SUNUCU 1: İyi akşamlar sevgili izleyicilerimiz ve dinleyicilerimiz. Bu akşam HarunYahya.Tv, Mavi Karadeniz Radyo ve Gaziantep Olay Tv’den canlı olarak yayınlanan ‘Adnan Oktar’la Gece Sohbetleri’nde sizlerle birlikteyiz. Birbirinden önemli konuların yer alacağı programımıza; bilmediğiniz, merak ettiğiniz konulardaki sorularınızla siz de e-maillerinizle katılabilirsiniz. Konuklarım Harun Yahya müstear ismiyle yazdığı 300’ü aşkın kitabıyla tüm dünyaca tanınan Sayın Yazar Adnan Oktar. Hocam nasılsınız?
ADNAN OKTAR:Allah’a hamdolsun efendim, sizleri de çok zinde ve çok iyi gördük.
SUNUCU 1:Teşekkürler, sağolun. Nasıl başlamak istersiniz Hocam?
ADNAN OKTAR:Azerbaycan’ın Milli Kurtuluş Günü bugün. Bütün Azerilerin Milli Kurtuluş Günü’nü kutluyoruz. Sen de Azerisin, değil mi?
SUNUCU 1:Evet annem Azeri Hocam.
ADNAN OKTAR:Oku oradan o zaman.
SUNUCU 1: “Azerbaycan’da Milli Kurtuluş Günü. Azerbaycan’da, merhum Cumhurbaşkanı Haydar Aliyev’in 15 Haziran 1993 tarihinde iktidara gelmesi “Milli Kurtuluş Günü” olarak kutlanıyor. Etkinlikler kapsamında bu akşam Merkez Park'ta yerel sanatçıların katıldığı bir konser verileceği ve havai fişek gösterilerinin yapılacağı bildirildi. Haydar Aliyev'in Fahri Hıyaban'da bulunan anıt mezarını ziyaret eden resmi kurum ve sivil toplum kuruluşlarının temsilcileri, çelenk bırakarak saygı duruşunda bulundu. Anıt mezardaki ziyaretlerin gün boyu devam edeceği belirtildi. Milli Kurtuluş Günü nedeniyle dün Azerbaycan'ın birçok şehrinde ve yurt dışı temsilciliklerinde törenler düzenlendi. Azerbaycan'ın eski Cumhurbaşkanı Ebulfeyz Elçibey, 1993 yılında Gence'de yönetime isyanda bulunan Albay Suret Hüseyinov'un isyanını bastırmak ve muhtemel iç savaşı önlemek amacıyla Nahçıvan Özerk Cumhuriyeti'nin Ali Meclis Başkanı Haydar Aliyev'i Bakü'ye davet etmişti.”
ADNAN OKTAR:Şu an zaten bu güzel günü kutladığımız için ve sen de güzel bir açıklamada bulunduğun için gönlümüz rahat, inşaAllah. Yalnız gönlümüzün rahat olmadığı nokta ne? Kırgızistan’daki olaylar. Oradaki Özbek kardeşlerimizle, halis Türk iki taraf Kırgızlar da Özbekler de birbirlerini kırıp geçiriyorlar. Daha 1990’larda da yine aynı şekilde bir etnik çatışma olmuştu. Güya etnik. Çünkü ikisi de Türk zaten. Binden fazla kişi orada şehit olmuştu. Şimdi yine öyle 171’e çıkmış. Ölü sayısı 171, tabii. Yaralı sayısı da 1600’e ulaşmış. Burada ne yapmamız gerekiyor? Türkiye’nin orada garantör devlet olarak bulunması gerekiyor. Bizim orada iki tane alayımız olsa konu biter. Özbekistan’da bir Türk alayı, Kırgızistan’da bir Türk alayı, Tacikistan’da bir tane, Azerbaycan’da bir tane, evvelAllah kökünden konu hallolur. Çok çok da güzel olur. Bak gittiler Rusları çağırdılar. Rusların olmayacağı belli, Ruslarla konu hallolmaz. Kardeş kardeşi kurtarırsa çok güzel olur. Yakışık kalır. Efendim ne yapacağız? Türk-İslam Birliği’ni bir an önce oluşturacağız. Eğer oluşturmazsak bunlar böyle Allah esirgesin devam eder. Acılar da devam eder.
SUNUCU 1:Hocam konu açılmışken size Sanem Tan kardeşimiz soru yöneltmiş, bu konuyla ilgili. İzin verirseniz.
ADNAN OKTAR:Ne diyor?
SUNUCU 1:“Değerli Hocam, Özbekistanlı aydınlar, Kırgızistan'daki kardeş kavgası ve şiddet olayları ile ilgili Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ve Başbakan Erdoğan'a olayların durması noktasında müdahil olmaları noktasında açık çağrı yaptı. “Biz, sizleri Türkî halkların en büyük liderleri olarak tanıyoruz. Kırgızistan’ın güneyindeki katliamı durdurmaya sizler harekete geçmezseniz onu başka güçler durdurmayacaktır. Türk’e sadece Türk’ün yardım verebileceği açık. Başkalarının canı gönülden yardım vereceği yok. Bu başka ülkelerin içişlerine karışmak değil, tam tersine dostluk ve kardeşlik yardımı saylır. Eğer buna benzer tedbirler alınmazsa Oş’ta yüzyıllarca sürecek kardeş kavgalarının başlayacağı açıkça görülmektedir. Bu tip bir kavga Türkî halkların düşmanlarına lazım. Dostlarına değil. Türkî halklarının serdarları bunu dikkati alırlar, ümidindeyiz. Hocam, maşaAllah yıllardır, "Türk-İslam Birliği’nin lideri Türkiye’dir" diyorsunuz. Gerçekten yaşanan olaylar Türkiye’nin dünyayı kucaklayan liderlik ve dostluk yönünü ortaya çıkarıyor ve bu olaylar sizi tasdik ediyor. MaşaAllah.”
ADNAN OKTAR:MaşaAllah, elhamdülillah. Dediğim yapılırsa konu hallolur. Fazla değil bir alay, inşaAllah. Türk askerine derin muhabbet var. Gittiler mi oraya şöyle ellerini havaya kaldırsalar, “sakin olun” deseler, konu biter.
SUNUCU 1:Peki Hocam zaten burada kendileri bize yani Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ve Erdoğan’a “buyurun gelin” demişler.
ADNAN OKTAR:Resmi başvursalar iyi olur. Sözlü değil de, resmi başvursunlar. Resmi Meclisten karar alınması lazım. Yani hükümet, “tamam hemen asker gönderelim” diyemez. Kararı Meclis çıkartır, Allah’ın izniyle. Ama tümen giderse çok çok daha mükemmel olur, tabii. Aslında yakışırı odur. Birer tümen gitmesidir, inşaAllah. Her Türk devletine bir Türk tümeni şart. Dehşet olur, şahane olur, mükemmel olur inşaAllah. Yakışırı olur. Türk-İslam Birliği’nin adı konmuş olur. Zaten o onu yapmış olsak konu biter.
Biz onlardan resmi başvuru isteriz. İnşaAllah. O çok önemli. Kardeşimiz, yazan kardeşimiz, onun üzerinde dursun. Tabii hükümet değerlendirir, Meclis değerlendirir, saygımız büyük. Yani ne karar verirlerse o ayrı mesele. Ama onlar hele bir başvursunlar gecikmeden. Çünkü bu olaylar sürekli tekrar ediyor, eder, yine eder, inşaAllah.
SUNUCU 1:Devam edecek?
ADNAN OKTAR:Eder tabii, durmaz yani. Çünkü otorite yok, bir şey yok. Türkiye’nin bölgede, otorite değil de sevgiyi ortaya koyan bir güneş gibi doğması gerekiyor. Mehdiyet ışığıdır o. Çünkü Mehdiyet ülkesidir Türkiye. Mehdiyet ışığının doğacağı ülkedir. Mutlaka Türkiye’nin olay yerinde olması gerekiyor. Umarız gecikmeden giderler inşaAllah.
SUNUCU 1:Sizin söyledikleriniz olacak inşaAllah, Hocam.
ADNAN OKTAR:Oluyor, olacak, göreceğiz inşaAllah. Hiç yani onun ikinci bir ihtimal yok, Allah’ın izniyle. Ama tabii vatandaşlarımız da bunu talep etsinler, herkes talep etsin. Normalde Özbekler, Kırgızlar, Tacikler, Yakut Türkleri, hepsi yani boydan boya tümü halisane kardeşimizdir, aynıdır hepsi Müslüman, muttaki. Hıristiyanlar da var, onlar da bizim canımız, ciğerimiz. Musevi olanlar da var, Türklerden. Türk Museviler vardır, onlar da bizim canımız, ciğerimiz. Bakın mesela adamlar bunu da düşünmüyorlar. Musevi düşmanlığı yapıyorlar. “Yahudi’yle görüşülmez” falan diyorlar. Bizim Orta Asya’dan çok çok fazla sayıda Yahudi ve Musevi Türk kardeşimiz var. Onlar da bizim canımız ciğerimiz, değil mi? Parçamız bizim. Hıristiyan kardeşimiz var, Türk Hıristiyan. Allah onları Ehl-i Kitap yaratmış. Dolayısıyla hepsini şefkatle bağrımıza basmak, hepsini şefkatle koruyup kollamakla biz mükellefiz, inşaAllah. Aksi olmaz, inşaAllah. Nitekim bizim dediğimize de sonra geldiler. Bakın mesela Saadet Partisi’nin mitingini Museviler doldurdular, ellerinde Türk bayraklarıyla. “Görüşme Hocam, nasıl görüşürsün?” İşte, “sana yakıştıramadık, nasıl oluyor?” falan. Saadet Partisi de en titizdir bu konuda. Son derece titizdir. Kucaklaştılar Musevilerle. Demek ki oluyormuş. Demek ki doğruymuş sözlerim. Dediklerimi kabul ediyorlar ama biraz sonradan kabul ediyorlar, geç kabul ediyorlar. Mesela Cübbeli de şimdi, yine kendine tarz yapmış. Dün videoda seyrettim. Bir bayan orada var gücüyle bağırıyor falan, dikkatlice bakıyor böyle. Kısa bir film. Fakat oradaki bir konuşması çok önemli. Yine orada bir kolay kahramanlık yapıyor. İşte “gitsinler” diyor. “İsrail’le çatışsınlar,” “gemiyle gitsinler” gibi bir üslup. Gemiyle gidenlerin İsrail’le çatışmasını Sütçü İmam’a benzetiyor. “Sütçü İmam’ın çatışması gibi” diyor. Yani “kahramanlıktır” diyor. “Gidin gemilere doluşun, gidip çatışın.” Hazret, gidip orada burada turistlik tesislerde gezeceğine, değil mi? Plajlarda jet skilerle gezeceğine, jet skiye bineceğine, git o gemiye bin, kendin git, bir kendin çatış. Örnek ol bize, göster bakalım nasıl oluyormuş bu çatışma. Oturduğun yerde öyle tarz yapıp, sütünü, tatlısını yiyerek, böyle hıçkırarak falan olmaz bu işler. Yiğitsen git kendin bir önden, bize bir göster bakalım, nasıl oluyormuş Sütçü İmamlık. Efendim başka türlü olmak nasıl oluyormuş, bize bir göster, biz bir anlayalım. Elalemin çoluğunu çocuğunu, bizim kardeşlerimizi yahut işte öz be öz halis insanlarımızı oralara gönderip perişan ettirip, şehit ettirip, yaralatıp, kolunu-bacağını kırdırıp buraya geri getirmek, akıl işi mi bu? “Gidin kafanızı, gözünüzü yardırın, orada şehit olun” demek akıl işi mi? Biz, İsrail’i tenzih ederim, başka bir yeri tenzih ederim ama biz gittik mi, vurduk mu oturturuz. Kol, bacak falan da kırdırmayız, şehit de vermeyiz. Ama koyduk mu da oturturuz. Öyle olur yani Sütçü İmamlık böyle olur. Sütçü İmam olmak, gidip kafasını gözünü yardırıp perişan edip ondan sonra sakat bıraktırıp vatandaşlarımızı, şehit ettirmek ve pisipisine böyle olacağı yüzde yüz belliyken ve tamamen silahsız, savunmasız insanları oraya gönderip, orada perişan etmek değil. Sütçü İmam’ın elinde silahı vardı, değil mi? Buradaki insanlar, mazlum insanlar tabii. “Gidin, orada çatışmaya gidin, pisipisine kendinizi orada kırdırın, incittirin” demekle olmaz. Eğer yiğitse kendisi binsin, jet skiye bineceğine o Marmara Gemisi’ne binip gitseydi, değil mi? Sakalını sıvazlayarak en önden giderdi, yol gösterirdi millete. “Ben Sütçü İmam’ın devamıyım” derdi, görürdük inşaAllah. Öyle kolay kahramanlık olmaz. Onları bırakacak, ‘ele verir talkını, kendi yutar salkımı’ derler yani öyle olmaz. Yiğitse gösterecek inşaAllah.
SUNUCU 1: İnşaAllah Hocam, bir kardeşimiz de yine bununla ilgili bir soru sormuş. Ben böyle konuların ardından sorular ekliyorum, inşaAllah sizin cümlelerinizi bölmüyorumdur Hocam.“Sayın Hocam, Cübbeli Gazze’ye yardım götürülen gemilerle ilgili "Gazze olayı beni yine ümitlendirdi. Üzerimizdeki bu ölü toprağı üzerimizden kaldırdı" dedi. Fakat İttihad-ı İslam’dan yine bahsetmedi. Bu konu hakkında yorumunuzu merak ettim Hocam. Yaşar Görür.”
ADNAN OKTAR: Bakın, eğer sen Sütçü İmam gibi olmak istiyorsan, değil mi? Sütçü İmam İttihad-ı İslam’ı isteyen bir insandı. Türk-İslam Birliği’ni isteyen bir insandı. Sen ona uymak istiyorsan, ilk önce o yönde uy, inşaAllah. Yani atalarına uymak istiyorsan, bütün atalarımız Türk-İslam Birliği’ni istiyorlardı. Hepsi İttihad-ı İslam’ı istiyordu. Abdülhamit istiyordu. Bütün padişahlar, Osmanlı padişahlarının tamamı istiyordu. Kanuni istiyordu Sultan Süleyman istiyordu. Bak, madem ecdadına benzemek istiyorsun, onlar gibi Türk-İslam Birliği’ni iste, cihan hakimiyeti iste, adaleti iste, gücü iste. Bunu istemiyorsun. Niye istemiyorsun? Çünkü Mehdi (a.s.)’nin geldiğinden emin. Çünkü Türk-İslam Birliği’ni anlatırsa, doğrudan Mehdiyet’e hizmet etmiş olacak. Türk-İslam Birliği demek, İttihad-ı İslam demek, eşittir Mehdiyet demektir. Mehdiyet eşittir İttihad-ı İslam, aynısı. Daha önce var gücüyle dua eden -o duasını bir daha yayınlayalım, hazırlasınlar- kişi, bugün hiçbir şekilde Allah’a dua etmiyor. Ne İttihad-ı İslam için, ne Türk-İslam Birliği için, ne Mehdi (a.s.)’nin zuhuru için. Çünkü Mehdiyet konusunda onu bir hayli tembihleyenler var. Mesela Fatih Altaylı. Nasıl çıksın Habertürk’e ondan sonra, İttihad-ı İslam’ı isterse, Türk-İslam Birliği’ni isterse nasıl çıksın Habertürk’e? Mehdi (a.s.)’nin çıkışını talep ederse, isterse, dua ederse nasıl çıksın Habertürk’e? Evrimi çürütecek bir bilgiye sahip olunca nasıl çıksın? Adama soruyorlar; “evrim hakkında ne diyorsun?” diyorlar, “evrim ne ki?” diyor sakal kaşıyor. Yani o da çok manidar, bakın yani. Öncelikle bir sakalını kaşıyor “evrim ne ki?” diyor. Yani gereken mesajı veriyor. “Ben bu konuda size hiçbir şey söylemem, zaten bir gücüm de yok, bilgim de yok” yani ortalık açık. Dolayısıyla “Kıyamet, bu konuda da çok rahat edin” diyor. “500 yıl ileriye çekiyor. “500 yıl rahatsınız” diyor, “istediğiniz gibi yaşayın.” “İslam ahlakı da hakim olmayacak” diyor. “Mehdi (a.s.) de çıkmayacak, Müslümanlar böyle perişan olmaya, bölünmüş olarak acı çekmeye devam edecekler” diyor. Sonra da Sütçü İmam’dan bahsetmeye başlıyor, değil mi? Sütçü İmam gibi sen de o zaman İttihad-ı İslam’ı istesene, Türk-İslam Birliği’ni istesene. İsteyemiyorsun. Kanuni gibi, Yavuz gibi Türk-İslam Birliği’ni istesene. İsteyemiyorsun çünkü Mehdi (a.s.)’nin çıktığından eminsin. Kendi de olamayacağı kanaatinde. “Damarlarım tıkanmış” diyor, “orama stent taktılar, burama bilmem ne taktılar” diyor. “Her yerim tıkandı, damarlarım donmuş” diyor, “benden Mehdi (a.s.) olmaz” diyor. Sağlığım yerinde olsa ben Mehdi (a.s.) olurdum. Ama sağlığım yerinde değil, o yüzden Mehdi (a.s.)’lik yapamayacağım gibi bir üslup kullanıyor.
-VTR-
ADNAN OKTAR:İşte bak kendisi diyor; “herifin maddesine dokunacak, çıkarına dokunacak” diyor. Demek ki bir herifin veya bir heriflerin maddesine, çıkarına, her türlü menfaatine dokunmuş Mehdiyet ki reddediyorlar.
SUNUCU 1:Hocam reddetmek de haram diyor orada. “Mehdi (a.s.)’nin çıkacağını reddetmek de haram” diyor.
ADNAN OKTAR:Tabii ki Ehl-i Sünnet inancında haramdır. Ama o kendince bir yolunu bulmuş. 500 yıl sonrasına atıyor. “570 yıl sonra Kıyamet kopacak” diyor. Yaklaşık 500 yıl ileriye çekiyor. Dolayısıyla bir dahaki yüzyılda Mehdi (a.s.) ile ilgili, Türk-İslam Birliği ile ilgili ve İttihad-ı İslam ile ilgili bir konu yok. “Öbür sene de yok” diyor, “öbür yüzyılda da yok” diyor, öbür yüzyılda da yok, “ondan sonra da bakalım” gibi, inşaAllah.
SUNUCU 1:Peki Hocam, inşaAllah soracağım soruda ağır bir ithamda bulunmuş olmam. Mehdiyetin geldiğini bilerek reddetmek ilgili çok ağır ithamlarda bulunmuş Cübbeli Hoca. Şu an göründüğü kadarı ile ilk başta kendisi reddediyor.
ADNAN OKTAR:Allah ona reddettiriyor. “Bunu diyecekler ve bunu göreceğiz” diyor. “Bu olacak” diyor. Uzata uzata söylüyor. Bu çok büyük bir harikadır yani aslında. Ben bunu tarihi bir konuşma olduğu için özellikle defalarca söylettiriyorum. Yani çok harika bir durumdur bu. Cübbeli de aslında olağanüstü bir şahıstır. Ahir zamanın olağanüstü şahıslarından birisidir. Yani önemli bir kişidir. Yani ne yönden önemli olduğunu çok ileriki tarihte insanlar görecekler. Çok ileri değil, belki on yıl sonra göreceksiniz. Yani hadislerde işaret edilen bir insandır. Önemli bir şahıstır. Ahir zamanın önemli bir zatıdır. Görevinin de ne olduğunu göreceğiz, göreceksiniz, inşaAllah. Onun için, tarihi bir olay, konuşma da tarihi olduğu için defaetle dinletiyorum. Allah söyletiyor. Çok önemli bir durum var. Çok önemli bir üslup var. Ne olduğunu tabii insanlar tahmin ediyorlardır. Ama zamanı gelince çok daha net görecekler inşaAllah.
SUNUCU 1:Bu konumuz geçmeden Hocam, Özlem Akın diye bir kardeşimiz soru sormuş. İzin verirseniz, “Sayın Adnan Oktar, programınızı takip ediyorum. Sayenizde çok şey öğreniyoruz. Benim merak ettiğim bir konu var. Hz. Mehdi (a.s.) talebelerini nasıl bulacak? Bir tane daha var Sayın Hocam; Hz. İsa (a.s.)’nın talebeleri nasıl insanlar? Özlem Akın.” 20 yaşındaymış, öğrenciymiş Hocam.
ADNAN OKTAR:Hz. İsa (a.s.)’nın talebeleri; Kuran’a karşı sevgileri olacak, Hz. İsa (a.s.)’ya karşı derin muhabbetleri olacak, Muhammedi olacaklar. Fakat akılcı çalışacaklar. Akılcı faaliyet yapacaklar. Yani daha derinden, daha siyasi kişilere daha çok nüfuz ederek, ünlü kişilere daha çok nüfuz ederek, derinden bir çalışmaları olacak. Ama bu pek sezilmez. Mesela Prens Charles Müslüman olmuş, görülüyor açık. Mesela ben açıkça Müslümanım demiyor ama Müslümanlığı sürekli övüyor. Sürekli anlatıyor. Yani gizli Müslüman olduğu anlaşılıyor. Mesela Sarkozy’e bakıyoruz sürekli İslamiyeti övüyor, Kuran’ı övüyor. Gizli bir Müslümanlık anlayışının, gizli bir Müslümanlık inancının siyasi kademelerde hatta Obama’ya varıncaya kadar yayıldığını görüyoruz. Yani İslam’a hayranlığın yayıldığını görüyoruz. Fakat Hz. İsa (a.s.)’nın alenen görülmesine daha var. Yani bu biraz vakit alır. Çünkü Hz. İsa (a.s.) hazır bir zemine gelecek. Buna Bediüzzaman da açıkça işaret ediyor. “Tam bu istidattayken” diyor, “birleşme istidadındayken” diyor. Onun için ben bu konuda dikkat edin fazla da bilgi vermiyorum. Ama Mehdiyet, Tevrat’ta da, hadislerde de çok açıkça belirtilen, çok kapsamlı belirtilen bir husustur. Musevilerin Mehdi (a.s.)’yi fark etmesi konusu üzerinde de çok duruyorum. Mesela bir kısım dindar Museviler, Mehdi (a.s.) ve Kral Mesih, yani Mesih (a.s.), Mehdi (a.s.) ikisini parantez içinde kullanıyorlar. Yani Mehdi (a.s.) ile Mesih (a.s.)’in aynı olduğunu biliyorlar. Yani bizim beklediğimiz Mehdi (a.s.)’ye tabi olmaya hazırlar. O tarz da tavırları. Mehdiyet’te olaylar böyle çatışmayla, işte demir sopalarla, kan dökerek yahut silahla yahut adam vurarak, insan vurarak değildir. Yani mutlak adalet vardır. Çünkü İsrail’in politikasına uygun bir tavır göstermeyecek Mesih (a.s.). Yani şu anki İsrail’in yaptığı tarz değildir. Yani Mesih (a.s.) devrindeyiz, Mesih (a.s.) gelmiştir. Fakat birçok Musevi bunun farkında değil. Dolayısıyla Mesihiyet’e aykırı bir eylem içerisindeler. Böyle değildir Mesih (a.s.)’in dünya hakimiyeti. Mesela Hz. İbrahim (a.s.) soyu hakikaten bölgeye hakim olacaklardır. Ama onlar zannediyorlar ki sadece İsrail hükümeti yani mevcut hükümet oraya hakim olacak. Halbuki Mesih (a.s.)’in kendisi zaten devlet. Yani hükümet o devlete tabi olmakla mükelleftir. Yani Mesih (a.s.)’e tabi olmakla mükelleftir. Yani İsrail Hükümeti’nin hiçbir önemli yoktur Mesih’in karşısında. Gerçek Musevi ise, gerçek Musevi inancındaysa hükümet Mesih (a.s.)’in doğrudan askeridir. Başka hiçbir özelliği yoktur. Mevcut devlette doğrudan askeridir, başka bir özelliği olamaz. Eğer gerçekten Mesih (a.s.)’e inanıyorlarsa. Tevrat’ta tarif edilen Mesih (a.s.) budur. Bu şekildedir. Ve barışla, sevgiyle halledecektir. Hakikaten bütün bölgeyi Musevilerin, Muhammedi Musevilerin rahatça kullanacağı rahatça yaşayacakları bir belde haline getirecektir. Bu doğru. Ama ‘La ilahe illAllah’ dedirtecek, ‘Muhammeden Resulullah’ dedirtecek. Ayrıca ‘Musa Resulullah’ diyecekler aynı zamanda. Musa (a.s.) da Allah’ın Resulü’dür, Muhammed de. ‘Muhammeden Resulullah’ da diyecekler. İkisini de dedirteceğiz, ikisini de diyecekler inşaAllah.
SUNUCU 1: La ilahe illAllah Muhammeden Resulullah, La ilahe illAllah Musa Resulullah.
ADNAN OKTAR: ‘Musa Resulullah,’ inşaAllah. Çünkü biz de diyoruz; ‘Musa Resulullah’ diyoruz. Ama onlar daha ‘Muhammed Resulullah’ demediler. Yani bunu demeleri çok önemli. Diyenler var ama daha demediler. Demeden gerçek Musevi olmaları mümkün değildir. Biz de ‘Musa Resulullah’ demeden gerçek Müslüman olmamız mümkün değildir. Yani ‘İsa Resulullah’ demeden gerçek Müslüman olamayız biz. ‘İbrahim Resulullah’ demeden gerçek Müslüman olamayız. Yani mutlaka o Peygamberleri de tasdik etmek ve onlara uymakla mükellefiz biz. Yani Kuran’daki anlatımına göre, Allah’ın bize anlattığı vahye göre; onların diliyle anlattığı her hükme uymakla mükellefiz biz. Yani onların diliyle anlatılan her şeye. Mesela Hz. İbrahim (a.s.), ne diyor? “O bir muvahhidti, tek başına bir ümmetti” diyor, muvahhid. Tek Allah’ı savunuyor. Biz ne yapacağız? Biz de tek Allah’ı savunuyoruz. Tek Allah’a inanıyoruz, aynıyız. İnşaAllah. Kime uyuyoruz? Hz. İbrahim (a.s.)’e uyuyoruz. Kime uyuyoruz? Hz. Muhammed (s.a.v.)’e uyuyoruz, Nuh (a.s.)’a uyuyoruz. Nuhiyiz aynı zamanda. Hem İsevi, hem Nuhi, hem Museviyiz. Ama en üstünde yani tamamına hakim olarak Muhammediyiz. Şimdi bölgede bu olacak işte. Olacak olan budur. Yani Museviler yine Musevi kalıyorlar. Yine Museviler. Muhammedi Museviler. Budur, olay bu. Biz de Museviyiz zaten, o anlamda biz de Museviyiz. Musa (a.s.)’ya tam uyuyoruz. Yani nereyi açsak Kuran’da; ya Eyüp’ten, ya İshak’tan, ya Yakup’tan, inşaAllah, hep Peygamberlerden bahsediyor Cenab-ı Allah, inşaAllah. Şeytandan Allah’a sığınırım “Allah adına gerektiği gibi cihad edin.” “Gayret edin” diyor Cenab-ı Allah. “O, sizleri seçmiş ve din konusunda size bir güçlük yüklememiştir, atanız İbrahim’in dini(nde olduğu gibi).” “Atanız İbrahim” kim? Bizim atamız, bizim Peygamberimiz. Neyiz biz? İbrahimiyiz. “Allah bundan daha önce de, bunda (Kur'an'da) da sizi "Müslümanlar" olarak isimlendirdi.” “Daha önce de Müslüman’dınız” diyor.“Museviyken de, İseviyken de Müslüman’dınız, yine Müslüman’sınız” diyor Allah. “Elçi sizin üzerinize şahid olsun, siz de insanlar üzerine şahidler olasınız diye.” Yani “gelen Peygamberler size şahittir” diyor Allah. Tabii Peygamber (s.a.v.)’e işaret ediyor, Peygamberlere ve Mehdi (a.s.)’ye işaret ediyor. Bakın “elçi sizin üzerinize şahid olsun, siz de insanlar üzerine şahidler olasınız diye.” 2026 tarihini veriyor ebcedi. Mehdi (a.s.)’nin dünya hakimiyeti tarihi. “Elçi sizin üzerinize şahid olsun,” Mehdi (a.s.) üzerinize şahit olsun, “siz de insanlar üzerine şahidler olasınız diye.” Hepimiz birbirimize şahidiz mesela burada konuşuyoruz. İnkar edilecek gibi mi? Değil. Televizyonda seyredenler bana şahit oluyorlar, değil mi? Aileler birbirlerini dinlerken onlar birbirine şahit oluyor. Bak, Kuran ona dikkat çekiyor işte, Cenab-ı Allah. Bak; “elçi sizin üzerinize şahid olsun, siz de insanlar üzerine şahidler olasınız diye.” Biz de mesela Mehdi (a.s.) öncüsüyüz, Mehdi (a.s.)’ye zemin hazırlayan insanlarız. Biz de aynı şekilde size şahit oluyoruz, değil mi? Siz bana şahit oluyorsunuz. Halk da aynı şekilde gördükleri Muhammedi bilginin akışına şahit oluyor. Yarın bir gün Ahirete gittiklerinde duymadık diyebilirler mi? Her şeyi anlatıyoruz. Helali anlatıyoruz, haramı anlatıyoruz, Kuran’ın hükümlerini, hepsini anlatıyoruz inşaAllah. Bakın anlattığımız konuyla tam ilgilidir bu 78. ayet. Yani tam özeti, demin anlattığım konunun tam özeti. “Allah adına gerektiği gibi cehd edin.” Bak, “gerektiği gibi”. Nasıl gerektiği gibi? Cübbeli ne yapıyor? Yiyor, içiyor, geğiriyor falan böyle, ondan sonra arkasına da Osmanlı armasını koymuş böyle, kendine bir şey yapmış. Osmanlı armasını koyduysan, Osmanlı cihan hakimiydi ve Türk-İslam Birliği siyaseti güdüyordu. İttihad-ı İslam siyaseti güdüyordu. Madem o armayı öyle arkana koydun, koskoca armayı, değil mi? Gittin önüne de kuruldun, oturdun. O armanın hakkını versene. O armanın anlamını söylesene. O arma neyi anlatıyor, konuşsana. Konuşamıyor. “Bu arma Osmanlı armasıdır. Osmanlı’nın siyasi ittihad-ı İslam’dı. Türk-İslam Birliği’ydi” desene. Değil mi? “Biz de Türk-İslam Birliği’ni savunmamız gerekir” desene. Diyemiyorsun. O zaman o arma seni rahatsız eder. Değil mi? Yani o arma senin aleyhine olur o zaman. İnşaAllah. Müslümanlara, çoluk-çocuğa, kadınlara, “gidin gemiye binin.” Tam silahlı, uçağa sahip, helikoptere sahip, gemilerde her türlü top sistemi var, ağır makine sistemi var. Her şeye sahip adamlar. Bu adamlarla “gidin savaşın” diyor. “Binin gemiye, savaşın” diyor. “Sütçü İmam gibisiniz siz” diyor. Ne ile savaşacaksın? “Sille tokat girin işte, eliniz var, yumrukla gireceksiniz” diyor. Bu olacak iş mi? Yani burada mutlaka Müslümanların yenileceği belli değil mi? Burada kahredici bir silah üstünlüğü var ve teknik üstünlük var. Bir orduya karşı, bir avuç bir gemi insanı gönderiyorsun sen. Nitekim de ağır telafat verildi ve ağır bir bilanço oluştu. Birçok insan sakatlandı, birçok insan şehit oldu; öksüzler, yetimler oluştu, geri geldiler. “Bu bir başarıdır” diyor. Başarı böyle olmaz. Başarı olur mu böyle bir şey? Başarı, vurdun mu oturtursun. Önce gücünü toparlarsın mesela Peygamber Efendimiz (s.a.v.) ne yapıyordu? Baktı, gücü yeterli değil, gizli gitti. Hep anlaşma, kimseye dokunmadı. Ama belirli bir güce sahip olduktan sonra meydan okudu. Şimdi de, biz Müslümanlar olarak birleşeceğiz, ittifak edeceğiz ve dünyaya meydan okuyacağız. Ama ne ile biliyor musunuz? Sevgiyle, muhabbetle, dostlukla, kardeşlikle, bilimle, sanatla, estetikle. Ve bu gücün karşısında hiçbir güç duramaz. Tank, top falan hepsi böyle pıs eder aşağıya iner. Sevginin karşısında hiçbir güç dayanamaz. Adam karşına nasıl çıksın senin? Mümkün değil. Dolayısıyla Cübbeli kendisine böyle heyecanlı taraftar kazandırmak amacıyla böyle bir politika izliyor, yani kendini beğendirmek için böyle bir şeyler yaptığı anlaşılıyor. Ama bu beğenilmesi değil, yerilmesini ortaya koyuyor ve onun aleyhine olur bu. Onu küçük düşürür böyle şeyler. Mahcup eder. Çok yanlış hareket ediyor. Yani mesela Türk Ordusu da, bir şey de bir hareket yapacağı vakit, hiçbir şekilde pasif bir hareket yapmaz. Değil mi? Gidip, silahsız olarak gidin savaşın demez. Hava desteğini sağlar, topçu desteğini sağlar, hepsini sağlıyor. Ondan sonra kıstırır düşman varsa. Mesela cani varsa ondan sonra savunma savaşına gider. Böyle bir şey Müslümanları pisipisine belanın içine sokmak anlamına gelir. Bakın tekrar söylüyorum; madem sen Sütçü İmam’a hayransın, madem Osmanlı’ya hayransın onlar gibi İttihad-ı İslam’ı savun, onlar gibi Türk-İslam Birliği’ni savun. Madem öyle yiğitsin, yiğitliğini göster. Marmara Gemisi’nin önüne otururdun, geğirerek yine al pastanı-böreğini beraber, yiyerek giderdin. Orada anlatırdın sen Sütçü İmam’ı. Yani başka neyse anlatacağın anlat da, ama gidemezsin. Gitmezsin. Çünkü uyanık. Yani “siz gidin” diyor, “ben burada oturayım.” O ne yapar? Malta’da jet skiyle tur atar. Kadınlarla, bilmem nelerle, herkes içerisinde plaja giriyor, bilmem ne. Hem “yasaktır” diyor, hem “haramdır” diyor, hem de bizzat kendisi iç içe yani onlarla beraber eğleniyor. “Kiliseye girilmez” diyor, kiliseye giriyor; “ne sanattır bunlar” diyor, “ne muazzam şeylerdir” diyor, mermer. “Ne işçilik ya böyle” diyor. “Sakın da siz kiliseye girmeyin, sakın ha” diyor. “Ne işçilik ya” diyor, “ne mermerler.” Hayran oluyor böyle. Onun yaptığı bayağı bir şeyler var da yani bu, bu kadar sadece. İnşaAllah. Ama benim hayret ettiğim, bu kadar etrafında şuurlu, aklı başında, mücahit, dindar kardeşlerimiz var. Çok aklı başında insanlar var yani ben birçoğunu da tanırım. Bizzat görüştüm kişiler de var. Bir kişi çıkıp da “ya kardeşim, canım ciğerim, muhterem Hocam, sen konuşuyorsun, armayı da arkana koydun ama Türk-İslam Birliği’nden sen niye bahsetmiyorsun? İttihad-ı İslam seni rahatsız mı ediyor? Niye tek kelime ağzına almıyorsun? Mehdi (a.s.) için bize dua ettiriyordun, yeri göğü biz inletiyorduk. Yine dua edelim, her an çıkabilir diyordun sen. Değil mi? Her an çıkabilir diyordun. Yine her an çıkabilir, yine dua et. Niye etmiyorsun?” diyemiyorlar. Yani bir Mehdi (a.s.) korkusu sardı herkesi. Fatih Altaylı’dan tut, Taha Akyol’dan çık, Cübbeli Ahmet’e kadar yani. Bir ekipler böyle. Hepsini sardı bir Mehdi (a.s.) korkusu. Yani korku değiştirmez kaderi. Siz korksanız da, korkmasanız da Allah’ın kaderi oluşacak ve oluyor da. Gelişiyor da, göz göre göre görüyorsunuz. Gayet de mükemmel gidiyor inşaAllah.
SUNUCU 1: Acaba Hocam, soruyorlar da onlar cevaplamak mı istemiyor? Sorulardan mı kaçıyorlar?
ADNAN OKTAR: Cübbeli nasıl desin şimdi, ‘İttihad-ı İslam olacak’ dedi mi ‘Mehdi (a.s.) çıkacak’ demektir. O zaman diyecekler, “Mehdi (a.s.) nerede?” diyecekler. Bu da diyor ki; “benim damarım dondu, kafam da tıkandı,” bilmem ne. Her yerini sayıyor işte tıkanan o kadar çok yeri varmış ki, say say bitmiyor. “Benden Mehdi (a.s.) olmaz” diyor. Yani çürük gibi gösteriyor kendisini bedenen, o yüzden sanki biz Mehdi (a.s.)’yi arayıp onu bulduk ve o da çürük, ‘ben de yapamam’ gibi yani ‘bedenim çürüdü’ der gibi bir üslubu var.
SUNUCU 1: Ben yoksam Mehdi (a.s.) de yok mu diyor?
ADNAN OKTAR: “Yoksa hazırım ben” diyor. Ona getiriyor yani öyle bir üslup. “Ama bedenim müsait değil” diyor. “Benden Mehdi (a.s.) mi olur ya?” diyor. “Her yerim tıkanmış, donmuş damarlarım” diyor, bilmem ne. Yani halbuki Mehdi (a.s.) olmadığını başka türlü yani birçok alameti var Mehdi’nin onları sayarsın. Mesela bende bu alametler yok, o yüzden ben Mehdi (a.s.) değilim dersin, değil mi? Veyahut direkt dersin yani nasılsa artık, açıklayarak. Ama gösterdiği bahane çok acayip, sağlık durumuyla ilgiliymiş. Yani onu dinletebilirim bir ara. İnşaAllah.
SUNUCU 1: İnşaAllah Hocam. Ama Hocam zaten siz de paylaşmışsınız; Mehdi (a.s.)’nin, hani bariz baktığımızda bu Mehdi (a.s.) diyemeyeceğiz ama özelliklerini dile getirdiğiniz zaman, insanlar dikkatlice seyrettiği zaman evet Mehdi (a.s.) bu diyebileceğimizi söylemiştiniz. Kendisi de biliyor olması gerekmiyor mu bunu?
ADNAN OKTAR: Kardeşim tamam, Mehdi (a.s.)’den çekiniyor olabilir. Demesin, bir şey demiyoruz. Demiyorsa demiyor. Yani haramdır diyor gerçi ama kendisi, inancına göre. Demiyorsa demiyordur, artık ne yapalım? Peki İttihad-ı İslam farz; bütün mezheplerin tamamında farzdır ve en büyük farzdır. Müslüman gece gündüz, bak; “Allah adına gerektiği gibi cehd edin.” Cehdin amacı nedir? Allah’ın dinini dünyaya hakim etmektir. Gayret etmek. Adam bunu söyleyemiyor. Bak aylardan beri söylüyorum, “bir kelime söyle” diyorum, “bir kelime söyle.” “Söylemiyorsan bir acayiplik var bunda” diyorum, söyleyemiyor. Tamamen iptal oldu bu konuda. Bak yine söylüyorum. Mesela Nur talebelerine söyledim, Allah razı olsun bak hepsi bütün sitelerine çıkarttılar. Tamamı, İttihad-ı İslam’ı çıkarttılar. Ama o çıkaramıyor, söyleyemiyor.
SUNUCU 1: Hocam, Büşra kardeşimizin bir sorusu var. Yöneltmemi ister misiniz, izin verirseniz Hocam?
ADNAN OKTAR: Evet inşaAllah.
SUNUCU 1: “Selam Saygıdeğer Hocam.”
ADNAN OKTAR: Aleyküm selam.
SUNUCU 1: “İsrail’de yaşanan son olaylardan sonra İslami internet sitesi veya haberlere baktığımda çözümün neredeyse hiç konuşulmadığını görüyorum” demiş Hocam. Biz bunu sürekli konuşuyoruz.
ADNAN OKTAR: Bizi kastetmiyor, genel kastediyor zaten. Bize yazması, bize şikayet ediyor.
SUNUCU 1: Ben yanlış anlamışım.
ADNAN OKTAR: Hani çocuk olur ya babasına şikayet eder böyle. Zaten şikayet edenler hep bana geliyorlar.
SUNUCU 1: MaşaAllah o zaman. “Bir ayeti okuyunca bu halimizi anlattığını düşündüm. ‘Bu, kendilerine apaçık belgelerle elçiler geldiği halde "bizi bir beşer mi hidayete ulaştıracak? demeleri ve bu yüzden inkar edip saparak yüz çevirmeleri nedeniyledir. Allah da (onlara karşı) müstağni olduğunu (hiçbir şeye ihtiyacı olmadığını) gösterdi. Allah Ğani'dir, Hamid'dir’(Tegabün Suresi, 6). Bir kısım insanlar apaçık belgelere rağmen Mehdiyeti anlamazlıktan geliyor. Allah da onlara müstağni olduğunu, kendisini seven samimi az bir topluluk ile İslam’ı hakim edeceğini gösteriyor diye düşündüm. Sizin fikirleriniz nelerdir?”
ADNAN OKTAR: Büşra yamanmış, maşaAllah. Şeytandan Allah’a sığınırım; “Bu, kendilerine apaçık belgelerle elçiler geldiği halde "bizi bir beşer mi hidayete ulaştıracak?"” Yani Mehdi (a.s.) mi bizi hidayete ulaştıracak? Aynısı işte. “demeleri ve bu yüzden inkar edip saparak yüz çevirmeleri nedeniyledir. Allah da (onlara karşı) müstağni olduğunu (hiçbir şeye ihtiyacı olmadığını) gösterdi. Allah Ğani'dir, Hamid'dir.” Aynı zamanda Abdulhamid dönemine de bakıyor ayet. İnşaAllah. “Bir kısım insanlar apaçık belgelere rağmen Mehdiyeti anlamazlıktan geliyor.” Doğru, İttihad-ı İslam’ı da anlamazlıktan geliyor, Türk-İslam Birliği’ni de anlamazlıktan geliyor. “Türk-İslam Birliği’ne ne gerek var?” diyorlar, “Türk kelimesine ne gerek?” Bakın, gördünüz işte. Türkler birbirini kırıyorlar. Türk Birliği demek ki gerekiyor. Türklerin ittifak etmesi gerekiyor. Dünyanın en güçlü kavmi. Yani bedenen, ruhen güçlü bir kavimdir. Yani ahlaken yiğit bir kavimdir ve cesur bir kavimdir. Birbirini niye yesin? Niye birbirlerine ızdırap versinler? Niye birbirine acı versinler? Niye birbirlerini yok edecek bir politika izlesinler? Türk-İslam Birliği olduğunda bunların hiçbiri olmayacaktır. Başta bir ağabey olarak Türk Milleti’nin olması gerekiyor. Yani Allah öyle yaratmış. Osmanlı’yı Türklere idare ettirdi Allah. Yani fiili durum var. Allah göstermiş bunu. Biz hiçbir zaman için kan ve ırk üstünlüğünden bahsetmedik. İmanda, takvada, hizmette, cesarette, sahip olmada, vefada, güzel ahlakta üstün bir millet ve nitekim bak her şeye biz sahip çıkıyoruz şu an. Filistin’e biz sahip çıkıyoruz, Kazakistan’a biz sahip çıkıyoruz; Tacikistan’a, Özbekistan’a, Kırgızistan’a hepsine biz sahip çıkıyoruz. Demek ki doğruymuş. Niye başkası sahip çıkmıyor da biz çıkıyoruz peki o zaman? Yüksek ahlakımızdan. Cesur milletiz, yiğit milletiz. Risk, bak her türlü riski göze alıyoruz. Değil mi? Mesela dış politikada da her türlü riski göze alıp hakkı savunuyoruz. Niye? Milletin yiğitliğinden. Soylu millet, delikanlı millet, o. Tabii ki böyle bir lider seçimi olacaksa biz en yetenekli olanı seçeriz, tabii ki, değil mi? En güçlü olanı seçeriz. Türk Milleti’ni seçiyoruz tabii ki. Hayır, bizim seçmemize gerek yok, zaten Peygamberimiz (s.a.v.) öyle belirtmiş. Allah ayette, Kuran ayetiyle belirtiyor. Değil mi? “Allah sizin yerinize başka bir kavim getirir” diyor. Yani “daha iyi bir kavim getirir” diyor. Bu da oluştu. Bediüzzaman diyor; “Kuran’daki kastedilen Türk Milleti’dir” diyor. “Kuran’da kastedilen bu ayet Türk Milleti’ne bakıyor” diyor, çok net. Hadisler de öyle; “kırmızı bayraklar çıkacak önden” diyor. “Mehdi (a.s.) ilk ordusunu Türk’e gönderir” diyor. Yani “Türklerle beraber hareket eder” diyor. Çok nettir.
SUNUCU 1: Batuhan Güçlü kardeşimiz aynen sizin söylediğinizle ilgili bir şey göndermiş Hocam.
ADNAN OKTAR: Ne diyor?
SUNUCU 1: “Muhterem Hocam, geçen gün Hasan Celal Güzel konuşması esnasında; "Türkiye Türk-İslam dünyasının adı konulmamış lideridir" dedi. Siz bu liderliği 10 yıldan beri bizlere ve tüm dünyaya anlatıyorsunuz, Allah’ın izniyle Hocam. Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri de bir sözünde şu şekilde buyurmuşlar; “Allahü Zülcelal Hazretleri, Kuran-ı Kerim'de "öyle bir kavim göndereceğim ki onlar Allah'ı, Allah'ta onları sever" buyurmuştur. Ben de bu beyan-ı İlahi karşında düşündüm. Bu kavmin bin yıldan beri alem-i İslam bayraktarlığını yapan Türk Milleti olduğunu anladım” (Necmettin Şahiner Bilinmeyen Taraftarları ile Bediüzzaman, sayfa 233-234). Bazı kardeşlerimiz Türk-İslam Birliği denildiği zaman "ırkçılık yapmayın" diyorlar. Peki, Üstad’ın bu yol gösteren hikmetli sözlerini kardeşlerimiz bilmiyorlar mı acaba?”
ADNAN OKTAR:Bak benim çözümün birebir aynısı maşaAllah. Çok güzel.
SUNUCU 1:Sizi takip ediyorlar Hocam.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah. Şeytandan Allah’a sığınırım. Enbiya Suresi; ‘’Onları rahmetimize soktuk. Şüphesiz onlar salih kimselerdi.’’ 2066, İslam’ın en şaşalı devirlerine bakıyor inşaAllah. Sen bana soru mu soracaksın? Ben mi bir şeyler anlatayım nasıl devam edelim?
SUNUCU 1:Hocam bugün öyle ki sizin bahsettiğiniz her konu ile ilgili soru var.
ADNAN OKTAR:Biraz hayret verici oldu, evet.
SUNUCU 1:Evet çok şaşırdım. MaşaAllah. Herkes çok yakından takip ediyor olmalı Hocam. Bir soru dikkatimi çekti. İzin verirseniz paylaşayım Hocam.
ADNAN OKTAR:Evet.
SUNUCU 1:“Sayın Hocam, ilk defa siz Saddam’ın teslim olması için Milli Gazete’de yayınlanan bir mektup yazmıştınız. Sizin söylediğiniz gibi bu konu halledilseydi çok fazla Müslüman vefat etmeyecekti. Hocam Başbakan Tayyip Erdoğan son yaptığı konuşmada bu konudan bahsetti ve şöyle dedi: ‘’Ortadoğu yıllar yılı neler çekti görüyorsunuz. Gelin bunu diplomasi ile çözelim. Bakın Irak’ta bunu söyledik olmadı. Yüz binlerce insan öldü. Yüz binlerce orada dul, yetim, öksüz var. Bunların sorumlusu kim? Medeniyet çöktü Irak’ta. Bir Saddam yok edilsin diye değer miydi?’’ dedi. Hocam sizin sözlerinizin önemini her geçen gün daha iyi anlıyorum. Saygılar Zafer.”
ADNAN OKTAR:MaşaAllah. Aynı bizim anlattıklarımız paralelinde yine. MaşaAllah. Kardeşlerimiz, her yer Harun Yahya oldu, MaşaAllah.
SUNUCU 1:MaşaAllah. Bir tane Cennet ve Cehennem ile ilgili bir sorumuz var Hocam. “Selamün aleyküm Hocam. Sorum şu; kaderimizde bulunan iyi veya kötü ameller Allah tarafından yazıldığına göre ve yapacağımızı her şeyi Allah önceden bildiğine göre, insanlara verilen ödül ve ceza olan, Cennet ve Cehennem niçin yaratılmıştır? Allah’a emanet olun.”
ADNAN OKTAR:Cennet, Allah’ın rızasını, Allah’ın sevgisini en güzel yaşayacağımız yerdir. Allah’ın mükemmel tecelli ettiği bir yer. Tabii ki ona ihtiyacımız var bizim. Yani Cennete ihtiyacımız var. Ama Cehennem de Cennetin güzelliğini kat kat arttıran bir kıyas yeridir. Kıyas da sevgiyi çok arttırır. Mesela insanlar birbirini severken bile diğer insanları kıyas ederek severler. Mesela bir ev de öyledir. Mesela kıyas ederiz evi, başka bir eve kıyas eder, o yüzden severiz. Cennette de, Cennete kıyas ile sevgimiz kat kat artacaktır. O bizim için bir nimete dönüşecektir. Yani nimet olduğunu göreceksiniz Cehennemin de. Müminlere nimettir. İnşaAllah Cennet en büyük nimettir ama Cehennem de Cennetin nimetlerini arttıran bir nimettir. Yani kıyas edeceğimiz için.
SUNUCU 1:Yani Cennetin değerini Cehennem mi bize gösterecek?
ADNAN OKTAR:Tabii ki. Bir de Cehennemin azabını da Cennet arttırıyor. Onlar da Cennete baktıkça azapları artacaktır. Yani en kahredici azaplardan bir tanesi odur. En şiddetli azaplardan birisi o, kıyasla. Çünkü yaşadığı yere bakıyor, Cenneti görüyor. Uzaktan görecektir Cenneti. Müthiş ızdırap çekecekler. Yoksa Cehennemin her katında her yer ateş dolu değildir. Yani düz mahalleler vardır. Cehennem mahalleri vardır. Ama kıyas yaptığı için sıkıntıdan acayip bunalıyor. Yani o güzelliği gördüğü için, o güzel hayatı gördüğü için, kendi de perişan yaşadığı için. O Darwinist kafasına uygun olarak olacaktır o. Kendi evrimci, tesadüf kafasına uygun olarak Allah yaratacak ve hiç istemedikleri tarzda olacaktır. Dolayısı ile de rahatsız olacaklar. Yani orada amaç yine her halükarda Müslümanların mutluluğudur. “Allah sizin azabınız ile ne yapsın’’ diyor Allah. Allah azabın üzerinde durmuyor, müminlerin mutluluğunun üstünde duruyor. Bakın bu ayet çok manidar. ‘’Allah sizin azabınızla ne yapsın’’ diyor Allah, inşaAllah.
SUNUCU 1:İnşaAllah. Hocam bir kardeşimizde bir ayetin anlamını bulamamış, size soruyor. “Hocam şu ayetlerde sürekli bir tekrar var. Daha öncede verdiğiniz Kıyamet ile ilgili hususlarda demiştiniz ki; "bu tekrarlarda Allah-u alem bir mucize var." Sizce ne anlama geliyor? Ben düşündüm bulamadım. Ben de kendi çapımda bir Harun Yahya’yım. Sizi canından çok seven kardeşiniz İlyas. Kıyamet Suresi; "Sonra çalım satarak yakınlarına gitmişti. Sen buna müstahaksın, dahasına müstahaksın. Yine müstahaksın, dahasına da müstahaksın."”
ADNAN OKTAR:Ben şimdi duyduğumda, o müstahaklığın vurgulanması, mesela bir insan bir şeye öfkelendiğinde, birkaç kere vurguladığında daha çok rahatlıyor. Mesela ben buğz ettiğim birisinin münasebetsizliğini defalarca vurgularsam daha rahatlarım. Duyan da rahatlar ve Allah da müminlerin kalbine şifa olsun diye onu tekrar ediyor, Allah. “Müstahaksın ve yine müstahaksın” diyor. Mesela bir kere müstahaksın ayrıdır ama iki kere vurgulandığındaki etkiyi bir düşünün. Bir de bir kere söylendiğinde etkiyi bir düşünün. Arada çok büyük fark var. Tabii o ruhta bir coşku ve o buğzu tatminde bir vesile olmuş oluyor. Mesela Cehennemde de Allah, mesela çok güçlü bir anlatımla, çekecekleri azabı çok şiddetli anlatır Allah, Kuran’da. O kalplerde rahatlık meydana getirsin diye. Cennetteki nimeti de Allah çok güçlü anlatır. Halbuki Allah derdi; “Cennette sadece hoşunuza gidecek şeyler” diyebilirdi. Ama çok kapsamlı anlatmıştır. Mesela “gerçekten” diyor Allah, “apaçıktır” diyor, “apaçık beyandır” diyor. Bu vurgular, ruhumuzun buna ihtiyacı olan vurgulardır. Biz mesela sevgiyi de vurgularken, mesela cılız bir sevgi ifadesi bizi rahatlatmaz. Değil mi? Güçlü bir sevgi ifadesi, inandırıcı bir sevgi ifadesi bizi rahatlatır. Allah da bizim fıtratımızı bildiği için, bizim fıtratımıza uygun ifadeler de bulunuyor Allah. Hz. İsa (a.s.)’yı överken, Peygamber (s.a.v.)’i överken, çok mükemmel övüyor Allah. Mesela “iyi insanlardı” diyebilirdi Allah. Öyle dememiş Allah. Çok mükemmel vurgular. Kuran’ın farkı budur. Tevrat ve İncil’den bir farkı da budur. Çok iyi vurgular, çok iyi detay verir, netlik vardır, bulanıklık yoktur, karmaşa yoktur, akıcılık vardır, akılcı anlatım vardır. Hiçbir konu muğlak bırakılmamıştır. Mesela Tevrat’ta Ahireti arasın, yani Cennet, Cehennemi ararsın. Bulmak için uğraşırsın. Ama Kuran’da öyle değildir. Cehennemi hemen bulursun, Cenneti hemen bulursun. Cennetin detaylarını hemen bulursun. Çok büyük bir nimettir. Onun için Muhammedi olmadan gerçek Musevi olunmaz. Onun için gerçek İsevi olunmaz. Yani mutlaka hak dinin yaşanması için Muhammedi olunması şarttır. Zaten bunu özel konuştuğumuzda, Musevilerle konuştuğumuzda kabul ediyorlar. Yani birçok Musevi kabul ediyor. Ama “söylemeyin” diyorlar arkadaşlarımıza, “şimdi bizim Müslüman olduğumuzu düşünürler.” Zaten Müslüman olmuşlar. “Kuran’ı kabul ediyorum” diyor. Ediyorum diyorsan Müslüman olmuşsun işte, inşaAllah. “Ama tamamıyla Museviliği bıraktığımı zannederler” diyor. Niye bırakıyorsun? Biz bırakıyor muyuz Museviliği? Niye bırakalım? Değil mi? Hz. Musa (a.s.)’ya uyuyoruz biz. Kuran’daki bütün hükümlerine uyuyoruz. Ne diyorsa ona inanıyoruz. Allah ona vahiy ediyor, Kuran’la bize bildiriliyor, “Hz. Musa (a.s.) şöyle dedi” diyor. Biz inanmıyoruz der miyiz? Ne diyorsa aynısı ile kabul ediyoruz.
SUNUCU 1:Onların kitaplarında yazmıyor mu Hocam bunlar?
ADNAN OKTAR:Yazıyor ama çok değiştirmişler. Kuran düzeltiyor. Eksiklerini düzeltiyor. Yani acayip değiştirmişler, çok fazla. Hıristiyanlıkta da öyle. Mesela Hz. İsa (a.s.) açıkça diyor ki İncil’de; “Allah birdir” diyor, “tektir” diyor. Net beyanı var İncil’de, vahiy olarak. “Yok” diyorlar, “üçtür.” “Allah üçtür” diyorlar. Hz. İsa (a.s.) bizzat kendi ağzı ile söylüyor. Kitabında, kendi kitabında; İncil bizim de kitabımızdır ama biz hak olan kısımlarını alırız, orada yazıyor. Ve uyuduğunu söylüyor, yemek yediğini söylüyor, değil mi? Yani Allah yemek yer mi? Uyur mu Allah? Olacak bir şey mi bu yani? Çok mantıksız. Ama tabii onların da böyle makul düşünecekleri, akılcı düşünecekleri döneme girdik. Bir kere Hıristiyanlar gerçekten iman etmede zorlanıyorlardı. Bu evrim konusu bunların başına bela olmuştu. Onların bu beladan kurtulmalarının… Deccalin onlara attığı bu büyük beladan onları kurtardık. Şimdi kafaları biraz dinginleşti, rahatladı, daha makul düşünür hale geldiler. Yani sarhoş gibi yapmışlardı Hıristiyanları. Hepsi diyorlar ki biz konuştuğumuzda; “ben hem Darwinistim hem Hıristiyanım.” Kardeşim nasıl oluyor bu? Hz. İsa (a.s.) çamurdan kuş biçiminde bir şey yapıyor, üflüyor, uçuyor kuş. Normal kuş, yuva yapıyor hayvan, yumurtluyor. Var mı burada evrim? Sen İncil’de Meleklerden bahsediyorsun. Melekler evrimle mi meydana geldi? E, tamam gelmediğine göre; insanı da yaratan Allah, Meleği de yaratan Allah. Meleğe gücü yettiğine göre Allah’ın, insana mı gücü yetmiyor? Bu beladan onları kurtarmak onları çok çok rahatlattı. Çünkü onlar 6 bin yıllık bir ömürden bahsediyorlar. Fosiller 150 milyon yıllık, 300 milyon yıllık, 400 milyon yıllık, bunlar 6 bin yıldan bahsediyor. Otomatik, daha başında yenilmiş oluyorlar. Yani hepsini biz deccalin ağzından çıkardık. Deccal bunları çiğniyordu, mahvetmişti. Onun için müthiş hayranlığı var Hıristiyan cemaatlerin bize karşı. Güveni var, hep bizim kitaplarımızı okuyorlar. Mesela benim kitaplarımı alıyorlar, Kuran ayetlerini çıkartıp, İncil ayetlerini koyuyorlar. Aynısını, o şekilde basıyorlar kitapları, Avrupa’da. Yaratılış Atlası’nı da öyle, birçok kitapları da öyle. Yani tamam, hak olan bir hüküm koyuyorsa bir şey demeyiz inşaAllah. Ama tabii Kuran’ı çıkartmaları çok hatalı ama şu an onlara anlatamıyoruz inşaAllah.
Evet ikinci yarıda devam edeceğiz herhalde inşaAllah.
SUNUCU 1: Yayınımız kısa bir aradan sonra devam edecek inşaAllah.
Yayınımıza kaldığımız yerden devam ediyoruz. Ama bir misafirimiz daha var Hocam, Sayın Altuğ Berker Hocam.
ADNAN OKTAR: Neler var anlatacağın?
ALTUĞ BERKER: Estağfurullah Hocam. Siz bugün bahsettiğiniz konuların dışında, Afganistan’daki hazineden bahsediyorlar Hocam basında inşaAllah. 1 trilyonluk madenler bulmuşlar Hocam inşaAllah ve savaşın sebebinin bu olduğunu söylüyorlar inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Göreyim. Ne madeni?
ALTUĞ BERKER: Çeşitli madenler yer altından.
ADNAN OKTAR: Ama Peygamberimiz (s.a.v.) diyor; “yazık oldu Talikan’a, orada zengin madenler vardı” diyor. “Zengin hazineler vardı yer altında” diyor, aynısı bak. Bu da Peygamber (s.a.v.)’in mucizesi. O, “yazık oldu Talikan’a,” o hadisi de göster. “1 trilyon dolarlık maden rezervleri bulundu.” O gariplerim orada ezim ezim eziliyor, şimdi orayı yine yabancı şirketler işletirler. Türk-İslam Birliği olmadığı müddetçe bu sefalet, bu perişanlık, bu acı devam edecek demektir.
ALTUĞ BERKER: Bir haber daha var Hocam. “Afganistan’daki işgalin sebebi belli oldu”.
ADNAN OKTAR: İşte bak, tabii. Cübbeli gibi adamları da çıkartıyorlar; “İttihad-ı İslam yok, Türk-İslam Birliği yok, Mehdi (a.s.) çıkmayacak,” ondan sonra, “camiden eve, evden camiye gidin.” Mantık bu. İşte pilav nasıl yenir? Ondan sonra, kavunu nereden, nasıl yiyeceksin o. Başka ne var Berker Hocam? O hadis var mı sende? Yoksa ben bulabilirim.
ALTUĞ BERKER: Şu hadis Hocam: “Talikan’a (Afganistan’a) yazık oldu. Şüphesiz Allah Teala’nın orada altın ve gümüş olmayan hazineleri vardır.”
ADNAN OKTAR: Bak çok manidar, “altın ve gümüş olmayan,” maden yani klasik maden.
ALTUĞ BERKER: “Orada Allah’ı hakkıyla bilen insanlar vardır. Onlar Ahir zaman Mehdi (a.s.)’sinin yardımcılarıdır” (Kitab-ül Burhan Fi Alemeti-il Mehdiyy-ill Ahir Zaman, s. 59).
ADNAN OKTAR: Demek ki Afganistan’daki delikanlı yiğitler, hepsi Mehdi (a.s.)’nin yakın talebeleri olacaklar inşaAllah.
ALTUĞ BERKER: “Arapların büyük çoğunluğu Türkiye’ye sempatik.” Bu TESEV’in raporu Hocam.
ADNAN OKTAR: Sempati duyuyor demeleri gerekmiyor mu? “Sempatik.”
ALTUĞ BERKER: Evet, öyle yazmışlar.
ADNAN OKTAR: “Arapların büyük çoğunluğu Türkiye’ye sempati duyuyor.” Değil mi? Böyle diyecekler inşaAllah. Doğru. Duyulmayacak gibi mi Türkiye? Tabii ki sempati duyulacak bir millet inşaAllah.
ALTUĞ BERKER: Bir de Hocam bir haber vardı. “Vatikan’ın kalbinde İslami vasiyet” diye.
ADNAN OKTAR: Anlat.
ALTUĞ BERKER: Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’den kalan, Hz. Fatma’ya kalan bazı şeylerden de bahsediliyor.
ADNAN OKTAR: Vatikan’da?
ALTUĞ BERKER: Evet, oranın kütüphanesinde.
ADNAN OKTAR: Oranın mahsenlerinde de çok şey var, Vatikan’ın. Bir çok Kutsal Emanet var. Onları da çıkaracağız, tabii. İnşaAllah, Hatay’da, Kudüs’te, İstanbul’da, çok yerde Kutsal Emanetler var inşaAllah. Piramitlerin altında, efendim başka? Saysak bayağı sayarız, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER: Taberiye Gölü demiştiniz Hocam.
ADNAN OKTAR: Evet, Nemrut Dağı’nda var.
ALTUĞ BERKER: İsrail’de bir yazarın haberi vardı Hocam.
ADNAN OKTAR: Ne diyor?
ALTUĞ BERKER: Sizin söylediğiniz, başlığı orijinalinde, İngilizcesinde farklı ama Türkçesini farklı atmışlar. “Türkleri bırakın hiddetlensinler” diyor Hocam İngilizcesinde. Sizin bir kaç gündür bahsettiğiniz bir konu. “Bırakalım Türkler bağırsın, çağırsın ve kendi başlarını döndürsünler.” İsrail gazetesinin.
ADNAN OKTAR: Bakın; “bağırsın, çağırsın, kendi başlarını döndürsünler.” Bakın, bağırma-çağırma demek ki onları eğlendiriyor sadece. Yani bir güç değil, bir etki değil, netice alınan bir şey değil.
ALTUĞ BERKER: Şöyle demiş Hocam; “Türklere gelince, bırakalım Türkler bağırsın, çağırsın ve kendi başlarını döndürsün. Her korkunç ifadeye cevap vermek zorunda değiliz. Eleştiriyi yutmak, derin bir nefes almak ve onların bu kamusal oyunu oynamasına izin vermek durumundayız.” Bir oyun gibi.
ADNAN OKTAR: Bakın yani olayı tam açıklıyor. Adamlardaki mantığı ve kardeşlerimizin yaptığı yöntemin de boşluğunu ve etkisizliğini. Çünkü Türk-İslam Birliği’ni oluşturduğunda, bağırıp-çağırmaya gerek kalmaz. Gemiyle gidersin sen, seni alkışlarla karşılarlar, bu kadar basit. “Hoş geldiniz” derler, ikramda bulunurlar, değil mi? Çay, kahve içersin, oradan da istediğin gibi gider dağıtırsın. Ama bu şekil gidersen, böyle olur. Ama Türk-İslam Birliği’nin liderliği altında, İttihad-ı İslam’ın liderliği altında gidersen sadece sevgi ve muhabbet olacaktır. Onun için Cübbeli’nin kafasıyla değil, Mehdiyet mantığıyla hareket edilmesi gerekiyor. Mehdiyet’in ruhuyla, Mehdiyet’in yöntemleriyle hareket edilmesi yani Resulullah (s.a.v.)’ın bize tarif ettiği yöntemlerle hareket etmemiz gerekiyor. Gidip pisipisine Müslümanları kırdırmak, yaralatmak, sakat bıraktırmak, öküz-yetimler bırakmak, çok fazla şehit vermek, bunlar akılcı bir yöntem değil. Ve pisipisine ve silahsız, hiç savunmasız insanları göndererek. Cübbeli’nin aklına göre değil, Peygamberimiz (s.a.v.)’in sünnetine göre hareket ettiğimizde konu hallolacaktır, inşaAllah.
“Selamün aleyküm, Ahir zamanda Mehdi (a.s.) döneminde ortam nasıl olacak” diyor, onu sormuş kardeşimiz. Çalıştığı yerde de ateist arkadaşları varmış. Allah’ı inkar ediyorlarmış. Benim kitabımı tavsiye etsinler, hediye etsinler, Yaratılış Atlası’nı alsın, küt diye masasına bıraksın. Ateistliğin ‘a’sı kalmaz evelAllah, darmakeşan olurlar. Yani üç sayfa okutsa bile yeter, inşaAllah.
Kardeşimiz “Esselamu aleyküm” diyor. “Aleyküm selam. “Hocam özür dilerim, konuyla pek alakası yok fakat aklıma takılan bir soruyu sormak istiyorum” diyor. Alevilikle ilgili bir soru sormuş kardeşimiz. Ben şu kadarını söyleyeyim. Aleviler Allah’ın aslanıdır. Sevgi doludurlar, şefkatlidirler, insan sevgisine çok önem verirler. Bitkileri, hayvanları severler, barışçıldırlar, güzel insanlardır. O kadar diyeyim, inşaAllah.
SUNUCU 1: Hocam ben az önceki konuyla ilgili bir soru sormak istiyorum. Az önce İsrail; “Türkler şu an ne yaparlarsa yapsınlar biz onlara saygı gösteriyoruz” diyorlar. “Çünkü bizim göstereceğimiz en küçük tepki, bağların kopmasına, ilişkilerin kopmasına sebep olur ve biz çok şey kaybederiz” diyor. Hocam sizce şu an oraya İslami birlik, İslami kardeşlik adına bir anlaşma yapılması için en doğru zaman değil mi? Yapacağımız her türlü anlaşmayı kabul edecek bir dönemde değil mi?
ADNAN OKTAR: İsrail şu an kendi dediğinin dışına çıkmaz. Çünkü bir kere kendi başına, kendi aklına göre hareket etme ve hükümete göre hareket etme mantıkları var. Hükümette oy birliği ile karar alıyorlar, onu uyguluyorlar ve koalisyon hükümeti biliyorsun; ayrı ayrı mantıklar, ayrı ayrı kafalar. Mesih (a.s.)’e tabi olan bir ruh içerisinde değiller. Mesih (a.s.)’in geldiğini bildikleri halde ki Musevi kaynaklara göre, Tevrat kaynaklarına göre Mesih (a.s.) mutlaka gelmiş olması gerekir. Nasıl Mehdi (a.s.) mutlaka gelmiş olması gerekiyor bizim hadislerimize göre, Musevi kaynaklarına göre de Mesih (a.s.) mutlaka gelmiş olması gerekiyor. Dolayısı ile Mesihiyet’e göre hareket etmeleri gerekirken, Tevrat’ın ilk dönemdeki paganlara karşı, putperestlere karşı yaptıkları yöntemleri Müslümanlara, İbrahimi Müslümanlara uyguluyorlar. Halbuki Müslüman’a karşı yöntem Tevrat’a göre haramdır, yani yaptıkları yöntem. Çünkü Allah’ın birliğini savunan, Muhammedi olan, İbrahimi olan, Musevi olan bir din, hak din. Soruyoruz, “din hak mı?” diyoruz, “hak” diyorlar. “Hiçbir şey değilse, Nuhisiniz” diyorlar. “Nuhi olduğunuz için de hak dinsiniz” diyorlar. Peki hak dine sahip, İbrahimi olan bir Müslüman’ı şehit etmek haram mı, değil mi? Haram. Mesih (a.s.) böyle bir şey yapacak mı? Asla. Mesih (a.s.) kan akıtacak mı? Asla. “Damla kan akıtmaz” diyor Mesih (a.s.) ve “barış ile halledecek” diyor. O zaman Mesihiyet’e uymalarının üzerinde durmamız gerekiyor. Mesih (a.s.)’e uymayan adam zaten Musevi değildir. Yani Kral Mesih’e, Mehdi (a.s.)’ye uymayan adam Musevi değildir. 3000 yıldan beri ağlama duvarında ağlıyorlar. “Ya Rabbi, bize Mesih (a.s.)’i gönder” diye. Hüngür hüngür ağlıyorlar, her gün. 3000 yıldan beri ağlıyorlar, “Ya Rabbi bize Mesih (a.s.)’i gönder” diye. Allah Mesih (a.s.)’i göndermiş, Mesih (a.s.)’in çağı geldi. Tevrat’ın bütün alametleri oluştu. Tevrat’a inanıyorlarsa, bu çağı Tevrat tam anlamıyla anlatıyor. Bütün detaylarıyla anlatıyor. Yani gün gibi açık Mesih (a.s.)’in geldiği. Mesih (a.s.)’e uyacaklar. Biz mesela Mehdi (a.s.)’yi görmeden Mehdi (a.s.)’ye uyuyoruz. Onlar da Mesih (a.s.)’i görmeden Mesih (a.s.)’e uymakla mükellefler. Mesih (a.s.)’in yöntemlerini uygulamakla mükellefler. Mesih (a.s.) nasıl yapıyor? Barışçıl. Bunlar da barışçıl olacaklar. Mesih (a.s.) ne yapıyor? Kan akıtmıyor. Bunlar da kan akıtmayacaklar. Yapmıyorsa, ben ona Musevi demem, başka bir şeydir o. Nitekim de hükümet ateistlerden oluşuyor, bilmem başka kişilerden oluşuyor. Dindarlar da var aralarında ama onlar da onların akışına uymuş oluyorlar ve bunun sonucunda böyle felaketler meydana geliyor. Mesihiyeti onlarda iyice canlandırmak, iyice uyandırmak gerekiyor. Bu konunun çok üzerinde duracağız. Yani Mesih (a.s.)’i onlara hissettirmek, Mesih (a.s.)’i onlara iyice anlattırmak ve Mesih (a.s.)’i onlara iyice yaşatmak gerekiyor, inşaAllah. Zannediyorum, önümüzdeki günlerde bu konuya çok ağırlık vereceğiz, inşaAllah. Şimdi yeniden hahamları çağırdım. Önümüzdeki günlerde, Temmuz’da gelecekler bir ekip ile. Bakan yardımcısı gelecek bir tane, İsrail hükümetinde bir bakan yardımcısı var, o gelecek, inşaAllah. Yine üst düzeyden birkaç kişi daha gelecekler. Yüksek hahamlardan gelecekler inşaAllah. Onlarla bu konuyu bir daha görüşeceğiz. Gördünüz, buraya mesela hahamlar geldi, bana sarılıyorlar. Keşke “Türk-İslam Birliği olsa” diyorlar, dua ediyorlar. Bana gönderdikleri mektuplar var. Hepsi de; “Allah en kısa zamanda hakim etsin Türk-İslam Birliği’ni, Mesih (a.s.)’i Allah en kısa zamanda bize göstersin” diyorlar. “Mehdi (a.s.)’yi” diyorlar, Mesih Mehdi (a.s.), ikisini aynı kullanıyorlar. Hatta direkt Mehdi (a.s.) olarak kullanıyorlar, Mehdi (a.s.) diye yazıyorlar. Mesih (a.s.) diye de yazmıyorlar artık, doğrudan Mehdi (a.s.). Eskiden Allah demiyorlardı, “bize Allah şeklinde hitap etmeyin” diyorlardı. Şu an direkt Cenab-ı Allah diye, o şekilde yazıyorlar. Doğrudan Allah diye yazıyorlar. Mesela selamun aleyküm ile başlıyorlar, selam ile bitiriyorlar, Allah diyorlar.
SUNUCU 1: Size karşı farklı bir güvenleri, sevgileri var, maşaAllah.
ADNAN OKTAR: Evet, maşaAllah. Mektuplarını getireyim, çok açık, maşaAllah.
ALTUĞ BERKER: Daniel Pipes diye bir meşhur yazar var, Amerika’da meşhur olan.
ADNAN OKTAR: Daniel Pipes, evet ünlüdür, biliyorum.
ALTUĞ BERKER: O yeni bir makalesinde sizden de bahsetmiş Hocam.
ADNAN OKTAR: Ne diyor?
ALTUĞ BERKER: Dış politikadan bahsetmiş. “Dış politika Türkiye’yi Ortadoğu’da eski liderliğine döndürmeye hevesli Ahmet Davutoğlu’nun ellerinde, boyunu göz güre göre aştı” diyor. “Eski liderliğine dönecektir” diyor. İslam’dan bahsediyor. “Öncelikle Türkiye, dünyanın en sofistike İslamcı hareketliğine ev sahipliği yapmaktadır, bir tanesi sadece Fethullah Gülen kitlesel hareketi değil, Adnan Oktar propaganda makinesi ve daha fazlasıdır.”
ADNAN OKTAR: Ben ‘propaganda makinesi’ oldum. O biraz bunalmış Allah-u alem. ‘Propaganda.’ Demek ki gücümüze karşı bir hayranlık oluşmuş onda inşaAllah, “ve daha fazlası” diyor. Yani propagandanın da üzerinde, bir dünya hakimiyetine doğru gittiğimiz için, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER: Bir yandan tebliğ anlamına da geliyor aslında kullandığı kelime.
ADNAN OKTAR: Propaganda, tabii İslami propaganda, Kurani propaganda, onu kastediyor inşaAllah.
Güzel resimler var mı?
ALTUĞ BERKER:Hemen bakayım Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR: “Mehdi (a.s.) gelecek mi?” diye kitaplar çıkarmışlar. Hz. İsa (a.s.) gelecek mi? Bakın, şu kalınlığına bakın kitabın. Kardeşim, ama tabii “İsa (a.s.) gelmeyecek” diyor. Gelmeyecekse, bu kadar kitap yazmana ne gerek var? Ve yüzlerce cilt kitap yazmanıza ne gerek var? Niye panik oluyorsunuz? Mehdi (a.s.) gelmeyecek diye inim inim inletiyorlar ortalığı ki Mehdi (a.s.)’nin çıkış alametidir, yani Mehdi (a.s.) gelmeyecek şeklinde ifadelerin çoğalması, Ahir zamanda Mehdi (a.s.)’nin çıkış alametidir. Panik halde, Cübbeli de başında olmak üzere, Fatih Altaylı’dan tut, bilmem kimden çık, hepsi koro halinde, topluca ‘Mehdi (a.s.) gelmeyecek, Mehdi (a.s.) gelmeyecek.’ Sakin olun kardeşlerim, bir şey yok. Gelmeyecekse oturun evinizde, niye telaş ediyorsunuz, değil mi? Ben her zaman söylüyorum, mesela diyorlar ki Budistler; “Buda geri dönecek” diyorlar. Benim hiç telaş ettiği gördünüz mü, değil mi? Efendim, ne diyor masonlar? “Adonay, Adon Ahir zamanda geri dönecek” diyorlar. Biz onun Mehdi (a.s.) olduğunu biliyoruz, gayet gönlümüz rahat. Budistlerin gelecek dediği, Buda dedikleri ve geri dönecek dedikleri kişi yine Mehdi (a.s.)’dir ve Hz. İsa (a.s.)’yı kastediyorlar. Dolayısı ile Mesihiyet ve Mehdiyet çağındayız. Buna boş yere çırpınmaları ket vurmaz, engel olmaz.
Severim ben seni, nasıl sarılmış köpeğine. Arkadaşı da bayağı neşeli bir şeye benziyor. O dili ben ne yaparım o dili ben? Kırt diye yerim o dili. Acayip güzelmiş maşaAllah. Severim o minik burnunu, kıtır burnunu. MaşaAllah, maşaAllah, bir de bunlar mis gibi kokuyorlar. Kendilerine has şeker gibi bir kokuları var, puding gibi bir şey kokuyorlar. Baksana şekerliğe. Taç da şahane yakışmış, iyi olmuş. MaşaAllah, hayret bu kadar güzel olmaları. Allah’ın ‘Cemal’ isminin tecellisi, ‘Rahman,’ ‘Rahim’ isminin tecellisi. Allah’ın ‘Nur’ isminin tecellisi, maşaAllah.
ALTUĞ BERKER: Çocuklarla ilgili kitaplarınız, cd’leriniz var Hocam. Onları düşünüyorsunuz, onlarla ilgili imani anlatımlar.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Tam çete, çete. Acayip şeker. Japon çocukları müthiş sevimli oluyor. Zenciler ve Japonlar anormal tatlılar. MaşaAllah. Her biri birbirinden güzel, maşaAllah. Kardeşim şimdi insan ne yapar bunları bulsa yani. Ağız, burun acayip şeker. MaşaAllah.
Berkerim herhangi bir sayfa açacağım sana Kuran’dan. Biraz oku, sonra ben onları açıklayayım, inşaAllah. Bismillah, evet.
ALTUĞ BERKER: Enbiya Suresi açılmış Hocam. Şeytandan Allah’a sığınırım. “İnsanları sorgulama (zamanı) yaklaştı, kendileri ise gaflet içinde yüz çeviriyorlar. Rablerinden kendilerine yeni bir hatırlatma gelmeyiversin, bunu mutlaka oyun konusu yaparak dinliyorlar. Onların kalpleri tutkuyla oyalanmadadır. Zulmedenler, gizlice fısıldaştılar: "Bu benzeriniz olan bir beşer değil mi? Öyleyse, göz göre göre büyüye mi geleceksiniz?" Dedi ki: "Benim Rabbim, gökte ve yerde söylenen-sözü bilir; O, işitendir, bilendir." "Hayır" dediler. (Bunlar) Karmakarışık düşlerdir; hayır, onu kendisi uydurmuştur; hayır o bir şairdir. Böyle değilse, öncekilere gönderildiği gibi bize de bir ayet (mucize) getirsin." Kendilerinden evvel yıkıma uğrattığımız hiçbir ülke iman etmemişti; şimdi bunlar mı iman edecek? Biz senden önce de kendilerine vahyettiğimiz erkekler dışında elçi göndermedik. Eğer bilmiyorsanız, o halde zikir ehline sorun. Biz onları, yemek yemez cesetler kılmadık ve onlar ölümsüz değillerdi. Sonra onlara verdiğimiz söze sadık kaldık, böylece onları ve dilediklerimizi kurtardık da ölçüsüz davrananları yıkıma uğrattık.”
SUNUCU 1: “Sayın Hocam. Allah ‘Selam’ sıfatını yani dirlik, barış ve kardeşlik duygularını sizinle birlikte tüm dünyaya hakim kılar. Size sorumu aşağıdaki ayet-i kerimeden sonra soracağım. Şura Suresi, 13; ‘O: Dini dosdoğru ayakta tutun ve onda ayrılığa düşmeyin diye dinden Nuh'a vasiyet ettiğini ve sana vahyettiğimizi, İbrahim'e, Musa'ya ve İsa'ya vasiyet ettiğimizi sizin için de teşri' etti (bir şeriat kıldı). Senin kendilerini çağırdığın şey, müşriklere ağır geldi. Allah, dilediğini buna seçer ve içten Kendisi'ne yöneleni hidayete erdirir.’ Sayın Hocam, yukarıdaki ayette Allah (c.c.) aslında tüm Resullerini aynı şeriat üzerinde kıldığını söylüyor. Sizin, "ben İseviyim, Museviyim, İbrahimiyim" demenizden rahatsızlık duyanlar neden bunu görmezler? Aslında tüm Peygamberler aynı şeriat üzerindeler zaten. Saygılarımla. Ali Gürçay, Kastamonu.”
ADNAN OKTAR: Tabii ki aynı şeriat üzerinde ama zaman zaman da şeriatlarda Allah değişiklik yapmış. Mesela Hz. İsa (a.s.) geldiğinde Tevrat’taki bazı ağır teklifi kaldırmıştır. Mesela Peygamberimiz (s.a.v.) geldiğinde, mesela şarap Hıristiyanlarda helaldir, onu haram kılmıştır, Cenab-ı Allah’ın dilemesiyle. Dolayısı ile ana zeminde birbirinin aynıdır. Fakat bazı detaylarda, zaman zaman Allah; zamana göre, duruma göre değişiklikler yapar. Vahiy ile değişiklikler yapar. Ama hiçbir Peygamber mesela şarap içmemiştir, içmez. Harama girmez hiçbir peygamber. Yani diğer Peygamberler de, diğer dinlerde yasak olan bir şeyi, diğer Peygamber yapmaz, inşaAllah.
Şeytandan Allah’a sığınıyorum. Taha Suresi 135. “De ki: ‘Herkes gözetlemektedir;’” bak, herkes gözetlemektedir. Biz de şimdi gözetliyoruz, herkes gözetliyor. “Siz de gözleyip durun. Sonunda, dümdüz, dosdoğru yolun sahipleri kimlermiş,” İslam ahlakını dünyaya hakim edenler kimlermiş, değil mi? İslam’ı savunanlar kimlermiş, “ve doğru yola ulaşan kimlermiş, pek yakında öğreneceksiniz.” Ebcedi 2023 tarihini veriyor, Kuran’ın. İslam ahlakının dünya hakimiyetine bakan bir ayet, inşaAllah. Bak Allah diyor; “herkes gözetlemektedir.” Fatih Altaylı da gözetliyor, Cübbeli de, gözetliyor değil mi? Aydın Doğan da gözetliyor, biz de gözetliyoruz, herkes de gözetliyor. Taha Akyol da gözetliyor. “De ki: ‘Herkes gözetlemektedir; siz de gözleyip durun. Sonunda, dümdüz, dosdoğru yolun sahipleri,” yani Kuran’ın, İslam’ın sahipleri, İslam ahlakının dünya hakimiyetini savunanların mutlu sonu, “kimlermiş ve doğru yola ulaşan kimlermiş, pek yakında öğreneceksin.” Pek yakında. Ebcedi de 2023 tarihini veriyor.
Enfal Suresi, 53. Okuyabilir misin?
SUNUCU 2: “Nedeni şu: Bir kavim (toplum), kendinde olanı değiştirinceye kadar Allah, ona nimet olarak bağışladığını değiştirici değildir. Allah şüphesiz işitendir, bilendir.”
ADNAN OKTAR: Şeytandan Allah’a sığınırım. Bakın; “Bir kavim (toplum), kendinde olanı değiştirinceye kadar” diyor Cenab-ı Allah, “Allah ona nimet olarak bağışladığını değiştirici değildir.” Mesela Osmanlı’ya Allah büyük bir hakimiyet vermişti, yaygındı. Ne yaptı Osmanlı aydınları? Gittiler Darwinist ve materyalist oldular. İnsanların imanları zayıfladı; İslam’a, Kuran’a bağlılıklarında bir azalma oldu. Allah’ı zikretmede gevşek davrandılar. Bakın diyor ki Allah; “Bir kavim (toplum), kendinde olanı değiştirinceye kadar Allah, ona nimet olarak bağışladığını değiştirici değildir.” Onlar değişince, Allah da Osmanlı’yı değiştirdi ve yıktı Osmanlı’yı Allah. Çünkü Darwinizm yayıldı Osmanlı’nın içerisinde. Materyalizm yayıldı. Hatta komünist düşünce yayıldı. Marks hayranlığı yayıldı, Allah Osmanlı’yı yıktı. “Allah şüphesiz işitendir, bilendir.” “Ne yaptığınızı, ne ettiğinizi hepsini Ben görüyorum, biliyorum” diyor Allah, inşaAllah. Şeytandan Allah’a sığınırım. 46. Ayet, Enfal Suresi; “Allah'a ve Resûlü’ne itaat edin ve çekişip birbirinize düşmeyin,” ayrılmayın, gruplara ayrılmayın, cemaatlere ayrılmayın, ayrı ayrı ülkelere ayrılmayın, değil mi? “Çözülüp yılgınlaşırsınız,” şimdi çözüldü mü Müslüman alemi? Çözüldü. Yılgınlaştı mı? Yılgınlaştı. “Gücünüz gider” diyor. Güçleri gitti mi? Gitti. “Sabredin. Şüphesiz Allah, sabredenlerle beraberdir.” Yani “hakta ve doğrulukta, güzellikte ısrarlı ve karalı olun” diyor Allah. “Allah'a ve Resûlü’ne itaat edin” ne demektir? Kuran’a tam tabi olun. Kuran’a ittiba edin, Peygamber (s.a.v.)’in sünnetine ittiba edin. “Çekişip birbirinize düşmeyin.” Cemaatlere, gruplara ayrılmayın. “Bütün Müslümanlar kardeştir” diyor Allah, değil mi? “Birlik ve beraberliktir” diyor. Bunu ayırmayın, bölmeyin. “Parça ayırıcılar gibi olmayın” diyor Allah, Kuran ayeti var. Şeytandan Allah’a sığınırım. Allah diyor ki; “Kurşunla kaynatılmış binalar gibi birleşerek mücadele edenleri Allah sever” diyor. “Lehimlenmiş gibi blok hareket edin” diyor. Yani “ayrı ayrı parçalanmış halde hareket etmeyin” diyor. “Tek bir millet gibi hareket edeceksiniz” diyor Allah. Gibi değil, Müslümanlar zaten tek bir millettir, inşaAllah. Allah kavimler olarak ayrı yaratmıştır, ama biz İbrahim milletindeniz, Millet-i İbrahim. Ben bunu söylediğimden dolayı 1986 yılında 25 yıl hapis cezası ile yargılanmıştım. Sonra bu kanun değişti de, şimdi rahat rahat anlatıyorum. Ben dedim ki; “Türk kavmindenim, İslam milletindenim” dedim. “Dedin mi bunu?” dedi hakim. “Evet dedim” dedim. “Sana mı ait bu ifade?” “Evet benim” dedim. “Tamam” dedi, “sanığın tutuklanmasına” dedi. “Neden” dedim. “Sana anlatırlar cezaevinde, neden olduğunu” dedi. Çok acayip. Ben de zannettim orada bir yerde tutuklanacağım, orada kalacağım zannettim. Meğer normal cezaevine gitmem gerekiyormuş. 10 ay akıl hastanesinde kaldım, 9 ayda hücre hapsinde kaldım. Ondan sonra beraat ettim. Beraat edip çıktım. Savcı “suç unsuru yok” dedi, aynı savcı. “Bu konuşmada suç unsuru olmadığı için beraatini istiyorum” dedi, beraat ettik.
SUNUCU 1: Peki neden başından böyle bir ceza vermiş Hocam?
ADNAN OKTAR: Öyle gerekmiş demek ki. Ellerine sağlık yani, inşaAllah. Bir hayır var inşaAllah. Bizim milletimiz, Kuran’da millet demek din anlamındadır. Din, yani sözlük karşılığı budur. Kuran’da da Millet-i İbrahime geçer, yani millettir Müslümanlar. Hepsi bir millet, topluluk. Ama kavim olarak da ayrı bir millet. Mesela Türk Milleti vardır. Efendim başka milletler vardır. Ama ruhen, manen, aklen, dinen tam bir ittifak halinde oluruz. Tam bir kardeşlik bağı içerisinde oluruz. Bunu Kuran bize emrediyor. Yoksa tabii ki kavimler vardır. Ama kardeşlik bağı, ittifak yönünde tam. “Kurşunla kaynatılmış binalar gibisiniz” diyor Allah. Yoksa “sizi milletler olarak yarattım” diyor Allah, ayrı ayrı milletler olarak. Tabii ki Türk Milleti var. Ama İslam Milleti’nin içerisinde Türk Milleti’yiz biz. İslam Milleti hepsini kuşatmıştır. O milletin içerisinde bir ferdiz biz, ama bir topluluğuz. Birbirinden ayrılmayacak öz kardeşleriz biz, inşaAllah. Bunu parçaladığında, bak ne oluyor, Allah ne diyor? “Allah’a ve Resule itaat edin.” Yani Kuran’a tam tabi olun. Peygamber (s.a.v.)’e tam tabi olun. Sünnete tabi olun. “Çekişip birbirinize düşmeyin.” Bak yapılanlar bu şu an. İslam alemi birbirine düşmüş durumda; çekişiyorlar, ayrılmışlar. “Çözülüp yılgınlaşırsınız” diyor Allah. Çözülmek ne demek? Koparsınız birbirinizden ve “yılgınlaşırsınız”. Yılmışlar. Birçoğu yılgınlaşmış. “Gücünüz gider” diyor. Bak koskoca, 1,5 milyar Müslüman alemi ufacık mesela 3 milyonluk, 4 milyonluk İsrail ile başedemiyor. Veyahut başka bir ülkeyle baş edemiyor veyahut Amerika ile baş edemiyor, Rusya ile baş edemiyor. Çünkü bir ittifak oluşmamış, bir birlik oluşmamış. Dolayısıyla Mehdiyet’i, Kuran’ın sevgi anlayışını, dostluk ve kardeşlik anlayışını ifade edemiyorlar. Halbuki Türk-İslam Birliği olmuş olsa İsrail ile başetme diye bir konu zaten olmaz. Biz sevgimizle aklımızla, muhabbetimizle, barışçıllığımızla, kardeşliğimizle İsrail’i zaten kendi bünyemiz içerisine alırız ve eritiriz. Yani Mesihiyet’e tabi olmuş olurlar ve dolayısıyla da böyle bir sorun da kalmaz. Böyle bir sorun olmadığı için her şeyi şiddetle çözme politikası gelişti. İsrail şiddete başvuruyor. Karşı taraf şiddete başvuruyor. O ona şiddete başvuruyor. Mesela askerler çıkıyor. “Canımızı korumak için” diyor, onlar da demir sopalarla onları karşılıyorlar. Halbuki Mesihiyet’te bu yok. Mehdiyet’te bu yok. Damla kan akıtılmaz. Biz silah kullanmayacağız. Sevgiyle karşılarız. Şefkatle karşılarız. Buna rağmen böyle bir şeyin olması demek, “Mesihiyet’e ve Mehdiyet’e savaş” demektir. O zaman Allah onları kahredecek gücü Müslümanlara veriyor işte. Yani ondan sonra biz zaten Allah’a emanetiz. Ondan sonrasında rahat olsunlar. Yani mutlak yeneriz. Böyle bir şey olmaz. Ama yeter ki Mesihiyet’in, Mehdiyet’in ruhu ile hareket edilsin. Kuran’ın ruhu ile hareket edilsin. Aksi yapıldığı için bunlar oluyor. En başından sözümü tutmuş olsalar hiçbir şey olmayacaktı. Bakın ne dedim? “Barışçıl gidin, ‘buyurun’ deyin. Böyle güleryüzle karşılayın. ‘Gelin bakın gemiyi istediğiniz gibi kontrol edin’ diyeceksiniz ve birlikte gidip dağıtacaksınız. Teklif edeceksiniz. Hiçbir şey olmaz” dedim. Bunu yapmadılar. Karşı taraf da Mesihiyet’e uymadı, Mehdiyet’e uymadı. Onlar da geldiler cinayet işlediler ve şehitler verdik. Bakın Mehdiyet’in, Mesihiyet’in devrede olmaması nelere mal oluyor? İsrail de perişan oluyor, Türkler de çok acı çekiyor. Herkes acı çekiyor. Çözüm Mehdiyet, Mesihiyet’tedir. Bunun başka çözümü yok. Peygamber (s.a.v.)’in gösterdiği yola, Peygamber (s.a.v.)’in gösterdiği yönteme mutlaka uyacaklar. Tek yol budur inşaAllah.
ALTUĞ BERKER:Dört gün önce Bugün gazetesinde yayınlanmış bir haber bu. Amerika’daki ünlü bir düşünce kuruluşunun başkanının söylediği; “2050 yılının Türkiye haritası böyle olacak” diyor. Altta bir harita çizmiş Hocam.
ADNAN OKTAR:Kim bu adam?
ALTUĞ BERKER:George Friedman diye birisi. Ünlü birisi. Kitabı da var. “21. Yüzyıl İçin Öngörüler” kitabında bu haritayı çizmiş. Altta daha büyük Hocam. “Türkiye’nin etki alanı.”
ADNAN OKTAR:Ne zaman olacak diyor bu?
ALTUĞ BERKER: 2050.
ADNAN OKTAR:2050. Haritada yanlışlık yapmış. Bak şöyle yukarılara doğru gidecek. Şöyle ilerilere doğru gidecek. Buraları komple alacak. İran’ı almamış çok acayip. Pakistan filan hepsini içine alacak. Ta Çin’in böğrüne kadar dayanması lazım. Tabii Rusya’yı da içine alacak. Haritada yanlışlık yapmış. Biz doğru haritayı gönderelim, inşaAllah. 2050’lere kalmaz. Nerenin 2050’si? 2020, 2021’lerde başlayacak. Sonuçlanma açısından diyor olabilir. Çünkü yavaş yavaş ilerleyecektir, yani bölüm bölüm ilerleyecektir, ülkelerin katılımları. O anlamda demiş olabilir. O anlamda doğru. 2050’yi yine bulmaz da, 2030’ları bulur, o dediği tarzın olması. Tabii kimden esinlendiğini, kimden bu fikri aldığını da söylememe gerek var mı beyefendinin?
ALTUĞ BERKER:Siz yıllar evvel yapmıştınız Hocam bu haritayı.
ADNAN OKTAR:Beni çok iyi takip eden birisidir, yakından takip eden birisi. Dediklerimin doğru olduğundan emin olduğu için, adı gibi emin olduğu için, verdiğim kaynakların da net ve doğru olduğunu gördüğü için aklı yatmış demek ki?
ALTUĞ BERKER:Siz bu haritayı yaptırdınız Hocam. Türk-İslam Birliği Dergisi’yle birlikte hediye ettiniz, yıllar evvel.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah. Bizim ilk haritamız mı bu? Onu mu diyorsun?
ALTUĞ BERKER:Evet Hocam. Siz kartala benzetmiştiniz. Bunda kartalın tek kanadı eksik.
ADNAN OKTAR:O zaman haritayı dar yapmıştık biraz. Sonra normale getirdik. O zaman elimizi biraz fakir tuttuk demek ki. O zamanki harita bu, evet. Aklı ama o zamanda kalmış. Doğrusu bu. “2040’lı yıllarda Türkiye’nin etkinlik haritası” diyor.
SUNUCU: 21. yüzyılın yeni büyükleri demiş Hocam.
ADNAN OKTAR:Ama o zaman şöyle bakın; 2040’lı yıllar için bunu söylüyor. O zaman 50 yıl konusu ayrı bir şey olmuş oluyor. Orada bir yanlışlık var. Çünkü “30 yıl içerisinde olacak” demiş oluyor.
ALTUĞ BERKER: Evet Hocam doğru söylediğiniz. O 2040 diyor kitabında. Herhalde haberde 2050 diye yazmışlar.
ADNAN OKTAR:Yanlış yazmışlar evet. Bismillahirrahmanirrahim, şeytandan Allah’a sığınırım.
SUNUCU 3: “Dedi ki: "Rabbim, gerçekten onlardan bir kişi öldürdüm, beni öldürmelerinden korkuyorum. Ve kardeşim Harun; dil bakımından o benden daha düzgün konuşmaktadır, onu da benimle birlikte bir yardımcı olarak gönder, beni doğrulasın. Çünkü onların beni yalanlamalarından korkuyorum."” (Kasas Suresi, 33-34)
ADNAN OKTAR: Ne diyor burada, ayette Hz. Musa (a.s.)’ya? Şeytandan Allah’a sığınırım. “Elini koynuna sok, kusursuz olarak bembeyaz çıksın.” Bu ayet de tahakkuk edecek. Bunu da göreceğiz. Bu ayetin işari bir manası var. Bunu da göreceğiz inşaAllah. “Ve (her türlü) dehşetten yana kanatlarını kendine doğru çek.” Bunun da bir işareti var, Mehdiyet’e bakan bir yönü var. “İşte bunlar, senin Rabbinden Firavun ve önde gelen adamlarına iki kesin-kanıt (mucize)dır. Gerçekten onlar, fasık bir topluluktur.” İnşaAllah. Hz. Musa (a.s.) biliyorsunuz kazara bir insan öldürüyor. “Beni öldürmelerinden korkuyorum” diyor. Hz. Musa (a.s.) çok heyecanlı bir insan. Mesela Allah esirgesin bir insan öldürmesi bir Müslüman için dehşet verici bir şey yani çok büyük bir azap. Kazara öldürmesi çok büyük bir azap. Aklı başında bir Müslüman zaten öyle bir şey yapamaz. “Bir kişi öldürdüm. Beni öldürmelerinden korkuyorum” diyor. Yani tedirgin inşaAllah. (Allah) Dedi ki: "Pazunu kardeşinle pekiştirip güçlendireceğiz;” Kuran’da Hz. Musa (a.s.)’nın aynı zamanda adale yönünden de kuvvetli olduğuna da işaret etmiş oluyor Kuran, bir yönüyle. “Sizin ikinize de öyle bir 'güç ve yetki' vereceğiz ki, ayetlerimiz sayesinde size erişemeyecekler. Siz ve size uyanlar galip olanlarsınız.” Biz Hz. Musa (a.s.)’ya uyuyor muyuz? Uyuyoruz. Musevi miyiz? Musevi’yiz. O zaman ayet kime bakıyor? Bizlere bakıyor. Ne diyor Cenab-ı Allah? “Siz ve size uyanlar galip olanlarsınız.” Biz Hz. Musa (a.s.)’ya uyduğumuza göre galip olanlar olacağız, inşaAllah. Şeytandan Allah’a sığınırım. “Musa, onlara apaçık olan ayetlerimizle geldiği zaman: "Bu, düzüp uydurulmuş bir büyüden başkası değildir. Biz geçmiş atalarımızdan bunu işitmedik" dediler.” Yani geleneksel din anlayışına sahipler. Bir geleneğe dayalı yani bir kitaba dayalı, Allah’ın hükmüne bağlı bir din anlayışı yok. Geleneksel din anlayışı var. Kendi kafalarına göre, atalarından gelen, körü körüne, sapkın bir dine sahipler. “Musa dedi ki: "Rabbim, kimin Kendisi'nden bir hidayetle geldiğini,"” Allah’ın ‘Hadi’ isminin tecellisi olduğunu “ve bu (dünya) yurdun(un) sonucunun kime ait olacağını daha iyi bilir.” Bak “bu (dünya) yurdun(un) sonucunun,” sonucu, dünya yurdunun sonucu, “kime ait olacağını daha iyi bilir.” Ki bu net Mehdiyete bakan bir ayet. “Gerçekten, zulmedenler, felah bulmazlar. Firavun dedi ki: "Ey önde gelenler, sizin için benden başka ilah olduğunu bilmiyorum. "” Ahir zamanda, mesela Irak’ta Saddam çıktı, kendini ilah ilan etti. Heykellerini dikti, bütün milleti adeta kendine taptırıyordu. Çin’de Mao çıktı, heykelleriyle kendine taptırdı. Yani kendisine iman ettirdi, alenen secde ettiriyor böyle. Bak diyor ki, Firavun da kendince resmi bir ideoloji oluşturmuş; “Ey önde gelenler, sizin için benden başka ilah olduğunu bilmiyorum.” “Sadece benim inancım ve düşüncem. Başka hiçbir düşünce ve inancı kabul etmem ben” diyor. Tam despot ve faşist bir rejim var. “Ey Haman” yani kule ustası, kule yapıcı ki bu Kuran’ın mucizesidir. Bu sonradan anlaşıldı. Kelimenin ‘kule ustası’ olduğu 1400 yıl sonra anlaşıldı. O Mısır yazıları okunduğunda anlaşıldı ne anlama geldiği. ‘Kule ustası’ mesela hiç bilinmeyen bir şey. “Çamurun üstünde bir ateş yak da, bana yüksekçe bir kule inşa et, belki Musa'nın ilahına çıkarım.” Bakın, angutluğunu görüyor musunuz? Bazı gelenekçi kafada da öyle. Allah’ın gökte olduğuna ve yüksekte olduğuna, dünyanın belirli bir yerinde, uzayda belirli bir yerde olduğuna inanıyorlar. Firavun da aynı kafada. Halbuki Allah her yeri kuşatmıştır, Allah her yerdedir. Biz gölge varlığız. Allah mutlak varlıktır. Allah zamansız ve mekansız olarak her yerdedir. Ama bakın dikkat edin, zamansız ve mekansız olarak her yerdedir. “Çünkü gerçekten ben onu yalancılardan (biri) sanıyorum” diyor. Hep gelenler, elçiler, hep yalancılıkla suçlanmıştır. Mehdi (a.s.) de yalancılıkla suçlanacaktır. Hz. İsa (a.s.)’ı da yalancılıkla suçlayacaklardır. “O ve askerleri,” askeri sistemine güveniyor. Askerlere güveniyor yani o faşist rejim, faşist kafa, deccal kafası, askere güveniyor. “Yeryüzünde haksız yere büyüklendiler” yani muazzam bir büyüklük ve azamet ve enaniyet içindeler. Kendilerini Allah’tan daha büyük görüyorlar. “Ve gerçekten Bize döndürülmeyeceklerini sandılar.” “Ölmeyeceklerini ve ruhlarının Bize dönmeyeceğini sandılar” diyor Allah. “Bunun üzerine, onu ve askerlerini tutup suya attık” diyor Allah. “Suda boğduk” diyor. “Böylelikle zulmedenlerin nasıl bir sona uğradıklarına bir bak.” 40 yıl sürmüş deccaliyet belki de. 40. ayet olması buna bakıyor. Mesela 40 yıl içerisinde Mehdi (a.s.) de deccaliyeti yerle bir edecektir, materyalizm ve ateizm düşüncesini. Hep 40 yıldır Kuran’da, 40 geçer. Hz. Musa (a.s.) 40 yıl çölde gezmiştir. Olgunluk yaşı 40’tır, inşaAllah. “Biz, onları ateşe çağıran önderler kıldık; kıyamet günü yardım görmezler.” Darwin, Stalin, Lenin, Mao, bunların hepsi. “Biz, onları ateşe çağıran önderler kıldık; kıyamet günü yardım görmezler.” İnsanları bunlar hep ateşe çağırdılar ve milyonlarca insanı ateşe götürdüler. “Bu dünya hayatında onların arkasına lanet düşürdük.” Allah lanetliyor bunları, Allah düşmanlarını. Hepsi lanetlenmiştir. Darwin, Stalin, Lenin hepsi Allah’ın lanetine uğramış insanlardır. “Kıyamet gününde de ‘kendilerinden nefret edilen, çirkinleştirilmiş’ olanlardır.” Aynı Evrim Teorisi’ne inandıkları gibi iğrenç yüzlerle, çok itici bir görünümle kalkacaklar. Bak ne diyor Allah? “Çirkinleştirilmiş olanlardır.” Aynı yüzlerle gelmeyecekler. İnsanın aklını hayretler içinde bırakacak bir çirkinlikte yaratılacaklar. “Andolsun, ilk nesilleri yıkıma uğrattıktan sonra, Musa'ya, insanlar için (gözleri hikmetle açıp aydınlatacak) basiretler, hidayet ve rahmet olmak üzere kitap verdik. Umulur ki, öğüt alıp-düşünürler diye.” “Andolsun, ilk nesilleri yıkıma uğrattıktan sonra,” “ilk nesiller yıkıma uğradı, yıkıma uğrattık” diyor Allah. “Musa'ya, insanlar için basiretler,” Tevrat neymiş? Basiretler veriyormuş insanlara, basiret veriyormuş, basiretler. Ne veriyormuş? Hidayet, insanların hidayetine vesile oluyor. Ne veriyormuş? Rahmet, Allah’ın rahmetine vesile oluyor Tevrat. “Olmak üzere kitap verdik.” Tevrat’ı. “Umulur ki, öğüt alıp-düşünürler diye.” Biz de Tevrat’ın hak olan kısımlarını çıkarttık, kitap haline getirdik. Tevrat’ı okumak isteyen kardeşlerimiz, oradan okuyabilirler. ‘Tevrat’tan Hikmetler ve Güzel Öğütler’, bu kitap. Okuyanlar basiretler, hidayet ve rahmet içerisinde kalacaklardır, inşaAllah. Bakın, “doğru öğüt ağzındaydı,” “doğru konuşuyordu” diyor. “Dudaklarında hile yoktu. Benimle esenlikle ve doğruluk içinde yürüdü.” Yani Cenab-ı Allah’a uydu, “esenlikle ve doğruluk içinde yürüdü.” “Birçoklarını da suç yolundan döndürdü.” (Malaki, 2:6) “Ağzımı doğruları söylemek için açarım. Ağzım gerçeği duyurur, çünkü dudaklarım kötülükten iğrenir. Ağzımdan çıkan her söz doğrudur, yoktur eğri ya da sapmış olanı. Apaçıktır hepsi anlayana; bilgiye erişen, doğruluğunu bilir onların” (Süleyman'ın Özdeyişleri, 8:6-9). “Ağzında yalanla dolaşan kişi, soysuz ve fesatçıdır.” Bak, “soysuz ve fesatçıdır yalan söyleyen” diyor. (Süleyman'ın Özdeyişleri, 6:12). “Güvenilir tanık yalan söylemez.” Yani “tanıklık yapıyorsanız doğru söyleyin” diyor Allah. “Yalancı tanıksa yalan solur.” “Sürekli yalan konuşur, yalan solur adeta” diyor. (Süleyman'ın Özdeyişleri, 14:5). Allah Tevrat’ı övmüştür inşaAllah. Ama hak olan kısımlarını okuyacağız inşaAllah. Bitmiş. O zaman ne yapacağız. Harun Yahya Tv’den devam edeceğiz inşaAllah.
SUNUCU 1:Yayınımızı HarunYahya.Tv sitesinden takip edebilirsiniz. Soru ve görüşlerinizi bize AhirZamanSohbetleri@hotmail.comadresinden gönderebilirsiniz. HarunYahya.org ve HarunYahya.net adreslerinden Hocamızın tüm eserlerini ücretsiz olarak indirebilirsiniz. Bizi yarın 22.00’dan itibaren HarunYahya.Tv internet sitemizden, Mavi Karadeniz Radyo’dan, Kanal S, Samsun Aks ve TV Kayseri ekranlarından takip edebilirsiniz. Yayınımıza HarunYahya.Tv internet sitesinden kaldığımız yerden devam edeceğiz. İyi geceler.
Dergiler
Devamı ...Adnan Oktar Ne Demişti Ne Oldu
Devamı ...Evrim Sözlüğü
Devamı ...Basında Harun Yahya
Devamı ...Adnan Oktar Ne Demişti Ne Oldu
Devamı ...
Adnan Oktar Diyor Ki...
Devamı ...