ADNAN OKTAR: Oktar Hocam selam.
OKTAR BABUNA:Aleyküm selam Hocam. Hoş geldiniz.
ADNAN OKTAR: Neler anlatıyordun?
OKTAR BABUNA:Estağfurullah Hocam. Sizin anlattıklarınız doğrultusunda inşaAllah Hocam; maddenin gerçeği ve Darwinizm belasını anlattık inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Kardeşim şimdi yeni bir moda çıktı; falanca terörist, feşmekan terörist, şu çete. Şimdi bize de birçok kişi işlerine gelmediği için çıktılar; kimi terörist dedi, kimi çete dedi, kimi eşkıya, yeni moda da bu inşaAllah. Mesela İHH, İnsan Hakları Derneği’ne de Mossad terörist açıklaması yapmış. Şimdi herkes birbirine terörist demeye başladı. Anarşist, terörist falan, böyle olmaz. Bunun tanımını yapacaklar yani neye göre terörist? İnsanlara yardım eden bir kuruluş; fakire, fukaraya yiyecek dağıtan, onları koruyup kollayan, barındıran, ilaç getiren bir kuruluş teröristse, o zaman dünyada herkes terörist olmuş oluyor. Terörist olmayan kimse kalmamıştır. Şimdi bu çok ayıp, önüne gelene terörist olmaz. Terörist neye denir? Bombalar, yakar yıkar, bir şey yapar, bu tamam. Yargılarsın. Adam öldürür, silah kullanır, bir şey yapar, buna terörist denir. Şimdi, böyle belalı üslup doğru değil, yani olmaz. O akıllı bir insanın konuşacağı laflar değil. Ne yapacaklar? Kardeşim, şu, şu, şu şahıs… İnsan hakları derneğinde, İHH da ya da başka derneklerde bir insan suç işlemez diye bir şey yok. İsrail’de de insanlar suç işliyor, bilmem nerede de suç işliyor. O derneği yahut o hayır vakfını olduğu gibi terörist, komünist, katil haline yahut hırsız bilmem ne haline getirmez. Suçun şahsiliği prensibi vardır. İlgili şahsı alırsın; adamı yargılarsın, götürürsün. Odur suçlu olan, değil mi? Bu tip üslup çok yanlış, bunu bırakacaklar. Bununla ilgili basında yazılar çıksın, televizyonda tartışma programları olsun, konuşulsun, kamuoyu aydınlatılsın. Dış basında da bu tip yazılar, ilanlar olabilir. Bunlar yapılsın. Ama bakın ta başında söyledim dedim ki; gemiyi oraya yaklaştırdığınızda adamlarla anlaşın. Gelin arkadaşlar, gelin kardeşim, bakın. Bizde silah milah bu tip şeyler olmaz. Biz hayır vakfıyız, hayırla ilgilenen insanlarız. Bizde böyle bir şey yok. Biz sevgi, merhamet, şefkat üzerine hareket eden insanlarız. Hem gelip bakın hem de beraber de dağıtalım, madem içinize sinmiyor deyin, dedim. Yani sözümüzü dinlemediler ve bu sefer de bu tip açıklamalar oluyor, bu tip şeyler oluyor. Çözüm Kuran ahlakıdır, Kuran ahlakının dışında bir yöntemde felaket vardır. Tevrat’ta da, İncil’de de, Kuran’da da hep aynı şey anlatılır. Hep sevgiyle mutmain hale getirerek insanları huzura kavuşturarak, huzur vererek, inandırarak, telkin ederek, değil mi? Orta yol, nezaketli bir üslup esastır. Dolayısıyla bu kafa pek doğru değil. Yani iki tarafta da anormal hareketler var. Bir kısmında adamları saldırtacak, adamların dengesini bozacak, onları korkutacak, yıldıracak bir üslup var. Öbür tarafta da katillik var, psikopatlık var, şu var, bu var. Başka hareketler oluyor. Şimdi yapılacak şey halim olmaktır. Hz. İbrahim (a.s.) “halim” diyor, “halim” mülayemet. Böyle vurarak, kırarak, döverek, korkutarak gemiyi basarak yahut onlara başka türlü hareketler yaparak, korkan adamın korkusunu yatıştırmanın üzerine giderek, bu da olmaz yani. Mesela korkmuşsa bir insan, üzerine üzerine gidilmez. İsrail diyor ki mesela; “biz tedirgin olduk, bize bir şey yapacak bunlar” diyor. “Kısa kes” mantığı olmaz. Korktuysa dersiniz; “bize emanetsiniz, Allah’ın bize emanetisiniz, nereden çıkarıyorsunuz? Biz sizi ta İspanya’dan aldık buraya getirdik. Türkiye’de yararlandırdık, siz Peygamber neslisiniz, biz sizi seviyoruz, şefkat duyuyoruz. Siz de Allah’ın birliğine inanıyorsunuz, Cennete, Cehenneme, Ahirete inanıyorsunuz. Niçin öyle bir şey olsun? Biz hayır için geldik. Ayrıca İsrail’in fakirlerine de sevgimiz var.” Hatta biraz oradan da başlayarak girersin, değil mi? Çok fakir mahalleler var İsrail’de, değil mi? Mesela çoluğa çocuğa güzel bir yiyecek dağıtırsın, oradan başlarsın, oradan öbür tarafa doğru geçersin, inşaAllah. Şimdi Hıristiyan çocukları, Musevi çocukları yok saymak da olmaz. Bu vicdana sığacak bir şey değil. Yani “bizi ilgilendirmez önce Müslüman çocuklardan başlayacağız” olmaz, hepsine eşit muamele gerekir. Mazlum tertemiz çocuklar bunlar, sabi yani, değil mi? Bakıyoruz perişanlar, bunlar küçük bir oyuncakla bile mutlu olurlar. Yiyecek dağıtılabilir, içecek dağıtılabilir, sevindirmek lazım çocukları. Girersin Hıristiyan mahallesine, fakire-fukaraya dağıtırsın. Kardeşim tabii ki İHH’nın yardımıyla oradaki insanlar ihya olmaz, sembolik bir yardım belli. O zaman git sen de sembolik sevgini göster, değil mi? Hıristiyan çocuklardan başlayarak, Musevi çocuklardan başlayarak, Müslüman çocuklara da ve fakire-fukaraya değil mi? Orada yalnız yaşayan kadınlar var. “En fakir kim?” dersin, hepsini sevindirirsin, inşaAllah.
Bakın; İsrail’in milliyetçi, ırkçı, şoven, faşist, ateist Siyonist kafada yönetici ekibi var. Toplam bunları söylüyorum, en fazla 200-300 kişi. Dalıyla, küsuratıyla 600-700 kişidir. Adamlara muazzam malzeme veriyorlar diyorlar ki; “arkadaş biz komünistiz, biz teröristiz, biz anarşistiz, var mı diyeceğiniz” gibi. Kardeşim desene; “La ilahe illallah, Muhammeden Resulullah, Müslümanız,” değil mi? “Siz de bize Allah’ın emanetisiniz, siz de “La ilahe illallah” kardeşimizsiniz. Nereden çıkarıyorsunuz, böyle bir şey yok,” deyip,değil mi? Şimdi “İsrail’i biz oradan kazıyacağız” diyor, kardeşim adamı sen dehşete kaptırırsın. Yani Allah vermesin, mesela bir ülke dese ki; “biz Türkiye’yi kazıyacağız, biz Türkleri kazıyacağız.” Ne olur bu millet bir düşünün, değil mi? Bütün herkes galeyana gelir, çok büyük bir olay olur bu. “Senin canını, malını, geleceğini, soyunu, hepsini yok edeceğim” diyor adam, “ne varsa yok edeceğim” diyor. Şimdi “bana ne, ben bunu söylerim” demek olmaz, böyle şey olmaz. Bir kere bu haram en başta, haram. Zaten bu yeterli. Peygamber nesli, senin ne haddine oturup yok etmek; kazırım, bilmem ne, nasıl bir sözdür ? “Yerle bir edeceğiz,” bunlar çok acayip laflar. Desene; şeytanı yerle bir edeceğiz, deccali yerle bir edeceğiz, zalimleri yerle bir edeceğiz. Zalimi de etkisiz hale getirirsin, yerle bir etme, onun da bir hukuku vardır. Gidip adamın tepesine binip, bombalayıp yerle bir edemezsin. Bir kere suçu sabit olması lazım. Oranın adalet sistemi neyse adamın kendi adalet sistemi içerisinde yargılarsın. Benim adalet anlayışım bu deyip, Musevi adama ya da Hıristiyan’a gidip ona göre bir karar uygulayamazsın, inşaAllah. Özellikle burada itidal olmaması, mutedil bakılmaması ve Kuran’ı bir kenara bırakma var. Kuran’ı bir kenara bıraktığında Allah da o insanları bir kenara bırakır. İnsanlar Allah’ı unutursa Allah da insanları unutur, inşaAllah. Bu akılsız modeli bırakacaklar, bu yanlış modeli bırakacaklar. Yanlış model neydi, akılsız model? Allah’ı unutmuş model, zalim model; Hoşiminh’in, Che’nin, Lenin’in yöntemlerini uygulamaktır. Kardeşim bu bize ta zamanında İslam alemine aşılandı. Darwinist, materyalist Hocalar zuhur etti, 100 yıl öncesinden ve bütün İslam aleminde komünist bir çekirdeklenme yaptılar, büyük bir bölümünde. Sonra da o gelişti; Filistin komünistlerin eline geçti, Suriye, Irak, Yemen, hep komünistlerin eline geçti, Mısır. Daha hala bunun belasını çekiyor Müslümanlar, daha hala komünist mantık ortada geziniyor. Bu bir tip. Mehdiyetin, İseviyetin, Hz. İsa (a.s.) ‘nın nüzulünün ruhaniyeti, Kuran ahlakı dünyaya hakim olmadıktan sonra, Allah kendi istediği ahlakı dünyada görmedikten sonra, bunu Allah bizlere göstermedikten sonra; huzur, bereket, bolluk olmaz. Anlaşıldı mı? Bu konuda direnmeyecekler inşaAllah.
Mehdiyete tabi olmak çözümdür. Tek çözümdür. Şimdi başsız beden yaşamaz. Adamlar diyor ki; “Başa ne gerek var? Biz kolla, bacakla yaşarız” diyor. Ölürsün, ölürsün. Başsız yaşanmaz, değil mi? Yani her ülkede bir başbakan oluyor, başbakan olmadan hükümet olur mu? Değil mi? Olmaz, Bakanlar Kurulu toplanıp, “biz hükümet kurduk” diyebilir mi? Başbakan gerekir. İslam aleminin de başında mutlaka manevi bir lider gerekir. Yani mutlaka, Cenab-ı Allah tartışma götürmeyecek şekilde, ümmetin içinde fitne çıkmayacak şekilde Cenab-ı Allah çok büyük bir kolaylık meydana getirmiş. Ahir zamanı meydana getirmiş, deccali çıkarmış, dünyaya küfür hakim olmuş. Ama Allah çok güçlü bir çözüm meydana getirmiş, Mehdi (a.s.)’yi sunmuş dünyaya. Bediüzzaman, çok detaylı kapsamlı açıklamış. Hadislerde Peygamberimiz (s.a.v.) çok kapsamlı, çok net açıklamış. Neden Mehdi (a.s.) gönderiyor? Fitne olmasın, kargaşa olmasın, lider seçmede Müslümanlar birbirine düşmesin. Bu konuda bir tereddüt yaşanmasın. Çünkü Mehdi (a.s.)’ye tabi olunmadığında hiç kimseyi lider seçmez Müslümanlar. Hiç kimseyi. Ve Kıyamete kadar da başsız kalırlar söyleyeyim. Mümkün değildir. Çünkü Cenab-ı Allah’ın kaderi bu. Bu şekilde. Nitekim de bak yapamıyorlar. Yani tahayyül dahi edemiyorlar bir lider seçmeyi, tahayyül dahi edemiyorlar. Çünkü tek çözüm Mehdi (a.s.)’dir. Mehdi (a.s.)’yi de görmezden gelirsen bu kargaşa, bu fitne, bu acı devam eder. Yarın seni terörist ilan eder, öbür gün başkasını terörist ilan ederler, değil mi? Kedi derler, yavrusunu yemeye karar verdi mi orasını burasını ete benzetirmiş, pirzolaya benzetirmiş. Onlar da öyle yani, bir bakıyor işte şuradan buradan falan yeme kararı almak istiyor ama yenilecek gibi de değil. Ne yapsın? Bir şeye benzetmesi gerekiyor, “bu kuşbaşı et, ben bunu yiyeceğim” diyor. Nereden? “İşte ben böyle karar verdim” diyor, “öyle gözüme görünüyor” diyor. Şimdi bu mantığı çok hırsla ve kararlılıkla kırmak lazım. Barışçıl, sevecen, akılcı bir üslup. Bu İncil’in de, Tevrat’ın da, Kuran’ın da ruhunda hakim olan bir güzelliktir inşaAllah.
Evet. Sende film var mı? Göstereceğin fotoğraf?
OKTAR BABUNA: Var Hocam, estağfurullah.
ADNAN OKTAR: Ne var?
OKTAR BABUNA: Güzel yüzler var Hocam gösterelim mi?
ADNAN OKTAR: Ama neyin güzel yüzü?
OKTAR BABUNA: Bebek yüzleri.
ADNAN OKTAR: Tamam bakayım. İnşaAllah.
OKTAR BABUNA: Yerim ben onun tatlı canını, o güzel canını. Şu şekerliğe bak, şu şekerliğe. Acayip güzel, maşaAllah. Adam yani dehşet bir şey, maşaAllah. Allah’ın nurunu, Rahman, Rahim ismini tecelli ettiriyor Allah, maşaAllah. Bu tecellileri onlarda görüyoruz inşaAllah. Müthiş şeker. Aman aman aman göbüşe bak sen, göbüşe. Acayip şeker. Kulakları tavşan kulağı gibi, acayip şeker olmuş. MaşaAllah. Bak nasıl huzurlu ve güzel maşaAllah. İşte Allah’ın istediği bu, bu ahlak. Bu yani, dünyada her yerde hakim olacak olan budur. Allah işte istediği ahlakı insanlara gösteriyor. Bak masum sabilerde gösteriyor. Dünyada yaşanacak olan budur. Bu olmadı mı iblisin sistemi geliyor işte. Şeytaniyet geliyor, deccaliyet geliyor. İkisinden birisini insanlar tercih ediyorlar. İblisi tercih eden sürünüyor, Rahman’ı tercih eden bereket, bolluk, huzur buluyor, güzellik buluyor Allah’ın rızasına kavuşuyor inşaAllah. Ne yapıyor bu duş mu yapıyor?
OKTAR BABUNA: Evet, banyo yapıyor. Muhabbet kuşu.
ADNAN OKTAR: Havada sıcak zannediyorum şöyle bir güzelce bir ferahlıyor. Hazır eline imkan geçmişken. Oh oh maşaAllah, maşaAllah. Hem içiyor, hem yıkanıyor.
Bismillah. Şeytandan Allah’a sığınırım: “Ey Kitap Ehli, dininiz konusunda taşkınlık etmeyin” diyor Allah. Bak “dininiz konusunda taşkınlık etmeyin. Allah'a karşı gerçek olandan başkasını söylemeyin. Meryem oğlu Mesih İsa, ancak Allah'ın elçisi ve kelimesidir. Onu ('Ol' kelimesini) Meryem'e yöneltmiştir ve O'ndan bir ruhtur. Öyleyse Allah'a ve elçisine inanınız; "üçtür" demeyiniz” diyor Allah, demeyin. “(Bundan) kaçının, sizin için hayırlıdır. Allah, ancak bir tek ilahtır. O, çocuk sahibi olmaktan yücedir. Göklerde ve yerde her ne varsa O'nundur. Vekil olarak Allah yeter.” “Mesih ve yakınlaştırılmış Melekler, Allah'a kul olmaktan kesinlikle kaçınmazlar.” Bak burada Hz. Mesih (a.s.)’in göğe alındığının açık delillerinden bir tanesi. Çünkü Melekler gökteler, Mesih (a.s.) de gökte. “Allah'a kul olmaktan kesinlikle kaçınmazlar.” Allah’a kulluk görevlerini yapıyorlar, ibadet ediyorlar inşaAllah. “Kim O'na ibadet etmekten kaçınırsa ve büyüklenirse (bilmeli ki,) onların tümünü huzurunda toplayacaktır.” Yani “öyle bir şey mümkün değil” diyor Allah. İnşaAllah. “Ey insanlar Rabbinizden size 'kesin bir kanıt (burhan)' geldi ve size apaçık bir nur (Kur'an) indirdik” diyor Cenab-ı Allah. İstedikleri her türlü bilgi, doğru bilgi Kuran’da var. Kuran’a göre hareket ederlerse delalete düşmekten kurtulurlar inşaAllah. Evet, şimdi kısa bir ara verelim, sonra devam ederiz inşaAllah.
SUNUCU: Kısa bir aradan sonra yayınımıza tekrar devam edeceğiz.
SUNUCU: Tekrar iyi akşamlar sevgili izleyicilerimiz, Kaçkar Tv ve Aksu Tv’den canlı olarak yayınlanan ‘Adnan Oktar’la Gece Sohbetleri’ programımıza devam ediyoruz.
ADNAN OKTAR: Bir filmden bahsetmiştiniz onu bir görelim. Hazır mı o filminiz?
-VTR -
ADNAN OKTAR: Evet, maşaAllah. Bakbu Cübbeli’ye de bir cevap değil mi? Cübbeli zihniyetine de bir cevap ve Şiilerdeki ve bazı Caferi kardeşlerimizdeki eski yanlış inanca da bir cevaptır. Doğrusu budur. Yani zulmü, acıyı, savaşları, kavgayı ortadan kaldıracak bir insandır Mehdi (a.s.). Dolayısıyla dünyayı kana boğacak, dünyayı savaşın içine sokacak bir insan değildir. Ahmedinejad’ın bu açıklaması çok hayati, bayağı güzel, bunu birkaç kere yayınlayalım. Bizim sitemizde de olsun. Dünya savaşı isteyen şeytandır. Dünyada kargaşa isteyen, kan dökülmesini isteyen, dünyada kitlesel ölümleri isteyen şeytaniyettir. Bir kısım cahil Müslümanlar da bu şeytani oyuna alet oluyorlar bilerek veya bilmeyerek, buna engel olan da yine biz olduk, Allah’a çok şükür. MaşaAllah, elhamdülillah. Harıl harıl onun zeminini hazırlıyorlardı. O zemini ortadan kaldırdık. Bakın İran’ın bu resmi açıklaması. En üst düzeyden devlet açıklamasıdır. Ve “Mehdi (a.s.) geldi” diyorlar. Gelecek demiyorlar. “Mehdi (a.s.) geldi.” Hatta Hürriyet gazetesinde sür manşet verdi. Değil mi? İnşaAllah. Çünkü ben haber gönderdim Ahmedinejad’a; “böyle savaşlardan, yıkımdan, bunlardan bahsetmeyin” dedim. “Çünkü böyle bir şey yok. Mehdiyet barış, kardeşlik ve sevgiyi hakim kılacaktır. Akılla, fikirle, sanatla, bilimle dünyaya hakim olacak Mehdi (a.s.)” dedim. Çok uzun anlattım. Üst düzeyde bir kısım İran’lı kişilere anlattım. “İsrail’in de yerle bir olmasıyla ilgili bir konu yok” dedim. “Öyle bir şey yok, onlar da Müslüman olacaklar, oralara da İslamiyet yayılacak.” Ve buna benzer bütün detayları anlattım. Bakın birebir aynısını şu an Ahmedinejad anlatıyor. Hatta ben, “çıksın basının karşısında bunu anlatsın ve Mehdiyeti sürekli gündemde tutsun” dedim. Aynı dediğim gibi hareket ediyor, maşaAllah, mütevazı ve mazlum bir insan, gayet candan. Ama tabii bu mantığı herkesin kavraması gerekiyor. Fakat tabii Şii inançta Mehdi (a.s.) bir ruhtur. Yani orada bir yanlışlık var. Onun düzelmesi gerekiyor. Bak, bu çizgiye kadar geldiler, bu güzel. Yani en hayati noktalar halloldu. Ama şimdi Mehdi (a.s.) anneden-babadan doğma bir insandır. Şii inancındaki Mehdi (a.s.)’de haşa Allah gibi bir ruh, her yeri kaplayan biri. Ama şöyle, tabii ki biz Mehdiyetin gölgesi altındayız. Zıllı altındayız. Fakat şimdi “Mehdi (a.s.) ile konuşuyorum” derken gerçekten konuştuğunu düşünüyor yani bu olmaz. Tabii ki Mehdiyetin gölgesi altında olduğumuzu ben biliyorum. Var gücümle mücadele ediyorum. Ama ben Mehdi (a.s.) ile konuşmam, ruhuyla konuşmam Mehdi (a.s.)’nin. Böyle bir şey yok çünkü. Anadan-babadan doğma bir insandır Mehdi (a.s.). Nasıl Peygamberimiz (s.a.v.) anneden-babadan doğma bir insandı, nasıl İbrahim (a.s.), İshak (a.s.), bütün Peygamberler böyleydi; yani Peygamberde bile olmuyor böyle bir olay. Yani Mehdi (a.s.)’de nasıl olsun? Yani Allah’ın Adetullahında yok, hiçbir zaman için böyle bir şey olmamış. Dolayısıyla bu yanlış düşüncenin de süratle düzeltilmesi gerekiyor. O zaman her şey tam düzelmiş ve tam rayına oturmuş olacak inşaAllah. Doğru yola girmiş olacak, inşaAllah. Tabii bunu yarın ve önümüzdeki günlerde ehemmiyetli bir konu olarak ele alalım. Bediüzzaman’ın izahlarından olsun, hadislerden olsun, Kuran’dan olsun, bunu açıklamamız gerekiyor. Mehdiyet şu an bütün dünyayı kapladı. Ama Allah’ın ‘Hadi’ ismi kapladı. Yani Mehdi (a.s.)’nin ruhu değil. Mehdi (a.s.)’nin ruhaniyeti kapladı dünyayı. Mehdi (a.s.)’nin ruhaniyetini yaratan kimdir? Allah’tır. Dolayısıyla biz Allah’a dua ederiz. Değil mi? Allah’a dua ederiz, Allah’tan bir şey isteriz. Mehdi (a.s.)’den bir şey istemeyiz. Ama Mehdi (a.s.)’nin şahsıyla karşılaştığımızda ondan bir şey isteyebiliriz. Diyebiliriz mesela; “şöyle bir ortam meydana getirebilir miyiz?” “Şöyle bir imkan meydana getirebilir misiniz?” diyebiliriz. Değil mi? Bu düşüncenin bu çizgiye kadar düzelmesi çok güzel. Ama en hayati noktada da takılıp kalmış gibi görünüyor. Bunun bir an önce düzeltilmesi gerekiyor, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER:Siz daha iyi bilirsiniz Hocam. Hakikaten Sayın Ahmedinejad’ın 180 derece değişti yani basın haberlerinde, kayıtlarda zaten vardır. Eski söylemleri hakikaten savaş çağrıştıran, İsrail’le ilgili, nükleer bombayla ilgili hep Kıyamet savaşlarını dillendiren şeyde, siz söyledikten sonra tamamen barış, kültür, medeniyet ve Mehdi (a.s.)’nin sevgi getireceğini hakikaten dünya gördü. Ve muhtemel belki -tabii kaderi yaşıyoruz, Allah’ın takdiri- belki bu sebepten olabilecek birçok şeye vesile oldunuz önlenmesine, belki de Hocam, Allah’ın izniyle.
ADNAN OKTAR: Normalde şu ana kadar savaş çoktan olurdu. Çoktan olacaktı. Allah’ın dilemesiyle onu engelledik. İran’la Amerika arasında hatta nükleer savaş da olabilirdi. Amerika İran’a veya İsrail atom bombası atabilirdi ve çok büyük olaylar olabilirdi. Bölge kana bulanabilirdi. Allah vesile etti, engelledik inşaAllah. Yalnız bu tarihi gelişmelerin tabii belgelendirerek açıklanması lazım. Önce Ahmedinejad’ın daha önceki demeçlerini bir gösterelim. Sonra diğer demeçlerini gösterelim. Arada çok büyük bir fark vardır. Bu hem İsrail açısından da rahatlatıcı, Amerika açısından da rahatlatıcı, Müslümanlar arasında da çok sevindirici. Mesela geldi burada Türkiye’de Sünni bir imamın arkasında namaza durdu, Ahmedinejad. Yani normalde bir Şii, Sünninin arkasında namaz kılmaz. Hatta Sünnilerde Şiilerin arkasında namaz kılmazlar. Namazı batıl olur diye inanırlar. Ama bakın bu inancı o kırdı. Buraya geldi ve kırdı. Ve Osmanlı bir camide. Bu çok manidardır. Fakat tabii diğer konularda da titizlikle sözümüze eğer uyarlarsa, her şey çok çok daha güzel olacak. Daha netleşmiş olacak. Yani istişarede fayda var. Müslümanlar Kuran ahlakıyla, Kuran’a göre hareket ettiklerinde Allah sürekli yollarını açar. Kuran’a uygun hareket edilmediğinde kendi aklına göre hareket edildiğinde Allah rahatlık vermez insanlara, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER: Uygun görürseniz gazete haberleri vardı. Belki onları gösterebiliriz.
ADNAN OKTAR: Tamam bakayım.
ALTUĞ BERKER: “İsrail Kandil’e silah gönderdi” diyor Hocam.
ADNAN OKTAR: Ne zaman?
ALTUĞ BERKER: Yeni dillendirmeye başlamışlardı Hocam bunu. “ABD'li gazeteci Hersh, Ortadoğu'daki gelişmeleri Takvim'e değerlendirdi: ‘İsrail, Kandil'e silah sevkiyatı yaptı. Yahudiler, bölgede istikrarsız bir Türkiye istiyor.’” Ateist siyonistler tabii, ateist siyonist yönetim bunu yapan.
ADNAN OKTAR: Bu doğru bir haber mi peki?
ALTUĞ BERKER: Gazetecinin aktarması Hocam. Ama araştırılması gerekir, dediğiniz gibi, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Bu tip haberler iki tarafı birbiriyle karşılaştırmak için yapılabilir. Böyle şeylerde çok uyanık, akılcı olmak lazım. Ne İsrail böyle bir olayın içine girsin, ne Türkiye böyle bir olayın içine girer. Akılcı yaklaşmak lazım. İsrail bizim yed-i emanımızda olan, içerisinde Müslümanları, Hıristiyanları, Musevileri barındıran bir topluluk. Değil mi? Bir devlet, bir millet yani inşaAllah. Dolayısıyla biz böyle bir savaşın olmasını, bir kargaşa olmasını, hiçbir zaman için istemeyiz. Barış içerisinde, kardeşlik içerisinde, huzur içerisinde yaşamalarını isteriz. Ama inanç zıtlığı olmaması gerekiyor. Yani bu çok önemlidir. İnananlar bölgeye hakim olması lazım. Allah’ı sevenler, Allah’tan korkanlar; sevgiyi, barışı, kardeşliği savunanların bölgeye hakim olması gerekiyor.
SUNUCU: Hocam, sadece şeyi merak ettim. İsrail neden o zaman Türk gemisine saldırdı? Amacı neydi sizce?
ADNAN OKTAR: Benim söylediğimi yapsalardı, benim kanaatim hiçbir bahane de olmayacaktı. Yani karşı taraf eğer saldırmak isteseydi bile yüzde yüz haklı konumumuz olacaktı. Ben dedim ki tekrar tekrar söyledim, gemi yanaşmadan, daha yoldayken de söylenebilirdi; “gelin istediğiniz gibi gemide arama yapabilirsiniz” denmesi lazımdı. Yani askerleri sevecenlikle karşılamak yani şefkat göstererek karşılamak gerekirdi. Zaten ilk gelen askerler de şaşkınlar, yani çocuklar öyle bir şey içerisinde değiller gibi. İlk gelenler. Sonradan katilleri getirmişler. Yani 45 dakika sonra profesyonel katilleri getirdiler. İlk gelen askerler bilmiyor böyle şeyleri, benim gördüğüm. Onlar sadece arama yapacaktı, anladığım kadarıyla. Sonra bu tip olaylar olunca yani direnme tarzı veya ona benzer hareketler olunca, adamlara bahane oluşmuş oldu. Halbuki baştan askerlerle böyle iç içe olsalardı, onların arama yapmalarına müsaade etselerdi, istedikleri gibi arama yapsalar ve birlikte, hatta “gidin, birlikte dağıtın” dedim. Hatta “İsrail çocuklarına da biraz yardım edersiniz” dedim. “Diğer kişilere de yardım edersiniz” dedim. Böyle bir stil barışı iyice güçlendirirdi. Hiçbir bahane de olmazdı. Her yönden çok çok güzel olurdu. Ama dediğim gibi yapmadılar. Olay bu şekilde gelişmiş oldu. Ama tabii cinayet için hiçbir açıklama olamaz. Her halükarda bir çocuğun, bir gencin kafasına dört tane kurşun sıkılması yani çok olağanüstü bir anormallik. Fakat profesyonel katil göndermeleri. Mesela 45 dakika sonra, profesyonel katil göndermelerine olanak sağlanmış oldu. Yani bu olmasa benim sözümü tutsalardı, Allah-u alem hiçbir şey olmazdı. İnşaAllah.
ALTUĞ BERKER: Sizin yıllardan beri söylediğiniz bir konu, şu anda bir gazete haberi olmuş Hocam. “PKK kadrolarındaki Ergenekon” diye. “Terör örgütü PKK’dan ayrılarak Kuzey Irak’ta yaşayan Osman Öcalan, PKK kadroları içinde Ergenekon’un elinin olduğunu söyledi.”
ADNAN OKTAR: Yani şimdi bu söz öyle bir söz ki, yani hani kısmen Ergenekon’un eli var, iddia edilen Ergenekon yöntemi, kısmen bağlantısı var. Kurnaz bir açıklama bu. Şimdi mesela diyoruz ki; “kısmen şu olayın içerisinde bu kişilerin bir parça etkisi olabilir.” Bu akla ne getirebilir? Hiçbir etkileri yok ama kenardan olaya dahil olmak istiyorlar. Böyle değil. PKK doğrudan iddia edilen Ergenekon Örgütü’nün bir koludur. Yani doğrudan ona hizmet eden bir teşkilattır ve emir-komuta zinciri içerisinde hareket ediliyor. Yani net bağlantılıdır. Ama bağlantısı emir-komuta zinciri içerisindedir. Yani bütün komuta kadrosu tamamıyla iddia edilen Ergenekon Terör Örgütü’ne bağlıdır. Başından beri onun dışında bir hareket yapmamışlardır. Ve bütün terör örgütleri de bu şekildedir. Başıboş değildir. İddia edilen Ergenekon Örgütü herhangi bir lideri diskalifiye etmek istediğinde, yok etmek istediğinde, etkisiz hale getirmek istediğinde; gidiyorlar adamı ya öldürüyorlar, ya boğuyorlar, ya boynunu kırıyorlar, ya intihar etti diyorlar. Bu şekilde bir stilleri var, yöntemleri var. Bu en az bir 150 yıllık bir melanet örgütüdür, iddia edilen Ergenekon Örgütü. Yeni bir olay değil. Dolayısıyla bu tip izahlarda insanların hemen dikkati dağılır. Ya dersin, PKK’ya demek ki yaklaşmaya çalışmışlar. Demek ki PKK iddia edilen Ergenekon Örgütü’nün etkisi altında değil. Şimdi doğrudan reddetmektense, böyle bir üslup çok daha kurnazcadır. Çok daha etkileyici olacağı düşünülerek söylenmiş bir sözdür. Bu bir aldatmacadır. Böyle bir şey yok. Net iddia edilen Ergenekon Örgütü’nün kendisidir PKK. Net. Kan dökme, şeytana hizmet etme, önüne geleni öldürme şeytanın özelliğidir ve örgütün ana yapısı da budur. İddia edilen Ergenekon Örgütü de aynı kafadadır. Sağcıyı da öldürür, solcuyu da öldürür. Polisi de şehit eder, askeri de şehit eder. Kendi kendini de öldürüyor bunlar. Yani iddia edilen Ergenekon Örgütü psikopat bir örgüttür. Ne yapacağı, ne edeceği belli olmayan bir örgüttür. Yargı içerisinde de görüyorsunuz yani nasıl yapılanma içerisinde olduğunu. “En hayati yapılanması yargı içerisinde” dedim. O zaman pek önemli görmedi birçok kişi. En başında söyledim ama bakın, en başında. İki yıl öncesinde söyledim. “En tehlikeli örgütlenme” dedim, “iddia edilen Ergenekon Örgütü içerisinde, yargı içerisindeki örgütlenmesidir” dedim. Bakın iki yıl sonra dediğimin doğru olduğunu gördüler, bugün her yerde iddia edilen Ergenekon Örgütü’nün yargı içerisindeki yapılanmasıyla uğraşıyorlar. Türkiye’nin en büyük sorunu haline geldi şu an bu. Değil mi? Kangrenleşmiş yani adamlar her yerde çöreklenmişler ve akıl almaz pişkin ve arsızlar. Yani, müthiş arsız. Akıl almaz rahatlar yani yapılanmalarından dolayı. O yüzden, iddia edilen Ergenekon Örgütü’ne karşı Türkiye Cumhuriyeti’nin, Atatürk’ün kurduğu bu cumhuriyetin var olma savaşıdır. Bir kurtuluş savaşı veriliyor. Var gücüyle vatandaşlarımızın devlete yardımcı olması gerekiyor. Polise, savcılara, mahkemelere var gücüyle destek olmaları lazım. Her yönden de koruyup kollamakla mükelleflerdir. Yani devlet kendini kollar ama devlet de milletten oluşur, bunu unutmamak lazım. İnşaAllah.
ALTUĞ BERKER: Bir hikmetli benzetmeniz vardı Hocam, bu konuda. Masonluk, iddia edilen Ergenekon Örgütü ve PKK; dede, baba, torun gibidir demiştiniz.
ADNAN OKTAR: Evet çok güzel. Tabii. Dedeler masonluk değil mi? Sonra devamını getir.
ALTUĞ BERKER: Dede, baba, torun gibidir demiştiniz.
ADNAN OKTAR: İddia edilen Ergenekon Örgütü baba, değil mi babaları? PKK da torun. Evet.
-VTR-
ALTUĞ BERKER: Sizin daha önce söylediğiniz ve şu anda gerçekleşen başka bir şey daha var Hocam. Bugün haber oldu. İsterseniz, uygun görürseniz okuyayım.
Siz Hocam yıllardır Türk-İslam Birliğinin kurulmasından ve serbestçe, rahat rahat diğer ülkelere gidip gelip, kendi şehrimiz gibi diyordunuz Hocam. Rahat rahat kendi ülkemiz gibi diğer ülkelere gidelim. Hatta kıyılarında et yiyelim diyordunuz Hocam. Bugün Sayın Dışişleri Bakanımız şöyle dedi, Türk-Arap İş Forumu toplantısında; “Doğu’nun Avrupa Birliği’ni kuruyoruz.”
ADNAN OKTAR: MaşaAllah, bu nedir? Türk-İslam Birliği işte.
ALTUĞ BERKER: Evet Hocam. “Dört ülke ile aramızda sınırlar kaldırılıyor. Bu şekilde halklarımız başka bir ülkeye geçtiklerini hissetmeden rahatça dolaşacaklar” demiş Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Ben bunu iki yıl önce söylememiş miydim?
ALTUĞ BERKER: Söylediniz Hocam. Birkaç defa söylediniz hatta.
ADNAN OKTAR: “Sen ne söylüyorsun?” diyorlardı. “Sen hayali şeyler söylüyorsun, gerçekten samimi inanıyor musun buna?” diyorlardı. Demek ki doğruymuş dediklerim.
ALTUĞ BERKER: Birebir Hocam, doğru.
ADNAN OKTAR: Birebir tabii. “Sınırlar kalkacak” dedim. Bakın, buyurun.
ALTUĞ BERKER:Aynısıyla, maşaAllah evet. Ve “diğer ülkelere de açık” bu şey dedi, “herkes gelebilir” dedi.
ADNAN OKTAR: Tabii sıradan gideceğiz, Allah’ın izniyle. İnşaAllah.
Kardeşimiz bir yazı göndermiş. “Fethullah Hocamız da İsrail’in Mavi Marmara Gemisi’ne yapmış olduğu saldırı hakkında vermiş olduğu mülakattan dolayı, ağır ithamlar yapılıyor Fethullah Hocamıza” diyor. “Bu durum bizleri üzmekte Hocam” diyor. Ne dedi de Fethullah Hoca, o kadar olay oldu? Nedir konu? Sen biliyor musun konuşmasını?
ALTUĞ BERKER: Gemiyle ilgili mi?
ADNAN OKTAR: Evet.
ALTUĞ BERKER: “İzin alınması gerekirdi baştan” dedi.
ADNAN OKTAR: Başka bir şey söylemedi.
ALTUĞ BERKER: O kadar Hocam.
ADNAN OKTAR: Ne var bunda? Yani izin alınması, “gelin, bakın” demek istiyor. Gelin, bakın, ne varsa kontrol edin. O zaman o konuşmanın tam metnini bana bir getirin, ben bir bakayım. Çünkü ben söylüyorum kimsenin bana bir şey dediği yok. Yani o zaman bana da bir şey demeleri lazımdı. Bana “güzel söylüyorsun, doğru konuşuyorsun” diyorlar. Hocamız söyleyince niye öyle diyorlar acaba? Bir bakalım inşaAllah.
ALTUĞ BERKER: Bütün açılarından ele alıp makul, şefkatli ve diplomasiye, her türlü şeye uygun kapsayıcı izahlarda bulunuyorsunuz tabii Hocam. O yüzden tatminkar oluyor, herkesin kalbine ve aklına siniyor inşaAllah.
ADNAN OKTAR: İskoçya’dan Serdar kardeşimiz yazmış. “Değerli Hocam, Allah’ın selamı ve bereketi üzerinize olsun inşaAllah” diyor. Ve aleyna aleykümselam ve rahmetullahü ve berekatühü. “Hocam siz Ermenistan ile Türkiye arasındaki ilişkilerin düzeleceğini ve hatta sınırların kalkacağını söylediğinizde daha Ermenistan Türkiye milli maçının kurası bile çekilmemişti ve ortada böyle bir maç dahi yoktu. Hatta spiker arkadaşımızın sizin sınırların açılması ile ilgili yorumunuz üzerine “Ermenistan’la da mı?” diyerek şaşkınlığını dile getirmesine karşılık, siz de “tabii, hatta ilk önce Ermenistan ile olacak” dediğinizi dün gibi hatırlıyorum, maşaAllah. Hocam iddia edilen Ergenekon Örgütü’nün Azerbaycan ve o bölgedeki yapılanmasının altında acaba, Ermenistan’la ve o bölgedeki Türki Cumhuriyetler ile olacak yakınlaşmayı engelleme amacı yatabilir mi?” Tabii ki, başından beri iddia edilen Ergenekon Örgütü’nün tek amacı budur. Türk-İslam Birliği’ni ortadan kaldırmaktır, engellemektir. İslam Birliğini istemez, Müslümanlar ülkelerle birleşmemizi istemez, Türki devletlerle birleşmemizi istemez, Türkiye’yi yirminin üzerinde federe devlete ayırmak istiyorlar. Yani bu it kopuk takımının ben mantığını çıkaramıyorum. İddia edilen Ergenekon Örgütü mensupları böyle şeytana ruhunu satmış manyaklardan oluşuyor. Ne istediği belli değil, neyi amaçladığını anlayamıyoruz. Ama her zaman söylüyorum ben, bu yargılananları, hapiste olanları tenzih ediyorum ben, örgütün ana yapısını söylüyorum, inşaAllah. İddia edilen Ergenekon Örgütü’nün o şeytani yapılanmasını söylüyorum.
Fatih Altaylı’nın Cübbeli’ye karşı müthiş bir muhabbeti var, ama bize karşı da müthiş bir muhalefeti var. Demek ki onda bir güzellik buluyor, Cübbeli’de. Bizde de demek ki bazı rahatsız edici yönler buluyor. Mesela Darwinizme karşı olmamız, materyalizme karşı olmamız ve birçok garip ve yanlış olan şeye karşı olmamız hazreti rahatsız etmiş demek ki. Çok ciddi bir muhalif tavrı var. Allah hidayet versin, Allah aklını arttırsın, akıl versin Allah inşaAllah. Mesela bak geldi, mahkemede bizden şikayetçi oldu. Tamam vatandaş olarak hakkı. Ne diyor? Mahkeme Başkanı soruyor, diyor ki; “size bir tehdit, bir parasal menfaat, şantaj herhangi bir şey oldu mu?” diyor. “Bir tehdit, bir parasal menfaat olmadı, birebir bir tehditle karşı karşıya kalmadım.” Doğru, bizim tehditle ne işimiz olur? İnşaAllah. “Ama şikayetçiyim” diyor. Halen de yine şikayetçi. Beraat ettiğimiz halde şikayetçi. Davası düştüğü halde şikayetçi. Vatandaş olarak hakkıdır, teşekkür ediyoruz, devam etsin. Allah razı olsun, ne diyelim? Cübbeli’ye karşı muhabbetini de saygıyla karşılıyoruz. Allah muhabbetini arttırsın inşaAllah. Vardır bir bildiği, bilmiyoruz, inşaAllah.
Berker’im anlat.
ALTUĞ BERKER: Obama’nın bir duası var Hocam, görmek ister miydiniz?
ADNAN OKTAR: Evet.
ALTUĞ BERKER: “İsa (a.s.) adına günahlarımın bağışlanmasını, ailemin korumasını ve Tanrı’nın dileğinin bir enstrümanı olabilmeyi diliyorum” demiş Hocam.
ADNAN OKTAR: “İsa (a.s.) adına günahlarımın bağışlanmasını,” “İsa (a.s.)’nın yüzü suyu hürmeti için günahlarımın bağışlanmasını” diyor. Ehl-i sünnet inancına göre olur böyle bir dua. “Ailemin korunmasını ve Allah’ın dileğinin bir vesilesi olabilmeyi diliyorum” diyor. İnşaAllah, Allah duasını kabul eder. Etmiştir inşaAllah. Allah her hak duayı, her hayır duayı kabul eder. O duasının tahakkuk ettiğini de görecek inşaAllah, yakın zamanda inşaAllah. İslam ahlakı dünyaya hakim olacak, Hz. İsa Mesih (a.s.) insanlarla yüzyüze görüşecek. Obama ile de görüşecek. İnşaAllah Hz. İsa (a.s.)’nın talebesi olur Obama da. İnşaAllah.
Bu Fatih Altaylı sence Cübbeli gibi bir kişiyi neden destekliyor olabilir? Ve bize neden karşı oluyor olabilir? Ama ne karşı olma yani, evet.
ALTUĞ BERKER: Hocam siz Ahir zamanda İslam’ın güzel ahlakının hakimiyetini müjdeliyorsunuz. Hz. Mehdi (a.s.)’yi müjdeliyorsunuz, herkese sevgiyi aşılayacak. İkisinin de ortak şeyi Mehdiyete karşı olmaları olabilir Hocam belki. Mehdiyetin olmasını istemiyor olabilirler.
ADNAN OKTAR: Fatih Altaylı da, Cübbeli de Mehdi (a.s.) konusunda çok hassaslar. Fatih Altaylı Mehdi (a.s.)’yi mümkün mertebe bu yüzyıldan çıkartmaya çalışıyor. Yani normalde hiç gelmemesini istiyor, “hiç gelmeyecek” diyor. Ama mümkün mertebe bu yüzyıldan çıkartmaya çalışıyor. Cübbeli de 570 yıl sonrasına ertelediği için Mehdi (a.s.)’yi, ona sıkı sıkıya sarılıyor. Cübbeli’nin avantajlı bir yönü daha var onun açısından, Cübbeli Darwinizme hiç dokunmaz. Zaten sordular; “evrim konusunda ne diyorsunuz?” dediler. Böyle sakalını kaşımaya başladı, “evrim ne ki?” dedi. İşte bu kadar. Yani tam Fatih Altaylı’nın isteyeceği bir tip, o yönüyle yani, mükemmel. Kendi açısından tabii. Biz ne yapıyoruz Habertürk’e çıkıp? Fatih Altaylı’nın Darwinist görüşlerini benimseyen adamları hallaç pamuğu gibi atıyoruz, değil mi? Isparta halısı gibi dümdüz eziyoruz. Karşımıza defalarca çıkarttı, defalarca ezdik, değil mi? Şimdi herhalde sorun buralarda dönüyor benim gördüğüm. Yani İslam ahlakının dünyaya hakimiyetine karşı Fatih Altaylı’da bir rahatsızlık var gibi görünüyor. Darwin’in Evrim Teorisi’ni ezmemizden bir hayli tedirgin görünüyor. Mehdi (a.s.)’nin bu yüzyılda çıkmasından bir hayli rahatsız gibi görünüyor. Hz. İsa (a.s.)’nın nüzulünden ve yeryüzünde Müslümanlarla kucaklaşmasından tedirgin olmuş gibi görünüyor. Bir de bakıyor ki; Cübbeli, adamda evrim yok, Darwinizm yok, materyalizm yok, onlara dokunmuyor. Mehdi (a.s.)’yi de 570 yıl geriye erteliyor. Artı Cübbeli var gücüyle kendi kafasınca tabii, kendi mantığı, kendi kültür düzeyine uygun olarak bizimle mücadele ediyor, yani ne biliyorsa kendince. İyi bir müttefik olarak gördü herhalde. İyi bir müttefik olarak gördü. Müttefiki ona hayırlı uğurlu olsun inşaAllah. Yani bu duruma geldiyse Fatih Altaylı, bu ilginçtir, şaşırtıcıdır.
ALTUĞ BERKER: Normalde 180 derece birbirlerine zıt, selam bile vermezler birbirlerine o hayat tarzı farklılıklarından.
ADNAN OKTAR: Acayip seviyor yani, acayip seviyor. Zaten evine davet ediyor Cübbeli. “Eve gel, evde bende başka olaylar da var, çok hoşuna gidecek” diyor. “Özelde görüşelim” diyor. “Özelde görüşelim, bu ne ki” diyor. Adamlar yerlere yatıyor güleceğiz diye. “Bende daha harikalar var, gelirseniz size gösteririm” diyor. Ailelerle zaten, bir kısım bizlerle kendince uğraştığını zanneden bir avuç, 3-5 tane aile ile zaten Fatih Altaylı iç içe. Avukatı zaten iç içe. Fatih Altaylı’nın avukatı ile o ailelerin avukatı aynı. Rezzan Aydınoğlu, aynılar. Yedikleri içtikleri ayrı gitmiyor. Fakat Cübbeli ile de acayip muhabbet halindeler. Bakın o aileleri ben biliyorum. Dine bakışlarını da biliyorum ve Cübbeli’ye bakışlarını da biliyorum. Zıtlıklarının derecesini de biliyorum. Fatih Altaylı’nın da o görüşe, o mantığa karşı, o inanca karşı nasıl bir bakış açısı içerisinde olduğunu biliyorum. Ama yedikleri içtikleri ayrı gitmiyor, acayip bir muhabbet var aralarında. Çünkü ortak amaç var. Amaç birliği olunca, detaylar önemli olmuyor, teferruat olmuş oluyor onlar için herhalde. Çünkü amaç önemli oluyor. Yani onlar; ateist siyonistler de olabilir, komünistler de olabilir, PKK da olabilir, Fatih Altaylı’nın çevresindeki kişiler de olabilir; bizlere ellerinden geleni ardlarına koymayacak şekilde davranabilirler. Yani o bizde bir sorun meydana getirmez. O benim şevkimi, gayretimi, heyecanımı daha da çok arttırır. Biz hakkı savunuyoruz. Benim Fatih Altaylı ile alıp veremediğim yok. Zaten kendisi de çıktı mahkemede, “bizi ne tehdit etti, ne şantaj. Hiçbir şey yok. Bana böyle bir şey demedi” dedi. Yani “tehditten, şantajdan, bunlardan bahsetmedi.” Reddediyor zaten mahkemenin huzurunda, ama “şikayetçiyim” diyor. Şikayeti de hayırlı uğurlu olsun, vatandaştır, teşekkür ediyoruz, Allah razı olsun. Mahkeme-i Kübra’da, Büyük Mahkeme’de zaten karşılaşacağız biz Fatih Altaylı ile. Oradaki üslubu benim için çok önemli. Orada bakalım nasıl konuşacak, neler diyecek? Cübbeli, o ve beraber ittifak ettikleri diğer kişilerle hep beraber bir karşı karşıya geleceğiz. O zamanki üslubu benim için çok önemli. Fatih Altaylı ileri yaşlara gelmiş bir insan. Aileler ileri yaşlara gelmiş, herkes Ahirete doğru yaklaşıyor inşaAllah. Hepimiz Ahirete gideceğiz ve Allah’ın huzuruna gideceğiz. Oradaki üslubunu ben çok merak ediyorum, bakın nasıl konuşacak inşaAllah. Bir de İslam ahlakı dünyaya hakim olunca nasıl konuşacak tabii. Çok çok, en merak ettiğim konulardan birisi. Bunu bütün vatandaşlarımız görecekler. Mehdi (a.s.) zuhur ettiğinde nasıl konuşacak, onu çok merak ediyorum. Cübbeli nasıl konuşacak, nasıl açıklamalar yapacak? Bak hatıra olarak ben size söyleyeyim, çok şaşıracaksınız, çok değişik konuşacaklardır. Bizimle uğraşan aileler de, çok değişik konuşacaklarını umuyorum. Yani 180 derece üslup değişeceği kanaatindeyim Mehdi (a.s.)’nin zuhurunda inşaAllah. Ama tabii onları yaratan da Allah, onlara bu tarz konuşmaları yaptıran da Allah. Bunlara bu enerjiyi, bu gayreti veren de Allah. Çünkü öyle bir şey olmazsa bizim sevap kazanacağımız bir imkan olmayabilir, yahut azalabilir. Her tavırları, her hareketleri bizim için bir sevaptır inşaAllah. Ayrıca bir kinim ve garezim de yok ne ailelere karşı, ne Fatih Altaylı’ya karşı, yani ben hakkımı helal ediyorum. Onlara karşı bir öfkem, bir kinim yok. Fakat garibime gittiği için söylüyorum, yani şaşırdığım için söylüyorum inşaAllah. Mesela Fatih Altaylı’nın biz 99’da gözaltına alındığımızda ana haberi şu, Fatih Altaylı’nın. “Adnancılardan şikayetçi olun.” Benim bildiğim önce suç ortaya çıkar değil mi? Deliller ortaya çıkar, adam seni derdest alır, götürür. Der ki; bak suçun bu, deliller bu, böyle olur. Bir insan tutuklandıktan sonra şikayetçi aranır mı arkasından? Ben ilk defa görüyorum böyle bir şey. Varsa usulde tamam, eyvallah, yani kabul ediyorum da ben, duymadım böyle bir şey değil mi? Önce adamı getireceksin, “şimdi bundan şikayetçi olan var mı? Suç işlediyse söyleyin üzerine yükleyelim.” Böyle denir mi? Bu şekilde olmaz benim bildiğim, değil mi? Adam suçu işler, nettir. Delili ile alır götürürsün konu biter. Zaten onun ifadesi de bir şey değiştirmez, yani reddetse de, kabul etse de fark etmez değil mi? Yani suç varsa delillerle netleşmiştir. Böyle bir şey varsa tamam. Nitekim bakın bizimle yaklaşık Fatih Altaylı 10 yıldan beri uğraşır. Allah razı olsun, elinden geleni ardına koymasın, bir şey demiyoruz. Peki sen, birçok Türkiye’de şey var mesela, “Adnancılardan şikayetçi olun.” Niye demiyorsun; PKK’dan şikayetçi olun veyahut terör örgütlerinden şikayetçi olun, şunlardan şikayetçi olun niye demiyorsun da, bizler için bunu düşündün değil mi? Biz ne yapıyoruz? Darwinizme, materyalizme, ateizme karşı mücadele veriyoruz. Türk-İslam Birliği’ni kurmak için gayret ediyoruz. Ateist siyonistlerle, ateist masonlarla mücadele ediyoruz, fikri bazda. Bu üslubunu, bu kadar zalimler var, bu kadar cinayet işleyenler var, bu kadar insanlara akıl almaz zulüm eden insanlar var. Onlar için niye yazmıyorsun, şikayetçi olun diye değil mi? Ki suçları sabitken, de bizim için diyorsun. Ben buna biraz şaşırdım. Tabii Türkiye’de hürriyet var, fikir hürriyeti var, istediği gibi yazar. Ama ben şaşkınlığımı dile getirmek için söylüyorum. Nitekim de, bakın üzerimize atılı suçu, mahkeme biliyorsunuz 3 yıl hapis cezası verdi, biz itiraz ettik. Dedik, birçok yönden itiraz ediyoruz. Yargıtay ne dedi? “Biz bu mahkumiyeti bozuyoruz” dedi, “bozuyoruz” dedi. Kaç yönden? “Çok fazla yönden bozuyoruz” dedi. Sözümüz doğruymuş demek ki. Doğru söylemişiz, inşaAllah. Ama tabii mahkemenin bütün kararlarına saygımız var. Ne dedi bizim savcımız, mahkemenin savcısı, mahkemeye? Fatih Altaylı mahkemeye biliyorsunuz bizzat gelmişti. Yüz yüze de görüşmemiz olmuştu. “Sanıkların poliste alınıp mahkemede kabul etmedikleri CMK’nın 148/4 maddesi gereğince, hükme esas kabul edilemeyecek ifadelerden başka yargılama sırasında sanıklar aleyhine delil bulunmadığı” yani diyor ki; “işkence ile alınmış, yanında avukat olmadan alınmış ifadelerin geçersizliğini zaten CMK’nın 148/4 maddesi açıkça ifade ediyor” diyor savcı “ve bu hükme esas teşkil edemeyecek ifadeler bunlar” diyor. Çünkü işkence ile alınmış ve yanında avukat yok. “Bu geçersizdir” diyor savcı. “Bu ifadelerden başka, yargılama sırasında sanıklar aleyhine delil bulunmadığı,” “dosyada da başka hiçbir delil yok sanıkların aleyhine,” diyor, “hiçbir şey yok” diyor, “bu haliyle bütün sanıklar hakkında beraat kararı verilmesi gerekirken, mahkumiyetlerine karar verilmesine itiraz ediyorum” diyor savcı, inşaAllah. Ayrıca diyor ki; “İstanbul 2. Ağır Ceza Mahkemesi’nin, tefrik edilen ve aynı delillerin bulunduğu davada,” Bülent Tatlıcan isimli bir arkadaşımız vardı, benim çok samimi bir kardeşim. Ta 18-19 yaşından itibaren hep benim yanımdaydı. Yani yemekleri beraber yeriz, mesela bir misafir geldiğinde karşılar değil mi? Bir yere gideceğimiz vakit mutlaka yanımda olur, yani 24 saat diyebilirim, sürekli yanımda olan bir kardeşimiz. Yani ne varsa birlikte yaptık zaten. Faaliyetlerimiz, bütün vakıf faaliyetleri, konuşmalar, her şeyi beraber yaptık. Bu kardeşimize imamlık iddiası atıldı, imam dendi mahkemece, tamam. “Tefrik edilen ve aynı delillerin bulunduğu davada,” işte bu arkadaşımızın davası yani aynı delillerden, aynı dosyadan, her yönden aynı, yani bana yapılan suçlamalar, ona yapılan suçlamalar aynı. “Aynı heyetçe,” heyett de aynı. “Aynı suçun sabit olmadığı bahisle” ve diğer 5 tane de arkadaşım, yine aynı konumda onlarda, “hakkında beraat kararı verildi.” “Verdiniz diyor mahkeme. “Hepsinden beraat kararı verdiniz” diyor mahkeme, Bülent Tatlıcan’a. Biz de şimdi mahkemeye onu gösterdik zaten. “Hiçbir delil değişikliği olmadığı halde,” diyor savcı, “bu sanıklara mahkumiyet kararı verilmesi,” yani Adnan Oktar’a ve diğer arkadaşlarına mahkumiyet kararı verilmesi, “kanuna ve usule aykırı bulunduğundan, kararın sanık lehine bozulmasına” dedi Cumhuriyet Savcısı. Yargıtay da çok fazla sebepten bozdu kararı. 3 yıllık cezayı kaldırdı. Yani mahkemenin hükmünü kaldırdı, inşaAllah. Evet tabii bunların hepsinde hayır var, güzellik var inşaAllah. Ayrıca mesela bu arkadaşımız aynı suçtan, aynı davadan, 313’üncü maddeden yargılandı onlar ve beraat ettiler 313’ten. Bize gelince de 220’den yargılandık ve 3 yıl ceza aldık. Aynı, her şeyimiz aynı. Şimdi savcı ona da itiraz etti. Dedi ki: “Sanıklara müsnet suçun CMK’nın 250/1-b maddesince tarif edilen,” işte uzun anlatıyor, “Yargıtay 5. Ceza Dairesi davaya bakmaya özel yetkili Ağır Ceza Mahkemesinin değil, mahkememizin görevli olduğunun belirlenmesine göre, suçun subutu halinde 765 sayılı TCK’nın 313. maddesinin lehe olduğunun nazara alınmaması.” Yani bize ağır olan madde uygulandı. Halbuki diyor savcı: “765 sayılı TCK’nın 313’üncü maddesinin lehe olduğu nazara alınmaması,” yani kanunlarımıza göre lehe olması madde esas alınması gerekirken, yargılananların aleyhine olan madde esas alınmıştır. “220. maddeden yargılanmışlardır ve hüküm verilmiştir” diyor. “Bu da kanunlara ve usule aykırı bulunduğundan, buna da itiraz ediyorum” diyor. Yani “bu yönden de itiraz ediyorum” diyor savcı, inşaAllah. Çünkü bak Bülent Tatlıcan, arkadaşlarımız, bunların hepsi 313’ten yargılandılar ve hepsi beraat etti, inşaAllah. Bunu kabul etmedi işte savcı, bu yönünü de kabul etmedi inşaAllah. Şu an tabii biz mahkememize güveniyoruz. O zamanki hükümlerine de saygımız var, bu zamanki hükümlerine de saygımız var. Ama bunlar bilinmeyen şeyler bir kısmı kardeşlerimiz, vatandaşlarımızca bilinmiyor. Fakat yakından takip etmeleri için, bilmeleri için bunları ara ara böyle anlatıyorum. Sonuna kadar saygımız var mahkemenin kararlarına. Hepsine hürmetimiz çok çok fazla, inşaAllah.
Evet, o zamanlar operasyonu yapan İstanbul Emniyet Müdürü Adil Serdar Saçan, bir de baktık ki sonra iddia edilen Ergenekon Örgütü’nün bir elemanı olmak iddiası ile yargılandı ve çok uzun süre hapiste kaldı. Allah Allah dedik. Yani iddia edilen Ergenekon Örgütü’nün bir elemanı olmak suçu ile yargılanıyor, İstanbul Emniyetinde Org. Suçlar Müdürü, bize operasyonu yapan şahıs. İddia edilen Ergenekon Örgütü ile nasıl bir alakası var acaba veyahut nasıl bir şey oldu ki böyle bir dava açıldı. Tabii mahkeme sonucunda bu belli olacak. Yani alakası var mı, yok mu, varsa ne tür suçlar işledi, kimlerin canını yaktı, ne yaptı, değil mi? Yoksa da masum bir insan olduğu ortaya çıkacak inşaAllah. Ama mahkeme sonucunda belli olacak bunlar inşaAllah. Biz bilmiyoruz, şu an yargılanıyor. Ama bakın, iddia edilen Ergenekon Örgütü’nün bir elemanı olmaktan yargılanıyor, inşaAllah. Mahkeme sonuçlanınca ben birçok şeyin ortaya çıkacağına inanıyorum. Yani çok fazla şeyin ortaya çıkacağına inanıyorum. Ama şu an tabii biz hiçbir şey diyemeyiz. Davanın konumu ortada, devam ediyor. Alakasının ne derece olduğu veyahut olmadığı mahkeme sonucunda belli olacaktır, inşaAllah.
Evet programımızı bugün bitirelim, evet.
SUNUCU: Soru ve görüşleriniz bize AhirZamanSohbetleri@hotmail.com adresinden gönderebilirsiniz. Harunyahya.org ve HarunYahya.net adreslerinden Hocamızın tüm eserlerini ücretsiz olarak indirebilirsiniz. Bizi yarın 22.00’den itibaren HarunYahya.Tv internet sitemizden, Mavi Karadeniz Radyo ve Kocaeli TV ekranlarından takip edebilirsiniz. İyi akşamlar diliyoruz.
Adnan Oktar Ne Demişti Ne Oldu
Devamı ...Adnan Oktar Ne Demişti Ne Oldu
Devamı ...
Kuran Tefsiri
Devamı ...Bunları Biliyor Musunuz?
Devamı ...Türk-İslam Birliği Gelişmeler
Devamı ...Basında Harun Yahya
Devamı ...