da nerede var böyle bir yöntem? Peygamberimiz (s.a.v.) nasıl olacağını bize çok uzun, detaylı olarak hadislerde belirtmiş, anlatmış. Yapılacak olan budur, inşaAllah. Şimdi iman zafiyeti, üsluba da yansıyor. Çünkü Allah’a inancı zayıf olunca, İslam ahlakının dünyaya hakimiyetine olan inanç da zayıflıyor. O zaman sadece beşeri ve teknik yöntemlerle İslam ahlakının hakim olabileceğini düşünüyor. Zaten o anlattığına göre de imkansız, onların anlattığına göre, mümkün değil. Çünkü ticarete dalan, zaten keyfine dalmış oluyor bir kısmı. Bir kısmı Allah için ticaret yapıyor ama bir kısmı zenginleşti mi iyice sapıtıyor. Yani mevcut aklı da, imanı da gidiyor Karun’da olduğu gibi. Karun önce fakirdi, Allah’a dua etti; “Ya Rabbi beni zengin et, ben İslam’a hizmet edeceğim” dedi. Allah bol mal verdi, sonra sapıttı adam. Yani bol malla, ticaretle bir şey olduğu yok. Parasını alan adam holding kuruyor. Harcayanları, Allah yolunda İslam’a hizmet edenleri tenzih ederim. Adama bir enaniyet ve bir azamet geliyor, çoluğu çocuğu bambaşka bir çizgiye giriyor, kendisi bambaşka bir çizgiye giriyor. Hayatı bambaşka bir çizgiye giriyor ve Müslümanlara tepeden bakmaya başlıyor. Böyle kazanıp Müslümanlara parasını vermiyor adam. Ama verenler de var tabii, Allah rızası için dağıtanlar da var.
Bir dakikamız var.
SUNUCU:HarunYahya.Tv sitesinden 24 saat yayınımızı takip edebilirsiniz. Soru ve görüşlerinizi bize ahirzamansohbetleri@hotmail.com adresinden gönderebilirsiniz. HarunYahya.org ve HarunYahya.net adreslerinden Hocamızın tüm eserlerini ücretsiz olarak indirebilirsiniz. Bizi yarın 22:00’dan itibaren HarunYahya.Tv internet sitemizden, Mavi Karadeniz Radyo ve Güneydoğu Olay TV ekranlarından takip edebilirsiniz. Yayınımıza HarunYahya.Tv sitemizden devam edeceğiz. Hoşçakalın, esen kalın.
Basında Harun Yahya
Devamı ...Adnan Oktar Ne Demişti Ne Oldu
Devamı ...
Kuran Tefsiri
Devamı ...Türk-İslam Birliği Gelişmeler
Devamı ...Kitaplar
Devamı ...Adnan Oktar Ne Demişti Ne Oldu
Devamı ...