SUNUCU: Yayınımıza Hocamızla devam edeceğiz. Hoş geldiniz.
ADNAN OKTAR: Efendim, hoş geldi herkes, sefalar getirdi. Efendim, bana kardeşlerimiz; “Hocam niçin böyle konuşuyorsunuz?” diyorlar. Kardeşim bakın, ben akılcı konuşuyorum yani Kuran’a uygun konuşuyorum, hadise uygun konuşuyorum ve Müslümanların helak edilmesini istemiyorum. Yani pisi pisine yok edilmelerini istemiyorum. Aklın yolu birdir, değil mi? Makul düşünmek lazım. Bakın; “1982’de Lübnan işgali sırasında 14.000 kişi İsrail’in hava saldırıları sonucunda şehit olmuş veyahut ölmüşler. Bunların 13.000’i silahsız siviller. Sabra ve Şatilla’da 1982 yılında 3000’den fazla Müslüman şehit edildi.” Bakın 1982 yılında. “Kana’da, 1996’da 109 kişi Kana mülteci kampının havadan bombalanması sonucunda (İsrail tarafından) birçoğu çocuk, kadın 100’den fazla insan hayatını kaybetti. 2002’de Batı Şeria operasyonunda yaklaşık 1500 kişi şehit oldu. 14 ve 50 yaş arasında birçok kişi tutuklandı. 2004’de Gazze’de 40 kişi kadar (kardeşimiz) şehit oldu. Yine “2006’da Kana mülteci kampı havadan bombalandı. 100’den fazla insan hayatını kaybetti.” Yani şehit oldular bizim inancımıza göre. “2006 Lübnan’da” yine aynı şekilde, “1000’den fazla sivil şehit oldu. “2008-2009 Gazze Harekatında da 1500’ün üzerinde şehit, 7000 civarında da yaralı.” Ben burada yaralıları saymadım yani 100 binleri buluyor yaralı sayısı, sakat kalanların, yaralananların. Şimdi ne yapıyorlar biliyor musunuz? Olaylar olduğunda, hava bombardımanı oluyor. Sokaklara Müslüman kardeşlerimiz dökülüyorlar. “Kahrolsun” efendim işte “İsrail” diyorlar. “Kahrolsun” sürekli var güçleriyle bağırıyorlar. Yine bombalanıyorlar, yine bağırıyorlar, yine bombalanıyorlar, yine bağırıyorlar. Bana diyorlar ki; “niye bağırmıyorsun? Sen de gel bizimle beraber bağır” diyorlar. Ben bağırmam. Ben konuyu kökünden hallederim. Yani bağıracak bir şey yok. Bağırmayla bu konu hallolmaz, bağırmayla sürekli tekrar ediyor, bak görüyorsunuz işte, saydım. Geriye doğru da gitmedim, daha geriye gitsek… Yani İsrail’in hava saldırılarına yahut topçu ateşiyle veya normal kara harekatıyla şehit olan binlerce, on binlerce insan var. Aynı bölgede. Ben 82’den itibaren aldım. Yani geriye doğru gitmedim, 60’lara falan gitmedim. Şimdi, aklı başında bir Müslüman, Müslümanları toplayıp İsrail’i tahrik edip, ona ortam hazırlayıp, bombalatıp onları, arkasından hadi gidin bağırın derse ve “kahrolsun İsrail,” Peygamber ismidir İsrail (a.s.). Bunu söylüyorlar haşa. Kardeşim “kahrolsun şeytan” de, “kahrolsun iblis” de, “kahrolsun zalimler” de, değil mi? Ama bu çözüm değildir. Haydi dedim diyelim, düşünelim yani bir an için ibadet olarak Müslüman bunu söyleyebilir. İbadet olarak söyleyebilir. Ama bu bir tedbir değil. Yani Müslümanlar sürekli ortaya döküyorlar, yüksek sesle haykırtıyorlar, bağırtıyorlar. Yani işte değişik sözlerle. Slogan attırıyorlar ona benzer. Halbuki hayırlı sloganlar vardır, güzel sözler vardır. Bunların söylenmesi lazım. Mesela Hz. Süleyman (a.s.)’ın mührünü çiğniyorlar. “Kahrolsun,” Peygamber ismi veriyorlar, “kahrolsun” diyorlar. Bunlar yanlış. Bu şekilde olmaz.
Bir de Müslümanları böyle kıyma makinesinin başında bekletiyorlar, ara ara sürekli kıyma makinesine atıyorlar gibi bir sistem var. Şimdi burada yapılacak şey nedir? İsrail’e karşı Müslümanlar ne yapabilirler? Bu yöntem çok kötü. Yani bununla olacak gibi değil. Bir kere Müslümanların birleşmesi gerekiyor. İttifak etmeleri gerekiyor. İsrail’de halkı ezen sistemi, dindarları ezen sistemi, dindarları savaşa zorlayan sistemi etkisiz hale getirecek şekilde ve Müslümanların şefkat anlayışının orada hakim olacağı şekilde bir askeri güç oluşması gerekiyor. Yani yüksek bir askeri güç olması gerekiyor ve sosyal güç olması gerekiyor. Her yönden bir birlik ve beraberlik olması gerekiyor. Böyle olduğunda gelip adam seni havadan bombalayamaz. Böyle bir şey olmaz. Ve her yıl, birkaç yılda bir veyahut sürekli sokaklara dökülüp feryat etmezsiniz. Yani buna gerek kalmaz. Benim söylediğim bu. Şimdi İsrail’deki devlet, Mesih (a.s.)’in ahlakına göre, Mesih (a.s.)’in yöntemine göre hareket etmiyor. Kendi kafalarına göre hareket ediyorlar. Halbuki bizim inancımıza göre ve Tevrat’a göre, Tevrat’ın delillerine göre Mesih (a.s.) geldi. Yani Kral Mesih geldi. Kral Mesih’in üslubunu kullanması lazım. Bir kere Kral Mesih’in uygulamasında, yani Mehdi (a.s.)’nin uygulamasında kan yok. Tevrat’ın hükmü bu ve Peygamberimiz (s.a.v.)’in de hükmü. Yani havadan bombardıman yaptırmaz Mesih (a.s.). Böyle bir şey yok. Topçu ateşi yoktur Mesih (a.s.)’te. Mehdi (a.s.)’de Mesih (a.s.)’te yoktur. Açın bakın, Tevrat’ta nettir. Mesih (a.s.) için dua etmek çok güzel. “Gelsin Ya Rabbi” demek çok güzel. Ama bizim Cübbeli gibi yani bir kısım Museviler, dua etti mi dua ediyorlar ama gelmesini istemiyor gibiler. Kardeşim bin yıl dua ettin, iki bin yıl dua ettin, üç bin yıl dua ettin; hiç mi gelmeyecek bu Mesih (a.s.)? Yani sürekli dua mı edeceksin? Belli ki gelecek yani ve zamanı gelmiş. Tevrat’a göre, bütün alametleri çıkmıştır Kral Mesih’in. Yani Mehdi (a.s.)’nin bütün alametleri çıkmıştır. Biz bununla ilgili kitap yaptık. Mesela bakın buyurun, bu kitabı dolduracak kadar Tevrat’ın hükümleri var yani bu kitabın içini dolduracak kadar. Bu açıkken, kan döken bir sistemi biz anti-Mesih bir hareket olarak görürüz, anti-Tevrat bir hareket olarak görürüz. Yani Tevrat’a zıt bir hareket olarak görürüz. Yani Mesih (a.s.)’e göre hareket etmiyorsa bir insan, binlerce yıldan beri dua edilen bir kişinin yöntemine göre hareket etmiyorsa ve onu kendine kumandan olarak kabul etmiyorsa; “ben, buna gerek yok düşüncesindeyim” diyorsa bence o insan Musevi değildir. Gerçek Musevi Mesih (a.s.)’e tabi olandır. Mesih (a.s.)’e inanandır ve Mesih’in kan dökmeyeceğine de inanan kişidir. Mesih (a.s.)’e gerek yok, “biz Mesih (a.s.) olduk, biz Mesih (a.s.) gibi hareket ederiz” diyorsa Allah bunu muvaffak etmez, başarılı kılmaz. Yani bunu, yıkar bu sistemi Allah. Yani kesin yıkar. Böyle bir şey olmaz. Mesih (a.s.)’in sisteminin nasıl bereketli ve güzel olduğunu hepimiz biliyoruz. Yani Mehdi (a.s.)’nin. Bu kan dökmeyle ilgili bilgiler; Tevrat’taki kan dökmeyle ilgili hükümler, putperest döneme aittir. Hz. Musa (a.s.)’nın dönemine aittir. O zaman gözü dönmüş, laf-söz dinlemeyen, psikopat putperestler vardı. Onlara yönelik Tevrat’ın hükümleri var. Yani tahrif olmuş kısımlar da var, tahrif olmamış kısımlar da var. Yani onlar Müslümanlara saldırdığında, Müslümanların aynı yöntemle kendilerine savunabileceğine dair hüküm. Yani kana kan, cana can, göze göz, dişe diş. Tevrat’ın hükmüdür bu. Ve Kuran ayetiyle de bu sabittir yani. Kuran’da da bu, bu şekildedir. Kuran tasdik ediyor onu. Tevrat’ın bu hükmünü tasdik ediyor. Putperest toplumlara karşı bu uygulanacak. Ama bak saldıracak, kan dökecek, zulmedecek Müslümanlara; zulmettiğinde Müslüman savunma savaşı yapıyor. Bu var. Ama havadan gidip Müslümanları bombalama yani Allah’ın birliğine inanan, mümin ve Müslüman olduğu açıkça belli olan insanları bir Musevi’nin bombalaması haramdır, bombalayamaz. Yani bir Musevi ne ise bir Musevi için, bir Müslüman da odur. Çünkü o da Allah’ın birliğine inanıyor, o da Allah’ın birliğine inanıyor. O da bütün Peygamberlere inanıyor, o da bütün Peygamberlere inanıyor. Yani Tevrat’la çelişik hiçbir yönü yoktur Müslüman’ın. Yani Tevrat’ın temel inançlarıyla, temel inançları olan 10 emirle çelişen hiçbir yönleri yoktur. Dolayısıyla her Müslüman gerçek Musevi’dir. Her Müslüman. Gerçek İbrahimidir, gerçek Musevi’dir. Dolayısıyla bir Müslüman’ın kanının akıtılması haramdır. Yani putperestlere uygulanan ve o devirde Hz. Musa (a.s.)’nın emrettiği uygulama muhavvid olan, İbrahimi olan, Musevi olan, Muhammedi olan halis Müslümanlara uygulandığında bu haram olur. Müslüman kanı haramdır. Bunu bilmiyorlar. Şimdi bunları anlatacağız. Yani bilmezden geliyorlar veyahut siyasi bakışla bakıyorlar. Olaya siyasi bakışla bakıyorlar.
Efendim, “Gazze Şehitleri” diye bir yazı hazırlamış Vakit gazetesi. Evet, bu kardeşlerimizi her gün herhalde bir kişiyi anlatıyorlar. Bakın buradaki bu kardeşimiz, Adıyaman’lı, Fahri Yıldız. Bak burada ailesiyle görülüyor. Arkada da küçük oğlu Harun Yahya. Onun hikayesini anlatacağım. Görünüyor mu buradan? Bakın şu da bizim küçük Harun Yahya, ufaklık. Bu şehidimiz. Bu kardeşimiz; bizi, beni ve kardeşlerimi aşkla sever. Deli aşık böyle, acayip sever, ehl-i muhabbet. Bilim Araştırma Vakfını çok sever, vakfımızı da sever. Benim kitaplarımı canı gönülden dağıtır Adıyaman’da. Herkese tebliğ yapar, İslam’ı anlatır. Beni de çok sevdiği için oğlunun adını Harun Yahya koydu, ufaklığı, şu küçüğü. Bak burada gazetede yazıyor; “Harun Yahya ile beraber,” 8 yaşında. 8 yıl önce, bak bana olan sevgisinden dolayı adını Harun Yahya koydu. Şimdi bu mümin, muttaki bir insan. Bu İbrahimi, bu Musevi, bu Nuhi ve halis Musevi’dir yani halis Muhammedi yani kusursuz Müslüman. Tertemiz bir insan. Şimdi sen bunun çeker suratından vurursan, bu haramdır. Bunun karşılığı ebedi Cehennem olur. Bu ibadet değil bu, ebedi Cehennem’dir. Bunun hükmünün anlatılması gerekiyor işte. Yani biz bunu izah edeceğiz. Yalnız Müslümanları bir kıyma makinesine soktular, bir sistem. Yavaş yavaş orada eritiyorlar, yavaş yavaş. Kardeşim sen silahsızsın. Uçağın yok, tankın yok, topun yok, askerin yok, hiçbir şeyin yok. Duruyorlar duruyorlar mesela bir roket atıyorlar İsrail’e. Uydurma bir roket. Su borusunun içine barut koyuyorlar. Şimdi İsrail diyor ki; “bizi bunlar öldürmek için buraya roket attılar” diyor. Zaten boş araziye düşüyor. Yani tamamen uydurma, soba borusundan falan yapıyorlar. Uydurma roketler. Ama yani hakikaten bir adama da gelse öldürür yani. Öldürme kastıyla, orada bulunanları öldürmek kastıyla atıyorlar tabii. Yani bir şehrin üzerine bir insan roket atarsa, ne amaçla atılır? Birine gelsin diye atıyorsun. Şimdi adamlar diyor ki; “o zaman roket öyle atılmaz, böyle atılır” diyorlar. Yerle bir ediyorlar bunları. Yani şimdi şu akıl mı kardeşim? Bir kere bilmediğin bir mevkiye, bilmediğin bir hedefe roket atılır mı? Ya Müslüman’a gelirse? Ya orada dindar bir Hıristiyan’a gelirse? Ya dindar bir Musevi’ye gelirse? Senin hedefin; katil ateist-siyonist belli ki. Bir de ayrıca, katil ateist-siyonist olsa dahi yargılanmadan ceza veremezsin. İslam Hukukuna göre ve ölüm cezası da çok ağır bir cezadır. Yani Kuran’da Allah “cinayeti bile affedin” diyor. “Affederseniz sizin için daha hayırlıdır” diyor. Bu nereden çıkıyor o zaman bu hüküm? Yani neye göre yapılıyor bu havadan?Ve netice almadan bildiğin halde. Müslüman’a mı gelecek, dinsize mi gelecek, kime geleceğini bilmiyorsun. Savurup atıyorlar. Onlar da gözünün önüne kim geliyorsa, kadın, çoluk, çocuk demeden bombalıyorlar. Ondan sonra da onlar sokağa dökülüyorlar, var güçleriyle bağırıyorlar. Şimdi böyle bir kör açmaz var. Sürekli bu oluyor. Bunlar atıyorlar, bunlar yerle bir ediyor, bombalıyorlar. Yine bu oluyor, yine bu oluyor ve binlerce şehit. Bana diyorlar ki; “Hocam bu sistemi niçin desteklemiyorsun?” diyorlar. “Gel bizimle beraber bağır” diyorlar. “Gel bu sistemi destekle” diyorlar. Ben diyorum ki; bilmediğimiz, etmediğimiz bir yere roket atılmaz. Bilmediğin bir hedefe roket atılmaz. Yargılarsın adamı tek tek. Suçun şahsiliği prensibi vardır. Ona göre değerlendirirsin. Roket atarsan adama sen malzeme vermiş olursun. Savunma hakkı vermiş olursun. Kendi hukukuna göre, kendi mantığına göre ve gelir seni ağır şekilde bombalar, bombalıyor. Haklıdır demiyorum ama yapıyor. Şimdi bu sistemde bakın, istisnasız ve kesintisiz devam ediyor. Bana diyorlar ki; “bu sistemi niye desteklemiyorsun?” diyorlar. Ben böyle akla ziyan bir sistemi desteklemem. Böyle bir şey olmaz. Bunun yöntemi nedir? Kardeşim bütün Müslümanları alırsın, dersin; her yerde eziliyoruz. Doğu Türkistan’da kardeşlerimiz şehit edildi, Afganistan’da milyonlarca kardeşimiz şehit edildi. Irak’ta milyonlarca kişi şehit edildi. Filistin’de yine bu şekilde. Sürekli bu devam ediyor. Gelin Allah rızası için, Allah’ın emri, ‘gelin birleşin’ diyorum. Bakın birinci aşama bu. Gelin bir Türk-İslam Birliğini oluşturalım. Bak Türkler birbirini kırıp geçiriyorlar. Biliyorsunuz gazete de haberler var, çıkıyor. Yani o da Türk, o da Türk, kardeşler. Bu yeni olan bir şey de değil. Mesela bir tek Özbeklerle, Kırgızlarla olmuyor. Mesela Kazaklar da öyle. Bizim Türkiye’den Türkler gidiyor, kardeşlerimiz. Onların işyerini bastılar kaç defa. Kan revan içinde bıraktılar, dövüp gönderdiler buraya. Türk-İslam Birliği olmadığı için bu bereketsizlik, bu uğursuzluk sürekli devam ediyor. Türk-İslam Birliği olursa; ne Kazaklar, ne Türkmenler, ne Özbekler, ne Kırgızlar, ne diğerleri birbirini kırıp geçirmezler. Böyle bir şey olmaz. Müslüman aleminde de sürekli böyle bombardımanlar, böyle yerle bir edilmeler olmaz. Bu tip feryatlar olmaz. Yani protesto, adamlar etkilenmezler protestodan. Zaten diyor, bakın bir yazı vardı. Varsa yanımda bir bakayım.
SUNUCU :Zaten burada İsrail, İsrail’de de Türkler protesto ediliyor. İkisi de birbirine sloganlar atıyor.
ADNAN OKTAR: Bakın adamlar gayet rahat bu konuda. Bak, “İsrail’e yardım konvoyu müdahalesi sonrasında İsrail basınında da geniş yankı bulmaya devam ediyor. Jerusalem Post bugün yayınlanan bir makalede, “şu an yanmakta olan bir ateşe benzin dökmek iyi fikir değil. Ama istersek memnuniyetsizliğimizi gelecekte Türk büyükelçisinin sandalyesini bir beş santimetre daha alçaltarak gösterebiliriz” diyorlar. Alay ediyorlar. “Sakin olun, bir protesto etmek gerekiyorsa” diyorlar, “daha önce nasıl yaptık, elçinin sandalyesini alçalttık bir beş santim, biraz daha alçaltırız” diyor. “İyice yere yakın olur.” Kendilerince dalga geçiyorlar. “Kadima Partisi milletvekili ve eski İsrail sözcüsü olan” şahsın başlığı, “bırakın Türkler sinirlensin.’” “Türklerin özelliğidir” diyor. “Bağırıp çağırırlar, sonra yatışırlar. Hiç kafanızı takmayın” diyor. “Bol bol bağırsınlar, deşarj olurlar, rahatlarlar” diyor. Şimdi benden de bunu istiyorlar. “Sen de bağır, deşarj ol, rahatla” diyorlar. Ben öyle yapmam. Ben adamın ciğerini sökerim yani. Vurdum mu oturturum ben, bitiririm. Böyle karmakarışık sistem olmaz. Bir kere bana ne Hıristiyan düşmanlığı, ne Musevi düşmanlığını kimse enjekte edemez. Yani bana böyle bir düşünceyi veremez. Böyle bir şey olamaz. Ben onların tamamını Allah’ın bize emaneti olarak görüyorum. Bütün Musevileri ve bütün Hıristiyanları, Ehl-i Kitabı. Allah’a inanan, ‘Allah birdir’ diyen bütün Ehl-i Kitabı Allah’ın bizlere emaneti olarak görüyorum ve bütün mümin kardeşlerimizi. Ben bütün Müslümanların bir kere birleşmesini istiyorum, bir. Türk-İslam Birliği oluşmasını, Türklük aleminin tamamının tek vücut olmasını ve kardeş olmasını. Yani bu fitnenin, kargaşanın, birbirini yeme mantığının ortadan kalkması. İkincisi; öyle bir süper güç olacak ki mesela; diyecek ki Doğu Türkistan konusunda Çin’e; “gerek var mıydı, Doğu Türkistan’ı böyle özerk cumhuriyet halinde tutmanıza? Biz özerk cumhuriyet olarak kabul etmiyoruz. Özgür bir cumhuriyet olarak kabul ediyoruz. Siz de düzeltin düşüncenizi.” Yani resmi olarak, değil mi? “Özgür bir cumhuriyet olduğunu vurgulayın. Bağımsız bir devlettir. Bağımsız devlet olduğunu vurgulayın” deriz. Yani “bunu bize mümkünse 12 saat içerisinde bildirirseniz,” bu yazıyı, değil mi? “Memnun oluruz. Teşekkür ederiz” deriz. 12 saat. Hemen o yazı gelecektir bize, kısa sürede. Bu kadar. Yani açarız Doğu Türkistan’ın kapısını yani sormaya dahi gerek yok. Gürül gürül içeri gireriz. Otururuz yani. Doğu Türkistan’ın kapısını açarız, değil mi? Yani biz Çin’e sormayız; “arkadaş açalım mı kapısını, ne yapacağız?” falan demeyiz. Doğrudan açarız, doğrudan gireriz. Bacak bacak üstüne atar adam, orada insanlar; yemeğini yer, işine gücüne bakar. Ama sadece Çin’e deriz ki; “senin resmi evraklarında bu böyle görünüyor, ayıp, bunu düzelt” deriz. Bu kadar basit. Değil mi? Filistin’de İsrail’i tam sağlam bir güvence içine alırız. O topraklar onların, otursunlar. Hiç sorun değil. “Tamamen güvenlik içindesin” deriz. Bütün duvarları yıkarız. “İstediğiniz gibi ibadetinizi yapın. İstediğiniz gibi rahat edin. Huzur içinde olun. Ama adam öldürmek yok arkadaşım” deriz. Yani şehit etmek yok. “Sakın ha” deriz. “Zaten böyle bir konunun gerekçesi yok. Sizde sakın böyle bir konuya iştahlanmayın.” Konu olmaz. Ateist siyonist arkadaşları ayırırız şöyle; “sakın, bak nezaketli olacaksınız, bir daha sakın böyle bir şey olmasın” deriz, değil mi? Ve “mümkün mertebe bilginiz arttırın, siz de dindar olun.” Dindar Musevi olmalarını, gerçek Musevi olsunlar, inşaAllah, tavsiye ederiz. Yani Muhammedi Musevi, önce Muhammedi olacak sonra Musevi olacak. Kıyamete kadar baki olsunlar. Çoluğu çocuğu bereket içinde olsun. Devletleri huzur içinde olsun. Zengin olsunlar. Rahat yaşasınlar ama bunu onlara Kral Mesih, Mehdi (a.s.) sağlayacaktır. Kendileri o toprak parçasının dışına çıkamazlar. Sürekli ezilirler ve azap çekerler. Başka türlü olmaz bu, mümkün değil. Çünkü Allah’ın kanuna aykırı hareket etmiş oluyorlar. Allah Kral Mesih’i niçin belirtmiş Tevrat’ta o zaman. Madem önemsiz, madem sadece duada anılacak, madem pratikte hiçbir zaman karşılaşmayacağı bir insansa Kral Mesih, niçin duası ediliyor o zaman? Demek ki pratikte karşılaşılacak olacak bir olay. Mesela Cübbeli’nin kafasında da o öyledir. Mehdiyet bir rüyadır adeta. Yani olmayacak bir rüyadır. Sadece anlatılır. Ama pratik olarak Mehdi (a.s.)’nin geldiği anlaşılsa, gerçekten geldiği anlaşılsa; aman aman aman denir. Nitekim böyle aman aman diyecekleri ve paniğe kapılacakları ve Mehdi (a.s.)’ye karşı tavır alacaklarını Peygamberimiz (s.a.v.) hadislerde belirtmiş. Onlar da hikaye zannedecekler, hadisteki kişiler de. Ama Mehdi (a.s.)’yle hakikaten karşılaşınca, “aman kardeşim” diyecekler, “biz bunu hikaye biliyorduk, gerçekmiş. Aman, sakın ha, bizim sistemimiz ne olur?” diyecek adam. Mesela geçenlerde Cübbeli’ye bir taht gibi bir yer yapmışlar. Padişah tahtı gibi, yeni moda o da, yeni çıktı. Ortaya oturup kuruluyor böyle, ondan sonra anlatıyor, konuşuyor. Dini konuları tenzih ederim. Kuran’dan, hadisten okuyor onlar güzel. Ama tabii Müslümanları pasifize eden konuşmaları, Müslümanların mücadele azmini kıran konuşmaları, Türk-İslam Birliğinden bahsetmemesi, ittihad-ı İslam’dan bahsetmemesi, bakın özenle bundan kaçınıyor. Kardeşim diyor ki; “İsrail’i ben kınıyorum, kızıyorum” diyor. Tamam, kınadın. Peki çözüm? “Çözüm yok” diyor. Çözüm olmaması ne demektir? “Bu sistem devam etsin” diyorsun sen, değil mi? Adamın elindeki çekici almıyorsan “kahrolsun çekiç” denir mi? “Kahrolsun çekiç” diyor sürekli. Çekiç Müslümanların kafasına kafasına iniyor. Cübbeli diyor ki; “ben çekicin kahrolmasını istiyorum” diyor. Tutsana adamın elini diyoruz, değil mi? “Yok tutmam” diyor. Müslümanların gücü buna yeter. Desene; “Müslümanlar birleşsin” de. Bakın, “Müslümanlar birleşsin” diyemeyen bir insanı oturup dinliyor insanlar. Ben böyle bir insanı dinlemem şahsen. Yani Kurani konuları, hadislere, sahih hadislere dayalı anlatılanı tenzih ederim ama ben böyle bir insanı o yönüyle önem vermem. Yani nasıl bir Müslüman ki ittihad-ı İslam’ı savunamıyor, savunmuyor. Müslümanların birliğini savunmuyor. “İslam ahlakı dünyaya hakim olsun” diyemiyor ve bunu da soramıyorlar. “Hocam sen niye ittihad-ı İslam’ı isteyemiyorsun?” diyemiyorlar. Şu sebepten söyleyemiyorum de, neden, derdini söyle. Söyleyemiyor. Ama halkın ve insanların sadece hoşuna gidecek slogan tarzı şeylerin çok üzerinde duruyor. Ben yağcı bir üsluptan hiç hoşlanmam. Riyakar bir üsluptan hiç hoşlanmam. Ben hakkı ve doğruyu tam açık, net söylerim. Türk-İslam Birliği’ni savunmadan, ittihad-ı İslam’ı savunmadan, Müslümanların birlik olup güç olmasını savunmadan İsrail’i kınamak yani İsrail’deki bu olayları kınamak, İsrail’in döktüğü kanları kınamak İsrail’e destek olmak demektir. Kardeşim sen şimdi adamı elindeki silaha gücün yetiyor, elinde silahı alabilecek durumdasın ve Müslüman’ı öldürecek adam, değil mi? Gücün, kuvvetin de yerinde, elinden almıyorsan. Oturduğun yerde sen leblebi, çekirdek yiyerek seyrediyorsun. Diyorsun ki; “ben seni kınıyorum, ey katil” diyorsun. Adam da silahı almış Müslüman’ın kafasına doğrultmuş sıkacak. İstifini bozup, kalksan elinden silahı alsan, alacaksın, almıyorsun. Silahı almadan, “ey katil, seni kınıyorum” diyor. Bu katili desteklemek olur. Böyle olmaz. Bir anlamda desteklemek olur. Çözüm nedir? Çözüm; bunun ilacını, bunun çözümünü açıkça savunmaktır. Türk-İslam Birliği’ni savunmaktır. Mesela padişah tahtı gibi tahtına oturduğunda, “ey Cübbeli” deyip bir kişi, “sen bu yüzyılda Müslümanların birlik olmasını, ittihad-ı İslam’ı istiyor musun, istemiyor musun?” diye sormuyor. Adam cima muhabbeti yapıyor. Cima nasıl yapılır onu anlatıyor. İşte hangi pilav ne ile yenir, kavun ne ile yenir veyahut işte bambaşka konular. Yani acil olan konu dururken, en büyük farz olan konu bu iken, bunu yok hükmünde görüyor. Bunu anlatmıyor ve kimse de bunu sormuyor. Yani kalabalık olması önemli değil ki. Toplarsın, on bin kişiyi de toplarsın, yüz bin kişiyi de toplarsın. Her yerde oluyor kalabalıklar. Ama kalabalıklar bir netice meydana getirmiyor. Kalabalığın bunu sorması çok önemlidir. Bunu sormayan bir kalabalık nasıl olmuş oluyor o zaman? Kalabalıktan bir kişi çıkıp bunu soramıyor mu? Değil mi? Yani ne dinlemeye gidiliyor oraya? Kuran’ı dinlemeye gidiyorsun, değil mi? İslam’ı dinlemeye gidiyorsun. İslamiyeti anlamaya gidiyorsun. İslam’da en önemli konu ittihad-ı İslam’dır. Bundan bahsetmiyor. Ağzına alamıyor bu konuyu. Dolayısıyla böyle pasif bir yöntem, Müslümanları kıyma makinesine atan bir yöntemi destekleyenleri desteklemek Müslüman’a yakışmaz. Değil mi? O kıyma makinesinin faaliyetinin durdurulması gerekiyor. Bunu durdurmuyorsan “kahrolsun kıyma makinesi” denmez. O kıyma makinesi sürekli çalışır. Çünkü sen onu besliyorsun. Ortam hazırlıyorsun o makineye. İttihad-ı İslam’ı savunmamaktan, Türk-İslam Birliği’ni savunamamaktan, çözümü savunamamaktan ona ortam hazırlamış oluyorsun. Bakın bu kadar kolay bir konuyu, ne kadar detaylı, kapsamlı anlatmam gerekli. Bakın yani bir mucize ya, adam binlerce insanı topluyor tek anlatmadığı konu ittihad-ı İslam, Müslümanların birliği. Bunun dışında her konuyu anlatıyor. En kaçındığı konu bu, inanılır gibi değil. Çok acayip bir şey. Ölür müsün yani, ne olur sen de söylesen? Bir kere söyle. Yani bir dahaki seneye de, bir dahaki yüzyılda da İslam hakim olmayacakmış. Daha sonraki yüzyılda, daha sonra da yine hakim olmayacakmış. Daha sonra da. Ta 570 yıl sonra.
SUNUCU: Ama Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in hadisi var sonuçta. Mehdi (a.s.)’nin çıkacağı yıl Kabe baskınından bahsediyor. 21 Kasım 1979’da oldu. Hicri 1400 sanırım. Yani çok açık değil mi? Çıkacağı yıl belli. Zamanı ileri atma var.
ADNAN OKTAR: Hepsinin üzerinde Kuran’ın hükmü var. Allah’ın emridir. Müslümanların birleşmesi farzdır. İttihad-ı İslam farzdır. “En büyük farzdır” diyor Bediüüzzaman. Adam bunu söyleyemiyor, ağzına almıyor böyle bir konuyu ve kimsede merak edip sormuyor; “ya niye söylemiyorsun? Niye bu konuyu anlatmıyorsun?” demiyor. Usul usul geliyor böyle. Padişah tahtı gibi yeni tahtına gelip oturuyor böyle. Kendine bir tarz yapmış yeni. Bir şeyler vurgulamaya çalışıyor, kendi kafasınca herhalde. Allah hidayet versin. Allah akıllarını açsın, inşaAllah.
“Selamün aleyküm Hocam. Mustafa Sungur Ağabey hastaneye kaldırılmış” diyor. Allah şifa versin, inşaAllah. “Dua edip, kardeşlerimizden dua talep edebilir misiniz?” demiş. Dua ediyoruz. Bütün kardeşlerimiz de ediyor. Yine dua da etsinler inşaAllah. “Sizden inşaAllah çok şey öğrendik ve ilim, irfan, fazilet, çok değerler kattınız bizlere. Biz çok seviyoruz sizi. Allah’a emanet olun. Bilal Bayındır Amerika Birleşik Devletleri.” Mustafa Sungur Ağabey çakı gibi inşaAllah, düzeldi. Bayağı ağır ve çok tehlikeliydi. Beynindeki damarlar tıkanmıştı ki ana damar yani çok tehlikeli bir yerde tıkanma olmuş. Şekeri olağanüstü yüksek. Hatta demiş doktor; “böyle boncuk gibi bütün damarları dolmuş” demiş, boncuk gibi. Bugün bizim doktor arkadaş oradaydı. Hastalığını öğrenmesi için hastaneye gönderdim, detaylı bilgi getirdi bana. Yani damarları böyle dolu, “normalde yaşaması mucize” diyorlar. Ama işte demek ki görevli mübarek. Ona o zaman da demişlerdi; “çok yakında ölecek,” “hemen git” demişlerdi. Ben dedim; “o daha yaşar” dedim, inşaAllah. “Allah’ın izniyle görevli” dedim, inşaAllah. İnşaAllah. Anlatacağı şeyler var onun, Sungur Ağabey’in. Emanet alıp götürmez. Sırları alıp götürmez. O sırları vermeden gitmez. İnşaAllah. Bediüzzaman’ın ona verdiği sırlar var, özel. Şahsına ait verdiği sırlar var, onları illa ki anlatacak, inşaAllah. Gerçi bir kısmını bu sırların verdi ama daha çok sırlar var onda. Söylemiştim camide karşılaşmıştım. “Hocam Nur Talebesi mi olacak Mehdi (a.s.)?” dedim. “Bambaşka olacak” dedi, “Bediüzzaman öyle söyledi” dedi, ‘bambaşka olacak’ dedi” dedi. Yani “Nur talebesi olmayacak, ayrı bir ekol, ayrı bir yapı olacak” dedi. Bir kere hem Mehdi (a.s.)’nin geleceğini kabul etti, hem de Nur Talebesi olmayacağını söyledi, inşaAllah. “Ayrı bir şeydir, Bediüzzaman öyle söyledi” dedi. Son görüşmemizde de, ne kadar olmuştur? 1 yıl oldu zannediyorum, orada da “ben görmeyeceğim, sen göreceksin” dedi. Ben Mehdi (a.s.) ve Ahir zamandan bahsediyordum; “Hocam inşaAllah sizler göreceksiniz Ahir zamanı, Mehdi (a.s.)’ın hakimiyetini, İslam ahlakının hakimiyetini göreceksiniz” dedim. O zaman kalabalıktı, talebeleri de bir hayli vardı, oturuyorlardı. Birden bire dedi ki; “Bediüzzaman ‘ben görmeyeceğim ama sen göreceksin’ dedi” dedi. Herkes dondu kaldı. İlk defa diyordu Sungur Ağabey. Yani müthiş şaşırdılar. “Siz duydunuz mu?” dedik, “herkes, konuşmasını?” Herkes “duyduk” dediler. Acayip şaşırdık. Çok ilginçti yani. Çünkü Sungur Ağabey her zaman “Bediüzzaman’dır” veyahut “şahs-ı manevidir Mehdi (a.s.)” der, ona benzer veya “Risale-i Nur Külliyatı Mehdi (a.s.)’dır” der ve konuyu kapatırdı ama orada çok net söyledi. “’Ben görmedim sen göreceksin’ dedi” dedi. Ki Seyyid Said Özcan Ağabey de aynısını söylüyor. “’Mehdi (a.s.)’yi ben görmedim, sen göreceksin’ dedi” diyor. İnşaAllah.
“62 yıldır İsrail uslansın diye bekliyoruz, daha ne kadar bekleyeceğiz? Yapmayın Hocam yapmayın. Osman Keskin.” Kardeşim, ben ne anlatıyorum? 62 yıldır İsrail uslansın diye bekliyormuş, bakın pasifliğe bak. Yani üsluba bak yani çok acayip bir üslup bu, çocuk üslubu gibi. 62 yıldan beri bekliyor, “Ey İsrail uslansana” diyormuş, başında bekliyor. İsrail’in uslanmasını bekleyeceğine, ittihad-ı İslam’ı oluşturup, Türk-İslam Birliği’ni oluşturup, onu uslanmaya mecbur etsene sen. Değil mi? Seninle adam dalga geçiyor, alay ediyor. Söylüyor yani açıkça söylüyor; “bağırsınlar, açılırlar” diyor. İnşaAllah. Ve orada Museviler, Musevi kardeşlerimiz yıllardan beri o ezikliğin içinde, o acının içerisindeler. Sürekli aşağılanıyorlar, sürekli hakaret görüyorlar. Ne ibadetlerini rahat yapabiliyorlar, ne orada rahat bir ortam var, Ne normal bir sosyal hayatları var. Bir kere onların içinde, bizim içimizde de bir ukdedir ve onların da bir idealidir, hepimizin bir idealidir, Hz. Süleyman (a.s.)’ın mescidini yapmak. Mesela asla olmaz, bunu yapacak olan Kral Mesih’tir, Mehdi (a.s.)’dir. “Yok, biz yapmaya kalkarız, gerek yok” diyorsa, bakın açıkça söylüyorum, Allah bela verir. Başka türlü olmaz bu. Ben bunu açıkça söyleyeyim, inşaAllah. Kral Mesih’tir. Hz. Süleyman (a.s.)’ın mescidini yapacak, bütün ihtişamıyla, güzelliğiyle. Duvarların tamamını yıkacak. İbadetlerinin Museviler tam anlamıyla yapacaklar, tam anlamıyla, istedikleri gibi. Kuşlar gibi özgür olacaklar. Bütün bölge ayaklarının altında, Allah’ın izniyle. Her yer, istedikleri yere giderler. Mısır’a gider, Ürdün’e gider, Türkiye’ye gelsinler, her yeri yurt edinsinler, istedikleri yere otursunlar ama Kral Mesih, Mehdi (a.s.)’nin yönetiminde. Diyorlar ki; “devlet bizde olsun” diyorlar. Kardeşim devlet sende olacak işte. Devlet zaten Mesih (a.s.)’in kendisidir. Mehdi (a.s.)’nin kendisi devlettir zaten. Sen ona tabii oldun mu, devlete tabii olmuş oluyorsun zaten. Yani İsrail devleti demek, Kral Mesih devleti demektir, Mehdi (a.s.) devleti demektir. Yani devletin kendisidir o zaten. Yani eğer “Mesih (a.s.)’in üzerinde bir devlet var” diyorsa adam, zaten sen inanmıyorsun Mesih (a.s.)’e. Yani “Kral Mesih kim oluyor, Mehdi (a.s.) kim oluyor?” diyorsan, ayrıca “benim devletim var ben onun üzerinde yönetimim” diyorsan, sen zaten Musevi olamazsın. Yani Ehl-i Kitap Musevi olamazsın sen. Tevrat’a karşı savaş açmış olursun sen. Tevrat’ta anlatılan Kral Mesih, devletin ta kendisidir. Kendisi devlettir. Ona tabi olduğunda, devlete tabi olmuş oluyorsun zaten. Yani senin idealin de oluşmuş oluyor. Binlerce yıllık idealin oluşmuş oluyor. Duanı Allah böyle kabul ediyor, bu şekilde. Mehdi (a.s.) bütün İbrahim (a.s.)neslini, bütün İbrahimileri kucaklıyor. Hz. İbrahim (a.s.)’e Allah’ın vaadidir o bölge, bütün bölge. Yani İsmailoğulları’na, İshakoğulları’na, Yakupoğulları’na, Harunoğulları’na, Musaoğulları’na, hepsinedir. Bütün o bölge. Ve dolayısıyla bütün Müslümanlara ve Musevilere aittir, kutsal bölge. Ve bakın Allah’ın onlara vaat ettiği, binlerce yıllık vaat böylece gerçekleşmiş olacak. Ha, “yok, biz bunu kendi kafamızla yapacağız” diyorlarsa, bela başlarından eksik olmaz, onu söyleyeyim. Mehdi (a.s.)’ye tabiyetle olur bu. İbadet, ne istiyorsun mesela, bir Musevi ne ister? Tam bir Musevi gibi yaşamak istiyorsun, değil mi? Tam bunu yaşayacaksın. Bütün vaat edilen topraklarda gezmek istiyorsun değil mi, sahip olmak istiyorsun? Her yer senin, her yere git. Devlet olmak istiyorsun, değil mi, o bölgede? Kral Mesih’e, Mehdi (a.s.)’ye tabi oldun mu, devletsin sen zaten. Çünkü tekrar söylüyorum, Mesih (a.s.), Mehdi (a.s.) devletin ta kendisidir zaten. Kendisi devlettir. Yani Musevi inancına göre. Musevi inancına göre, eğer samimiyse, Tevrat’a tabiyse böyle bu. Allah Hz. İbrahim (a.s.)’e vadediyor o bölgeyi. “Senin nesline, sana tabii olanlara, sana inananlara” diyor. Biz Hz. İbrahim (a.s.)’in aşığıyız. Demek ki Allah bize o bölgeyi, bütün kutsal bölgeyi, bütün kutsal araziyi bize vermiş, nasip etmiş. Elhamdülillah. Aynı zamanda Yakupoğulları’na da vermiş, İsrailoğulları’na da vermiş. Onlara da ait, bizlere de ait, hepimize aittir. Kimin liderliğinde? Mehdi (a.s.), Kral Mesih’in liderliğinde. Hepsine kavuşmuş olacaklar. Bütün topraklara, berekete, ibadete, özgürlüğe, devlete, hepsine kavuşmuş olacaklar. Ama tam tabi olurlarsa. Yalnız tabii bu Osman Keskin kardeşimizin böyle pasifist üslubuyla olmaz bu. Bak ne diyor; “62 yıldır İsrail uslansın diye bekliyoruz” diyor. Elini kolunu bağlamış, işte “kahrolsun işte şu, kahrolsun, uslan hadi, uslan, niye uslanmıyorsun?” diyor. Yani o kadar pasif, o kadar pasif, o kadar aciz bir üslup ki şu. “Daha ne kadar bekleyeceğiz?” Bekle de bekle, bekle de bekle. O oturduğun yerden kalkacaksın, Türk-İslam Birliği için gayret edeceksin. “Kahrolsun İsrail” demeyeceksin. “Kahrolsun şeytan, kahrolsun iblis” diyeceksin. Allah’ın dostu İsrail (a.s.)’e, İsrail Peygamber (a.s.)’in ismine hakaret etmeyeceksin. Değil mi? Allah’ın düşmanı olan şeytana hakaret edeceksin. “Kahrolsun şeytan, kahrolsun iblis” diyeceksin. Büyü yapmayacaksın, yanlış yapmayacaksın, hatalı yola girmeyeceksin. Hz. Davud(a.s.)’un, Hz. Süleyman (a.s.)’ın mührünü çiğnemeyeceksin. O bize ait alametlerdir. Mehdi (a.s.) kullanacak o mührü. Peygamberimiz (s.a.v.)’in mührünü kullanacak, Hz. Süleyman (a.s.)’ın mührünü kullanacak inşaAllah. Hadislerde var.
“Selamün Aleyküm Hocam. İsrail sadece masum halkları hedef almıyor. ABD’yi de 1967’de vurmuş” diyor. Bir Amerikan gemisini vurmuş. Hakikaten onu da örtbas ettiler. Konu kapandı. Uzun uzun adreslerini de vermiş. “İsrail ABD donanma gemisini vurdu.” Baktıklarında internette görebilirler inşaAllah. Şimdi Osman kardeşin kafasıyla baksak ne yapacağız? Amerika’yı da vurdu, onu da bekleyelim. Yani çünkü bak Hıristiyan, Hıristiyanları da vurmuş. Onlar da benim kardeşim. Amerikalılar da benim kardeşim. Ben onu yaptırtmam öyle bir şeyi. Nasıl yaptırtmam? Osman Hoca’nın aklıyla değil. “Ey İsrail ne zaman uslanacaksın?” demem veyahut “kahrolsun şu, kahrolsun bu” diye sokaklarda bağırmam ben. Kökten net çözüm alırım. Nasıl çözüm alırım? Allah’ın emrine uyarım, Kuran’a uyarım, hadise uyarım. Allah ne diyor? “İslam ahlakı dünyaya hakim olsun” diyor Allah. Emrediyor Cenab-ı Allah. “Farzdır” diyor Allah, “en büyük farz.” İslam ahlakının dünyaya hakimiyeti. Onlarca Kuran ayeti var. Çok net. Peygamber (s.a.v.) ne diyor? “Ahir zamanda Mehdi (a.s.)’yi göndereceğim. Museviler de, Hıristiyanlar da hepsi rahat edecekler. Hepsi ona tabi olacaklar” diyor. “Ve İslam ahlakı dünyaya hakim olacak” diyor. “Alametleri de budur” diyor Peygamberimiz (s.a.v.). Biz bu alametleri gördük mü? Gördük hepsini. Bekliyor muyuz kimse uslansın diye? Beklemiyoruz. Adım adım ilerliyor Mehdiyet.
“Selamün aleyküm Hocam. Ben Prof. Dr. Necmettin Erbakan Hocam’dan duydum ki; ‘bu dünyada 5 tane çivi çakılmadan insanlık kurtuluşa ermez.’” Öyle demeyelim de; “5 husus oluşmadan insanlık kurtuluşa ermez” diyelim inşaAllah. “İslam Birleşmiş Milletler Birliği,” Türk-İslam Birliği işte, ittihad-ı İslam, “İslam NATO’su,” bu da ittihad-ı İslam’dır. “İslam Kültür Birliği,” ittihad-ı İslam, Türk-İslam Birliği, aynısı. “İslam Ekonomik Birliği,” bu da ittihad-ı İslam, bu da Türk-İslam Birliği. “İslam ortak para birimi,” bu da İslam Birliği, bu da aynı şekilde. “Bunlar olmadan asla barış, sevgi, kardeşlik ortamı oluşmaz” demişti. Siz de bunlardan bahsedince bu bildiklerimi paylaşmak istedim. Zafer.” Buyurun. Bakın pasifist değil Erbakan Hoca da, görüyor musunuz? Çözümcü. “Kahrolsun şu, kahrolsun bu” demiyor. Direkt çözümün peşinde. Yan gelip yatıp da… maçtan çıkıyor adam, ondan sonra elinde lahmacunla “kahrolsun bilmem ne, kahrolsun bilmem ne.” Olmaz. “Kahrolsun şeytan” diyeceksin. Bilmem ne derken tabii ben Peygamberleri, başkalarını tenzih ederim. Yani kendilerine göre kahrolsun dedikleri şeyler var. “Zafer inananlarındır. Zafer yakındır. Rabbim bizleri sizin ardınızdan eksik etmesin inşaAllah” diyor İbrahim Aktan. İnşaAllah.
Abdurrahim kardeşimiz Mardin’den yazmış. “Üstad Bediüzzaman; ‘şimdi hatıra geldi ki eğer şeddeli lamlar ve mimler ikişer sayılsa bundan bir asır sonra,’” Hicri 1300’de söylüyor bunu Bediüzzaman, 1300 küsurda, “ ‘bundan bir asır sonra zulümatı dağıtacak zatlar ise Hz. Mehdi (a.s.)’nin şakirtleri olabilir’ şeklindeki ifadesinde Hz. Mehdi (a.s.)’nin dış ülkelere çıkma yasağı olduğu için kendisi yerine şakirtlerini göndereceğini, zülumatı onların aracılığıyla dağıtacağını ‘Hz. Mehdi (a.s.) ve şakirtleri olabilir’ şeklinde ince bir ayrıntı vererek bildirmiş olabilir mi?” diyor. “Allah sizden ve talebelerinizden ve bütün izleyicilerden razı olsun.” “Eğer şeddeli lamlar ve mimler ikişer sayılsa bundan bir asır sonra zulümatı dağıtacak zatlar.” Zulümatı bütün dünyada dağıtıyor ama zaten Mehdi (a.s.) var, talebeleri var ve onun şahs-ı manevisi var. Bediüzzaman zaten bunu çok açık vurguluyor. “Bir asır sonra gelecek” diyor mesela Mehdi (a.s.) için. İsim veriyor. “Mehdi (a.s.) ve şakirtleri” diyor. Yani Mehdi (a.s.) “o zat” diyor. Bir kere Mehdi (a.s.)’yi vurguluyor. “Mehdi (a.s.) ve şakirtleri.” Sırf şakirtleriyle olmaz. Sırf Mehdi (a.s.) ile de olmaz. Sırf Mehdi (a.s.) ve şakirtleriyle de olmaz. Üçünün de birlikte olması gerekiyor. Şahs-ı manevisi, Mehdi (a.s.) ve talebeleri. Yani bu bir bloktur zaten. Mehdiyet böyledir zaten. Şahs-ı manevisi olmayan bir Mehdi (a.s.) olmaz. Talebeleri olmayan Mehdi (a.s.) olmaz. Mehdi (a.s.)siz tabii talebe olmaz. Yani başbakansız hükümet olmaz. Başsız insan olmaz.
Evet programımız bitmiş.
SUNUCU:Harun Yahya sitemizden yayınlarımızı 24 saat takip edebilirsiniz. Soru ve görüşlerinizi bize AhirZamanSohbetleri@hotmail.com adresinden gönderebilirsiniz. HarunYahya.org ve HarunYahya.net sitesinden Hocamızın tüm eserlerini ücretsiz olarak indirebilirsiniz. Bizi yarın HarunYahya.Tv internet sitemizden, Mavi Karadeniz Radyo’dan ve Gaziantep Olay TV ekranlarından takip edebilirsiniz. Yayınımıza HarunYahya.Tv sitemizden devam edeceğiz.
Güncel Yorumlar
Devamı ...Türk-İslam Birliği Gelişmeler
Devamı ...Adnan Oktar Ne Demişti Ne Oldu
Devamı ...Basında Harun Yahya
Devamı ...Adnan Oktar Ne Demişti Ne Oldu
Devamı ...Basında Harun Yahya
Devamı ...