SUNUCU 1: İyi akşamlar sayın izleyicilerimiz ve dinleyicilerimiz. Bu akşam Harunyahya.Tv internet sitesinden, Mavi Karadeniz Radyo’dan aynı zamanda Kanal S, Samsun Aks, Tv Kayseri ve Olay Tv’den canlı olarak yayınlanan ‘Adnan Oktar’la Gece Sohbetleri’ programına hoş geldiniz. Birbirinden önemli konuların yer alacağı programımıza siz de soru ve görüşlerinizle e-maille katılabilirsiniz ahirzamansohbetleri@hotmail.com adresine gönderip. Ve konuklarımdan bahsetmek istiyorum, Harun Yahya müstear ismiyle yazdığı 300’ü aşkın kitabıyla tüm dünyaca tanınan yazar Adnan Oktar ve diğer arkadaşlarımız. Hoş geldiniz.
ADNAN OKTAR: Efendim, gündemde bu İran’ın Gazze’ye gönderdiği yiyecek ve işte malzeme dolu gemiyle ilgili haberler var. Bir kardeşimiz diyor ki; “Gazze’ye kitap götürülemiyor. Çünkü İsrail’in yasakladığı maddeler arasında kitap da var.” diyor. Eğer bu doğruysa bu çok anormal. Bunu bir araştıralım. İnşaAllah. En hayati olan o, evet. “Kıyafet, ayakkabı, yatak şiltesi, çarşaf, battaniye, makarna, çay, kahve, çikolata, fındık, şampuan, saç kremi yasak” diyor. “Çimento, beton, ahşap kesinlikle yasak. Kuru gıdalar, taze et, plastik, demir, glukoz, endüstriyel tuz, plastik, cam şişede saklama kapları, endüstriyel margarin, kumaş, balıkçılık malzemesi, balık ağı, halat, ip, A4 kağıt, gazete, yazı malzemesi, defter, oyuncak, dikiş makinesi ve yedek parçalar, ısıtıcı halen yasakmış.” Eğer doğruysa çok çok acayip tabii. Yani bunun çünkü hiç mantığı yok. Hiçbir şekilde açıklanamaz böyle bir şey. Buraya İsrail’den Bakan Yardımcısı da gelecek buraya. Bunların hepsini sorarız. Bunları tek tek soracağız.
SUNUCU 1: Balık tutanlara da izin vermiyorlarmış, haberlerde söylüyordu.
ADNAN OKTAR: Balığın ne mahsuru var?
SUNUCU 1: Yazmıyordu ama sadece ona izin verilmediği yazıyordu.
ADNAN OKTAR: Onların hepsini sorarız. Yani bu konuda iyi bilen biri varsa inşaAllah. Buraya çünkü hahamlar da gelecekler. O hükümetin içinde görev alan adamlardan birkaç kişi daha gelecek. Bunları tek tek sorarız. Böyle bir şey olmaz. İnşaAllah. Çok çok abartılı bir şekilde acayip bir şey olur o. Evet. Ama tabii yani pisi pisine Müslümanları, “hani kendini git uçurumdan at, sen yiğitsin, kahramansın. Ben burada pasta, börek yiyeyim, çay içeyim ondan sonra sen git şehit ol.” Bu mantık, mantık değil. Müslüman akılcı hareket eder. Hayır gerekirse şehit de olur, gazi de olur ama pisi pisine değil değil mi? Silahların eşitliği prensibi vardır. Müslüman akılcı hareket eder yani körü körüne hareket edilmez, pisi pisine hareket edilmez değil mi? Mesela farz edelim bir devlet görevlisi gerektiğinde yanına korumalarla gidiyor. Bir şey gittiğinde yanında destroyerler eşlik ediyor, ne için? Herhangi bir durumda kendini koruması için. Hem kendini korumayıp, hem tehlikenin içerisinde girdi mi, bu normal bir hareket olmaz. Yani bu sebebe sarılmamak olur. Halbuki Allah diyor ayette; “namaz kılarken bile silahlarınız yanınızda olsun” diyor, savaş durumu varsa. Silahlarını Müslümanlar çatıyorlar, namazları kısaltılıyor bakın tedbir olarak. Hemen onun yerine başka Müslümanlar geçiyor ama silahlar bırakılmıyor. Yani haramdır. Savaş halindeyken silah bırakılmaz. Dolayısıyla orada bir çatışma olacağı kesinse, oraya silahsız insan gönderdiğimizde çok anormal olur. Çatışmaya gidiyorsan da, tam anlamıyla hakkıyla gidersin. Hakkını verirsin değil mi? Ama bu hangi şartlarda olur, nasıl şartlarda olur? Bunu İslam Hukuku belirlemiştir. Bunun bir savaş hukuku vardır. Hiç çar naçar kalırsın, adama hiçbir şey dinletemiyorsundur. Her gideni öldürüyordur. Canını, malını, ırzını, namusunu korumak için o asrın, o çağın en gelişmiş silahlarıyla, en akılcı şekilde, hiç zarar vermeyecek şekilde kendini savunursun. Mesela Peygamber Efendimiz (s.a.v.) Hendek Savaşı’nda hendek kazdırdı, müthiş bir tekniktir. Ve mümkün mertebe Müslümanlara hiç zarar gelmemesine özen gösteriyordu. Mesela Müslümanlara zırh giydiriliyordu. Gerekirse çift kat, üst üste zırh giydiriliyordu. Mesela Peygamberimiz (s.a.v.) ayet inmeden önce, korumayla ilgili ayet inmeden önce, çift kat zırh giyiyordu üzerine. Sebebe sarılıyordu. Yani muhalif bir ortamda, hayati tehlike varsa, bir insanın şehit edilmesi ihtimali varsa, sebebe sarılmadan giderse, o haram olur. Böyle şey olmaz. Yani biz ateşin içine girmeyiz. Ateşin içine gireriz, nasıl gireriz? Ateşten koruyucu bir malzeme vardır değil mi? Asbesten yapılan, özel elbise vardır onunla gireriz. Ama ceketle, kravatla adam girerse ateşin içerisine, bu olmaz. Bu intihar olur. Bir nevi intihar olmuş olur.
Tabi kardeşlerimiz, onlar bilmedikleri için, ilk defa karşılaştıkları için böyle bir şey yapmış olabilirler ama uyardım. Defalarca uyardım. Orada direk bir çatışma olacağı açık belli. Yani her halinden belliydi. Silahsız insanları, silahlı insanlarla çatıştırmak yiğitlik olmaz. Yani “gidin silahlı adamlarla, silahsız adamlar çatışın, orada şehit olun” denilmez. Böyle bir Müslümanlık anlayışı yok. Kuran’da, hadiste böyle bir şey bulamazsınız. Böyle bir şey olmaz. Fakat biz Mesih (a.s.) devrindeyiz, Mehdi (a.s.) devrindeyiz, daha önce de söyledim. Biz ne Musevilerin, ne Müslümanların artık bundan sonra silah kullanmaları olmaz. Silahla değil, bundan sonra barışla, kardeşlikle, akılla, fikirle, kültürle, sanatla. O pagan kültürler de, şirk döneminde, müşriklerin, putperestlerin, laftan sözden anlamayan saldırgan insanlar olduğu dönemde, hayati bir zaruretti kendini silahla savunmak. Çünkü adam başka türlü durmuyor. Yani söz dinlemiyor, anlatamıyorsun, bir şey yapamıyorsun. Tek yaptığı saldırmak. Saldırınca meşru müdafaa yapılması gerekiyor. Onda da diyor ki Allah; “aşırıya gitmeyin” yani aşırıya gitmeyin. Kaşa kaş, göze göz, dişe diş o kadar. Dolayısıyla Cübbeli’nin yaptığı gibi Müslümanları orada kırdırmaya teşvik etmek, Müslümanların orada perişan olacağını bile bile, savunmasız insanları savaş ortamına sokmak; yani yenilgi yüzde yüz görünürken. Çünkü silaha karşı top mermisine, tank mermisine karşı, bombaya karşı, helikoptere karşı hiçbir silahı olmayan bir insan ne yapabilir, değil mi? Hiçbir şey yapamaz belli ki. Çatışmaya sokulur mu böyle bir insan? Bu teşvik edilecek bir şey değil bu. Gittin mi, tam donanımla gidersin, hakkını verirsin. Ama hangi dönemde? Uygun olan ortamda. Ama şu an Mesih (a.s.) ve Mehdiyet devrindeyiz. Mesih (a.s.) ve Mehdiyet devrinde silah; akıl, fikir, bilgi, sanat ve kültürdür. İkna kabiliyetidir. Kitaplardır, CD’lerdir, filmlerdir, bununla. Yani döverek, söverek, öldürerek biz bir adamı ikna edemeyiz. “Gel senin bir ağzını burnunu kırayım, seni Müslüman edeyim, seni bir fikirden vazgeçireyim” olmaz. Adamı dövsen bile, o da gelir seni vurur. Yani bir şey yapar. O da daha fazlasıyla karşılık verir, böyle olmaz. Ahir zamanda, laf dinleyen, söz dinleyen adama, konuşabildiğin bir kişiye yapılacak en güzel şey telkindir. “İkna ve telkin kabiliyeti tevessür ettikçe” diyor Bediüzzaman, deccaliyet için bile, bak deccaliyette onu kullanır diyor. “İkna ve telkin kabiliyeti tevessür ettikçe, o taun da tevessür eder, gelişir” diyor. Taun diyor, deccaliyet. Yani Müslümanlar ne yapacak? Onlar da ikna ve telkin kabiliyetini geliştirecekler. İkna ve telkin kabiliyeti ne ile olur? Sanatla, bilimle, akılla, sevgiyle değil mi? Onların ruhuna hitap ederek, şefkatle, sabır çok önemlidir bu konuda. Aceleci olmamak ve yılmamak gerekir. Dolayısıyla ben Müslümanların böyle kıyma makinesine sokulmuş gibi, teker teker helak edilmesinden yana değilim. Irak’ta da Saddam “Siz yiğitsiniz, delikanlısınız. Haydi bakayım çıkın.” dedi. “Amerikan ordusu neyin nesi? Siz tozunu dumanına katarsınız. Hendek kazın, gerisine karışmayın.” dedi. Kendisi araziye geçti, garibanları ortada bıraktı. Amerikan ordusunun tabii teknolojik üstünlüğü ezici. Önce bir hava bombardımanı yaptılar. Kardeşim B52 ile dev uçaklarla, tonlarca bomba atılıyor. Senin hendeğin kaç yazar yani? Senin hendeği alıyor havaya kaldırıyor. 500 metre havaya kaldırıyor o atılan bomba değil mi? Mesela sığınak yapıyorlar, bombayı atıyor adam, beton mevziyi deliyor, taa içeride gidip patlıyor. Dolayısıyla hallaç pamuğuna çevirdiler. Bağdat’ı falan her yeri yerle bir ettiler. Bütün hayati tesislerini vurdular. Bir de baktık ki Irak ordusu ertesi gün arazide. Hiç kimse yok. Koskoca, dünyanın 4. ordusu diyorlardı, Amerikan ordusu bir girdi asker yok. Adamlar arıyor tarıyor asker yok, kimse yok. Irak ordusu kayboldu bir gecenin içerisinde. Hadis var Peygamberimiz (s.a.v.) diyor: “Bir gece içerisinde ordu kaybolur” diyor. Aynısıyla ordu kayboldu. Şimdi bakın kaç türlü rezalet çıkıyor. Hem Müslümanları pisi pisine katlettiriyorsunuz. Hem rezil rusvay olup kaçan konuma düşürüyorsunuz. Yani orada korkak ve kaçak konumuna düşmüş oldular değil mi? Bir gün içinde arazi, koskoca ordu yok oluyor yani. Peki bu akılcı bir hareket mi bu? Ben ne dedim başında? Hem Vakit Gazetesi’nde sürmanşet kapaktan yazı çıkmasına vesile oldum, Ortadoğu Gazetesi’nde sürmanşet 2 gün üst üste yazı çıkarttım, Milli Gazete’de köşe yazısı çıkarttım. Dedim ki; “Saddam, ailenle beraber git, sana hiçbir şey olmaz, olmayacak, biz onu garanti veririz” dedim inşaAllah. “Hükümeti, meşru bir hükümete devret yani başka birisine de devret hükümeti. Çocuklarını, aileni al çık git, bu kadar. Ondan sonra bu koruma, Amerika da bu korumayı sağlasın” dedim. Nitekim 1 hafta sonra Pentagon açıklama yaptı. “Saddam çıksın, hiçbir yapmayacağız, ailesini de koruyacağız” dedi. Ve İslami basını da daha yakından takip edeceğiz bundan sonra” dedi. Demek ki yazımı okumuşlar, anlaşıldı. Sonra tabii daha kapsamlı açıklamalar yapıldı. Amerika defalarca garanti verdi. “Git bir ülkeye sığın” dedi. Hatta Abdullah Gül de açıklama yaptı o zaman Başbakan’dı. “Bırak hükümeti, sığın.” dedi. Dinlemedi, kabadayılık yaptı. “Helal olsun” diyorlardı böyle “acayip kabadayısın, delikanlısın, üzerine yok” falan diyorlardı. Buyurun, binlerce Irak’lı genç kızın ırzına geçildi, kadınların ırzına geçildi, rezil rüsvay ettiler. Irzlarını payimar ettiler. Yüz binlerce insan şehit edildi. Yerle bir edildi sokaklar, caddeler, fabrikalar, evler perişan bir hayat sunuldu. Ve Saddam’ın halktan alıp biriktirdiği, ton hesabıyla dolarlara Amerikan hükümeti el koydu. Ton hesabıyla böyle, tır hesabıyla alıp götürdüler. Yani emek emek biriktirdiği, saraylarına postallarla girdi Amerikalı askerler, gidip orada kullandılar, o lüks otelleri falan hepsini kullandılar. Halen de kullanıyorlar, şu anda da kullanıyorlar. İşte böyle Müslümanları tahrik edip, teşvik edip, yavaş yavaş eritme politikası var. Mesela bir orayı verdiler Irak’ı, sonra Afganistan’ı verdiler sıradan. Şimdi İran’ı düşünüyorlar arkasından. Yavaş yavaş, “acayip delikanlısınız yapın gitsin” diyorlar. “Ama bölünün bu arada diyorlar, senin mezhebin ayrı, senin mezhebin ayrı, sen alevisin, sen Sünnisin, sen Kürtsün, sen Türksün ayrılın. İyice parçalanın, kendi içinizde de federe devletlere ayrılın. Federe devletler de kendi içinde parçalansın, iyice küçülün.” diyorlar. Böyle bir kafa. Bazı cahil cühela Hocalar da çıkıyorlar “siz acayip mücahitsiniz, helal olsun size. Şehit oluyorsunuz. Gidin devam edin kaldığınız yerden.” diyorlar. Halbuki bu böyle olmaz. Müslümanları bir araya getirirsin, Türk-İslam Birliği’ni kurarsın, İttihad-ı İslam’ı kurarsın, Müslümanların başına bir lider geçirirsin. Bu asrın bütün bilimsel imkanlarını, televizyonları, radyoları, basını mükemmel kullanarak, müthiş bir propagandaya başlarsın. İslami, Kuran’i bir propaganda. Güzel ahlaka davet edersin insanları. Hıristiyanlara da sahip çıkarsın, Musevilere de sahip çıkarsın, bütün insanlığa sahip çıkarsın. Şefkatle, akılla muazzam bir taraftar kitlesi oluşturur, çok güzel neticeyi alırsın. Bunu yapmayıp, böyle Müslümanları teker teker kırdırmanın ben nereden geldiğini, kaynağını da biliyorum. Yani bu yöntemin amacını da biliyorum. Kimin düzenlediğini de biliyorum. Bu oyuna Müslümanların gelmemesi lazım. İnşaAllah.
SUNUCU 1: Aykut sormuş Hocam. “Sayın Hocam, Habertürk’te ‘Türkiye’de terör neden tırmanıyor?’ konulu bir program yapıldı. Ben size sormak istiyorum, bu sorunun cevabı sizce nedir?”
ADNAN OKTAR: Çok bilenler var onlara sorsunlar. Bazı çıkıyorlar o Habertürk’e, inşaAllah. Fatih Altaylı’ya sorsunlar, o iyi bilir. Başka kişiler de var orada. Ama bana göre çok açık. Anarşi niye çıkıyor? Terör niye tırmanıyor? Bir hareket olduğunda mutlaka onun bir dini, felsefi kökeni vardır. Herhangi bir şey olduğunda. Ben buraya niye geliyorum? Müslüman olduğum için geliyorum. Bir inancım var onun için geliyorum. Durduk yere gelir miyim ben? Yani hiçbir inancım, hiçbir hedefim olmasa niye geleyim burada konuşayım değil mi? Bu çok ciddi bir masraf, emek ve vakit ayırmayla oluyor bu hizmet. Şimdi terör de çok zor bir şey. Yani büyük riske giriyor adam. Ölüm tehlikesi var, hapsedilme tehlikesi var, çoğu da müebbet hapis alan ağır cezalar oluyor. Şimdi adam buna niye giriyor biliyor musunuz? Eğitimden dolayı giriyor. Darwinist ve materyalist eğitimden dolayı giriyor. Çünkü Darwinizm bir dindir. Materyalizm bir dindir. Darwinist, materyalist düşünceyle yetişen bir insan, Marksist düşünceyi savunmanın dışında başka bir yola giremez. Yani dialektik felsefeyi savunan bir adam, otomatik Marksist olur. Yani oradaki ilmi açıdan, kendi mantığına göre ilmi açıdan, ikinci bir yolu yoktur. Ya faşist, ya Marksist olacaktır. Ama faşizmi o kadar çok tercih etmiyorlar. Nadirdir faşizmi tercih edenler. Genellikle Marksizmi tercih ediyorlar. Marksist olanında, Leninist olmanın dışında bir yolu yoktur. Yani pratisyenidir Lenin. Marksizmin pratik uygulayıcısıdır. Lenin ne diyor? Marksizmin uygulanması için, Leninizmin uygulanması için tek yol vardır diyor, bir tane yol. Terör diyor, şiddet. Devrimci şiddet, yani komünist şiddet. Terör olmadan, komünizmin dünyaya yayılması mümkün değildir, şiddet olmadan yayılması mümkün değildir diyor. Yani polisi, jandarmayı öldürmedikten sonra, karakolları bombalamadıktan sonra, bankaları basıp yağmalamadıktan sonra, zenginlerin evine girip onları katledip paralarına el koymadıktan sonra, proletarya diktatörlüğünü asla oluşturamazsınız diyor adam. Proletarya diktatörlüğünün tek yolu, komünizmin gelişmesinin tek yolu; Marksist bir hareketin, komünist bir hareketin gelişmesin tek yolu terördür diyor. Aksini yaparsanız, Marksist, Leninist çizgiden sapmış olursunuz diyor. Yani başka bir şey olmuş olursunuz diyor. Onun içinde tabii bu Ortodoks mantıkla yaklaşıyorlar. Sıkı sıkıya komünizme klasik kominizme sarılıyorlar. Mesela Apo’ya bakıyoruz, PKK hareketine bakıyoruz; Marksist, Leninist, Stalinist çizgideler. Stalin Lenin’den esinlenmiş. Leninizmi daha güçlü, daha şiddetli uygulayan. Ne yaptı Stalin de? 30 milyon insanı katletti adam. Lenin’in emrine uydu, Marksizmin felsefesine uydu ve katletti. Saddam ne yaptı? Bakın Saddam’ın resimlerine bakın, kıyafetlerine bakın, Stalin’in aynısıdır. Çok aşağılık ve karaktersiz bir insandı. Kendince ona böyle özeniyor, ama tipine de özeniyor, bu çok aşağılayıcı. Vardır öyle artistlere benzemeye çalışan çoluk çocuk vardır onları tenzih ederim, yani çocuksudur kafası. Bu da o da benziyor, onun gibi pozlar vermiş, artistlik pozlar. Aynı kıyafeti giymiş, aynı askeri üniformayı giymiş, saç modeli aynı, bıyık modeli aynı, ama baktı ona benzemek olmuyor. Adam kitle katliamı yapmış Stalin, ben de yapayım dedi. Gitti masum Kürtleri, Kürt kardeşlerimizi kitle halinde imha etti. O kimyasal Ali’yi, bilmem neyi devreye sokarak. Adam yine ferahlamadı. Baktı olacak gibi değil İran’a saldırdı. Adamın ateşi düşmüyor, kudurmuş yani. O da olmuyor yine ferahlamadı, gitti Kuveyt’e saldırdı. Yani kan akıyor adamın gözünden, ağzından. Komünist eğitimden, Marksist, Leninist, Stalinist eğitimden geçti mi bir adam, olacağı budur. Yani niye oluyor, niye oluyor? Bunun neyini soruyorsunuz? Eğitimden geçiyor adam. Marksist, Leninist, Stalinist, terörist olarak yetişiyor ve bunun gereğini yapıyor adam, bu kadar açık. Başka karışık bir şey yok. ‘’Terörün çözümünü ben size söylüyeyim mi’’ diyor. ‘’Bu çocuklar evlenmiyor ondan oluyor diyor’’. Bir tanesi çıkıyor. Yani o kadar kızdırıcı ki bu adamların böyle üslubu. Öbürü diyor ki; ‘’yavrum inin, anneniz sizi bekliyor, sıcak çorba için evinizde’’ diyor. Sizi ‘’evlendirelim, kadın bulalım evlendirelim, çoluk çocuk yuva kurun rahat edin. Ne işiniz var dağda?’’ diyor. Kardeşim adam kadın kız bulamadığı için, evlenemediği için mi dağa çıkıyor adam? Şu mantık mı? Anasının çorbasını içemediğimi için mi dağa çıkıyor bunlar? Leninist eğitimden geçtiği için adam, iman etmiş ölümü göze alıyor. Yani bir adam canlı bomba oluyor. Bombayı sarıyor, Leninizm için feda olayım ben diyor adam. Yani iman etmiş, din haline gelmiş ve ölüyor adam zaten. ‘’Leninist şehit, Marksist şehit, Komünist şehit oluyor’’ diyor. Bir de onu çıkarttılar. Nasıl şehit oluyorsa? Yok olduğu kanaatinde öldükten sonra, fakat şehit olduğu kanaatinde.
SUNUCU 2: Bunun altında tamamen eğitimsizlik yatıyor ve ekonomik güçsüzlük insanları o şekilde kandırıldığını düşünüyorum ben.
ADNAN OKTAR: Kardeşim PKK’nın ekonomik gücü, Türkiye’nin milli gelirinin toplamından daha da yüksek. Yani öyle bir derdi yok PKK’nın. Türkiye’nin toplam milli gelirinden daha da yüksek PKK’nın. Zibil gibi para var. Dağdaki adamlar falan, yan gelip yatıyorlar binlerce terörist. Adamlar tefli darbukalı, yiyecekli içecekli çok kapsamlı ihtiyaçlarını karşılayıp onları yaşatıyorlar ve dünya çapında örgütlenmedir PKK. Kanada da var, Amerika’da da var, Rusya’da da var, Çin’de de var, her yerde var PKK’nın yerleri. Mesela Yunanistan’da kampları var, çok kapsamlı. Oradaki aydınlanma, yeme, içme bütün masrafları bunlar karşılıyorlar. İsviçre, Danimarka, Norveç hepsi para yağdırıyor, devlet resmi yardım yapıyor PKK’ya. Yani örtülü ödenekten, devletin örtülü ödeneğinden yardım yapıyorlar ve devletlerin derin devletleri bunları destekliyor. Yani istihbarat örgütleri, kendi istihbarat örgütleri destekliyor. Zaten beraber çekilmiş resimler var, fotoğraflar çektiriyorlar. Adamlar mesela Mehmetçik şehit edileceklerin bir takvimini yapıyorlar. Sakin sakin mesela ‘’haftada dört tane iyi, üç kişiyi öldürelim, şehit edelim’’ diyor. Adamlar muntazam bunu yapıyorlar. Yıllardan beri hiç kesintisiz devam eder. Mesela biraz üstlerine gidildiğinde, PKK’nın üstüne gidildiğinde, hemen daha şiddetli kan dökmeye başlıyorlar dikkat ederseniz. Yani çok rahat onların kontrolünde oluyor böyle bir şey. Parayla adamların derdi yok, olsa adam gider. Zaten bak, kendini feda ediyor adam, ölümü göze alıyor. Gider mafyada çalışır adam öyle bir derdi olsa. Yani sırf kan dökmenin derdinde olsa, mafyada çok daha yüksek para kazanır o değil mi? Soygunla çok daha fazla para kazanır. Böyle bir derdi yok adamın. Adamın derdi Marksist, Leninist, Stalinist bir devlet kurmak, Kürdistan devleti kurmak bölgede. Komünist bir devlet kurmak, bu kadar, başka bir şey yok. İran’ı da içine alan, Türkiye’yi de içine alan, Irak, Suriye bütün ülkelere sarkıyor harita. Büyük bir devlet aslında kastettikleri. Çok büyük bir toprak. Bu bölgenin tamamı bizim olacak diyor. Siz vermezseniz, biz almayı biliriz diyor adamlar. Zaten komünist terörde kan döküldükçe, komünizm daha güçlenir. Mesela bir komünist oğlunu dağa gönderdiyse, eğitime gönderdiyse, onun mesela kardeşi de ondan etkileniyor. Yani kitlevi olarak etkileniyorlar, hayatımızı adadık diyorlar biz ailece ve etkileniyorlar. Kahvehanelerde eğitim var Güneydoğu’da, evlerde eğitim var. Evlerde hücre eğitimleri var. Mesela Mardin’de, Siirt’de her yerde var. Selam diyor mesela, Müslüman selamı vererek, hatta dindarları da kullanıyorlar gerekirse. Sizler rahat namaz kılacaksınız diyor PKK iktidarı. Zaten dine, aileye karşı PKK, o Leninizm değil mi? Din, aile ve ahlakı mutlaka ortadan kaldırılması gereken kurumlar olarak görüyor adamlar. Yani nasıl desteklesin, olacak iş mi? Tabii ki geçiş aşamasında komünistler böyle diyecektir. Yani her yerde yaparlar bunu, dünyanın her yerinde yapıyorlar. Geçici olarak iktidara gelinceye kadar derler. Hatta mesela bazı komünistler de; “biz geldiğimizde işte size şu özgürlüğü vereceğiz, bu özgürlüğü vereceğiz, istediğiniz gibi ibadet edeceksiniz. Mevcut şartlar da hiç rahat etmiyorsunuz. Biz iktidara gelelim tam anlamı ile özgürsünüz derler dindarlar, onların oyunu desteğini almak için.” Komünistlerin taktiğidir bu. İktidara geldiği zaman da, perişan eder. Ezebildiği kadar ezer gücü topladıktan sonra. Onun için kaynağı nedir diye sormak, yani biraz kızdırıcı, çok kızdırıcı. Ekonomik bağlantılar kurmakta çok acayip. Yani diyor ki; ‘’Güneydoğu’ya iyi yatırım yapsak, üniversiteler kursak, orda eğlence yerleri, oteller yapılsa, fabrikalar, hiçbir şey olmaz’’ diyor. Yani çok çok daha iyi faaliyet yapar adam, çok çok daha iyi faaliyet yapar. Yollar yaparsın, adamın ulaşımı kolaylaşır. Fabrika yaparsın, fabrikadaki işleri organize eder, daha iyi bir komünist yapılanmaya gider. Okul açarsın, okula gider komünist propaganda yapar, öğretmenleri de baskı altına alacaktır, mecbur edecektir PKK’nın yolunda hareket ettirtmeye. Yani bunların hiçbiri, para götürürsün mesela, yiyecek götürürsün, onu alır PKK’ya götürür olduğu gibi. Bunları yapmayalım mı? Tabii ki yapacağız, PKK gidecek diye yapmayacağız diye bir şey yok. Ama karşı eğitim, yani anti-Darwinist, anti-komünist, anti-Stalinist eğitim gerekiyor. ‘’Komünizm mi var?’’ diyorlar. Tamam o zaman, bu bela üstümüzden kalkmaz o zaman. Nasıl görmezsin, partinin programı komünist propagandaya dayalı, komünist yöntemlere dayalı bir sistem. Adamlar da söylüyor, bizim partimiz komünist partisi diyorlar ve bütün parti tüzüğünde komünizmin bütün kuralları açıklanıyor, izah ediliyor. Gece gündüz komünist propaganda yapıyorlar. Şimdi komünizme el atacak, ama adam kendi de solcu, şimdi kendini inkar edecek onunla mücadele ederse. Bazı siyasilerin bu komünist propagandaya karşı anti-komünist propaganda yapmamasının nedenlerinden bir tanesi budur. Bir kısmı anlayamadığı için yapmıyor. Bir kısmı kendince gerek görmüyor. Ama mesela komünist olan bazı siyasiler; ‘’aman aman olur mu? Biz kendimizi inkar etmiş oluruz o zaman, adamları elleyemeyiz bu konuda” diyor. Hatta onlar diyorlar; ‘’Biz sizle birçok konuda ittifak halindeyiz, siz ne yapıyorsunuz? Ne ararsan var bizde, biz de sizin gibi birçok şeye karşıyız, biz de birçok şey gibi sizin desteklediğinizi destekliyoruz, aynı fikirdeyiz’’ diyorlar. Hakikaten de aynı fikirdeler bir kısmı. Dolayısı ile oynanan oyunun arkasında Materyalist eğitim yatıyor, başka bir şey yok. Buna karşı işte en etkin faaliyet yapan olarak bizlerin faliyeti var. Bu da tabii kapsamlı tam doyurucu olmuyor, elimizdeki imkanlar dar olduğu için belirli bir düzeyde. Mesela Haber Türk’te de defalarca çıktılar, hepsini ezdiler Darwinistler. Anti-Darwinist kişiler çıkarttılar, Hocalar çıkarttılar, hepsini ezdi adamlar. Biz çıktık, darmakeşan oldular her seferinde. Zaten dedim bak, ben iki kişi göndereceğim dedim geçen günler, bol bol yeter dedim. Hakikaten böyle Kayseri pestili gibi ezildiler, konu da bitti. Ama işte Güneydoğu’da da anti-komünist propaganda da bize görev verilmesi gerekiyor, yoksa adım adım ilerliyorlar. Köylerde, kasabalarda, her yerde eğitim var. Mesela geçenlerde bir dindar kardeşimiz geldi; ‘’ Biz zamanında orda toplanırdık, işte camiler de dolardı, insanlar çok dindardı. Ama komünist propagandada şu an insan bulamıyoruz, acayip bir propaganda var, komünist propaganda var. Siz bize yardımcı olabilir misiniz?’’ dedi. Tamam olalım, ne yapabiliriz? Bin tane kitap gönderdik diyelim, bin kitapla olur mu, değil mi? Radyoların, televizyonların kontrolümüzde olması lazım. Yani oralarda bize imkan tanınması lazım. ŞEŞ TV’ye bakıyorum. Lorke aşağı, lorke yukarı, davulla zurna ile halay çekiyorlar ŞEŞ TV’de. Halayla, davulla, zurnayla anti komünist propaganda olmaz. Yani hiçbir şekilde etkilenmezler onlar, olmayacağı belli. Onun için sabırla uyarıyoruz, hatırlatıyoruz, rica ediyoruz. Anti-komünist, anti-Materyalist, anti-Darwinist propagandayı ya bize bıraksınlar, yahut devlet yapsın. Yani ikisinden birisi, başka türlü olmaz.
SUNUCU 1: Hocam dediğiniz gibi hakikaten cahillikten ve dini kullanarak canlı bomba oldu kendini patlatırken Cennete gideceğim, şehit olacağım diyor mesela.
ADNAN OKTAR: Yok yok cennete gideceğim demiyor, yok olacağım diyor.
SUNUCU 1: Şehit olacağım diyor, pardon.
ADNAN OKTAR:Devrim şehidi olmuş oluyor kendine göre. Resmini asıyorlar bir yere, işte sen bizim kalbimizde yaşıyorsun sonsuza kadar diyorlar. Halbuki o da ölecek, kalbi de parçalanacak, kıyamet kopacak bütün dünya dağılacak. Yani Ahirette yeniden Allah hepsini diriltecek. Kimin şehit olduğunu, kimin şehit olmadığını Ahirette anlayacaklar. Ama tabii ki orda şehit oldun derken, yok olduğunu kabul ediyor, tamamen, sonsuza kadar yok olduğunu inanıyor. Şehitlikten gayesi, o bir kutsal inanç olarak değil ki. Leninizm için feda olsun canım, Leninizm, yani Marksist, Leninist düşünce. Yaşasın Marksist, Leninist düşünce, kahrolsun faşizm diyor adam bu kadar, başka slogan bilmiyor. Marksist, Leninist düşüncenin karşısındaki düşünceyi sadece faşizm olarak görüyor. Yani bir adam Marksist, Leninist değilse, mutlaka faşisttir. İkinci bir yol yoktur diyor. Mesela Apo da benle ilgili bir açıklama yapmış. ‘’Devletin milli istihbarat servisi bu tip kişileri görevlendirdi‘’ diyor. MİT elemanı olduğumu söylüyor benim. Halbuki MİT’in kapısını bile bilmem ben hayatımda, yani nerde olduğunu, binasını bile bilmiyorum, hakikaten bilmem yani. İstanbul’da da bilmiyorum, Ankara’da da bilmiyorum. ‘’Devlet hep bu tip insanların görüşlerinden istifade ederek, bir politika belirler. Dolayısı ile Osmanlı’da da bu böyle olmuştur. Osmanlı’da da ulemadan devlet istifade etmiştir. Şimdi de Adnan Hoca’dan böyle istifade ediyor’’ diyor. Yani biz anti-Darwinist, anti-Marksist, anti-komünist faliyet yapıyoruz ya, bayağı rahatsız olmuş ondan. Nasıl yorumlayacağını, nasıl açıklayacağını şaşırmış durumda. Kardeşim biz fert olarak, Allah’ı, kitabı, dini seven biri olarak ortaya çıktık Allah rızası için. Ben ne MİT’in yolunu bilirim, ne başka bir düşüncenin yerini, yurdunu bilirim, bilmiyorum. Hayır ben MİT’e karşı olduğumdan değil, iftihar ederim. Devletin bir kuruluşu, kurumu. MİT mensubu olsam iftihar ederim, benim öyle bir şeyim yok, ama değilim inşaAllah. Devlete de benim yön verdiğim yok, böyle bir iddiam da yok. Yani ben kimseye oturup, şöyle yapın, böyle yapın demem. Ama vatandaş olarak ben fikrimi tabii ki söylüyorum. İstifade eden de olabilir. Bir siyasetçi doğru görüp, bu doğru, hakikaten böyle yapalım diyebilir kendi kafasında. Siyasetçiler tabii çeşitli insanlardan, çeşitli fikirlerden istifade ediyorlar onlar da, gayet normal. Dolayısı ile tek taraflı bu anti-komünist faaliyeti bizim yapmamız, tek başımıza yapmamız zor oluyor. Bize destek gerekir. Yani devletin bizim önümüzü açması, bize imkan sağlaması gerekiyor. O zaman bu uzun vadeli planı başından çökertmiş oluruz. Yoksa gittikçe bilim de, teknoloji de geliştikçe, imkanlar geliştikçe, Darwinist, komünist propaganda gittikçe saracaktır. Liseleri, ilkokulları her yeri saracaktır. Bir süre sonra çok geç kalınabilir. Hiç etki edilemeyecek hale gelebilir. Yani çok büyük bir kitleyi ikna edip, kendi saflarına çekebilirler. İdeolojik propaganda çok hayatidir. Hatta diyor komünistler; ‘’Komünist hareket gelişirken, burjuva sınıfı kendi rahatına düşkün olduğu için,’’ tabii devleti, kardeşlerimizi, herkesi tenzih ederim. ‘’Burjuva sınıfı rahatına düşkün olduğu için bu yaklaşan tehlikeyi, kendini yutacak, kendini ezecek, kendini mahvedecek tehlikeyi ısrarla görmezden gelir. Bu konuda son derece rahat olun. Burjuvaysa o kadar mal hırsından dünya hırsından o kadar gözü döner ki, zenginlik hırsından, komünist gelişme kapısına dayansa dahi ilgilenmez. En son hayatına kastedildiğinde anlar, o zaman uyanır. O zaman da çok geç olur. O yüzden siz komünist propaganda yaparken, karşı atak, yani burjuvazinin karşı atak yapmasına hiç endişe etmeyin, öyle bir şey olmaz. Onlar kendi keyfinde ve rahatındadır” diyor komünistlerin açıklamasında. Suriye’de bir genç, Suriye bu hale nasıl düştü, dedi. Biliyorsunuz bir ara Hafız Esad’ın elindeydi, komünistlerin eline düşmüştü Suriye, sonradan kurtuldular. Allah vesile etti, anti-Darwinist, anti-komünist faaliyet yaptık. Suriye’yi de vurdu bu, Irak’ı da vurdu, her yeri vurdu. Ve hiç bir yerde tutunamayacak hale geldiler, hepsi dağıldılar. Yani komünist ideolojiyi çökerttik, bütün İslam aleminde. Zeminin sistemini çökerttik. “Biz, bir zengine gittik. Bize para verir misin? Biz anti komünist faaliyet yapıyoruz dedik, bir Müslüman grup olarak gittik. Fabrika sahibi, bizi bir aşağılayan gözle şöyle tepeden tırnağa baktı, bize çıkartıp 1 dolar verdi. Bir hafta sonra komünist devrim oldu, adam dar paça kaçtı yurt dışına. Bütün malını, mülkünü her şeyini bırakıp kaçtı. Devlet el koydu fabrikalarına bütün tesislerine,” diyor. Yani Suriye’nin en zengin adamlarından birisiymiş. Hiçbir şeyini sırf ceketini, paltosunu alıp kaçmış, yurt dışına. Devlet hepsini devletleştirdi, elinden aldı diyor. Yani bilmem anlatabiliyor muyum? Yani son ana kadar bazı insanlar görmezden gelir, yani neme-lazımcıdır. Daha hala çorba edebiyatı yapanlar var. Sıcak bir çorba içse hiçbir şeyi kalmaz bilmem ne, annesinin yanına gelsin, annesine sarılsın. Kardeşim, annesi gönderiyor zaten adamı, bir kısmını, büyük bir kısmını anneleri gönderiyor zaten. Uğurluyorlar, eline kına yakarak gönderiyorlar, helal olsun diyorlar. Çok helal süt emmişsin sen diyorlar. Zaten sana sütümü helal etmem diyor, çıkmazsan dağa diyor. Terörist olmazsan sana sütümü helal etmem diyor annesi. Babası gönderiyor adamı zaten eğitime, inşaAllah. Onun için sanki ailesine dönünce, böyle çorba içtiğinde aklı açılacak diye bir şey yok. Adam dağda da çorba içiyor, evde de çorba, çorbanın meraklısı değil adam. Çorba içecekse gitsin Suriye’ye birçok çorbacı var gider, içer orada değil mi? Annesiyle görüşecek adam, annesini bırakıp dağa çıkar mı zaten? Tabii, onun için böyle bu tip sözlerle vakit kaybetmek, inananların anti-komünist, anti-faşist, anti-siyonist olan, anti-mason olan düşünceyi böyle atıl bırakmaya yönelik, heyecanını kırmaya yönelik, karşı mücadelesini yavaşlatmaya yönelik üslupta ancak bu kullanılabilir. Bu kullanılacak bir üslup değildir. Ama bunu cahilliklerinden, bilgisizliklerinden yapıyorlar, Allah affetsin, kasten yapanlar da var, kasten yapmayanlar da var. Burada tabii biz onların bakış açısını bilemiyoruz, doğrudan hakkı savunmaya devam ediyoruz, inşaAllah.
Meryem suresini okuyalım. Sen 29’dan 33. ayete kadar okursan inşaAllah. Şeytandan Allah’a sığınıyorum.
SUNUCU 1: Şeytandan Allah’a sığınırım. “Bunun üzerine ona (çocuğa) işaret etti. Dediler ki: Henüz beşikte olan bir çocukla biz nasıl konuşabiliriz? (İsa) Dedi ki: Şüphesiz ben Allah'ın kuluyum. (Allah) Bana kitabı verdi ve beni Peygamber kıldı. Nerede olursam (olayım,) beni kutlu kıldı ve hayat sürdüğüm müddetçe, bana namazı ve zekatı vasiyet (emr) etti. Anneme itaati de. Ve beni mutsuz bir zorba kılmadı. Selam üzerimedir; doğduğum gün, öleceğim gün ve diri olarak yeniden-kaldırılacağım gün de."
ADNAN OKTAR: “Selam üzerimedir; doğduğum gün, öleceğim gün ve diri olarak yeniden-kaldırılacağım gün de." Şeytandan Allah’a sığınırım. İlk ayet 1987’yi veriyor, ikinci ayet 2007’yi veriyor, üçüncüsü 2057 tarihini veriyor. 1987, 2007, demek ki 2007’de bir şey var. Bir de 2057, İslam ahlakının tam dünya hakimiyeti, inşaAllah. “İşte Meryem oğlu İsa; hakkında kuşkuya düştükleri "Hak Söz". Allah'ın çocuk edinmesi olacak şey değil. O Yücedir. Bir işin olmasına karar verirse, O, ancak ona: "Ol" der, o da hemen oluverir.” Yani evrimle olmuyor demek ki değil mi? Allah “Ol” diyor, hemen oluyor. “Gerçek şu ki, Allah benim de Rabbim, sizin de Rabbinizdir. Öyleyse O'na kulluk edin. Dosdoğru yol budur. İçlerinden (birtakım) gruplar ayrılığa düştüler.” Bölündüler diyor, Allah. “Artık büyük bir günü görmekten dolayı, vay inkar edenlere” diyor Allah. “Bize gelecekleri gün, neler işitecekler, neler görecekler. Ama bugün o zalimler apaçık bir sapıklık içindedirler.” Yani bilmiyorlar diyor. Halbuki ben direttiğimde çok şaşıracakları, hayret edecekleri olaylarla karşılaşacaklar ve peş peşe olacak diyor Allah, bu olaylar. Ama şu an bunun şuurunda değiller diyor. Şimdi ikinci bir yer daha açıyorum. 41. ayet.
SUNUCU 2: “Seni gördükleri zaman, seni yalnızca alay konusu edinmektedirler: "Allah'ın, elçi olarak gönderdiği bu mu?" diye devam ediyor.
ADNAN OKTAR: Evet, Şeytandan Allah’a sığınırım. “Seni gördükleri zaman, seni yalnızca alay konusu edinmektedirler” mesela; Peygamberimiz (s.a.v.)’e karşı tek yaptıkları bu bak, ”seni gördükleri vakit.” Demek ki Mehdi (a.s.) ile karşılaştığında insanlar, onu alay konusu edinecekler, ona saldıracaklar, iftira edecekler, uğraşacaklar, bu Allah’ın sünneti. Hz. İsa (a.s.) da aynı şekildedir, inşaAllah. "Allah'ın, elçi olarak gönderdiği bu mu?" Onlarda diyecekler ki, Allah’ın Mehdi (a.s.) olarak gönderdiği bu mu, diyecekler inşaAllah. Yahut Hz. İsa (a.s.), Allah’ın Mesih (a.s.) olarak gönderdiği bu mu, diyecekler inşaAllah. “Eğer onlara karşı kararlılık göstermeseydik, neredeyse bizi ilahlarımızdan saptıracaktı." Yani Darwinist, materyalist düşünceye eğer direnmeseydik, neredeyse bizi ikna edecekti diyor. Mesela şu an değil mi? Asrımıza uygulamasında. Ama direniyoruz diyor. Nasıl direniyor? Çocuklar gibi direniyor değil mi? Görüyorsunuz. Yani akla, hayale gelemeyecek, mantıksız izahlarla, mantıksız delillerle, işte tesadüf iddialarıyla, olmayan delillerle kendini savunmaya çalışıyor.” Bak, “Eğer onlara karşı kararlılık göstermeseydik, neredeyse bizi ilahlarımızdan saptıracaktı." Yani Darwinist, materyalist, Leninist çizgiden bizi saptıracaktı diyor. “Azabı görecekleri zaman, kim yol bakımından daha sapıkmış, öğreneceklerdir.” Müslümanları onlar sapkın olarak görüyor, tabii Müslümanlar da onların anormal bir görüş içerisinde olduğunu söylüyor. “Kendi istek ve tutkularını (hevasını) ilah edineni gördün mü? Şimdi ona karşı sen mi vekil olacaksın?” Halbuki orada onların kastı, Allah diyor; “Kendi istek ve tutkularına hevasına göre hareket ediyor” diyor. Yani kendi kafasında bir inanç, bir sistem yaratıyor. Onu uygulamaya çalışıyor. Kendine has bir eğlence sistemi, bir hayat sistemi var, onu elde etmeye çalışıyor.” Bunu söylüyor ayet, inşaAllah. “Öyleyse kafirlere itaat etme ve onlara (Kur’an’la) büyük bir cihat ver” diyor, Allah. Büyük bir mücadele ver. Ebcedi tam 1979 yılını veriyor. Mehdi (a.s.)’nin çıkış tarihini veriyor, harf toplamı.
SUNUCU 2: Hocam bu konuyla ilgili size bir soru sorabilir miyim? Hocam, Mehdi (a.s.) de bir insan gibi bizim içimizde şu anda yaşıyor olabiliyormuş. Hani o da insan gibi çıkacakmış. Bu konu üzerinde...
ADNAN OKTAR: Doğru, Mehdi (a.s.) de insandır. Hz. İsa (a.s.) da insandır. Hızır (a.s.) da insandır. Ama Hızır (a.s.) biraz Meleği andırıyor, yani değişik, bizim alıştığımız insan gibi değil. Hz. İsa (a.s.) da biraz Meleği andırır. Yapısı itibariyle öyledir demiyorum ama Melekle insan karışımı gibi. Çok olağanüstü, 2000 yıl önce göğe alınıyor Allah tarafından, sonra geri geliyor, devam ediyor kaldığı yerden. Şimdi bu normal bir insanda olmaz böyle bir şey, değil mi? Bu çok olağanüstü bir şey bu.
Ayetin devamında, Furkan Suresi bu okuduğum sure, “Biz seni yalnızca bir müjdeci ve uyarıcı-korkutucu olarak gönderdik.” Buda 1981 yılını veriyor, 56. ayetin ebcedi. Ebced de, şu Arapça harflerin hepsinin bir karşılığı var. Yani harf karşılıkları var, onlar toplandığında bir rakam çıkıyor, onun adına ebced deniliyor. Mesela; “ elif’ in karşılığı 1 farz edelim. Başka; “B” var, “T” var, işte “Cim” var, hepsinin bir kaşılıkları var, harf karşılıkları var. Onları rakamsal olarak topladığımızda, mesela; 1981 çok keskin bir rakam. Normalde mesela; 7918 çıkıyor, 3921 çıkıyor, hiç alakasız rakamlar çıkıyor. Ama mesela; “Biz seni yalnızca bir müjdeci ve uyarıcı-korkutucu olarak gönderdik.” Çok anlamlı bir ayet değil mi? Mehdiyet’i tam tarif eden bir ayet. Ebcedi de tam çıkıyor, 1981. Mesela; Hz. İsa (a.s.)’nın inişiyle ilgili ayetlere bakıyoruz, tam Hz. İsa (a.s.)’nın iniş tarihiyle ilgili ebcedleri veriyor, tarihleri veriyor. Bir tane, iki tane, on tane değil biliyorsunuz, yani çok çok fazla.
SUNUCU 1: Hocam uyarıcı derken. Hani Bediüzzaman da 40 sene boyunca materyalizmi, Darwinizmi önlemeye çalışacağını söylemişti. O uyarıcı, oradaki uyarıcı olabilir mi acaba?
ADNAN OKTAR: Tabii, “uyarıp-korkutucu” yani uyarıyor. Darwinizme, materyalizme, dinsizliğe karşı insanları uyarıyor. Allah’ın varlığını hatırlatıyor. Cehenneme karşı insanların tedbirli ve dikkatli olmasını onlara tavsiye ediyor. Müjde veriyor, İslam ahlakının hakimiyeti, Hz. İsa (a.s.)’nın nüzulü, Cennetle ilgili müjde veriyor. Helaller haramlar konusunda uyarıyor, tehlikeye karşı uyarıyor yani dış tehlikelere, küfrün yapacağı ataklara karşı insanları uyarır değil mi? Komünist tehlikeye karşı uyarır. Ateist siyonizmin yapacağı tehlikeye karşı uyarabilir. Hepsi olabilir inşaAllah.
SUNUCU 1: 81’le başlayıp 40 yıldı.
ADNAN OKTAR: Evet, inşaAllah. Yalnız benim dediklerim biz içinde bizzat görerek gelişiyor dikkat ederseniz. Ben dedim; Türk-İslam Birliği gelişecek, Hamiyet-i İslamiye feveran edecek dedim. Hatta üç gün öncesinden söyledim. Hamiyet-i İslamiye feveran edecek dedim. Hemen söylememim arkasından bütün Dünya’da Hamiyet-i İslamiye feveran etti, birden. Hemen İttihad-ı İslam yazıları çıkmaya başladı, bütün Risale-i Nur sitelerinde. Üç gün öncesinde söyledim, çıktı aynısı.
SUNUCU 1: Haberlerde de İsrail’le olan sorunu sadece Türkler çözebilir diye de yazıyordu. Onun hani güvenliğinde, onun samimiyetinde inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Şimdi işin doğrusu, Gazze ile Filistin’in kontrolünü bize verecekler inşaAllah. Ben aslen bunu aylar önce duydum da söylemedim. İsrailliler böyle bir teklif getirdiler. Biraz evvel söyledim ama yani çok çok önce söylüyorlardı, sizin kontrolünüzde olsun, Gazze’nin kontrolü, Filistin’in kontrolü gibisinden. Tamam da, yani bir tek o yetmez. Bütün bölgenin kontrolünü bizde olması lazım, yani biz sadece Filistin mi sorun, değil mi? Irak’ta, Suriye’de, Ürdün’de tamamının kontrolü Türkiye’de olması lazım, inşaAllah. Ki öyle olacak zaten göreceksiniz inşaAllah.
Şeytandan Allah’a sığınırım. “Artık, onların kurdukları hileli-düzenin uğradığı sona bir bak” mesela; Müslümanlara karşı hileli düzenler kuruyorlar. İslam’ı yok etmek için hileli düzenler kuruyorlar. Darwinizmi meydana getirdiler, materyalizmi meydana getirdiler ama bak bir sonuna bir bak ne hale geldile diyor. Şu an yerden kazıyoruz değil mi? Kayseri pestili gibi böyle, inşaAllah.
Şeytandan Allah’a sığınırım. “Şehirde dokuzlu bir çete vardı, yeryüzünde bozgun çıkarıyorlar ve dirlik-düzenlik bırakmıyorlardı.” O devrin iddia edilen Ergenekon Örgütü demek ki. “Dokuzlu bir çete,” yani bu yönetimi mesela, hatta şu anda da iddia edilen Ergenekon Örgütü’nün üst yönetimi dokuz kişiliktir. Mesela bu çok acayip tabii, “Şehirde dokuzlu bir çete vardı, yeryüzünde,” yani dünya çapında “bozgun çıkarıyorlar ve dirlik-düzenlik bırakmıyorlardı.” Sürekli anarşi ve terör meydana getiriyorlardı, cinayetler meydana getiriyorlar, Kuran buna işaret ediyor. Bu da çok acayip tabii, inşaAllah bu kadar işaret net olmaz.
Şimdi yine herhangi bir sayfa daha açalım. Bismillah, şeytandan Allah’a sığınırım. “Mü'minlerden öyle erkek-adamlar vardır ki- Allah ile yaptıkları ahde sadakat gösterdiler; böylece onlardan kimi adağını gerçekleştirdi, kimi beklemektedir. Onlar hiçbir değiştirme ile (sözlerini) değiştirmediler,” yani şehit olup sözlerini yerine getirdiler, diyor Allah. Bak, “Allah ile yaptıkları ahide sadakat gösterdiler; böylece onlardan kimi adağını gerçekleştirdi,” şehit oldular. “Kimi beklemektedir” şehit olmayı beklemektedir. Bütün Müslümanlar şehit olmaya niyet etmekle mükelleftirler. Yani şehit olmayı her Müslüman Allah’tan bir lütuf olarak dileyecek. “Yarabbi benim canımı şehit olarak al” demesi lazım. Böyle büyük bir mertebe, çok büyük bir mertebedir. Mesela Peygamberlerin birçoğu hep şehit olmuştur. Sahabelerin büyük bir bölümü şehit olmuştur. Allah’ın beğendiği güzel bir mertebe olduğu için, Mümin talep etmesi gerekir. Dua olarak inşaAllah.
İkinci yarıda devam edelim.
SUNUCU 1: Kısa bir aradan sonra yayınımıza tekrar devam edeceğiz.
Programımıza kaldığımız yerden devam ediyoruz.
ADNAN OKTAR: Oktar Hocam, sizin neleriniz var bize anlatacağınız?
OKTAR BABUNA: Hocam tam sizin söylediklerinizi teyit eden haberler maşaAllah sürekli çıkıyor. Biraz önce “Gazze’nin kontrolü Türkiye’ye geçecek” diye söylemiştiniz. Daha önceden de bildirdiniz, bunu teyid eden haberler var inşaAllah. Tam biraz önce söylediğiniz.
ADNAN OKTAR: “Gazze’nin kontrolü Türkiye’ye geçecek” diyor değil mi?
OKTAR BABUNA: Evet, Lübnan’da yayınlanan Ed-Diyar gazetesi “Türkiye ve İsrail arasında imzalanacak bir anlaşma uyarınca ‘Gazze’ye giren tüm insani yardımın denetlenmesi zorunluluğu Türkiye’ye verileceğini”’ söylemiş Hocam.
İslam Birliğine yönelik sürekli haberler çıkıyor Hocam. Bunu da, “Türkiye İslam’ın yeni merkezi” Hamas’ın kurucularından Mahmud El-Zahar İtalyan gazetesine açıklama yapmış. Açıklama olarak vermiş Hocam. “Türkiye İslam’ın yeni merkezi” diye.
ADNAN OKTAR: Kardeşim yıllardan beri bak söylüyoruz. Son iki yıldan beri televizyonlarda söyledim. Allah dediklerimi birebir insanlara doğru olduğunu gösterdi. Gösteriyor görüyorsunuz değil mi?
OKTAR BABUNA: Evet Hocam. Hatta dün de göstermiştiniz, sizin 90’lı yıllarda hazırladığınız haritanın daha da ufağını, bir benzerini George Friedman diye, dünyanın en ünlü strateji teşkilatının kurucusu ve yönetici olan tanınmış bir Amerikalı var. Haritasını çizmiş aynısının.
ADNAN OKTAR:İnsanlar eskiden böyle klasiktir, Mehdi (a.s.) çıkacak, İsa (a.s.) gelecek hep böyle rüya gibi dinlerlerdi değil mi? Dabbet-ül arz çıkacak, Yecüc ve Mecüc çıkacak. Yani %90’ı inanmaz, %10’u inanır. Flu, çok çok flu, hani rüya ülkesi gibi, Mehdi (a.s.) çıkar böyle, insanları asar keser öyle bilirlerdi. Bir de baktılar ki Mehdi (a.s.) hakikaten doğru. Hakikaten İsa (a.s.) inmiş. Hakikaten İsa (a.s.) çıkacak. Baktılar hakikaten Dabbet-ül arz doğru, hakikaten Ahir zamandayız, hakikaten Türkiye Türk-İslam aleminin lideri oluyor. Hakikaten İttihad-ı İslam oluyor. Hakikaten Bediüzzaman’ın dedikleri doğruymuş. Peygamberimiz (s.a.v.)’in dedikleri doğruymuş, bunu anladılar. Onun hayreti içinde, geçenlerde bizim bir anne var, bir kardeşimizin annesi dindar hanım. Demiş ki; “ben Mehdi (a.s.)’yi böyle bilirdim ama hakikaten doğruymuş Mehdiyet” demiş. Gerçekten doğruymuş, demiş. Yani %100 kanaati gelmiş. Hakikaten rüya gibi anlatılırdı. Mesela Cübbeli’nin anlatımları falan efsane anlatır gibi, rüya alemi gibi anlatıyordu.
Evet, Oktar Hocam devam.
OKTAR BABUNA: Bu Hocam söylediğiniz bir şey daha. “Avrupa Birliği Türk-İslam Birliği’ne gelecek” demiştiniz. Sizin söylediğinizi teyit eden şekilde bir yetkili ağızdan açıklama var, Hocam inşaAllah. “Türkiye’nin notu artar” diyor. “Fitch Türkiye Müdürü Boten isimli hanım, AB’nin 15 yıl sonra Türkiye’ye geleceğini, ama Türkiye’nin kabul etmeyeceğini” söylemiş.
ADNAN OKTAR: Hayır, kabul edecek Türkiye şefkatli merhametlidir. Ben dedim; “biz Avrupa Birliğini kendi içimize alacağız” dedim, değil mi? Bakın aynı dediğimi, 2 yıl önce söylediğimi, bakın şu an söylüyorlar. 2 yıl önce sadece bizim sadece Avrupa Birliği’ne girişimiz mevzubahisti. Onun için gayret ediliyordu, uğraşılıyordu. Ben o dönemde ne dedim, “biz Avrupa Birliğine girmeyeceğiz, güçleneceğiz, Türk İslam aleminin lideri olarak Avrupa Birliği’ne gireceğiz, ama onlar aslında bize iltihak edecekler, dedim, değil mi? İnşaAllah.
“Hayırlı akşamlar, Sayın Hocam” diyor. “Bu gemi konusunu neden İsrail’e sormak zorundayız? Ne yapmamız gerektiğini?” diyor. Kardeşim şimdi niye sorman gerekiyor? Şimdi bunun aynısını biz Amerika’ya da soralım, diyelim. “Ne işiniz var sizin Irak’ta?” diyorsun. Adam ağzını burnu kırıp, darmakeşan edip, bombalayıp yerle bir edip, yüz binlerce kişi şehit edip giriyor, işte “ben bu sebeple geldim, var mı diyeceğin?” diyor. “Adamlar da yok, diyeceğimiz yoktur, teşekkür ediyoruz” diyorlar. Şimdi İsrail de diyor ki; “ben burayı işgal ettim, var mı diyeceğiniz?” diyor. Adam “yok, bir diyeceğim yok” diyor. Şimdi ben, buraya “gemiyle gelirseniz sizi vururum” diyor. “O zaman biz silahsız gelelim” diyor. Gelip vuruyor, “var mı diyeceğiniz?” diyor adam. “Yok, diyeceğimiz yok” diyor. “Ne yapacağız? Slogan atacağız biz sadece,” diyor. “Kahrolsun işte şu, kahrolsun bu falan tarzında bağıracağız ve geri gideceğiz,” diyor. “Yine gelirseniz yine yaparım,” diyor. “Tamam, yine gelelim yine yap,” diyorlar. Yine bombalıyor yerle bir ediyor. Yine gönderiyor. Şimdi kardeşim bu akıl mı bu? Yani Müslümanları sen ateşin içerisine atıyorsun, silahsız adamları, hiçbir gücü olmayan adamları, “bunda ne var? İzin mi alacağız,” diyorsun. İzin almadığında işte böyle oluyor. Gücün yetmiyor, değil mi? Niye bunu anlamazlıktan geliyorsun. Bölünmüşsün, parçalanmışsın, kendi içinde birbirine düşmüşsün, kendine sevgini kaybetmişsin, insanlara sevgiyi kaybetmişsin, Allah’a karşı sevgini kaybetmişsin. Yani buradaki Murat Bey’i kastediyorum. Üslubundan bunu anlıyoruz, yani Allah-u alem tabii doğrusunu Allah bilir. Şimdi bağırıp çağırmak, “İsrail bana niye müsaade etmiyorsun? Ben geleceğim. Senin ne hakkın var burayı işgal etmeye?” diyor. Adam diyor ki, “var mı diyeceğin, işgal ettim ben” diyor, bu kadar. “Yok, diyeceğim yok” diyorsun. Adam diyor ki, yani gücün yetiyorsa gel beni çıkart buradan, diyor, değil mi? “Ben söke söke geldim, burayı işgal ettim, gelirsen de seni vururum” diyor. Geliyor, vuruyor da, sözünü de tutuyor. “Ben de bol bol bağırırım.” diyor. “Kahrol bilmem ne? Kahrol şu, kahrol bu?”. Kardeşim bunun adına ne derler biliyor musunuz? Bir nevi zavallılık bu. Tam anlamıyla bir nevi zavallılık. Böyle olmaz. Böyle bir yöntem yok. Yani senin hem gücün yetmesin, hem ezil, hem ağzını burnunu kırsın, hem seni perişan etsin, hem de ondan sonra git ona, kahrol de. İstediğin kadar sen bana kahrol de, diyor. Geçen bak adam alay ediyor. Git diyor deşarj ol. Ferahlarsın iyi gelir sana, diyor. Ama gelirsen yine vuracağım seni, diyor. Yine gidiyorsun yine vuruyor, değil mi? Niye bu oluyor biliyor musun? Sen bölünmüşsün, parçalanmışsın. Kurani bir yöntemle mücadele etmiyorsun. Hadise uygun hareket etmiyorsun. Peygamberin verdiği yöntemleri, taktikleri uygulamıyorsun. Kendi kafanı kullanıyorsun ve böyle karşılık alıyorsun, olay budur. Daha hala İsrail’i sen, ne diyor? “Niye onlardan izin almak durumundayız” diyor. Almayacağız izin, diyor. Mesela diyor ki, farz edelim “biz şurada istediğimiz gibi yürüyüş yaparız, kimse karışamaz İsrail’de” diyor. Adamlar otomatik makineli tüfekle tarıyorlar, delik deşik ediyorlar, bomba atıyorlar, ağzını burnunu yakıyor, sakat bırakıyor, gönderiyor. Hani yapamıyordu? Yapıyor işte. Sen ne yapıyorsun? Hiçbir şey yapamıyorsun. Yani sürekli dövülüp dövülüp eve dönmek bu akıl mı şu? Kardeşim gidersin, “Selamün aleyküm biz geldik” dersin. Adam “hoş geldin, sefa geldin canım ciğerim” diyecek. Gidiş böyle olur, değil mi? Böyle gidiş olmaz. Yani Müslümanları helak ettirmek. Kardeşim sakat olmadık adam kalmadı neredeyse Filistin’de, bütün evler sakatlarla dolu. Her ev şehit evi. Yani Türkiye’den de şimdi geri kalanı da gönderemiyor, onları da şehit etsinler diyor. Cübbeli mesela geğirerek pastasını yiyor. Ona tarz yapmışlar yeni, arkasına Osmanlı armasını koymuşlar böyle, ara ara geğirerek anlatıyor. “Çok iyi yaptılar” diyor, devam etsinler gibi yani. Kardeşim senin Marmara gemisinin önüne tahtını yapalım, değil mi? Güzelce teşkilatlı, meyve suyunu da yanına koyalım. Ne istiyorsan, tatlılarını falan da koyalım. Yine öyle sakalını tarayarak falan sıvazlayarak, geğirerek git. Bak bakalım sana ne yapıyorlar orada yani inşaAllah. Madem öyle yiğitsin, kahramansın değil mi? Bir göster bize yiğitlik, kahramanlık, örnek ol, biz de senin peşinden gidelim yani nasıl oluyormuş kahramanlık. Bu pasta kahramanı yani, böyle olmaz. Bakın açıkça söylüyorum ben; gidersin, yani İsrail şart değil, “selamun aleyküm kardeşim, burada kardeşlerimiz varmış. Biz yardım getirdik de”, dersin. Ondan sonra adam “canım ciğerim, hoş geldin, sefa geldin, şeref verdin, tabii ki buyurun” diyecek. Bunun usulü budur kardeşim, değil mi? Sen böyle kükredin mi, adamın ciğerini sallaması lazım, ciğerini sallatacaksın. “Ben geldim” diyeceksin, adam şöyle bir zangır zangır hoplayacak, inşaAllah. Böyle olur mu? Kafasını gözünü yardırarak, delik deşik ederek, şehitler vererek, mahcup edilerek. Sonra da seviniyorlar bir kısmı, “biz de onların askerini ağlattık, diz çöktürdük.” O da ne yapmış? Delik deşik etmiş Müslümanları, şehit etmiş değil mi? O da onunla övünür o zaman. Onun övüneceği konu daha çok o zaman. Her zaman övüneceği konu daha çok oluyor. Müslümanları böyle aczin içerisine sokmak, perişanlığın içerisine sokmak, sürekli ezdirmek, sürekli mahcup etmek, sürekli küçük düşürmek akıl karı değildir. Irak’ta perişan ettiler, yiğitlik yapacağız diye. Afganistan’da perişan ettiler, yiğitlik, kahramanlık yapacağız diye ve ezim ezim ezdiriyorlar kendilerini. Kardeşim bu Allah’ın dediğini tutsanıza, yerine getirsenize Allah’ın emrini. Allah “bölünüp parçalanmayın” diyor, değil mi? Kardeşim namaz kılmayan adamın, oruç tutmayan adamın, zekât vermeyen bir adamın, yani İslam’ın hükümlerini yerine getirmeyen bir adamın İslam adına bir şey konuşması insana nasıl etki eder? Değil mi? Bir acayip durur bu. Yani “yapamaz” demiyorum ama samimiyetsiz görünür bu. Kardeşim sen mücadele yapıyorsan, İslam’ı yaymak istiyorsan, hakikaten insanlara faydalı olmak, Allah’ın rızasını yerine getirmek istiyorsan, fakire fukaraya acıyorsan, herkese karşı merhamet duyuyorsan, bütün Müslümanlara merhamet duyuyorsan, önce Allah’ın Kitabı’na uy. Allah’ın en büyük farzını yerine getir bir kere sen. İslam’ın şartlarından biri İttihad-ı İslam’dır. Sen bölünmüşsün ve büyük bir harama girmişsin. “Ben hayır işleyeceğim”, önce şu hayrı işle kardeşim sen. Bir kere bizim en büyük istediğimiz hayır ne biliyor musunuz? Biz Afganistan’dan, hepsinden daha perişan durumdayız İslam alemi olarak. Bakın bize şu hayrı yapsınlar; İttihad-ı İslam’ı yapsınlar. Bak yemek de istemiyoruz biz, elbise de istemiyoruz, yani hiçbir şey istemiyoruz. Bizim tek istediğimiz İttihad-ı İslam’dır, Türk-İslam Birliği’dir. Bizi birleştirecekler o kadar. Kardeşliği sağlasınlar. Biz onlara göndeririz o zaman gemilerle, konu değil. Böyle konu olur mu? Yani, “İsrail, niye bunu yapıyorsun sen? Olur mu böyle? Çok ayıp yapıyorsun” diyor. “Bir toplantı, bir panel yapalım, İsrail’i kınama paneli yapalım” diyor. Adamlar gülüyor, yani çok komiklerine gidiyor, “bağırın, bağırın ciğerleriniz açılır” diyorlar.Kardeşim “gelirseniz sizi ezerim” diyor. “Yok, ezemezsin” diyorlar. “Gel göstereyim” diyor. Darmadağın edip gönderiyor. “Helal olsun ne şahane oldu, bir daha yapalım yeniden” diyorlar. Yine gönderiyor, yine ezip yine gönderiyorlar. Amerika’ya mesela dayılık yaptı Irak, darmakeşan etti, “al Irak güle güle kullan” dedi. Afganistan’da da bak, “al güle güle kullan” dedi. Saddam’ın hiç mi hiç niyeti yoktu, Türk-İslam Birliği’ne, asla kabul etmeyeceği bir şey. Irak halkı da büyük bir bölümü, epey bir bölümü öyleydi. Göbeklerini yayıp, nargile kaynatıp, kadın kız oynatıp, işlerinde güçlerindeydiler. Bu olaydan sonra müthiş bir İslam sevgisi ve Kuran sevgisi yayıldı, inşaAllah. Ve hepsi şu an Türkiye lider olsun demeye başladı. Bizim gazozdan önce, helvadan önce, beton malzemesinden önce bizim acil ihtiyacımız ne biliyor musunuz? İttihad-ı İslam’dır. Önce bunu bize, bu yardımı yapsınlar. Yani bize yardım gemileriyle İttihad-ı İslam gelsin. Bunun bilgisi gelsin, bunun gayreti gelsin. Bunu bize sağlarlarsa, o konuyu bize bıraksınlar, İsrail ile ilgili şeyi ben hallederim, hepsini hallederim. Onlar İttihad-ı İslam’ı yapsınlar. Söz veriyorum bak ben tek başıma, kendi başıma bunu halledeceğim onlara inşaAllah. Eğer halledemezsem gelsin bana söylesinler. Yani ne Gazze sorunu kalır, ne Filistin sorunu kalır. Bak sırf ben şahıs olarak, bir fert olarak, Müslümanların içerisinden alelade bir insan olarak, gariban bir insan olarak bak ben söz veriyorum. Kardeşlerim İttihad-ı İslam’ı yapsınlar, İsrail’i bana versinler. Bak nasıl meseleyi hallediyorum. Nasıl Filistinliler özgür oluyor, nasıl yardım malzemesi girmesi ne demek, her kanalı açarız, her yeri açarız, bütün kapılar açılır. Hem de iftiharla, böyle sarılarak muhabbetle olur. Böyle sürekli Müslümanları mahcup ederek, ezdirerek, kendilerine güvenlerini kaybettirerek yapılan bu operasyonun sonucunda İslam alemi tek tek tükenecektir Allah esirgesin, olmaz böyle bir şey, inşaAllah.
OKTAR BABUNA: Tamamen katılıyorum Hocam. Tam dediğiniz gibi yani hem örnekleri var tarihte. Bunu açıklamıştınız, 82’den beri olan katliamları ve zulümatı açıklamıştınız Hocam. Tam dediğiniz gibi oluyor. Hep aynı şekilde, aynı şekilde yeniliyorlar yine aynı şekilde oluyor.
ADNAN OKTAR: Kardeşim şimdi binbir parçaya ayrılmışlar. Hepsini canavarın önüne atıyorlar. Bir onu kapıyor yiyor. Canı sıkılıyor mesela bekliyor “şu da müsait, bir de onu kapıp yiyeyim” diyor, bir ertesi gün onu da kapıyor. Onlar da seyrediyorlar. Hatta halk arasında onun bir hikâyesi de vardır. Bir kurt kalabalık bir topluluğa geliyor, “önce ben şunu yemek istiyorum, yoksa hepinize saldırırım” diyor. “Verelim şunu da şu kurt saldırısını kessin” diyor, adamı önüne atıyorlar onu, yiyor. “Bak şunu da istiyorum son olarak, onu da verirseniz size ellemeyeceğim” diyor. Onu da önüne atıyorlar, onu da yiyor. “En son bir tane şu kaldı, onu da verirseniz” diyor. En son sıra ona geliyor, “şimdi sen, şimdi seni yiyeceğim” diyor. Bakın adım adım ilerliyorlar, daha hala seyrediyorlar İttihad-ı İslam konusunda. Daha hala bekliyorlar. Kardeşim Allah’a güven, Allah “bunu yaptığınızda sizi koruyacağım” diyor Allah. Her şeye sahip olan Allah değil mi? Her şeye hâkim olan Allah değil mi? Size ne, rahat edin siz. Gel o zaman bana böyle yazıları gönder. De ki, “İsrail bize izin vermiyor. Müsaade alalım mı?” de. Bak ben sana garanti veriyorum, İsrail’den müsaade alınmayacak, sana söz veriyorum. İttihad-ı İslam’ı sağla, asla izin almadan, göğsünü gere gere Gazze’ye de, istediğin yere de, istediğin yardımı götüreceğim, bizzat ben götüreceğim, söz veriyorum. Ama İttihad-ı İslam’ı sağlamazsan, böyle ezilmeye ve perişan olmaya devam edersin. Anlaşıldı mı? İnşaAllah.
Oktar Hocam şimdi anlat seni dinleyeyim.
OKTAR BABUNA: Estağfurullah Hocam. Bu İran gemisi vardı Hocam, yolda, o da yardım götürüyor, Gazze’ye şu anda. Bu anlattıklarınızdan sonra onlar da yola çıkardılar bir gemi.
ADNAN OKTAR: Kardeşim ben yine aynı şeyi söylerim. Yani şu mevcut şartlarda gelip göstermeleri gerekir çünkü işgal etmiş orayı İsrail, “benim, hükümdarlığım altında, aksini söylüyor musunuz?” diyor. Kimse aksini söylemiyor zaten. Yani şu anlamda “gücünüz yetiyorsa gelin geri alın İsrail’i” diyor. Adam diyor ki “benim gücüm yetmiyor. Ama ‘kahrolsun’ diyerek ben gelirim, orada bir şeyler yapmaya çalışırım” diyor. “O zaman da seni vurum ben” diyor. “Yok, vuramazsın” diyor. “Gel de göstereceğim o zaman” diyor. Geliyor, “tak” diye vuruyor gönderiyor. Böyle yöntem olmaz. İran’la da olmaz bu işler. Hepsi Mehdi (a.s.)’nin çevresinde birleşmedikten sonra, Mehdi (a.s.)’ye tabi olmadıktan sonra, İttihad-ı İslam oluşmadıktan sonra, Türk-İslam Birliği oluşmadıktan sonra, bu perişanlıktan kurtulmaları asla mümkün değil, söyleyeyim. Her seferinde yenilirler, her seferinde, istisnasız. Çünkü Allah’ın hükmüne, Allah’ın kanununa aykırı bir tavır içindeler, İslam alemi. Bilerek veya bilmeyerek yapanlar var. Cahilliğinden yapmayanlar var. Ama genel kitle olarak, yoksa tabii ki iyi niyetli olanları tenzih ederim, İttihad-ı İslam’ı isteyenleri, İslam Birliği’ni isteyenleri tenzih ederim. Benim bunlara bir sözüm yok. Ama açıkça bu. Yani her seferinde mağlup olurlar. Bak Allah sürekli gösteriyor mağlubiyeti. Osmanlı’da da mağlup oldular, sonradan da gene mağlup oldular, sürekli mağlubiyet devam ediyor, kesintisiz. Ve her yerde eziliyorlar. Ya Allah’ın Resulü (s.a.v.)’nün sözünü dinleyecekler, Allah’ın sözünü dinleyecekler, ya bu olacak, ikisinden birisi. Ama buna rağmen Allah lütfu ile, ikramı ile inşaAllah Mehdi (a.s.)’yi zuhur ettirdi. Bütün bunlara rağmen bu bölünme, parçalanma ruhuna rağmen, bölünme-parçalanma ortadan kalkacak, İttihad-ı İslam oluşacak. Söyledim ve dediklerim doğru çıkıyor. Buyrun bakın, “Özbekler’den Gül ve Erdoğan’a Çağrı” diyor. Türk-İslam Birliği’dir işte bu. Özbekler nedir? Türk. Irkçılık yapıyorsun sen diyorlar. Kardeşim pratik bir durum var, Türkler İslam aleminin lideri. Şimdi mesela bir Başbakan var, bu kişi Başbakan’dır dediğimizde, ırkçılık mı yapmış oluyoruz? Başbakan’ı söylemiş oluyoruz. Başı Türkler’dir hareketin, bunu söylemeyelim mi? Sormazlar mı bir adama bu hareketin, bu topluluğun lideri yok mu derlerse, ne diyelim biz? Yok mu diyeceğiz? Var, işte Türkler. Bunun adına Türk-İslam Birliği denir ve İttihad-ı İslam da diyorum ayrıca, yani niye tedirgin oluyorsunuz? Irk ve kan üstünlüğü olarak da demiyorum ben, ahlak olarak diyorum, doğru. Yiğitlikleri, cesaretleri hadislerde de var, çok detaylı anlatılmış.
Sen anlat bu konuyu Oktar, seni dinliyorum.
OKTAR BABUNA: Estağfurullah Hocam. “Özbekistan’lı aydınlar, Kırgızistan’daki kardeş kavgası ve şiddet olayları ile ilgili Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ve Başbakan Erdoğan’a, olayların durması noktasında müdahil olmaları için açık çağrı yaptı.” MaşaAllah, tam dediğinizi teyid eder şekilde gelişiyor olaylar Hocam.
ADNAN OKTAR: Kardeşim bak, mesela bu olayda, Kırgızistan ile Özbekistan arasındaki olayda, Türkiye eğer müdahil olmazsa, Kıyamet’e kadar bunlar çatışırlar. Yani Türk-İslam Birliği’nin dışında, bölgenin yatışması mümkün değil. İllaki bizim ağabeyliğimiz gerekiyor. Bakın bu da bir zulümdür işte. Bakın buradaki insanlara yazık değil mi? Sırf Türk-İslam Birliği oluşmadığı için oluyor bunlar, inşaAllah.
OKTAR BABUNA: Dua ederek beklemişler Hocam. “İç savaşın eşiğindeki Kırgızistan’dan, işini, eğitimini, evini bırakarak yurda dönen Türk vatandaşları, yaşadıkları korku dolu günleri anlattı.” diyor Hocam. “Kimisi Özbekler’e, kimisi Kırgız ailelere, kimisi Ahıska Türkleri’ne sığınarak canlarını kurtaran Türk vatandaşları, dua ederek kurtarılmayı beklediklerini söylüyor” diye bir gazete haberi var. Bu yine aynı şekilde, “Financial Times’tan Türkiye’ye övgü” diye bir haber var Hocam. “Türkiye’ye, Arap dünyası ve İran’da olmayan bağımsızlığa, dinamik ekonomisi ve gelişen demokrasisiyle hayran olunmalı” diye Financial Times’tan Türkiye hakkında bir haber çıkmış Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Bediüzzaman’a diyorlar ki: “Burası tehlikeli Türkiye, kaç. Yurt dışına kaç. Yani Türkiye’de durma, Türkiye’de sana suikast yapacaklar, sana başına bir iş çıkartırlar, bela gelecek, hapsederler, seni ezerler. Mutlaka Türkiye’den kaçman, yurt dışına çıkman gerekiyor.” diyorlar Bediüzzaman’a. Bediüzzaman diyor ki: “Senin mektubunda, benim istidatim ve eğer iktidarım olsa, benim Şam veya Hicaz tarafına gitmeme dair sizin Hükümet-i Hazraya müracaat maddesi ise, evvela biz imanı kurtarmak ve Kuran’a hizmet için Mekke’de de olsam,” bak Mekke’de de olsam, “buraya gelmek (İstanbu’a gelmek) lazımdı.” diyor. Mekke’de de olsam, Cübbeli diyor ya Mekke’de çıkacak Mehdi (a.s.). Bediüzzaman da diyor ki: “Mekke’de de olsam, ben İstanbul’a gelirdim.” diyor. Tam Cübbeli’ye cevap bu. “Mekke’de de olsam buraya gelmek lazımdı. Çünkü en ziyade burada ihtiyaç var. Binler ruhum olsa, binler hastalıklara müptela olsam ve zahmetler çeksem, yine de bu milletin imanın ve saadetine hizmet için burada kalmaya, Kuran’dan aldığım dersle karar verdim.” diyor. “Kuran’dan aldığım dersle karar verdim ve vermişiz.” diyor. Talebeler olarak da bu kararı verdik diyor, inşaAllah. “Saniyen: Bana karşı hürmet yerine, hakaret görmek noktasında mektubunuzda beyan ediyorsunuz. ‘Mısır’da, Amerika’da olsaydınız,” diyorlar Bediüzzaman’a, ‘tarihlerde hürmetle yad edecektiniz’ dersiniz.” diyor. Yani Amerika’da olsaydınız, rahat ederdiniz diyor. Yahut Mısır’da olsan, rahat ederdin. Bak o da diyor ki: “Biz imanı kurtamak ve Kuran’a hizmet için, Mekke’de de olsam, buraya gelmek lazımdı.” Yani İstanbul’a gelmek lazım diyor. “Çünkü en ziyade burada ihtiyaç var, binler ruhum olsa.” diyor. “Binler hastalıklara müptela olsam ve zahmetler çeksem,” hapsetseler, şu olsa, bu olsa, “yine de bu milletin imanına ve saadetine hizmet için burada kalmaya Kuran’dan aldığım dersle,” diyor bak, “Kuran’dan aldığım dersle karar verdim ve karar vermişiz.” diyor. Ben gitmem hiçbir yere diyor. Ne Amerika’ya ne Mısır’a, hiçbir yere gitmem diyor. İster hapsetsinler, ister şehit etsinler, ne yaparlarsa yapsınlar diyor. “Aziz, dikkatli kardeşim. Biz, insanların hürmet ve ihtiramından ve şahsımıza ait hüsn-ü zan ve ikram ve tahsinlerinden mesleğimiz itibarıyla cidden kaçıyoruz.” Ben meraklısı değilim diyor Bediüzzaman. Sana hakaret etmezler, iftira etmezler, basında aleyhinde yazı çıkmaz diyor. Halk arasında böyle çirkin sözler yayılmaz diyor. Ben de meraklısı değilim diyor Bediüzzaman, yani beni öyle övmenizin ve beni tahsin etmenizin diyor. Bak, “hürmet ve ihtiramından ve şahsımıza ait hüsn-ü zan ve ikram ve tahsinlerinden mesleğimiz itibarıyla cidden kaçıyoruz.” diyor. “Hususan acip bir riyakârlık olan şöhretperestlik ve câzibedar bir hodfuruşluk olan tarihlere şâşaalı geçmek ve insanlara iyi görünmek ise,” yani milletin beğenisini kazanmak ise, “Nurun bir esası ve mesleği olan ihlâsa zıttır ve münafidir.” Yani isteyen istediğini söylesin diyor. Deli desin, hakaret etsin, iftira etsin, beni hiç ilgilendrimez diyor. “Onu arzulamak değil, bilâkis şahsımız itibarıyla ondan ürküyoruz” diyor. Ben şahsım itibariyle ürküyorum, öyle bir şey peşinde değilim ben diyor. Yani millet beni iyi bilsin, onun propagandası yapılsın, şaşaalı bir tarz verilsin, ben bunu istemiyorum diyor. “Yalnız Kur’ân’ın feyzinden gelen ve i’câz-ı mânevîsinin lemeatı olan ve hakikatlerinin tefsiri bulunan ve tılsımlarını açan Risale-i Nur’un revacını,” yani Risale-i Nur Külliyatı’nın yayılmasını. “Ve herkesin ona ihtiyacını hissetmesini,” bu kitaplara insanların ihtiyaç hissetmesini “Ve pek yüksek kıymetini herkes takdir etmesini ve onun pek zahir mânevî kerâmâtını,” yani manevi kerâmâtı var diyor. “ve iman noktasında zındıkanın bütün dinsizliklerini mağlûp ettiklerini,” Yani o zamanki dinsiz hareketi, o zamanki dinsiz düşünceyi “Zındıkanın bütün dinsizliklerini mağlûp ettiklerini ve edeceklerini bildirmek, göstermek istiyoruz ve onu rahmet-i İlâhiyeden bekliyoruz.” diyor. Dolayısı ile ben İstanbul’dan ayrılmam, burada da faaliyet yapacağım diyor. İsteyen istediği hakareti de yapsın, meraklısı değilim diyor Bediüzzaman. Emirdağ Lahikası, 168/170, inşaAllah.
Evet, Oktar Hocam başka neler anlatmak istiyorsun?
OKTAR BABUNA: Estağfurullah Hocam. “Rahman olan Allah Erdoğan’ı korusun” diye bir haber var Hocam inşaAllah. Yine Türkler’in liderliğine yönelik. “Katar’da yayınlanan El Vatan Gazetesi’nin internet sayfasında, Abdülhamid El Ensari imzasıyla yayınlanan, Arap ve İslam dünyasına hoş geldin Türkiye” başlıklı makaledeki şeyleri anlatıyor. “Türkiye’ye, Arap-İslam dünyasına hoş geldin” demişler Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Arap ve İslam dünyasına hoş geldin.
OKTAR BABUNA: Evet, Türkler’e diyorlar Hocam inşaAllah. Başlığı da, “Rahman olan Allah Erdoğan’ı korusun.”
Devam ediyorum Hocam inşaAllah. Siz Hocam, Belediyeler meyve bahçeleri yapmaya başlamışlar. Siz bunu söylemiştiniz Hocam inşaAllah. 24 Temmuz 2008 yılında Time Türk’te diyorsunuz ki Hocam, size diyorlar ki Time Türk: “Bunu dışında şöyle bir şey sorayım. Türkiye olarak, yani kafanızda nasıl bir Türkiye var, ya da nasıl bir Türkiye özlüyorsunuz?” Siz cevap veriyorsunuz: “Çok modern. Sokakta herkesin böyle selamlaştığı, neşeli, her yerde meyve ağaçları olan, hayvanların falan gezindiği, böyle neşeli, canlı bir Türkiye.” Çay TV.’de de diyorsunuz ki Hocam: “Meyve ağaçları ekilsin her yere ve gençlerimiz, insanlarımız bol bol meyve yesin. Mesela sokaklar, caddeler de, her yerde meyve ağaçları olsun. Bir de meyve ağaçlarının görünümü de olağanüstü güzel, çok iç açıcıdır. Mesela elma ağacı, armut ağacı, kiraz ağacı, dut, vişne ağacı her yere ekilebilir bunlar. Şehrin her tarafı müsait. Bütün Anadolu’muzu, bütün Türkiye’yi meyve ağaçlarıyla süsleyelim, gayet güzel olur.” diyorsunuz. Nitekim bu da gerçekleşti Hocam inşaAllah. Bugün haber var, “İstanbul’un göbeğinde kiraz bahçesi” maşaAllah. Söylediğiniz her şey Hocam maşaAllah, Allah’ın izniyle bire bir gerçekleşiyor. Zaten 1000’i buldu böyle söyledikleriniz inşaAllah. Dediğiniz gibi İstanbul’un göbeğinde kiraz bahçesi yapılmış. Adım adım...
ADNAN OKTAR: MaşaAllah, daha da yapacaklar, daha da devam edecek inşaAllah.
OKTAR BABUNA: Bedava marketler demiştiniz, bu gerçekleşti. Hastanelerin ücretsiz olması yönünde söylemiştiniz, o yönde çalışmalar var. Devlet el atmalı demiştiniz bu kayıp çocuklara, bu ensest olaylarına, aynı şekilde devlet müdahale ediyor. Bunun gibi 1000 tane var Hocam söylediğinizin gerçekleştiği, maşaAllah.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah, elhamdülillah ve daha da devam edecek inşaAllah, Allah’ın izniyle, inşaAllah.
OKTAR BABUNA: Bir de evrimle ilgili bir haber çıkmış Hocam bugün Sabah Gazetesi’nde. “34 milyon yıldır hiç evrim geçirmedi” diye. “Bilim adamlarının son yaptığı araştırmada, yaban arılarının 34 milyon yıldır hiç evrim geçirmediği ortaya çıktı” diyor. Bir amber fosilinde, yaban arısı fosili bulmuşlar Hocam. Hiç evrim geçirmediğini çok net olarak gösterdiğini itiraf ediyorlar.
ADNAN OKTAR: Kardeşim bakın, onbinlerce, yüzbinlerce amber fosili var, amber. Böcekler var içerisinde. Hiçbiri, ama hiçbiri evrim geçirmemiş, hiç değişmemiş, yani tek bir tane yok. 300 milyonun üzerinde de fosil var, tek bir tanesinde evrim geçirdiğine dair delil yok. Bakın dünyaya bu gerçeği biz duyurduk. Dünya bilmiyordu bunu, bak dünya bilmiyordu, dünya. Dünyaya biz duyurduk ve kimse de gıkını çıkaramıyor. Yok öyledir diyen, aksini söyleyen yok. Ve dedik ki bakın, bir tane Darwin’in dediği gibi ara fosil yok dedik, tek bir tane. Ve dedim ki göğsümü gere gere, arkadaş 10 trilyon tak getirip vereceğim dedim, bir tane fosil getirene. Baktık fosil mosil getiren yok. Kardeşim fotoğrafına da razıyım dedim, fotoğrafını getirin dedim. Onu da getiremiyorlar. Rekonstrüksyon yapıp onu da getirse, ona da razıyım ben yani değil mi? Böyle hayali yapsınlar, hayali. Gördüm de aklımda kaldı gibi, ona da razıyım. Yok, onu da yapamıyorlar, yok çünkü. Çünkü doğru olamadığını bütün insanların gözü önünde ispat edeceğim biliyorlar. Ben ara fosil buldum diye nasıl getirsin adam buraya? Selamun aleyküm, hoş geldin diyeceğim. Sonra alıp fosili havaya kaldıracağız, bu ara fosil mi diyeceğiz. Değil diyecek. Neyi anlatıyor bu? Bu yaratılışı anlatıyor diyecek değil mi? Haydi git evine diyeceğim. Ama iyi bir şey; biz ondan para istemiyoruz bak değil mi? İnşaAllah.
OKTAR BABUNA: Rusya’dan da güzel bir haber var Hocam. Allah’ın izniyle buna da siz vesile oldunuz. Rusya’da kilise, Darwinizm’in okullarda okutulmasının yasaklanmasını, yani okutulmaması yönünde, aynı zamanda yaratılışın anlatılması yönünde bir açıklaması var Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Kardeşim, bu deccali anlatmamak olmaz. Deccali Peygamber (s.a.v.) anlatıyor, deccal yasaklanmaz, deccali anlatsınlar. Zırvalarını da anlatsınlar ama onlar nasıl böyle pestil gibi ezdiğimiz de anlatacaklar, sorun bu, konu bu, inşaAllah. Anlatılmaz olur mu? Neyi ezdiğimiz anlatmazsak olur mu? Hayali bir şey ezilmez. İnşaAllah bu deccal dedeyi tarif edecekler, anlatacaklar inşaAllah.
OKTAR BABUNA: Bunu siz daha iyi bilirsiniz Hocam, Rusya tamamen Marksistti. Darwinizm bütün Rusya’da vardı. Komünizm yıkıldıktan sonra, sizin kitaplarınız girdikten sonra oldu bu Hocam inşaAllah. Böyle bir gelişme yoktu daha önce maşaAllah.
ADNAN OKTAR: Rusya’da en çok satan kitaplar benim kitaplarım, maşaAllah. İnternetten de en çok indirilen kitaplar yine benim kitaplarım, maşaAllah.
OKTAR BABUNA: İslami kitaplar arasında izin verilen tek kitap sizin kitaplarınız, maşaAllah.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah, Allah’a hamd olsun, elhamdülillah.
Bak ne diyor? “Din en nihayet Medine’ye girip, orada istikrar edecektir.” İstanbul’da, en son olarak gerçek iman İstanbul’a çekilecektir diyor hadiste. Deccal devrinde, Ahir zamanda. Yani Mehdi (a.s.)’nin olduğu yere gelecektir diyor. Peygamber (s.a.v.) söylüyor bunu. “Fitne, deccaliyet bütün dünyayı saracak. Yukarıda Mehdi (a.s.)’nin bahsinde bu geçmiştir. Yanlız Medineler hidayet içinde kalacaktır. (İstanbul)” Yani Türkiye, Türkler. “Çünkü bu o zaman halis mümin olarak kalan ancak onlar olacak. Zira gerçek halife olan Mehdi (a.s.)’ye tabi olmuşlardır.” İsteseler de, istemeseler de Mehdi (a.s.)’ye tabi olmuş oluyorlar. “Gerçek halife mevcup olup da, onu tanımayan,” yani Mehdi (a.s.) mevcut olup da onu tanımayan. “Ve tanıyıp da ona bağlanmayan kimsenin ölümü, cahiliye ölümü gibidir.” Yani şirk içindeki bir dünyadaki ölüm gibi olur diyor Peygamberimiz (s.a.v.). Bu ünlü bir hadistir. Bakın, “Gerçek halife,” yani Mehdi (a.s.), “mevcut olup da, onu tanımayan veya tanıyıp da ona bağlanmayan kimsenin ölümü, cahiliyet ölümü gibidir. İşte din Medine’ye dönecek sözünün manası budur.” Berzenci Hazretleri söylüyor bunu, müceddid, inşaAllah. “Sonra o içindeki yaramazları atacak,” yani ahlaksız, üçkağıtçı, sahtekar takımını, “atacak, böylece münafıklar ve kötü kişiler oradan ayıklanmış olacaklar. Ve halis iman Medine’de kalacak. Beyt-i Makdis, yani Kudüs ve diğer ülkelerde böyle olmayacak. Çünkü münafık ehl-i zimme ve yaramaz kişiler oraları dolduracak.” Yani bak şu an hakikaten Kudüs karmakarışık insanlarla dolu. Ama İstanbul’a küfür girmiyor. Türkiye’ye giremiyor. Deccaliyet giremiyor, çünkü Mehdi (a.s.) var inşaAllah. Bak bir daha Bediüzzaman’ın bu sözünü hatırlatıyorum. “Biz, imanı kurtarmak ve Kur’ân’a hizmet etmek için,” diyor. Bak “Biz, imanı kurtarmak ve Kur’ân’a hizmet için, Mekke’de olsam da (İstanbul’a) buraya gelmek lâzımdı.” diyor Bediüzzaman Said Nursi. Tabii.
OKTAR BABUNA: Hocam aynısını siz de söylemiştiniz maşaAllah. Hem dediniz, bu başınıza gelen, maşaAllah Allah’ın getirdiği bu kadar olay var, hiçbir şekilde İstanbul’dan, Türkiye’den ayrılmam demiştiniz, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Hülya Avşar programında, CNN’de ne demiş? Oje sürmediğini söylemiş. “Ne derler, yanlış mı olur bilmiyorum, ama abdest almadan evden çıkmıyorum.” Niye yanlış olsun? Çok güzel söylemişsin Hülya Hanım, olur mu öyle şey? Senin gönlün rahat olsun. “Ne derler, yanlış mı olur bilmiyorum,” doğru. “Ama abdest almadan evden çıkmıyorum.” maşaAllah. “O yüzden de oje sürmüyorum. Hiçbir zaman sürmedim. Oje ile abdest alınmaz, oje sürmüyorum. En önemli şeyim, maneviyat.” diyor. MaşaAllah, maşaAllah helal olsun. MaşaAllah. “Hayatta en büyük mutluluğu, heyecanı veren öbürleri değil.” diyor. Bakın, “En büyük mutluluğu, heyecanı veren öbürleri değil.” Tutku da, aşk da, muhabbet de, her şey Allah’adır. Allah’a duyulur. Allah’a duyduğumuz sevgiden dolayı biz aşkı tadarız, tutkuyu tadarız, inşaAllah. Bütün sevgimiz Allah’a, inşaAllah. Bütün aşkımız Allah’a. “Bana göre başarı, manevi değerlerini her şeye rağmen ayakta tutabilmiş insandır.” MaşaAllah. Bak, “Manevi değerlerini her şeye rağmen ayakta tutabilmiş insandır.” Çevresindeki adamlara, baskıya rağmen, her şeye rağmen dinini sabırla ve kararlılıkla yaşayan insandır diyor. “Para değil, pul değil, aileyi, sevgiyi, etrafı, dostluğu gerçekten şöhretteten de, zenginlikten de öte tutabiliyorsa,” yani maneviyatı diyor yine de, para pul önemli değil diyor. “Zenginlikten de öte tutabiliyorsa, yaşlandığında etrafında çok insan varsa, bence büyük başarı odur hayatta.” “Yaşlandığında etrafında çok insan varsa,” Hülya Hanım yaşlanmış falan değil ayrıca, öyle bir şey de yok, nereden çıkartmış? “Çok insan varsa,” Az insan da olabilir, çok insan mecburiyetimiz yok ki. Az fakat kaliteli insan olabilir. Çoğunluk, çoğunluk bizi sevecek diye bir konu yok ki değil mi? Evet, ama çok güzel, üslubunu hoş hale getirmiş, güzel hale getirmiş, tebrik ediyorum. Bak sevgim arttı şimdi, muhabbetim arttı.
OKTAR BABUNA: Sizin bir hatırlatmanız olmuştu, ondan sonra çok büyük değişim göstermişti, maşaAllah.
ADNAN OKTAR: Evet. Daha önce evet “böyle konuşma” dedim. Böyle şey yapma, uyardım, anlattım inşaAllah. Şimdiki çizgisi çok güzel olmuş.
“Selamun aleyküm. Hep Said Nursi diyorsunuz. Kuran ve Peygamber (s.a.v.)’i biz biliriz. Kuran’da Said Nursi bahsolunuyor mu?” Elmalılı Hamdi’den de bahsedilmiyor. Ömer Nasuhi Bilmen’den de bahsedilmiyor. Efendim ne bileyim, diğer ehl-i sünnet alimlerinden de bahsedilmiyor Kuran’da, mücedditlerden de bahsedilmiyor. Bu ne biçim söz? Her yüzyılda bir müceddit geliyor. 13. yüzyılın müceddidir Bediüzzaman. Mevlana Halidi’dir bir önceki. Mevlana Halidi’nin kitapları niye okunuyor o zaman? Abdülkadir Geylani Kuran’da bahsediliyor mu? İmam Rabbani’den bahsediliyor mu? Bu ne biçim söz böyle? Müceddid, alim bir insan, tabii ki biz Müslümanları severiz. Kuran’ı bize anlatıyor, hadisi bize anlatıyor. Kuran müfessiridir, hadis müfessiridir. Ömer Nasuhi Bilmen’in tam ilmihali var, Tam İslam İlmihali var, oradan biz öğreniriz. Fıkıh öğreniriz. “Şeyh Nazım Kıbrisi Hazretleri Nur Külliyatı’nı okumanın zamanının geçtiğini söylüyor.” Doğru diyor. Çünkü Mehdi (a.s.) devrindeyiz. Yani “artık Mehdi (a.s.)’nin eserlerini okuyun, Mehdi (a.s.)’nin kitaplarını okuyun, Risale-i Nur’un vakti geçti” diyor. Ama şöyle vakti geçti, müceddidlik silsilesi olarak yeni müceddid devreye girmiştir. Yani 13. yüzyıl bitmiştir, 14. Hicri yüzyıl devreye girmiştir. Mehdi (a.s.) Risale-i Nur’dan istifade edecektir. İmam Rabbani’nin Mektubat’ından istifade edecektir. Abdülkadir Geylani’nin eserlerinden istifade edecektir. Her müceddid, her alim, bir önceki alimden istifade eder. Dolayısıyla, Risale-i Nur Külliyatı’nın etkisi kıyamete kadar geçerlidir. Çünkü, içinde ne var? Kuran ve hadis var. Kuran ve hadis zamanı gelince ortadan kalkıyor mu? Kalkmıyor. Risale-i Nur da ortadan kalkmaz. Yani etkisi kalkmaz, ama tefsir açısından ve etki açısından tabii ki Mehdi (a.s.)’ya bırakmıştır 14. yüzyılı Bediüzzaman. Açıkca söylemiştir. “Risale-i Nur’dan istifade edecek” diyor. Risale-i Nur hakim olacak demiyor. “Mehdi (a.s.)’nin eserleri hakim olacak” diyor. “Her ne kadar az da olsalar” diyor talebeleri için, “manen bir ordu kadar kuvvetli ve kıymetli sayılırlar” diyor. “Kendilerinden önce bir taifenin uzun tastikatıyla hazırladıkları eserleri, hazır bir program olarak neşr ve tatbik edecek” diyor. Demek ki Mehdi (a.s.) kitaplar hazırlayacak. “Onunla, o birinci vazifeyi tam yapmış olacak” diyor. Risale-i Nur Külliyatı’yla yapacak demiyor. Bak, “ondan evvel bir taifenin uzun tastikatıyla hazırladıkları eseri, hazır bir program olarak neşr ve tatbik edecek” diyor. “Maddiyyun, tabiiyyun taununu” yani Darwinizm ve materyalizmi, “yerle bir edecek” diyor. Ve “iman hakikatlerine ağırlık verecek” diyor. Fakat, “Risale-i Nur’u da hazır bir proğram olarak, neşr ve tatbik edecek” diyor. “Risale-i Nur’dan istifade edecek” diyor. Tabii ki Mehdi (a.s.) devrindeyiz. Yani Şeyh Nazım’ın demek istediği bu. Yoksa hiç okumayın anlamında değil, olur mu öyle şey? Tabii ki okunacak, ama hakim olan Mehdiyettir. “Şimdi siz başka şeyler söylüyorsunuz, valla biz Kuran’a ve Peygamber (s.a.v.)’e inanıyoruz.” Biz de Peygamber (s.a.v.)’e ve Kuran’a inanıyoruz, ama ehl-i sünnet çizgisinde inanıyoruz. Ehl-i sünnet inancında inanıyoruz. Sen Kuran’a ve Peygamber (s.a.v.)’e inanıyorsan, ehl-i sünnete ittiba etmek mecburiyetindesin. Ve bütün ehl-i sünnet alimlerini kabul etmek durumundasın. Mevlana Halid-i, Abdülkadir Geylani’yi, İmam Rabbani’yi, İmam-ı Gazali’yi. Ha “ben alim kabul etmiyorum, benim alim, ben tek başıma anlarım” diyorsan, o ayrı mesele, var öyle tipler. Biz öyle değiliz, mukallitiz biz, biz alimlerden öğreniyoruz, tefsirden öğreniyoruz, mezhep imamlarından öğreniyoruz, efendim Ömer Nasuhi Bilmen’in Tam İslam İlmihali’nden öğreniyoruz. “Ama ben müceddidim, müçtehidim, en büyük alimim, ben anlarım” diyorsan, o ayrı. Allah ilmini arttırsın biz ne diyelim? Evet anlattık işte. Nur Külliyatı, adı üzerinde nurdur, İmam Rabbani’nin Mektubat’ı nurdur, hiçbir zaman için geçmez İmam Rabbani’nin Mektubat’ı. Her zaman, Kıyamete kadar geçerlidir. Mevlana Halid’in eserleri kıyamete kadar geçerlidir. Ama her yüzyılın bir müceddidi vardır. Her yüzyılda Allah bir müceddid gönderir, en sonunda da en büyük müceddid gelmiştir. Bediüzzaman diyor, ben söylemiyorum. “En büyük bir müceddid, hem en büyük bir müçtehit, hem hakim, hem Mehdi, hem mürşid, hem Kutb-u azam olarak” Kutb-u azam olarak, en büyük kutup olarak “bir zatı nuraniyi gönderecek, o da Ehl-i Beyt’i nebeviden olacak” diyor. Tabii ki onun eserlerine tabi olacağız. Bitti mi programımız? Ama internetten devam edeceğiz değil mi? İnşaAllah.
SUNUCU: Bitirmeden önce kısa bir hatırlatma yapalım. Harunyahya.tv sitesinden yayınları 24 saat takip edebiliyorsunuz. Soru ve görüşlerinizi bize ahirzamansohbetleri@hotmail.com adresinden gönderebilirsiniz. Harunyahya.org ve harunyahya.net adreslerinden Hocamızın tüm eserlerini ücretsiz olarak indirebilirisiniz. Bizi yarın 22:00’den itibaren harunyahya.tv internet sitemizden, Mavi Karadeniz Radyo’dan, AksuTV ve KaçkarTV ekranlarından de takip edebilirsiniz. Yayınımıza harunyahya.tv internet sitesinden devam edeceğiz. Hayırlı geceler.
Kuran'ın Bazı Sırları
Devamı ...Kısa filmler - Mutlaka izleyin
Devamı ...
Sizden Gelen Güzellikler
Devamı ...Basında Harun Yahya
Devamı ...
Adnan Oktar Diyor Ki...
Devamı ...Adnan Oktar Ne Demişti Ne Oldu
Devamı ...