SUNUCU: İyi akşamlar sayın izleyicilerimiz ve dinleyicilerimiz. Bu akşam HarunYahya.Tv, Mavi Karadeniz Radyo, Kanal S, Samsun AKS ve Tv Kayseri’den canlı olarak yayınlanan ‘Adnan Oktar’la Gece Sohbetleri’ programında yine sizlerle birlikteyiz. Birbirinden önemli konuların yer alacağı programımıza; bilmediğiniz, merak ettiğiniz konulardaki sorularınızı siz de e-maillerinizle katılarak sorabilirsiniz. Konuklarımızdan Harun Yahya müstear ismiyle yazdığı 300’ü aşkın kitabıyla tüm dünyada tanınan Sayın Adnan Oktar bizlerle birlikte ve Doktor Oktar Babuna şu an burada bizlerle. Hoş geldiniz.
ADNAN OKTAR: Hoş bulduk efendim. MaşaAllah. Siz de hoş geldiniz.
Senin dabbet-ül arz bayağı bir şey anlatıyordur. Neler var?
OKTAR BABUNA: Sizin vesilenizle Hocam inşaAllah. Sizin söylediğiniz yönde hep gelişmeler oluyor. Onların haberleri var, gazete haberleri.
ADNAN OKTAR: Sen bana bir özet söyle.
OKTAR BABUNA: “Hak-batıl savaşında hak kazanmıştır” diye açıklamaları var Ahmedinejad’ın. Türkiye halkına teşekkür için geldiğini bildiriyor. Bunun dışında, İngiliz hapishanelerinde Müslümanlık hızla yayılıyormuş Hocam. Amerika’da da oluyordu bu, sizin eserleriniz okutuluyordu Amerika’da. Orada da hızla yayılıyormuş, İngiliz hapishanelerinde, Müslümanlık, yine bu şekilde.
ADNAN OKTAR: Dört misline çıkmış yayılma, değil mi?
OKTAR BABUNA: MaşaAllah Hocam, evet.
ADNAN OKTAR: İnşaAllah. İran ile Türkiye birleşecek İsrail’i yok edecek gibi, ona benzer bir şeyler söylüyorlar. Böyle bir şey olmaz. Kuran’da da açıkça İsrailoğulları’ndan bahsedilir. İsrail bölgede Kıyamete kadar var. Böyle bir şey yok. Yani savaş, o tarz bir savaş da yok. Öyle bir olay yok. Ama böyle bölgesel çatışmalar, bunlar falan olur yani kan akacak. Mehdi (a.s.) çıkıncaya kadar bu olur. İsrail’in bu korkusunun kalkması gerekiyor. Böyle bir şeyin olması mümkün değil. Yani İran ile Türkiye birleşecek, böyle bir maceraya girecek. Bir kere bütün kutsal beldeler orada. Peygamber mezarları var, değil mi? Mescid-i Aksa var, olacak iş değil. Böyle bir korkudan müberra olmaları lazım, böyle bir şeyden çekinmemeleri gerekiyor. Daha önce bizi tehdit etti, diyebilirler. Ama ben karşı açıklamayı rica ettim yaptı Ahmedinejad, gayet güzel bir üslupla yaptı. O zamanki inanç hakikaten öyleydi, bu yaygın bir inançtı. Yani sırf Ahmedinejad’ta olan bir hata değildi o. Cübbeli Ahmet de söylüyordu, “Şiileri doğrayacağız, şunları doğrayacağız” falan. Bir Musevi karşıtlığı da vardı zaten. Ama sonradan biz anlattık, izah ettik, konu bitti. Mesela şimdi Saadet Partisi’nin toplantılarına katılıyor Museviler, geliyorlar, değil mi? Türk bayraklarıyla. Bu mantığın kırıldığını görüyoruz. Televizyon kanalları Musevi hahamlarla hiç görüşür müydü daha önce? Hiç gördünüz mü siz?
ADNAN OKTAR: Bak NTV’de, şunda bunda falan. Baktık hep hahamları oturtmuşlar, konuşuyorlar. Bunları biz öğrettik, biz alıştırdık. Yani haham ağırlamayı, onlarla görüşmeyi, onlara şefkat göstermeyi, onlarla fikir alışverişinde bulunmayı biz onlara gösterdik. Dolayısıyla, baktık bütün kanallar hahamları ağırlıyorlar. Bir tek NTV değil, birçok kanalda. Dolayısıyla görüş değişti, bakış açısı değişti. Türkiye’de hiçbir şekilde Musevi bir misafire ters ve aksi bir hareket kimse yapmaz. Bizim milletimiz olgundur, aklı başındadır, makuldür, sevecendir, dengeli ve tutarlıdır. Ha, delisi çıkmaz mı? Her memleketin delisi vardır, psikopatı, cinsi vardır. İsrail’de yok mu? Başka yerde yok mu? Var. Ama genel itibariyle bizim milletimiz olgun, efendi ve terbiyeli bir millettir. Hatta birçok milletle kıyaslanmayacak şekilde efendidir.
Fakat biz İsrail’den ısrarla o profesyonel katillerin, oraya gönderilmesi sebebiyle özür dilemelerini bekliyoruz. Çünkü oraya gelen o çocukları şehit edenler profesyonel katil. Yani normal asker değil. Normal asker de vardı onların içerisinde. Mesela o ağlayarak inen çocuk, normal asker o. Hakikaten delikanlı genç, almışlar askeri götürmüşler oraya, ilk defa karşılaşıyor, heyecanlanmış. Çocuksu bir heyecanla ağlıyor. Bir de onu böyle, Musevileri böyle güya aşağılamak için kullanmak da doğru değil. Genç delikanlı, herhangi bir milletten de olsa öyle bir olayla karşılaşınca belki oradaki vahşete üzüldü. İnsanların ezilmesine, yaralanmasına üzüldü, panik oldu. Hiç düşünmediği bir şeydi. Onun için onu aşağılama değil de, şefkatle ve merhametle karşılamak lazım. Çünkü o emretmişler, oraya gitmiş. Belki hiç direnmedi, hiçbir şey yapmadı, değil mi? Sadece indi. Ama orada asıl telin edilip, aşağılanacak olan katillerdir. Bu çok önemli. O katiller de profesyonel katil olduğu için ve özellikle oraya getirildikleri için ve daha önce de adam öldüren katiller bunlar. Yani elinde kanı daha yeni yıkanmış adam, alıp oradan oraya getiriyorlar. Yeni cinayet işlemiş adamlar daha. Ve seri cinayet bunlar, seri katil. İlk defa adam öldüren, ilk defa Müslümanları şehit eden kişi değil bunlar. Seri katil. Yani, yaklaşık üç kişi kadar. Bunları onların içerisine koymuşlar, onların arasına koymuşlar. Normal askerler de var. Ama seri katiller de var. Bu seri katillerden dolayı özür dilemelerini bekliyoruz. Bu kadar inşaAllah.
SUNUCU: “Adnan Hocam, Saba Tümer’in programında Hülya Avşar’ı seyrettim. Söylediği bazı şeylerden dindarlık yönünün artmış olabileceğini düşündüm. Hülya Avşar, her sabah abdest alarak dua ederek evden çıktığını, ojeyle abdest alınmadığı için oje sürmediğini söyledi. Ayrıca maneviyata önem verdiğini ve hayatta en büyük mutluluğu, heyecanı verenin başka şeyler değil, maneviyat olduğunu söyledi. “Manevi değerlerini her şeye rağmen ayakta tutabilmiş insan, başarılıdır. Para, pul değildir” dedi. “Aileyi, sevgiyi, dostluğu, şöhretten, zenginlikten de önde tutmak önemlidir” dedi. Bu konuda yorumunuzu merak ettim Hocam. Serra Nacar. ”
ADNAN OKTAR: Ben Hülya Avşar’ı severim. Çok afacandır, çok fettandır. Samimi ve vicdanlı bir insan. Bak samimi olarak kalbinin sesini dinlemiş, güzel bir aşamaya gelmiş, güzel bir üsluba gelmiş. Belki var olanı da açıklamış olabilir. Yani ya bir aşamaya geldi yahut var olanı açıkladı. Çok güzel bir üslup, maşaAllah, tebrik ediyorum. Gerçek sevgi, gerçek muhabbet, gerçek derinlik Allah aşkı içerisindedir. Allah aşkını yaşamayan, o sevgiyi ve muhabbeti de yaşayamaz. Nitekim ben onunla görüştüğümde ona sevgiyi tarif etmiştim. “Böyle bir insanla ben karşılaşmadım” dedi, yani böyle bir insan, böyle sevgiyi bilen, “senin anlattığın tarzda sevgiyi bilen bir insanla karşılaşmadım” dedi. Demek ki onun içinde böyle bir özlem o. Yani gerçek sevgiyi yaşamak, gerçek tutkuyu yaşamak, Allah aşkı ile sevmek, içinde bir özlem. Bunu ifade etti gördüğüm kadarıyla. Abdest alarak çıkmış olması da dışarı, çok çok güzel, maşaAllah. Allah o zaman bereket verir, huzur verir, rahatlık verir. Ama biz tabii bereket, huzur ve rahatlık için değil sadece Allah rızası için yaparız. Allah onu nimet olarak verir. Bir güzellik olarak nasip eder. İnşaAllah Allah hidayetini arttırsın, Allah hidayet nasip etsin, kalbini açsın. Daha güzel, daha hoş, daha hikmetli, daha faydalı konuşmalar yapmayı Allah ona nasip etsin inşaAllah.
SUNUCU: “Allah’ın selamı, rahmeti ve bereketi üzerinize olsun Hocam. Rahman Suresi diğer sureler gibi çok hikmet ve manalarla dolu, maşaAllah. Hocam bu surede özellikle, şeytandan Allah’a sığınırım; “Şu halde Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayabilirsiniz?” ayeti çok sık tekrarlanmaktadır. Surede bu ayetin yer aldığı ayet numaralarının toplamı 1433’ü vermektedir. Hicri 1433 de 2012 yılını vermektedir. Ayrıca bu ayet surede ilk olarak 13., son olarak 77. ayette geçmektedir. 13 ile 77’yi yan yana getirdiğimizde ise Hicri 1377 yani 1957 yılını elde etmekteyiz. Sizin belirttiğiniz gibi Kuran’ın her şeyi sırlarla dolu Hocam. Yağmur” İstanbul’dan.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah, Yağmur’u görüyor musun? MaşaAllah, elhamdülillah, maşaAllah. Çok güzel.
SUNUCU: Bu sayılar, bunlar doğru mudur, bu hesaplamalar? Sanıyorum ebced hesabıyla yapılıyor bildiğim kadarıyla.
ADNAN OKTAR: Ve aleyna aleyküm selam ve rahmetullahü ve berekatühü sevimli Yağmur. Rahman Suresi, şeytandan Allah’a sığınırım; “Şu halde Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayabilirsiniz?” Surede bu ayetin yer aldığı ayet numaralarının toplamı 1433’ü vermektedir.” Ayet numaralarının toplaması kolay, onu yapabilir. Ebced için Arabi harfleri bilmesi gerekiyor. Ebced ilmini bilmesi gerekiyor ama bu yaptığı hesap kolay. “Ayet numaralarının toplamı 1433”, Allah-u alem doğru. “1433 de 2012 yılını vermektedir.” O da doğru. “Ayrıca bu ayet surede ilk olarak 13., son olarak 77. ayette geçmektedir. 13 ile 77’yi yan yana getirdiğimizde ise Hicri 1377 yani 1957 yılını elde etmekteyiz.” Evet, Risale-i Nur’un serbest bırakıldığı tarih, yaklaşık. “Sizin belirttiğiniz gibi Kuran’ın her şeyi sırlarla dolu Hocam” diyor. Kuran’ı böyle detay detay, ince ince araştırıp hikmetlerini bilmek, öğrenmek için çok iştiyaklı geniş bir gençlik oluştu maşaAllah. Çok fazla böyle yazılar geliyor. Bu yazısını inşaAllah biz de bir bakalım, inşaAllah. Önemli tespitleri. Biz de yazılarımıza koyarız inşaAllah.
OKTAR BABUNA: Siz vesile oldunuz Hocam maşaAllah. 1-2 senedir bu yaptığınız anlatımlarla, elhamdülillah.
ADNAN OKTAR: Bir de çok hoşlarına gidiyor. Hakikaten hayret ediyorlardı. Çünkü bu kadar sır olması, bu kadar şifre sistemi olması; bu kadar hesapla, ebcedle, cümlelerle iç içe bir Ahir zamanı anlatan sistemin olması onları hakikaten hayrete düşürüyor. Bizleri de hayrete düşürüyor. Çok şaşırtıcı ve çok güzel tabii, maşaAllah. Hadislerle de mutabık.
Oktar’ım sen bir şey anlatmak istiyor musun bana?
OKTAR BABUNA: Estağfurullah Hocam. Bu kırmızı bayraklar çıkacak demiştiniz hadise dayanarak.
ADNAN OKTAR: Evet doğru.
OKTAR BABUNA: Her tarafta bununla ilgili haberler var Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Varsa göreyim.
OKTAR BABUNA: Evet, Beyrut’ta yapılan bir toplantıyı gösteriyor burada. Mavi Marmara’da ölen 9 Türk için Lübnan’da böyle büyük bir toplantı düzenlenmiş Hocam.
ADNAN OKTAR: Hay maşaAllah. MaşaAllah meydan dolmuş.
OKTAR BABUNA: Evet resimleri var Hocam şurada. İzin verirseniz. Temsili olarak bayraklara sarılmış tabutlar. Evet bu iki tanesi Hocam inşaAllah. Ayrıca Hocam dünya çapında da bu şekildeki gösterilerde bayraklar çıkıyor. Mesela bu Gazze’den Hocam. Gazze sahil şeridine Türk bayrağı çekmişler, burada görüldüğü gibi, Filistin’de. Onun da resmi bu.
ADNAN OKTAR: Hadiste belirtilenin aynısının olması ve bir de tam zamanında olması yani mucize. Peygamberimizin (s.a.v.) harikası, mucizesi maşaAllah.
OKTAR BABUNA: Bu Hocam, Berlin’deki gösterilerde yeşil ve kırmızı bayraklar yan yana. Yine Berlin. Burası Beyrut Hocam, inşaAllah. Beyrut’taki gösteriler. Yine Beyrut Hocam, inşaAllah. Burası da Beyrut Hocam inşaAllah. Yine Beyrut. Burası Chicago, Amerika. Doğu Kudüs, yine Doğu Kudüs’ten görüntüler. Londra, Madrid, Manama-Bahreyn yine Manama-Bahreyn. Burası New York Amerika, Paris, Sofya burası, Bulgaristan. Yine Sofya’dan görüntüler, yine Sofya burası da. Viyana, burası Viyana.
Evet, bu şekilde bütün dünyada Hocam şu anda kırmızı bayraklar, yeşil bayraklar maşaAllah. Siz söylemiştiniz bunun olacağını, birden bire de oldu maşaAllah.
(VTR -Ne Demişti, Ne Oldu? )
OKTAR BABUNA: MaşaAllah Hocam. Hocam, siz demiştiniz Türk-İslam Birliği kurulacak, lider de Türkiye olacak diye. Doğal lider demiştiniz. Uzun süre bir sessizlik oldu, hatta böyle itiraz edenler gibi de oldu. Allah tam gösteriyor şimdi adım adım oluyor maşaAllah Hocam. Elhamdülillah.
ADNAN OKTAR: Tabii, “nereden çıktı bu konu?” dediler, değil mi, 2 yıl önce. Hiç gündemde değildi yani hiç insanlarda öyle bir konu yoktu. Değil mi? Vizeler kalkacak dedim, bütün ülkelerin vizeleri kalktı. Kırmızı bayraklar çıkacak, Türk-İslam Birliği oluşacak dedim, Türkiye’nin liderliğini isteyecek diğer ülkeler dedim. İspatlı mı?
OKTAR BABUNA: MaşaAllah.
ADNAN OKTAR: Ki daha 2010’dayız. Daha bak bir 10 yıl daha bu gelişmeye devam edecek. Ve her yıl katlanarak devam edecek. Özellikle 2012’den sonra yine burada olacağız. Bu konuşmamı yine böyle hatırlatacağız. Bak bu daha önceki konuşmalarımdı. Değil mi? Bunları hatırlatıyoruz. Şimdi bu konuşmamı da hatırlatacağız.
OKTAR BABUNA: İnşaAllah Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: 10 yıl sonra da bütün bu konuşmalarımı toptan hatırlatacağız. İnşaAllah. “Hocam hepsi doğruymuş” diyecekler. MaşaAllah, inşaAllah.
OKTAR BABUNA: Bin tane söylediğiniz Hocam yaklaşık gerçekleşti maşaAllah.
SUNUCU: “Sayın Hocam, yaklaşık bir aydır sizi izliyorum. Bir aydır bende ne stres, ne keder ne de umutsuzluktan eser kalmadı. Allah sizden ve ekibinizden razı olsun. Bizleri de Hz. Mehdi (a.s.)’ye kavuşturup ona asker olmak nasip eylesin. Lefkoşa’dan Hüsamettin.”
ADNAN OKTAR: Tabii, manevi coşku, Allah sevgisi, Allah korkusu, Allah aşkı, bir insanın gayesi olması, Allah rızası için yaşaması hayatı anlamlı hale getiriyor. Beden bundan mutlu olur. Nefis bundan mutlu olur. Gevşer ve rahatlar. Hastalıklar, belalar insanın üzerinden kalkar. Gayesiz insan çok berbat bir konumda olur. Çok açmazda olur. Sinirleri bozulur, vücudu kendine saldırır. Allah’ı sevmiyor, Allah’tan habersiz, neye yaşadığından habersiz, ne olacağından habersiz, nereye gideceğinden haberi yok. Adeta bir kabus gibi onun için. O kabusu dindirmek için sinir ilaçları alıyorlar, değil mi? Psikiyatristlere gidiyorlar, bilmem ne yapıyor, uyuşturucu kullanıyorlar, saldırganlaşıyorlar. Sebepsiz ağlamalar, üzülmeler. Genç yaşta çöküyorlar. Değil mi? Halbuki iman ile yaşayan insan bereket içerisinde oluyor, bolluk içerisinde oluyor, güzellik içerisinde oluyor, sağlık-sıhhat içerisinde oluyor. Bunu fazla değil, hiç gecikmeden elde etmek lazım. Yani Allah’ın rızası için yaşamayı, Allah için yaşamayı en kısa zamanda elde etmek lazım. En doğru yaşama şekli budur. Çünkü Allah bizi yaratırken bu tarzda yaşayacak şekilde yaratmıştır. Yani nasıl insan suya, havaya ihtiyacı var. Su ve hava kesildiğinde ölüyorsa, imanı olmadığında da yaşayamayacak şekilde yaratmıştır Allah. Yani vücut insana saldırır, nefsi insana saldırır. Beden ona dayanamaz, bedeninin gücü yetmiyor ona. Beden zavallıdır insanın, Allah ayette; “insan zayıf yaratılmıştır.” diyor. Kaldıramaz böyle bir yükü. Nitekim de kaldıramıyor. Ya intihar ediyorlar ya uyuşturucu içiyorlar ya işte ızdırap içerisinde kıvranıyor, değil mi? Ya zulme meylediyor. Ama Kuran’a, İslam’a tabi olanların kalbi açılıyor, içi açılıyor, aklı açılıyor, ufku açılıyor. Tabii ne kadar teslim oluyorsa Allah’a, o kadar açılır. Mesela az teslim oluyorsa az açılır, çok teslim oluyorsa çok açılır. Tam teslim olursa tam açılır inşaAllah. Tabii Allah yani tam adaletle hareket eder Cenab-ı Allah. Mesela günaha tam karşılığı kadar, ama sevaba kat kat fazlasıyla. Mesela 10 misliyle Allah sevap veriyor. Ama günah da tam karşılığı kadar. Bizim yapacağımız apaçık belli olan Allah’ın varlığını görüp bilip Allah’a tam bir aşkla, muhabbetle teslim olup, Allah’ın dediklerini titizlikle yerine getirmek. Ve bu Allah’ın emrini yerine getirirken de bundan zevk almak. Allah’ın dinini yaşamak çok zevklidir, dine sarılmak zevklidir, dinin kurallarına uymak çok zevklidir. Dinin kurallarını hiç bırakmamak, hükümlerini hiç bırakmamak zevklidir. Özel zevki vardır, Allah bunu öyle yaratmıştır. Bir nimet olarak yaratmıştır. İnşaAllah bütün insanlığa Allah hidayet nasip etsin, İslam ahlakını bütün dünyaya hakim etsin, Hz. İsa (a.s.)’yı görmekle bizleri şereflendirsin, Mehdi (a.s.)’yi görmekle şereflendirsin. İmanı zayıf olup böyle tevil edenlere Allah hidayet versin, akıllarını açsın. Anlamazlıktan gelenlere Hz. İsa (a.s.)’nın gelişini, Mehdi (a.s.)’nin gelişini örtbas etmeye çalışanların Allah akıllarını açıp onlara hakkı ve doğruyu görmeyi nasip etsin. Doğruları, güzel olanı anlatmayı nasip etsin. Ama bu duaların Allah tarafından kabul edildiğini de inşaAllah görüyoruz. Nitekim bakın Nur talebeleri internet sitelerinde İttihad-ı İslam yazıları baş köşede oldu. Değil mi? İttihad-ı İslam, Bediüzzaman ne diyor? “Bu devrin, bu zamanın en büyük farz vazifesi İttihad-ı İslam’dır.” Yani Müslümanların birleşmesidir. Bakıyoruz, hemen hemen bütün Risale-i Nur talebelerinin sitelerinde bu başlık haline geldi. İkinci aşamada da Mehdiyeti gündeme getireceklerdir inşaAllah. Üçüncü aşamada da Hz. İsa (a.s.)’nın nüzulünü gündeme getireceklerdir. Böylece Bediüzzaman’ın bizlere verdiği, Resulullah (s.a.v.)’tan aktararak verdiği müjde, Kuran’dan aktararak verdiği müjde tahakkuk etmiş olacak inşaAllah.
SUNUCU: “Değerli Hocam, Bakara Suresi 136. ayeti sizin anlatımlarınızla mutabık oldum. Sizin görüşünüz nedir? “Deyin ki: "Biz Allah'a; bize indirilene, İbrahim, İsmail, İshak, Yakub ve torunlarına indirilene, Musa ve İsa'ya verilen ile peygamberlere Rabbinden verilene iman ettik. Onlardan hiçbirini diğerinden ayırt etmeyiz ve biz O'na teslim olmuşlarız." Zafer, Ankara’dan.”
ADNAN OKTAR: Bakabilir miyim? “Değerli Hocam” diyor Zafer. Zafer de değerli, bütün milletimiz değerli değil mi, inşaAllah. Bütün Müslümanlar değerli, inşaAllah. “Bakara Suresi 136. ayeti sizin anlatımlarınızla mutabık oldum. Şeytandan Allah’a sığınırım. “Deyin ki: "Biz Allah'a; bize indirilene,” yani Kuran’a, “İbrahim, İsmail, İshak, Yakub ve torunlarına indirilene, Musa ve İsa'ya verilen ile peygamberlere Rabbinden verilene iman ettik.” Yani bütün kitaplara iman ettik. “Onlardan hiçbirini diğerinden ayırt etmeyiz” yani hepsine karşı bir sevgi, muhabbet ve saygımız vardır; inancımız vardır, imanımız vardır, “ve biz O'na teslim olmuşlarız." Bakara Suresi, 136. Burada ne görüyoruz? İbrahimilik, İsmaili, İshaki, Yakubi, Musevi, İsevi ve Muhammedi. Değil mi? Hepsi için ne diyor Cenab-ı Allah? “Onlardan hiçbirini diğerinden ayırt etmeyiz ve biz O'na teslim olmuşlarız." Her din geldiğinde o dönemdeki Müslümanlara, Allah’ın rahmeti, bereketi, güzelliği hakim olur ve hepsi Müslümandır. Ama sonra yeni bir din geldiğinde, yeni bir şeriat geldiğinde, yeni bir İslam dini geldiğinde artık o şeriata o dine tabi olmaları gerekiyor. Yani nasıl olacak mesela; İbrahimi olan bir kişi hakiki İbrahimi olması için Musevi olması lazım. Musevi olduğunda İbrahimi oluyor. Hz. Musa (a.s.)’ya tabi iken, Hz. İsa (a.s.) geliyor, değil mi? Ne yapması gerekiyor bir Musevi’nin gerçek Musevi olması için, İsevi olması gerekiyor. Yani İsevi, Musevi olduğunda gerçek mümin ve Müslüman olmuş oluyor. Peki, İsevi ne yapması gerekiyor? Hz. Muhammed (s.a.v.) gelmiş, değil mi? Yeni bir Peygamber. Muhammedi olması gerekiyor. Muhammedi İsevi olmuş oluyor inşaAllah. O zaman tam doğru İsevi olmuş olur ve hakkıyla da Muhammedi olmuş olur, değil mi? Dolayısıyla bizler, hem İbrahimi, hem İsmaili, hem İshaki, hem Yakubi, hem Musevi, hem İsevi, hem Nuhi, hem Ademi yani hepsine uyan müminleriz. Allah bak ne diyor ayette? “Onlardan hiçbirini diğerinden ayırt etmeyiz” diyor Cenab-ı Allah. Değil mi? Ayırt etmeyeceğiz inşaAllah. Ama her gelen hak dine uymakla mükellefiz biz inşaAllah. Biz Hz. Musa (a.s.) zamanında olsaydık Musevi olsaydık, Hz. Muhammed (s.a.v.) gelince duracak mıydık? Hemen Muhammedi olacaktık. Değil mi? Ve hakiki Müslüman olmuş olacaktık, hakiki Musevi olmuş oluruz ve aynı zamanda hakiki Muhammedi olmuş oluruz inşaAllah.
OKTAR BABUNA: Bunu İspanya Radyosunda Hıristiyanlara anlattınız Hocam. Bu şekilde açıkladınız. Gerçek o zaman İsevi olunacağını, Muhammedi olmakla gerçek İsevi olunacağını, gerçek Musevi olunacağını diye detaylı olarak anlatmıştınız Hocam geçtiğimiz günlerde.
Bu gazetelerde çıkan haberler vardı Hocam inşaAllah. Ahmedinejad’ın bir açıklaması “Hak-batıl savaşını hak kazanmıştır” diyor.
ADNAN OKTAR: Hak kazanmıştır ama daha tam bunun tahakkuk etmesi, değil mi? Siyasi, sosyal, kültürel, politik, sanatta ve bilimde tam tahakkuk etmesi Mehdi (a.s.)’nin zuhuruyla olacaktır. Yoksa zaten hak-batıl savaşı Peygamberimiz (s.a.v.)’in gelişiyle, Kuran’ın inişiyle ‘hak gelmiştir, batıl zail’ olmuştur. Ama batılın her yönden zail olması Mehdi (a.s.) dönemindedir. Hak kazanmaya devam ediyor, hak-batıl savaşını. Hak-batıl savaşında zaten hak kazandı. Ama siyasi, sosyal, kültürel, bilimsel, sanat yönünde hakkın kazanması ve galebesi devam ediyor. Ne zaman sonuçlanacak? Mehdi (a.s.) devrinde, Hz. İsa (a.s.)’nın nüzulü zamanında sonuçlanacak inşaAllah.
OKTAR BABUNA: Bir televizyon programında tam sizin söylediklerinizi tekrar etmiş Hocam, yabancı Amerikalı bir sunucuyla konuşuyor, tercüme alt yazılı olarak. Sunucu diyor ki; “siz demiştiniz ki; büyük bir savaş olacak,” ‘apocalypse’ diyorlar, o deyimi kullanıyor. Kıyamet savaşları gibi, Mehdi (a.s.)’nin geldiğinde. O da cevap veriyor, Ahmedinejad: “Ben öyle bir şey söylemedim” diyor. “Mehdi (a.s.) geldiğinde aksine hiç kan dökmeyecek. Bütün savaşları ortadan kaldıracak. Mehdi (a.s.) bilimle, ilimle, fenle hakim olacak” diyor konuşmasında, Hocam.
ADNAN OKTAR: Ahmedinejad Mehdi (a.s.)’yi tam anladı, tam kavradı. Ama Şii olduğu için toplum, Şiilikte biliyorsunuz kaybolan 12. İmam, Mehdi (a.s.) bilinir. Dolayısıyla şu an işte kayıp olduğu, yüzlerce seneden beri kayıp olduğu ve Ahir zamanda ortaya çıkacağına inanıyorlar. Tabii ki bu böyle değil. Yani Sünni inançtaki anlatım doğrudur. Mehdi (a.s.) anneden-babadan doğarak zuhur edecek, seyyid olan bir insandır. Hadislerde de bu tam, açıklanmıştır. Sahih hadislerle de açıklanmıştır. Şii kardeşlerimizin burada bu hakikati görmeleri gerekiyor. Tamam, 12 imam vardı, bu doğru. Sonuncuları da İmam Mehdi ’dir, inşaAllah. Hakikaten de şehit edilmiştir. Şehit olmuştur. Ama Mehdi (a.s.)’nin zuhuru ayrı bir şeydir. Ahir zamanda zuhur edecektir, Mehdi (a.s.) ve doğumu gizli olacaktır. Mesela Şii kaynaklarda da bu geçer, doğumu gizlidir. “Hz. İbrahim (a.s.) gibi olacak” diyor, 120 yaşında. Peki 120 yaşında olacağına dair rivayet Şii kaynaklarda var. “Kayboldu” diyorsunuz. O zaman olmayacağı belli. Burada yüzlerce yıl yaşamış bir ve görünmeden ruh olarak yaşamış bir insandan bahsediyorlar. Bunda tarihi kararı verip, tarihi bir azim gösterip, Ehl-i Sünnet’in bu üslubunun doğru olduğunu görmeleri gerekiyor. Bediüzzaman’ın anlatımlarının doğru olduğunu görmeleri gerekiyor. O zaman tam kurtuluşa ermiş olacaklar. Ama Ahmedinejad’ın bu çizgiye gelmiş olması zaten olağanüstü bir şey. Çünkü klasik Mehdi (a.s.) anlatımında; “Mehdi (a.s.) asar, keser, kan akıtır, oluk gibi kan akıtır, işte İsrail’i yerle bir eder. Bütün bölgeyi yerle bir eder.” Nitekim öyle üslubu vardı Ahmedinejad’ın daha önce. Ben bu üslup yanlış dedim. Anlattım ona haber gönderdim, yakınlarıyla da görüştüm. Bunu düzeltsin, doğrusu budur dedim. Ama Allah razı olsun, hakikaten tam doğrusunu anlattı. İsrail’e bir saldırı olmasının mümkün olmadığını, oranın kutsal belde olduğunu, orada mazlum Müslümanlar ve Hıristiyanlar olduğunu, Museviler olduğunu dolayısıyla böyle bir şeyin olmayacağını beyan etti. Bakın burada benim görüşüm, tam aktardı hadislere de uygun olarak anlattığımız izahı kabul etti. Arkasından Mehdi (a.s.)’nin çalışma metodunu yöntemlerini de anlattı. Yani sanatla, bilimle değil mi? Daha önce Şii kaynaklarda böyle bir şey yok. Cübbeli’nin anlatımında da böyle bir şey yok. Orada ne var? “Bir tekbir getirir” diyor. “Kaleler yıkılır. Yerle bir olur, binalar çöker. Elinde kılıçla insanları doğrar” diyorlar. Değil mi? “Kan revan içinde olur. İnsan cesetlerinden geçilmez” diyorlardı. Bakın, Ahmedinejad bütün bunları kaldırdı. Bunların yanlış olduğunu anladı ve benim anlattığım hadislerin, Sünni kaynakların doğru olduğunu anladı. Dolayısıyla ne Cübbeli’nin izahları, ne eski Şii anlatımı artık geçerli değil şu an. Benim dediğim ve Bediüzzaman’ın anlattıklarını esas alıyorlar. Bu çok güzel bir gelişme, iyi bir netice inşaAllah. Ama tabii şimdi Şii olduğu için Ahmedinejad direkt çıkıp, “bir anneden-babadan olacaktır” dese o biraz zorlama olur. Ama ona da uygun bir üslup yine Şii kaynaklardan geliştirebiliriz. Şii kaynaklardan konuyu ispat eden bir anlatım yapalım. Kendisine gönderelim. Özellikle Alimler Meclisi’nde önümüzdeki günlerde Mehdi (a.s.)’yle ilgili bir konferans olacak İran’da, büyük bir konferans olacak. Bizim arkadaşlarımızdan da gidecekler var. Hatta bu sene Musevilerden de katılanlar var, Mehdi (a.s.) konferansına. Çünkü onlar da bekliyor Mehdi (a.s.)’yi. Aynıdır. Kral Mesih olarak geçer onlarda. Biz Mehdi (a.s.) diyoruz, aynısıdır.
OKTAR BABUNA:Onu da siz öğrettiniz, söylediniz onlara Hocam, Musevilere.
ADNAN OKTAR:Evet onu bilmiyorlardı. Ama çok hoşlarına gitti, tabii. Bize gelen maillerde hep “Allah Mehdi (a.s.)’yi çıkarsın” diyorlar inşaAllah. “Allah Mehdi (a.s.)’yi bize göstersin” diyorlar. Artık Kral Mesih demiyorlar. Ki doğrudur Kral Mesih’tir aynı zamanda, öyle de diyebilirler. Ama o şekilde demiyorlar bana gelen maillerde, doğrudan Mehdi (a.s.) diye geçiyor. Yani yüzlerce mail geldi Musevilerden, maşaAllah. Önümüzdeki günlerin iyi olacağını şu anlardan görmeye başladık. Hadislerin tahakkukundan gördük. Bediüzzaman’da ne diyor; “devam ediyor, devam edecek de daha” diyor, inşaAllah. Aynen tahakkuk etmiş, devam ediyor ve devam edecek, diyor. Bediüzzaman’ın böyle dolaylı gösterdiği harikalar, kerametler vardır. Onlar gündeme alınmıyor. Mesela söz arasında geçer. Mesela diyor ki Bediüzzaman; “Mehdi (a.s.) Darwinizme, materyalizme karşı mücadele verecek.” Ama arada da bir şey söylüyor, diyor ki; “avamın da” diyor, “avamın,” “halka yönelik de” diyor, “halk kesimine yönelik de tebliğ yapacak” diyor. Onlara da. Demek ki aydın kesime yapacak. Yani elit kesime yapacak. Yani bir seçkinci tebliğ anlayışı var demek ki Mehdi (a.s.)’nin. Çünkü ikinci olarak da diyor ki, “bu avamın da” diyor. Bakın o üslup arasında çok önemli bir detay anlatmış oluyor. Çünkü halkın bayağı bir kesimi Darwinizmi, materyalizmi bilmez. O kadar ilgilenmez. Bilir de yani yüzeysel bilir. Ama asıl aydın kesimdir Mehdi (a.s.)’nin muhatabı olan kısım. Yani üniversiteler, değil mi? Profesörler, doçentler, bürokratlar, bir kısım bürokratlar ve yani seçkin olarak görülen, aydın olarak görünen kesimdir, asıl hedefi. Yani bunu anlıyoruz. Hem Bediüzzaman’ın üslubundan anlıyoruz, hem hadislerden anlıyoruz ve Bediüzzaman’ın örtülü olarak anlattığı üsluptan da anlıyoruz, inşaAllah. Mesela Darwinizmin yıkılışını ana konu olarak alıyor Bediüzzaman. Mesela bir başkası için Darwinizm’e yönelik bir çalışması olması mantıksızdır. Bir başka mantıkta düşünen kişi için. Mesela Cübbeli’ye soruyorlar, “evrim konusu hakkında ne diyorsun?” diyorlar. Sakallarını kaşıyor, “evrim ne ki?” diyor. “O ne ki?” diyor, “evrim ne ki?” Yani o kadar. Çünkü zaten beklediği Mehdi (a.s.) veyahut kendisine hüsn-ü zannı vardı bir aralar, beklediği mantık şu; “bir tekbir getirir” ondan sonra zaten “binalar çökeceği için,” Darwinizmi, materyalizmi anlatmasına gerek yok. Sanatı ve bilimi kullanmasına da gerek yok. Zaten bir gider, deniz bir anda kuruyor. Adriyatik Denizi bir anda yok oluyor. Tank, top mermisi etki etmiyor. Top mermisinden etkilenmiyor, tank mermisinden etkilenmiyor. Başkasına geldiğinde öldürüyor. Ama Mehdi (a.s)’ye geldiğinde etkilenmiyor. Ve gökte bir Melek sürekli zaten bağırıyor. Ve “yüksek sesle bu Mehdi” diyor. Ayrıca halkın da aydınlanması için, halkın da bilgilenmesi için gökyüzünü bütün Melekler kaplıyor ve herkese de kendi dilinde mesela; Almanca, Fransızca, Sırpça, Hırvatça, Japonca, kim ne hangi dilde biliyorsa. Melekler; Japonsa adam Japona gidip bağırarak bu kişi Mehdi (a.s.)’dir, diyor sürekli ve Mehdi (a.s.)’yi müjdeliyorlar Melekler ve herkes duyuyor bunu. Her yer dolu. Böyle bir durumda zaten Darwinizm, materyalizm anlatmasına, sanatla bilimi kullanmasına, sanatı ve bilimi değil mi ele geçirmesine ihtiyaç yok olarak görüyorlardı. Değil mi? Şii inançta da aynısıydı, yaklaşık aynısıydı. Ahmedinejad bunun yanlış olduğunu anladı. Ama bizim anlatımlarımızla, benim anlatımlarımla da bunun yanlış olduğunu anladı. Şu an tam benim üslubumu kullanıyor, net. Klasik Şii üslubunun tamamen dışında bir üsluptur şu an kullandığı üslup. Klasik Şii üslubu bambaşkadır. Mehdi (a.s.)’nin harikaları say say bitmez, orada. Yani gökyüzünde atlarıyla uçar, ufuktan ufuğa atlarlar. Dolayısıyla yani böyle çile çekmek hapse girmek, ondan sonra iftiraya uğramak öyle bir konu olamaz gibi görüyorlardı. Fakat şu an bizim gençliğimiz, Türkiye çok güzel kavradı. Yurtdışı çok güzel kavradı. Şu an Amerika’dan da izliyorlar bizi; Fransa’dan, Azerbaycan’dan milyonlarca insan izliyor. Sanatçılar, bilim adamları yani köşe yazarları bizim izleyenimiz tahmin tahayyülün çok çok üzerinde.
OKTAR BABUNA:Bütün Avrupa’da, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Ayrıca bakın, hem online olarak, canlı olarak 60-70 bin kişi izliyor, internetten. Ayrıca ertesi gün de yine 70-80 bin kişi kadar da bir önceki filmi izleyenler oluyor. Yani Harun Yahya Tv’ye girenler oluyor. Günlük en az 70-80 bin arasında değişiyor. Yani mesela o akşam seyredemediyse mutlaka ertesi gün seyrediyor. Ki televizyondan gece, radyodan zaten sürekli yayın var; arabalarında dinliyorlar, evlerinde dinliyorlar. Cenab-ı Allah Ahir zamanı çok geniş, çok rahat, çok insanlara ulaşabilecek şekilde yaratmış. Mehdiyetin zemini o kadar mükemmel ki, mesela ben bir Mehdi (a.s.) öncüsüyüm, Mehdi (a.s.) talebesiyim. Milyonlara çok rahat ulaşabiliyorum ve insanlar da aşkla, şevkle dinliyorlar. Mesela dini bir program, tamam devam eder de, insanlar o kadar izlemiyorlar, izlemezler yani. Ben görüyorum, birçok kanalda var, adam kapatır yani izlemez. Bildiği konular olarak görür. Ama bakın benim anlattığım programlardaki birçok konu tekrardır, birçoğu da tekrar oluyor. Ama hikmetli tekrarlar tabii, çünkü her tekrarda benim bir ilavem vardır. Yani yeni bir bilgi, yeni bir yorum, yeni bir düşünce, yeni bir detay olur onun içerisinde ve bu daha iyi kavramayı sağlar. Daha netleşmeyi sağlar. Çünkü bir kere anlatıp geçmek yeterli değildir. Onun için bazı şeyleri zaman zaman geçmişte anlatılanları özellikle detaylı anlatmak ve yeni anlatımlarla, yeni görüşlerle, yeni yorumlarla anlatmak hayatidir. Ben ona çok özen gösteriyorum. Ama bakın sonucunda bize yazan çocuklar kimi 19 yaşında, kimi 20 yaşında genç kızlar, genç delikanlılar. Mükemmel bir Kuran hakimiyeti ve mükemmel bir hadis hakimiyeti oluşturmuşlar. Çok şahane yorumluyorlar. Ben şaşırıyorum, binlerce mail geliyor, tabii ki gereksiz sorular da oluyor bazen, biz onları hiç şey yapmıyoruz ama hakikaten kafa yormuşsa araştırmışsa ben o yorumları, o anlatımları çok iyi değerlendiriyorum, inşaAllah.
Oktar Hocam başka neler anlatacaksın?
OKTAR BABUNA:Estağfurullah Hocam. “Türkiye’ye halkına teşekkür için geldik” diyor buraya geldiğinde. “Dünyada bir güvensizlik ve ihtilaf ortamı olduğunu ve yeni bir düzene ihtiyaç duyulduğunu belirten İran Cumhurbaşkanı Ahmedinejad, Türkiye'ye, halkının yaptığı insani duruşa teşekkür etmek için geldiklerini söyledi.” Yeni bir düzene ihtiyaç duyulduğunu söylemiş Hocam.
ADNAN OKTAR: Ahmedinejad öyle zalim birisi değil, İsrail boş yere çekiniyor. Daha önce hakikaten sert, böyle asacağız, keseceğiz, yapacağız diye konuştu ama dindar bir insan. Bak, doğruyu öğrenince samimi olarak vazgeçti. Hakikaten öyle düşünüyordu daha önce ama bilmediğinden öyleydi. Sonra ben ona hadislerle ve Kuran ayetleriyle açıklayınca bütün görüşü ve düşüncesi değişti ve devlet erkanının görüşü de değişti. İran devleti de şu an Ahmedinejad’la paralel düşünüyor. Yani bir tek onun görüşü değişmedi. Üst düzey komutanların görüşü değişti, diğer devlet erkanının, bakanların görüşü değişti. Dolayısıyla Ahmedinejad’ın anlattığı devletin resmi görüşüdür. Yani bu konuda yalnız değil Ahmedinejad. Bütün sistem değişti. O yüzden İsrail bu konuda bana güvensin. Nasıl bana güveniyorlarsa, nasıl sözlerime güveniyorlarsa; şefkatime, sevgime, onları koruyup kollamadaki kararlılığıma güveniyorlarsa, benim bu sözüme de güvensinler. Yani bilmediğim bir şeyi ben söylemem. Boş yere tedirgin olmasınlar. Tabii yani gereksiz. Zaten böyle bir olay yok. Kuran’da yok. Zaten Kıyamet yakın. Nerenin savaşı, nerenin… Bir nesil sonrası Kıyameti görecek. Bir nesil sonrası. Bu kadar yakın Kıyamet. Dolayısıyla sadece birleşme, beraberlik, huzur ve bereket çağına girdik. Böyle bir şey yok. Hatta diyor rivayette; “insanlar Kıyametin yakın olduğunu bildikleri için, mal hırsına fazla temayül göstermezler, eğilim göstermezler” diyor. “Daha kanaatkar olurlar” diyor hadiste. Ama bu müthiş bir bolluk olacaktır, o ayrı. Muazzam bir bolluk olacaktır. Ama bu bolluğun vakti 2014’lerde başlayacak. Hatta bizim çocuklar, esnaf arasında konuşuyorlarmış, diyorlarmış; “2014’te ekonomik kriz çözülecekmiş” diyorlarmış, değil mi? Kardeşim bakın bunu dünyada diyen sadece benim ve bütün dünya bunu kabul etti. 2014. Önce kabadayılık yapıyorlardı, yok diyorlardı; “biz çözeriz. Para basarız, Amerika bir devreye girer.” İşte “Obama yeni piyasayı hareketlendirecek yepyeni tedbirler aldı. Amerikan Parlamentosu devreye girdi.” İşte “Avrupa’da görüşmeler yapılıyor. Olaya el koydular” falan. Kardeşim boş yere uğraşmayın, dedim. 2014’e kadar ekonomik kriz çözülmeyecek dedim. Bak şimdi hepsi birden kabul ettiler. IMF başta olmak üzere, “evet, 2014’e kadar” dediler. Neye göre diyorsunuz, var mı elinizde bilimsel kaynak, falan? Yok. Sadece benim sözüme dayanarak bunu söylüyorlar, inşaAllah. Ben de hadise dayandırarak söylüyorum ve Kuran’ın işaretine ve Tevrat’taki anlatıma göre anlatıyorum. Kuran, Tevrat ve hadis, inşaAllah. Tamam peki. Şimdi bir ara verelim.
SUNUCU: Birazdan yayınımıza kaldığımız yerden devam edeceğiz.
Programımıza kaldığımız yerden devam ediyoruz. Buyurun Hocam.
ADNAN OKTAR:Murat kardeşimiz bana bir yazı göndermiş. Diyor ki; “Said Nursi Hazretleri Mehdi (a.s.) olduğu halde ben Mehdi (a.s.) değilim diyor. Bu da ihlastan ve ilmin izzetinden kaynaklanıyor” diyor. Kardeşim ihlastan ve ilmin izzetinden yüzlerce sayfa Müslümanlara yalan söyler mi, bir insan? Yüzlerce sayfa. Olur mu? Hadislerle, Kuran ayetleriyle, “ittihad-ı İslam olacak, Müslümanların başına bir lider geçecek,” değil mi? Hatta “İslam halifesi unvanıyla bir lider geçecek” diyor. “İttihad-ı İslam olacak. Bütün seyyidler birleşecekler. Hz. İsa (a.s.) inecek, Mehdi (a.s.)’ye tabi olacak. Bütün Hıristiyanlar Müslüman olacak.” Bu kadar kapsamlı bir yalan söyler mi bir insan?
OKTAR BABUNA:Söylemez Hocam, estağfurullah.
ADNAN OKTAR:“Benim zamanım Mehdi (a.s.)’nin gelmesi için müsait bir zaman değil” diyor. İletişim, kitle iletişimi müsait değil, internet yok, televizyonlar yok, radyo yok. “Hiçbir yönden benim asrım, vaktim Mehdi (a.s.)’nin zuhuru için müsait değil” diyor. “Ben kışta geldim” diyor. “Mehdi (a.s.) baharda gelecek ve benden 100 yıl sonra gelecek ve seyyid olacak” diyor. “Ben seyyid değilim” diyor. “Seyyid olacak” diyor ve yüzlerce sayfa bunu anlatıyor. Yani bir insan mesela der ki; “ben Mehdi (a.s.) değilim” der. Konu biter. Bunun için ayet ve hadisle yalan söylenir mi? Değil mi? Kuran ayetleriyle Müslümanlar aldatılır mı? Ve böyle büyük bir iftira Bediüzzaman’a atılır mı? Bediüzzaman gerçekleri söylemiştir. Mehdi (a.s.)’nin gerçekten geleceğini, İslam halifesi unvanıyla ortaya çıkacağını, bak, değil mi? Ve hatta ummayanlar için de diyor ki, böyle bir şey olmaz diyenler olacağını bildiği için yani bu kadar kısa sürede bir insan ömrüne bu kadar harikanın sığmayacağını düşündükleri için “Allah bir saatte çok büyük tabiat olayları meydana getirir. Dünyada olaylar meydana getirir. Bir saniyede denizin fırtınalarını teskin eder. Yaz mevsiminde kış meydana getirir. Kış mevsiminde birden yaz meydana getirir.” Ve “Allah vaat etmiştir ve vaat ettiği için elbette yapacaktır” diyor. “Hadis olmasa dahi bu böyledir” diyor. Kardeşim yüzlerce sayfa bu, yüzlerce sayfa ve hepsinin yalan olduğunu söylüyor bu kişiler. Böyle bir şey çok büyük bir iftira ve bühtandır. Bediüzzaman asla yalan söylemiyor. Doğruyu söylüyor ve bütün dedikleri de doğru olarak çıkıyor. 71’deki olayları söylemiştir, aynısıyla çıkmıştır. 81, 91, 2001, 2011 bütün bu tarihleri vermiştir. Hatta 28 Şubat’ı da bildirmiştir. Hepsini bildirmiştir. Rusya’nın yıkılacağını bildirmiştir. Her dediği doğru çıkmıştır. Her dediği doğru çıkıyor da Mehdi (a.s.) ile ilgili sözü mü yanlış çıkıyor bir tek. Değil mi? “Böyle Mehdilik üzerinde fazla durmayın fazla önemli değil.” Peki önemli olmasa Peygamber Efendimiz (s.a.v.) yüzlerce hadisle niye anlatsın? Kuran’da Cenab-ı Allah çok fazla ayette İslam ahlakının dünyaya hakim olacağını söylüyor. “İttihad-ı İslam en büyük farzdır’’ diyor Bediüzzaman. Nasıl önemsiz oluyor bu? İttihad-ı İslam olduğunda, bunun diğer adı Mehdiliktir, Mehdi (a.s.)‘dir işte, değil mi? İttihat demek; birleşmek, parçalanmak değil. Mesela Nur talebeleri paramparça şu an. Bütün Müslümanları birleştirecek Mehdi (a.s). Nasıl oluyor? Allah bunu açıklıyor Kuran’da, şeytandan Allah’a sığınırım; “kurşunla kaynatılmış binalar gibi saf bağlayarak mücadele edenleri Allah sever” diyor. “Ayrılıp dağılmayın” diyor Allah. “Allah’ın ipine sımsıkı sarılın” diyor ve Müslümanların birlikte ve beraber olmasını Allah açıklıyor ve ayrılıp dağılmayı da haram kılmıştır Allah. İttihad-ı İslam olduğunda birleşme olduğunda, birleşmenin bir lideri olmuyor mu? Birleşmenin bir lideri oluyor. İşte bu liderin ismi de Mehdi (a.s.)’dir ve bu birleşmeyi sağlayacak olan da Mehdi (a.s.)’dir. Nur talebeleri Risale-i Nur Külliyatını okuyarak birleşemedi, parçalandılar. Çünkü Mehdi (a.s.) olmadığı için parçalandılar. Mehdi (a.s.) olsaydı parçalanırlar mıydı? Nasıl bölünsün, mümkün mü? Müslümanlar bölünebilir mi? Mezhepler, tarikatlar, cemaatler böyle ayrı ayrı olabilir mi? Bunun sebebi Mehdi (a.s.)’nin olmamasıdır. Mehdi (a.s.)’nin olmamasından böyle büyük bir felaket meydana geliyor, böyle büyük bir günah meydana geliyor, böyle büyük bir haram meydana geliyor. Bakın “en büyük farz vazifedir” diyor Bediüzzaman. Kuran’dan ve hadisten alıyor. ‘’İttihad-ı İslam en büyük farzdır’’ sözü tahakkuk etmesi Mehdi (a.s.)’nin vesilesiyle olacaktır. Eğer olmasaydı çoktan İttihad-ı İslam olurdu. 1960 yılında vefat etti Bediüzzaman, değil mi? Kaç yıl geçti, Müslümanlar daha da parçalandılar, Nur talebeleri paramparça oldular. O zaman bir topluluktu, paramparça oldu. Hani Mehdi (a.s.) önemli değildi? Mehdi (a.s.) olmadığı için bölünme, parçalanma oluyor, değil mi? İşte üzerinde durmayın diye diye bu oldu işte, bu kafadaki adamlardan oldu. “Fazla önemli değil” diyor bakın; ne kadar cahilce, ne kadar büyük hata. Peygamber (s.a.v.) Buhari’de, Tirmizi’de, İbn-i Mace’de, Sünen-i Nesai’de, Sünen-i Davud’da çok kapsamlı yüzlerce hadisle Mehdi (a.s.)’yi anlatıyor, Ahir zaman’ı anlatıyor, Hz. İsa (a.s.) ’nın inişini anlatıyor, değil mi? Kuran ayetleriyle belirtiliyor Hz. İsa (a.s.)’nın inişi. Nasıl önemli olmuyor, niye önemli olmuyor? Önemli olan sizin ticaret yapmanız mı oluyor? Bakın diyor ki (izleyici) “Risale-i Nur gibi bir hakikati bilip neşrine çalışmak gerekir” diyor. “Çalışmak önemlidir” diyor. “Önemli olan Risale-i Nur gibi bir hakikati bilip neşrine çalışmaktır ve siz de böyle bir şeyden haberdarsanız sürekli televizyonlarda Risale-i Nur Külliyatı’ndan bahsedin” diyor. “O zaman Mehdi (a.s.)’nin kim olduğunu herkes öğrenir” diyor, inşaAllah. Biz zaten Risale-i Nur Külliyatıyla Mehdi (a.s.)’nin varlığını öğretiyoruz, Allah söyletiyor, maşaAllah. Risale-i Nur Külliyatı’dır Mehdiyeti en mükemmel asra anlatan yani bütün ihtilafları ortadan kaldıran, müteşabih hadisleri gerçek haliyle insanlara sunan, örtülü hakikatleri vurgulayan, tarihini net belirleyen, zamanını net belirleyen ve dedikleri de aynen çıkan bir insandır, Bediüzzaman. Ve Risale-i Nur’un gerçek sahibi Mehdi (a.s.)’dir, Murat Efendi. Senin o dediğin zaten olacak. Bak diyor ki; “bu hakikatten bahsedin, o zaman Mehdi (a.s.)’nin kim olduğunu herkes öğrenir” diyor. Bediüzzaman da onu söylüyor zaten. “Risale-i Nur’u neşr ve tatbik edecek Mehdi (a.s.)” diyor. “Buradan da anlaşılıyor ki Ahir zamanda gelecek o eşhas” yani Mehdi (a.s.), “Risale-i Nur’u hazır bir program olarak alıp neşr ve tatbik edecek.” Bu tahakkuk ediyor zaten, edecek yani inşaAllah, bu doğru. Allah söyletiyor. Onun söylemek istediği başka türlü ama bak Allah hakikatin ortaya çıkmasına sebep oluyor inşaAllah. Ve Bediüzzaman ne diyor? “Risale-i Nur’un gerçek sahibidir Mehdi (a.s.)” diyor. Yani Murat Efendi, başka efendi, şudur budur falan demiyor, kimse o, değil mi? Mehdi (a.s.)’dir gerçek sahibi. Eğer Risale-i Nur’u eser olarak kabul ediyorsa ama Risale-i Nur’un işine gelen yerini alıp işine gelmeyen yerini almıyorsa... İşine gelenleri alıyor, işine gelmeyenleri almıyor. Hz. İsa (a.s.)’nın gelişinden Risale-i Nur bahsediyor, niye anlatmıyorsunuz? Niye derslerde bu konuyu anlatmıyorsunuz, niye Mehdi (a.s.)’nin gelişini açık açık anlatmıyorsun? Hayır, yorum yapmana gerek yok Bediüzzaman’ın dediğini anlat sen. Millet ne anlıyorsa anlasın. Yorum da yapabilirsin, ben onu da kabul ediyorum ama düz olarak anlat. Risale-i Nur Külliyatı’nı düz olarak oku, anlat, değil mi? Okunmasını sen yasaklarsan dershanede, konuşturmazsan, yüzlerce sayfayı söylettirmezsen, Hz. İsa (a.s.)’nın nüzulü, Hz. Mehdi (a.s.) konusu açıldığında “aman aman sus, önemli değil, geçelim” dersen, nitekim ne diyor? “Böyle Mehdilik üzerinde fazla durmayın, fazla önemli değil” diyorsan ve öbürünü örtbas ediyorsan nasıl Nur talebesi oluyorsun sen? Hem Risale-i Nur’u oku diyorsun, hem okuma diyorsun. Bizim Risale-i Nur Külliyatı’nda okumayın dediğimiz hiçbir yer yok her yer okunsun diyoruz. Ama senin yasağın var Murat Efendi, senin yasağını nasıl deleceğiz? Bak, ne diyorsun? “Böyle Mehdilik üzerinde fazla durmayın, fazla önemli değil.” Peki önemli olmasa Bediüzzaman niye bu kadar üzerinde durmuş? Ve niye yüzlerce sayfa üzerinde durmuş, niye “ben onun pişdar bir neferiyim, öncü bir askeriyim, ona zemin izhar ediyorum” diyor? “Hiçbir cihette o Ahir zamanın acip şahsı gibi olamam” diyor. “Hiçbir cihette” diyor Bediüzzaman. “Ben sadece iman hakikatleri yönünde gelmiş bir mehdiyim” diyor Bediüzzaman. Abdülkadir Geylani gibi, İmam Rabbani gibi bu silsilenin devamı olarak “iman hakikatlerini anlatan, diyanet yönünde gelmiş bir mehdiyim ve bir cihette görev yapıyorum ben” diyor. “Bir cihette.” “Mehdi el-Abbasi de geldi, o da siyasette, bir cihette görev gördü” diyor. “Saltanat cihetinde de mehdiler geldi” diyor, “bir cihette” diyor. “Ama Ahir zamanın Mehdi (a.s.)’si hem siyaset, hem diyanet, hem saltanat aleminde, hepsini toptan icra edecek” diyor, birlikte yapacak ve “her yönüyle yapacak” diyor. “Bir cihette yapmayacak” diyor, “her yönüyle, tam mükemmel yapacak” diyor. “O yüzden diğer mehdiler” ve kendisini de dahil ediyor, “diğer mehdiler Ahir zamanın o büyük Mehdi (a.s.)’si unvanını alamamıştır” diyor. Peki böyle bir yalanı niye söylesin Bediüzzaman? Bu kadar kapsamlı bir yalan ve hadislere dayandırılarak, ayetlere dayandırılarak böyle yalan söylenir mi? Söyler mi Bediüzzaman? Her dediği doğru çıkmıyor mu? O zaman yalancının kim olduğu daha iyi anlaşılıyor değil mi? Bediüzzaman yalancı değil. Bediüzzaman’ı yalancı gösterenlerin yalancı olduğu anlaşılıyor. Kimse o, o inşaAllah. “Böyle Mehdilik üzerinde fazla durmayın.” Niye üzerinde durmayalım ki? Peygamber (s.a.v) “müjdelenin” diyor. Peygamber (s.a.v) müjdeliyor, Bediüzzaman da müjdeliyor, İmam Rabbani de müjdeliyor, Abdülkadir Geylani de müjdeliyor, bütün Ehl-i Sünnet uleması müjdeliyor. “Fazla önemli değil” diyor. Peygamberimiz (s.a.v) “çok önemli” diyor ama, değil mi? Bediüzzaman “çok önemli” diyor, İmam Rabbani “çok önemli” diyor inşaAllah. “Önemli olan Risale-i Nur gibi bir hakikati bilip, neşrine çalışmaktır.” İşte bizim yaptığımız da o. Senin gizlediklerini biz ortaya döküyoruz, anlatıyoruz. “Okumayın” diyorsun sen, “fazla üzerinde durmayın” diyorsun, “fazla önemli değil” diyorsun. Biz de diyoruz ki; önemli. Bediüzzaman bunları yazıyor diyoruz ve bunları anlatacağız diyoruz, inşaAllah, değil mi? “En gür seda İslam’ın sedası olacak” diyor Bediüzzaman. Bu ne demektir? Mehdiyet işte, İslam ahlakının dünyaya hakimiyeti.
“Diyorsunuz ki” diyor, bir başkası da, Yasin Kardeşimiz. Hani ben söylüyorum ya; “Mehdi (a.s.)’nin alametleri üzerimde var, gizleyeyim mi yani” diyorum. Tamam, doğru. Şimdi sende de var, gizleyecek misin sen? Sen mesela deseler ki; “Mehdi (a.s.) orta boyludur.” Sen orta boylusun. “Yok arkadaş, ben orta boylu değilim” mi diyeceksin? Ne diyeceksin, değil mi? Rengim Arabi, “benim rengim Arabi değil” mi diyeceğiz, ne diyelim? Biz Mehdiyetten bahsedince, tabii adamlar diyor ki; “kardeşim sen kendini ima ediyorsun,” hadisleri anlatınca. Bunun çözümü nedir? Ya hiç anlatmayacağım hadisleri, ya anlattığımda da evet doğru benziyor ama anlatacağım diyeceğim. Benzemiyor dersem ne kadar anormal bir durum. Mesela ben dedim ki; “Mehdi (a.s.)’nin alnı geniştir” diyor. “Kardeşim sen kendini tarif ediyorsun” diyor. Tamam, alnım geniş, doğru benziyorum. Ama ben Mehdilik iddia etmiyorum ve yemin ediyorum. “ ‘Ne diyeyim yani, Hz. Mehdi (a.s.)’nin olan sıfatın bende olmadığını mı söyleyeyim, yalan mı söyleyeyim’ diyorsunuz” diyor. Kardeşim yine diyorum, yine diyorum yani, bu gayet makul. Şimdi seyyidim, yanağımda ben var, doğru. Sırtımda da ben var. Evet, omzumda da ben var. Yani o yaprak şeklinde de ben var sırtımda. Sağ bacağımda da hakikaten ben var, büyükçe bir ben var. Ben dürüst adamım, gayet rahatım. Ben diyorum, alimlerin kölesiyim. Ayaklarının tozuyum diyorum. Sen ne korkuyorsun bundan? Sen ittihad-i İslam için gayret et kardeşim. Sonunda bir Mehdi (a.s.) çıkacak, ben de onun ayağına kapanacağım. Sen ne derdine düşüyorsun? Elini öpeceğim, ben ona tabi olacağım. Yani niye bu korku, bu tedirginlik? Yani ittihad-i İslam olunca, ben ortaya bağırarak çıkıp ‘ben Mehdi (a.s.)’yim’ mi diyeceğim? Demeyeceğime göre, ne derdine düşüyorsun sen? Ben ittihad-i İslam için gayret ediyorum. Türk-İslam Birliği için gayret ediyorum. Türk-İslam Birliği oluştuğunda, o baştaki kişi, lider Mehdi (a.s.)’dir. Allah-u alem o. Ben de elini öperim onun, o kadar. Hizmetçisi olurum, kapısının hizmetçisi olurum, o kadar yani. Niye telaş ediyorsun? Benziyorum evet, benzememe rağmen öyle olur. Yani seyyidim, yani her yönden benziyor aşağı yukarı, hepsi benziyor, büyük bölümü. Ben de şaşırıyorum, tıpa tıp uyuyor aşağı yukarı. Ama ben Mehdi (a.s.)’nin askeri olacağım, kapısında hizmetçisi olacağım, yasak mı bu? Allah Allah. Yani niye Allah’ın kaderinden korkuyorsun sen? Niye Allah’ın hükmünden korkuyorsun? Nihayetinde Allah’ın dediği olmayacak mı, değil mi? Yani Mehdilik iddia etmekle Mehdi (a.s.) mi olunuyor? Böyle bir şey var mı? Kaderdeki Mehdi (a.s.) ortaya çıkmayacak mı? Ben tamam, o kaderdeki Mehdi (a.s.)’nin hizmetçisiyim, şu andan hazırım. Elini öpeceğim. Kapısında el pençe duran hizmetçisi olacağım, o kadar. Ben buna niyet ettim. Ama ittihad-ı İslam için de gayret ediyorum, değil mi? Ama niye telaşlanıyorsunuz? Cübbeli bir yandan, öbürü bir yandan, niye panik oluyorsunuz yani?
OKTAR BABUNA: Cübbeli kitap yazdı hatta.
ADNAN OKTAR: Kitap yazıyor. Hayır, alenen ve net savunanlar var. Net böyle adam çıkıyor televizyona,’ ben Mehdi (a.s.)’yim’ diye anlatıyor. Kılın kıpırdamıyor, kılın yani. Muhatap dahi olmuyorsun. Kitaplar çıkarıyorlar, dergiler çıkarıyorlar. Diyor adam, ‘ben Mehdi (a.s.)’yim,’ açıkça ‘falanca Mehdi (a.s.)’dir’ diyor, çok net konuşuyorlar. Hatta ‘Bediüzzaman Mehdi (a.s.)’dir’ diyorlar, çok net, zaten kendisi de söylüyor Murat Efendi de söylüyor, çok net, ‘Mehdi (a.s.)’dir’ diyor, değil mi? Bir başkası mesela şeyhi için ‘Mehdi (a.s.)’dir’ diyor, kendine hüsn-ü zan edenler var. Kimse şu ana kadar telaş etmemiş bununla ilgili. Bir panik gördünüz mü Türkiye’de, rahatsızlık gördünüz mü? Kardeşim binlerce mail geliyor, anlatamam yani. Tabii lehte de var, aleyhte de var.
Yasin Kardeş, soyadını verelim mi? İstiyorsa vereyim, bilmiyorum yani. Ve aleyküm selam ve rahmetullahü ve berekatühü, inşaAllah. Şimdi bazen, ilk defa okuduğum bir yazı, onun için suç unsuru yahut bir şey olur, hayır kendileri aleyhinde. Ben konuşmam da, fakat oradaki yazılı olabilir, onun için dikkatli okumaya çalışıyorum, inşaAllah. Bu kardeşimiz de bana hüsn-ü zannı olan birisi maşaAllah. Bak mesela ben hüsn-ü zandan da etkilenmem. Böyle benim derdim yok yani, benim böyle bir konum yok. Ben, İslam ahlakı dünyaya hakim olsun, o kadar. İslam ahlakı dünyaya hakim olsun, ondan sonra ben Mehdi (a.s.)’nin kapısında bana şöyle bir küçük yer verirlerse oralarda bir yerlerde, tamamdır. Beni de hizmetçi tayin ederse Mehdi (a.s.); oh, bitti, değil mi? Benim öyle bir şeyim yok, inşaAllah. Kardeşim yani İslam ahlakı dünyaya hakim olduktan sonra, Türk İslam Birliği oluştuktan sonra, bir Müslüman daha ne ister değil mi? Ne kadar güzel bir şey. Mutluluk, saadet hakim olduysa, değil mi? Sen de Mehdi (a.s.)’nin hizmetçisi olmuşsun, olmuşum ben mesela kapısında, ne büyük şeref, keşke olabilsem yani, keşke yani, değil mi?
OKTAR BABUNA: Bir açıklamanız olmuştu Hocam sizin. Hep söylüyorsunuz, Mehdi (a.s.) kaderde kimse odur. Mehdi (a.s.) iddia değil, ispat makamıdır diye. Siz söylemiştiniz bunları.
ADNAN OKTAR: Allahım YaRabbim. Bakın bu çok şahane bir belge bakın. “Fazla üzerinde durmayın” diyor. “Fazla önemli değil” diyor. Fazla önemli olmadığı için yüzlerce sayfa anlattı Bediüzzaman, değil mi? Ve Kuran’la, hadisle anlatıyor. Nasıl önemli olmuyor? Buhari, Muslim, Tırmızi, İbn-i Mace, Süneni Nesai, Süneni Davut; en güvenilir hadis kitapları ve bütün Ehl-i Sünnet uleması, hemen hemen tamamı Mehdi (a.s.) ile ilgili risaleler yazmıştır, kitaplar yazmıştır, ümmet 1400 seneden beri bekliyor Mehdi (a.s.)’yi. Sahabe döneminde, Tebbe tabiin, tabiin döneminde bile beklenmiş Mehdi (a.s.). Nasıl önemli olmuyor? Peygamber (s.a.v.) “müjdelenin” diyor, nasıl önemli olmuyor? Önemli görmediği için böyle paramparçasın sen, değil mi? Önemli görseydin parçalanma olur muydu? Risale-i Nur Külliyatı’nı okuyorsun, tamam. Nur talebesisin ama paramparçasın. Kaç tane Nur talebesi grubu var, birleşebiliyorlar mı? Birbirlerinin yüzüne bakmayanlar var. Muhatap dahi olmuyorlar yani. Ama ben hepsini çok seviyorum. Ben onların hepsinin kölesiyim, hizmetçisiyim ben onların, kardeşim. Yani bir tek Nur talebelerinin değil, bütün cemaatlerin, mezheplerin, bütün Türk Milleti’nin, Türk Devletlerinin, bütün İslam aleminin, hepsinin birleşmesini istiyorum. Dünyanın en büyük ordusu oluşacak inşaAllah. Ha, bu ordu kan mı dökecek? Yok, sadece rica edecek ve anormallikler olmayacak, o kadar, inşaAllah.
“Esselamun aleyküm ve rahmetullahü ve berekatühü.” Ve aleyna aleyküm selam ve rahmetullahü ve berekatühü. “Adım Abdurrahim.” Mardin’den yazmış. Soyadını ben vermiyorum kardeşimizin. Köyünü de vermiş, onu da vermiyorum, ismini. “İmam ve hatibim” diyor. Bakın doğru hareket ettiğim buradan anlaşılıyor, çünkü resmi görevli, olmaz. “Aynı zamanda Mardin’de bir büyük mürşide bağlıyım” diyor. İsmini vermiş, vermiyorum ismini de. “Efendi Hazretleri bildim bileli ittihad-i İslam için dua ediyor. 1996’dan beri tanıyorum mübareği” diyor. “Sayın Adnan Oktar Hocamı çıkardığı Kavimlerin Helakı cd’sini izledikten sonra tanıdım. Çocukluğumdan beri Hz. Mehdi (a.s.)’ye yardım ettiğimi görürdüm rüyalarımda. Muhterem Hocama” diyor, ben değiştirerek anlatıyorum, “tevil ettirdim rüyalarımı. O da ‘bu böyledir’ derdi. En son ‘Ya Rabbi’ dedim, ‘Hz. Mehdi (a.s.) kim? Bana rüyamda göster’ dedim ve yattım. Rüyamda bana bir insanın sırtındaki ben gösterildi” diyor. “Peygaberimiz (s.a.v.)’in hatem mühürü” yani “mühür vardı” diyor, “Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in yüzüğündeki mühürdü sırtındaki mühür. Biraz sol küreğe doğru kaymıştı” diyor. Sallallahu aleyhi ve sellemde de o tarzdadır, yani kalp hizasındadır. “Merak edip bu zat kim diye yüzüne baktım. Evet, bu falanca kişiydi” diyor. “Sabah gidip, hadis kitaplarımı bir daha kontrol ettim, baktım. Hz. Mehdi (a.s.)’nin sırtında iz olacakmış, kanaatim tam geldi. Hocama sordum, o da tasvip eder gibi konuştu. Bunu nefsimi övmek için anlatmadım. Kuran’ı Kerim’de, şeytandan Allah’a sığınıyorum, ‘Muhakkak nefis kötülüğü emredicidir.’ buyuruyor. Yusuf Suresi 53. ayette saygıdeğer Hocam. Adnan Hocam’a selamlarımı iletin ve bu mesajımı okutun, bana dua etsin, Allah ve yardımcımız olsun. Amin Ya Rabbi’l Alemin.” Tabii büyük bölümünü çıkartarak okumak durumunda kaldık. Hocaefendiye hürmetlerimi iletiyorum. Mübarek orada bir hizmet yapıyor demek ki Mardin’de. Bütün Mardin’e hürmetlerimi iletiyorum. Güneydoğu’da bizim aslanlarımız var. Bütün Güneydoğu hep mübarek insanlardır, maşaAllah. Bütün Türk Milleti, bütün Anadolu öyledir, maşaAllah. Ama burada muhteremin ismini vermem olmaz, çünkü çok detay vermiş, çok net yer isimleri var. İsim vermezsek daha güzel olur. Ama Allah ondan razı olsun. Hüsn-ü zannı için Allah ondan yine razı olsun. Demek ki kalbinde şiddetli bir sevgi var, Allah sevgisini arttırsın, maşaAllah. Evet, bunu bu şekilde anlatalım, inşaAllah. Ama çok değerli bir insan hakikaten. Mardin’de ismini duymuştum ben muhteremin. Değerli bir büyüğümüz. Ehl-i sünnet alimi olan değerli zat inşaAllah. Muhterem bir zat.
“Selam Hocam.” Şimdi ilk defa okuduğum için çok dikkatli okumak zorundayım, çünkü bir kelime bazen. Bak temkinli olmanın faydasını gördük, görüyor musunuz? Çünkü bakın arkadaşımız orada görevli, yani resmi görevli. İsmini versem bayağı bir sorun çıkabilir. “Selam Hocam. Ben size Amerika’dan yazıyorum.” Aleyküm selam. “Sizi sürekli takip ediyor ve eserlerinizin yaygınlaşması için elimden geleni yapıyorum inşaAllah” diyor. MaşaAllah. “İsrail’de yaşanan krizi düşünürken, okuduğum bir ayetin Ahir zamana bakan anlamı olabileceğimi düşündüm ve sormak istedim. “İnsanların kendi ellerinin kazandığı dolayısıyla, karada ve denizde fesat ortaya çıktı.”” Şeytandan Allah’a sığınırım. Rum Suresi, 41. ““Umulur ki dönerler diye Allah onlara yaptıklarının bir kısmını kendilerine tattırmaktadır.” Ayette, denizde fesat çıktı diye bildirilen, Ahir zamanda yaşanacak ve tüm dikkatleri Türkiye’ye çekecek olan bu olaya işaret ediyor olabilir mi? Allah-u alem.” diyor. Doğru tabii. Ama çok manidar tabii ayet. Şimdi karada fesat çıkıyor ama denizdeki fesat hakikaten tahakkuk etti. Denizde fesat çıktı ve devam ediyor. “İnsanların kendi ellerinin kazandığı dolayısıyla,” Müslümanlar birleşmediği için, İttihad-ı İslam’ı istemedikleri için, değil mi? Bölünmenin haram olduğunu bildiği halde buna karşı davranmadıkları için, ittihad-ı İslam’ın en büyük farz olduğunu bildikleri halde bu konuda gevşek davrandıkları içini, ‘karada ve denizde fesat ortaya çıktı.’ Ne oldu? Sel gibi kan akıyor. Müslümanlara kafa tutanlar mı dersin, mallarını talan edenler mi dersin, gencecik insanlar şehit oluyor, değil mi? Alnına 4 tane kurşun sıkıyor ve adama madalya takmaya kalkıyorlar. “Helal olsun, amma sıktın alnına kurşunu, 4 tane birden” diyorlar. Tebrik ediyorlar, alkışlıyorlar adamı, profesyonel katili yani. Seri katil adam yani. Yine adam öldürmüş, yine Müslüman şehit etmiş, yine Müslüman şehit etmiş, ellerinden kan damlıyor adamın. Sürekli ellerini yıkıyor yani. Üstü başı kan yani sürekli. Kanlı üniformasını değiştiriyor, geliyor yine yapıyor cinayet. İşte bu fesat bu, değil mi? Nerede çıkıyor? “Denizde çıktı” diyor fesat. Niye oluyor? Müslümanlar Mehdi (a.s.)’yi aramadığından. İttihad-ı İslam’ı istemediklerinden oluyor. İttihad-ı İslam oluştuğunda, Mehdi (a.s.) Müslümanların başına geçtiğinde konu biter. Mesela eskiden Nur talebesi kardeşlerimizin bir kısmı, ya diyorlardı; “namazlarımızı kılıyoruz, ittihad-ı İslam da oluştu zaten. Fas, Tunus, Cezayir, Türkiye, İran. Bundan ala ittihad-ı İslam mı olur? İşte tamam, her şey bitti” diyorlardı. “Mehdi (a.s.)’ye de gerek yok” diyor zaten adam. Baksana diyor; “Böyle Mehdi (a.s.)’nin üzerinde fazla durmayın, fazla önemli değil” diyor. “İttihad-ı İslam da oluştu” diyor. Peki bu perişanlık, bu zulüm, bu acı nereden kaynaklanıyor? Murat Efendi bunun Ahir zamanda ne olduğunu biliyordur, anlıyordur fakat anlamazlıktan geliyor. Yani grup taassubuyla hareket ediyordur benim gördüğüm, yani topluluk taassubuyla hareket ediyor. Akılcı bakarsa, bunun yanlış olduğunu görecektir. Kardeşim sen Risale-i Nur’u okuyorsun. Risale-i Nur’u öğrendiğine göre, bakın en açık bir örnek. Risale-i Nur’u su gibi ezbere bildiğin halde ve birçok kişi bildiği halde, Nur talebeleri gittikçe de parçalanıyorlar. Kendi içlerinde bir daha parçalara ayrılıyorlar ve istisnasız parçalanmalar devam ediyor. Bak diyorum ben, birbirinin yüzüne bakmayan kişiler var. Muhatap olmuyor yani. Hatta Allah vermesin nefret edenler de var. Mehdi (a.s.) olmuş olsa, bu nasıl olsun? Olmaz, değil mi? Mesela Irak’a Amerika girdi, bütün Müslüman ülkeler seyrettiler kenardan. Niye? Mehdi (a.s.) olmadığı için. Mehdi (a.s.) başta olsa, Amerika yani Irak’a, ben Irak’a girmek istiyorum diyecekti, değil mi? Mehdi (a.s.) de ne derdi? Ayıp ediyorsunuz derdi. Evinize, ülkenize dönün, Allah’a dua edin, aklınızı başınıza alın derdi, konu biterdi, bu kadar, değil mi? Gerekiyorsa ben düzeltirim, derdi, değil mi? Böyle bir şey olunca? Ayıp, bir daha böyle şeyleri ağzınıza almayın, size yakışmıyor derdi. Bir daha da onlar ağızlarına almazlardı bu konuyu. Ama bakın adamlar kartal gibi gelip çöktüler, milyonlarca insanı orada şehit ettiler, yerle bir ettiler bütün her yeri. Bütün İslam alemi de böyle ellerini şakağına koyup, seyretti. Değil mi, perişanız, bize dokunmayın, affedin bizi” diyorlar. Adamlar içeriye bir girdiler, görülüyor; takır, takır, takır, takır hepsi vurdular, indirdiler ve şehit ettiler. Kim ses çıkarabildi? Gazetelerde köşe yazıları çıktı, yani “ayıp yapıyorsunuz, yanlış yapıyorsunuz.” Mehdi (a.s.) olacak da öyle bir şey olacak. Kardeşim herkes bilir bunun imkansız olduğunu, sıfır ihtimaldir böyle bir şey Mehdi (a.s.) olduğunda. Hani fazla önemli değildi Murat Efendi? Afganistan’a bak bir girdiler, genç kızların ırzına geçildi. Köyler, kasabalar yerle bir edildi. Mesela birçok insan şehit ediliyor, “yanlışlıkla oldu” diyorlar. “Kusura bakmayın” diyorlar, değil mi? Herkes el pençe divan, Afganistan’da. Amerikan askerleri geçiyor, kimse bir şey diyemiyor. Mehdi (a.s.) olacak da, böyle bir olay olacaktı. Onlar da tabii Amerikalı askerleri öldürüyorlar, onlar onları, onlar onları. Mehdi (a.s.) olsa; ne Amerikan askeri ölürdü, ne İsrail askeri ölürdü, ne Türk kardeşlerimizi şehit edebilirlerdi, ne Irak işgal edilebilirdi, ne Afganistan işgal edilebilirdi, ne de bunların yaptığı bu rezillikler olurdu. Hiçbiri olmazdı. Yani bunu herkes biliyor olmayacağını, değil mi? Parçalanma işte bunu getirir. Bunu nasıl anlamazlar? Ben inanamıyorum yani, çok büyük mucize bu. Bak biz “Risale-i Nur’u okuyalım” diyoruz, “tamam okuyalım” diyoruz, ama sen bana “yasak” diyorsun. “Mehdilik üzerinde fazla durmayın, fazla önemli değil, okuma” diyorsun. Bediüzzaman yüzlerce sayfa anlatıyor, değil mi? Hepsi yasaklı şu an. Nur talebesi olan kardeşlerimizin, hepsini tenzih ederim, birçoğunda serbest okuma. Ama birçok yerde Mehdilik okunamıyor, yasak. Soru sormak yasak. Hz. İsa (a.s.) konusunu açamıyorsun, yasak. Mesela ‘bir yüzyıl sonra Mehdi (a.s.) gelecek’ diyebilir misin? Adam kitaptan çıkartmış, artık kitaptan çıkartmış. Elimde bakın burada. Bakın bu kitapta o iki söz var, duruyor. Bunda çıkartılmış. Mesela şeylerini söylemeyeyim, şöyle tersten göstereyim. Bak bunda ayrı, bunda ayrı. Bu panik ne bu? Öbür konuları çıkartmamışlar. Mehdi (a.s.) ile ilgili kısımları çıkartmışlar. Mesela diyor ki; “Mehdi (a.s.) bundan bir yüzyıl sonra gelecek” diyor ya mesela, onu çıkartıyor. Ama öbür yerlerini ellememiş. Bu alerji, ne bu korku kardeşim? Bırakın insanlar okusun, bırakın dershanelerde konu tartışılsın, konuşulsun, anlatın. Niye çekiniyorsunuz yani? Niye bu yasak yani? “Biz Risale-i Nur okuduğumuzda kurtuluruz” diyor. Kurtulsun. Niye böyle parçaladılar o zaman? Kurtuluşu Bediüzzaman söylüyor. Bakın; “Mehdi (a.s.)’ye tabi olacaksınız, gerçek sahibi Mehdi (a.s.)’dir Risale-i Nur Külliyatı’nın, Mehdi (a.s.) de Risale-i Nur’dan istifade edecek” diyor. “Neşr ve tatbik edecek” diyor. “Bu şekilde kurtulacaksınız” diyor Bediüzzaman. “Ben onun pişdar, öncü bir askeriyim” diyor. “En büyük bir kumandan, hem hakim, hem mehdi, hem mürşit, hem kutb-u azam olarak, bir zat-ı nuraniyi gönderecek Cenab-ı Allah” diyor. Bu nasıl önemsiz oluyor, böyle birisi? En büyük müceddid ve en büyük müçtehid nasıl önemsiz oluyor? Önemsiz olur mu en büyük müceddid? İmam Rabbani önemsiz diyebiliyor musun sen? İmam-ı Azam önemsiz diyebiliyor musun sen? Nasıl Mehdi(a.s.) önemsiz oluyor? “En büyük müceddid, en büyük müçtehid, hem hakim, hem Mehdi, hem mürşit, hem kutb-u azam olarak” diyor. Kutbu azam nasıl önemsiz oluyor? İşte önemsiz dediğiniz için Allah üzerinizden bereketi kaldırdı. Belayı yağmur gibi üzerinize yağdırıyor. Yani ben Murat kardeş için söylemiyorum. Bölünmeyi, parçalanmayı kim savunuyorsa, onları söylüyorum. Ve esir oldu koskoca İslam alemi, bir buçuk milyarlık İslam alemi, yaklaşık 500 kişi falandır, en fazla 500-600 kişidir ateist siyonistler, en fazla yani normalde 200-300 kişi falan bunlar. Hadi dalıyla budağıyla falan diyelim, 500-600 kişidir. Tam anlamıyla teslim oldular. Bakın Mehdiyetin zıl ve gölgesi ile uyanma başladı, bu gelişmeler ondandır. Mehdiyetin bereketiyle, 1980 yılından sonra bu olaylar gelişmeye başladı. Darwinizm, materyalizm yerle bir oldu. Bir nuraniyet kapladı dünyayı ve Allah ‘Hadi’ ismiyle tecelli etmeye başladı. Buram buram Müslümanlar birleşmeye başladı. Hamiyet-i İslamiye feveran etti, Bediüzzaman, “hamiyet-i İslamiye feveran edecek” diyor, “Mehdi (a.s.) başlarına geçecek Müslümanların” diyor Risale-i Nur Külliyatı’nda. “Ve tarik-i hak ve hakikate sevk edecek” diyor. “Tarik-i hak ve hakikate sevk edecek.” Bu açık bir ifade değil mi? Bak, “hamiyet-i İslamiye feveran edecek, Mehdi (a.s.) Müslümanların başına geçecek, tarik-i hak ve hakikate sevk edecek.” “En büyük kumandandır Mehdi (a.s.)” diyor. En büyük kumandan nasıl önemsiz oluyor? Bütün İslam alemini, “tarik-i” diyor, bak “tarik-i hak ve hakikate sevk eden” bir insan nasıl önemsiz oluyor? Ve hamiyet-i İslamiye feveran ettiğinde başa geçen kişi nasıl önemsiz oluyor? Ve neden bu konunun okunmaması gerekiyor ve yasaklanıyor? Ben 1980’de geldiğimde de bunu görmüştüm. “Aman, aman okuma, sakın bu konuya girme” diyorlardı bana. Hatta ben bir ağabey vardı acayip sesini yükseltti, ismini vermeyeyim, o zaman daha o şeyde bölünme olmamıştı, o Risale-i Nur grubunda bölünme olmamıştı. Ben Mehdi (a.s.)’den bahsettim, yeni gelmiştim Ankara’dan; “Hocam” dedim, “Mehdi (a.s.)’nin çıkacağından bahsediyor Risale-i Nur Külliyatı’nda Bediüzzaman açık ifadeleri var.” Acayip sesini yükseltti böyle, bağırdı, ilk defa görüyorum, acayip şaşırdım, oradakiler de şaşırdılar böyle. Ben utandım yani, hiç alışmadığım için öyle şeylere, imani bir konu, dini bir konu, yani muazzam bir reaksiyon gösterdi. Sonra biraz sakinleşti. “İşte namluların ucu üzerimizden kalkarsa İslam ahlakı hakim olabilir” dedi. Kardeşim namlunun ucu, şeytanın bacağı, bilmem deccalin gözü falan, ne alaka. Nereden çıkartıyorsun böyle şeyleri? Müslüman ona göre mi hareket ediyor yani? Biz Kuran’a, hadise ve Bediüzzaman’ın izahlarına göre hareket ederiz. Nitekim benim o konuşmamdan yaklaşık 15 gün sonra veyahut 20 gün sonra büyük bir bölünme oldu. Çok büyük bir bölünme oldu. Yani o şeyde büyük bir bölünme oldu. O bölünmeden sonra yeniden bir bölünmeler oldu, kendi içlerinde yeniden bölündüler. İşte Mehdi (a.s.)’ye karşı tavır, arkasından bunu getirdi ve getiriyor. En büyük delilidir, Nur talebelerinin parçalanması, Mehdiyetin önemini göstermek açısından. Peki Mehdi (a.s.) zuhur ettiğinde Nur talebeleri ayrı mı olacak? Bediüzzaman böyle mi diyor. İttihat ne demektir? Birleşme demektir, ittihat. Bölünme demek değildir. “Tam birlik olacak” diyor ve “Mehdi (a.s.) başlarına geçecek” diyor. “Başkumandandır” diyor. Başkumandan ne demek? Kumanda eden kişi demek. “Ve milyonlarca seyyidler cemaati ve tüm ulema ve evliyanın iltihaklarıyla” diyor. “Bütün ulema, evliya, bütün mürşidler ona tabi olacaklar” diyor Bediüzzaman. “Bu da önemsiz” diyor. Peki önemli olan, sen neyi anlatıyorsun o zaman? Bölünme mi önemli o zaman? Parçalanmanız mı önemli yani? Ama yine de tabii Nur talebeleri çok halim, selim ve güzel insanlardır, saygıdeğer insanlardır. Benim üstünlük iddiam yok, ben onların içinde en cahiliyim, hepsinin de kölesiyim, öyle bir iddiam yok. Ben gariban bir insanım. Öyle büyüklük, azamet içinde değilim. Ben Allah’tan tir tir titriyorum, korkuyorum Cehennem’e giderim diye. Allah’ın zavallı bir kuluyum. Ve öğreniyorum zaten. Bak yeri geliyor mesela birçok konuyu talebelerim olarak görünen adam, 20 yaşında çocuk bana öğretiyor yani. Benim bir Hocalık, mürşitlik iddiam da yok. Ama hakkı, doğruyu görelim, örtbas etmeyelim. Gerçekleri açık açık okuyalım, korkacak bir şey yok. Darwinizmi de, materyalizmi de; korkuyorlardı, okumuyorlardı. Bak üzerine gittim, fikren cayır cayır ezdim. Kafasını koparttım böyle, Allah’ın izniyle. Yerle bir ettik Allah’ın izniyle. Ellerine alamıyorlardı imanımızı kaybederiz diye, Darwinizmi okuyamıyorlardı. Çok fazla insan konuya dahi giremiyordu. Geçiştiriyorlardı, “Darwinizm mi kaldı, bitti zaten” diyor. Madem bitti niye böyle perişan haldesin. Okula dahi giremiyorsun, Allah’ın adını bile ağzına alamıyorsun sen. Madem Darwinizm bitti, göğsünü gere gere Allah’tan bahsetsene sen. “Darwinizm yoktur, Darwinizm yıkılmıştır” desene. Diyemiyordun, şu an bunu diyebiliyorsun ve bizim vesilemizle, Allah’ın izniyle. Bizim vesilemizle söylüyorsun. Çünkü biz paramparça ettik, ondan sonra bunu konuşacak hale geldiniz. 80’lerde bu şey başladı. Mesela 70’lerde, 71’lerde, 78’lerde, yani ağzına dahi alamıyorlardı. “Darwinizm yoktur, materyalizm yoktur” diyemiyorlardı. “Darwinizm var, ama Kuran’da da zaten var” diyorlardı. “Darwin doğru söylüyor” diyorlardı. Ne kadar adam söyledi biliyor musun? Ezher ulemasının büyük bölümü; Fas, Tunus, Cezayir ulemaları, Türkiye’deki büyük ulemanın epey bir bölümü. Zaten hepsi de komünist olmuştu İslam ülkelerinin çoğu. Irak, Suriye, Fas, Tunus, Cezayir, Libya, ta oralara kadar, Filistin, Mısır hep komünistlerin kontrolüne geçmişti. Sonra biz böyle dana gibi böğürterek boyunlarını kırdık, inşaAllah ve ellerine teslim ettik. “Alın Darwin’i, güle güle kullanın” dedik. Tozunu çıkarttık yani. İnşaAllah. İlimle, fenle, sanatla, bilgiyle. Bilim karşılarında şu an ejderha gibi, onlara öyle görünüyor, acayip korkuyorlar bilimden. Ancak çırpınıyorlar yani havalara hopluyor falan, ploklonik hareketler, şu bu. İnşaAllah.
O zaman ben Kuran’dan bir ayet okuyayım. Bismillah. Şeytandan Allah’a sığınırım, “Kendi kavminden, inkar edip Ahirete kavuşmayı yalanlayan ve kendilerine, dünya hayatında refah verdiğimiz önde gelenler dedi ki:” o zamanın ekabirleri, biraz palazlanmış, söz sahibi olanlar, “Bu, sizin benzeriniz olan bir beşerden başkası değildir,” alelade bir adam bu diyorlar, haşa, “kendisi de sizin yediklerinizden yemekte ve içtiklerinizden içmektedir.” Yani normal herhangi bir insandır diyorlar. “Eğer benzeriniz olan bir beşere boyun eğecek olursanız,” ona itaat eder, ona bağlanırsanız, onu mehdi ve mürşid olarak, Peygamber olarak kabul ederseniz, o devir için tabii bu, Ahir zamana uyarlaması da Mehdi (a.s.) için yorumlayabiliriz. “Andolsun, siz gerçekten hüsrana uğrayanlar olursunuz.” “Aman ha” diyorlar, “aman, aman. Sakın ha yanaşmayın” diyorlar. Bak, Cenab-ı Allah diyor ki; “(Peygamber) Dedi ki: "Rabbim, beni yalanlamalarına karşı bana yardım et."” 39. ayet. 40. ayette Cenab-ı Allah diyor ki; “(Allah) Dedi ki: "Az bir süre, onlar gerçekten pişman olacaklardır."” “Az bir süre beklesinler” diyor Allah. “Az bir süre beklesinler,” “onlar gerçekten pişman olacaklar.”
Bismillah. Şeytandan Allah’a sığınıyorum. “Hani İbrahim babasına ve kendi kavmine demişti ki: "Şüphesiz ben, sizin taptıklarınızdan uzağım."” Yani, “Darwinist, materyalist, ateist, putçu, hiçbir düşünceyi kabul etmiyorum” diyor. “(Ancak) Beni yaratan başka.” “Ben bir tek Allah’a yakınım” diyor. “İşte O beni hidayete yöneltip-iletecektir.” “Allah ‘Hadi’ ismiyle tecelli edecektir” diyor, inşaAllah. “Ve bunu (bu tevhid inancını) belki (insanlar Allah'a) dönerler diye ardında (kendi soyunda) kalıcı bir kelime olarak kıldı-bıraktı.” “Hz. İbrahim (a.s.)’in neslinde tevhid inancı, Allah’ın birliği inancı hakim oldu” diyor Allah. “Hayır; Ben onları ve atalarını, kendilerine hak ve açıklayan bir elçi gelinceye kadar yararlandırdım.” Yani “o nesli yararlandırdım” diyor Allah. “Ancak kendilerine hak gelince, dediler ki: "Bu bir büyüdür, doğrusu biz ona (karşı) kafir olanlarız."” Bu sefer kabul etmiyorlar. Musevilerde de bu çıktı, diğer kişilerde de çıktı bu. “Ve dediler ki: "Bu Kur'an, iki şehirden birinin büyük bir adamına indirilmeli değil miydi?"” Bakın Allah’ın hükmünü beğenmiyorlar, Allah’ın kaderini beğenmiyorlar. “Olamaz bu” diyorlar, olmaması lazım. Kim olacak? İşte falanca büyük, falanca kişi olması gerekir, yani onların kendi kafasında belirlediği kişinin olması gerekiyor yani. Bunu Mehdi (a.s.)’ye uyarlarsak aynı şekilde kendi mürşidinin Mehdi (a.s.) olmasını istiyor. Dolayısıyla Allah’ın kaderde yaratacağı Mehdi (a.s.)’yi kabul etmek istemiyor.
Evet programımız bugün böyle bitmiş oluyor, sohbetimiz. Biraz sonra HarunYahya.Tv’den devam edeceğiz, inşaAllah.
SUNUCU:Bizi yarın 22:00’den itibaren HarunYahya.Tv internet sitemizden, Mavi Karadeniz Radyo, Aksu TV ve Kaçkar TV ekranlarından takip edebilirsiniz. İyi akşamlar.
Basında Harun Yahya
Devamı ...Güncel Yorumlar
Devamı ...Makaleler
Devamı ...Türk-İslam Birliği Gelişmeler
Devamı ...Adnan Oktar Ne Demişti Ne Oldu
Devamı ...Türk-İslam Birliği Gelişmeler
Devamı ...