SUNUCU 1: Bu akşam Harunyahya.tv, Mavi Karadeniz Radyo ve Aksu Tv’den canlı olarak yayınlanan ‘Adnan Oktar’la Gece Sohbetleri’ programında yine sizlerle birlikteyiz. Birbirinden önemli konuların yer alacağı programımıza bilmediğiniz, merak ettiğiniz konularla ilgili sorularınızla, e-maillerinizle katılabilirsiniz. Konuklarım Harun Yahya müstear ismiyle yazdığı 300’ü aşkın kitabıyla tüm dünyaca tanınan yazar Sayın Adnan Oktar Hocamız. Hoş geldiniz Hocam, nasılsınız?
ADNAN OKTAR: Hoş bulduk efendim. Siz nasılsınız?
SUNUCU 1: Ben de iyiyim, teşekkürler.
SUNUCU 1: Buyurun Hocam. Nasıl başlamak istersiniz?
ADNAN OKTAR: Berker Hocam, bu en önemli konu bu İsrail’in son olayı, değil mi?
ALTUĞ BERKER: Evet Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Ne oldu bu konuda son gelişmeler?
ALTUĞ BERKER: Hocam, son olarak döndüler oradan. Birleşmiş Milletler soruşturma açacak inşaAllah. Onun dışında Fethullah Gülen Hocaefendi’nin izahı vardı Hocam, sizin söylediğiniz gibi; daha evvel izin alınmalıydı diye. Onunla ilgili bazı yardım kuruluşları, daha evvel böyle izin alarak yardımları ulaştırabildiğini ifade etmişler. Bugün onunla ilgili haberler vardı.
ADNAN OKTAR: Fethullah Hocamızı seven kişilerin oluşturduğu bir yardım kuruluşu, İsrail’e yahut Filistin’in olduğu bölgeye rahatça yardımlarını ulaştırdıklarını ve bir sorun çıkmadığını söylemiş. Demek ki söylediğim gibi yapılmış olsa hiçbir sorun çıkmayacak.
Şimdi İsrail’in orada yapacağı şeyler neler olabilir, bizim yapacağımız şeyler neler olabilir, bir daha bakın derli topluca söyleyeyim. Mutlaka barışçıl yaklaşılması lazım, şefkatle yaklaşılması lazım. İsrail’in orada yaşama hakkı var. Yani onları oradan, nereye gitsin adamlar yani? Nereye gitseler gönderiyorlar, İspanya’ya gidiyorlar “gidin buradan”, oraya gidiyorlar “gidin”. Yani bir yurda, mekana ihtiyaçları var. Dolayısıyla böyle bir şey vicdani olmaz. Yani oradan oraya sürgün, oradan oraya sürgün yapılmaları yakışık alacak bir şey değil. Makul orada yaşamaları. Şefkatle yaklaşılması lazım, yani dehşet yaşatılmaması gerekiyor ve onların da tabii bu ajitasyondan çıkması ve bu tarz sert önlemler almamaları ve sert karşılık vermemeleri çok hayati. Çok acil ihtiyaç. Yani bu stilden vazgeçilmesi çok önemli. Ama önce tabii onların orada yurt tutabileceğini onlara hissettirmesi ve bizim yed-i emanımızda olduklarının onlara gösterilmesi çok hayati. Ama konu bakın dönüp dolaşıp yine Mesih (a.s.)’e ve Mehdi (a.s.)’ye geliyor. Yani Mehdi (a.s.) ve Mesih (a.s.)’in olmadığı yerde mutlaka kargaşa olur. Bakın biz şimdi anlatıyoruz yani mümkün değil, yine olmaz, düzelmez. İllaki Mesih (a.s.), Mehdi (a.s.) zuhur edecek. Ama ilk önlem olarak, bakın o yardım kuruluşu rahatça ulaştırabiliyoruz diyorlar. Onların yöntemi ne ise efendim, değil mi?
ALTUĞ BERKER: Şöyle haberlerde çıkmış. “Kimse Yok mu Derneği: ‘Biz de götürdük ama sıkıntı yaşamadık.’ Kimse Yok mu Derneği Genel Başkanı Özkara; ‘biz 2006’dan beri Filistin’e yardım götürüyoruz. Bu süreçte İsrail’le hiçbir diplomatik sıkıntı yaşamadık. Çünkü usulümüz prosedürlere uygun ve meşrudur’” diyor.
ADNAN OKTAR: Kardeşim işte kader içerisinde Allah bir hayırla, hikmetle her şeyi yaratıyor. Ama demek ki makul bir üslup olursa yani izin alınarak gidilirse, sevecen davranılırsa, hatta yardımın ulaştığını bizzat o kişilere de göstermek için onlarda oraya götürürlerse; olay olmaz, sıkıntı olmaz gibi görünüyor. Ama her halükarda tabii olayın soruşturulması; hem Türkiye tarafından soruşturulması, hem uluslararası bir adalet komisyonu tarafından soruşturulması, suçlu kim ise suçluların cezalandırılması gerekir. Bu hani elinize sağlık der gibi olmaz. Kim yaptıysa, ama suçlu kim ise, yani fark etmez. İnşaAllah. Oradaki kardeşlerimize Allah’tan rahmet diliyoruz, şehitlerimize Allah’tan rahmet diliyoruz. Müslüman, samimi olarak Allah rızası için, hayır için giden bir Müslüman bir yerde Allah Katına çıkıyorsa bedenini bırakıp, onun adına şehit denir. Başka bir adı yoktur onun. Çünkü adam giderken niçin gidiyor; “ben yardım amaçlı gidiyorum, iyilik yapmak için gidiyorum” diyor. Güzellik olsun, Müslümanlara yardım olsun, insanlara iyilik olsun diye gidiyor. Şimdi oraya gitmiş, hiç ummadığı, tahmin etmediği bir olayla karşılaşmış ve Allah onun ruhunu almış. Biz Kuran’a baktığımızda bunun karşılığı şehittir. Yani amacı bu olduğuna göre, Allah yolunda gittiğine göre, Allah yolunda gayret ettiğine göre. Allah yolunda ölenlere ve öldürülenlere ne diyor Cenab-ı Allah? “Ölüler demeyin” diyor. “Onlar şehittir, diridir Bizim Katımızda” diyor. Biz de tabii ki şehittir diyoruz. Kuran’ın üslubuna uygun bir üslupla hakikati ortaya koymuş oluyoruz.
Fakat İsrail’in bu konuda tedirgin olması son derece yersiz. Türkiye İsrail’e bakış açısını, Musevilere bakış açısını tarihin ta en derinlerinde göstermiştir. İspanya’dan alıp onları biz getirdik Türkiye’ye. Türkiye’de de en güzel şartlarda koruyup kolladık. Şu anda da Türkiye’de son derece rahatlar. En ufak bir rahatsızlık olursa zaten söylesinler, böyle bir şey olmaz, mümkün değil. Çok itina gösteriliyor yani hatta normalin de üzerinde bir saygı ve sevgi görüyorlar. Dolayısıyla bir mağduriyetleri olmaz. Türkiye’deki Musevilere nasıl titizsek, İsrail’deki Musevilere de aynı şekilde titiziz biz. O yüzden, bu konuda sanki bir problem varmış gibi gösterilmesi çok yersiz ve yanlış olur. Ama bu tip şeylerde sürekli diyalog, bağlantı çok önemli. Yani ani durumlarda ani olaylar gelişebilir; görüşme yapılmadığı için, konuşma yapılmadığı için. Mesela sokaktaki kavgalardan birçoğunun sebebi odur. Yani orada akil birkaç insan araya girse, aklı başında bir insan, bunun çözümü budur dese konu olmaz. Araya insan girmediği için, kendi kafalarına göre ani karar verdikleri için böyle olaylar oluyor. Mesela olay tırmandığında farz edelim, ani müdahale edilse, onlara mesela sözünü geçirecek bir kişi olmuş olsa konu biter. Ama bakın yine aynı şekilde Mehdi (a.s.)’ye ve Hz. İsa Mesih (a.s.)’e konu geliyor. Mehdi (a.s.)’nin olduğu bir yerde böyle bir olayın olmayacağını herkes bilir. Hz. İsa Mesih (a.s.)’in olduğu yerde böyle bir şeyin olmayacağını herkes bilir.
ALTUĞ BERKER: “Türk-İslam Birliği olduğu zaman böyle bir şey mümkün olmaz” diyorsunuz Hocam yıllardan beri. 2003 yılında İslam Birliği kitabını yazdınız. Daha kimse bu konuları zikretmezken, 2005 yılında Türk-İslam Birliği dergisi çıkarttınız, konferanslar verdirttiniz. Şifahi olarak çok daha eski yıllardan beri söylüyorsunuz. Şimdi inşaAllah, Allah’ın izniyle, “İstanbul’da Ortadoğu Birliği’ne doğru” diye haberler başladı Hocam inşaAllah. “Davutoğlu, Türk-Arap Forumu'nda Türkiye'nin 'kalıcı barış ve refah kuşağı' oluşturacağı mesajı verdi. Türkiye, Suriye, Ürdün ve Lübnan dörtlü bildirisi imzalandı. İsrail kınandı, İran'a destek verildi” Serbest giriş-çıkış, ticaret serbestliği. Siz, “ülkemiz gibi gezecek yerler olacak” demiştiniz. Aynı ifadelerle Sayın Dış İşleri Bakanımız inşaAllah bu birliğe doğru adımların atıldığını ifade ediyor Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Bazı evanjelikler de çok taşkın oluyorlar bazen. Yani böyle savaş yanlısı, kavgacı, her şeyi böyle sertlikle halletmek yanlısı oluyorlar. Kontrolsüz hareket ediyorlar. Dünyanın geneli makul ve tutarlıdır. Yani aklı başında bir çizgi gösterir ama bazı evanjelikler, ateist masonların da etkisiyle saldırgan ve sert bir üsluba yatkınlar. Bu da bir tehlikedir, ona karşı da dikkatli olmak lazım. “Türkiye Batı’dan uzaklaşıyor” diyorlar, Türkiye Batı’dan uzaklaşmaz. Niye uzaklaşsın? Türkiye’nin hiçbir yerden uzaklaştığı yok. Her yere yakındır Türkiye. Özellikle biz Batı’ya karşı her zaman, eskiden beri bir sevgimiz vardır. Yani herkes bilir. Ama Batı’yı kurtaracak olan da Türkiye’dir yine. Türk-İslam Birliği’dir. Batı batıyor. Batan Batı’yı Türkiye kurtaracak inşaAllah.
Berker’im anlatacağın neler var?
ALTUĞ BERKER: Estağfurullah Hocam. Haberler her yerde var Hocam. “Araplarla Sınırlar Kalkıyor” diyor Hocam, inşaAllah. Gazeteler hep bu birliğin adımlarını müjdelemişler Hocam.
ADNAN OKTAR: “Araplarla Sınırlar Kalkıyor” Çok önemli. “Türkiye ile dört Arap ülkesinin imzaladığı ortak deklarasyon Ortadoğu Birliği’ne doğru ilk adım olarak yorumlandı.” Peki ben bunu ne zaman söylemiştim? 2 yıl önce herhalde.
ALTUĞ BERKER: Hocam 2 yıl önce röportajlarınızda, 2003 yılında kitaplarınızda, İslam Birliği kitabında ve daha evvel şifahen her zaman söylediğiniz konular.
ADNAN OKTAR: 1979’dan beri söylüyorum, 1979’dan beri. Ama 2 yıldan beri televizyondan açıkça, aleni söylüyorum. Kitaplarımda da yani, 20 yıl önceki kitaplarımda da var.
ALTUĞ BERKER: “Gücümüzü yeniden keşfedelim” demişler.
ADNAN OKTAR: Yalnız bu, “Gücümüzü yeniden keşfedelim,” “Türkiye güçleniyor,” “Türkiye süper güç olma yolunda” yani bu yanlış anlaşılabilir. Türkiye böyle hani ekonomik süper güçtür, askeri süper güçtür. Manevi süper güç Türkiye. Yani böyle bir yönü yok Türkiye’nin, biz öyle zengin bir ülke değiliz o anlamda. Manevi zenginliğimiz var ve Kuran’a dayalı bizim bu zenginliğimiz. Kuran’a dayalı bir gücümüz var. Bir ağabeylik, bir muhabbet, bir coşku, iman nuru var inşaAllah. Bu yüzden biz güçlüyüz. Dolayısıyla yani biz, Türkiye güçlü dediğimizde akla gelecek olan şu; Türkiye ezer geçer şudur budur, bu anlamda değil. Sözü dinlenir, sevilir, makuldür, tutarlıdır, adildir. Hakim karakteri vardır, hakimdir. Adaletle iş görür Türkiye, değil mi? Hakemlik yapar, doğru karar verir, budur kastedilen bu. Türkiye gittikçe yanlış anlaşılıyor Avrupa’da, sanki böyle askeri güç oluyor da herkesi ezecek, işte herkese meydan okuyan bir üslubu varmış gibi. Böyle bir şey yok. Türkiye her yeri yatıştıran, her yere sevgi dağıtan, barışı arayan, insancıllığı arayan, merhameti arayan bir çizgidedir. Hamiyet hisleriyle doludur. Mesela İsrail’le olan olayda da, yani gidip İsrail’i yerle bir edelim demedi Türkiye yahut başka bir şey de demedi. Bu adaletsiz olduğu için özür dilemelerini istedi. Ama tabii mahkeme sonucu da bizi rahatlatır. Yani mahkemede alınan karar, uluslararası mahkemede alınan karar da bizi rahatlatır. Yani yapanın yanına kalmasın, bizim dediğimiz bu. Ama kim yapıyorsa, kim suçluysa, değil mi?
ALTUĞ BERKER: İnşaAllah. Tecrübemizden emin olduklarını söylemiş Hocam, Nazarbayev, Kazakistan Cumhurbaşkanı, inşaAllah dediğiniz gibi. “Bölge ülkeleri, Türkiye’yi kurtarıcı olarak görüyor”.
ADNAN OKTAR: Ama işte bu çok önemli. Manevi yönden kurtarıcıdır. Yani mesela “kurtar bizi,” sanki böyle herhangi bir ülke bir şey yaptığında, Türkiye gidip böyle ağzını-burnunu kırar, ortalığı yatıştırır, bu anlamda değil. Bu hakikaten yanlış anlaşılıyor da olabilir. Türkiye Mehdiyet’in ışığını yaşayan bir ülkedir. Allah’ın nurunun yoğun tecelli ettiği bir ülkedir, maneviyatın yoğun olduğu bir ülkedir. Sevgi öğretmenidir Türkiye, dostluk öğretmenidir, kardeşlik öğretmenidir. Bu yönüyle Türkiye çok etkilidir.
ALTUĞ BERKER: Mısır’dan da siyaset bilimciler: “Ortadoğu’da şimdi Türkiye zamanı” diye yorumlar yapmışlar Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Kardeşim biz bunları söylediğimizde hep şaşırıyorlardı. Bak 2 yıl önce de şaşırıyorlardı. Ama bakın o zaman da yine televizyon yayını var. Yani nereden çıktı bu fikirler gibi acayip şaşırmışlardı, o devre bir bakalım. Bak, 2 yıl ne kadar olayı değiştirdi. Yani Türkiye’nin konumunu değiştirdi. Daha 2012’ye de gelmedik, daha 2010’dayız düşünün. 2012’den itibaren asıl atak başlayacaktır. O zaman kim bilir neler olacak, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER: Gazze yolunda Müslüman olanlar olmuş Hocam, Hıristiyanlardan. “Mavi Marmara gemisine binmek için gelen İngiliz vatandaşı Peter Venner, İstanbul’da İslam’ı seçti. 63 yaşındaki barış gönüllüsü şimdi Gazze yolunda yaşadıklarını İngiltere’de anlatıyor.” “Kuran’ı gemide öğrendim” demiş Hocam inşaAllah. Bir de İngiltere’de özellikle bayanlar arasında, İngilizler Müslüman oluyormuş Hocam maşaAllah.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah, elhamdülillah.
Ne diyor orada? ‘Ateistin gemide ne işi var’ mı diyor? Ne diyor aç bakayım. Bir evvelki. Cihad, ne demek o?
ALTUĞ BERKER: “Cihad harekatıysa ateistin işi ne?” Suçluyorlardı gemidekileri hani terörist diye. “Gemide her kesimden insan vardı” diyorlar, yani gönüllü.
ADNAN OKTAR: Cihad; cehd etmek, gayret etmektir. Allah yolunda bir iyilik yapıyorsan cihad ediyorsundur, sevgi gösteriyorsan cihad ediyorsundur, bilgi aktarıyorsan cihat ediyorsun. Cehd, gayret. Ateistse insan görüşmez mi? Niçin görüşmesin? Onlar da Allah’ın kulu. Biz onların hidayeti için uğraşıyoruz, hidayetlerine vesile olmak için uğraşıyoruz. Yani ne demek? Mesela ateist siyonistler var, biz onlarla görüşmeyecek miyiz? Değil mi? Ateist masonlar var, onlarla görüşmeyecek miyiz? Satanist de olsa görüşürüz. Dini, İslam’ı anlatırız. Niçin görüşmeyelim?
Evet. Başka neler var Berker’im?
ALTUĞ BERKER: Estağfurullah Hocam. Haberlere bakmaya devam edelim. “İsrail’in amacı Türkler’i vurmaktı” diye bir yorum yapmış Amerikalı Yahudi bir yorumcu Hocam.
ADNAN OKTAR: “İsrail’in tek amacı Türkler’i vurmaktı”. Ama şimdi buna zemin hazırlanması da olmaz. Yani hiçbir bahane bırakılmaması lazımdı. Yani, gelin, istediğiniz gibi arama yapın, denilmesi lazımdı. Yani hiçbir reaksiyon gösterilmemesi gerekiyordu. Ve gelin birlikte dağıtalım, denilmesi gerekiyordu. Ama buna rağmen olmuş olsaydı, o zaman bambaşka olurdu olayın şekli. Çok çok değişik olurdu. Ve o zaman hiçbir bahaneleri de olmayacaktı, inşaAllah. Ama bu konu böyle bu şekilde yatışmaz, bak her zaman söylüyorum. Hiçbir zaman için mutmain olmazlar hiçbir zaman için denge meydana gelmez. Allah onun için Mehdi (a.s.)’yi görevlendiriyor, Hz. İsa Mesih (a.s.)’in iniş amacı budur. Yani o zaman Mehdi (a.s.)’nin ve Hz. İsa (a.s.)’nın inişinin bir amacı olmazdı. Yani insanlar bunları rahatça halledebilecek gibi olsaydı, başka türlü olurdu.
ALTUĞ BERKER: Hocam gemide, “Müslüman ve Hıristiyan aynı duada” denilmiş. Namaz kılarken, Hıristiyan da dua etmiş o sırada, Papaz. Bir de Mustafa Özcan Ağabeyimiz de oradaydı. “Müslüman İseviler de Gazze’nin yardımına koştu” diye anlatmış Hocam. Hıristiyanlardan ‘Müslüman İseviler’ diye bahsetmiş.
ADNAN OKTAR: Mustafa Özcan Ağabeyimiz hem Nur talebesidir, hem de çok muttaki, halim-selim bir insan yani. Benim çok iyi tanıdığım bir insan. Bizim röportajımıza da gelmişti, sohbetimize de gelmişti. Çok değerli bir kardeşimizdir; bayağı kültürlü, bilgili bir insan. Şimdi bir kalemde böyle insanları suçlamak olmaz. Çok yanlış olur. Samimi değerlendirecekler, samimi olunması lazım inşaAllah. Tek yanlı bakmak olmaz. Bir olaya bakarken her yönüyle bakmak lazım, her yönüyle adil olmaya gayret etmek lazım.
SUNUCU 1: Sorularımız var, izninizle. “Selamün aleyküm Hocam.”
ADNAN OKTAR: Aleyküm selam.
SUNUCU 1: “Allah her işinizde yar ve yardımcınız olsun. Rabbim dualarınızı kabul eylesin. El-Hadid Suresi’nin 16. ayetindeki iman edenlerle ilgili ayeti açıklar mısınız? Bizlerin de ailece imanlı kullar olmamız için dualarınızı temenni etmekteyim. Size ve talebelerinize selamlar olsun.” Hadid Suresi’ni de burada yazmış kendileri.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. “Selamün aleyküm Hocam”. Aleyküm selam ve rahmetullahü ve berekatühü. “Allah her işinizde yar ve yardımcınız olsun. Rabbim dualarınızı kabul eylesin. El-Hadid Suresi’nin 16. ayetindeki iman edenlerle ilgili ayeti açıklar mısınız? Bizlerin de ailece imanlı kullar olmamız için dualarınızı temenni etmekteyim. Size ve talebelerinize sevgimiz büyük” diyor. Allah razı olsun. Yalnız selamı gönderirken, mesela bütün tanıdıklara selam derseniz, farzdır o zaman onu iletmesi, çok zor durumda kalır o kişi yani. Tek tek hepsine gidip selamı iletmesi gerekir. Üzerinde kalır, olmaz öyle olmaz. Sadece ilgili kişiye selamın iletilmesi lazım. Veyahut kolayca ileteceği bir kişiyse olması lazım. Onun dışında böyle kitlevi selam olmaz. Mesela Türkiye’deki herkese selam derse, yani bizim kanalımızla söyleyin derse, il il gezmemiz gerekir. O da çok zor tabii. Şeytandan Allah’a sığınırım; “İman edenlerin, Allah'ın ve haktan inmiş olanın zikri için kalplerinin 'saygı ve korku ile yumuşaması' zamanı gelmedi mi? Onlar, bundan önce kendilerine kitap verilmiş, sonra üzerlerinden uzun bir süre geçmiş, böylece kalpleri de katılaşmış bulunanlar gibi olmasınlar. Onların çoğu fasık olanlardı.” Kalpleri katılaşmış olanlar deccaliyet güruhudur. Kalpleri 'saygı ve korku ile yumuşayanlar,’ mülayim hale gelenler de Mehdi (a.s.) grubudur. Yani hep Mehdiyet ve deccaliyet Kuran’da böyle kapalı bir üslupla anlatılır, inşaAllah. Dolayısıyla “kalplerinin 'saygı ve korku ile yumuşaması' zamanı” geldi. Mehdi (a.s.) de gelmiştir, Allah “Hadi” ismiyle tecelli ediyor. Bu vaktin içerisindeyiz inşaAllah. Allah korkusu yayılmakta, Allah’a karşı sevgi yayılmakta; mülayemet, mülayim olmak, halim olmak yayılmakta. Artık sertlik yanlıları kaybediyor, inşaAllah. “Kuran’da birçok yerde bildirildiği gibi kavimler elçilerini hep deli diye suçlamışlardır. Ahir zamanın mürşidi, çözümü ve ilacı” diyor kardeşimiz, “Hz. Mehdi (a.s.)’ye de deli diyecekler değil mi seyyid öğretmenim?” diyor. “Doğrusunu Allah bilir. Dua ederseniz sevinirim. Allah bizleri kardeşçe, arkadaşça yaşatsın” diyor. “Kalem Suresi, 51; "‘o, gerçekten bir delidir’ diyorlar." Kamer Suresi, 9; "böylece kulumuz (Nuh)u yalanladılar ve: Delidir dediler. O 'baskı altına alınıp engellenmişti.'"” Mehdi (a.s.) de baskı altına alınıp engellenilmeye çalışılacak. “Önüne dağlar çıksa” diyor Peygamberimiz (s.a.v.), “aşar geçer Mehdi (a.s.)” diyor, “bir yol bulup geçer” diyor. Mehdi (a.s.)’ye çok şiddetli baskı yapılacaktır. “Zariyat Suresi, 39; "(Bu,) kişi ya bir büyücü veya bir delidir" dedi.” O zamanda hep Müslümanlara atılan iftira budur, inşaAllah. Mehdi (a.s.) de tabii birçok zorluklarla karşılaşacaktır. Bu zorluklardan birisi de bu, Allah-u alem. “Sayın Adnan Hocam, Allah sizden ve arkadaşlarınızdan razı olsun. Gece gündüz durmadan İslam ahlakının hakim olması için çalışıyorsunuz, maşaAllah. Hocam Kaf Suresi 45. ayette, şeytandan Allah’a sığınıyorum; "Biz onların neler söylediklerini daha iyi biliriz. Sen onların üzerinde bir zorba değilsin” baskıcı değilsin, “dinde zorlama yoktur”. Allah Kuran’da bunu bir daha vurguluyor. “Sen onların üzerinde bir zorba değilsin”, baskıcı değilsin. “Şu halde, Benim kesin tehdidimden korkanlara Kuran ile öğüt ver.” “Kesin tehdidimden korkanlara Kuran ile öğüt ver.” “Kuran’la öğüt ver” diyor bir de, Kuran’la, Cenab-ı Allah. “Hocam burada ‘kesin tehdit’ Hicri 1545’e bakıyor olabilir mi? 41. ayetten itibaren Kıyametle ilgili olaylar anlatılıyor. Daha önce açıklamış olabilirsiniz. Serdar Biçer.” Evet, tabii bir işari mana var görünüyor inşaAllah. Ama ebcedine de bakmak lazım, tabii. Ama o şekilde görülüyor inşaAllah. Berker Hocam var mı anlatacağın bir şey?
ALTUĞ BERKER: Estağfurullah. Hekimoğlu İsmail Ağabeyimiz, bu Türkçe Olimpiyatları’nda Sayın Başbakan da oradaydı Hocam, onunla görüşmüş. Şöyle konuşmuşlar, şöyle anlatmış Hekimoğlu İsmail; Tevfik Fikret’ten bahsetmiş, “o ‘sabah olacak’ diye haykırırdı” demiş.
ADNAN OKTAR: Tevfik Fikret?
ALTUĞ BERKER: Evet, “Tevfik Fikret yaşadığı zamanlarda Osmanlı'nın mağlubiyetlerini göre göre çıldırmıştır ve öyle ölmüştür.” Fakat şöyle demiş; “Türkçe Olimpiyatları beklediğim sabahtı. Fecr-i sadık doğdu” diye konuşmuş Hocam.
ADNAN OKTAR: Yani “Mehdi (a.s.) zuhur etti” diyor.
ALTUĞ BERKER: Evet Hocam, maşaAllah.
ADNAN OKTAR: “Fecr-i kazib de olsa, Fecr-i sadık zuhur edecektir” diyor Bediüzzaman Mehdi (a.s.)’yi kastederek. Hekimoğlu İsmail Hocamız zaten söylüyor. Müslüman ve Para isimli eserinde “Hicri 1400’den Hicri 1500’e geçişte iki tarafın liderleri de hayatta” diyor. “Deccal taraftarları, deccalin adamları da, deccal de ayakta; Mehdi (a.s.) de ayaktadır. Ama bu sefer Mehdi (a.s.) galip olacak” diyor, değil mi? MaşaAllah. Rahatsızdı, maşaAllah bayağı iyi olmuş demek ki Hocamız.
ALTUĞ BERKER: Evet, inşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR: Allah şifa, sağlık versin, uzun ömür versin, bizlere bağışlasın, maşaAllah. Başbakanımız da çok güzel bir jest yapmış, güzel saygısını, sevgisini göstermiş maşaAllah. O da çok isabetli hareket olmuş, maşaAllah.
ALTUĞ BERKER: Geçenlerde röportajda Mehdi (a.s.)’nin, bir kuş vardı Hocam, onun gibi Allah’tan korktuğundan bahsetmiştiniz. Hangi kuş diye onunla ilgili hadis var. Arzu ederseniz okuyayım Hocam. “Hz. Mehdi (a.s.) Allah’tan çok korkan birisi olacaktır. Aynen kartal cinsinden Nesr kuşunun kanatlarıyla titremesi gibi Allah’tan korkacaktır.” (El Kavlu-l Muhtasar Fi Alamatil Mehdiyy-il Muntazar, Ahmed İbni haceri Mekki s. 51) Bir hadis daha var. “Mehdi (a.s.), gerges kuşunun kanadı ile titremesi gibi Allah’tan çok korkan bir kimsedir” (Celaleddin Suyuti'nin Tasnifinden Hadisler, s. 23).
ADNAN OKTAR: MaşaAllah, dolayısıyla Mehdilik iddia edecek durumu yok değil mi? Allah’tan korkan bir insan nasıl “ben Mehdi (a.s.)’yim” desin? Zaten o hadislerden de anlaşılıyor, inşaAllah. Böyle bir iddiası olmaz Mehdi (a.s.)’nin, inşaAllah.
Başka neler var?
ALTUĞ BERKER: Resim, iman hakikatleri gösterebiliriz Hocam, uygun görürseniz inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Göreyim. Kardeşim bunlardaki bu tatlılık çok şiddetli, insanın ruhunu gıdıklıyor böyle. Ne yapar insan bunu görünce? Şu şekerliğe bak, bir de bıyıklar, mıyıklar. Sevimli olacak ne varsa üzerinde var adamın. Bakışlar acayip tatlı. MaşaAllah. Şimdi bakın burada bir mutasyon olmuş evrimcilere göre, orada da bir mutasyon olmuş aynı anda. Burada bir mutasyon olmuş, nasılsa bir mutasyon da oraya süs yapmış. Tavus kuşunun da kanatlarını teker teker mutasyon yapmış, böyle birer birer süslemiş. Kanatlarını, parlaklığını, renklerini o başındaki sorgucunu, o pırıl pırıl metalik renklerin hepsi mutasyonla yapıyormuş, hep mutasyon. Bir rastlantı; bir tane buraya, bir tane oraya, bir tane oraya. Her mutasyon oluşunda nasıl olduysa, bir mutasyon da karşı tarafa tesadüfen, tamamen tesadüfler sonucu bir de orada oluyormuş ve bunlar oluşuyormuş, o kadar. “Ne olacak?” diyor adam. “Mutasyondan bir anda ciğer de olur” diyor. Bir anda beyin oluyor mutasyonla. Bir anda göz oluyormuş yani. Bir de çırpına çırpına anlatıyorlar. Allah hidayet versin artık, ne diyeyim ben bunlara?
Şimdi bu adam normal mi? Şu ağızların tatlılığına bak. Bir de acayip meraklılar. Fettanlıkları tam. MaşaAllah, bu da çok süslü maşaAllah. Bak muhabbeti görüyor musun? Tam Ahir zaman özelliği; yani yırtıcı hayvanların, saldırganlığının kalkması. Tevrat’ta da açıklanmıştır, hadislerde de var. Mesela bak bu da öyle. Çok şaşırtıcı, normalde onu parçalaması lazım. Poz şahane.
ALTUĞ BERKER: Hocam ayette şeytandan Allah’a sığınırım; “hayvanlarda sizin için ibretler vardır” diyor. Siz bu ibretleri, ayetleri tam 30 yıldır Hocam, iman hakikati olarak anlatıyorsunuz Hocam kitaplarınızda. Bu konuda özel kitaplarınız var; Kuran’da geçen hayvanları anlatıyorsunuz, bütün ibretlerini. Bu vesileyle Hocam milletimizin tahkiki köklü imana sahip olmasına vesile oldunuz. Ve Darwinizmin de çökmesine tabii, inşaAllah. Allah razı olsun.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah, elhamdülillah.
“Ahir zamanda” diyor Peygamberimiz (s.a.v.); “Mehdi (a.s.) devrinde iman bütün dünyadan toplanır”, çekilir. Hatta benzetme yapmış Peygamberimiz (s.a.v.); “kovuğuna çekilir” diyor. “Medine’ye çekilir” diyor, yani İstanbul’a. “Bütün dünyada gerçek iman kalmaz” diyor. “Sadece Medine’de kalır” diyor. Yani İstanbul’u kastediyor Peygamberimiz (s.a.v.), yani Türkiye’yi. Hakikaten yapılan anketlerde en yüksek Allah’a inananların oranı ve Darwinizme inanmayanların en yüksek olduğu oran Türkiye’dedir. %95 Darwinizme inanmıyorlar, %99 Allah’a inanan var Türkiye’de. Dünyadaki en yüksek oran. MaşaAllah. Hadisin de tam tahakkuku.
Kulaklarındaki o püsküller nedir bunların? Gayretli gayretli de patiyi temizliyor. Bayağı güzellermiş, maşaAllah. Gayretli gayretli yüksek yerlere tırmanırlar, inmeleri de sorun oluyor ondan sonra da. Bak mesela bu da öyle. Tam Allah’ın “Rahman ve Rahim” isminin tecellisi. Şu tatlığa bak, şu şekerliğe, şu mazlumluğa. Yani tarif edilemeyecek derecede tatlı maşaAllah. Bir de üstlerinde böyle bir tatlı fettanlık var. Baksana komedi filmi gibi. MaşaAllah. Mesela hayvandaki süsü görüyor musun? Ne kadar muhteşem. Son derece güzel. “Kanadında bir tane tüy olduysa orada tesadüfen, mutasyonla” diyor, bir tane de orada olmuş. Bir tane orada, bir tane orada. Orada bir desen olduysa mutasyonla, bir tane de orada olmuş. Bunu bile akledemiyorlardı; simetrinin mutasyonla olamayacağını. Daralmışlar, bununla ilgili yazı yazmışlar. Evlere şenlik böyle, rezalet yani, insan acıyor yani böyle. “Neden olmasın?” diyor. Bir mutasyon orada oluyorsa, bir tane de aynı anda oluyormuş. Tabii, bir göz mutasyonla oldu, bir göz de yine orada mutasyonla oluyormuş. “Kim dedi size yavaş yavaş mutasyonla olur diye? Öyle bir şey demedik ki” diyor. “Bir anda şak diye oluyor” diyor adam. “Ne var. Tesadüf bu, yapamaz mı yani?” diyor. “Tesadüfle mi oluyor?” diyoruz. “Ben tesadüf mü dedim?” diyor. Sen peki neden bahsediyordun? “Ben tesadüf demedim” diyor. “Peki bu nasıl oldu?” diyoruz. “Tesadüfen oldu” diyor. Çelik gibi bir sinir olması gerekiyor.
ALTUĞ BERKER: İngilizcesini söylüyor tesadüfün.
ADNAN OKTAR: Bak, şu şekerliğe bak, şu şekerliğe. MaşaAllah. Bak her yerde Allah’ın mührü. Allah’ın ahlakı hepsinde tecelli ediyor. Hepsinde bir mülayemet, mazlumluk ve efendilik. Allah’ın bizden istediği ahlakı hemen anlıyoruz. Mesela çocukların yüzünde, bu kedilerin yüzünde, karacaların yüzünde, hepsinin yüzünde. “Ne anlıyorsun?” desen bir insana, “burada bunun ahlakı nedir?” desen, ilk akla gelen “mülayim” diyeceksin, “güzel huylu,” değil mi? “Sevecen ve insanın sevgisini etkileyen bir güç var” diyeceksin. Mesela bunu yetişkin bir insanda görsek biz bu yüzü, bu çocuktaki bu yüzü, “bu insan çok efendi” deriz, “çok hoş bir insan, güzel huylu” deriz, değil mi? İşte Allah onu insanların yüzüne böyle mühür olarak yerleştiriyor. Mesela Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in yüzü de; çocukluğundaki yüzüydü hep, vefatına kadar hiç değişmedi çocukluğundaki masumluğu. Hep masumdu yüzü, çocuksu bir tatlılık vardı Peygamberimiz (s.a.v.)’in yüzünde, maşaAllah. Bak, mesela iki tane cücük, ikisi de birbirinden tatlı. Allah patilerini ayrı tatlı yaratıyor, burunları ayrı, dudakları ayrı. Yani patilerindeki ponponlar teker teker tatlı. Mesela sarılma şekilleri, gerinmeleri ayrı tatlı oluyor. Yemek yemeleri ayrı sevimli. Oyunculukları, mesela Allah onlara müthiş bir oyuncu güç vermiş. Küçücük kedi de bile müthiş bir oyuncu güç oluyor. Ama her hareketi çok hoş oluyor. Mesela atlaması, zıplaması, dikkat kesilmesi, pusu kuruyor kendince, pusudan birden atlıyor, havaya sıçrıyor. Yani her hareketi estetik ve güzeldir. Dikkatlice izlenirse çok şaşırtıcıdır ve zekice hareketlerdir. Canım benim, nasıl güzel maşaAllah. Bak bak tatlığa bak şunun burnunun şekerliğine. Ağız, burun okka gibi, küçük. Bakın dikkat edin, yatmadaki huzura. Mesela yatan bir çocuk, uykudaki bir çocuğun yüzündeki ifade nasıl masum oluyor, nasıl tatlı oluyor değil mi? İnsan bakmaya doyamıyor. Mesela bunlarda da öyle, çok masum ve tatlı oluyor görünüşü.
Berker’im bu kadar mı?
ALTUĞ BERKER: Bir de evrimciler artık kendi kitlelerini uyuşturmaya devam etmek için herhalde evrim haberi yapmışlar, Hocam.
ADNAN OKTAR: “Evrim sanıldığından daha hızlı”
ALTUĞ BERKER: “Hızlı” diyor “ama milyonlarca yıla ihtiyaç duyar” diyor geçmek için.
ADNAN OKTAR: Şöyle desek, sanıldığından fazla bir doğru söylememe var, diyelim biz. Yani o kadar hızlı oluyormuş ki bir anda, işte yavaşlığa tahammül edemediler, hız arıyorlar şu an. Geçen Habertürk’teki röportajda konuşuyorlardı, bizim çocuklar gitmişti, doktor falan birlikte. Ama Allah-u alem böyle paspas gibi dümdüz oldular. Daha önce nasıl ciğerlerine ciğerlerine anlatıyorlardı. Bizim çocukları görünce sus pus, böyle kafalarını tutuyorlar yahut ellerini gözlerine kapatıyorlar. Acayip daraldılar. Ne söylerlerse şak anında cevap. Bütün söylediklerinin hepsini mat ettiler. Her sözü geri aldırdılar. Şimdi yeni iddiaları da bu; “evrim sanıldığından daha hızlı.” Eskiden yavaş yavaş gelişiyor diyorlardı. Şimdi bunlar da böyle bir sürat çağına girdiler. Mesela “göz nasıl oldu?” diyoruz. “Bir anda mutasyonla oldu” diyorlar. “Ciğer nasıl oldu” diyoruz? “Bir seferde oldu mutasyonla ve kısa sürede çok seri olarak oluyor” diyor. “Bir anda oluyor” diyor. Kuşların kanatları, kelebeklerin kanatları, molekül yapıları, koful, mitokondriler, kromozomlar. Mesela “milyarlarca, trilyonlarca bilgi kodlu kromozomun içinde, nasıl oldu?” diyoruz. “Çok basit” diyor, “yani bir mutasyonda olur. Niçin olmasın?” diyor. “Mutasyon nasıl oluyor?” diyoruz. “Tesadüfen oluyor” diyor. “Tesadüfün aklı var mı?” diyoruz. Demin de söyledim; “ben tesadüf demedim” diyor. Açın bakın kitaplarını. Yani tam bir demagoji, ama yoğun bir demagoji salatasıdır. Yani Darwinizmin diğer adı, demagoji salatası diyebiliriz. Her türlü demagojinin olduğu bir salatadır. Bol bol atış, başka bir şey göremezsin. Atış serbesttir yani Darwinizmde.
Evrim Teorisi’nin dünyada çöküşünün ve yerle bir olmalarının ana nedeni bizleriz, elhamdülillah. Allah bize bu şerefi nasip etti. Bu çok büyük bir nimet. Mesela bak ateist masonlar, geçen gün buraya gelen masonların namaz kılmasını ve İslam ahlakının dünya hakimiyeti konusunda tasdik eder konuşmalar yapmalarını, böyle ateş püskürerek değerlendirmişler. Acayip öfkelenmişler. “Adnan Oktar, yani nam-ı diğer Harun Yahya, dünyadaki en etkili anti-mason yazardır” diyor. “Mason karşıtı yazardır” diyor. “Gidip onunla görüşmüşler” diyor. Acayip ağırlarına gitmiş. “Bu nasıl oldu? gözlerimize inanamıyoruz.” diyor daha hala. Uzun uzun makaleler yayınlamışlar ateist masonlar. Bunun çok tehlikeli bir gelişme olduğunu, dindar masonların gittikçe güçlendiğini, bunun ciddi bir tırmanış olduğunu, buna karşı tedbir almaları gerektiğini. “Nasıl olur da dünya çapında en etkili anti-mason bir yazarla böyle bağlantıya geçerler?” diyorlar. “Üstelik İslam ahlakının dünyaya hakimiyetinden bahsediyor, ses çıkarmadıkları gibi tasdik ediyorlar” diyor. Ona benzer çok fazla makale çıkmış Fransız mason localarında, İngiliz mason localarında. Demek ki doğru yoldayız, güzel gidiyoruz, inşaAllah.
SUNUCU 2: “Selamün aleyküm Hocam. Size büyü ve sihirle ilgili bir sorum var. Bizim yakınımız olan birine büyü yapılmış, hatta paket şeklinde, Ayet-el Kürsi’yi ters yazmışlar. Büyü ve sihir yapan birinin peşinde namaz kılınır mı ve Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’e büyü yapılmış mıdır? Büyü yapan biri dinden çıkar mı? Bu insanı bilsek ve darılsak büyü yaptığı için konuşmasak, selam vermesek günaha girer miyiz? Allah’a emanet olunuz.”
ADNAN OKTAR: Aleyküm selam ve rahmetullahü ve berekatühü. Benim anlamadığım da, bana mesela çok fazla büyü yapılıyor, gün ve gün daha sağlıklı, daha güçlü hale geliyorum, daha sıhhatli oluyorum. Ben anlamıyorum yani bana ters etki yapıyor demek ki, Allah vesile ediyor. Mümine sağlık-sıhhat getirir, büyü yapıldığında Mümin daha iyi olur, daha sağlıklı olur. Büyü, büyü yapanı kuşatır. Allah’ın ayeti var; kim tuzak kurarsa, Allah tuzağı onu yapana çevirir. Tuzak onu sarar, Mümine tuzak etki etmez. Büyü de bir tuzak olduğuna göre, Müminin daha iyi olmasına, daha sağlıklı olmasına vesile olur. Dolayısıyla büyüden çekinmeye gerek yok. Bizim tek korktuğumuz Allah’tır, Allah’tan başka kimseden korkmayız. Tek güç sahibi de Allah’tır, büyü yapan boş işle uğraşmış olur, harama girmiş olur. Ayet-el Kürsi’yi tersten yazmış, biz de düzden yazarız ve düzeltiriz inşaAllah, okuruz inşaAllah. Bu tip şeylerden çekinmek Müslüman’a yakışmaz. Yani değer vermemek lazım böyle kişilere. Büyü de yapıyorsa ona tebliğ yapılır, Allah’tan kork denir; ayetle, Kuran’la, hadisle. Ulemanın, büyük evliyanın, Ehl-i Sünnet Hocalarımızın yazdığı eserlerden istifade ederek onlara çok güzel konuları anlatabiliriz, tebliğ yaparız. Kaçmak, eğer tabii ona konuşacak bir bilgisi yoksa, zarar verdiğinde kendisini rahatsız ediyorsa, uzak durabilir bir insan. Ama onları da kurtarmak lazım, yazık yani. Allah vermesin, Cehenneme giderler.
SUNUCU2: Büyü ve sihir yapan kişinin peşinde namaz kılınır mı diyor?
ADNAN OKTAR: Olmaz tabii, “büyücüyle namaz kıldım mı” diyecek. Ama tavrını düzeltir, tevbe ederse olur, niye olmasın? O zaman Mümin kardeşimiz olur, cahilliğinden yapıyordur inşaAllah. Milyarlarca lira para harcıyorlar, akıllarına tuz-biber ekeyim ben onların yani. Birçok üfürükçüye para yatırıyorlar, işte güya bana zarar verecekler. Akıl almaz büyüler, bilmem neler falan. Bakıyorum, daha zinde ve daha güçlü oluyorum, daha iyi oluyorum. Vız gelir, tırıs gider yani. Tuzak da kuruyorlar, suikast de yapıyorlar. Hiçbir şey olmaz, Cenab-ı Allah korur inşaAllah, Allah’ın koruması altındayız, Allah’ın inayeti altındayız. Allah’ın takdiri olmadan hiçbir şey olmaz. Allah “yaprak dahi düşmez” diyor inşaAllah. Mesela senin buraya gelmen kaderindeydi, annenle-babanla tanışmam kaderindeydi, değil mi? Bak ta Ankara’dan geldin, maşaAllah. Allah razı olsun. O da senin kaderindeydi. Şu an bu konuşmayı yaptım. Mesela senin nasibin o, sen soracaksın onu. O da senin kaderinde, inşaAllah. Ta annenden doğmadan sen bu soruyu sormuştun. Allah sana bu soruyu sordurmuştu. Sorduran Allah’tır. Sen de tecelli eder Allah. Cevabı veren de Allah’tır, bende tecelli eder. Yani bütün güç Allah’ın elindedir. Kullar Allah’a teslim olmuş, Allah’ın tecellisi olan varlıklardır. Biz Allah’ın ruhunu taşıyoruz. Bedenimiz de Allah’a ait, ruhumuz da Allah’a ait. Biz Allah ne derse onu yaparız. Tek bir an içerisinde, yani sonsuz kısa zaman içerisinde biz bunların hepsini yaptık, bitirdik. Mesela ben konuşacağım kadar kısmı konuşabiliyorum. Bazen mesela Allah, kalbime ilham ediyor, çok kapsamlı açıklıyorum bazı konuları. Ama bazen Allah kalbime ilham etmiyor, daha dar anlatıyorum. O da kaderimde o kadar, o kadar anlatacağım demektir. Mesela Kuran’dan sayfa açıyoruz, hep kaderimizde belli. Diyor ki; “siz Kuran okurken, Ben sizi seyrederim” diyor Allah ayette. “Ben sizin üzerinizde olurum” diyor, “siz bir işe daldığınızda da Ben sizin üzerinizde olurum, sizi takip ederim” diyor Allah. “Hem duyarım, hem görürüm, hem de çepeçevre kuşatmış durumdayım” diyor, sizi Allah. İçeriden, dışarıdan, her yerden. “Her şeyinizi bilirim” diyor Allah ve “konuşmalarınızı da Ben yaratırım” diyor Allah. Bakın, şeytandan Allah’a sığınırım, “Allah dilemedikçe, siz dileyemezsiniz” diyor.
SUNUCU 1: Ne bir eksik, ne bir fazla.
ADNAN OKTAR: Tabii, fazla olmaz. “Nutku veren Allah’tır” diyor Allah, konuşturmayı yapan Allah’tır, şeytandan Allah’a sığınırım. “Allah dilemedikçe, siz dileyemezsiniz” diyor. Önce Allah dileyecek, sonra biz dileyeceğiz. Yani insanlar kendileri yapıyor gibi zannediyorlar ama hiçbirisini kendisi yapamaz. Bu ayet mesela çok nettir bak, “Allah dilemedikçe, siz dileyemezsiniz.” Mesela diyor ki; “bana bir ıhlamur getirebilir misin?” diyorum, rica ediyorum. Önce Allah diliyor, sonra ben diliyorum. Allah önce o konuşmayı yaratıyor, var o kaderde, sonra ben söylediğimi zannediyorum, yani mümkün değil aksi olmaz. Onun için Allah’a tam teslim olan en doğru hareketi yapar, insanlar sık sık Allah’a teslim olmayı unuturlar. Allah’a kendini bırakmayı unuturlar. Halbuki her şeyi Allah yapar. Yani samimi olmak için de, her şeyi Allah’ın yarattığını hiç unutmamak gerekir. Onun için sürekli zihin kontrolü yapılması lazım, sürekli beynin ve ruhun kontrol edilmesi lazım. Yani “sürekli her şeyi Allah’ın yaptığını şu an düşünüyor muyum?” diye insanın kendini sık sık kontrol etmesi gerekiyor. Unutursa, Allah esirgesin, bilmeden şirke girebilir yani unutkanlıktan şirke girebilir ve yalan olmuş olur yaptığı, söylediği. Yani şöyle, “ben yapıyorum, ben ediyorum” diyorsa, bu yalan olur. Çünkü Allah yaratır.
Bismillah, şeytandan Allah’a sığınırız. Şeytandan Allah’a sığınırım. “Biz hangi ülkeye bir uyarıcı gönderdiksek,” Mehdi (a.s.), mürşit, peygamber, “mutlaka oranın 'refah içinde şımaran önde gelenleri': "Gerçekten biz, sizin kendisiyle gönderildiğiniz şeyi tanımıyoruz" demişlerdir.” Mesela, Mehdi (a.s.) geldiyse, Mehdi (a.s.)’yi biz tanımıyoruz diyorlar, “kabul etmeyiz.” Peygamber geldiyse, “kabul etmeyiz” diyorlar. “Kim yapıyor?” diyor Allah, “oranın refah içinde” para, bolluk, çoluk, çocuk, çevre edinmiş, işi tamam, çocuklar yurt dışında, bol para, kimse artık onlar “ve şımaran önde gelenleri” diyor Allah, önde gelenleri, işte falanca bey, feşmekanca bey. Ne diyorlar? "Gerçekten biz, sizin kendisiyle gönderildiğiniz şeyi tanımıyoruz" demişlerdir.” Kabul etmiyoruz diyorlar. Ne İsa Mesih (a.s.)’in gelişini kabul ederiz, ne Mehdi (a.s.)’nin gelişini kabul ederiz diyorlar. Mesela Ahir zamana uygulaması budur, inşaAllah.
Evet, şimdi bir ara verelim, kısa bir ara verelim, inşaAllah.
SUNUCU 1: Kısa bir aradan sonra görüşmek dileğiyle.
Programımıza kaldığımız yerden devam ediyoruz. Buyurun Hocam.
ADNAN OKTAR: İnşaAllah. Biraz İmam-ı Rabbani’den de inşaAllah bundan sonra ders yapalım, sohbet yapalım. İmam-ı Rabbani Hazretleri çok samimi, değerli, çok büyük bir alimdir. Biliyorsunuz nübüvvet yolundan ilerlemiş, bin yılın müceddididir, çok değerli bir insan. Zaten Mektubat’ı okunduğunda kalplere çok huzur verir. Çok candan ve çok samimi yazılmış. Tam bir Mümin kişi olduğu hemen anlaşılır. İnşaAllah.
Ertuğrul bir yazı yazmış. En son şu dikkatimi çekti: “İHH yüzde yüz haklıdır ”diyor. En son öyle bitiyor, bilmiyorum yazıyı okumadım. MaşaAllah. Başkan Bülent Yıldırım iftarlarımıza gelir. Çok mütevazı, mazlum, kendini Allah’a adamış, çok riskli, zor ortamlara giren, Allah için mücadele veren, çile ehli bir kardeşimizdir. Fakir fukarayı mutlu ediyor. Elinde ben tüfekle ben onu hiç görmedim. Bomba ile falan gezdiğini görmedim. Adam öldürdüğünü, soygun yaptığını da görmedim. Ama herkese yardım ettiğini, sevgi gösterdiğini, en riskli en zor yerlere kadar gittiğini, savaş ortamının içine kadar girip yaralılara, hastalara, düşkünlere yardım ettiğini biliyorum. Ben bu insana kefilim. Bir kere bana bu kişiler hakkında terörist, merorist gibi hiçbir ifade de bulunmasınlar. Biliyorum, yani kefilim diyorsam bana inanmaları lazım. Terörist denilen şey, gider adam öldürür, mazlumu öldürür, ev bombalar; gidip yardım etmez, insana şefkat duymaz, merhamet etmez. İHH birçok aç insanı doyurdu, birçok garibanı, perişan insanı mutlu etti. Mutluluklarına vesile oldu. Kurban ile ilgili faaliyetlerde bulunuyorlar, kurban eti dağıtıyorlar. Bayağı şahane faaliyetler yapıyorlar.
“Selamün aleyküm.” Ve aleyküm selam. Bu kardeşimiz bana kızmış. “"İzin isteselerdi" diyorsunuz, niye bunu söylüyorsunuz?” diyor. İzin almadan olur mu canım? Fethullah Hocamızı seven bir yardım vakfından bahsettin sen?
ALTUĞ BERKER: Evet. Biraz evvel bahsetmiştim Hocam. ‘Kimse Yok mu Vakfı’.
ADNAN OKTAR: ‘Kimse Yok mu?’ evet. “Biz dağıtıyoruz” diyorlar. İzin alıyorlar. Şimdi böyle haşinlikle olmaz. Bu şekilde “Asarız, keseriz, izin de almayız” olmaz. Türkiye’ye de gelseler, biz şimdi yardım dağıtacağız deseler, mutlaka bir arama yapar orada polis. Yani bakılır ne var ne yok gibisinden, değil mi? Bir iki de polis veya devletin bir görevlisi eşlik eder. Bu çok makul olan bir şey. Ne zararı var, ayrıca ne mahsuru var? Ne kaybeder? Gelsin, asker arasın. Daha iyi, kimse bir iddia da bulunamaz, iftira atılamaz, değil mi? Daha güvenli değil mi? Daha güzel işte, kimse iftira atamaz. “Gel arkadaş” diyorsun. Ama şöyle de olabilirdi. Uluslararası asker de çağrılabilirdi, asker veya görevli. “Gelin, beraber bakalım” dersin mesela. Başka ülkenin askeri gelsin, baksın. Yani Birleşmiş Milletler askeri de olabilir. Birleşmiş Milletler askerin gelsin. İsrail askeri de gelsin, baksınlar. Bakacaklar ki; sadece yardım malzemesi var. İleriye yönelik iftirayı da önler bu. Bu makul bir şey, bunda bir şey yok. Birlikte dağıtmak çok çok daha güzel. Yani bu da her türlü iftirayı ortadan kaldırır, gayet güzel. “İHH başkanı diyor ki; "Filistinlilerin yaşamak için 2000 kalem yardım gerekiyor. İsrail sadece bunun 75 kalemine izin veriyor" diyor. Bir de İsrail’in dağıttığı, Türkiye’den giden yiyecek yardımlarının, yiyeceklerin besin değerini düşürdüğünü diyor yani "sessiz soykırım uygulandı" diyor.” Herhalde anladığım kadarı ile besin değeri olmayan yiyecekler gidiyor. “O yüzden de halk beslenemiyor” diyor. “Filistinlilerin genetiklerini bozduklarını biliyor muydunuz?” Nereden bileyim canım? Nedir, nasıl bozuyorlar, var mı böyle bir şey? Bozuk yiyecekler gönderip, genetiklerini bozduklarını mı iddia ediyor kardeşimiz.
ALTUĞ BERKER: Olabilir Hocam.
ADNAN OKTAR: “İHH plansız yardım için ani karar vermedi. Sizin dediğiniz gibi İHH elinde onlarca dosya varmış bununla ilgili. Saygılarımla. Size çok kızan seyirciniz Ertuğrul” diyor. Allah’ım YaRabbim. “İHH yüzde yüz haklıdır” diyor. Şimdi şöyle, plansız tabii ki plansız. Şöyle plansız; istişare edilebilir. Adamlar -bana 30 kere söyletmek yersiz oluyor- çağrılır veya Birleşmiş Milletler askerleri de çağrılır. Gidip bakarlar ve bu çok daha güvenli olur. Yani bunu yapan yardım kuruluşları olduğuna göre ve hiçbir sorun çıkmadığına göre aynısı benzeri yapılır, bu kadar. Bakın model var elimizde, değil mi? ‘Kimse Yok mu Derneği’ değil mi? Tamam, yapıyormuş bak, aynısını yapıldığında netice çıkacağı belli. Gayet güzel netice olacak demek ki. Ama İHH’nın kötü niyetli olduğunu kabul etmem. Oradaki kişiler ani panik olmuş olabilirler. Boş bulunmuş olabilirler can havliyle. Kendi canlarını korumak için karşı atak yapmış olabilirler. Ben bilmiyorum olayı. O soruşturma sonucunda anlaşılır. Zaten Türkiye’de Cumhuriyet Savcılığı olaya el koydu. Şimdi herkesin ifadesi alınacak. Uluslararası da soruşturma yapılacak. Bunun sonucunda her şey ortaya çıkar. Bir de oradaki yiyecekler eksik gidiyorsa, tabii bu acayip bir şey. Bunun mutlaka düzelmesi lazım. Yalnız şimdi buradaki 2000 kalemin içerisinde en önemli olan ihtiyaç, Filistin’e gitmesi gereken ihtiyaç; yemek, gazoz, veyahut işte cips, şu bu, Nutella gibi şeylerden daha önce Kuran, iman hakikatlerine dayalı kitaplar. Yani imani bilginin oraya akması çok önemli. Oradaki insanların manen eğitilmesi çok önemlidir. Oraya gemi dolusu kitap götürülmesi lazım. Hayır yapmak isteyenler, önce oradaki insanların imanlarını kurtarmaları lazım. Açlıktan kimse ölmez. 2000 kalem değil, 4000 kalem de gitsin, kalem sınırlamasına gerek yok, çok acayip bir şey olur. İsrail böyle bir kalem sınırlaması yapıyorsa, zaten bunun hiçbir açıklaması yok. Yani bilmiyorum böyle bir şey duydum ama nasıl bir şeydir? Bir de yani nasıl açıklanabilir? Mesela adam et yemek istiyor, nasıl yasaklarsın bunu sen? Böyle bir şey olmaz. Eğer bu doğruysa bu konuyu çok ciddi gündem yapıp, bunu bir kere aşmak lazım. İstedikleri gibi her türlü yiyecek oraya girer. Her türlü yiyecek maddesi, ama özellikle kitap, imani konularda kitaplar. İman hakikatlerini anlatan kitaplar, filmler değil mi? Oradaki insanların imani yönü, yani dünyasını kurtarmak değil, Ahiretini kurtarmak çok önemli, inşaAllah. Dünyasını kurtarırız inşaAllah, Allah vesile eder. Ama imanlarını kurtarmak çok hayati. Çünkü hep Filistin, Filistin. Peki, Irak ne olacak? Hep Filistin’den bahsediliyor. Afganistan ne olacak? Moro halkı ne olacak? Çad nasıl olacak? Doğu Türkistan nasıl olacak? Doğu Türkistan’a yardım götürebiliyor muyuz biz? Oraya hiç girilemiyor. Oraya yine bir şekilde giriliyor gördüğüm kadarıyla, yani 75 kalem de olsa gidiyor. Doğu Türkistan’a biz 1 kalemi bile sokamıyoruz, 1 kalem. Benim kitaplarımı çok dolaylı yoldan Kızıl Çin’e sokabiliyoruz, çok dolaylı yollardan. Kızıl Çin Hükümeti bizim internet sitemizi yasaklattı, imani uyanışa sebep oluyor diye, Kızıl Çin’de, özel hükümet kararıyla. Harun Yahya sitesine girişi yasaklattı. Biz de tabii başka yollar gösterdik. Yine kardeşlerimiz bir şekilde giriyorlar. Çin’de müthiş bir manevi uyanış var. Allah’a hamdolsun, elhamdülillah. Kitap da sokuyoruz bir şekilde, bir yollardan. Bir yolunu bulduk, Allah’a çok şükür. Niye Doğu Türkistan gündemde değil? Niye Afganistan gündemde değil? Orada aç, sefil, ayakları toprakta gezen binlerce çocuk var; ayakkabısız, perişan değil mi? Bunun genel çözümüne bakılması lazım, bu konunun. Bunun genel çözümü Mehdiyettir, Ertuğrul Efendi. Mehdi (a.s.)’nin zuhurudur. Hz. İsa Mesih (a.s.)’in inişidir. Mesela Ertuğrul’a desek ki biz; “Mehdi (a.s.) konusunda ne diyorsunuz?” Belki şiddetle karşı çıkacaktır. “İslam ahlakının dünya hakimiyetine ne diyorsunuz?” desek, belki Cübbeli gibi 570 yıl ileriye atacak. Olmaz. Eğer Filistin’in kurtulmasını istiyorsan, İslam ahlakının dünya hakimiyetini iste. İslam ahlakının dünya hâkimiyeti ile ilgili kitaplar gönder Filistin’e, İslam alemine, her yerine, uyanışı arttır. Her yerde Türk-İslam Birliği’nin oluşması için gayret et. En acil ihtiyaç budur, en acil. Yani bir insan aç kalmaktan ölmüyor, kolay kolay ölmez. Filistinli kardeşlerimiz de ölmezler açlıktan. Ama maneviyatsızlıktan bütün İslam alemi ölüyor, perişan halde, manen ölüyorlar. Büyük bir bölümü ölüyor yani. Çok az bir bölümü kurtulabiliyor. Bu manevi ölüme dur demek lazım. Manevi gıdaya, bak maddi gıdaya önem vermiyorsunuz. Manevi gıdaya niye önem vermiyorsun Ertuğrul Efendi, değil mi? Bütün dünyaya yay. Pakistan’a da gitsin, Afganistan’a gitsin, Moro’ya gitsin, Çad’a gitsin, Doğu Türkistan’a gitsin. Doğu Türkistan’da bir gecenin içinde on bin genç kızı alıp götürüyorlar Kızıl Ordu’nun genelevlerine. Akıl almaz rezalet oluyor ve hiçbir şekilde bilgi alınamıyor. Onlar insan değil mi? Bir gecenin içerisinde 100 bin kişiyi, 50 bin kişiyi katlediyor Kızıl Çin ordusu, Kızıl Çin polisi. Sorgusuz infaz ediyor. Basının gözü önünde vuruyorlar, adama diz çöktürüp kafasına kurşunu sıkıyor, şehit ediyor. Ve kimse çıtını çıkaramıyor. İsrail’e karşı bir düzeltme, iyileştirme politikası tabii ki gerekir ama bütün dünyada Müslümanlar eziliyor. Bütün dünyadaki Müslümanların kurtuluşu için ortaya çıkılması lazım. Ben şahsen bir Müslüman eğer açlıktan ölmüyorsa yani yarım ekmek biraz da peynir yiyebiliyorsa, ben ona yiyecek parası vermem, kitap parası veririm, kitap gönderirim ona. Önce onun Ahireti, sonsuz hayatı önemli, dünya hayatı göz açıp kapayıncaya kadar geçiyor. Ama sonsuz hayatı çok önemlidir. Allah’ın rahmetini kazanması, rızasını, her şeyin üzerinde Allah’ın rızası vardır, bunu kazanması çok önemlidir.
“Hocam Allah aşkına, Gazze İsrail toprağı değil ki, neden İsrail’den izin alınacak? Yapmayın Hocam, lütfen” diyor. Kardeşim, güzel kardeşim, böyle olduğunda işte kardeşlerimizi şehit ediyorlar ve yiyecek de girmiyor, olay çıkıyor. Bu konuyu pratik halletmek varken, yani ne diyeyim, “gidip İsrail’le savaşalım da olay mı çıksın” diyeyim yani ne diyeyim? Ben pratik çözümün yani neticenin alınmasının peşindeyim. Yani ne diyelim? “Biz de onları mı çekip vuralım, bomba atalım” mı diyeyim ne diyeyim yani? Pratik çözüm bakın, bunu yapanlar var. “Kimse Yok mu Derneği?” bak bunu yapıyor. Aynı stil, aynı yöntemle yapılabilir. Adamlar gidip izin alıp dağıtıyorlar. Biz de gidip izin alıp dağıtırız. Yani böyle bir üslubun sonucunda bunu söyleyen insanlar araziye geçiyorlar. Yani önce bütün milleti kışkırtıyorlar, sonra bakıyorsun güvercin gibi uçmuşlar, ortada yoklar. Böyle yiğitlik olmaz. Eğer yiğitseniz, Türk-İslam Birliği’ni isteyin, İttihad-ı İslam’ı isteyin, bütün dünyaya İslam ahlakının hakim olmasını isteyin. Yiğitseniz Doğu Türkistan’ın kurtuluşunu isteyin, Afganistan’ın, Irak’ın kurtuluşunu isteyin. Çad’ın, Moro halkının, Fas, Tunus, Cezayir’in, her yerde Müslümanlar perişan şekilde. Yani şimdi bir örnek daha vereceğim de vermeyeyim yani. Birçok ülkede genç kızların nasıl mağdur olduğunu, Müslüman genç kızların, hepiniz görüyorsunuz değil mi? Anlamazlıktan gelmeyin. Burada akılcı davranacaksınız. Mantıklı davranmaları gerekir. Kuran’a göre hareket etmeleri gerekir ve Peygamberimiz (s.a.v.)’in hadis-i şeriflerine güvenmeleri gerekir, değil mi? İnşaAllah. “Gazze toprağı İsrail’in değil ki, neden İsrail’den izin alınacak? Yapmayın Hocam lütfen” Kardeşim gitti kardeşlerimiz, şehit edildiler. Peki, bunu mu isteyelim? Birçoğunu da yaraladılar, sakatlayıp geri gönderdiler. Bunu mu isteyelim? Ve uluslararası hukuka göre de yapacak bir şey yok gibi görünüyor şu an? Bunun tepeden çözümü var, üstten çözümü var, buna da yanaşmıyorsunuz. “Gelin Türk-İslam Birliği’ni yapalım, İttihad-ı İslam oluşsun” diyoruz. “Biz bunu istemiyoruz” diyorsunuz. Gidiyor orada kardeşlerimiz perişan olup geri dönüyorlar. “Biz bunu istiyoruz” diyorsunuz. Yani böyle bir mantık olmaz. Yani biz niye elimizi yakalım, maşayla bir şey yapabilecekken. Ateşin içine elimizi sokmamızı istiyorsunuz. Gidip maşayla alırız. Kolay yolu varken niye zora girelim. Eğer bir kahramanlık ruhları varsa, bir yiğitlik ruhları varsa kardeşlerimizin, ismi geçen kardeşlerimizin, ısrarla Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in müjdesini etrafa yaysınlar, Mehdi (a.s.)’yi arasınlar, Mehdiyeti müjdelesinler, Türk-İslam Birliği’ni müjdelesinler, İttihad-ı İslam’ı müjdelesinler. Bak Bediüzzaman “bu asrın en büyük farz vazifesidir” diyor, “İttihad-ı İslam.” “İttihad-ı İslam’ı istemiyoruz” diyorsunuz. Türk-İslam Birliği’ni de istemiyorsun. Nereden istemediğini anlıyoruz? Çünkü böyle bir faaliyeti yok, talebi yok. Yazsana sitene, kitaplar dağıt, anlat. Ondan sonra, gel bana bunu söyle, ben senin alnından öperim o zaman. Ama aksini söylüyorsan, ben bunu kabul etmem.
İslam ahlakının dünyaya hâkimiyeti farz. Kuran’da çok fazla ayet var, açık. Peygamberimiz (s.a.v.) de farz kılmış. Zaten hadislerde de farz olduğu belli, değil mi? Kılınızı kıpırdatmıyorsunuz keratalar. Sokakta bağırmakla olmaz ki? “Kahrolsun İsrail” demekle olmaz. “İsrail” peygamber ismidir. “Kahrolsun İsrail” denmez. Hz. İbrahim (a.s.), İshak (a.s.), Yakup (a.s.), İsrail (a.s.) hep peygamber ismidir bunlar. Yani “kahrolsun İsrail” Müslüman’ın söyleyeceği söz değil, böyle denmez. “Kahrolsun ateist siyonistler” dersin. Veyahut düzelmeleri için gayret edersin. “Allah hidayet nasip etsin” denir. “Hidayet vermeyecekse, Allah kahretsin” denir. Bu, inşaAllah, yani Kuran’a göre üslup budur, inşaAllah. Böyle demagojiyle olmaz. Yani ben genel olarak Müslümanların hepsini tenzih ederim kardeşlerimizi, ama bazı tipler var böyle ucuz kahramanlık yapıyorlar, ucuz kahraman. Ev mücahidi, büro mücahidi bunlar. Oturduğu yerde mücahidlik yapıyor. Kardeşim bakın, en kolay yolunu gösteriyorum, bak en güzel mücahidlik yolu. Desene; “İslam ahlakı dünyaya hakim olsun”, desene. İki kelime, koy internete, bilgisayarına koy, göremiyoruz, söyleyemiyor. Ya Rabbi bizi Mehdi (a.s.) ile muhatap et, bize Mehdi (a.s.)’yi gönder diyemiyor. Bak Cübbeli gürül gürül dua ederken vazgeçti, diyemiyor. Çünkü Mehdi (a.s.)’yi şu an istemiyor benim gördüğüm. “570 yıl sonra gelsin” diyor. “Besin değerini düşürüyormuş, yani giden yiyeceklerde yüksek proteinli yiyecekler yasak. Sadece yırtık elbiseler serbest. Ben Hollanda’dan yazdığım için Türkçe harfler yok klavyede. Ertuğrul.” “Sizin bütün dediğiniz konuların arkasındayım, bu Filistin konusu hariç.” Niye Ertuğrul Hoca, niye Filistin ne var yani? Anlattığımız doğru. Yani gidin Müslümanları burada katledin mi diyelim adamlara, perişan edin mi diyelim, şehit edin mi diyelim, ne diyelim, değil mi? Kardeşim yani olay çıkmadan bir şeyi halletmek varken, niye olay çıkartalım? Niye hadise çıksın yani? Ucuz kahramanlığa ne gerek var kardeşim? Oradaki kardeşlerimi tenzih ederim de, ben Ertuğrul için diyorum. “Sizin sitenizin Hollanda’da senelerdir tanıtımını yapıyorum. Allah rızası için yapıyorum” diyor. Allah razı olsun, devam inşaAllah. Güzel inşaAllah. Kardeşim Filistin konusunda, bu “Kimse Yok mu Derneği” gibi gitseler, izin alıp götürse kardeşlerimiz, ne kaybederler bundan? Yani bunun bize verdiği kayıp nedir, ne zararımız olur? Evet, “Mısır kapısından bütün yiyecekleri kaçak sokuyorlar. Dün televizyonda gösterdiler. Gazze’ye inşaat malzemesi sokmuyorlar. Filistin buna kızıyor.” Bu kötü tabii, bu olmaz. Yani inşaat malzemesi girmesi lazım. Proteinli yiyecekler, et, süt, hepsi girmesi gerekir. Eğer böyle bir durum varsa bu çok çok acayip bir şey. Bunun üzerine gidelim. Normal beslenmeleri lazım. Zaten inanılır gibi değil. Ne mantık olabilir et, süt girmemesinde? Doğru mu öyle bir şey, doğru mu?
ALTUĞ BERKER: Doğru Hocam, evet.
ADNAN OKTAR: Peki amaç ne, et, süt girmemesinde?
ALTUĞ BERKER: Bilmiyorum. En son nihai hedefleri onları da oradan göç ettirmeye yönelik böyle zoraki bir yaşam şartları mı oluşturmaya çalışıyorlar? Siz daha iyi bilirsiniz Hocam, bilmiyorum.
ADNAN OKTAR: Yani o tabii çok anormal bir hareket olur. Et, süt yani, ona bakarız. Olur mu öyle şey? Normal vitamin, et, süt, protein yani her türlü, karbonhidrat, şeker bunlar girecek. Olur mu öyle şey? Öyle bir şey olmaz. Onu bir geniş kapsamlı araştıralım. Nasıl, kimden öğrenebiliriz bunu daha detaylı? Yani belge olarak kimden öğrenebiliriz?
ALTUĞ BERKER: Yardım kuruluşları belki daha iyi biliyor olabilir Hocam. Onlardan uygun görürseniz.
ADNAN OKTAR: Yani olmaz, o kadar söyleyeyim. Öyle bir şey yapamazlar. Yani çok büyük bir haksızlık olur. Çok büyük bir anormallik olur. Hiçbir açıklaması olmaz bunun, olur mu? Biz gemi ile et götüreceğiz. İzin istiyorlarsa, alınsın. Gelsinler baksınlar, soğuk hava deposu, istedikleri gibi baksınlar. Beraber dağıtalım. İsrail’de de dağıtalım. Bizim, koşerdir bizim etlerimiz. Allah adına kesiliyor, Museviler de yiyebilirler, tabii.
ALTUĞ BERKER: Yiyecek olduğu, fakat alım gücü olmadığına dair bilgiler var Hocam. Milletin alma gücü olmadığı, çalışamadığı için, iş olmadığı için, fabrikalar bombalandığı ve inşaat yapılmadığı için, işsizlik olduğu için Allah-u alem.
ADNAN OKTAR: EvvelAllah besleriz biz Filistin’i, Cenab-ı Allah’ın izniyle. Yani orada çoluk çocuğu aç bırakmayız. Yoksa iş, otursunlar, besleriz. Çünkü kasten yapmıyor ki, kasten yapmıyor. İş olsa çalışacak, değil mi? Besleriz evvelAllah. Olmaz öyle şey. Orası mukaddes beldedir, Filistin’i bırakmak haramdır. Müslüman oradan çıkmaz. Kudüs bizim ruhumuz. Yani ha Mekke, ha Kudüs. Ha Medine, ha Kudüs. Ha İstanbul, ha Kudüs. Hiç farkı yoktur. Ama Musevi kardeşlerimiz de orada ibadet edecekler, Hıristiyan kardeşlerimiz de ibadet edecekler, Müslüman kardeşlerimiz de ibadet edecekler. Bütün Ehl-i İslam’ındır buralar, hepsi inşaAllah. Ama İsrail de orada huzurla, güvenle, mutlulukla, sevinçle yaşama hakkına sahiptir. Boydan boya, ta en uç yerlere kadar, Mısır’a kadar, istedikleri her yerde istedikleri gibi yurt kurup yaşasınlar. Gani gani helal olsun. Kimsenin hiçbir şey dediği yok. Ama oradan Müslüman gitmez. Olur mu? Cenab-ı Allah’ın vaadi var Hz. İbrahim (a.s.)’e değil mi? “Sana uyanlara, senin nesline o beldeyi, o bölgeyi vereceğim” diyor Allah, “sana ait” diyor. Yani “senin neslin”, senin neslin nedir? Mehdi (a.s.), Hz. İsa (a.s.), değil mi? Bütün o bölge Müslümanlara aittir, tamamı, inşaAllah. Ama tabii ki İsrail’in orada yurt kurma hakkı vardır. Devletleri meşrudur. Hükümetleri de artık hatalı, eksikleri var, inşaAllah onları düzeltirler. Orada bir devlet kurmaları, millet olmaları çok meşrudur, ben onlar oradan gitsin demiyorum. Kıyamete kadar yaşasınlar, bizim öyle bir şeyimiz yok. Ama o bütün bölge Hz. İbrahim (a.s.)’in evlatlarınındır. Yani Mehdi (a.s.) ve Hz. İsa Mesih (a.s.)’in sevdiklerinin, koruyup kolladıklarınındır. Dolayısı ile Hz. Mehdi (a.s.) de, Hz. Yakup (a.s.) soyunu koruyup kollayacaktır zaten. Yani Müslümanları kolladığı gibi, İsevileri de, Musevileri de koruyup kollayacaktır. Aynı şartlarda koruyup kollayacaktır. Böylece Kuran’daki o olay da tahakkuk etmiş olacak. Allah Hz. İbrahim (a.s.)’e vaad etmiş; “senin nesline” diyor. Mehdi (a.s.) onun nesli değil mi? Onun nesli. Mehdi (a.s.)’nin yed-i emanında olacaklar inşaAllah, hepsi inşaAllah.
Filistin’i gündem yapanlar Türk-İslam Birliği’ni eğer gündem yapmıyorlarsa, çok çirkin hareket ederler. Bakın Türkistan’da 30 milyon kardeşimiz şehit edildi, 30 milyon. Bakın 300 bin değil, 30 bin değil, 30 milyon kardeşimiz şehit edildi, belgeli. Dövülenler, sövülenler, ırzına geçilenler, değil mi?
Mahvediyorlar oradaki insanlarımızı. Bu niye gündem olmuyor? Afganistan’daki perişanlık görülmüyor mu, bu niye gündem olmuyor? Bunun toptan çözümü varken, bunu anlamazlıktan gelen, dürüst hareket etmiş olmaz. Bunun toptan çözümü Türk-İslam Birliği, İttihad-ı İslam, Mehdiyet’tir ve Hz. İsa (a.s.)’nın nuzülüdür. Bunu gündem yapmayan, bundan manevi sorumlu olur. Böyle çay kaşığı ile insan beslenmez, çay kaşığı ile. Biz Türkiye’de para toplayacağız, Filistin’e götüreceğiz. Boydan boya koskoca Doğu Türkistan ne oluyor peki? Koskoca Afganistan ne oluyor? Koskoca Irak ne oluyor, değil mi? Ve her yerde kafa tutulan, aşağılanan dünyanın birçok yerinde Müslümanların konumu ne oluyor? Genç kızların konumu ne oluyor, değil mi? Bunların kökten, toptan, net çözümünü görmezden gelen bütün bunların günahını boynuna alır. Bunların çözümünü Bediüzzaman da göstermiş, Kuran’da Cenab-ı Allah çok net göstermiş, açık bir kere, en başta Kuran. Peygamberimiz (s.a.v.), Allah’ın Peygamberi (s.a.v.) hadislerinde göstermiş. Biz Mehdiyet çağındayız. Mehdiyet’e gözünü kapayan, bütün bu olaylara gözünü açmış olur. Bir nevi bunları da kabul etmiş olur. Türk-İslam Birliği’ni kabul etmeyen bir insan, İttihad-ı İslam’ı kabul etmeyen bir insan, bunun toptan çözüm olduğunu bildiği halde, bunu kabul etmeyen bir insan, bu durumu da bir nevi kabul etmiş olur. Çünkü çözümü ortada, değil mi? Kardeşim bakın, bir şey var, toptan avuçlanıp kaldırılacak ve yok edeceksin yani zararsız hale getireceksin. Yani bir kurt çökmüş Müslümanların üzerine, tasmasından tutup kurdu kaldıracaksın. Çift parmağınla kaldıramıyorsun, on parmağınla yapışacaksın. Tuttun mu, kurdu alır atarsın kenara, değil mi? Ve kurtulur bütün İslam alemi. Çay kaşığı politikası ile bu işler olmaz. Çay kaşığı ile Müslümanları kurtaramazlar. Çay kaşığı ile su verilmez, çay kaşığı ile yiyecek verilmez. Türk-İslam Birliği’nin dışında bu işin kurtuluşu yoktur. İttihad-ı İslam dışında kurtuluşu yoktur. Bakın bütün Nur talebeleri, Allah razı olsun, hepsi sitelerine İttihad-ı İslam’ı aldılar, Allah’a çok şükür. Bakın onlarca seneden beri hiç gündem olmayan bir konu, ilk defa, Allah rızası için istirham ettik, Allah rızası için kabul etti kardeşlerimiz ve koydular. Ben Allah rızası için istedim, Allah rızası için de onlar oraya koydular ve her yerde manşet şu an, inşaAllah.
Ertuğrul, maşaAllah, “Ben karşı değilim Türk-İslam Birliği’ne, Hz. Mehdi (a.s.)’nin geleceğine inanıyorum.” Mehdi (a.s.) geldi Ertuğrul. “Hz. İsa (a.s.)’nın geleceğine inanıyorum”. İsa (a.s.) da görev başında. “Cübbeli Ahmet Hoca’yı da sevmiyorum” diyor. Sevmemek suç değil, sevmez. Ama sevmiyorum değil de; acıyalım, doğru yola gitmesini isteyelim, Allah’a dua edelim hidayet versin Allah. Aklını arttırsın. 570 yıl sonrasına erteliyor çünkü Türk-İslam Birliği’ni. 570 yıl, 500 yıl daha mı Müslümanlar perişan olacak? Yetmedi mi bu kadar? Bir 500 yıl daha ezilmelerini mi istiyorsun, değil mi? Kardeşim Mehdi (a.s.)’nin geleceğine inanmıyorsun, İttihad-ı İslam’dan bahset, ne olur? Bunu da söylemiyor. Türk-İslam Birliği’nden bahset, bunu da söylemiyor. Dili yapıştı adeta yani. Evet bir şeyler demiş. “İsrail’in bayrağındaki yıldızın Hz. Davud (a.s.)’un imzası olduğunu biliyor muydunuz? Ertuğrul.” Doğru. Hz. Süleyman (a.s.)’ın da mührüdür. Altı köşeli yıldız, Hz. Süleyman (a.s.)’ın da mührüdür. Yani orada şeytan Müslümanları oyuna getirmesin. Bakın peygambere (haşa) çirkin söz söyletiyor şeytan. Yani iyi niyetle söylüyor ama sözünün ne anlama geldiğini bilmeden söylüyor mesela. “Kahrolsun” diyor, İsrail (a.s.)’in ismini veriyor, peygamberin ismini veriyor, olmaz. Kardeşim söylesene dümdüz inşaAllah, gerekli sözleri inşaAllah.
ALTUĞ BERKER: Hocam, sizin söylediğiniz bir haber vardı Hocam. Prens Charles da; “Dünyayı kurtarmak için İslam’ı seçin” demiş Hocam.
ADNAN OKTAR: Hay maşaAllah, hay maşaAllah.
ALTUĞ BERKER: Oxford İslami Çalışmalar Merkezi’nde yaptığı konuşmada, “Dünyayı kurtarmak için İslam’ın izinden gidin” demiş Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Hz. İsa Mesih (a.s.) görevde demek ki, değil mi? MaşaAllah. Prens Charles gibi bir insan açıkça İslam’ı savunuyorsa, bu Mehdi (a.s.)’nin zuhur ettiğini göstermiyor mu, değil mi? Bu çok çok olağanüstü.
ALTUĞ BERKER: Başka bir gazete de “Prens Charles’tan Kuran dersleri” diye vermiş Hocam.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Bütün Avrupa’da liderler hep Kuran hayranı, maşaAllah.
Yani Hz. Süleyman (a.s.)’ın mührüne de hakaret olmaz, değil mi? Peygamberlere karşı da çirkin söz söylenmez, ona dikkat edecek kardeşlerimiz. “Kahrolsun ateist siyonistler” diyecekler, o kadar.
ALTUĞ BERKER: Evet Hocam. Bunu dünyada ilk söyleyen sizsiniz Hocam, Allah razı olsun. İnşaAllah kardeşlerimiz dikkat ederler.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah, evet.
ALTUĞ BERKER: Çok yeni bir haber daha var Hocam. Star Gazetesi’nde bir yazar; “Ergenekon’un yargı ayağı deşifre olursa” diye bir yazı yazmış Hocam. Sizin aylardan beri söylediğiniz konu. Son soruşturmalarda bu yöne doğru gidişat veriyor Hocam.
ADNAN OKTAR: Kardeşim bak, 2 yıldan beri söylüyorum, daha yeni sözüm tahakkuk etmeye başladı. Bak hiç gündemde değildi, iddia edilen Ergenekon Örgütü. İddia edilen Ergenekon Örgütü’nü ben 10 yıl önce kitabımda yazmıştım. İsim vererek yazmıştım.
ALTUĞ BERKER: 97, 13 yıl olmuş Hocam.
ADNAN OKTAR: 13 yıl, tabii 10 yılı da geçmiş, 13 yıl oldu tabii. İddia edilen Ergenekon Örgütü diye bir yapılanma var diye kitap yazmıştım.
ALTUĞ BERKER: Terörün Perde Arkası diye bir kitabınız vardı, orada Ergenekon’u başlık altında işlemiştiniz Hocam, ilk başlığında. 97 yılında ilk defa siz deşifre etmiştiniz, daha kimse ismini söylemiyordu.
Bu iddia edilen Ergenekon soruşturmasını yürüten savcı hakkında da soruşturma yolu açıldı, gibi bir haber vardı Hocam. Onunla ilgili görüntü yok da, fakat HSYK’ya başvurmuşlar herhalde Doğu Perinçek’in yakınları, böyle bir soruşturma açılsın diye.
ADNAN OKTAR: Soruşturma serbest. Herkes herkese soruşturma açabilir. Mühim olan suçlu olmasıdır, inşaAllah. Suçlu değilse, masumsa tamam, daha güzel, nur ala nur. Bir insana soruşturma açılması onun suçlu olduğunu göstermez ki. Bize de, ben bildim bileli bana da sürekli soruşturma açılır, hepsinden de beraat ettik. Yani belki 100 tane soruşturma açılmıştır, hepsinde beraat ettim şu ana kadar. Yani çok çok fazla mahkeme açıldı, değil mi, dava açıldı? Hepsinden beraat ettim, inşaAllah. Yani serbest dava açmak yasak değil ki Türkiye’de, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER: Hamas açıklama yapmış Hocam. Dışişleri Bakan Yardımcısı Ahmet Yusuf. Türkiye’yi açık görüşlü, laiklerle iyi ilişkiler kuran, demokrasi ve insan hakları için çalışan bir model olarak gördüklerini ve bu modeli uygulayacaklarını söylemiş Hocam.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah.
Lokman Suresi, 23’den itibaren Berker Hocam oku. Şeytandan Allah’a sığınıyoruz.
ALTUĞ BERKER: Şeytandan Allah’a sığınırım. “Kim de inkar ederse, artık onun inkarı seni üzmesin. Onların dönüşü Bizedir, artık Biz de onlara yaptıklarını haber vereceğiz. Şüphesiz Allah, sinelerin özünde saklı olanı bilendir. Biz onları az (bir şey ve zaman) olarak yararlandırırız, sonra onları ağır bir azaba katlandırırız. Andolsun onlara; "Gökleri ve yeri kim yarattı?" diye soracak olsan, şüphesiz; "Allah" diyecekler. De ki; "Hamd Allah'ındır." Hayır, onların çoğu bilmezler. Göklerde ve yerde olanlar Allah'ındır. Şüphesiz Allah, Gani (hiç kimseye ve hiçbir şeye muhtaç olmayan)dır, Hamid (hamd da yalnızca O'na ait)tir. Eğer yeryüzündeki ağaçların tümü kalem ve deniz de -onun ardından yedi deniz daha eklenerek- (mürekkep) olsa, yine de Allah'ın kelimeleri (yazmakla) tükenmez. Şüphesiz Allah, üstün ve güçlüdür, hüküm ve hikmet sahibidir. Sizin yaratılmanız ve diriltilmeniz yalnızca tek bir kişi(yi yaratıp sonra diriltmek) gibidir. Şüphesiz Allah, işitendir, görendir. Görmüyor musun ki, gerçekten Allah, geceyi gündüze bağlayıp-katar, gündüzü de geceye bağlayıp-katar. Güneş ile ayı emre amade kılmıştır. Her biri, adı konulmuş bir süreye kadar akıp gider. Allah yaptıklarınızdan haberdardır. İşte-böyle; şüphesiz Allah, O, Hak olandır ve şüphesiz O'nun dışında taptıkları (tanrılar) ise, batıldır. Şüphesiz Allah, Yücedir, büyüktür. Görmüyor musun ki, size ayetlerinden (bazılarını) göstermesi için, gemiler Allah'ın nimetiyle denizde akıp gitmektedir! Hiç şüphesiz bunda, çok sabreden, çok şükreden için gerçekten ayetler vardır. Onları kara gölgeler gibi dalgalar sarıverdiği zaman, dini yalnızca O'na 'halis kılan gönülden bağlılar' olarak Allah'a yalvarıp yakarırlar (dua ederler). Böylece onları karaya çıkarıp-kurtarınca, artık onlardan bir kısmı orta yolu tutuyor. Bizim ayetlerimizi gaddar, nankör olandan başkası inkar etmez.”
“Ey insanlar, Rabbinizden korkup-sakının ve öyle bir günün azabından çekinip-korkun ki, (o gün hiç) bir baba, çocuğu için bir karşılık veremez ve (hiç)bir çocuk da babası için bir şeyi verebilecek (durumda) değildir. Şüphesiz Allah'ın va'di haktır. Artık dünya hayatı sizi aldatmaya sürüklemesin ve aldatıcı(lar) da sizi Allah ile aldatmasın.”
ADNAN OKTAR: 49, 50, 51, 52 ve 53.
SUNUCU 2: “Bunlar: Sana vahyettiğimiz gayb haberlerindendir. Bunları sen ve kavmin bundan önce bilmiyordun. Şu halde sabret. Şüphesiz (güzel olan) sonuç takva sahiplerinindir. Ad (halkına da) kardeşleri Hud'u (gönderdik). Dedi ki: "Ey kavmim, Allah'a ibadet edin, sizin O'ndan başka İlahınız yoktur. Siz yalan olarak (tanrılar) düzenlerden başkası değilsiniz. Ey kavmim, ben bunun karşılığında sizden hiçbir ücret istemiyorum. Benim ücretim, beni yaratandan başkasına ait değildir. Akıl erdirmeyecek misiniz? Ey kavmim, Rabbinizden bağışlanma dileyin, sonra O'na tevbe edin. Üstünüze gökten sağanak (yağmurlar, bol nimetler) yağdırsın ve gücünüze güç katsın. Suçlu-günahkarlar olarak yüz çevirmeyin".”
ADNAN OKTAR: MaşaAllah, maşaAllah. Bismillah. 41, 42, 43 Furkan Suresi. Şeytandan Allah’a sığınıyoruz inşaAllah.
SUNUCU 1: “Seni gördükleri zaman, seni yalnızca alay konusu edinmektedirler: "Allah'ın, elçi olarak gönderdiği bu mu?" "Eğer onlara karşı kararlılık göstermeseydik, neredeyse bizi ilahlarımızdan saptıracaktı." Azabı görecekleri zaman, kim yol bakımından daha sapıkmış, öğreneceklerdir.”
ALTUĞ BERKER: Hocam, hayvanlarda sevgiye yönelik bir şey gösterebiliriz, eğer uygun görürseniz inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Çok şeker, geri gel bakayım. Çok güzel sevgileri. Derin muhabbet halinde en sevdikleri şey birbirlerini yalamaları. MaşaAllah. Şu tavşanların yumuşaklığı ve tatlılığı çok büyük güzellik maşaAllah.
Filistin’e en büyük yardım nedir? En büyük yardım, manevi yardımdır inşaAllah. Türk-İslam Birliği’ni anlatan kitaplar göndereceğiz, İttihad-ı İslam’ı anlatan kitaplar göndereceğiz. İttihad-ı İslam’ı istemeleri lazım. Mesela Filistin’de slogan hep belirli, niye İttihad-ı İslam sloganlarını duymuyoruz? Niye Filistin’de duymuyoruz? Niye Afganistan’da duymuyoruz? “Ya Rabbi bizi birleştir, Ya Rabbi bütün Müslümanlar birlik olsun” demeleri lazım. Bu denmediği müddetçe, azap ve gazap Müslümanların üzerinden kalkmayabilir. Takdir Allah’ın, çünkü Allah’ın vaadi bu şekilde. Müslümanlar birleşmezse büyük harama girmiş oluyorlar. Haramın karşılığı nedir? Cehennem ve azaptır. Dünyada belaya müstahak olur Müslümanlar, Allah esirgesin, Ahirette de Cehenneme müstahak olabilirler. Allah’a sığınacaklar ve mutlaka Türk-İslam Birliği’ni, İttihad-ı İslam’ı isteyecekler. Sevgiyi, barışı, kardeşliği, dostluğu, ilerlemeyi, aydınlanmayı, bilimi, kültürü, sanatı isteyecekler, inşaAllah. Bu da Mehdiyetle olacaktır. “Ya Rabbi bize Mehdi (a.s.)’yi gönder” diyecekler. “Mehdi (a.s.)’yi bize göster” diyecekler. “Mehdi (a.s.)’ye tabi olmayı bize öğret” diyecekler. Ve bütün Müslümanların bu konuları çok iyi öğrenmesi gerekiyor. O yüzden Filistin’e de, Afganistan’a da, Türkistan’a da, her yere yiyecekle beraber yarım ekmek ise 4 tane de kitap gidecek. 200 gr peynir ise 10 tane de yine kitap. Yani bizim nefes almak gibi ihtiyacımızdır kitap. Allah’ı anmak bizim nefes almak gibi ihtiyacımızdır ve bu ibadettir. Allah’ın rızasına uygun olan harekettir, inşaAllah. Her yerde bunları duyalım. Bak daha hala duyamadık, daha hala bu sesler cılız. Türk-İslam Birliği’ni isteyen çok az insan oluyor. İttihad-ı İslam’ı isteyen, bak daha yeni Nur talebeleri sitelerine koydular. Gürül gürül her yerde duyalım biz bunları. Yer gök inlesin, “Ya Rabbi bizi birleştir” desinler. Herkese şefkatle bakalım. İsrail’i de biz kurtaralım, her yeri biz kurtaralım inşaAllah. Müslümanlar kurtarsınlar. 570 yıl ileriye erteleyenlerin peşinden değil, Mehdiyeti savunanların peşinden Müslümanlar gitsin. Türk-İslam Birliği’ni savunanların peşinden gitsinler. Cübbeliye sormuyorlar, kardeşim 570 yıl Mehdi (a.s.)’yi ileriye erteledin tamam anladık, peki İttihad-i İslam’ı niye erteliyorsun? Yani İttihad-i İslam’ın ne mahsuru var? Yani burada bir gariplik var, bunu görsün Müslümanlar.
Bitmiş evet. Ama bitmez, ne yapacağız, internetten devam edeceğiz.
SUNUCU 1: Harunyahya.Tv sitesinden 24 saat yayınlarımızı takip edebilirsiniz. Soru ve görüşlerinizi bize ahirzamansohbetleri@hotmail.com adresinden gönderebilirsiniz. Harunyahya.org ve Harunyahya.net adreslerinden Hocamızın tüm eserlerini ücretsiz olarak indirebilirsiniz. Bizi yarın 22:00’den itibaren Harunyahya.Tv internet sitemizden, Mavi Karadeniz Radyo’dan ve Kocaeli TV ekranlarında takip edebilirsiniz. İyi akşamlar diliyoruz.
Güncel Yorumlar
Devamı ...Güzel Konular
Devamı ...Kuran Mucizeleri
Devamı ...Basında Harun Yahya
Devamı ...
Kuran'ın Bazı Sırları
Devamı ...Basında Harun Yahya
Devamı ...