SUNUCU: İyi akşamlar sayın izleyicilerimiz ve dinleyicilerimiz. Bu akşam Harunyahya.Tv, Mavi Karadeniz Radyo ve Kanal Avrupa’dan canlı olarak yayınlanan ‘Adnan Oktar’la Gece Sohbetleri’ programında yine sizlerle birlikteyiz. Birbirinden önemli konuların yer alacağı programımıza; bilmediğiniz, merak ettiğiniz konulardaki sorularınızla siz de e-maillerinizle katılabilirsiniz. Konuklarım Harun Yahya müstear ismiyle yazdığı 300’ü aşkın kitabıyla tüm dünyaca tanınan Sayın Yazar Adnan Oktar ve Sayın Altuğ Berker. Nasılsınız Hocam?
ADNAN OKTAR: Allah’a hamd olsun. Sizler de iyisiniz inşaAllah.
SUNUCU: Çok şükür iyiyiz Hocam. Teşekkür ederim.
ALTUĞ BERKER: Bugün bazı basında gazete haberleri vardı, uygun gördüğünüz zaman gösterebilirim.
ADNAN OKTAR: Ortadoğu’da da, bütün İslam aleminde de genel olarak yaygın olarak Filistin’de de, Mısır’da da Müslüman kardeşlerimizin eksik bir yönü var, hatalı bir yönü var. Çok hayati bir yön bu, her zaman söylediğimiz. Birlik olmadıkları için çok güçsüzler. Ve dolayısıyla rahatça herkesin ezebileceği bir yapı oluşturuyorlar. Mesela Irak, dünyanın 4. ordusu diyorlardı, bayağı güçlü görülüyordu Irak. Amerika “işgal edeceğim, çık oradan” dedi Saddam’a. Yani “ya oradan çıkarsın, ya işgal edeceğim” dedi. Saddam kabadayılık yaptı. Halk da aslında çıktılar, sloganlar attılar, bağırdılar “kahrolsun Amerika” işte kahrolsun şu bu falan böyle şey yaptılar. Hendek kazın dedi, hendek böyle hatırlıyorum Saddam. Bakanlar Kurulu falan da, “gelecekleri varsa görecekleri de var”, “kaç aşamalı karşılık vereceğiz, darmekaşan edeceğiz” dediler. Bismillah, Amerika bir girdi, adamlar dümdüz anında. Saddam yerin altına girdi, öbürleri tarumar oldular. Şimdi bu Kurani bir yöntem değil. Müslümanları böyle teker teker helak ettiriyorlar. Afganistan’da da bunu yaptılar, başka yerde de. Mesela Filistin’de, kardeşim Filistin’i İsrail gücünü kullanarak eze eze mağlup etmiş. “Ben burada askeri gücüm” diyor adam değil mi? Ve “sizi yendim, savaş yaptım yendim, benim esirimsiniz” diyor adam. Çıkıyorlar, ne kadar ayıp yapıyorsun ey İsrail diyorlar. Yani ne yapıyorsun sen, hiç insanın aklına yakışır mı bu diyorlar. Yani işte çok kibar bir üslupla, yani biraz kızdırıcı da duruyor tabii. Adam sana zaten meydan okumuş yani yendim seni diyor, esirimsin diyor. Ben burayı aldım diyor ve benim lütfumla siz besleniyorsunuz. Ben istediğim kadar buraya yiyecek girer, istediğim kadar şu girer. Öbür türlü ben buraya sokmam ben buranın hakimi benim, diyor. Habire orada burada Müslüman kardeşlerimiz bağırıp, çağırıyor. Onlar diyor ki İsrail’de bir gazetede yazmış, gazetede var; “bol bol bağırsınlar, onlara iyi gelir, deşarj oluyorlar, bağırsınlar” diyor. Ve “hiçbir şey çıkmaz o bağırtıdan, bağırır bağırır sonra sakinleşirler” diyor. İsterseniz getireyim yazıyı. Hakikaten de öyle oluyor. Sesleri kısılıyor bağırmaktan, sonra da sakinleşiyorlar. Kardeşim, etmeyin tutmayın. Yani bakın İsrail’de dinsizler de, dindarlar da birbirini çok iyi koruyup kollar. Yani onlarda o inancın gereğidir yani. Bir Yahudi, diğer bir Yahudi’nin, yani bir Musevi’nin aleyhinde hiçbir şey yapmaz. Dinsiz dahi olsa, onun bir gün hidayet bulacağını düşünür ve ona tam anlamıyla saygı duyar ve ittifak halindedirler. Aralarında bölünme diye bir konu olmuyor adamlarda. Dolayısıyla dinlerine de titizler adamlar. Yani bir ülküleri, idealleri var değil mi? O bölgeyi ele geçirme gibi bir şeyleri var. Yani o bütün bölgeyi. Nil’den Fırat’a kadar, efendim taa aşağılara kadar her yeri ele geçirme düşünceleri var. Ve diyorlar adamlar; “biz sizi eze eze yendik” diyorlar. Yani varsa “eğer çıkabiliyorsanız çıkın karşımıza, yine ezeriz sizi” diyorlar. Buna karşılık yapılan şey, toplanıp var güçleriyle bağırmak oluyor. Habire mesela Filistin, Filistin. Kardeşim bütün Müslümanları içine alan bir üslup kullansana. Yani bizim konumuz sadece Filistin mi dünyada? Değil mi? Afganistan bizim sorunumuz değil mi? Doğu Türkistan bizim sorumuz değil mi? Türk devletleri güya bağımsız oldu, öyle bir şey de yok, bağımsız değiller şu an. Adı bağımsız, hesap veriyorlar. Dolayısıyla Türk-İslam Birliği’nin tahakkuku için gönüllerde bu talebin olması gerekiyor. Bak bağırdılar çağırdılar bir kısım kardeşlerimiz, şimdi evlerinde sakin oturuyorlar. Peki bunun çözümünü yapmadığınız için bunun olduğunu biliyor musunuz? Yani şu an Afganistan’da Müslümanların boğazlanmasının ve gece-gündüz onların orada şehit edilmesinin nedeni, Müslümanların kendi arasının daha önce parçalanmasıdır. Bütün günahı Müslümanların boynunadır bunun. Birlikken bölünmüşler, birlikken bölünmüşler ve bölünmeyi de değerli bir şey olarak görmüşler, parçalanmayı. Birbirleriyle uğraşmayı değerli bir şey olarak görmüşler. Bu haram işlenmiş, bu haram 100 küsur seneden beri işleniyor. Habire işleniyor ve devam ediyor. Bu haramı işlemeyelim, durduralım demeleri lazım ve Allah’ın farzını da yerine getirelim demeleri gerekiyor değil mi? En büyük farzdır Müslümanların ittifak etmesi, birleşmesi. Sen ittifak eder birleşirsen, İsrail’deki devlet “ben en büyük gücüm, haydi gücün yetiyorsa gel bana karşı koy” demez. Ama zaten böyle bir birlik de, öyle bir kabadayılık yapmaz yani. Türk-İslam Birliği oluştuğunda, Allah başına Mehdi (a.s.)’yi getirecektir. Yoksa sadece ırki bir düşünceyle mesela Türk Birliği oluşması, Türk ırkının üstünlüğü, genetik üstünlüğü üzerine kurulu, faşist mantığı savunan bir Türkçü politika Allah tarafından mahvedilir. Allah müsaade etmez ona ve hiçbir zaman içinde müsaade etmedi, etmez de. Her zaman ezilir böyle bir sistem. Müslüman ırkçılığı anlamında, Müslüman topluluğu adına faşist bir düşünceye de Allah hiçbir şekilde müsaade etmez. Etmedi ve her zaman da ezdi Allah kafalarını, perişan etti. Faşist bir İslam Birliği’ne de, faşist bir Türk Birliği’ne de Allah müsaade etmez. Neye müsaade ediyor Cenab-ı Allah? Kuran ahlakına dayalı, Rahmani, Allah’ın Rahman ve Rahim isminin tecellisi olan bir Türk-İslam Birliği’ne Allah müsaade eder. Müsaade eder, yaratır inşaAllah. Bu da ancak Mehdi (a.s.) ile mümkün. Bakın ilacı budur, bunu anlamazlıktan geldikleri müddetçe bu bela kesilmez söyleyeyim. Mümkün değil. Mesela sınırlar kalktı diyorlar kardeşlerimiz dedik. Geliyorlar mesela Şam’dan, bizim kardeşlerimiz de gidiyor. Türkiye’den de mesela Ertuğrul Özkök de gitti, Hacc’a gitti. Serin taşların üzerine ayaklarını uzatıyor, oturuyor, fotoğraf çekiyor, geliyor. Birçok insan gidip geliyorlar. Şam’dan, Arap Devletlerinden yıllardan beri, hatta bir ara bu Sarıyer’de falan Araplar doluydu kardeşlerimiz. Evlerini halk kiraya veriyordu falan. Böyle uzun entarili amcalar, göbek ileri fırlamış böyle değil mi, bağıra çağıra böyle, ilginç görüyor mesela tatlı alıyor falan böyle yiyor iştahla falan. Kardeşim böyle bir sistem aramıyoruz biz. Bu zaten oldu bu yani böyle bir şey yok. Bizim kastettiğimiz Rahmani, Allah’ın ahlakına dayalı, Kuran ahlakına dayalı metafizik bir sistem. Yani Mehdi (a.s.)’nin ve Hz. İsa (a.s.)’nın nüzulüyle oluşacak nur sistem, Rahmani sistem. Yoksa getirirsin, açarsın yani her yer Suriye olur. Her yer efendim Ürdün olur. Ürdün’de ne var şu an? Aynısı olur, hiçbir şey olmaz. Suriye’de ne varsa şu an, her yer aynısı olur. Yani onu açmayla bir şey olmaz. Onun elektriği, onun ruhu, onun içindeki akıl ve vicdan çok önemlidir. İnanç çok önemlidir. Çin de mesela alabildiğine açık Çin, her yeri açık. Rusya da, halen Rus İmparatorluğu devam ediyor. Türki devletleri de kontrol altına almış durumda. Ne oluyor? Rusya da sürünüyor, onlar da sürünüyorlar. Herkes sürünüyor yani. Bir şey çıkmaz bundan. İntihar edenler, votka içenler. Arap kardeşlerimiz zaten eğlenmek için can atan adamlar. Mesela Suudi Arabistan’dan adamlar çıkıyor, Avrupa’ya gidiyorlar, viski içiyorlar, kadın oynatıyorlar Londra’da orada burada falan. Futbol takımı satın alıyorlar. Hayır iyilerini tenzih ederim ben bunu sürekli tekrar tekrar söylemeye gerek yok. Ben gözle görülen bazı vakaları kast ediyorum. Tabii ki iyileri tenzih ederim. Halis muhlis birçok insan var, bu anlattıklarımın içerisinde dürüst, samimi, iyi olan herkesi tenzih ediyorum. Yani bunu tekrar tekrar söylemeyeyim. Gidiyorlar futbol takımı satın alıyorlar, gidiyorlar orada bir eski hurda binaları alıyorlar. İngilizlere parti veriyorlar, içkili falan böyle onlar için, böyle komplekslerini tatmin ediyorlar. Orada çarşafla gezenler, orada bambaşka bir alem içerisinde oluyorlar. Orada 5 vakit namazını kılanlar, orada tamamen namazı terk ediyor adam, zil zurna içiyor öyle geziyor. Böyle samimiyetsiz garip bir ortam var. Bu Mehdiyetin olmamasından kaynaklanan bir sistemdir. Yani bir başı bozukluk, bir beyine bağlı olmayan vücudun kanserleşmesinden kaynaklanıyor. Vücudun kolu ayrı oynuyor, bacağı ayrı oynuyor. Yani bütün vücut birbiriyle çelişkili hareket ediyor. Vücudun azaları vücuda hizmet etmiyor, vücuda zarar veriyor. Mesela kolu kafasına vuruyor, bacağı yere vuruyor. Karmakarışık bir sistem oluşmuş durumda. Hepsi kendi kafasına göre hareket ediyor aşağı yukarı. Şeytan da Mehdiyeti insanların gözünde küçük düşürmeye çalışıyor. Yani değersiz, önemsiz veyahut işte gelmiş geçmiştir yahut gelse bile önemi yoktur, Cehcahtır en fazla yahut Kahtani isimli bir kişi gelecektir o kastediliyor. Yani herhangi bir Bediüzzaman’ın kumandanlarından bir tanesidir. Herhangi bir insandır, buna benzer. Yani onun zaten adını bile anmak istemiyorlar. Yani olursa olur, olmazsa da olmaz önemsizdir diyorlar. Kardeşim o zaman sokaklarda bas bas bağırırsın. Allah seni bağırttırır sokaklarda ve hiçbir netice de alamazsın. Allah’ın dediğinin dışında bir hareket olmaz. Yani ekonomik birlik, askeri birlik bizim kastettiğimiz değil. Biz NATO’ya mensubuz, biz hiçbir şekilde ondan dolayı mutlu olmuyoruz NATO’ya mensubuz diye yani. Ekonomik birlikte bir mutluluk getirecek bir şey değildir. Avrupa Birliği bizi alsa, girsek ne olur, biz mutlu mu olacağız sonunda yani? İmanımızdan dolayı mutlu oluruz da, ondan dolayı mutlu olmayız. Bir şey yok, Avrupa Birliği bize ne yapacak yani?
SUNUCU: Neden peki Hocam, özür dilerim. Neden peki bu kadar Avrupa Birliği’ne girmek istiyoruz?
ADNAN OKTAR: Her halükarda tabii Avrupa Birliği, yani Avrupalılarla bağlantı içerisinde olmak insani güzelliktir yani. Avrupalıları seviyoruz, insan olarak severiz. Şefkat duyarız. Onların teknolojisinden, bilimdeki gelişmelerinden istifade etmek isteriz tabii ki. Ama oturup onlar bizi yedirip içirip besleyip eğlendirmez, öyle bir şey olmaz. Adamlar onlar bizden talep ediyor, öyle bir konu olmaz. Adamlar zaten oradan bir alerji kaptılar, rahatsız oldular. Bizim onlardan bir şeyler isteyeceğimizi tahmin ediyorlar, öyle düşünüyorlar. Bizim öyle bir niyetimiz yok. Biz onlara bakarız, besleriz.
Böyle holigan kafasıyla hareket eden kardeşlerimiz var. İşte “niye İsrail’e karşı bağırmıyorsun burada?” falan, “hep beraber bağıralım.” Bağıralım, hep beraber bağıralım. Sonra sesin kısılır bağıra bağıra sakinleşiriz, hiçbir şey de olmaz. Bağırtıyla olmaz bu işler. Ayrıca İsrail, Allah’ın bize bir emanetidir. Yani bize ait bir yerdir İsrail zaten. Bizim korumamız gereken, bizim yed-i emanımızda olan bir yerimiz yani. Bize ait bir yerdir İsrail. Ve bizim halkımızdır o, bizim korumakla mükellef olduğumuz insanlardır İsrail. Biz nasıl getirdik değil mi? İspanya’dan alıp getirmedik mi? Bizim halkımız olduğu için alıp getirdik biz onu, Allah’ın bize emaneti olduğu için. Dedik biz Allah’ın emanetine bunlar titizlik göstermiyor, ezecekler, alıp getirdik, kendi çocuğumuz gibi burada baktık. İsrail de bize Allah’ın emanetidir. Onlara biz bakmakla ve korumakla mükellefiz biz, ezdirmeyiz. Ama metod, yani bir kısım kardeşlerimizin metodu, klasik komünist metodu. Yani Ho Şi Minh’nin metodu, Che’nin metodu, Troçkist metodlar, Leninist metodlar. Böyle değil; Kuran’ın metodu vardır, Peygamber (s.a.v.)’in metodu var, sünnet metodu vardır. Sünnetin uygulanması gerekiyor. Peygamber (s.a.v.)’in dediğinin uygulanması gerekir ve Peygamber (s.a.v.)’e kanaat getirmeleri lazım. Bediüzzaman diyor inanmıyorlar, Peygamberimiz (s.a.v.) söylüyor inanmıyorlar, Kuran söylüyor inanmıyorlar. “Ben kendi kafamdan bulurum” diyor. Bir anda Filistinci oluyorlar, Filistinci. Başka sanki Müslüman aleminin hiçbir sorunu yok. Yani Filistin’e gazoz, cips gitti mi konu bitecek gibi. Mesela kalemler kaldırıldı diyor, işte şu cips kaldırıldı, gazozlar falan, helva diyor, eksik helva. Adam seviniyor helva serbest bırakıldı diye. Kardeşim o bölgenin bir kere çok güçlü eğitime ihtiyacı var. Yani Mehdiyet’i, İslamiyet’i, Hz. İsa (a.s.)’nın nüzulünü değil mi? Aşkla ve şevkle sevmeleri ve beklemeleri, anlamaları, dinlemeleri gerekiyor. Yani helvayla melvayla bir yere varılmaz. Yani iyi beslensinler, normal beslensinler, biz tamam ona bir şey dediğimiz yok. Ama bunun dışında bir konu yok. Bunun dışında imani faaliyet vardır, Rahmani faaliyet vardır. Mesela dün keratanın birisi yazmış; “şok oldum.” Ben de sana şok oldum diyorum yani. Sen yıllardan beri Müslümanlar ezim ezim eziliyor, çözümü var diyoruz, net çözümü var, buna yanaşmıyorsun değil mi? “Niye Türk-İslam Birliği?” Bir de Türk’e de çok alerjileri var bir kısmının. Sürekli Türk, niye Türk diyorsun? Kardeşim lider biziz, bunu gizleyelim mi yani, ne diyelim? Biz, yine başsız olmayı istiyorlar ya, bak o da bir yine şeytani bir vesvese. Mehdi (a.s.)’yi istemiyorlar baş olarak, Türk milletini de baş olarak istemiyor. Peki neyi istiyorsun sen? Lidersiz olsun. Olur mu böyle şey? Biz ırk olarak, genetik olarak Türk milleti üstün dedik mi? Ahlak olarak üstün diyoruz. Cesur, yiğit, delikanlı millet olduğu için, Allah zaten lider yaratmış, görülüyor, adını koyuyoruz işte Türk-İslam Birliği diyoruz. Liderin adını söylemez mi insan? Mehdi’nin adı söylenmeden Mehdiyet olur mu? Lider milletin ismini söylemeden birliğin adını nasıl açıklayalım, değil mi? Türkler lider olacak diyoruz, olmuş, bu gayet doğal, açık yani inşaAllah.
(VTR)
SUNUCU: Evet, kaldığımız yerden devam ediyoruz. Altuğ Hocam bize haberlerden, gazetelerden…
ALTUĞ BERKER: Türk-İslam Birliği acilen kurulmazsa ne olacağını gösteren gazete haberi olarak gösterebilirim Hocam.
ADNAN OKTAR: Mesela bakın, “Kırgızlarla Özbekler çatıştı” her ikisi de Türk. Şimdi Türk Birliği olması da yeterli olmuyor. Bakın kardeş kardeşi kırıyor. Çünkü bir baş yok, bir manevi lider yok. Bak mesela “Kırgızistan’da etnik çatışma: Ölü Sayısı 36’ya ulaştı” yeni oldu bu olay. Ve bakın dikkat edin, kimi çağırıyorlar biliyor musunuz kurtuluş için? Rusya’yı çağırıyorlar. Siz diyorlar, bakın vur emri çıktı. Önünüze gelen hepsini vurabilirsiniz diyor hükümet. Tabii. Yani bu olaylarla karşılaşan herkesi vurabilirsiniz diyorlar. Mesela bak “Kırgızistan’da Etnik Vahşet”, Kırgızlar da Türk, Özbekler de Türk, halis Türkler ayrıca. Demek ki sırf birlik de yetmiyor. Bak birleşmiş, işte birleşiyorlar, görüşüyorlar ve birbirini kırıp geçiriyor. Mesela birleşelim dedik, bir yabancı farz edelim Arap milletinin bir futbol takımı geliyor. Akıl almaz hakaretler ediyorlar. Bir başkasına gidiyor, cam, çerçeve bütün şeyler aşağıya iniyor. Manevi lider olmadan, hep bu böyle olur. Manevi lider bütün ruhlara Allah’ın hidayetine vesile olur. İnsanların mutmain olmasına, insanların huzurlu olmasına vesile olur. Bütün işler rast gider, bütün işlere bereket gelir, denge meydana gelir. Yani İslam alemi sınırları kaldırıyor, kaldırırsın, hepsini kaldırırsın. Bol bol helva yer adam, nargile içer, eğlenir, gezer. Parası olduğu kadar. Parası da olmazsa belki bir kısmı hırsızlık yapıyor, bir kısmı gasp yapıyor, suç işliyor, eroin kaçırıyor. Yani hepsini tenzih ederim. İyi olan, güzel ahlaklı olan insanları tenzih ederim. Bir de onun asayişiyle ayrıca uğraşılması gerekiyor. Mehdiyetin tek çözüm olduğu, çok açık ve aşikardır. Bu anlaşılmayacak gibi değil. Onun için Bediüzzaman bu konuyu bu kadar açık şerh etmiştir. Peygamberimiz (s.a.v.) onun için bu kadar bu konun üzerinde ehemniyetle durmuştur. Hz. İsa (a.s.)’nın nüzul sebebi de budur. İnsanlar başsız ölüyor, hasta oluyorlar, yaşayamıyor insanlar. Yani toplum anarşinin içine düşüyor, devam edemiyorlar. Bakın Nur talebeleri, ki Mehdi (a.s.) zeminidir, yani Mehdiyet’in tohumu diyor Bediüzzaman değil mi? Mehdi (a.s.)’nin hazır talebeleri olacaklardır. Bakın Bediüzzaman vefatından sonra başsızlığın etkisi, paramparça oldular ve birbirlerine muhalif hale geldiler. Parçalanmanın nedeni muhalefet zaten. Birbirinin yüzüne bakmayacak hale geldiler neredeyse. Bediüzzaman yaşasa olur mu bu? Olmaz. Sorun ne? Başsızlık demek ki değil mi? Lider olmayınca bu böyle oluyor işte. Lider de böyle herhangi işte tayinle olursa, bir kişiyi getirip tayinle yaparsan, bu da olmuyor, onu da dinlemez insanlar. İnsanlar kalbinin liderini istiyor, Allah’ın istediği lideri istiyor. Allah’ın tayin ettiği lider olması lazım. Peygamber (s.a.v.)’in bize bildirdiği lider olması lazım ki gönlümüz rahat olsun, vicdanımız rahat olsun. Biz insanları bilmeyiz, anlamayız. Yani ruhunu da, kişiliğini de anlayamayız. Ama Peygamberin (s.a.v.) garanti verdiği bir insana, gönlümüz yatar, aklımız yatar, mutmain oluruz. Allah’ın inayeti vardır orada, Allah’ın koruması vardır. Dolayısıyla herkes de sözünü dinler. Yani bu müthiş bir elektrik ve müthiş bir ruh meydana getirir.
SUNUCU: Kalben ısınıyoruz galiba Hocam? Allah istediği için.
ADNAN OKTAR: Tabii ki Allah sevdiriyor, Allah kalpleri açıyor, Allah onun için özel olarak bir sevgi kılıyor. Mesela Hz. Musa (a.s.)’da da var, Allah özel bir sevgi kılıyor. Ona itaate ruhumuz açık oluyor. Mesela ona karşı asi olmak gelmiyor içimizden. Toplum asi olamıyor, yani itaat ediyor. Allah “Hadi” ismiyle onda tecelli ediyor. Allah ona özel bir güç veriyor, onu sebep kılıyor. Yani toplum bilemediği bir gücün etkisi altında oluyor, gizli bir gücün etkisi altında oluyor. Nereye gitse etkisi kendini gösteriyor. Onun için diyor Peygamberimiz (s.a.v.); “evinde oturur, oradan idare eder” diyor. Mesela İsrail’de şu an böyle müthiş tedirginler. Çağırdım İsrail’den hahamları yeniden buraya, çünkü oradan konuşmak mümkün olmuyor, yüz yüze konuşalım diye. Konuyu bir açıklığa kavuşturacak hale getirelim diye. Çünkü özür dilemeye yanaşmıyorlar. Şimdi bastırdık, bastırdık en fazla “biz bundan üzgünüz” dediler. “Bu olayın olmasına üzgünüz.” Kardeşim üzgünüz tamam, yani sonra biz konuştuk, ben konuştum. “En fazla fidye verelim, fidyeyle bu olur” dediler. “İslam’da fidye vardır, özür yok” dediler, “özür İslam’da yok, ama fidye var” dediler. Özür niçin olmasın? Yani özür dilerim dersin, bu bir nezakettir, yani niçin olmasın? Bir insan birisine hata yaptığında değil mi? Yanlış bir şey yaptığında…
İşte tazminat denilen şey, fidyedir aynı zamanda, fidye olarak yani. Ama fidyeyle insanlar yatışmaz, özür bir nezakettir. Yani niye olmasın? Birisine yolda çarpsa falan bir şey özür diliyorsun, kusura bakmayın diyorsun değil mi? İnşaAllah.
SUNUCU: Ama Hocam, İslam’da da zaten kalp kırmanın günah olduğu söylenmiyor mu?
ADNAN OKTAR: Pek tabii ki. Onu Allah-u alem bilmiyorlar. Onun kaynağı bulup onu gösterelim. Tevrat’tan da gösterelim. Onun için çağırdım zaten buraya. Olmaz olur mu? Yapılan bir şeyden pişmanlığını insan belli etmez mi? Üzgünüz, tamam üzgünüz de bir özürdür, özür dilemedir üzgünüz demek. Ama bunu böyle cılız bir üslupla değil de, mesela daha üst düzeyden, mesela bir Başbakan desin değil mi? Yani Başbakan desin. Mesela diyor ki, bir Türkü şehit etmek en son aklımıza gelecek şeydir diyorlar, en son aklımıza gelecek. Yani hiç istemediğimiz bir şeydir diyorlar. Türk ne fark eder yani? Türk, Laz, Çerkez insan olması, Müslüman olması yeterli yani değil mi? İnsan evladı. Şimdi bunları konuşmak için çağırdım. Şimdi benim çağırdığım kişiler hükümete doğrudan etkili olan insanlar. Tabii yani, mesela hükümete bir şey söylüyor, kabul ediyorlar veya etmiyorlar, o tarz. Elçi gibidir. Yani birinci dereceden sözleri geçen insanlar. Dün akşam söyledim gelsinler diye inşaAllah. Onu konuşacağım. Şimdi tabii ben de onlara böyle ağır konuşunca, onlar da Hocam diyorlar, bize niye bu kadar ağır yükleniyorsun, bu kadar ağır üslupla. Bak herkes ayrı bir şey söylüyor. Kardeşlerimiz; “niye böyle dedin. İşte şok oldum”, bilmem ne oldum falan. Onlar da biz de şok olduk diyorlar.
SUNUCU:Aslında Hocam biz çok şanslıyız. Sizin gibi böyle insanlarını, Müslüman kardeşlerini, yaşadığı halkın insanlarını değer verip, sahiplenen bir kişilikte yapıya sahip olduğunuz için.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Allah razı olsun. Onlara da acıyorum ben tabii, şefkat duyuyorum. Tabii onların kendilerine göre haklı yönleri var. Onları sayıyorlar, Hocam böyle böyle durum var dediler. Uzun uzun anlatıyorlar, şu şu şu nedenler diye. Şimdi bunları Tevrat’tan izah etmesem, içleri yatışmaz gibi görünüyor. Hatta bayağı küsmüşler; “böyle mi olacaktı, böyle mi bitecekti?” falan gibi. Biten miten bir şey yok dedik. Duygusal böyle üslup geliştirmişler. İnşaAllah. Türk-İslam Birliği’ni istiyorlar. Mesela bana dediler ki Hocam dediler; “Filistin’in bütün kontrolü sizde olsun Türkiye’de olsun, kabul ediyor musunuz?” dediler. “Eğer siz bunu hükümete kabul ettirirseniz, biz de hükümete bunu söyledik” dediler. Yani hükümet bu konuya şey bakıyor, olumlu bakıyor, ılımlı bakıyor dediler. Yani “Filistin’in bütün kontrolü size geçsin”, yani Türkiye’nin kontrolüne geçsin dediler. Başbakan’la falan görüşmüşler. O da olur demiş, olabilir demiş. İlk şey olarak, mantık olarak olabilir demiş. Şimdi bunu da bir görüşmek istiyorlar, bu konuda da. Tabii benim haddime değil de, en fazla hükümete devlete mektup yazarız, bildiririz, sizin kanaatiniz ne deriz. Devlet ne karar verirse, hükümet ne karar verirse o ayrı mesele, biz bir şey diyemeyiz tabii. Ama yani iki tarafa da yazık. Onlarda Ehl-i Kitap, onlar da Allah’ın bize bir emaneti. mümin kardeşlerimiz zaten Allah’tan bize bir emanet. Yani sebeplere bakın, ortada hiçbir şey yok. Yani o kadar kolaydır ki bunların yatışması. Adam can korkusu içerisinde. Arkadaş diyor, buraya bomba, silah girmesini istemiyorum ben diyor. Yani olay çıksın istemiyorum, kan dökülsün istemiyorum diyor. Tamam kardeşim deriz, bize bırakın, yüzde yüz garanti ediyoruz, bomba, silah falan. Açın şu kapıları diyeceğiz, bu kadar basit. Yani en ufak, bir tek bir olay olursa, gel bize söyle diyeceğiz, yani bir tane olay olursa. Tamam diyorlar. O zaman bu garantiyi verin, siz kontrol edin o zaman diyorlar. Yaparız evelAllah, olur.
SUNUCU:Size çok güveniyorlar Hocam.
ADNAN OKTAR:Bana değil, millete güveniyorlar, devlete güveniyorlar inşaAllah. Bizi aracı, vesile ediyorlar inşaAllah.
SUNUCU:Ama Hocam siz de tarafsız yaklaştığınız için bence bunda çok büyük etki var. Yani gerçekten bulunduğunuz topraklarda, bulunduğunuz milletin, devletin içersindeyiz ve siz her iki tarafı da çok güzel bir şekilde eleştirebiliyorsunuz. Hepsinin hatalarını açık açık dile getirebiliyorsunuz. Tamamı ile tarafsızsınız. Bu insanlara zaten ister istemez güven teşkil ediyor.
ADNAN OKTAR:Ben haktan yana, Allah’tan yanayım. Kuran’dan yana, sünnetten yanayım. Başka bir şey bilmem. İnşaAllah.
SUNUCU:MaşaAllah.
ALTUĞ BERKER:Söyledikleriniz ve çıkanların sayısı bin oldu Hocam. Yani kararları hükümetler verir tabii ama, onu sağlayan fikirleri de Allah size nasip ediyor Hocam. Birçok fikrinizden istifade ediyorlar inşaAllah.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah, Elhamdülillah. Yani özetle Allah’ın dediği Peygamber (s.a.v.)’in dediği çözüme sıkı sıkıya sarılmak lazım. Şimdi Mehdiyet deyince, ben illa kendim Mehdi (a.s.) olarak çıkacağımı zannediyor ortaya. Kardeşim sen ne derdine düşüyorsun? Sonunda kaderde çıkacak olan kişiye, ben diyorum bak, ayağının altını öpeceğim demiyorum, ayakkabısının altını öpeceğim, kapısında hizmetçi olacağım diyorum. Sen ne derdine düşüyorsun? Allah Allah. Sanki kapısına dayandım beni Mehdi (a.s.) seç diye? Yani bu kadar çocuksuluk olur mu? Ne korkuyorsun? Sen bırak, kaderde Cenab-ı Allah kimi yaratıyorsa yaratsın, onu meydana getirsin. Ne telaş ediyorsun sen? Sonunda olacak olan, Allah’ın kastettiği olmuş olacak. Bu konunun, mesela Doğu Türkistan’da, öbür yerde, her yerde konunun hallolması için, en hayati konudur ve en acil konudur. Yani bizim uykudan, acil olan uyku ihtiyacımız ve acil olan yiyecek ihtiyacımız dışında, bütün vaktimizi Türk-İslam Birliği’nin oluşması için harcamamız gerekiyor. Bir de böyle ehl-i keyif olan tiplere de kolaylık sağlıyoruz. Diyorum ki, kardeşim evinde akrabalarına “Ben Türk-İslam Birliğini istiyorum” de, başka bir şey yok. Gerisine karışma sen, gerisini bize bırak Allah’ın izniyle. Bunu de diyorum, bunu da demiyor. Bilgisayarda bir köşeye not düş, ne olur? “Türk-İslam Birliği’ni istiyorum”. Şarkıcıların türkücülerin bütün listesini koyuyorsun isimlerini, bütün futbol takımlarını falan da koyuyorsun. Bir köşeye de şöyle parmak kadar “Türk-İslam Birliği’ni istiyorum” diye bir yazı koy, ne olur değil mi? Bunu yapmıyor. Ondan sonra bas bas bağırıyor sokakta. Olmaz öyle şey. Sen Türk-İslam Birliği’ni istemeden, çözümü, ilacı, kökten halledecek şeyi istemeden bağırdığında çok samimiyetsiz olur. Olur mu öyle şey? Müslümanın elinin üzerinde taş var, adam eziyor değil mi? Bağırıyor Müslüman kurtulmak için. Çağırıyoruz diyoruz ki 10 kişi gelsin, kaldıracağız diyoruz, hazret yerinden bile kıpırdamıyor değil mi? Bir kişiyle kalkmaz o taş. Daha da ezersin yani kaldırmaya kalkarsan, iyice yüklenirsin geri kalan tarafını da ezmiş olursun. Bir kişinin yapacağı iş değildir bu. Toptan kaldıracağız, inşaAllah bu taşı.
SUNUCU:Hocam eğer izin verirseniz, sizin vesilenizle çok güzel hayırlı böyle dine yönelen arkadaşlarımız düşüncelerini yazmış. MaşaAllah, paylaşmak istiyorum. “Selamun aleyküm aslan Hocam ve arkadaşları”
ADNAN OKTAR:Aleyküm selam.
SUNUCU:Hayatımda bir eksiklik bir boşluk vardı. Allah’ın varlığını biliyor, hissediyordum ama bir kıvılcım eksikti. O kıvılcıma siz vesile oldunuz. Sizi dinledikten sonra bütün maddenin, maddesel dünyanın gerçeğini gördüm. En küçük atomdan en büyük kütlenin Allah’a secde ettiğini ve Allah dediğini anladım. Ben de Hayy, Rahman, Rahim olan Allah’a müthiş bir zevkle iman ediyorum. Sizi çok seviyorum. Bu mücadelenizde Allah sizinle olsun. Ender Nalcı” yazmış.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah, maşaAllah. Coşkuyla ve samimiyetle yazmış. Bakın orada bir detay var. “İmandan zevk alıyorum”. İşte gerçek imandaki alamet budur. Çünkü Kuran’a tabiyet, Allah’ın şeriatına tabi olmak, Allah’ın şeriatını sevmek, yani Kuran’ın bütününü, Kuran’ın ahlakını sevmek Müslümana zevk verir. Yani şiddetli bir zevk verir. Bu iman alametidir. Kardeşimiz onu çok güzel vurgulamış.
SUNUCU: Bir tane daha Hocam dikkatimi çekti, onu da sizinle paylaşayım. “Selamun aleyküm Hocam. Bir ayette Allah: ‘Onlar ki, yanlarındaki Tevrat'ta ve İncil'de (geleceği) yazılı bulacakları ümmi haber getirici (Nebi) olan elçiye (Resul) uyarlar. O, onlara marufu (iyiliği) emrediyor, münkeri (kötülüğü) yasaklıyor, temiz şeyleri helal, murdar şeyleri haram kılıyor ve onların ağır yüklerini, üzerlerindeki zincirleri indiriyor. Ona inananlar, destek olup savunanlar, yardım edenler ve onunla birlikte indirilen nuru izleyenler; işte kurtuluşa erenler bunlardır’ buyuruyor. Bu ayeti okuduğumda çok heyecanlandım. İnşaAllah Mehdi (a.s.)’ye yardım edenler de kurtuluşa erenlerdendir, diye düşündüm. Aslan Hocam sizi çok seviyoruz. Bizler için dua etmenizi çok istiyoruz. Selam ve duayla.” İrem yazmış Hocam.
ADNAN OKTAR:İrem Hanım’a aleyküm selam ve rahmetullahi ve berekatühü diyorum. Allah’ın rahmeti ve bereketi üzerine olsun. MaşaAllah İrem’in kastettiği benim gördüğüm, aynı zamanda Ahir zamana bakan yönü de var ayetin. Onu da kastediyor anladığım kadarıyla. Çünkü Mehdiyet’e işaret eden bir ayette aynı zamanda. “Onlar ki, yanlarındaki Tevrat'ta ve İncil'de (geleceği) yazılı bulacakları”, Tevrat’ta ve İncil’de Mehdi (a.s.) çok detaylı anlatılıyor geleceği, çok detaylıdır, nettir bu, hadislerde de belirtilmiştir. “Ümmi” Mehdi (a.s.) de ümmidir. “Haber getirici (Nebi) olan elçiye (Resul),” Nebi değildir Mehdi (a.s.) yani bir kitaplı Peygamber değildir ama tebliğcidir, inşaAllah. Allah’ın risaletini, hazır olan gelmiş Kuran’ın hükümlerini, bütün Müslümanlar gibi o da tebliğ eder, anlatır. “Ve onlara marufu (iyiliği) emrediyor,” Mehdi (a.s.) marufu, iyiliği emredecek. “Münkeri (kötülüğü) yasaklıyor,” kötülükten insanları uzak durmaları için uyaracak. “Temiz şeyleri helal, murdar şeyleri haram kılıyor” Kuran’ın hükümlerini insanlara açıklayacaktır. Helalleri haramları bildirecektir Mehdi (a.s.). “Ve onların ağır yüklerini, üzerlerindeki zincirleri indiriyor.” Bu tam mutabıktır. Çünkü toplumun üzerinde muazzam yükler vardır. Sosyal baskılar var. Toplum baskıları var. Birçok devletin baskısı var. Taassubu var değil mi? Bunları ortadan kaldıracak. “Üzerlerindeki zincirleri indiriyor,” mesela birçok toplumun gizli kanunları var, insanları sıkan, bunaltan. Bu gizli kanunları kaldıracak, zincirleri kıracak. “Ona inananlar” yani Mehdi (a.s.)’ye inananlar, ama Peygamberimiz (s.a.v.)’e bakıyor bu ayet, ikinci işari anlamını söylüyorum. “Ona inananlar, destek olup savunanlar” yani Mehdi (a.s.)’ye yardımcı olanlar ve “yardım edenler” zaten açıkça yardım edenler, diyor Allah. “ve onunla birlikte indirilen nuru izleyenler;” yani Kuran’a tabi olanlar. “İşte kurtuluşa erenler bunlardır” buyuruyor. “Bu ayeti okuduğumda çok heyecanlandım. İnşaAllah Mehdi (a.s.)’ye yardım edenler de kurtuluşa erenlerdendir, diye düşündüm.” Aferin maşaAllah. İrem güzel düşünmüş, doğru.
SUNUCU:Nasıl heyecanlanmış gerçekten. Hocam bunu hissettiriyor.
ADNAN OKTAR: “Aslan Hocam sizi çok seviyoruz.” Ben de seni çok seviyorum. “Bizler için dua etmenizi çok istiyoruz. Selam ve duayla”. Zaten ben dua ettiğimde, sabahları mesela dua ettiğimde, bütün Müslümanları kapsayacak şekilde dua ediyorum. Yani hiçbir zaman için öyle sırf şahsım için dua etmem ben. Zaten öyle dua olmaz. Yani sırf şahsı için. Diğer müminlere de nasip et Yarabbi, denir. Bir iyilik, bir güzellik varsa, çünkü benim sırf kurtulmam benim için yeterli değil ki. Benim rahat etmem benim için yeterli değil ki. Bütün Müslümanlar rahat edecek ki, ben de onlarla beraber rahat edeyim değil mi? O bir güzelliktir. Allah takdir ederse, isterse o da olur ama, Allah’ın istediği budur, inşaAllah.
MaşaAllah maşaAllah, Deniz Hanım da Ankara’dan yazmış. “Hayırlı programlar değerli Hocam. Bakara Suresi 248: “Peygamberleri, onlara (şöyle) dedi: "Onun hükümdarlığının belgesi,” yani liderliğinin, başkan olduğunun belgesi, “size Tabut'un gelmesi (olacaktır ki)”. Çok manidar. Mehdi (a.s.) de Hz. Musa (a.s.)’nın o kutsal sandığını inşaAllah bulacaktır. Çok büyük bir kitle Musevilerden Müslüman olacak o sandığın bulunmasıyla. Ve Mehdi (a.s.)’nin Mehdiliğinin de alameti olacak. Yani Mehdi (a.s.)’ye bir alamet de o olacaktır. Sandığın bulunması olacaktır. “Onun hükümdarlığının belgesi size Tabut'un gelmesi (olacaktır ki) onda Rabbinizden 'bir güven duygusu”; bakın güven duygusu, bu oluşacak diyor, güven duygusu. “Ve huzur”, huzur oluşmasına vesile olacak diyor Allah. “İle Musa ailesinden ve Harun ailesinden arta kalanlar var;” yani gömlek, ayakkabı ona benzer Hz. Musa (a.s.) ve Harun (a.s.) ailesinden kalan beylik eşyalar. “Onu Melekler taşır.” Yani Meleklerin koruması altında. “Eğer inanmışlarsanız, bunda şüphesiz sizin için bir delil vardır.” Bu bir delildir yani inşaAllah, bunu göreceğiz inşaAllah. “Ayet bir yönüyle Hz. Mehdi (a.s.) ve Ahir zamana bakıyor olabilir mi?” Tabii ki. Ahit Sandığının bulunuşunun Hz. Mehdi (a.s.)’nin hükümdarlığının belgesi olacağına ve “bir güven duygusu ve huzur” bölümüyle de Ahir zamanda yaşanacak olan Altınçağa işaret ediyor olabilir mi?” diyor inşaAllah. Deniz.” MaşaAllah. Bu hanımlar yamanlar.
SUNUCU:Hocam buradaki soruların hepsine bir göz gezdirirseniz. O kadar güzeller ki. Bir tane daha Hocam sormamı ister misiniz?
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Rica edeyim.
SUNUCU: Mehdi (a.s.)’yle ilgili. “Selamun aleyküm Hocam.”
ADNAN OKTAR:Aleyküm selam.
SUNUCU:“Hz. Mehdi (a.s.) geldi mi? Şu an nerelerde? Hiç görüşmeniz oldu mu? Başkalarının da bu Mehdi (a.s.)’dir diyecekleri an yakın mı? Ve Hz. Mehdi (a.s.) siyasete atılmayacaksa nasıl başa geçecek? Ve insanlar onu nasıl tanıyacak? Konya’dan Muhammed.”
ADNAN OKTAR:Mehdi (a.s.)’yi Fethullah Hoca da söylüyordu, açıklıyordu. Gelişmelerle, tabii doğal ortamla Allah Mehdi (a.s.)’sini insanlara tanıtacak. Yani Mehdi (a.s.)’nin tanınma için bir gayreti yoktur. Mehdi (a.s.) normal faaliyetini yapar. Bu faaliyetin sonucunda onun kaderindedir, yani Mehdiyet’in bir özelliğidir. Doğal olarak Mehdi (a.s.) tanınır. Tabii olarak tanınır. Yani Mehdi (a.s.) zaten şiddetle Mehdilik iddiasını kabul etmemesiyle dikkati çekecektir. Ve liderliği de hiçbir şekilde kabul etmeyecektir. Zorla lider olacaktır Mehdi (a.s.). Yani çok fazla hadis var zorla lider yapılacağına dair. Mesela “bütün Müslümanların kanı boynuna olsun eğer kabul etmezsen” diyorlar. Bu bir manevi baskıdır. Diğer bir hadiste de silah zoruyla diyor, yani ölümle tehdit edilir, diyor.
SUNUCU:Öyle mi?
ADNAN OKTAR:Tabii, “senin boynunu vuracağız eğer kabul etmezsen” diyorlar. Bakın hem dua ediyorlar, “Bütün Müslümanların kanı dökülüyor Müslümanların, İslam alemindeki bütün acıların, çekilen ızdırapların, bütün günahları senin boynuna olsun” diyorlar “eğer kabul etmezsen”. Çünkü bu sistem böyle gidecek o zaman, diyorlar. Ya kabul et, ya böyle olacak diyorlar. Eğer kabul etmezsen de fitne çıkaracağın için boynunu vururuz diyorlar. Yani illa ki kabul edeceksin, diyorlar. Yani zoraki kabul edecektir Mehdi (a.s.). Hiçbir şekilde kabul etmez. Bu onun aynı zamanda da inşaAllah katındaki manevi sorumluluktan kurtulmak içindir, inşaAllah. “Yarabbi benim böyle bir talebim olmadı, tabii ki ben Müslümanların iyiliği hayrı için gayret etmek isterim. Ama bütün İslam aleminin ve Müslümanların ittifakla istedikleri için ben liderliği kabul ettim” diyecek. “Ben senin aciz bir kulunum, zavallı bir kulunum, senin lutfunle oldu.” diyecek inşaAllah. “Ben Sana boyun eğdim” diyecek inşaAllah. Gerges kuşunun titremesi gibi Allah’tan korkar, titrer diyor Mehdi (a.s.). Çok Allah’tan korkan bir insan. Zaten 40 yıllık tebliğin sonucunda bir liderlik zemini oluşmaya başlıyor. 40 yıl önceden tebliğle uğraşıyor Mehdi (a.s.). Mehdi (a.s.)’yi ben tanıyor muyum? Ben hadislerden Mehdi (a.s.)’yi “sanki çocuğumu tanır gibi” ayetin işaretiyle biliyorum, kafamda canlandı. Ayet var, Peygamber Efendimiz (s.a.v.) için de diyor, Ehl-i Kitap onu çocuğunu tanır gibi tanırlar, diyor. O kadar detaylı bilgi verilmiş ki, Peygamberimiz (s.a.v.)’le ilgili, bakan bu o diyor. Mehdi (a.s.) için de aynıdır. Baktı mı zaten Kuran’ın o ayeti Mehdi (a.s.)’ye de işaret ediyor. Baktı mı insan, Allah-u alem bu o diyeceğiz. Ama ne zaman diyeceğiz biliyor musunuz? Küfür yerle bir olduğunda, Müslümanlar birleşmesinin an meselesi olduğu ortamda onu anlayacağız, inşaAllah. Telaşa da gerek yok. Ben mesela Mehdi (a.s.)’nin kendimi talebesi ilan ettim. Herkes özgürdür, ben mesela Mehdi (a.s.)’nin talebesi ilan ediyorum kendimi, ilan ediyorum epeyden beri. Talebesiyim, askeriyim, kapısında hizmetçisiyim, diyorum. Var gücümle Mehdiyet’in çizgisinde, Peygamber (s.a.v.) çünkü bütün detaylarıyla belirtmiş, Mehdiyet’in nasıl gelişeceğini, neler yapacağını. Bende o yolda, o anlatılan güzergahta titizlikle ilerliyorum. Aynısını yapıyorum. O zaman gönlüm rahat. Karşılaştığımda da, diyorum yani ayağının altını öper, peşinden giderim. Yalnız bir korkudur sardı. Hz. İsa (a.s.)’dan kurtulma korkusu derdi var millette, bir kısım insanlarda, bir de Mehdi (a.s.)’den. Telaştan ne yapacaklarını şaşırdılar. Mesela Fatih Altaylı ile Cübbeli neredeyse yapıştılar adeta zamk gibi. İkisinin de sorunu aynı çünkü. İkisininde de kıyameti erteleme isteği var, rahat rahat yaşayabilmek için. İkisinin de Mehdi (a.s.)’nin gelmemesine ihtiyacı var. 570 yıl sonra dedi, Fatih Altaylı bir ohh çekti, şöyle acayip rahatladı. Sanki millet ona inanacak. Yani 500 yıl millet bu şekilde sürünmeye devam edecekmiş İslam alemi, 500 yıl. Garanti veriyor, hiçbir şey olmaz diyor. Kıyamette kopmayacak, Mehdi (a.s.) de gelmeyecek, çok rahat olun diyor. Hz. İsa (a.s.) da inmeyecek, diyor. Daha önce yeri göğü inletiyor, “Yarabbi bize Mehdi (a.s.)’yi gönder” diye. “Ve her an çıkabilir” diyor Mehdi (a.s.). Birdenbire herhalde ışığı bir yerden aldı, elektriği bir yerden aldı, ağzına dahi almıyor o konuyu hiç. Ne Türk-İslam Birliği’nden bahsediyor, ne İttihad-ı İslam’dan. İttihad-ı İslam, Bediüzzaman’a benim şimdi saygım sevgim oluştu, diyor. Madem sevgin saygın oluştu lütfenlikle değil mi? Bediüzzaman ne diyor? En başta Kuran, fakat sonra Kuran’ı anlamıyorsa, Bediüzzaman söylüyor, İttihad-ı İslam, bu asrın, bu devrin, zamanımızın en büyük farzıdır, diyor. Çık hutbede değil mi? İslam ahlakının dünyaya hakimiyetinin, İttihad-ı İslam’ın acil farz olduğunu söyle değil mi? Cima yöntemleri anlatıyor, yani onu soruyorlar. İttihad-ı İslam’ı sorsanıza.
Pilavı ayakta mı yesin, yerde mi yesin, onun derdinde birkısmı değil mi? Acil konu budur. Bakın ısrarla ağzına dahi almıyor, bu çok acayip. Şiddetli kaçındığı bir konu haline geldi, ittihad-ı İslam ve Türk-İslam Birliği. Kardeşim iki kelime, de ki; “ittihad-ı İslam’ı istiyorum. Bu zamanda, bu çağda istiyorum.” Çünkü bunu dedi mi Mehdiyet’i kabul etmiş olacak. Onu kabul etmemek için böyle büyük bir farzı, en büyük farzı söyleyemiyor ve talebeleri de sormuyorlar. “Hocam, niye söyleyemiyorsun, niye çekiniyorsun?” diyemiyorlar. Çünkü kilitlendi bana. Eğer Türk-İslam Birliği’ni savunursa, ittihad-ı İslam’ı savunursa, mutlaka benim Mehdi (a.s.) olacağım kanaatinde Allah-u alem. Benden de kurtulabilmek için, tek çözüm İttihad-ı İslam’ı da kabul etmemek, 500 yıl geriye bırakmak gibi bir üslubu var. Bu nasıl dikkatlerini çekmiyor, ben anlamıyorum. Nasıl mürşid oluyor bu, nasıl Hoca oluyor? Bir Müslüman bunu nasıl söyleyemez? Bütün Müslüman alemi perişan oluyor, görüyorsunuz. Her hafta, her ay bir olay çıkıyor. Kan revan içinde kalıyor insanlar. İttihad-ı İslam olsa bitecek konu, bu kadar açık. Barış gelecek, kardeşlik gelecek, huzur gelecek, bereket, bolluk, demokrasi, hürriyet, sanat, bilim, ilerleme, aydınlık, her şey hakim olacak dünyaya. Söyleyemiyor. Fatih Altaylı ile birbirlerine sarılmışlar; o, aman aman diyor, gözünü yiyeyim bana yardım et. O da bana yardım et diyor. Ben seni çıkarayım televizyona, sen bunları anlat. Sen beni televizyona çıkart, iki tane konuda anlaşalım diyor. Sen beni televizyona çıkart, beni meşhur et. Sen de git Mehdi (a.s.)’nin çıkmayacağını söyle, Kıyametin kopmayacağını söyle, gerisine karışma, bana bırak diyor. Kapıda karşılıyor böyle iki büklüm. Cübbeli; “eve gelin evde daha şenlik var, daha değişik şeyler göstereceğim size” diyor. “Acayip eğleneceksiniz eve gelirseniz, bu ne ki, bir de özelde görün, özelde” diyor. Ne yapacak özelde onu da merak ediyorum, ne olacak acaba? Demek ki milletin önünde gösteremediği bazı özellikleri var, ilginç özellikleri var. Televizyonda insanların görmesini istemediği bazı özellikler var.
SUNUCU: İzin verirseniz ben de size iki soru yöneltebilir miyim?
ADNAN OKTAR: Sor bakayım.
SUNUCU: Birincisi isteyen herkes Mehdi (a.s.) talebesi olabilir mi?
ADNAN OKTAR: Tabii ki olur.
SUNUCU: Ya da Mehdi (a.s.) talebesi olmak için neler yapmamız gerekiyor?
ADNAN OKTAR: Bana bir yasak yok. Mehdi (a.s.) talebesi olmak için Kuran’a tabi olmak, sünnete tabi olmak, temiz vicdana sahip olmak, samimi olmak, İttihad-ı İslam’ı aşkla, şevkle gece-gündüz istemek, başka bir şey yok. Mehdiyet eşittir İttihad-ı İslam. İttihad-ı İslam eşittir Mehdiyet. Allah’a çok şükür, Nur talebesi bütün kardeşlerimize kabul ettirdik İttihad-ı İslam’ı. Hepsi Nur sitelerine koydular, hatta genişletmeye başlamışlar, yani usulen koymamışlar, o da çok güzel. Usulen koysalar, o bize rahatsızlık verirdi. Ama kapsamını genişletmeye başladılar. Bediüzzaman’ın çünkü İttihad-ı İslam ile ilgili çok kapsamlı açıklamaları var, bunları da koymaları lazım ve devam ediyorlar maşaAllah. Bu Risale Haber, diğerleri, değil mi? MaşaAllah. Ben onların kapısının kölesiyim. Ayaklarının tozuyum ben onların. Onlar benim Hocalarım, ağabeylerim. Ama bunun acil olduğu belli, bu örtbas edilecek bir konu değil. Holigan mantığıyla da hallolacak bir şey değil. Bağırıp çağırmayla da hallolacak bir şey değil, değil mi? İttifak etmekle ve Peygamber (s.a.v.)’e güvenmekle ilgili. Allah’a tam teslim olmakla ilgili. Peygamber (s.a.v.) söylediğine göre, doğru söylemiş. Ayrıca bakın Cenab-ı Allah, Peygamber (s.a.v.)’e itimatları artsın diye gökte ve yerde büyük mucizeler meydana getirdi, kanaatleri gelsin diye. Allah iki tane kuyruklu yıldız çıkardı, adamlar şaşırdı Lulin kuyruklu yıldızını görünce. Bu neyin nesi, ilk defa görüyoruz dediler. Kaç yıl önce acaba çıktı? Bilmiyorlar kaç bin yıl önce geldiğini bilmiyorlar Lulin’in. Yani kaydı yok bilim adamlarında. Kaç bin yıl sonra gelir, onu da bilmiyorlar. “En az bin yıl sonra gelir” diyorlar, en az, bilmiyor. Allah Kabe’yi Hacca kapattı, ilk defa İslam tarihinde, alamet. Ramazan ayında ilk defa ay ve güneş tutulmaları üst üste oldu. Açık, mucize. Fırat’ın suyunu kesti Allah, anlasınlar diye. “Irak ve Afganistan işgal olacak” diyor mesela. Gaybın anahtarlarını Peygamber (s.a.v.)’e bildiriyor Allah, Cenab-ı Allah, değil mi Peygamber olduğu için? Çünkü gaybı isterse Peygamberlerine bildiriyor Allah, ayet var. Ve bildirdi. Böyle yüzlerce mucize meydana geldi. Yine bunu da anlamazlıktan geliyor. İmam-ı Rabbani’den bahsediyor Cübbeli. İmam-ı Rabbani zaten Lulin kuyruklu yıldızını delil olarak vermiş, Mehdi (a.s.)’nin delili olarak. Onu söylesene, onu söyleyemiyor. Bakmış İmam-ı Rabbani, hiçbir alamet çıkmamış Mehdi (a.s.)’nin alameti. 30 yıl geçti diyor, alameti çıkmadı. Çıkmadığına göre Mehdi (a.s.) çıkmamıştır diyor. Bundan daha mantıklı ne olabilir? Biz de bütün alametlerini göremesek derdik yani; Mehdi (a.s.) çıkmayacak bu yüzyılda derdik. Ama İttihad-ı İslam için gayret edelim derdik. Ama çıkmayacağı belli. Bütün alametleri çıkınca İmam-ı Rabbani nasıl desin, çıkmayacak, diyebilir mi? Ve “birçok alamet olacak Mehdi (a.s.)’nin çıkışından önce” diyor İmam-ı Rabbani. Bu alametleri görmemiş mübarek, görmediği için de “çıkmayacak” diyor, bunda şaşıracak ne var yani. Biliyorsunuz Nakşibendi Tarikatı’nın büyük bir alimidir. Büyük bir müceddidi ve müçtehidi ve mürşididir yani. Çok değerli bir alimdir. Bin yılın müceddididir, “Müceddid-i Elfi Sani” denir İmam Rabbani Hazretlerine. Nübüvvet yolundandır, Mehdi (a.s.) gibi o da. Doğrudan bağlantılıdır. Bakın; o da, diğer alimler de aynı şeyi söylüyorlar. “Nakşibendi Tarikatı Mehdi (a.s.) ile hitam bulur (son bulur)” diyor. Çünkü bütün tarikatlar Mehdi (a.s.)’ye bağlıdır. Kadiri tarikatı da Mehdi (a.s.) ile son buluyor. Hatem-i veli çünkü, en büyük velidir. Ona bağlandığı için “tamam ve kemale ere” diyor. “Tamamlar ve kemale erer.” Tamamlanmış oluyor inşaAllah, mealen inşaAllah. Tamam bir ara verelim.
SUNUCU:Yayınımıza kısa bir aradan sonra devam edeceğiz.
Yayınımıza kaldığımız yerden devam ediyoruz. Hocam sizdeydi, ben size soru sormuştum. Hatırlatmamı ister misiniz?
ADNAN OKTAR: Evet, dinleyicilerimizden yeni dinleyenler olabilir. Yeniden tekrarda fayda var, evet, inşaAllah.
SUNUCU:Mehdi (a.s.) talebesi olmak için, herkes Mehdi (a.s.) talebesi olabilir mi? Mehdi (a.s.) talebesi olmak için ne gibi çalışmalar yapmamız lazım veya nasıl olmamız lazım?
ADNAN OKTAR:Mehdi (a.s.) talebesi olmak için Kuran’ı iyi anlamak, Kuran’a tam bağlanmak, Peygamberimiz (s.a.v.)’in sünnetlerine ittiba etmek. Çok samimi ve candan olmak, Allah’tan korkmak, Allah’ı çok sevmek ve Müslümanların çektiği acılardan vicdanının çok etkilenmesi ve kurtarma azmi içersinde olmak. Herkes Mehdi (a.s.) talebesi olabilir tabii, en cahil insan bile en bilgisi kıt insan bile, İttihad-ı İslam istiyorum ben derse, sadece bunu derse bile Mehdi (a.s.) talebesi olur. İttihad-ı İslam’ı istiyorum bu kadar, bu asrımızda hemen şimdi, İttihad-ı İslam Müslümanlar birleşsin, Türk-İslam Birliği istiyorum derse, bu Mehdi (a.s.) talebeliğidir, gayet kolaydır, inşaAllah.
Mesela Bediüzzaman ne diyor, Said Nursi Hazretleri. “O İslâmiyet milliyetinin sadefi ve kal'ası hükmünde Arab ve Türk hakikî iki kardeş,” bak Arap ve Türk hakiki iki kardeş. “O kal'a-i kudsiyenin nöbettarlarıdırlar.” Yani İslam kalesinin nöbettarıdırlar,” nöbettedirler, yani zarar gelmesine karşı bir güçtürler. “İşte bu kutsî milliyetin rabıtasıyla (bağlantısıyla) onun ehl-i İslam bir tek aşiret hükmüne geçiyor.” Bütün Müslümanlar tek bir aşiret hükmündedir diyor, topluluk halindedir. “Aşiretin efradı gibi, İslam taifeleri de birbirine uhuvvet-i İslâmiye ile mürtebit ve alâkadar olurlar.” İrtibatta ve alakalı olurlar. “Birbirine mâ'nen (lüzum olsa) maddeten yardım eder.” Manen de, maddeten de yardım ederler diyor Müslümanlar. “Güya bütün İslâm taifeleri bir silsile-i nûrâniye ile birbirine bağlıdır.” Hepsi birbirlerine bağlıdır diyor Bediüzzaman. Bu konuda Nur Risaleleri’nde de çok kapsamlı açıklamalar vardır, bu sadece birkaç tanesi. Mesela diyor ki Bediüzzaman yine: “İşte bu mezkûr hakikat içindir ki, bu zamanda, hususan kırk-elli sene sonra,” bak kendisinden 40-50 sene sonra “seyyie, fenalık işleyenin üstünde kalmaz.” Yani bir kötülük işleyenin üzerinde bu kalmaz. “Belki milyonlar nüfus-u İslâmiyenin hukuklarına tecavüz olur.” Yani bütün Müslümanlara yapılmış bir zulüm olur diyor. Mesela bir Müslümana bir yerde birisi saldırırsa, bütün Müslümanların hukukunu ilgilendirir diyor. Sırf Filistin’in, sırf şunların, sırf bunun değil diyor. “Kırk-elli sene sonra çok misalleri görülecek.” Gördük mü?
ALTUĞ BERKER:Tabii.
ADNAN OKTAR:Değil mi? Saldırıldı Müslümanlara, bak “çok misalleri görülecek” diyor Bediüzzaman’ın bir kerameti bu. “Ey bu sözlerimi dinleyen bu Cami-i Emevîdeki kardeşler ve kırk-elli sene sonra âlem-i İslâm camiindeki ihvân-ı Müslimîn!” Ey Müslümanlar diyor, asrımıza hitap ediyor Bediüzzaman. "Biz zarar vermiyoruz, fakat menfaat vermeye iktidarımız yok. Onun için mazuruz diye böyle özür beyan etmeyin.” diyor. Bir kere özürü bırakın diyor, özürlük bir şey yok. Çok kolay bu diyor Bediüzzaman. Şimdi diyorlar ya özür beyan ediyorlar. İttihad-ı İslam için ne özür olabilir? Türk-İslam Birliği için ne özür olabilir değil mi? Tabii. “Bu özrünüz kabul değil.” diyor. Böyle özür olmaz diyor Bediüzzaman. “Tembelliğiniz ve neme lâzım deyip çalışmamanız,” bak “Tembelliğiniz” hani var ya bize akıl veren yeni böyle ufak keratalar, bak diyor “Tembelliğiniz ve neme lâzım deyip çalışmamanız ve İttihad-ı İslâm ile,” bak “İttihad-ı İslam ile milliyet-i hakikiye-i İslâmiye ile gayrete gelmediğiniz,” Bütün Müslümanları tek bir millet gibi bir araya getirme hırsınız olmadığı için. “Sizler için gayet büyük bir zarar ve bir haksızlıktır.” diyor. Çok büyük bir zulüm yapmış olursunuz İttihad-ı İslam’ı savunmamakla diyor Bediüzzaman. “İşte, seyyie böyle binlerce çıktığı gibi, bu zamanda hasene-yani İslâmiyetin kudsiyetine temas eden iyilik-yalnız işleyene münhasır kalmaz. Belki o hasene, milyonlar ehl-i imana mânen fayda verebilir.” Yani mesela İttihad-ı İslam’ı bir yerde bir insan istiyorum dedi mi, bütün İslam alemine fayda vermiş olursunuz diyor. İslam’ın, Müslümanların ittihadı içinde herhangi bir faaliyet; bir yerde, mesela bir köy, bir kasaba da yaptığınız faaliyet, bütün İslam alemine fayda olur diyor. Bir yerde eğer bir zarar verirlerse diyor, bütün İslam alemine zarar verilmiş oluyor, bir bütündür İslam alemi, blok bütündür diyor. “Hayat-ı mâneviye ve maddîyesinin rabıtasına kuvvet verebilir.” Bak “Hayat-ı mâneviye ve maddîyesinin rabıtasına kuvvet verebilir.” bağlantısına, “Onun için, neme lâzım deyip kendini tembellik döşeğine atmak zamanı değil!” diyor. Bakın “Onun için neme lâzım deyip” işte Afganistan’da şu oluyor, bilmem Türkistan’da bu oluyor, bana ne demeyin diyor. “Onun için, neme lâzım deyip kendini tembellik döşeğine atmak zamanı değil!” Yani yan gelip yatmayacaksınız diyor Bediüzzaman. “Ey bu camideki kardeşlerim ve kırk-elli sene sonraki âlem-i İslâm mescid-i kebirindeki ihvanlarım!” Bütün bak Müslümanlara sesleniyor Bediüzzaman, asrımıza inşaAllah. Bak Bediüzzaman diyor ki: “Ben kusurlu fehmimle” yani eksik düşüncemle, ki tevazu ediyor tabii, “şu zamanda, heyet-i içtimaiye-i İslâmiyeyi, çok çark ve dolapları bulunan bir fabrika suretinde tasavvur ediyorum.” Büyük bir fabrika gibidir diyor Müslüman alemi. “Bu fabrikanın bir çarkı geri kalsa, yahut bir arkadaşı olan başka bir çarka tecavüz etse,” yani komple, bütün çarklar birbiriyle çalışıyor ya, bağlı çalışıyorlar böyle. Bir çark kırıldı mı, bütün fabrika duruyor, “makinenin mihanikiyeti bozulur.” Yani hareketi, netice alması bozulur. “Onun için, İttihad-ı İslâm’ın, İslam Birliği’nin tam zamanı gelmeye başlıyor.” diyor. Bak kendi vaktinde söylüyor bunu. “Ve şu an işte Ahir zamanda da vakti” diyor Bediüzzaman, tam vakti. O zaman, zamanı geliyor diyor, sonra zamanı geldi işte. Mehdi (a.s.) devrinde zamanı geldi, yıl 2010. Zaten tarihini de veriyor İttihad-ı İslam’ın. Yani 81, 91, 2001, 2011, 2021. “Birbirinizin şahsî kusurlarına bakmamak gerektir.” Yani şahsi kusurlarla vakit kaybetmeyin diyor Bediüzzaman. Birbirinizle uğraşmayın, asıl bu konuyla uğraşın diyor. Evet.
Bir kız kardeşimiz diyor ki; “yabancı bir kişinin gözüne bakabilir miyim?” diyor. Bakılabilir mi? İnsan, değer verdiği, güven duyduğu, saygı duyduğu, pozitif elektrik aldığı, Allah’ın nurunu yansıtan, Allah’ın ışığını yansıtan inşaAllah, güvendiği bir insanın gözüne bakar. Yoksa şeytani bir göz insanı yakar, kirletir, ruhunu bozar, beynini bozar. Yani bir pislik akar o gözden. Dolayısıyla o gözden hemen göz çekilir. Nur akan göze bakılır. Feyz akan göze bakılır. Yani ben bu kadar diyeyim.
SUNUCU:Hocam bir şey daha sormak istiyorum. boşanmayı düşünen ya da boşanmış olan çiftlerin çocuklarında psikolojik sorunlar ortaya çıkıyor. Çocuk da aile kavramı, aile ortamı görmediği için ya da yalnız başına doğru kararlar veremediği için farklı kulvarlarda, farklı bir şekilde ya özünden farklı bir kişiliğe bürünmüş, kişiliğini oluşturamamış, ilerde vatanımıza, milletimize faydalı bir birey olamayacak şekilde kişilikler oluşmaya başlıyor. Bu tarz durumlarda ailelerin nasıl davranması, nasıl tutum içerisinde olmaları lazım?
ADNAN OKTAR:Samimi, imanlı bir anneye çocuğu teslim edeceksin, o çocuklar Allah’ın izniyle Peygamber ahlakında olurlar. Acayip güzel ahlaklı olur. Böyle nurani, mümine bir anneye çocuk teslim edeceksin, onların elinden, yüzünden nur akar. Çok mükemmel yetiştirir muttaki annesi. Allah onu korur, kollar. Melekler onun yardımcısı olur. Bütün mesele samimi olması. Mesela Hz. Meryem (a.s.), ne kadar zor bir durum içerisinde. Bakın, iffet sembolü bir kadın. Son derece iffetine düşkün. Allah sebepsiz hamile olmasını sağlıyor. Çok ağır iftirada bulunuyorlar bütün Museviler, o devirdeki kişiler falan. Mutlaka sen gayrı meşru ilişkide bulundun diyorlar. Çocuğa da hakaret ediyorlar Hz. İsa (a.s.)’ya, çok ağır iftirada bulunuyorlar babasız olduğu diye. Ne oldu? Hz. İsa (a.s.)’ya suikast yapmaya kalktılar, Allah göğe Katına aldı, 2000 yıl sonra sultan olarak indiriyor, yeniden değil mi? Aşıkları onu bekliyor şu an. Bak 2000 yıl sonra göğe alıyor. Her şey Allah’ın gücünde. Hz. Meryem (a.s.)’e ne diyor Cenab-ı Allah; “Bütün alemlerin kadınlarına üstündür” diyor Allah. Dünya kadınlarının en üstünüdür diyor, Hz. Meryem (a.s.). “Alemlere üstün kıldık onu” diyor. Ne kaybettiler? Hiçbir şey olmadı. Allah onları korudu-kolladı. Hz. İsa (a.s.) aslan gibiydi, gayet güzel. Beslenmesi de mükemmel oldu. Hz. Meryem (a.s.) camiide, mescidde ibadet ediyordu, ailesi ile kendi arasında bir perde çekti, görüşmüyordu ailesi ile. Gidiyordu-bakıyordu, çok şahane yemekler. İbadet ettiği yerde bir köşede, her gittiğinde orada buluyordu. Allah bir şekilde gönderiyor. Allah rızkını veriyor, yiyeceğini veriyor. Her gittiğinde, ayette diyor, her gittiğinde orada buluyordu, diyor yiyeceğini. Allah korur, ama Allah’a candan ve aşk ile inanması ve güvenmesi lazım. Gerçekten samimi olan bir insan, samimi insanları zaten bulur. Allah onu korur-kollar. Ama samimiyetsiz tabii çok acı oluyor, yani samimiyetsiz bir insan. Çok ızdırap vericidir, çok çirkindir görünüşü. Çok zorludur, ona tahammül etmek de çok zordur. Ama samimi insan nurdur, acayip güzel bir şeydir, büyük bir nimettir. Samimi insanın yanından insan ayrılmak istemez. Allah onda nuru ile tecelli eder. Öbür türlü zulümat olur samimiyetsiz insanda. İnsanın içi sıkılır, rahatsız olur. Onun için Allah yüz çevirin diyor. Çünkü pis bir şeye niye zorla bakalım yani değil mi? Mesela bir leş, kötü bir şey gördüğümüzde gözümüzü çeviriyoruz, niye bakalım? Zorla insan kendine eziyet eder mi? Pis adama da bakmayız bu kadar basit, muhatap olmayacaksın. Allah’a, dine isyan eden, bağırıp, çağıran adamla bir evde nasıl yaşanır? Bir de ona hanımlık yapacak. Şu olacak iş mi? Nasıl bir vicdan olsun ki böyle bir şey olsun, değil mi? Sevgiyle onun gözüne bakabilir mi öyle bir insana? Sadece tiksinecek mecburen değil mi? Mecburen yapacak, elinde olmaz ki. Hayır biz adamın inancına saygı duyuyoruz, ama kendi kafasındaki adamla, tiksinmeyen ile gitsin ne yapıyorsa yapsın. Ama mümin elinde değil, itici bulur, Allah onu öyle yaratmış, güç yetiremez mümin bir kadın. Bütün kanı iliği çekilir, tiksinir nasıl güç yetirsin ona? Güç yetirse de zaten olmaz, inşaAllah. Güç yetiriyorsa zaten zulüm yapıyor demektir. Hasta kalbi demektir. Normalde çok itici bulması lazım, o iman alametidir, mecburen öyle olur. Ama gitsin ona zarar versin, hakaret etsin değil ama bir suç değil ki, bir insan bir insanı itici bulabilir, elinde olmaz o. Allah’ın ona verdiği bir özelliktir. Mesela iman alameti o. Mesela küfürden mümin bizar olur, rahatsız olur, bu iman alametidir. Küfürün içerisinde rahat edemez, kasılır. Gerilir yani, rahat yaşama imkanı yoktur. Ancak müminlerin içerisinde rahat yaşayacak şekilde yaratmıştır Allah onu. Yani nasıl balık bile akvaryumda özel ısıda yaşıyor, başka türlü yaşayamıyor Müslüman. Küfür de Müslüman ile beraber yaşayamıyor, adam bunalıyor yani. Mesela ezan okunuyor, adam fenalık geçiriyor, kıvranmaya başlıyor. Kuran duyuyor adam, her yerinde tikler başlıyor, seğiriyor. Allah diyor ayette; “Allah’ın hükmünü duydular mı kaçarlar,” diyor. Hatta “aslandan ürkmüş yaban eşeği” gibi. Allah’ın adını duydu mu dayanamıyor adam, ızdırap duyuyor. Allah öyle yaratmış onu. Onun için Allah diyor; “müşrikler müşriklerle, münafıklar münafıklarla, müminler müminlerle.” Yani gidip gırtlağına sarılacak bir halin yok adamın. Tamam müşrik, münafık, kafir de olabilir, ama kendi kafasındaki adamla değil mi? Bu böyledir. Gidip Müslüman evladı, çocuğa musallat olup böyle dinine, imanına, mukaddesatına musallat olarak böyle hayat olur mu? Ne diye alıyorsun o zaman değil mi?
Kadının, güveneceği Müslümanlar mutlaka vardır, değer vereceği insanlar vardır. Onlara sığınır, onlarla konuşur, devlet yardım eder değil mi? Mesela bir tehdit falan varsa, savcılığa iki satır yazı yazarsın. Sevenlerin vardır, dostların vardır, onlar da sana yardımcı olurlar, konu biter. Karmaşık bir şey yok, inşaAllah. Burası dağ başı değil. Ama dağ başı şöyle olur, eğer Müslümanlara güvenmezse, iyi insanlara güvenmezse, dağ başına dönebilir. Yani sırf şeyle olmuyor bazen, yani resmi makamlara baş vurmakla olmuyor bazen. Çekip kafasına sıkıyorlar. Ama yani biraz da çevresi, Müslümanlar, sevdikleri falan olursa, o kafaya mafaya sıkamaz. O kafasındaki bitleri temizler o zaman, kendi kafasındaki değil mi? Kendi kafasına vurur yumrukla, kendi kafasına. Dolayısı ile yanından bile geçemez, öyle bir şey olmaz. Onun yani iyi organize edilmesi, akılcı kullanılması lazım. Çünkü savcılık da bilemez yani. Belki bir öfkeden midir, nedir anlayamaz. Onun için savcılığa tabii ki müracaat edilir, polise tabii ki müracaat edilir, ama mutlaka kendi ahlakında, kendi güzel görüşü içerisindeki insanlarla birlikte hareket etmesi lazım. Eğer onları hiç yerine koyuyorsa, o zaman zaten boşanmasına da gerek yok. Yani mutlaka sevdiği, muttaki gördüğü Müslümanlar olması lazım, güvendiği insanlar olması lazım. Onlarla gider, nezaketi ile söyler. İnanç farklılığından dolayı zaten biz düşman olmayız ama rahatsız oluruz yani değil mi? Mesela biz şimdi gitsek, adamlar ateistler bir toplantı yapıyorlar. Bir tatil köyünde birleşmişler adamlar, arkadaş selamun aleyküm, biz burada namaz kılacağız aranızda dersek, rahatsız olur adamlar. Dolayısı ile yapmayız, ama saygılı oluruz. İnancımız gereği, yani birinci sınıf vatandaş olarak haklarına riayet ederiz. Ama aynı zevkleri, aynı şeyi yaşayamayız, aynı ortamı yaşayamayız, yapamayız yani, inşaAllah.
SUNUCU: Peki Hocam şimdi gazetelerde manşet manşet işte benden ayrıldın diye gidip vuruyor, bıçaklıyor. Bugün bir haber okudum, sevgilisi ayrıldığı için bıçaklamış. Eşi ayrıldığı için vurmuş. Bunları gerçekten yaşları çok ilerlemiş, görmüş- geçirmiş, hayat deneyimi olan, hayat tecrübesi olan aklı başında insanlar yapıyor, bunlar için ne diyeceksiniz Hocam? Onları o sınıra getiren ne? Anlaşamıyorsun, ayrılıyorsun.
ADNAN OKTAR: Şimdi bir kere ben çocukluğumda da gördüm öyle tipleri. İyi insan aramıyorlar, yani mesela güvenilir, temiz insan aramıyorlar. Normalde o zor bir şey, yapamaz yani Allah’ın izniyle, ne alaka yanına bile yaklaşamaz. Ama bak Allah diyor; “Müminler kardeştir,” güzel insanlar kardeştir, dost olurlar. İyi insanlar kardeştir. Onların birbirini görüp birbirini kollaması ve onlardan dostlar edinmesi, arkadaşlar edinmesi gerekir. Yapayalnızsa zaten onda bir anormallik vardır, bir gariplik vardır. Koskoca İslam aleminde, nasıl insan kendi görüşünde, kendi inancında bir insan bulamaz? Nasıl bir arkadaş bulamaz, güveneceği bir insan bulamaz? Öyle olduğunda Allah’ın bereketi cemaat üzerindedir, topluluk üzerindedir Allah’ın rahmeti. İyi insanlarla ittifak etmek lazım, onlarla beraber olmak lazım. Akrabalarından olabilir, dostlarından olabilir, komşularından olabilir, mutlaka yardımcı olurlar değil mi? Mesela şahsen bana böyle birisi gelmiş olsa, biri böyle bir şey söylemiş olsa, ben vargücümle destekçi olurum. Hukuki yönde de destekçi olurum, maddi yönden de destekçi olurum, ama gerçekten samimi ise. Ben mesela liseyi bitirdiğimde tek başıma bir delikanlıydım. Geldim İstanbul’a, dedim mutlaka İttihad-ı İslam’ı sağlamak için var gücümle çalışacağım dedim. İslam ahlakının dünyaya hakimiyeti için çalışacağım dedim. Benim annnem babam laik insanlar, kendi halinde insanlar. Ben Kurtuluş Lisesi’nde okudum Ankara’da. Fındıklı Güzel Sanatlar’da okudum. Zaten okulun vaziyetini herkes bilir. Felsefede okudum, İstanbul Üniversitesi Felsefe de, silme Marksisti, iki taraf da öyleydi. Ne oldu? Yani ben sindim mi? Ölümle de tehdit ettiler, 7 kurşun sıktılar. Kurşunu Allah sıkar, Allah getirir, bir şey olmaz kurşundan. Kurşun buhar gibi bir şey, öyle bir konusu olmaz, Allah getirtir. Dolayısıyla kaderde bir şey varsa zaten olur. Ama Allah’a çok candan teslim olunması önemlidir. Allah’a canı gönülden teslim oldun mu, konu bitmiştir. En güzel şekilde Allah neticelendirir. Ben niye yalnız kalmayı denemedim o zaman, niçin öyle düşünmedim? Ben dedim ki bak, ‘kendi fikrimde, kendi kişiliğimde insanlar oluşmasını istedim’ ben, Allah’tan dua ettim. Bakın milyonlarca Harun Yahya var şu an dünyada, milyonlarca, bir tane, iki tane değil. Her ülkede var, her yerde, büyük büyük gruplar halinde. Köylerde, kasabalarda şehirlerde her yerde. Çok nadir kişileri tanıyorum. Binlerce selam geliyor hepsine toptan ‘Aleykümselam’ diyorum bilmiyorum, tanımıyorum inşaAllah. Onun için, Müslüman kişi, Kuran içerisinde nasıl Peygamberlerin cesareti vardı. Nasıl Allah’a teslim oluyorlardı, onlardan örnek alarak tam Allah’a teslim olsun. Allah ona bir yol gösterecektir, kolaylık gösterecektir. Kaderinin ne kadar güzel aktığını da görecektir, Allah’ın nasıl mükemmel olayları geliştirdiğini de görecektir. Ama “işte dünyanın hali böyle” derse, bu olmaz. Yani “böyle gelmiş, böyle gider” derse, bu olmaz. Dünyanın halini Kuran bize tarif ediyor, dünyanın halini Allah yönlendirir, Allah’a tam güvenecek. Bunu böyle alışılmış bir söz gibi de bazı insanlar alıyorlar. Halbuki doğru bu, alışılmış bir söz ama doğru olan bir söz bu ve bir mucize sistemi vardır dünyada. Bakın beni bin kere şehit ederlerdi, bin kere yani, hepsine meydan okuyorum. Ateist siyonistinede, iddia edilen Ergenekon Örgütüne de benim kadar ağır hakaret eden yok, iddia edilen Ergenekon Örgütüne. Adamlar lastik top gibi hopluyor yani, vurdukça hopluyor, hiçbir şey olduğu yok yani. Ben burdayım diyorum söylüyorum, hiçbir şey olduğu yok, görüyorsunuz. Komünistlere de meydan okudum zamanında var gücümle. Darwinistleri, materyalistleri hepsini karşıma aldım. Bak masonlar da şimdi yazmışlar, “Şimdi yeni atağı da bu, masonları Müslüman yapmaya çalışıyor” diyorlar. Fransız, ingiliz Mason Locaları’nın açıklamaları var, yarın onları getireyim de bir görün. Ben bir tek Allah’tan korkarım gönlüm de son derece rahat.
ALTUĞ BERKER:Bir ayet okuyacağım Hocam, müsaadenizle, bahsettiğiniz konu ile ilgili Talak Suresi, boşanma ile ilgili olan sure zaten Hocam, ikinci ve üçüncü ayeti. Şeytandan Allah’a sığınırım, “ Kim Allah’tan korkup sakınırsa, Allah ona bir çıkış yolu gösterir. Ve onu hesaba katmadığı bir yönden rızıklandırır. Kim de Allah’a tevekkül ederse O, ona yeter. ”
ADNAN OKTAR:Bak çok net ayet.
SUNUCU:Tam size soracaktım ki Hocam insanlar bu durumdayken Allah’a nasıl dua etsinler, Allah’a nasıl sığınsınlar diye, Altuğ Hocam açıklık getirdi.
ADNAN OKTAR:Mesela vakalar oluyor. Bir genç kız, bir herif musallat olmuş bir psikopat. Kızcağız gitmiş başka bir kasabaya tayinini yaptırmış. Ya canım ciğerim, güzel kardeşim niye söylemezsin, orada hacı dedeler var, amcalar var böyle değil mi? Kasabada ne delikanlı, ne iyi insanlar var, ne delikanlı kız kardeşlerimiz var, delikanlı değil mi? Gençler var söyle. Emniyetine git söyle, herkes seni orada koruyup -kollar. Herif gelmiş satırla, göz göre göre çocuğu gitmiş parçalamış, millet de seyrediyor oradan. Yani benim aklım almıyor, yani mesela ben bilsem öyle bir insanı, mesela bana ‘Hocam dese’ filan, yani öyle bir olayın Allah- u alem mümkünü yok olmaz, imkanı yok. O satırı ben ona kanunla hukukla yediririm böyle, yani yutar onu, öyle bir konu olmaz. Küçük küçük parçalara ayırırız böyle, hap niyetine vücudunun demir ihtiyacını karşılamak için yuttururum ben ona, değil mi? Devletin savcısı var, polisi var, bütün polisler son derece efendiler. Hep Anadolu ahlakıyla yetişmiştir bizim polisimiz. Hep delikanlıdır, değil mi? Gerçekten hakkıyla anlatmış olsan, coşar onlar, yani hamiyeti islamiyesi coşar. Ciğerini sökerler öyle bir adamın, imkanı mı var öyle bir şey olsun. Yani savcı da, anlatılsa hemen gereğini yaparlar. Yalnız zannediyorlar kendilerini, çevre aramıyorlar. Bu olaylarda böyle gelişiyor, kendi kendine tedbir alıyor. Kasabaya gitmek çözüm mü? Psikopat, 5 dakikada öğrenir orayı, olur mu öyle şey.
SUNUCU:Hocam bir soru daha sorayım mı müsaade ederseniz? “Selamlar sevgili Hocam. Benim size iki sorum var. Birincisi, siz geçenlerde ‘aklınıza gelen önemsiz şeyleri 10 yıl sonrasına erteleyin’ demiştiniz. Aklımıza gelen bir şeyin önemsiz olduğunu nasıl tespit ederiz, Hocam? Çünkü şeytan da bize önemsiz şeyleri, önemli gibi gösterebilir. İkinci sorum, ledün ilmi ile ilgili. ‘Hz. Hızır (a.s.) ın Kuran’a tabi olmadığını, kendine has bir şeriata tabi olduğunu’ söylemiştiniz. Hz. Mehdi (a.s.) de ledün ilmini uygularken uyacağı başka bir yol olabilir mi? Yoksa Kuran’a uyarak mı ledün ilmini uygulayacak? Aslında daha detaylı sormak istiyorum, belki sizinle sohbet etme imkanı bulabilirsem, o zaman sorarım. Derin saygı ve muhabbetlerle ellerinizden öperim, İstanbul’dan Büşra.”
ADNAN OKTAR:Büşra Hanım iki tane önemli soru sormuş. Fakat ledün ilmini Hz. Hızır (a.s.) alırken, onu vahiyle alıyor, yani Mehdi (a.s.) vahiy almıyor. Dolayısıyla tabii ki Mehdi (a.s.) şeriata tabidir, Kuran’a tabidir, Kuran’a ve sünnete göre hareket edecektir. Kıl kadar da ayrılamaz, öyle bir şey de olmaz, inşaAllah. Ama Hızır (a.s.)’a Allah vahyediyor, yani sen herhangi bir şeriata tabi değilsin, benim söylediğim özel bir şeriata tabisin diyor. O da Allah’a boyun eğici, Allah ne diyorsa onu yapıyor, inşaAllah. Gün içinde insanın aklına gelir ya işte, yok “birisi güldü” diyor, ona içerliyor. “Birisi bir şey söyledi” diyor, ona içerliyor. Üniversite imtihanını kazanamıyor, ona içerliyor. Diyorum “10 yıl sonrasına bırak”, 10 yıl sonra aklına bile gelmez. Çünkü kaderinde olan, hayırla olan şeyler, inşaAllah. Mesela ben Akademi imtihanlarına 77-78 döneminde gitmiştim. Girdim hiç kazanamadım Akademiyi, yani ilk imtihanı bile kazanamadım. 79-80 döneminde girdim, okulun üçüncüsü oldum. Aynı adamım, aynı resmi yapıyorum. Yani Allah orada bana bir güç verdi, hakikaten fotoğraf gibi resim yaptım. Adamların nefesi kesildi yani, ben de şaşırdım. Allah çizdi resmi, hakikaten mükemmel, yani perspektif, gölgeleme, kalıp gibi çıktı resim. Adamlar biri gidip, biri geliyordu. “Resim bu” dedi, orada uzman, profesörler vardı, “resim bu” dedi. Başıma toplanıp baktılar, ayrıca resmi koyup, ayrıca orada da toplanıp baktılar.
SUNUCU:Özel çalışmanız oldu mu?
ADNAN OKTAR:Hayır çalışmış falan da değilim, ben. Ne üniversite imtihanına çalıştım, ne ona çalıştım. Genel kültürüm vardı benim. Zaten özel ders çalışmazdım, genel kültürümle yapardım dersleri, yani öyle şunu şöyle okuyayım, bunu böyle okuyayım. Mesela kimya, kendi labrotuvarım vardı zaten, kimya dersinde direkt kendi bildiğim bilgiyle hareket ederdim. Felsefede de Akademi’de mesela, üniversitede de öyle, genel kültürüm vardı, onunla okudum. Ders kitabı okumazdım ben, yani ben bunalırım, ders kitabı okumam. Ben severek okumaktan zevk alırım. Öyle hani zoraki öyle şeyden hoşlanmam, inşaAllah. Büşra’ya da aleykümselam ve rahmetullahi ve berekatühü, Allah’ın rahmeti, bereketi, selamı üzerine olsun, Büşra’nın inşaAllah.
SUNUCU:İnşaAllah. “Sayın Hocam, ezan namaza çağırmakta, fakat etrafıma bakıyorum, Müslüman olmalarına rağmen namaz kılma konusunda gevşek davranan arkadaşlar var. Hatırlatmama rağmen bazen pek önemsemedikleri oluyor. ‘Kaza yaparız’ diyorlar. Ben ‘canım kardeşlerim Kuran’da zor şartlar altında, savaşta bile namazı bırakmamışlar’ dememe rağmen, bu farz ibadete özenle davranmıyorlar. Bu konuda nasihatte bulunur musunuz? Hocam. Gönüllerinize selam ve dualarımız sizinle, İstanbul’dan Yılmaz.”
ADNAN OKTAR:Bakın Mehdi (a.s.) zuhur ettiğinde, insanların aşkla namaz kıldığını göreceksiniz. Yani sabah namazına mesela müthiş bir iştiyakla bütün İslam aleminin, Türklük aleminin sevinçle kalktığını göreceksiniz. Hidayete vesile olucu özelliği vardır Mehdi (a.s.)’nin. Bakın Allah’ın hidayet vermesi çok önemlidir bir insana. Hidayet vermediğinde gücü yetmez, yapamaz zaten. Mehdi (a.s.) demek, hidayete vesile olan kişi demektir. Adı üzerinde, o hidayet ışığıdır. Allah onu hidayete vesile ediyor, oradan bütün dünyaya hidayet yayılıyor. Dolayısıyla Mehdi (a.s.) zuhur ettiğinde, namazlarını da, oruçlarını da müthtiş bir aşkla ve sevinçle bütün topluluğun yaptığını göreceksiniz. Güzel ahlakı da, büyük bir sevinçle yaptıklarını göreceksiniz. Yani Cenab-ı Allah’ın kanunu bu, bu şekilde. Ama Mehdi (a.s.) gelmeden önce Osmanlı döneminde başladı zaten namazları bırakmak, yeni bir şey değil bu. Taa 2. Mahmud zamanında başladı. İddia edilen Ergenekon Örgütü’nün çıkışı da o dönemlerdedir. Ondan sonra zaten Osmanlı aydınlarında da namazdan da uzak kalma başladı, oruçtan da. Zaten Kuran’a şüpheyle bakıyorlar, Darwin’in izahlarına akılları yattı. Bütün Osmanlı aydınlarının tamamı olmasa da, çok büyük bir bölümü Darwin’in görüşlerini benimsedi. Makul gördüler, inandılar. Dolayısıyla inançsızlık bütün İslam alemini kapladı. Ta Ezher’e kadar Ezher Üniversitesine kadar hakim oldu Darwinizm. Ezher ulemasının büyük bir bölümü Darwinist oldu ve bu günlere kadar geldik. Biz sonra gittik Darwinizmin efendim pabucunu paramparça ettik, aldık un gibi önlerine koyduk. Ama tabii bunun köy köy, kasaba kasaba, tek tek her yerde de iyice ezilmesi gerekiyor, biz genel anlamda ezdik. Mesela üniversitelerde falan bir inatçı yapışma var eskiden kalmış, bazen bayat pullar olur yapışır, bir türlü kazırsın kazırsın çıkmaz, bayat pul gibi yapıştılar. Eskiden kalma olduğu için. Şimdi onları sökmeye çalışıyoruz. Artık geleneksel hale gelmiş, beyinlerine kazınmış, onları temizlemek de biraz vakit alacak. Ama devam ediyoruz inşaAllah.
Berker’im göstereceğin resimler var mı?
ALTUĞ BERKER: Estağfurullah Hocam. Diyanet İşleri Başkanımızın beyanatı vardı Hocam. Sayın Bardakoğlu: “Din hizmetleri caminin dört duvarı arasına hapsedilemez” demiş Hocam. Ekonomik krizle ilgili gazete haberleri vardı bugün.
ALTUĞ BERKER:“Küresel kriz dramında ikinci sahne başladı.” 2007’de söylediniz Hocam. Kurani bir bilgi olarak 2014’e kadar süreceğini söylediniz inşaAllah. Ve daha da derinleşmeye devam ettiğini söylüyorlar şu anda uzmanlar.
Yunanlılar Karadenizliler’in kapısını çalmış Hocam, Karadeniz bankası ile ilgili.
Japonya borç batağında.
Bir de Fethullah Gülen Hoca Efendi’nin bir haberi var Hocam, ilgili. New York Times Gazetesi’ne konuşmuş, “İslam’da terörün yeri yok” demiş. Siz 2001’de 11 Eylül saldırılarının hemen arkasından İslam Terörü Lanetler isimli kitabı hemen acilen çıkartmıştınız Hocam 2001 yılında. 2002 yılında da İngilizcesi hemen basılıp, yurtdışına, Amerika’ya ve Avrupa’ya hemen göndermiştiniz inşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Kitap çok önemli bir şey, bilgisayardan okusun kardeşlerimiz ama kitap, bence herkesin bir kütüphanesi olsun. Kitaba verilen para helal yani inşaAllah. Mutlaka herkesin evinde Kuran bulunsun. Ali Bulaç meali iyi, güzel, güvenilir bir mealdir.
Berker’im başka neler var?
ALTUĞ BERKER: Estağfurullah Hocam. Güzel çocuk resimleri var Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Şu tatlılığa bak şunun şekerliğine. Tam bal kaymak bu, kollara bak. Acayip şeker. Oo iki ahbap çavuş. Yani herif bir de tosun gibi. Tam şamata şengül takımı bunlar. Severim ben onun güzel canını, nasıl güzel tatlı maşaAllah. Bir geri gel de o sevimliye biraz bakalım, ne kadar şahane şey bu böyle. Allah’ın bak “Nur” isminin, “Rahman ve Rahim” isminin tecellisi. Yani Allah’ın istediği ahlakı yansıtan görünüm inşaAllah. Bir yönüyle yansıtıyor inşaAllah. Bir de tavşanı da var, arkadaş olmuş, çiçekle beraber çok güzel uymuş, her biri Allah’ın bir sanatı.
ALTUĞ BERKER: Evet Hocam çocukları ne kadar düşündüğünüzü, sevdiğinizi biliyoruz. Onlarla ilgili kitaplar çıkardınız, CD’ler hazırladınız maşaAllah.
ADNAN OKTAR: Şimdi şu köfteyi göster. İşte bu şaka gibi. Komedi filmi gibi, acayip şeker. MaşaAllah. MaşaAllah bayağı süslü ve çok güzel. Elhamdülillah. Bu da kurbağa, oo yavrusu da tepesine çıkmış.
Evet, programımız da bitmiş inşaAllah.
SUNUCU: Bugünkü programımızın da sonuna geldik. Harunyahya.tv sitesinden 24 saat yayınlarıımızı takip edebilirsiniz. Soru ve görüşlerinizi bize ahirzamansohbetleri@hotmail.com adresinden gönderebilirsiniz. Harunyahya.org ve harunyahya.net adreslerinden Hocamızın tüm eserlerini ücretsiz indirebilirsiniz. Bizi yarın 22:00’den itibaren harunyahya.tv internet sitesinden, Mavi Karadeniz Radyo ve ASU TV ekranlarından takip edebilirsiniz. Yayınımıza harunyahya.tv sitesinden kaldığımız yerden devam edeceğiz. İyi geceler.
Türk-İslam Birliği Gelişmeler
Devamı ...Basında Harun Yahya
Devamı ...Basında Harun Yahya
Devamı ...Kuran'ın Bazı Sırları
Devamı ...Adnan Oktar Ne Demişti Ne Oldu
Devamı ...Makaleler
Devamı ...