SUNUCU 1: Yayınımıza HarunYahya.Tv sitesinden devam ediyoruz.
ADNAN OKTAR:Ben biraz hadislerden anlatacağım. Peygamber Efendimiz (s.a.v)’in hadislerinden. Elmalılı Hamdi Yazır’ın eserinden ve Ömer Nasuhi Bilmen’in, Celal Yıldırım’ın tefsirlerinde de var. Oradan anlatıyorum.
“Ashabtan insanlar Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’e sormuşlar; "Ya Resulullah İslam dinini direk birinci elden sen bize anlattın. Nasıl ibadet edeceğimizi sen bize öğrettin. İslam yolunda mallarınızı harcayın dedin verdik, İslam için cihad edin ve mertebelerin en yükseği olan şehitliğe yükselmemizi söyledin, birçoklarımız da İslam için şehit olduk. Senin her dediğini harfi harfine yaptık. Takva olarak bizden daha üstün birileri var mıdır?"” diyor Peygamberimiz (s.a.v.)’e. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) de; “evet vardır” diyor. “Öyle bir millet gelecek ki onlar beni görmedikleri halde beni görmüş gibi iman edecekler. İslam’ı yüceltip İslam adaletini ve medeniyetini dünyaya yaymaya çalışacaklar ve onlar İslam’ın koruyucuları olacaklar. İşte onlar benim Cennetteki kardeşlerimdir. Takva bakımından da sizden üstündürler.” Elmalılı Hamdi Yazır, diğer azizler de var. Bu, Mehdi (a.s.) ve Mehdi (a.s.) talebeleri, Türk Milleti’ne bakıyor inşaAllah. Birçok tarih ve din kitaplarında bizim milletimiz için Türk Milleti için bakın neler diyor; “Milleti memduha (övülmüş millet), İlahi nusretle müeyyed (Allah’ın yardımı ile te’yid ettiği) millet, İ'lay-ı kelimetullah ile muvazzaf ( Allah isminin yüceltilmesi ile görevli ) millet, tabirleri kullanılır” diyor Elmalılı Hamdi Yazır ve Ömer Nasuhi Bilmen. Taberi’de hadis Peygamberimiz (s.a.v)’in hadisi; “ülkeleri düşmana karşı koruma gücü on kısma ayrıldı: Bundan dokuzu Türklere ve biri diğer milletlere verildi.” Bak ahlak üstünlüğü bu. Irk olarak üstündür demiyor Peygamber (s.a.v). Ebu Hureyre’den hadis; “Türklerden öyle insanlar gelecektir ki, onların Peygamber (s.a.v)’i sevme ve ona kavuşma sevgisinin önüne mal, mülk ve aile fertleri de dahil hiçbir şey geçemeyecektir.” Yani “malından, mülkünden ailesinden kat kat fazla sevecektir Peygamber (s.a.v.)’i” diyor, Türkler, inşaAllah. El-Fiten’de; “İstanbul’u, Allah evliyaları (dostları) olan kavimlere Allah nasip edecektir.” Bak, “İstanbul’u, Allah evliyaları (dostları) olan kavimlere Allah nasip edecektir.” Türklere nasip etti. İbn-i Kesir’den yine bir hadis; “Allah müminlerin manevi ordusuna İstanbul ve Roma’yı tesbih ve tekbir sesleri ile fethini nasip etmedikçe Kıyamet kopmayacaktır.” Bu da yine Türklerin İstanbul’u, şu an İstanbul’dayız, Türklerin fethedeceğini gösteriyor. “Roma’yı da fethedecekler” diyor. Ben bir kısmını okudum.
Oktar Hocam senin resimlerinden neler var? Bir onlara bakayım önce.
OKTAR BABUNA:Estağfurullah Hocam. Gösteriyorum Hocam inşaAllah. “Türk-İslam Birliği Gönüllüleri İstanbul Grubu, Balkan Türkleri Birlik ve Beraberlik Şöleni” buluşmasındaki resimler Hocam. Açılan pankartlarda; “İslam Birliği en büyük farzdır.” Sizin söyledikleriniz. Sizin haritanızı açmışlar Hocam inşaAllah. Türk-İslam Birliği haritası. “Balkan Türkleri İslam Birliği istiyor.” Ve sizin haritanız Hocam Türk-İslam Birliği haritası, maşaAllah.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah. “İslam Birliği en büyük farzdır.” Aferin, maşaAllah.
OKTAR BABUNA:Bir de böyle bir pankart açmışlar Hocam. “İslam Birliği kurulsun, manevi liderimiz Sayın Adnan Oktar Hocamız olsun inşaAllah. Türk-İslam Birliği Gönüllüleri İstanbul Grubu.” MaşaAllah.
ADNAN OKTAR:“Türk-İslam Birliği hemen kurulsun. İslam Birliği kurulsun. Manevi liderimiz Sayın Adnan Oktar Hocamız olsun inşaAllah.” Ben de onların lider olmasını istiyorum. Oradaki kardeşlerimiz olsun inşaAllah.
OKTAR BABUNA:“Türk-İslam Birliği hemen şimdi!” Hocam tam söylediğiniz gibi maşaAllah. “Dostluk, barış, kardeşlik, adalet, zenginlik, bereket, huzur, ahlak, iktidar ve hoşgörü ancak bununla gelir. Acıların son bulması çok kolay. O halde birleşelim ve güçlenelim. Türk-İslam Birliği.”
ADNAN OKTAR:MaşaAllah, maşaAllah, çok güzel.
“Selamün aleyküm” demiş kardeşimiz. Aleyküm selam. Estağfurullah, “ben bir hiçim.” Evet, Allah’ın bir kulu kardeşimiz. “Adnan Oktar, zat-ı alinize sadece teşekkürlerimi sunmak istiyorum. Ben yanlış anlaşmadan ötürü sizden özür dilemek istiyorum. Allah bizi affeylesin. Eğer kötü niyetim varsa Allah Sultan da yapılan hiçbir şeyi cezasız bırakmaz. Öyle bir zamandayız ki,” dua mahiyetinde bir yazı yazmış kardeşimiz anladığım kadarıyla, güzel. Allah razı olsun.
Aleyküm selam ve rahmetullahi ve berekatühü. “Şu an TRT Haber’de ‘İsrail Özel’ adlı bir belgesel izliyorum. Yardım konvoyuna yapılanları protesto görüntülerinden ve aralarında akademisyenlerin ve aydınların olduğu aklı selim İsrail halkından çok etkilendim. İki arada kalan Türk vatandaşı Yahudilerden Türkçeyi yeni öğrenmeye çalışan Türk hayranı İsraillilere kadar binlerce insan Tel Aviv’de Filistin ve Türkiye bayrakları ile eylem yapıyorlardı. Arad Nir adında Türkiye aşığı bir haber spikerinin; "Dışişleri Bakanı Lieberman’ın bir faşist olduğunu ve Filistin’i atom bombası ile yok etmeye cüret edebilecek kadar gözü dönmüş olduğunu" söylemesi de çok ilginçti. Bunları neden yazdım? Çünkü bizim kadar yaşananlara tepki veren ve hükümetlerinden hoşnut olmayan İsrailliler var” diyor kardeşimiz. Bunu nereden gönderiyor? İsrail’den göndermiş anladığım kadarıyla, maşaAllah. İyi, güzel.
-VTR -
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Ama hakikaten dünyada en makul, en tutarlı, en sevecen, en aklı başında millet Türkler. Her olaya böyle soğukkanlı, sevecen bakan, yatıştırıcı olan, affedici olan, değil mi, cesur. Mesela Allah esirgesin, herhangi bir ülke Türkiye’yi işgal etmeye kalksa bizim millet yani kazır ben söyleyeyim. Kazır yani biz öyle bir milletiz. Mesela başka yerde oluyor, adam ses çıkarmıyor, uyum gösteriyor yani memnun oluyor gibi. Burada bizim milletin nevri döner, mümkün değil. Ne Karadeniz kabul eder, ne Anadolu kabul eder, ne Trakya kabul eder, her yer delikanlı kaynıyor. Ne Ege kabul eder, ne Akdeniz kabul eder, nereye gitsen delikanlı dolu, olacak iş değil. Sırf Karadeniz’in bir bölümü kabul etmez, sırf, yeter yani tek başına. Mesela sırf Sinop yeter tek başına, mesela sırf Erzurum yeter yani tek başına, sırf Elazığ. Başka hiç kimse karışmasa kazırlar Allah-u alem, öyle bir konu olmaz, mümkün değil. Ama çok da merhametli, çok mazlum, çok affedici, hemen böyle, yufka yüreklidir bizim millet; insancıldır, yatıştırıcı; hep böyle yiğitlik olsun, delikanlılık olsun, koruyup kollasın, zorda kalsın. Mesela gemiyle götürüyorlar, farz edelim otobüsle götürüyorlar; hakikaten bitap oluyorlar, yollarda uyuyorlar, aç bilaç, mesela ekmeğinin arasına peynir koyuyorlar, perişan oluyorlar. O yardımı oraya götürüp bıraktın mı bakıyorsun yüzleri alev alev olmuş, acayip açılıyorlar. İçlerine bir neşe ve rahatlık geliyor. Mesela Allah yolunda ölürse, şehit olursa; “oh ne güzel olmuş, elhamdülillah” diyor. Hiç, yani bizim milletimiz öyle fütur getirmez. Şehitlikten de çok büyük zevk alır. Ama pisipisine olmaz, akılsızca olmaz, değil mi? Ben bütün şehitlerimizi, bütün kardeşlerimizi, hepsini tenzih ederim de, mesela nasıl bir şeydi? Ateş yanıyor, diyor ki adam; “bak ateşin içine attılar, orada bir altın parçası var, ateşin içinde” diyor. “Girersen içine, oradan çıkarırsın, Müslümanlara yardım edersin.” Adam atıyor kendini, yakıyor; altın da orada kalıyor, cesedi de orada kalıyor. Şimdi bu olmadı, bu haram olur bu. Çok akılsızca bir hareket olmuş olur. Biz yaptık mı tam yaparız, hakkıyla yaparız, değil mi? Mesela farz edelim, bir kapı var açılmıyor. Çıt parmağımızla basarsak açılmaz o kapı tabii. Ama vurduğunda tekmeyi gacırt diye açılır sonuna kadar, koydun mu paramparça eder, açarız yani. Açma böyle olur işte, çıt parmakla kapı açılmaz, değil mi? Daha da zorlarsan parmağını kırarsın. Bu akıllı bir hareket olmaz. Onun için, yani biz millet olarak, Allah’a çok şükür güçlü bir milletiz ama bir o kadar da merhametli, yatıştırıcı, adil ve makul insanlarız. Biz bunun yayılmasını istiyoruz. Türk-İslam Birliği derken, mesela bak burada canlarımız, bizim yiğit mesela Anadolu’nun aslanları. Bunların her biri teker teker kuzu gibi insanlar. Ama Allah için ölmek gerektiğinde, bak oradaki annemiz de dahil, hiç gözünü kırpmaz, kuzu kuzu gider. Allah için canlarını verirler ama akıllıca, değil mi? Mesela sahabe savaşıyordu ama pür silah, zırh giyiyorlardı. Ondan sonra ‘Ya Allah!’ deyip dalıyorlardı aralarına, Allah da koruyordu. Sebebe sarılıyorlardı, değil mi? Yüz kişi olsa, mesela Allah diyor; “yirmi kişi olsa yenerler” diyor, inşaAllah. Ama müsellahla yani bomboş girmiyorlar içeriye, inşaAllah. Yendikten sonra ne yapıyorlar? Yemek ikram ediyorlar, Kuran’da da var; “kendi yediklerinizden, içtiklerinizden” diyor. Böyle aşağılayan bir yiyecek de vermiyorlar. Kendi evinde mesela et pişirirse onlara da veriyor, esire de veriyor. Saygı gösteriyor, nezaket gösteriyor, değil mi? Hürmet ediyor, söke söke ezdiği halde inşaAllah.
SUNUCU 2: Diğer toplumlarda bu şekilde yok.
ADNAN OKTAR: Tabii, yani aşağılıyorlar, anormal hareketler yapıyorlar. Mesela Osmanlı gidiyordu fethediyordu bir yeri; ne dinlerine karışıyordu, ne diyanetlerine karışıyordu, ne dillerine, ne kültürlerine, hiçbir şeyine karışmıyordu. Bilakis yardımcı oluyordu. Ne istiyorsunuz? Para mı istiyorsunuz? Para size. Tohum mu istiyorsunuz? Alın size tohum. Başka şey mi istiyorsunuz? Ne istiyorsanız bunu verelim. Diyorlar ki; “bizi şu adamlar rahatsız ediyor.” “EvvelAllah” diyordu Osmanlı, hemen darmakeşan ediyordu. Kimseyi de yanaştırmıyordu. Yani tabii nezaketiyle artık ne gerekiyorsa, inşaAllah. Ama şimdiki şeyler öyle değil. Mesela Irak’ta Amerikan işgali oluyor. Mesela biz çizmeyle kilisenin içine girmeyiz, bir yeri fethetmiş olsak; postalla girmeyiz, değil mi? Oraya yan gelip yatmayız. Nezaket gösteririz, adamların ibadet ettiğini biliriz. Allah’ın evi orası da yani inşaAllah. Kuran’da da var: “Kiliseler, sinagoglar, mescidler” diyor, “yıkılırdı” diyor Allah. Tabii, müminler özen gösteriyor, nezaket gösteriyor. Mesela kadına müthiş saygı vardır. Mesela esir alınmışsa kadın hiçbir şekilde kaba davranamazsın, hürmet edersin. Çocuklar zaten kucakta; sevgi, saygı gösterirsin, inşaAllah. Esir olmuş adam, değil mi? Osmanlı’da böyle olmuştur. Ama inşaAllah bu koç yiğitlerimiz böyle, Allah’ın izniyle güzel neticeler alacaklar, inşaAllah. Yalnız “Hocamız lider olsun” demeleri onu yapmasınlar da çünkü onlar lider olsun. Biz evde onlara yazı yazalım, cd hazırlayalım, kitap hazırlayalım, gönderelim inşaAllah. Ama onun dışında tavırları güzel maşaAllah.
OKTAR BABUNA: MaşaAllah,Büyük Birlik Partisi lideri Sayın Yalçın Topçu da söylemiş Hocam.
ADNAN OKTAR: Ne demiş?
OKTAR BABUNA: Açıklaması var, diyor ki; “BBP olarak biz, kurulduğumuzdan bu tarafa bütün fertlerin, mensupların bir ideali var; Adriyatik'ten Çin Seddi'ne kaynaşmış ve birleşmiş, dilde, işte ve fikirde birleşmiş olan bir İslam dünyası, Türk dünyası. Bu ülkü ve idealin bu coğrafya içinde her ferde inmesi lazım ki bu kardeş kavgalarını kaşımak isteyen emperyal emeller boşa çıksın” demiş, Yalçın Topçu.
ADNAN OKTAR: Hay maşaAllah, Yalçın Topçu Hocamızın ağzına sağlık, diline sağlık, maşaAllah. Çok mübarek ve güzel bir açıklama yapmış, maşaAllah.
“Saygıdeğer Hocam, Allah sağlığınızı, mutluluğunuzu, huzurunuzu daimi kılsın inşaAllah.” Bütün milletimizi inşaAllah, öyle olsun. Allah nimet nasip etsin. “Çok önceden dikkatimi çeken bir hususu müsaadenizle sizinle tekrar paylaşmak isterim. Tahrif olmuş İncil’in Luka Kitabı’nın 19. bölümünde Hz. İsa (a.s.)’nın Kudüs’e girdiğinde düşündükleri aşağıdaki şekilde belirtilir. İsâ, Yeruşalim (Kudüs) için ağlıyor: “İsa Yeruşalim’e yaklaşıp kenti görünce ağladı. "Keşke bugün sen de esenliğe giden yolu bilseydin" dedi. Ama şimdilik bu senin gözlerinden gizlendi. Senin için öyle günler gelecek ki, düşmanların seni setlerle çevirecek,” çok acayip, bak Hz. İsa (a.s.)’nın mucizesi. Bak, ”düşmanların seni setlerle çevirecek, kuşatıp her yandan sıkıştıracaklar. Seni de bağrındaki çocukları da yere çalacaklar. Sende taş üstünde taş bırakmayacaklar. Çünkü Allah’ın senin yardımına geldiği zamanı fark etmedin.” Sizin daha iyi bileceğiniz üzere,” inşaAllah, “son bir kaç senedir Kudüs’ün setlerle çevrildiği düşünüldüğünde; çocukların, insanların yaşadıkları ve oradaki taş üstünde taş bırakılmadığı gazetelerde okunduğunda; burada belirtilen bölümün hak olduğunu düşündüm. Doğrusunu Allah bilir.” Allah-u alem öyle. “Hz. İsa (a.s.)’nın günümüzdeki Kudüs’ü tarif etmesi manevi alemde 2000 yıl önce bu döneme gelip tekrar kendi dönemine geri dönüp bunları Allah’ın izniyle söylediklerine işaret olabilir mi? Ayrıca sizin belirtmiş olduğunuz gibi tekrar yeryüzüne gelişinin tam bu dönemde olduğuna da ayrı bir delil olabilir mi? Sizi çok seviyor ve hürmetlerimi sunuyorum. Zehra Karlıova, İstanbul. ” Biz de seni çok seviyoruz ve hürmetlerimizi sunuyoruz. Zehra Hanım, maşaAllah çok güzel tespitlerde bulunmuş. Çok önemli bunu kitapta da alalım. Harika tabii, maşaAllah. Aynen dediği gibi katılıyorum. Hz. İsa (a.s.) demek ki baktı, bu devri gördü, inşaAllah. Bu devirde olan olayları gördü.
“Değerli Hocam, Allah’ın selamı ve bereketi üzerinize olsun.” Ve aleyna aleykümselam ve rahmetullahi ve berekatühü, inşaAllah. “Hocam, Cübbeli Posta Gazetesi’nde 15 Haziran’da ön sayfadan verilen habere göre; Fethullah Hoca’nın sizin görüşlerinize paralel olan İsrail yorumlarından dolayı "bu lafı söyleyen şuur sahibi olamaz" demiş ve eleştirmiş. Ben Cübbeli’nin Fatih Altaylı ile olan birlikteliğinden daha önceleri Fethullah Hoca’yla ilgili saygı dolu sözler söylediğini şahsen internette izlemiştim.” “Fatih Altaylı’ya Fethullah Hoca’yı övmüştü” diyor. “Ben duymuştum” diyor. “Hocam sizce neye dayanarak bir anda daha önce saygı duyduğu Fethullah Hoca’ya karşı birden bu tür çıkışlar yapmaya başlamış olabilir” diyor. “Kardeşiniz Serdar.” İskoçya’dan yazmış. Cübbeli’dir, der. Ben ona bir şey diyemem şimdi. Cübbeli Bediüzzaman’a da diyor. “Otuz hususta Ehl-i Sünnet’e uymadığına dair bana bilgi geldi” diyor. “Duydum” diyor. Sonra da diyor ki; “bir büyüğümüz rüyasında görmüş” diyor. Bediüzzaman gitmiş Cübbeli’ye yalvarmış adeta; “beni bağışla, beni affet, beni tanı, beni kabul et. Ben aslında iyi bir insanım, senin bildiğin gibi değilim” demiş. Cübbeli de lütfenlikle kabul etmiş. Bunu Nur talebesi kardeşlerimiz iftiharla anlatıyor. Bak, “"ben senin bildiğin gibi değilim" dedi” diyor. Yani sen kimsin? Sen kimsin de Bediüzzaman hakkında böyle konuşuyorsun? Ve onu söyleyen kişi, ne malum yani öyle bir şey gördüğü ve duyduğu. Velev ki duysa bile bu saygıya uygun mu? Böyle bir üslup kullanılır mı? Sen diyeceksin; “benim ne haddime, ben kimim?” diyeceksin. Değil mi? Sana Bediüzzaman rüyanda hesap vermek mecburiyetinde niçin olsun, değil mi? “Bana dedi ki” diyor, “Bediüzzaman’ı ben rüyamda gördüm. "Cübbeli ben senin bildiğin gibi değilim."” Nasıl biliyorsun sen? Bilsen ne olur ayrıca, acayip bilsen ne olur? Yanlış bilsen kaç yazar, değil mi? Alelade bir insansın sen. Bediüzzaman müceddid ve müçtehid olan bir insan. 13. yüzyılın müceddidi, değil mi? Sen onun tırnağı olamazsın, inşaAllah. Dolayısıyla senin ne haddine, Bediüzzaman hakkında böyle bir konuşma yapmak. Senin fetvana mı ihtiyacı var Bediüzzaman’ın? Senin temize çıkartmana mı ihtiyacı var? İnşaAllah.
“Saygıdeğer Hocam, Üstad Said Nursi’nin yaşamının her anının, sizin bizlerle paylaştığınız kendi hayatınızla çokça örtüştüğünü gördüm ve yakinen anladım ki; mücadele edenler aşağıda yazacağım ayetin gereği olarak, o yüksek makamlara kavuşmak için, o güzel imtihanları benzer şekilde ve tek tek yaşıyorlar. Bakara Suresi, 214. Şeytandan Allah’a sığınırım: “Yoksa siz, kendinizden önce geçenlerin başına gelenlerin, sizin de başınıza gelmedikçe, cennete gireceğinizi mi zannettiniz? Onlara (öyle) şiddetli belâ ve sıkıntılar (felâketler) dokundu ki, Resûl ve onun yanındaki mümin olanlar: "Allah'ın yardımı ne zaman?" diyecek kadar sarsıldılar. Allah'ın yardımı gerçekten yakın değil mi?” (Bakara Suresi, 214) Hocam bu noktada aşağıdaki kısa anılar daha da mana kazanmaktadır. Üstad’ın talebelerinden İbrahim Fakazlı’nın şöyle dediği anlatılmaktadır: “Bu korkunç yaşantılar içinde” yani zor ortamında, Bediüzzaman’ın işkence çektiği zor ortamında, “mesela bir Başvekil 163'üncü maddenin daha şümûllü ve daha çok cezalı şekle sokulması müzakerelerinde bu kanun ve maddelerin şiddetlendirilmesini muhalefet aleyhine değil, doğrudan doğruya Said Nursi ve talebeleri hakkında tatbik edilmesini Millet Meclisi kürsüsünde söylüyordu.” Çok acayip. “Mesela bir Başvekil 163'üncü maddenin,” ben bir ara 25 yılla yargılanmıştım, 163’ten. Sonra beraat ettim.“163'üncü maddenin daha şümûllü ve daha çok cezalı şekle sokulması müzakerelerinde bu kanun ve maddelerin şiddetlendirilmesini muhalefet aleyhine değil, doğrudan doğruya Said Nursi ve talebeleri hakkında tatbik edilmesini Millet Meclisi kürsüsünde söylüyordu” diyor. “Hocam zamanın İçişleri Bakanı Sadettin Tantan da sizin eli kanlı terörist Apo’dan daha tehlikeli olduğunuzu söylemiş. Bunu Meclis kürsüsünde dile getirmişti” diyor. İftihar ederim. Beni demek ki Apo’ya karşı çok büyük bir güç olarak görmüş. Komünizme karşı çok büyük bir güç, daha tehlikeli. Doğru. Apo’ya karşı daha tehlikeliyim ben. Komünizme karşı güç olarak, Apo’nun fikrini, düşüncesini tamamen ezecek bir güce sahibim. Komünizm için en büyük tehlikeyim. Masonluk için de en büyük tehlikeyim. Ateist siyonistler için de en büyük tehlikeyim. Satanistler için de en büyük tehlikeyim. Değil mi? Stalinistler için de en büyük tehlikeyim. O anlamda demiştir. Yoksa başka anlamda söylediğini zannetmiyorum.
“Saygıdeğer Hocam, bu örnek bana ve sizi seven tüm kardeşlerimize bir kez daha göstermiştir ki,” neyse onu söylemeyelim, “ama bilinmelidir ki; sizin gibi Allah’ın arslanı Mehdi (a.s.) öncülerinin eliyle, inşaAllah Mehdi (a.s.) eliyle, Allah İttihad-ı İslam’ı meydana getirebilecek ve bu zülüm son bulacaktır. Saygılarımla, kardeşiniz” diyor. Kardeşimiz, subay bir kardeşimiz, ismini vermiş, biz vermesek daha iyi olur. İddia edilen Ergenekon Örgütü’nden bahsetmiş. Evet, kendilerince bize bir şeyler yapmaya çalıştılar, Engellemeye çalıştılar. Ama Allah onların eylemlerini durdurdu. Fakat bizi başarılı kıldı. Değil mi? İnşaAllah.
Mehmet Uygun, bu kardeşimiz bayağı uzun bir şey göndermiş. Sabaha kadar sürer.MaşaAllah, maşaAllah. Bize kardeşlerimiz yazı gönderirken mümkün mertebe kısa gönderirlerse ben gerektiğinde onu zaten genişletirim. Tabii onlara göre de geniş gerekiyordur. Onlara saygı duyuyorum.
“Bu zamanda en büyük bir ihsan, bir vazife imanı kurtarmaktır ve başkalarının imanına kuvvet verecek suretde çalışmaktır” diyor Bediüzzaman, Risale-i Nur Külliyatı’nda. “Sakın, benlik ve gurura medar şeylerden çekin. Tevâzu, mahviyet ve terk-i enâniyet, bu zamanda ehl-i hakikate lâzım ve elzemdir.” Yani “mütevazi olun, enaniyeti de bırakın” diyor Bediüzzaman. “Çünkü, bu asırda en büyük tehlike benlikten ve hodfüruşluktan ileri geldiğinden;” işte en büyük benim, işte “enaniyet yapmaktan geldiğinden” diyor, “ehl-i hak ve hakikat, mahviyetkârane dâima kusurunu görmek ve nefsini itham etmek gerektir.” Yani “aczini, açık açık kendine itiraf etmesi gerekir” diyor insanın, eksik yönlerini. “Kendini eleştirmesi gerekiyor. Ben büyüğüm, ben kusursuzum, hatasızım dememesi gerekiyor” diyor. “Sizin gibi, ağır şerait içinde kahramancasına îmanını ve ubudiyetini muhafaza etmesi, büyük bir makamdır.” Yaptığınız çalışma zaten; Allah için, İslam için yaptığınız çalışma, büyük bir makamdır diyor. “Senin rü'yalarının bir tâbiri de, bu noktadan seni tebşir etmektir” (Emirdağ Lahikası). İnşaAllah Hocamıza iletirsiniz” diyor. Tamam. Biz de okumuş olduk inşaAllah.
OKTAR BABUNA:Hocam, siz Türk dilinin önemine dikkat çekmiştiniz ve Lûgat'it-Türk’te nakledilen bir hadisi hatırlatmıştınız Hocam. “Türk dilini mutlaka öğreniniz. Zira mülk ve saltanat uzun süre onların elinde olacaktır” diye. Yine bu yönde bir haber daha çıktı Hocam bu şekilde. “Amerika Birleşik Devletleri’ndeki stratejist Foreign Policy yazarından Türkçe öğrenin çağrısı” diye. Türkiye’nin Ortadoğu’daki aktif dış politikası dikkatleri üzerine çekiyor. ABD’li ünlü stratejist de başta kendi oğlu olmak üzere ABD’li gençlere Türkçe öğrenin çağrısında bulundu” Hocam maşaAllah.
ADNAN OKTAR:Bir de Ahmet Davutoğlu Beyefendi hakkında aleyhte yazılar çıkıyor son zamanlarda. Hiç Bakanımız füturunu bozmasın, şahane gidiyor, eline sağlık. Ellerinden öperim, hürmetler ederim. Bütün milletimiz yani kalben Türk-İslam Birliği’ni savunan herkes, ondan sonra Türklüğün şefkatle dünyaya kucaklaması isteyen herkes; bu güzel ideali, ülkeyi savunan ve destekleyen herkese sevgi ve saygı duyar. Dolayısıyla Ahmet Davutoğlu Beyefendi de çok güzel doğru yolda gidiyor. Yok eksen kaydı, yok daire kaydı, bilmem ne, falan. Eksen meksen kaydığı falan yok, niye kaysın? Türkiye, koskoca Türkiye yani öyle kolay kolay yerinden oynamaz, inşaAllah. Dünya yerinden oynatamaz Allah’ın izniyle, Türkiye’yi. Türkiye modern, akılcı, aydın, ilerici, laik, Türk-İslam Birliği taraftarı; sevgiyi, şefkati, merhameti, güzelliği savunan; bilimi, teknolojiyi, sanatı en yüksek noktasında savunan akılcı çizgisinde, süratle devam ediyor. Bu, zaten Kuran’ın bize bir emridir, bu çizgi. Zaten bu çizgide biz gitmeye mecburuz. Kuran bunu emrediyor. Sağduyu da bunu emreder. Kuran’da yazmasa bile Cenab-ı Allah, yazmasaydı bile biz bunu içgüdüyle, sağduyuyla anlarız. Allah bize yine ilham eder. Anlaşıldı mı? Onun için; eksen kaydı, kızak kaydı, bilmem ne, bunları bırakacaklar, böyle bir konu yok. Fakat bizim Türk-İslam alemini kucaklamamız var. Gecikmiş bir buluşma var. Gecikmiş bir birliktelik var. Biz bunu yapıyoruz. Bu gecikti. Türk-İslam Birliği geciktiği için bu acılar çekildi. Şimdi bu acıyı ortadan kaldıracağız inşaAllah. Avrupa her zaman için bizim şefkat duyduğumuz, sevgi duyduğumuz bir topluluktur. Bizim Avrupa’dan ayrılmamız, Avrupa’yı bırakmamız diye bir konu olmaz. Her zaman onların sanatından, biliminden, estetiğinden istifade ederiz. Sosyal yönden de bağlantı içinde oluruz. Biz İtalyanları da seviyoruz. Fransızları da seviyoruz. Almanları da seviyoruz. Niye ayrılalım? Biz, Türk-İslam Birliği’yle gelip onları da kurtaracağız. Biz onu diyoruz. Yani Avrupa’yı da kurtaracağız. Onun peşindeyiz. Avrupa yaşlandı, çöküyor, hastalandı. Onu ayağa kaldıracak, dinçleştirecek, hastalıktan kurtaracak yine Türkiye’dir ve Türk-İslam Birliği’dir. Biz de var gücümüzle bunun için gayret ediyoruz. Avrupa sevgisi bizden gitmez. Amerika’yı da seviyoruz. Biz Avrupa’yı da seviyoruz. Hiçbirini de bırakmayız. Niye bırakalım? Dünyayı kucaklayacağız biz. Dünyayı kucaklayacak bir topluluk, birlik niçin Avrupa’yı ve Amerika’yı bıraksın, değil mi? Onların da iyi olmasını istiyoruz, hepsinin iyi olmasını istiyoruz, inşaAllah. Evet, çeşitli yazarların Davutoğlu hakkında ifadeleri var. Hiçbirinden etkilenmesin, hiçbiri ile muhatap olmasın. Gayet güzel doğru yolda, hak yolda ilerliyor. Allah razı olsun, çok seviyoruz bu yönü ile. Hükümetin hataları olabilir. Bakanım için diyorum ben. Hükümeti eleştirebilirler her konuda. Ben hükümeti iddia edilen Ergenekon Örgütü ile ilgili mücadelesinde takdir ediyorum. O yönde tam destekliyorum. Ama diğer konularda herkes serbest tabii, istediği partiyi destekleyebilir. Ben de sağdaki bütün partileri destekliyorum. Bir tek AKP, bir tek Saadet, bir tek MHP değil. Ben hepsinin başarılı olmasını isterim, inşaAllah. Ama yani Türk-İslam Birliği oluşurken, Ortadoğu ve Balkanlar’da büyük güç olmak üzere iken, biri çıkıp da; “Dışişleri Bakanı’ndan rahatsız oldum, alerjim tuttu” diyorsa, biz de “alerjine merhem sür” deriz. “Git doktora, orada düzelirsin” deriz, inşaAllah. Alerjinin nedenini araştıracak o, orada aramayacak inşaAllah.
Oktar Hocam anlat.
OKTAR BABUNA:Estağfurullah Hocam. Güzel, sevimli canlılar var.
ADNAN OKTAR: Bakalım.
ADNAN OKTAR: Canlı değil bu, bebek bu.Tam eğlence çıkmış ona. Köpek de tam onu eğlendiriyor, maşaAllah.Kerata acayip şekermiş. Aman Allah’ım süper tehlikeli işler bunlar. Oo, bayağı ahbap olmuş bunlar. Ayakkabısını ısırıp, espri yapıyor. MaşaAllah tam ahbap olmuşlar. Hayret, kedi ile oynar gibi oynuyor. MaşaAllah.
OKTAR BABUNA: Birkaç hadis var, Ahir zamanda olacak diye.
ADNAN OKTAR: Evet, Tevrat’ta da var, Böyle aslanların insanlara dokunmayacakları hale geleceği. Hadiste de var, Tevrat’ta da geçiyor. Ahir zamanda, Mehdi (a.s.) devrinin özelliğidir, inşaAllah. Aslanların uysallaşacağı, yırtıcı olmayacakları, insanlara karşı.
Şeytandan Allah’a sığınırım. “Sizin için hayvanlarda da elbette ibretler vardır” (Nahl Suresi, 66). İnşaAllah.
OKTAR BABUNA: Bu da bir sincap; yemek yerken, sığırcık kuşları ile paylaşıyor Hocam onları.
ADNAN OKTAR: Hayvancağız ne yapsın?
SUNUCU 1: Çok tatlı.
ADNAN OKTAR: Bak, acayip rahatsız ediyorlar amayapacak bir şey yok onun için. Tek çözüm paylaşması.
SUNUCU 1: O ağzından mı alıyor?
ADNAN OKTAR: Evet, hem elinden alıyor, hem ağzındakini de alıyor. Birlikte yiyorlar. O da dobiş zaten, yiye yiye bayağı bir semirmiş o. Allah onun için onu takdir etmiş. Ona da yiyeceği olarak takdir etmiş. O yiyeceği kadar olan kısmı Allah ona mutlaka veriyor, inşaAllah.
OKTAR BABUNA: Şeytandan Allah’a sığınırım. “Yeryüzünde hiçbir canlı yoktur ki, rızkı Allah’a ait olmasın” (Hud Suresi, 6).
ADNAN OKTAR: Tabii, maşaAllah.
Biraz ara verelim.
SUNUCU 1: Kısa bir aradan sonra tekrar birlikteyiz. Kaldığımız yerden devam ediyoruz.
ADNAN OKTAR:Oktar senin anlatacağın bir şey yok, değil mi?
OKTAR BABUNA:Estağfurullah Hocam. “Ellerine bakarak Mehdi (a.s.)’nin öğrencilerini göreceğini” söylemiştiniz, inşaAllah. Ahir zamandaki teknolojiye işaret etmiştiniz. Onunla ilgili tam dediğiniz gibi Hocam inşaAllah, teyit eder şekilde ele sığan, DVD gösteren bir cihaz var. Tam dediğiniz gibi görüntüyü de gösteriyor Hocam inşaAllah, avuç içi.
ADNAN OKTAR:Evet, avucunun içine baktığında görülüyor. Bu, avuç içi deyince o şeye aklım takıldı. Hayret, geçen günlerde o arkadaşın, ben size anlattım mı bilmiyorum. Ama hayret edilecek bir şey.
SUNUCU 2:Gördünüz mü Hocam?
ADNAN OKTAR:Bak, şöyle bir şey, ben gördüğüm bir şeyi zaten hiç söylemem. Ama bakın televizyon ekranı gibi -aktaran kişiyi söylüyorum. Şangır şangır sesler, adamların konuşmaları, net televizyon görüntüsü tarzında, dörtgen şekilde elinin üzerinde görüntünün oluştuğunu söyledi arkadaşım. Ama bayağı sağlam bir kaynak, çok net söyleyen kişi. Bu, çok çok acayip bir şey. Geçmişe ait bir olay, olduğu gibi. “İki safhalı oluşuyor” dedi, iki safhada. “Birinci safhasında bir taht görünüyor” dedi. Süslü, mücevherlerle süslü; çok net, üç boyutlu gibi görünen. “"Açılsın, Süleyman (a.s.)’ın tahtı açılsın" diyor” dedi. “Tahtın görüntüsü kalkıyor, ondan sonra bir kapı görüntüsü oluşuyor” dedi,” yine böyle süslü ve çok gösterişli. “’Açılsın, Süleyman (a.s.)’ın kapısı açılsın’ denildiğinde o açılıyor, görüntü net olarak ortaya çıkıyor” dedi. Şangır şangır o sesler, adamların konuşmaları, hepsi çok net yani. Çok sağlam kaynak. Hayret edilecek bir şey.
OKTAR BABUNA:Evet Hocam, maşaAllah. Bayağı korkmuş o da zaten, seyreden de korkmuş zaten.
ADNAN OKTAR:Evet, o korkmuş bayağı. Şimdi değil de daha sonra bunu daha detaylandıracağım inşaAllah.
Bismillah. “Ey Peygamber, mü'minleri cihada” cehde, mücadeleye, “karşı hazırlayıp-teşvik et.” Bak, hazırla ve teşvik et.” Demek ki önceden bir hazırlık yapılması gerekiyor. Bir de ‘teşvik et’; Allah yolunda mücadeleye, İslam dinini yaymaya, güzel ahlakı yaymaya teşvik et. “Eğer içinizde sabreden yirmi (kişi) bulunursa, iki yüz (kişiyi) mağlup edebilirler.” Bakın, yirmi kişi var, iki yüz kişiyi Allah mağlup edersiniz diyor. Amam hazırlanıp teşvik ediyor ve halis müminse. “Eğer içinizden yüz (sabırlı kişi) bulunursa, kafirlerden binini yener” diyor Allah. “Çünkü onlar (gerçeği) kavramayan bir topluluktur.” Demek ki akıl savaşı var, akıl kullanılacak. Bak, “kavramayan bir topluluktur” diyor Allah. “Çünkü onlar (gerçeği) kavramayan bir topluluktur.” Yani onların silah üstünlüğünden, başka şeyden bahsetmiyor Allah, aklından bahsediyor. “Aklı zayıftır” diyor Allah. Şeytandan Allah’a sığınırım. “Gerçek şu ki, iman edenler, hicret edenler,” Allah yolunda bir yerden bir yere gidenler, “ve Allah yolunda mallarıyla ve canlarıyla cehd edenleri (gayret edenleri) barındıranlar ve yardım edenler, işte birbirlerinin velisi olanlar bunlardır. İman edip hicret etmeyenler, onlar hicret edinceye kadar, sizin onlara hiçbir şeyle velayetiniz yoktur.” Yani, annesini, babasını, ailesini bırakıp Müslümanların yanına gidiyor kişi. Mesela küfür içindeyse, dinsizse, imansızsa, ahlaksızsa bırakıyor; Müslümanların yanına gidiyor, hicret ediyor. “Ama din konusunda sizden yardım isterlerse, yardım üzerinizde bir yükümlülüktür. Ancak, sizlerle onlar arasında anlaşma bulunan bir topluluğun aleyhinde değil.” Bak bu çok önemli. “Ancak, sizlerle onlar arasında anlaşma bulunan bir topluluğun aleyhinde değil.” Mesela bir topluluk var, bir devlet var, biz onlarla anlaştık. Bize düşman ama anlaştık, savaşmamak şartıyla. Diyoruz ki; biz sizinle mücadele etmeyeceğiz artık. Barış oluştu. Yani fiili savaşı kestik diyoruz. Resmi savaşı kestik diyoruz. Şimdi birisi çıkıyor, diyor ki; “yok, ben saldıracağım” diyor. O zaman diyor ki Allah; “onlara yardım etmeyin” diyor. Bak, açıklıyor; “ancak, sizlerle onlar arasında anlaşma bulunan bir topluluğun aleyhinde değil.” Bir topluluğun, bir milletin, bir devletin aleyhine anlaşma yapılmışken, savaş kesilmişken, barış anlaşması imzalanmışken; “ben şahsen gidip savaşacağım” dediğinde, “ona karşı bir mükellefiyetiniz yoktur” diyor Allah. İnşaAllah. Çünkü savaş açtıysan, alenen söylersin, “arkadaş, selamün aleyküm, biz senin gelip buraya işgal etmene gıcık olduk, seni buradan söke söke çıkaracağız şimdi ve savaş ilan ediyorum arkadaş sana” dersin. Göğüs göğüse de savaşırsın. Yani normal savaş hukuku budur, değil mi? Yenersen de çıkarırsın, yenemezsen de çıkaramamışsındır. Ama hem barış anlaşması imzalayıp, arkasından da, “gel seninle, kavga edeceğim” dersen, bu olmaz. Çünkü adam; “ikisinden birisi” olacak der. “Savaşmak mı istiyorsun, barışmak mı istiyorsun? Savaşmak istiyorsan gel savaşalım” diyor. “Gücün yetiyorsa gel savaş” diyor. “Barıştım” dedikten sonra yeniden adamları kenardan kenardan vurursan, o da sana kenardan kenardan vurur o zaman. Öyle olmaz. Ama Ahir zamanda, Mehdi (a.s.) devrinde savaş nasıl olacaktır? İlim, sevgi, barış, kardeşlik, estetik ve sanatla olacaktır. Silahların tamamı kalkıyor Ahir zamanda, Mehdi (a.s.) devrinde. Silah yok artık. Tevrat’ta da bu böyle, hadiste de bu böyledir. Bütün savaşların kalkacağı bir dönemdeyiz, inşaAllah.
Şeytandan Allah’a sığınırım; “Öyleyse sen sabret” diyor Cenab-ı Allah, Rum Suresi, 60’ta. Şeytandan Allah’a sığınırım; “şüphesiz Allah’ın va’di haktır.” Allah’ın vadi nedir? İslam’ın dünyaya hakimiyeti, Mehdi (a.s.)’nin çıkışı, İsa (a.s.)’nın inişidir. “Kesin bilgiyle inanmayanlar, sakın seni telaşa kaptırıp, hafifliğe, gevşekliğe sürüklemesinler.” Bakın, “kesin bilgiyle inanmayanlar,” adam inanamıyor; az inanıyor, yarım inanıyor. Ne yapıyor böyle adamlar? “Sakın seni telaşa kaptırıp,” telaşa kaptırır. “Aman mahvolacağız,” “bittik biz,” “yapacak bir şey kalmadı,” buna benzer şeyler söyler. “Ve hafifliğe, gevşekliğe” “Ya gerek yok artık, sakin davranalım, ilgisiz davranalım, yapmayalım artık“ diyor, “gevşekliğe sürüklemesinler” diyor, Allah. Ebcedi de 2077 veriyor. Yani İslam’ın haşmetinin, gücünün son vakitleri inşaAllah. “Andolsun, Biz bu Kuran'da insanlar için her örneği gösterdik.” Demek ki Kuran’da her türlü örnek var. “Kuran yetersizdir” diyorlar ya, Allah “Kuran yeterlidir” diyor. Bak “her örneği gösterdik.” “Şüphesiz, sen onlara bir ayetle geldiğin zaman, o inkar edenler, mutlaka: "Siz ancak muptil olanlardan başkası değilsiniz" derler.” Yani “yerleşik düzenimizi, geleneğimizi, sistemimizi bozandan başkası değilsin derler” diyor. Mehdi (a.s.)’ye de bunu söyleyecekler. “Sen ancak bir muptilsin, bizim sistemimizi bozmak istiyorsun” diyecekler. Tabii, inşaAllah.
Şeytandan Allah’a sığınırım, Yusuf Suresi, 87: “"Oğullarım, gidin de Yusuf ile kardeşinden” yani asrımıza bakan yönüyle, Mehdi (a.s.) ve Hz. İsa (a.s.)’dan, “bir haber getirin ve Allah'ın rahmetinden umut kesmeyin.” Yani “onlar çıkmayacak, onlar zuhur etmeyecek, İslam ahlakı dünyaya hakim olmayacak” demeyin. Ahir zamana bakan şekliyle anlatıyorum. “Çünkü kafirler topluluğundan başkası Allah'ın rahmetinden umut kesmez” diyor Allah, değil mi? Adam ne diyor? “Olmaz bu yüzyıl da, bitti. Mehdi (a.s.) de çıkmaz, İsa (a.s.) da gelmez, hiçbir şey olmaz” diyor. Bak Allah diyor ki; ”Allah’ın rahmetinden umut kesmeyin. Çünkü kafirler topluluğundan başkası, Allah’ın rahmetinden umut kesmez” diyor. 90’da soruyorlar; “"Sen gerçekten Yusuf musun, sensin öyle mi?" dediler. "Ben Yusuf'um" dedi.” Mehdi (a.s.) kendini tanıtıyor, “ben Yusuf’um.” Tabii bunun çok anlamları var da, şu an anlatamayız. Sonra anlatacağız inşaAllah. “Ve bu da kardeşimdir.” “Dediler ki: "Allah adına, hayret, Allah seni gerçekten bize karşı tercih edip-seçmiştir."” Mehdi (a.s.)’ye de bunu söyleyecekler. “Allah adına, hayret” diyecekler. “Allah seni gerçekten bize karşı tercih edip-seçmiştir ve biz de gerçekten hataya düşenler idik.” “Hata yaptık” diyecekler. “Mehdi (a.s.) çıkmayacak” diyecekler, değil mi? “İsa (a.s.) çıkmayacak, İslam ahlakı dünyaya hakim olmayacak” diyenler, ne diyecekler? “Biz de gerçekten hataya düşenler idik” diyecekler. “Dedi ki: "Bugün size karşı sorgulama, kınama yoktur."” “Cahilsiniz, yapmışsınız bir kere” diyecek, değil mi? “Sizi Allah bağışlasın. O, merhametlilerin (en) merhametlisidir” diyor Cenab-ı Allah. Ayette böyle belirtiyor, Hz. Yusuf (a.s.)’un diliyle. 93’de; “Bu gömleğimle gidin de, babamın yüzüne sürün. Gözü (yine) görür hale gelir. Bütün ailenizi de bana getirin.” Sevinç, insanın gözünü güzelleştirir, sağlığa kavuşturur. Birçok hastalığın sebebi üzüntüdür. Sevinç de birçok hastalığı giderir. Kuran ona işaret ediyor. ““Bu gömleğimle gidin de, babamın yüzüne sürün.” “Bu Yusuf’un gömleği” diyorlar, yüzüne sürüyorlar. Müthiş seviniyor babası. Gözünde rahatsızlık var, bir anda geçiyor gözündeki rahatsızlık. Kısa sürede geçiyor, sevincinden. Allah vesile ediyor. “Gözü (yine) görür hale gelir. Bütün ailenizi de bana getirin. Kafile (Mısır'dan) ayrılmaya başladığı zaman, babaları dedi ki: "Eğer beni bunamış saymıyorsanız,"” Peygamberlerde bunama olmaz, Kuran buna işaret ediyor, “"Eğer beni bunamış saymıyorsanız, inanın Yusuf’un kokusunu (burnumda tüter) buluyorum."” Şimdi Ahir zamanda yapılacak bir olay, teknolojinin ilerleyeceği noktayı Kuran bu şekilde açıklar. Ne olacak, anladığımız? Ne olmuş oluyor? Koku nakli olacak. Yani televizyon gibi mesela; açacağız düğmesini, bir basacağız, orada bize mesela gül kokusu oluşacak. Bir basacağız, karanfil kokusu oluşacak. Nasıl oluyor? Olduğunda görürsünüz. Çünkü beyne giden elektrik dalgalarının, koku dalgalarının aynısını elde edecekler. Beyne giden koku dalgalarının aynısını elde edecekler. Onu bizim vücudumuz algıladığında o kokuyu aynısı ile duyacağız, inşaAllah. “"Allah adına, hayret" dediler. "Sen hala geçmişteki yanlışlığındasın"” diyorlar.Bab alarını kınamaya kalkıyorlar. 107. ayette; “Şimdi bunlar, kendilerine Allah'ın azabından kapsamlı bir bürümenin gelmesinden,” çok çaplı bir bela; mesela bir yanardağ patlaması olur, mesela bir nükleer saldırı olabilir yahut bir nükleer patlama olabilir, “Allah’ın azabından kapsamlı bir bürümenin,” bürüme; her yeri kaplaması, “gelmesinden veya onların hiç haberleri yokken kıyametin onlara apansız gelmesinden kendilerini güvende mi buldular?” diyor Allah. “De ki: "Bu, benim yolumdur. Bir basiret üzere Allah'a davet ederim."” Mehdi (a.s.)’nin de bir metodudur bu, değil mi? “Ben ben ve bana uyanlar da. Ve Allah'ı tenzih ederim, ben müşriklerden değilim.” Yani “Allah’a şirk koşmuyorum” diyor. Bak; “bir basiret üzere Allah'a davet ederim; ben ve bana uyanlar da.” Aynı şekilde onlar da bir basiret üzere Allah’a davet ediyorlar, inşaAllah. “Öyle ki elçiler, umutlarını kesip de, artık onların gerçekten yalanladıklarını sandıkları,” yalanlanıyorlar artık. Diyorlar; “Mehdi (a.s.) gelmeyecek, İsa (a.s.) gelmeyecek.” Ümitlerini kesiyorlar. Diyor ki: “Artık onların gerçekten yalanladıklarını sandıkları bir sırada onlara yardımımız gelmiştir.” “Biz kimi dilersek o kurtulmuştur. Suçlu-günahkarlar topluluğundan zorlu azabımız kesin olarak geri çevrilmeyecektir.” Yani pislik yapanları Allah, “mutlaka bir bela ile cezalandıracağım” diyor. “Ya bir hastalıkla, ya bunalımla, ya bir acı çekeceği bir şeyle mutlaka bir bela veririm” diyor Allah. Yani “rahat gezemezler” diyor Allah, inşaAllah. Bak Allah diyor ki, Ra’d Suresi, 8’de; “(Allah’ın Katında) O'nun Katında her şey bir miktar (ölçü) iledir.” Ne görüyoruz? Simetri görüyoruz. Sağa bakıyoruz, sola bakıyoruz; simetri, ölçüyle. Altın oran var, değil mi? Altın Oran. Her şeyi altın oran ile yaratmış Allah. Bitkiler, hayvanlar, çiçekler, hepsinde altın oran vardır. Kaçtı onun sayısı?
OKTAR BABUNA:1.618 Hocam, maşaAllah.
ADNAN OKTAR: Nasıldı olay anlat bakayım.
OKTAR BABUNA:Sayılar var Hocam. 0,1; ikisi toplanınca 1 ediyor. 1 ile 1 toplanınca 2 ediyor. 2 ile 1 toplanınca 3 ediyor. Bu şekilde son iki sayının toplamlarını sağ tarafa yazarak devam ettiğimiz takdirde, 13. sayıdan sonra her sayıyı bir önceki sayıya böldüğümüzde mutlaka 1. 618 çıkıyor ve bütün canlılar dediğiniz gibi bu oranda yaratılmış, maşaAllah.
ADNAN OKTAR: Altın Oran ile yaratılmıştır. Allah ne diyor? Bak “O'nun Katında her şey bir miktar (ölçü) iledir” diyor Allah. Altın Oranı açıklıyor Allah, Rad Suresi, 8’de. “Sen yalnızca bir uyarıcısın (tebliğcisin) ve her topluluk için (bütün dünya için) hidayet önderisin.” “Mehdi (a.s.)’sin” diyor. Hidayet önderi Mehdi (a.s.) demektir. Ebcedi 1982 yılını veriyor. Mehdi (a.s.)’nin yoğun olarak faaliyete başladığı yılların başlangıcı. Bak “Sen, yalnızca bir uyarıcısın ve her topluluk için,” “Hıristiyanlar için de, Museviler için de, Müslümanlar için de, ateistler için de, hepsi için bir Mehdi (a.s.)’sin” diyorlar, “bir hidayet önderisin.” “Allah bir topluluğa kötülük istedi mi, artık onu geri çevirmeye hiçbir (biçimde imkan) yoktur; onlar için O'ndan başka bir veli yoktur.” Mesela Allah ekonomik kriz istiyor; bütün dünya çırpınıyor durdurmak için. Durdurun bakayım, durdurabiliyorsanız. Durduramazsınız. Ne dedik? “2014’e kadar devam edecek” dedik.
OKTAR BABUNA:Şimdi, “ikinci safha başladı” diye haberler vardı geçen gün.
ADNAN OKTAR:IMF ne dedi? 2014. Gidip sorun IMF’ye nereden çıkarmışlar bu bilgiyi? Nereden bu bilginin kaynağı? Bir tane kaynağı var. Onu da ben söyledim, inşaAllah.
Bir ara verelim. Biz gidelim, siz bir yarım saat evrim anlatın inşaAllah.
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Başlıklar
Devamı ...
Kuran Tefsiri
Devamı ...Web siteleri
Devamı ...
Adnan Oktar Diyor Ki...
Devamı ...Basında Harun Yahya
Devamı ...Basında Harun Yahya
Devamı ...