SUNUCU 1:İyi akşamlar, sayın izleyicilerimiz ve dinleyicilerimiz. Bu akşam HarunYahya.Tv, Mavi Karadeniz Radyo, Aksu TV ve Kaçkar TV’den canlı olarak yayınlanan ‘Adnan Oktar’la Gece Sohbetleri’nde yine sizlerle birlikteyiz. Birbirinden önemli konuların yer alacağı programımıza; bilmediğiniz, merak ettiğiniz sorularınızla siz de e-maillerinizle katılabilirsiniz. Konuklarım Harun Yahya müstear ismi ile yazdığı 300’ü aşkın kitabı ile tüm dünyaca tanınan Sayın Yazar Adnan Oktar, Sayın Oktar Babuna. Nasılsınız Hocam?
ADNAN OKTAR:Elhamdülillah, çok iyiyim. Biz de size soralım, siz nasılsınız?
SUNUCU 1:Elhamdülillah, ben de çok iyiyim Hocam.
ADNAN OKTAR:Kandiliniz mübarek olsun. Allah tekrarına erdirsin. Sağlık, sıhhat, mutluluk sevinç içinde inşaAllah.
SUNUCU 1:Amin. Cümlemizin inşaAllah.
Nasıl başlamak istersiniz Hocam?
ADNAN OKTAR:Oktar Hocam Regaip Kandili ile ilgili olarak bir bilgilendirme yapsın.
OKTAR BABUNA:İnşaAllah Hocam. “Regaip Arapça bir kelimedir ve ‘Reğa-be’ kökünden gelmektedir. ‘Reğa-be’ kelime olarak, herhangi bir şeyi istemek, arzulamak, ona karşı meyletmek ve onu elde etmek için çaba sarf etmek demektir. Recep aynın ilk Cuma gecesine Regaip Gecesi denir. Her Cuma gecesi kıymetlidir. Bu iki kıymetli gece bir araya gelince daha kıymetli oluyor. Allah-u Teala’nın kullarına lütfunun çokluğu, kereminin bolluğu ve pek çok günahları bağışlaması sebebi ile bu geceye Regaip Gecesi adı verilmiştir. Bu gecenin bu değeri nereden kazandığı hususunda değişik rivayetler bulunmaktadır. Bunlardan biri, Hz. Amine validemizin böyle bir gecede Resulullah (s.a.v.)’e hamile olduğu anlaşılmaktadır. Sevgili Peygamberimiz (s.a.v.), Regaip gecesinin içinde bulunduğu Recep ayında çok dua eder, namaz kılar, oruç tutar, iyiliklerin her çeşidini yapar, sadaka vermeye özen gösterirdi. Resulullah (s.a.v.)’ın Recep’in ilk Perşembe gününü oruçla geçirdiği ve Cuma gecesinde bu kandil gecesine mahsus olmak üzere ve 12 rekat namaz kıldığı kabul edilir. Regaip gecelerinde dua etmek, tevbe ve istiğfarda bulunmak bu geceyi kutsal kabul etmek sureti ile çeşitli ibadetlerle geçirmek genel olarak alimler arasında kabul görmüştür. Bu gece oruçlu olarak karşılamalıdır. Kuran-ı Kerim okunmalıdır. Bu gecenin ihyası yatsı namazı ile cuma namazını camide cemaatle kılmakla olur. Regaip gecesi akşamla yatsı arası 12 rekat hacet namazı kılınır.’’ İnşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah maşaAllah.
Bu Kırgızistan’daki olayla ilgili de bir açıklama yap.
OKTAR BABUNA:Estağfurullah Hocam, inşaAllah. Kırgızistan’daki olayların özellikle etnik çatışma gibi gösterildiğini ama aslında böyle olmadığını gösteren bilgiler varmış Hocam inşaAllah. “Kırgızistan’daki olayların başlangıcı için görgü tanıkları yüzleri maskeli, polis kıyafeti giymiş kişilerin iki tarafa da ateş ettiğine dikkat çekiyor. Bazı yetkililer de Oş ve Celalabad’ta yabancı kiralık keskin nişancıların bulunduğunu ifade ederek olayların ülkenin kuzeyine sıçramasından endişe ettiklerini, Ortak Güvenlik İşbirliği Örgütü’nden teknik yardım istediklerini kaydetti. Olayları görenler saldırganların çok bilinçli bir şekilde hareket ettiğini, hangi evde Özbeklerin oturduğunu bildiklerini, evleri ateşe vererek insanları öldürdüklerini kaydediyor. Birçok kadın, çocuk ve yaşlının hedefte olduğunu ifade eden tanıklar, yüzlercesinin hayvanlar gibi bıçaklarla kesildiği iddialarını dile getirdi. Oş kentindeki Furkat ve Nariman ilçelerinde çatışmaların sürdüğü öğrenilirken Celalabad eyaletinde Özbeklerin yoğun yaşadığı ilçelerde evlerin yakıldığı ve yağmalandığı kaydediliyor. Kırgızistan’da görgü tanıkları ölenlerin sayısının 2000’i aştığını söylüyor. Dün Sağlık Bakanlığı 171 kişi olarak açıklamıştı. Ancak görgü tanıkları Özbeklerin çoğunun hastanelere gitmediği, yakınlarını morga vermeden defnettiğini söylüyorlar. Akşamüstü Başbakan Erdoğan Kırgızistan yönetimi ile telefon görüşmeleri yaptı. İnsan Hakları İnsani Yardım Vakfı, İHH İnsani Yardım Vakfı şiddetli çatışmaların yaşandığı Kırgızistan’a yardım ekibini gönderdi. Ekibin içerisinde çatışmalarda yaralananlara acil müdahalede bulunmak ve tedavi etmek için de iki doktor bulunuyor.”
Arap basınında İsrail’in Gazze yönetimini Türkiye’ye bırakacağı şeklinde bir haber de çıkmış, inşaAllah. “Ankara ile Tel Aviv arasında yaşanan gemi krizinin ardından üzerinde görüşülmeye başlanan anlaşmaya göre, Gazze’ye giren tüm insani yardımı Türkiye denetleyecek. Anlaşma kapsamında Türkiye ayrıca, Gazze'ye giriş yapan para ve silahın Hamas'a yöneltilmesine engel olunması konusunda da taahhütte bulunacak. Gazete Arap diplomatik kaynaklarına dayandırdığı haberinde, bu durumda Türkiye’nin Gazze’ye uygulanan ablukanın kaldırılmasında anlamlı bir rol oynayabileceğini ve böylece gelecekte İsrail ile Arap dünyası arasında arabulucu rolü üstlenebileceğini belirtti. Tel Aviv yönetimi tarafından abluka altında tutulan Gazze'de, Mısır kontrolündeki Refah Sınır Kapısı hariç tüm geçiş noktalarının kontrolü İsrail'de bulunuyor.”
ADNAN OKTAR:Oktar Hocam, haberleri senden böylece dinlemiş olduk.
OKTAR BABUNA:Estağfurullah Hocam.
SUNUCU 2:“Selamün aleyküm Hocam. Bize kararlılık konusunda yani Allah’a verilen sözden dönmeme, haramlara bir daha dönmeme konusunda bizi aydınlatırsanız çok sevinirim. Duanızı bekliyorum. Yasin.”
ADNAN OKTAR:Yasin Hocamız, bir kere selamına, aleyküm selam ve rahmetullahi ve berekatühü. Şimdi bana bir sevdiğim dese ki, şunu yapma dese ben yapmam. Allah deyince hiç yapmam. Sevdiğim derken, birini seviyorum dediğimde ben Allah’ın tecellisine niyetle seviyorum diyorum. Dolayısı ile Allah’ı darıltmak çok dehşet verici bir şey. Allah’ın beğenmediği bir şeyi yapmak. Yapma dediği bir şey. Hayırla söylüyor, hikmetle söylüyor. Mesela ne diyor bize? Mesela “domuz eti yemeyin” diyor. Hayırlı, çok güzel bir şey söylüyor Cenab-ı Allah. Hem sağlığınız için faydalı hem de benim çok sevdiğim Allah söylüyor. Tabii ki dediğini yaparım, hemen yaparım. Aksini tahayyül dahi edemem. Çünkü aksini yapmak ızdıraptır, acıdır yani, inşaAllah. Karşılığı Cehennemdir. Ayrıca, sevdiğini darıltmış olmanın acısı var. O çok şiddetli bir acıdır. Değil mi? Dolayısıyla imanlı olan bir insan, Allah’ı seven aksini yapmaz, düşünmez. Helaller o kadar fazla ki yani saymakla bitmez. İnsanın ömrü yetmez helalleri saymaya. Haramları biz iki dakikada sayarız. Çok azdır haramlar. Ama helaller, buraya oturalım sabahtan akşama kadar sayalım, babadan oğula devam edelim, yine saymakla bitmez herhalde. O kadar çoktur helaller. Kardeşim yani şimdi iki dakikalık haramı niye işleyeyim ben? Değil mi?
SUNUCU 2:Ben bir soru sorabilir miyim? Sözünüzü kestim. Oktar Hocamız sürekli cümle başında veya sonunda “inşaAllah” diyor ya, ona biraz takıldım ben. “İnşaAllah” bir şeye başladığında, “inşaAllah” biraz acayibime gitti. Hani neden?
ADNAN OKTAR:Oktar Hocam’ın “inşaAllah” demesinin nedeni, o Mehdi (a.s.) talebesi de onun için.
OKTAR BABUNA:İnşaAllah Hocam, elhamdülillah.
ADNAN OKTAR:Ben de “inşaAllah”ı çok kullanırım. Mehdi (a.s.) talebelerinin özelliğidir. Ben de Mehdi (a.s.) talebesiyim.
SUNUCU 2:Mehdi (a.s.) talebesi?
ADNAN OKTAR:Ahir zamanda İslam ahlakının dünyaya hakim olmasına vesile olacak bir insan gelecek. Dünya’nın son zamanında. Hadislerde bu çok kapsamlı, detaylı belirtilmiştir. Peygamberimiz (s.a.v.)’in belirttiği bu alametlerin tamamı oluştu. Yaklaşık 150’ye yakın alamet vardı, 150’si de oluştu. Bediüzzaman Said Nursi de tarih vererek, detay vererek, yer vererek çok açık anlatmıştır. Aynısı ile bu olay oluştu. Kuran’da da Cenab-ı Allah diyor; “Ahir zamana ulaştığınızda, deccal devrine ulaştığınızda Kehf Suresi’ni okuyun” diyor. Kehf, 110 ayetten oluşur, 18. suredir. 110 çarpı 18, 1980 tarihini verir. Mehdi (a.s)’nin çıkış tarihi. Çok manidardır yani. Orda tek bir ayette geçer. “Bir işe başladığında, yarın olacak, yapacağın bir şey olduğunda, herhangi bir şey olacağında “inşaAllah deyin” diyor Allah. Yani ‘Allah’ın izni ile’, ‘Allah’ın dilemesi ile’. ‘İnşaAllah’ bir zikirdir. ‘La ilahe illallah’ gibi, ‘subhanAllah’ gibi, ‘Allah-u Ekber’ gibi, ‘elhamdülillah’ gibi bir zikirdir. Allah’ı zikretmektir. Dolayısı ile bereketlidir. ‘İnşaAllah’ı, ‘maşaAllah’ı çok kullananlar dünyaya hakim olacaklar, Ahir zamanda. Mehdi (a.s.) talebelerinin özelliğidir. Bir sır kelimedir, sır cümledir. Kehf Ehli’nin de özelliğidir. Ahir zamanın özelliğidir. Bir şey gördüğümüzde; “maşaAllah, Allah ne güzel yaratmış.” Böylece şirkten kurtulmuş oluyoruz. ‘İnşaAllah’ da; Allah’ın izni ile, Allah’ın yaratmasıyla, Allah’ın kaderde yaratması ile. Her ikisi de anti-şirk kelimelerdir, ‘inşaAllah’ ve ‘maşaAllah’. Şirke darbedir. Şirki darmadağın eden iki kelimedir. Nur Suresi’nde Allah, Allah’a şirk koşmayanların dünyaya hakim olacağını söylüyor. Şimdi yarın ben bir şey yapacağım dersem eğer Allah’ı unutarak söylersem, Allah’ın yaratacağını unutursam bu şirk olur. Ama ‘inşaAllah’, ‘Allah’ın dilemesiyle’, ‘Allah’ın kaderde yaratmasıyla’ yapacağım dersen şirkten kurtulmuş olursun. Müşrik olmamış olursun. Bir de ‘bir şey ne kadar güzel dersen’ ona ilahlık vasfetmiş olursun. Ama ‘Allah ne güzel yaratmış’ dersen şirkten kurtulmuş olursun. ‘İnşaAllah’ ve ‘maşaAllah’ Ahir zamanda şirki parçalayan Allah’ın iki zikridir. Bu iki zikir şirki parçalar. Put parçalayıcıdır, inşaAllah. Oktar da bol bol kullanıyor, maşaAllah.
Şimdi bir soru soralım, inşaAllah.
SUNUCU 2:Tamam, inşaAllah. “Selamün aleyküm Hocam. Altınçağ, Hz. İsa (a.s.) ve Mehdi (a.s.) konusunda çocukları nasıl bilgilendirebiliriz? Her şeyi anlatmalı mıyız? Her yaştaki çocuk bunları anlar mı? Ve Hocam Altınçağın sona erdiğini nasıl anlarız? Emel Aslan.”
ADNAN OKTAR:MaşaAllah, maşaAllah. Emel kardeşimiz güzel bir soru sormuş. Bir kere selamını alayım. Ve aleyna aleyküm selam ve rahmetullahi ve berakatühü. Allah’ın selamı, bereketi o hanım kardeşimizin üzerine olsun ve bütün milletimizin üzerine olsun, inşaAllah. Ahir zamanın bittiğini bize küfür anlatır zaten, deccal anlatacaktır. O devrin deccaliyeti, o devrin firavuniyeti, Nemrut sistemi anlatacaktır. Nasıl anlayacağız? Allah’ı anamayacak hale geleceğiz. Biz muhtemelen o dönemde olmayız. Yani ben olmam, inşaAllah. Çünkü ben olursam analarını ağlatırım böyle, babalarını ağlatırım. Kök söktürürüm onlara.
OKTAR BABUNA:O devre başlayamazlar Allah’ın izni ile.
ADNAN OKTAR:Başlayamazlar zaten. Çivi gibi sökerim evvelAllah.
SUNUCU 1:Tahminen kaç yıl Hocam?
ADNAN OKTAR:1507-1508 gibi başlar gerileme, Allah-u alem. 1508, Hicri 1508.
OKTAR BABUNA:78 yıl, siz daha iyi bilirsiniz inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Efendim? 1545-1543 kaç ediyor Miladi?
OKTAR BABUNA:Siz daha bilirsiniz, 31’deyiz inşaAllah. 77 yıl sonra.
ADNAN OKTAR:77 yıl sonra, evet. 77 yıl sonra bozulma başlıyor. Yani bozulma da başlamıyor da yani son anları. “Bir taife-i azime” diyor, “büyük bir cemaatin, Mehdi (a.s) cemaatinin son zamanlarına bakar” diyor. Yani şu anki Mehdi (a.s) talebeleri ve Mehdi (a.s)’nin de son zamanları, Mehdiyet’in ve talebelerinin son zamanları inşaAllah. Ondan sonra Allah’ı anamayacak hale gelecek. Kuran’ı evde arayıp bulamadığında Ahir zamanın son zamanına girdiğini anlayacak. Deccaliyet devrine girdiğini anlayacak. Yani son deccaliyet, son Nemrut ve firavun devrine girdiğini anlayacak. Evde dini bir eser bulamadığında, sokağa çıktığında tek kişi Allah’tan bahsetmediğinde, Allah’tan bahsedenleri feci şekilde dövüp öldürdüklerinde, o zaman anlayacak ki Kıyamet an meselesi. Çok çok yakın, inşaAllah. Buradan anlayacağız.
Çocuklara anlatmak; çocuklara, dedelerinden önce Peygamber (s.a.v.)’i anlatacaklar, Allah’ı anlatacaklar. Çocuk dedesini tanıyor ya, Peygamber (s.a.v.)’i dedesinden daha iyi tanıması lazım. Önce Peygamber (s.a.v.)’i tanıyacak, sonra dedesini tanıyacak. Babasını tanıyor, değil mi? Annesini, babasını tanıyor. Annesinden, babasından önce Peygamber (s.a.v.)’i tanıması lazım. Çok çok daha iyi tanıyacak, çok şiddetli sevecek, kıyas olmayacak şekilde sevecek. Sonra da Mehdi (a.s.)’yi tanıyacak ve Hz. İsa (a.s.)’yı tanıyacak. Mehdi (a.s.)’yi bilen bir çocuk çok akıllı olur, bereketli olur, huzurlu olur. Şeytan yanaşmaz. Bas bas bağırmaz. Cam çerçeveyi kırmaz. Huzurlu olur, akıllı olur. Yüzüne bir hoşluk gelir. Üslubu güzel olur. Allah’ı bilecek, Peygamber (s.a.v.)’i bilecek, Mehdi (a.s.)’yi bilecek, Hz. İsa (a.s.)’yı bilecek ve sevecek, aşkla sevecek. Dört yaşında bile olsa bilecek, inşaAllah. O aşkla, o muhabbetle büyüyecek. Aksinde şeytan çocuğa musallat olur. Bağırır çağırır çocuk ağlar, kırar, yıkar. Onlar da huzursuz olurlar, çocuk da huzursuz olur. Bu dediğimi yaptıklarında çocuğun üstüne nur ve rahmaniyet iner, ferahlar çocuk, kalbi ferahlar. Izdırap, acı kalkar üzerinden, şeytan yanına yanaşamaz çocuğun. Bağırmaz çocuk artık güler, neşeli olur. Keyfe gelir kerata. Mutlu olur, yüzünden gülücükler saçılır. Gayet de sağlıklı olur. Her hareketi hoş olur, her hareketinden hoşlanırsınız. Dolayısı ile dört yaş iyi. Dört yaş, beş yaş.
SUNUCU 1:Dört yaşından itibaren anlatmaya mı başlayalım?
ADNAN OKTAR:Tabii tabii. Şuuru açıldıysa hemen yapılacak inşaAllah.
“Ankara’dan kıymetli bazı Hocalarımız soruyor” diyor. “Nur Suresi, 35-36. ayetlerin cinler alemine ve bazı boyutlara geçişte bir nevi şifre mahiyetinde olabileceğine dair bazı yorumlar var. Sizin düşünceniz ve tefsirinizi öğrenmek istiyorum, Sayın Hocam, lütfederseniz.” Kardeşim, ben hakikaten bu kadar harika bir yapı olduğunu cinler aleminin, böyle bağlantı olabileceğini bilmiyordum. Hakikaten doğru, belirli şifreler cinleri harekete geçiriyor. Hakikaten var; belirli sözler, belirli rakamlar, belirli ayetler hakikaten harekete geçiriyor. Mesela şu tırnak üstüne yazılan olaydan tam kanaatim geldi. Çok çok acayip, nefes kesecek bir olay bu. Mesela belirli rakamlar var. Şimdi öğretmeyeceğim, millet yapar diye şey yapmıyorum. Ama hızlıca anlatabiliriz belki. Dikkat çekmeyecek şekilde. Eksik tarzda anlatabilirim. Bir de avuç içine yapılan bir işaret var. Bende olmadı, bunu bilmiyorum, olan kişiyi biliyorum yani. Önce elde bir uyuşma başlıyor. Sonra elin ortasına doğru yoğunlaşan bir şey. Sonra el kasılmaya başlıyor, açılıyor. Yani istemsiz olarak kasılıyor, açılıyor el. Sonra başparmağın şu kısmında yaklaşık şu avuç ayası kadar, yani şu büyüklükte mesela 20’ye 15 kadar bir ekran tarzında, gayet net, sesli, geçmişte olan bir olay tamamen, alenen ve açıkça oluyor.
SUNUCU 1: Televizyon gibi.
ADNAN OKTAR:Net oluşuyor, aynı televizyon gibi. İki safhada oluyor. Birinde bir taht görünüyor. Taht resmi görünüyor, çok net. Birisinde de kapı görünüyor. Çok net. “Açıl Süleyman (a.s.)’ın tahtı, açıl” deniliyor. Taht çekiliyor, kapı görüntüsü oluşuyor. Ondan sonra, “açıl Süleyman (a.s.)’ın kapısı, açıl” denildikten sonra da o istenen görüntü net olarak oluşuyor. Yani istediğin kadar da seyredebilirsin. Bütün detayları ile. Net oluyor.
SUNUCU 1:Peki Hocam onu kapatmak istediğinizde o görüntü, kapatmak istediğiniz zaman?
ADNAN OKTAR:Onun üstadı varsa, o oluyor, yapabiliyor. Kendisinde de yaklaşık, elini işte, bizim arkadaşımız elini birkaç defa, 2-3 defa yıkadıktan sonra geçtiğini söyledi. Ama bayağı uğraştı yani çok vakit aldı geçmesi. “Her baktığımda görüyordum” dedi görüntüyü. Üstelik sesli. Cam kırılma sesleri falan, adamların ayaklarının yürüme sesi, bağırtı falan, karşılıklı konuşma, “hepsini duyuyordum” diyor. Hayret, adamlar gayet sakinler. İlmi biliyorlar, insan yeri yerinden oynatır. Çok büyük bir olay bu, gayet normal karşılıyorlar. Urfa’da bunun ustaları var.
Hayır, makul tamam ama çok heyecan verici değil mi? Olağanüstü bir şey, gizlenir mi bu?
SUNUCU 1: Ben şeyi çok merak ediyorum, acaba bunu ilk nasıl çözdü? Nasıl öğrendi ya da o ilk görüntüyü gördüğü zaman nasıl bir tepki verdi?
ADNAN OKTAR: Ustadan ustaya, ustadan ustaya geçiyor. Hz. Süleyman (a.s.) devrinden kalma anladığım kadarıyla. Hz. Süleyman (a.s.) bunu taht boyutlarında ve çok büyük olarak gösterebilmiş. Bu kadar dar bir boyutta değil. Daha kolay bir ilmi var herhalde. Çünkü Kuran’da geçiyor bu. Ben kadına başka türlü bir şey olduğunu zannettim. Yine mucize ama benim anladığım bu yöntemin daha değişik bir şeklini uygulamış Hz. Süleyman (a.s.) ve kadına soruyor zaten Kuran’da da; “bu taht böyle miydi?” diyor. “Kadın evet ta kendisi” diyor, “aynısı” diyor. Binler, on binlerce kilometre ötedeki tahtı getirtiyor, görüntüsünü. Aynısıyla oluşuyor. Etrafında adamlarla falan, çevresinde kadının nefesi kesilmiş.
SUNUCU 1: Şaka gibi.
ADNAN OKTAR: Yok, ayete şaka gibi denmez. O olayın olmasına şaşırıyorsun, tamam. Herhangi bir şekilde olmuş olsa, tabii elinin üzerinde olması çok acayip, şaşırtıcı. Ama yine de tabii imani, Kurani bir şey olduğu için olmaz, inşaAllah.
Fakat Kuran’da bunun bu şekilde geçmesi, mesela tahttan bahsediliyor, ‘taht’ kelimesinin geçmesi gerekiyor. Ama kapıdan bahsedilmiyor. Arkadaşım diyor; “bayağı süslü, nakışlı, çok ihtişamlı bir kapı, ayağı güzel bir kapı. Net, açıkça kapı açılıyor” dedi. “Ondan sonra net görüntü başlıyor” diyor. Üç kere falan yıkamış elini, “defalarca yıkadım” diyor. “Her seferinde bakıyorum yine duruyor, yine gittim, yine yıkadım” diyor. O da çok ürkmüş, bayağı çekinmiş.
SUNUCU 2: Ben bir şey sorabilir miyim? Şimdi bu üç harfli cinlerle, bu karabasanın arasındaki fark. Şimdi ben bir gün uyuyorum. Çok kötü bir rüya görüyorum ama ne olduğunu şey yapamıyorum. Bağırıyorum ama sesim çıkmıyor, ayaklarımı debeliyorum, işte kollarımı açıyorum, bilmem ne, ama sesim çıkmıyor. Daha sonra işte bunu anlattıktan sonra, bana şey dediler; “karabasan gelmiştir.” Ve ben karabasan nedir, ne yapıyor? Niye geliyor onu bilmiyorum.
ADNAN OKTAR: Karabasan geldiğinde Ayet-el Kürsi okursun, gider.
SUNUCU 2: Gidiyor mu?
ADNAN OKTAR: Tabii gider. Kuran ayetine tahammül edemez kafir cinler. Kuran duyduklarında hemen gider. Diyor ya ayette Allah; “Allah anıldığında hemen gerisin geriye giderler” diyor. “Yüzüstü dönüyor” yahut “aslandan ürkmüş yaban eşeği gibi kaçarlar” diyor. Cin de öyle. Kuran ayetine dayanamaz cin. Müthiş rahatsız olur. Mümin cin de öyle münasebetsizlik yapmaz zaten.
SUNUCU 2: Yani karabasan bir şekilde cin.
ADNAN OKTAR: Yani olabilir. Kafir cinler bazen densizlik yapabilirler. Ama Allah’ın kısaca anılmasıyla normalde gider. Öyle bir şey olmaz. Bir kere Allah anılsa, mesela adam ‘La ilahe illallah’ dese bile gider, inşaAllah. Yani öyle bir şeyi yoktur. Allah’ın anılmasından çok çok rahatsız olur kafir cinler. Yani böyle, ateşin üstüne su dökmek gibi bir şey.
Ama şahane bir şey bu, maşaAllah, dehşet bir şey.
SUNUCU 1: Ben de bir soru sorayım Hocam. Peki, bir cinin insana aşık olması, böyle söylentiler duyuyoruz. Gerçek mi ya da bu mümkün mü?
ADNAN OKTAR: Cin tabii çok güzel bir kadın suretinde görünebilir. Çok güzel bir insan suretinde görülebilir. Öyle özellikleri var ama kendileri çok tipsiz, normal cin. Yani eşkal diye bir şey yok adamlarda, bayağı bozuktur cinler yani duyduğum kadarıyla bayağı bozuk.
Allah Allah, kardeşlerimizin ne acaba dikkatini çekti? Tamam okuyayım. Nur Suresi, 35, şeytandan Allah’a sığınırım; “Allah, göklerin ve yerin nurudur.” 1959 veriyor ebcedi. “O'nun nurunun misali, içinde çerağ bulunan bir kandil gibidir; çerağ bir sırça içerisindedir; sırça, sanki incimsi bir yıldızdır ki, doğuya da, batıya da ait olmayan kutlu bir zeytin ağacından yakılır.” Tabii çok önemli bir şifre veriliyor bu ayette. Kardeşlerimizin dediği doğru. “Cinler alemine ve bazı boyutlara geçişte bir nevi şifre mahiyetinde olabileceğine dair bazı yorumlar var” diyor. Doğru bu bir bilgi de, önemli bir bilgi. Çünkü bakın, boyutlardan zaten kademelerden bahsediyor. “Allah, göklerin ve yerin nurudur.” Bir kere “göklerde ve yerde nurdur Allah” diyor. “Işıktır” diyor Allah, aydınlıktır. “O’nun nurunun misali,” şimdi onu açıklıyor Cenab-ı Allah, “içinde çerağ bulunan bir kandil gibidir; çerağ bir sırça içerisindedir; sırça, sanki incimsi bir yıldızdır ki, doğuya da, batıya da ait olmayan kutlu bir zeytin ağacından yakılır. Neredeyse ateş ona dokunmasa bile yağı ışık verir. (Bu,) Nur üstüne nurdur. Allah, kimi dilerse onu Kendi nuruna yöneltip-iletir. Allah insanlar için örnekler verir. Allah, her şeyi bilendir.” “Nur üstüne nurdur. Allah, kimi dilerse onu nuruna yöneltip-iletir.” Bu da 1980 tarihini veriyor, ebcedi. Mehdi (a.s.)’nin çıkış tarihini veriyor. Bak, “Nur üstüne nurdur. Allah, kimi dilerse onu Kendi nuruna yöneltip-iletir.” Bak, “Allah kimi dilerse” mesela Allah Mehdi (a.s.)’yi diliyor, değil mi? “Onu Kendi nuruna yöneltip-iletir” diyor. “Ve o nura doğru İslam ahlakının hakimiyetine doğru onu yönlendirir” anlamına geliyor. 1980 tarihi. Mesela burada “çerağ bir sırça içerisindedir; sırça sanki incimsi bir yıldızdır ki,” kelimesi, bu da 2037 tarihini veriyor. Bu da Hz. İsa (a.s.)’nın anlı-şanlı vaktini veren bir ayet, bir ebced. Bak, “çerağ bir sırça içerisindedir” yani bir sırça içerisinde saklanmaktadır. “Sırça sanki incimsi bir yıldızdır.” Yani pırıl pırıl parlayan incimsi bir yıldızdır. Mehdi (a.s.) için de söylenen, Hz. İsa (a.s.) için de söylenen bir özelliktir bu. İncimsi bir yıldız, Mehdi (a.s.)’nin mesela yanağındaki bene de; “incimsi bir yıldız gibidir” diyor Peygamberimiz (s.a.v.), değil mi? “Yanağında bir ben vardır” diyor, “incimsi bir yıldız gibidir” diyor. Bakın aynısı, hadiste geçen kelimenin aynısı. “İncimsi bir yıldızdır ki,” bu da 2037’yi veriyor. “(Bu nur,) Allah’ın, onların yüceltilmesine ve isminin zikredilmesine izin verdiği evlerdedir; onların içinde sabah akşam O'nu tesbih ederler.” Yani Müslümanların evleri, Allah’ın dininin yayıldığı, tebliğ yapılan evler, İslam’ı yayan Müslümanların evleri. Ama bunu başka bir gün çok detaylı böyle hem hadislerle, hem de diğer Kuran ayetleriyle destekleyerek anlatırız inşaAllah.
OKTAR BABUNA: Hanımefendinin bir sorusu var galiba da, değil mi? Mehdi (a.s.)’yi mi sordunuz?
SUNUCU 2: Ben bilmiyorum, Mehdi (a.s.) kim?
ADNAN OKTAR: Mehdi (a.s.) kim? Tamam. Mehdi (a.s.)’yi biz hadislerden bakalım. Tevrat’ta da geçer Mehdi (a.s.). Herhangi bir sayfa aç buradan ver bakalım sana Mehdi (a.s.) hakkında bakalım ne bilgi çıkacak. Herhangi bir sayfasını aç. Tamam, bana ver. Şeytandan Allah’a sığınırım. Mehdi (a.s.)’nin ikinci vazifesini açmışsın. “Hilafet-i Muhammediye (a.s.m.) unvanı ile şeair-i İslamiyeyi ihya etmektir.” Yani “İslam ahlakını dünyaya hâkim edecek” diyor, Allah’ın izniyle. “Alemi İslam’ın vahdetini (birliğini) nokta-i istinad edip” yani “Müslümanların birliğini nokta-i istinad edip, İslam ahlakını dünyaya hakim edecektir” diyor. “Beşeriyeti maddi ve manevi tehlikelerden ve gadab-ı İlahiden kurtarmaktır.” Yani anarşi, terör, pahalılık, acılardan, zulümlerden, saldırılardan, İsrail’de olan bu rezaletlerden, Çin’de olan rezaletlerden, Türk Devletlerinde olan katliamlardan, hayat pahalılığından, adaletsizlikten, milletin birbirlerine saldırmasından, neşesizlikten hepsinden insanları kurtaracak” diyor. Bak, “beşeriyeti maddi ve manevi tehlikelerden ve gadab-ı İlahiden” yani “Kıyametin kopmasından kurtaracaktır.” Engelleyecek inşaAllah, Allah’ın dilemesiyle, bir süre Kıyamet engelleniyor Allah tarafından inşaAllah. “Bu vazifenin, nokta-i istinadı ve hadimleri(hizmetkarları), milyonlarla efradı bulunan ordular lazımdır.” Müslümanların tamamının bir ordu olacağını, o dönemde onu belirtiyor. Ahir zamanda Peygamberimiz (s.a.v.)’in neslinden gelecek bir şahıstır. Dış görünümü belirtilmiştir. Kaşı, gözü, ağzı, burnu, bütün boyu posu, nerede çıkacak, hangi şehirde çıkacak, neler yapacak, hepsi detaylı belirtilmiştir. O çıkmadan önce bütün alametler, gök alametleri belirtilmiştir. Kuyruklu yıldız çıkacağı, yeniden arkasından bir kuyruklu yıldız daha çıkacağı, ikinci kuyruklu yıldızın çift uçlu olacağı, diğer kuyruklu yıldızların tersine istikamette gideceği, değil mi? Kabe’de baskın olacağı, Kabe’deki haccın engelleneceği, aynı dönemde Irak’ın işgal edileceği, Afganistan’ın işgal edileceği… Peygamberimiz (s.a.v.) çok detaylı tarif etmiş. Hepsi aynısıyla, tamamı oldu. Teker teker, Mehdi (a.s.)’nin çıkacağı yeri de belirtmiştir, Peygamberimiz (s.a.v.). Kendi neslinden bir şahıs. “Çok zorluklar çekecek” diyor Peygamberimiz (s.a.v.). Çok çileler çekecek, hatta “Müslümanlardan bazı kişiler ona karşı mücadele verecekler” diyor. Bazı “yobazlar, bazı üçkağıtçı Hocalar, Mehdi (a.s.)’ye karşı tavır alacaklar” diyor. “Fakat buna rağmen hakim olacak” diyor. Hatta Mehdi (a.s.) korkusundan bakın kitaplar çıktı birçok, satışta. Mesela bu; ‘Hz. İsa (a.s.) gelecek mi?’ Hz. İsa (a.s.)’nın gelmeyeceğini anlatmak için özel kitap çıkarmış adamlar. Bakın kaç sayfa? 591 sayfa. Kardeşim, bir kelimeyle söylesene bize sen; “Hz. İsa (a.s.) gelmeyecek” dersin. Sakin ol canım ciğerim. Bak, incecik harflerle 591 sayfa, ‘İsa (a.s.) gelmeyecek’ demek 591 sayfa mı sürer? Bu ne korku kardeşim, bu ne korku? Ve böyle yüzlerce cilt kitap var, ‘İsa (a.s.) gelmeyecek’ diye. Bir kelime bu, değil mi? “İsa (a.s.) gelmeyecek” dersin, konu biter. Niye bu kadar panik oluyorsun? Ve bu konuyu anlatmak için sen 591 sayfa uğraşıyorsan, İsa (a.s.) gelecek demektir o zaman, değil mi? Bak, ‘Mehdi (a.s.) gelmeyecek’ bu da. Böyle binlerce kitap var. Mehdi (a.s.) gelmeyecek diye basılmış, yüzlerce sayfa yazılmış. Kardeşim bunu nasıl dersin biliyor musun? “Mehdi (a.s.) gelmeyecek” dersin, konu biter. Niye panik oluyorsunuz? Niye tedirgin oluyorsunuz? Sen yüzlerce, binlerce sayfa ‘Mehdi (a.s.) gelmeyecek’ diyorsan, ‘Mehdi (a.s.) gelecek’ demektir, değil mi? Çok açık. İnşaAllah. Ama tabii bunların içinde de Mehdi (a.s.)’nin gelişi ile ilgili çok fazla delil var. Bu kitapları da o yönde değerlendiriyoruz. Onun için aldım. Çok kapsamlı araştırma yapmışlar, Mehdi (a.s.)’nin delillerinin çok büyük bir bölümünü de koymuşlar. Güya aleyhine yazmışlar ama Mehdi (a.s.)’nin çıkışını ispat eder mahiyette olmuş. ‘Hz. İsa (a.s.) gelmeyecek’ diye yazdıkları kitap da, Hz. İsa (a.s.)’ın gelişini net ispat eden kitap aynı zamanda. Dikkatlice okursan net geleceği anlaşılıyor.
SUNUCU 1: Onun bile bir faydası var Hocam.
ADNAN OKTAR: Evet. Biz kayadan su çıkarırız evelAllah. Biz mesela Darwinizmi yıkarken hep Darwinistlerin kendi kitaplarından yıktık. Kendi eserlerinden yıktık. Hatta evrimci bazı arkadaşlarla tanıştık, “sizde fosil var mı?” dedik. “Olmaz olur mu” dedi, adam en az 3000 tane fosil var benim evimde diyor. Ondan sonra, “ne güzel sizin evrimle ilgilenmeniz, bilim adamı olmanız, araştırma yapmanız, tebrik ederim” diyor. “Şöyle resimlerini çekebilir miyiz?” “E, zaten biz onun için evde tutuyoruz. Buyurun canım kardeşim, istediğiniz gibi çekin” diyor. İki gün boyunca, üç gün boyunca resimlerini çektik. Sonra kitaba bir bastık, adam “eyvah” diyor. Havalara hopluyor. “Ben ne bileyim böyle evrimin aleyhinde kullanacağınızı” diyor. “Bilsem asla müsaade etmezdim” diyor. Hepsi aleyhine senin, onu evinde tutman zaten, tamamı evrimin olmadığını ispat ediyor. Tamamı yani, mesela farz edelim; yüz milyon yıllık kurbağa fosili var. Bu kadar mı aklın yok, tıpkısının aynısı. Milim, santim değişmemiş. Anlamıyor musun değişmediğini? Onu bize evrime delil diye gösteriyordu kendince. Sonra eli ayağı boşaldı. Biz onu evrimin olmadığını ispatta kullanınca. Öyle çok tip var. Yani biraz tabii bunların sayısı yüksek, bu tip çalışmalarımızın. Ummuyorlar. Materyalistler de öyle, değil mi?
OKTAR BABUNA: Kitabınızda büyük ölçüde Darwinistlerin, materyalistlerin itirafları var Hocam, maşaAllah.
ADNAN OKTAR: Hep onların kitaplarıyla kendilerini çürüttük, kendi delilleriyle kendilerini çürüttük.
SUNUCU 1: Hocam Gülşah kardeşimiz bir soru sormuş. Onu yönelteyim isterseniz.“Hocam selam. Ben, İstanbul’dan Gülşah. Günümüzde yaşayan ve bu dönemin elçisi Mehdi (a.s.)’nin zuhur ettiğini kabul edemeyen insanları Hucurat Suresi, 14. ayette bahsedilen o dönemin Bedevilerine benzetilebilir miyiz? Hocam 15. ayette Hz. Mehdi (a.s.)’nin talebelerinden bahsediliyor, Allah-u alem ve 16. ayette Hz. Mehdi (a.s.) ve Hz. İsa (a.s.) ile ilgili hadisleri ve ayetleri çarpıtan ya da yanlış yorumlayanlara bir hitap olabilir mi, inşaAllah? Hucurat Suresi 14, 15 ve 16. ayetlerde şöyle buyruluyor: 14. ayet; “Bedeviler, dedi ki: "İman ettik." De ki: "Siz iman etmediniz; ancak "İslam (Müslüman veya teslim) olduk deyin. İman henüz kalplerinize girmiş değildir. Eğer Allah'a ve Resûlü’ne itaat ederseniz, O, sizin amellerinizden hiçbir şeyi eksiltmez. Şüphesiz Allah, çok bağışlayandır, çok esirgeyendir."” 15. ayet, “Mü'min olanlar, ancak o kimselerdir ki, onlar, Allah'a ve Resûlü’ne iman ettiler, sonra hiçbir kuşkuya kapılmadan Allah yolunda mallarıyla ve canlarıyla mücadele ettiler. İşte onlar, sadık (doğru) olanların ta kendileridir.” 16. ayet; “De ki: "Siz Allah'a dininizi mi öğreteceksiniz? Oysa Allah, göklerde ve yerde olanları bilir. Allah, her şeyi bilendir."” Saygılar, selamlar.”
ADNAN OKTAR: Gülşah alim, maşaAllah. MaşaAllah. Ama Gülşah Hocam zaten tam net açıkladı. Biz neyi anlatalım artık? Ayetler de çok açık, maşaAllah. Efendim, bir de Pelin Hanım bir konuyu sormuş. “Hocam, siz hep görenin göz değil, insanın ruhunun olduğunu söylüyorsunuz. Aşağıdaki ayetlerde geçen ‘iç göz’, görüntüyü beynimizin içinde gördüğümüz dolayısıyla görenin ruh olduğu anlamına geliyor, olabilir mi?” Şeytandan Allah’a sığınırım. “Üzerlerindeki göğe bakmıyorlar mı? Biz, onu nasıl bina ettik ve onu nasıl süsledik?” Göğe bakmak için teleskop gerekiyor. Bilim gerekiyor, bak Allah bilimi emrediyor işte, değil mi? Teleskop olmadan biz bakabilir miyiz göğe? Nasıl bakalım? “Onun hiçbir çatlağı yok.” Detay bakmamız için yine teleskopa ihtiyacımız var. “Yeri de (nasıl) döşeyip-yaydık?” Yeri araştırmak için de çok fazla bilim dalına ihtiyaç var, değil mi? “Onda sarsılmaz dağlar bıraktık ve onda 'göz alıcı ve iç açıcı' her çiftten (nice bitkiler) bitirdik.” Botanik bilimi ancak bunu tespit edebilir. “Her çiftten” diyor, çift olduğunu tespit etmek için botaniğin yapacağı bir çalışma bu. Biz bitkilerin çift olduğunu nasıl bilelim. Bilimle anlaşılır, inşaAllah. “(Bunlar,) 'İçten Allah'a yönelen' her kul için 'hikmetle bakan bir iç göz' ve bir zikirdir.” MaşaAllah, bak kardeşimiz neleri görmüş, maşaAllah. Kaf Suresi, 6-8. “Bir iç göz ve bir zikirdir.” Tabii, bu net sır, mühim, bak Kuran’ın bir sırrını görmüş kardeşimiz. “Sizi çok seviyoruz. Değerli Hocama sevgiler.” Pelin, ben de seni çok seviyorum. Allah sevgini arttırsın. Çok güzel bir bilgi sana vermiş Allah, ilham etmiş. Tabii, çok net, bunu biz sitemize de koyalım. “İç göz ve bir zikirdir.” Tabii, net olarak beyindeki, içte gördüğümüz görüntüyü açıklayan bir ayet.
SUNUCU 1: Hocam ona benzer bir soruda Mustafa Altınok sormuş. Ama bu uydu sistemiyle ilgili bir soru. “Selamün aleyküm Hocam. Hayırlı geceler. Enam Suresi’nde uydu sistemine bir işaret var Allah-u alem. Şeytandan Allah’a sığınırım. ‘O, karanın ve denizin karanlıklarından yolunuzu bulmanız için size yıldızları var edendir. Bilebilen bir topluluk için Biz ayetleri birer birer (bölüm bölüm) açıkladık’ (Enam Suresi, 97). Günümüzdeki üstün teknolojiyle yapılan gemiler uydu sayesinde denizde yön belirlemektedirler. Aynı şekilde araçlardaki navigasyon sistemleri de uydu sisteminde yol belirlemektedir. Buradaki yıldızlar ikinci anlam olarak uydu sistemine işaret olabilir mi Hocam?”
ADNAN OKTAR: Kardeşim, maşaAllah. Ne ilim, ne irfan? MaşaAllah, maşaAllah. Hepsi Hocam oldu maşaAllah. Mustafa Hocam da öyle.
OKTAR BABUNA: Sizin vesilenizle Hocam.
ADNAN OKTAR: Ama onların vesilesiyle de biz öğreniyoruz, maşaAllah. Ve aleyna aleyküm selam ve rahmetüllahi ve berakatühü. Şeytandan Allah’a sığınırım. “O, karanın ve denizin karanlıklarından yolunuzu bulmanız için size yıldızları var edendir. Bilebilen bir topluluk için Biz ayetleri birer birer (bölüm bölüm) açıkladık.” (En'am Suresi, 97) “Günümüzdeki üstün teknolojiyle yapılan gemiler uydu sayesinde denizde yön belirlemektedirler.” MaşaAllah, tabii, o da yıldız gibi parlıyor, değil mi? Uydu gökte. O da bir yıldız olmuş oluyor. Yıldızdan kasıt gökte parlayan bir cisim. “Aynı şekilde araçlardaki navigasyon sistemleri de uydu sayesinde yol belirlemektedir. Buradaki yıldızlar ikinci anlam olarak uydu sistemlerine işaret ediyor olabilir mi Hocam?” diyor. Tabii, çok şahane. Bunu da bizim sitemize alalım. Çünkü uydu bir yıldız, parıl parıl parlıyor. Hatta bakan diyor ki; “bu yıldız mı?” diyor. “Bu nedir?” Bilmeyen, uyduya baktı mı. Cayır cayır parlıyor, gökte duruyor. Aynı yıldız gibi. Dolayısıyla yıldız olmuş oluyor. Dolayısıyla ayetin tam karşılığı olmuş oluyor. Tam açıklaması olmuş oluyor, tabii. Kardeşlerimiz, maşaAllah üniversite gibi, maşaAllah.
Oktar Hocam var mı anlatacakların?
OKTAR BABUNA:Estağfurullah, siz büyük olaylar olacak demiştiniz Hocam. Hakikaten bütün dünyada sürekli her gün büyük olaylar oluyor. Bu Birleşmiş Milletler’in bir açıklaması; “Dünya çapında 1 milyar insan aç” deniyor Hocam, inşaAllah ve açlık düzeyinde 800 milyon insanın da 1.25 dolarlık bir kişi başına düşen gelir varmış, Hocam. Büyük bir adaletsizlik ve dağılım bozukluğu var gelirde, dünya çapında, inşaAllah, o açıklama. “Amerikalılar, büyük bir maden zenginliği buldular” diye. Siz bunu açıklamıştınız. “Afganistan’ın niçin işgal edildiği belli oldu” diye bir haber. New York Times’da. Büyük, 1 trilyon dolarlık zenginlik çıkmış, yer altı zenginliği. Siz de hadise dayanarak açıklamıştınız bunu Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Aynısı hadislerde var. “Mehdi (a.s.) devrinde Afganistan’ın işgal olacağını” söylüyor Peygamberimiz (s.a.v.) ve “altın ve gümüş olmayan madenler çıkacak” diyor.
OKTAR BABUNA:Bu madenler de altın ve gümüş olmayan madenler Hocam.
ADNAN OKTAR:İşte buyurun, aynısıyla çıktı. Kardeşim bir tane, iki tane değil. 150’in üzerinde hadis aynısıyla doğru çıktı. Çok büyük bir mucize.
OKTAR BABUNA:Hindistan ve Japonya’da deprem olmuş.
-VTR –
ADNAN OKTAR:Cübbeli o hadise dayanarak herhalde oradan yanlış bir yorum yaptı. Halbuki ‘sütunlar halinde’ ile kastedilen kitlevi, bol miktarda çıkacak anlamındadır. Mesela hakikaten de öyle, altın çıktığında toplamı tonlarca oluyor. Ama bölüm bölüm, parça parça çıkarılıyor. Mesela demir de öyle. Demir yer altından Süleymaniye’deki sütunlar tarzında çıkarılmıyor, çıktığında değil mi? Toprak olarak çıkartılıyor, eritiliyor, arıtılıyor, değil mi? Maden rezervi olarak çıkarılıyor, arıtılıyor, ondan sonra demir haline geliyor. Dolayısıyla altın da öyle. Yani Cübbeli’nin dediği gibi yerin altından birden bire, otomatik radyo anteni oluyor ya böyle çekip çıkıyorsun böyle. Radyo anteni gibi yerin dibinden çıkmayacak. Öyle bir fırlama olmaz. Fakat müteşabih hadisleri olduğu gibi aldığı için akılcı olmayan garip izahlar yapıyor. Tabii insanlar da ona inanamıyorlar o zaman ve zarar veriyor. Mesela bak Peygamberimiz (s.a.v.) diğer hadislerde de bunu açıklıyor. “Her türlü maden, her şey çıkacak, yer altından çıkacak” diyor. Bu parça parça çıkacaktır. Ama toplamında tabii büyük bloklar oluşturacaktır. Tonlarca altın, tonlarca gümüş, tonlarca demir, bakır, kobalt, çinko hepsi çıkacaktır. Ama hiçbir zaman için kitlevi bütün apartman şeklinde bir demir bloğu çıkmaz. Apartman şeklinde blok şeklinde altın da çıkmaz. Gümüş de çıkmaz. Hiç rastlanmamış. Dünya tarihinde olmamış bir şey. Bir de ayrıca yerin altından böyle roket gibi dışarıya doğru fırlamaz. Yani, değil mi? Cübbeli’nin anlatımında bu var. Biraz çocuksu ve biraz akıldan mantıktan, Kuran’ın üslubundan, Allah’ın Sünnetullahına uygun olmaktan uzak bir üslupla anlatıyor. Çok yanlış anlatıyor. Ve alenen zarar veriyor ve çok faydalı olduğu kanaatinde. Hatta diyor; “radyolarınızı açın, çok büyük faydası olacak. Herkes beni dinlesin şu an” diyor. “Duymayanlar, duyanlara haber versin.” Ama olan imanını da kaybediyor. Olan da imanını kaybediyor. Diyor ki; “hidayetinize vesile olur, açın” diyor. Adam onu açıp onu dinledi mi, ne olur adam? Olan imanını da kaybediyor adam. O da çok büyük faydası olduğunu zannediyor. Çok büyük zarar vermiş oluyor. Bilmeyerek belki, belki de cahilliğinden, bilmiyorum.
SUNUCU 2:Ben o konu hakkında bir şey söyleyebilir miyim? Cübbeli Ahmet Hoca’nın konuşmaları hani böyle din konusunda anlatımları ben bunu küçükken öğrenmiştim yani büyüklerimden, daha çok insanlara etkileme yani hani “dinde zorlama yoktur” tabirini bir farklı diliyle anlatım yapıyor Cübbeli Ahmet Hoca. İnsanlara bir şekilde kendine çekiyor. Hani anlatımı ne kadar doğru, ne kadar yanlış onu hiç bilmiyorum. Ama konuşma dilini bana o şekilde anlatmışlardı. Hani ben şey demiştim; “ne kadar değişik konuşuyor, çok dikkat çekiyor” falan. O şekilde sorduğumda bana verilen cevap buydu. Hani “insanları zorlamadan çekmek” gibilerinden dediler. Bilmiyorum.
ADNAN OKTAR:Dinde tabii ki zorlama yok. O Kuran’ın bir hükmüdür zaten. Allah “dinde zorlama yoktur” diyor. Kuran ayetidir bu. Bir de “sizin dininiz size, bizim dinimiz bize” diyor, değil mi? Kuran ayeti vardır. Dinde sadece teklif vardır. Adam kabul eder veya etmez, bu tamam, bu doğru. Ama Cübbeli’nin yaptığı öyle olmuyor. Yani dinle, mukaddesatla ilgili konuları insanları güldürüyor. Onlarla ilgili espriler yapıyor. Yani Kuran’ın ali hakikatlerine, yüksek hakikatlerine saygıyla ve huşuyla dinlenmesi gereken, edeple dinlenmesi gereken hükümlerine insanları güldürtüyor ve yerlere yatıyor adamlar güleceğiz diye. Hatta diyor ki; “benim evime gelirseniz, özelde görüşürsek daha da başka şeyler var, daha da başka şeyler yapacağım” diyor. “Bununla kalmaz. Siz eve bir gelin” diyor. “Şimdi televizyonda herkesin gözü önündeyiz. O kadar rahat olmaz. Eve gelirseniz daha değişik şeyler de yapacağım” diyor. Şimdi bu, nedir bu? Yani Habertürk’teki programı bak bütün Türkiye seyretti. Adamlar, Fatih Altaylı başta olmak üzere, yerlere yatıyorlar güleceğiz diye. Uğunuyor, kendini kaybediyor. Din anlatıyor, Allah’tan Kuran’dan bahsediyor ama anlatırken dini; şaka üslubuyla, espri üslubuyla, insanları eğlendirme amacıyla ve güldürme amacıyla anlatıyor. Din böyle anlatılmaz. Allah böyle bir şey demiyor. Allah; “Allah ve Resulü ile mi alay ediyorsunuz?” diyor, değil mi? Kuran ayeti var. “Biz şöyle bir eğleniyorduk derler” diyor. Değil mi? Kuran’da, ayette, mealen, yaklaşık. “Allah ve Resulü ile mi alay ediyorsunuz?” diyor Allah. Allah korkusunda saygı vardır, derin bir saygı. Kuran’da bu geçiyor. Kuran ayetidir; “Allah’tan içleri titreyerek, derin bir saygıyla” diyor ve derin bir dikkat istenir ayrıca. Çünkü Allah sevgisinde ve Allah’a olan saygıda bu zaten tarif edilmesine bile gerek yok, bellidir, açık. Bir insan bunu bilir, değil mi? Ama Kuran bunu ayrıca açıklamıştır. Cenab-ı Allah açıklar ama yani bir insan biz Allah’tan bahsettiğimiz de zaten bilir yani Allah’a karşı derin bir saygıyla hitap etmesi gerektiğini, değil mi? Tabii ki bunu Kuran’dan öğrenmiştir, hadisten öğrenmiştir. Dolayısıyla üslubunda gizli zarar veren bir yapı var. Bir tane, iki tane, üç tane değil. Mesela diyor ki; “Mehdi (a.s.) gelecek Adriyatik Denizi’nin kenarına, deniz bir anda kuruyacak” diyor. Kardeşim, “milyonlarca metreküp su bir anda kuruyacak” diyorsun ve Akdeniz de cam gibi donacakmış. Cam gibi donacakmış böyle. Mesela 1000 metre, 2000 metre deniz yüksekliği; gideceğiz yanına, cam gibi donmuş. Adriyatik, su nerede? Yok, buhar olmuş, yok. Daha da ilginci; civar ülkelerin, İtalya başta olmak üzere ki hepsi deniz kenarında yaşıyor bunlar, değil mi? Adamlar kotralarda yaşıyor, gemilerde yaşıyor, denizin içinde. “Denizin yok olduğundan haberi olmayacak” diyor. Şimdi buna ne denir?
Kardeşim, adamlar denizin içinde yaşıyorlar, nasıl bilmez koskoca deniz yok olur da yani? Olacak iş mi? Apartmanı kaybolacak, oturduğu ev yok olacak, haberi olmayacak. Deniz kaybolur da haberi olmaz olur mu? “Mehdi (a.s.)’ye tank, top mermisi etki etmeyecek” diyor. “Allah dediğinde” diyor, “Allah-u ekber dediğinde binalar çökecek” diyor. “Binalar yerle bir olacak” diyor. Kardeşim onun içinde çoluk çocuk var, insanlar var, kadınlar var, mazlumlar var, Müslümanlar var. Böyle şey olur mu? “Olur” diyor, “olacak” diyor. “Hem Mehdi (a.s.)’yi hapsedecek, hem azap görecek, acı görecek, hem de böyle bir özelliği olacak” diyor. “Bütün gökyüzü Meleklerle dolacak” diyor, tamamı. Herkese kendi dilinden bir bir; mesela Fransızca, İngilizce, Sırpça, Hırvatça, “herkese kendi dilinden Melekler falanca kişi Mehdi (a.s.)’dir diye gösterecekler” diyor. Ve Mehdi (a.s.) de diyecekmiş ki, diyecek doğru ama onun anlatıma göre diyorum; “Ben Mehdi (a.s.) değilim, bu Melekler yalan söylüyor.” Şimdi bütün Melekleri ki vahiy hükmündedir Meleklerin sözü, “hepsini yalancı çıkaracak” diyor Mehdi (a.s.). Mehdi (a.s.)’nin görevi Allah’ın Meleklerini yalanlamak mı? Onun için mi geliyor göreve? Değil mi? Niye birbirlerini yalancılıkla suçlasınlar ki? Acayip bir ifade bu yani, değil mi? Doğrusunu söyleyecek, doğrusunu konuşacak. Ama işte halkın bir kısmı ona inanıyor. Bir kısmı anlamıyor, olayın arka planını fark edemiyorlar. Başka neydi o, ilginç izahları vardı başka, Cübbeli’nin?
OKTAR BABUNA:Dabbet-ül arzla ilgili, başı göğe değiyor.
ADNAN OKTAR:“Deccal, Atlas Okyanusu’nda bir adada duruyor şu an” diyor. Yalnız Atlas Okyanusu’nda denizin dibinde ayağı yani denizin dibinde mesela 2000 metre, 3000 metre denizin dibinde başı da atmosferde, 15 kilometre de yukarıda oturuyormuş herif şu an. “Zincirlenmiş vaziyette. Amerikan hükümetinin haberi yok, duruyor Atlas Okyanusu’nda” diyor.
SUNUCU 1:Kim zincirlemiş?
ADNAN OKTAR:İşte “zincirli duruyor” diyor. “Sonra 300 metrelik eşek gelecek” diyor, “uçan eşek gelecek” diyor. “Deccal üzerine binecek,” kazulet bir adam, onun üzerine çıkar mı o kadar, kaç kilometrelik adam? Hadi diyelim ki bindi, eşeğe bindi diyelim. 300 metrelik falan bir eşek. Eşek anırarak uçacakmış havaya; beraber, deccalle beraber. Hazretin bulunduğu yere gidecek, Fatih semtine gelecek. Ondan da başka büyük alim olmadığına göre, benim gördüğüm kadarıyla çünkü kimseyi beğenmiyor. Said Nursi’yi beğenmiyor. Şeyh Nazım Hocayı beğenmiyor. Hemen hemen hiçbirini beğenmiyor alimlerin. En büyük bu gibi. Dolayısıyla merdivenle falan mı tırmanacak artık bilmiyorum, deccalin eşeğine çıkacak, elindeki asasıyla vura vura eşeği mi öldürecek? Deccali öldürecek herhalde anladığım kadarıyla. 15 kilometrelik herifi orada öldürecek. Bizi de kurtaracakmış. Öyle görünüyor yani üsluptan. Şimdi bunu duyan adam ne olur? Üniversite öğrencisi bir insan bunu dinlerse ne olur?
Yani bu “dini tahfif ediyor, işte rahatlatıyor herkesi” diyor. Zaten dedi Fatih Altaylı’ya; “ne kadar günaha girersen gir, tevbe edersin kurtulursun” diyor. O da alay eder gibi bir üslupla, gerçi belki alay etmiyordur bilemiyorum ama bana öyle gibi geldi, garip bir üslupla konuştu. “O zaman, ben sürekli, günlerden beri tevbe ediyorum” dedi. “Sürekli günaha giriyorum” dedi. ”Her günaha girdiğimde bu büyük kolaylık bana” dedi. “Sürekli günaha giriyorum,” artık ne yapıyorsa kendine göre, günaha giriyormuş, “sürekli tevbe ediyorum bitiyor, ne kadar rahatmış bu böyle” diyor. Yani şimdi insanlara bir yol göstermiş oluyor. Yani zina da edebilir, domuz eti de yiyebilir, namaz da kılmayabilir, şunu da yapabilir ama bir tevbe eder konu biter. Bir tevbe eder konu biter. Böyle olunca nasıl oluyor, nasıl bu? Allah diyor ki ayette; “büyük günahlarda ısrar etmezler” diyor Allah, müminler için özellik olarak belirtmiş Allah bunu. Yani sürekli tevbe edip, sürekli yapıp, sürekli…“Israr etmezler” ne demektir? Tekrar etmiyor yani “müminin özelliğidir bu” diyor Allah, değil mi? Demek ki sürekli tekrar edeni Allah kabul etmiyor, Kuran ayeti bu. Tabii Allah isterse affeder, o ayrı. Ama bir insana “sen istediğin kadar günaha gir, devamlı günaha gir, bir tevbe edersen biter” dersen, bu bir acayip olur. Ne diyecek; “Allah’ın affetmesi umulur” diyecek. “Ama sakın ha, günaha girmeyin” demesi lazım. Değil mi? Bak nitekim adam, Fatih Altaylı bunu diyor; “ben günlerden beri tevbe ediyorum” diyor ve gülerek anlatıyor, bayağı neşelenmiş. Tabii, diyor ki “ben çünkü sürekli günaha giriyorum” diyor. “Sürekli tevbe ediyorum. Bana kolaylık gösterdi, yol gösterdi bana” diyor. O kendini öylece sevdirmiş oluyor güya aklınca. Ama verdiği zararın farkına varmıyor. Fatih Altaylı’nın niye güldüğünü bilmiyor o. Çok güzel tebliğ yaptığı kanaatinde. O yanında kilolu bir şahıs vardı, neydi onun ismi? Sakallı böyle? Murat Bardakçı, evet. Uğunuyor adam kendini kaybediyor. Yani konuşamayacak hale geliyor artık. Ben bir şey olacak zannettim. O kadar kendini kaybediyor güleceğim diye. “Yine gel” diyorlar. “Sen bizi çok iyi eğlendiriyorsun. Bayağı neşeli oluyor ortam” diyorlar. Adam o sözlerin ne anlamda sorulduğunu, ne gayeyle sorulduğunu, neden güldüklerini bilmiyor. Çok mutlu, höpür höpür çayını içiyor, bastonuna dayanmış. Sevinçle anlatıyor yani daha hala devam ediyor adamlar gülüp uğunmaya, yerlere yatmaya devam ediyor. Bu anlamıyor. Yani hangi sözün ne gayeyle söylendiğini, altında ne yattığını ve neden güldüklerini çıkaramaması çok acayip, fark edememesi. Bir kısmı da onu destekliyor, ya ne güzel anlatıyor. Dini, imani, Kurani konuları tenzih ederim. Fakat orada düştüğü durumu fark edemiyorlar. Kardeşim biz çıktığımızda adamlar niye morarıyor peki? Niye kan tepesine çıkıyor? Eli ayağı boşalıyor. Niye darmakeşan oluyorlar? Yani biz çıktığımızda niye gülmüyor? Çıksın da bir gülsün bakalım.
OKTAR BABUNA:Haktan taviz vermiyorsunuz çünkü Hocam.
ADNAN OKTAR:Ben de çıktım Habertürk’e, ben gülen adam göremedim. Gayet bütün milletin nefesi kesildi dinlerken ve son derece etkili oldu. O gün Darwinizm yerle bir oldu. Bütün Türkiye’de konu bitti. Gülecek adamların gülmesini boğazına tıkadı. Belki gülmek amacındaydı ama yutmucuk oldu adam. Tabii olanları kastediyorum, bizi sevenleri tenzih ederim. Ama kendince, mesela beni oraya çıkaracaklardı, kim bilir ne düşünmüşlerdi? Böyle Malazgirt Meydan Muharebesi gibi, hallaç pamuğu gibi yerle bir ettim ve konu bitti. Bak bizden sonra yine çıkarttılar amcaları, Hocaları çıkarttılar. Hiç, her geleni yendik, evrimcileri. Biz bir çıktık, evvelAllah böyle hamur teknesinde hamur kazır gibi yani 5 dakikada kazıdık, bitti.
OKTAR BABUNA:Zaten gelemediler sizin bulunduğunuz stüdyoya. Yan stüdyoda kapıları kapamışlar.
ADNAN OKTAR:Kardeşim bir gel selam ver. İçeri giremiyor korkudan.
OKTAR BABUNA:Koridora çıkamadılar.
ADNAN OKTAR:Göz göze gelemezler. Yüzüme bakamazlar zaten. Yüzüme bakamaz. Biliyor etkileneceğini, biliyor yenileceğini. 10 dakika sürmez yani. Mesela Dawkins bilmem ne, en ağababalarını çağırdık gelemiyorlar.
OKTAR BABUNA:Gazeteye ilan verdiniz, İngiliz gazetelerine.
ADNAN OKTAR:Değil mi? Yiğit Bulut teklif etmiş. “Gel seni Adnan Hoca’yla tartıştırayım” demiş. “Para da vereceğim” demiş Dawkins’e. Adam kesinlikle kabul etmiyor.
OKTAR BABUNA:Herkesle de tartışıyor. Hahamlarla, Papazlarla, öğrencilerle.
ADNAN OKTAR:Böyle tebeşir tozu gibi olacağını biliyor burada, inşaAllah.
SUNUCU 1:Yayınımıza kısa bir aradan sonra devam edeceğiz.
Yayınımıza kaldığımız yerden devam ediyoruz. Evet Hocam, Cübbeli Ahmet Hoca’yla ilgili. Ben size bir soru sorabilirim Hocam, siz devam etmeden önce? Gerçi az önce de bahsettim size, yine de sormak istiyorum. Yani Hocam bu kadar dinle iç içe olup bu kadar çok araştırıp, bu kadar çok konu hakkında bilgi ya da yorum getirebilen bir insanın dini bu eğlenceli hale ve kendisine güldürebilecek hale getirip, insanlara sunmasının birincisi Allah katında affı var mı? İkincisi iki gün sonra telaşlanmasının sebebi ne? Yani sonuçta bunları yapan bir insan, iki gün sonra onun söylediklerine itaat etmeyecekleri belli olan bir şey. Her şeye hazırlıklı olan bir şey.
ADNAN OKTAR:Şimdi hazret dedi ki; “sizle daha önce de görüşmüştük” dedi. Yani buna daha önce aileler gitmişler. Benim anladığım, bizim malum üç, dört tane malum aile var. Bize dava açan, bizimle uğraşan. Evine gitmişler. Ama onunla anlaşabilecek gibi değil. Fikir sistemi olarak yapı olarak onunla hiç uyuşacak adamlar değiller. Yani Cübbeli ile ilgili görüşlerini biliyoruz, düşüncelerini biliyoruz. Ona gitmişler; “sen alim adamsın, git Adnan Hoca’nın Mehdi (a.s.) olmadığını söyle” demişler. Sanki ben Mehdi (a.s.) olduğumu söylüyormuşum gibi. “Mehdi (a.s.)’nin gelmeyeceğini söyle. Bir şeyler yap. Yani sen ona karşı tavır al. Yani gerekli eylemi yap. Gerekli tavrı yap. Biz de seni hem televizyona çıkaracağız, Habertürk’e çıkaracağız, hem de aleyhindeki haberleri, aleyhindeki konuşmaları da ortadan kaldıracak şekilde senin kendini anlatmana zemin hazırlayacağız, ortam hazırlayacağız. Seninle ittifak edelim” gibi bir anlaşma yapmışlar anladığım kadarıyla. Sonra bunu apar topar çıkarttılar. Zaten çıkar çıkmaz, küt diye benden bahsetmeye başladı. Ana konunun ben olduğu hemen anlaşıldı yani. Balıklama olaya girdi Adnan Hoca diye. Sonra Allah ayağına dolandırdı. Hem müthiş mahcup oldu, hem halk onu tanımış oldu. Kişiliğini, karakterini, ruh halini, felsefesini, kültür düzeyini görmüş oldular. Davranışlarını filan görmüş oldular. Hem de Fatih Altaylı’nın görüşünü ve düşüncesini, bakış açısını ve Murat Bardakçı’nın görüşünü ve bakış açısını daha çıplak daha açık görmüş oldular. Bu yönden çok faydalı oldu. Biz uzun uzun anlatsak kimse anlayamazdı. Çok net anlaşıldı. Şer gibi görünende de hayır vardır. Mutlaka her şeyde bir hayır var zaten. Mesela bu yönleri bilinmiyordu. Halk hakikaten bilmiyordu. Ben de bilmiyordum. Ben hakikaten bir fıkıh alimi gibi bir kişi biliyordum. Ben Mahmut Hoca’yı tanırım. Zaman zaman giderim. Çok efendi insandır Mahmut Efendi, asildir. Cübbeli ile uzaktan yakından alakası yoktur. Bu tarz espriler yaparak insanları güldürmek, böyle dine, İslam’a mugayir bir üslup kullanmak, imkanı yok. Tahayyül dahi etmez. Mesela Mehmet Talu Hocamız var. O da öyle. Milli Gazete’de yazı yazıyor. Çok efendi, çok asil bir insandır. Fıkıh alimidir yani Cübbeli’yi bin kere katlar ilim olarak. Kıyası kabil değildir. Geçenlerde bir gemide yemek vermiştik. Yanımda sağımda oturdu. Çok hürmet ettiğim bir insan. Yok, sol tarafımdaydı. Sağımda Mehmet Şevket Eygi Hocamız vardı. O da çok şekerdir, maşaAllah. Kalabalıktı. Her cemaatten, her görüşten, Nur talebelerinden de, Süleyman Efendi’nin talebelerinden de, Milli Gazete, Vakit Gazetesi yani herkes vardı. Çok kalabalıktı, çok seçkin ve güzide bir topluluk vardı. Güzel bir sohbet oldu. Tanışma oldu, iyi oldu. Siyasilerden de vardı, profesörlerden de, herkes vardı. Mehmet Talu Hocamız mesela bakıyorum konuşmaları filan çok şahanedir. İslam ahlakının dünyaya hakimiyetini istekle savunur. Mesela bu yüzyılda hakim olması için hakikaten isteklidir, anlatır, konuşur. Mehdi (a.s.)’nin de bu yüzyılda çıkacağı kanaatinde. Konuşması o yönde Mehmet Talu Hocamızın. Beni de çok sever. Benim cemaate karşı bir şeyim yok. Cemaati çok severim. Çok temiz insanlardır. Ben Cübbeli’nin bu hatalı ve yanlış tutumlarına karşı halkı uyarıyorum. İnsanları uyarıyorum. Mahmut Hocamızın bana selamlarını getirdi. Ben ona selamlarımı götürttüm. Selamlarımı ilettim. “Müsait bir gün yine Hocamızla görüşelim” dedim. “Mahmut Hocamızın yine bir elini öpüp, duasını alayım” dedim. Çok hürmet ettiğim bir insandır. Ama şimdi ben böyle şeye karşı suskun duramam. Çünkü bakın çıktığı programda önce, Habertürk’te Bediüzzaman’ın aleyhinde bir program yapıldı. Bediüzzaman’ı eleştiren bir program yapıldı. Bu o olayın devamı çünkü Bediüzzaman’ın fikirleri ortadan kaldırılmadan Mehdiyet’in ortadan kaldırılması da çok zor. Çünkü Bediüzzaman “Mehdi (a.s.) bu yüzyılda gelecek” diyor. “İstanbul’da çıkacak” diyor. “Darwinizmi, materyalizmi yok edecek” diyor. Mehdiyet’i mükemmel izah eden bir insandır Bediüzzaman. İttihad-ı İslam’ı heyecanla savunan bir insandır. Şimdi teker teker engellerin ortadan kalkması gerektiği için önce Bediüzzaman aleyhine program yaptılar. Sonra Cübbeli’yi çıkarttılar, hem benim, hem de Bediüzzaman’ın aleyhinde konuşturdular. Bakın diyor ki Cübbeli; “ben Bediüzzaman’ın eserlerini okumadım, incelemedim” diyor. Bir kere ben böyle bir adama alim demem. Ne kadar büyük bir eksiklik ve ne kadar büyük bir acayiplik. Hem din alimi oluyorsun, hem de asrın müceddidinin, 13. yüzyılın müceddidinin eserlerinden haberin olmuyor. Nasıl alim oluyorsun sen? İmam Rabbani’yi bilmeyen, Abdülkadir Geylani’yi bilmeyen, İmam Gazali’yi bilmeyen, Bediüzzaman’ı bilmeyen bir insan nasıl alim olur? Arkasından dedi ki, bak çok kurnaz, kendi risk almıyor, “benim bir tanıdığım var, büyük bir alim, değerli bir insan. Onun araştırması ve incelemesi sonucunda Bediüzzaman’ın 30 noktada Ehl-i Sünnete uymadığını tespit etmiş” dedi. Habertürk’ten bu bütün Türkiye’ye yayıldı. Kardeşim 30 nokta ne demektir? Ehl-i Sünnet harici sapkın bir insan konumuna getirdi Bediüzzaman’ı. 30 nokta. Kardeşim iki noktada, bir noktada bile olsa yine olmaz, değil mi? “30 noktada birden” diyor. Ondan sonra da kendince işte evliyalığını gösteren bir rüya anlattı. Bak yine orada da kurnaz. “Ben rüya gördüm” demiyor. “Bizim evliya bir ağabeyimiz vardı o rüya görmüş.” Bediüzzaman demiş ki; “Ey Cübbeli. Ben senin bildiğin gibi yanlış bir adam değilim. Ben öyle hatalı bir insan değilim, öyle eksik bir insan değilim. Beni kabul et” demiş böyle. “Bana bir şey deme” demiş. Cübbeli de kabul etmiş Bediüzzaman’ı. Bakın hem evliyalığını ilan ediyor, hem Bediüzzaman’dan daha üstün olduğunu iddia ediyor burada, hem de Bediüzzaman’ı affeden ve onu aklayan adam konumunda olmuş oluyor. Nur talebesi kardeşlerimiz de bunu sevinçle karşıladılar, bağırlarına bastılar. Onunla hatta böyle bir toplantı da yapmışlar. Bayağı sevinmişler yani. Kardeşim sen kimsin? Bediüzzaman kim? Sen Bediüzzaman’ı aklayacak, Bediüzzaman da aklanacak bir insan değil. Seni aklar Bediüzzaman. Sen Bediüzzaman’ın nesini aklayacaksın? (Hicri) 13. yüzyılın müceddidi. Dünya çapında büyük alim, asrının kutbu. Sen kimsin Bediüzzaman hakkında böyle konuşuyorsun? Senin düşüncelerin ayrıca bizi hiç ilgilendirmez. Fatih Altaylı’nın ki de hiç hiç hiç ilgilendirmez. Gayet normal. Eşyanın tabiatına uygun. Anormal bir şey değil o. Fakat Fatih Altaylı ile ittifak edip Bediüzzaman’a karşı böyle bir üslup kullanman, Bediüzzaman’ı yok etmeye yönelik bir üslup kullanman anlaşılır gibi değil. Çok acayip. Hadi bana kendince zarar vermeye kalkıyorsun. Kendince ailelerin talimatını uygulayacağını zannediyorsun. Bir kere bana senin gücün yetmez. Böyle küçük bir tebeşir parçası gibi ezilirsin. Karşıma çıkacak adam değil o benim, inşaAllah. Nitekim de bak gördüler, herkes gördü olayın ne olduğunu, şeklini gördü. Sonra da çıktı bu rüyasını anlatarak Bediüzzaman’ı haşa affetmiş gibi, kabul etmiş gibi, aklamış gibi bir üslup kullandı ama çok dar bir planda duyuldu bu. Yani kendi radyosunda, birkaç yerde söyledi. Bakın koskoca Türkiye’ye böyle bir izdifam ve şüpheyi verdi. Dünya çapında verdi. Hatta Habertürk dünya çapında da yayın yapıyor. Bakın dünya çapında böyle bir fitne çıkardı. 30 hususta Ehl-i Sünnete aykırı bir insan imajı verdi Bediüzzaman’a ve Bediüzzaman’a karşı bir tavır almak isteyen adamlara da bir konu çıkmış oldu. Bunu çıkıp temizlemedi. Halbuki Habertürk’e çıkıp pişmanlığını, kendisinin ‘hiç’ bir insan olduğunu, cahilliğinden böyle söylediğini Bediüzzaman’ın tırnağı olamayacağını, belli mihrakların tahrikiyle bunu yaptığını itiraf etmesi gerekirdi. Bunu söylemedi. Mehdi (a.s.) konusunda güya bizim arkadaş çevremiz filan, çocuklar diyecekler ki; “Mehdi (a.s.) yokmuş, Mehdiyet de yokmuş, İslam ahlakının dünya hakimiyeti de yokmuş. Biz de ne yapacağız? Herkes evine gidecek.” Kardeşim bir kere Mehdi (a.s.) velev ki olmasa, bir kere Nur Suresi’nin 55. ayetinde Allah diyor ki; “samimi olan kullarım olursa Ben dünyaya İslam ahlakını hakim edeceğim” diyor. Bitti. Bana Mehdiyet işte bu. Ayrıca Cenab-ı Allah ne diyor? Şeytandan Allah’a sığınırım, “din Allah’ın oluncaya kadar ve fitne yeryüzünden kalkıncaya kadar mücadele edin” diyor Allah. Kardeşim Mehdiliğin has açıklaması işte, bak bitti. Fitne ne demektir? İslam ahlakının hakim olmadığı her yer fitnedir. Bu kadar. Demek ki dünyanın her yerinde İslam ahlakı hakim olacak. İşte bu Mehdiyet’in mükemmel açıklamasıdır. Değil mi? Boşa çırpınıyor Cübbeli. Ve diyor ki; “570 sene sonra Mehdi (a.s.) çıkacak” diyor. “Gelecek” diyor. 570 sene. “Kıyamet olacak” diyor. Ne yapacağız? Bu sene İttihad-ı İslam, Müslümanlar birleşir mi, Türk İslam Birliği olur mu? “Yok, olmaz bu sene” diyor. Bir dahaki sene? “Bir dahaki sene de olmaz.” Daha bir dahaki sene. “O zaman da olmaz.” Sonra? “Bir daha da olmaz.” O zaman küfür sürekli hakim olacak, öyle mi? Ateist siyonistler Müslümanları sürekli ezecek, alnına tuttuğuna kurşun sıkacak. Çin’de, komünist Çin hükümeti, Müslüman 30 milyon kişiyi şehit ettiler. Devam edecekler. Oraya yardım malzemesi sokulamıyor şu an, Kızıl Çin’e. Ona da müsaade etmeyecekler. Afganistan’da Müslümanlar böyle tavuk keser gibi şehit edilecek. Irak’ta devam edecekler; Cübbeli Efendi de böyle geğirerek pastasını, limonatasını içerek millete akıl verecek. “İşte gidin Marmara Gemisi gibi yine bir gemi bulun. Yine gidin orada şehit olun” diyecek. Bak ben de ne dedim? Madem Marmara Gemisi’yle gitmek öyle isabetliymiş. Oturtalım seni gemiye, önüne. Meşhur bir tahtı var, yeni yaptırmış, tarz yapmış kendine. Osmanlı armasını da arkasına koyuyor. Kardeşim Osmanlı arması seni utandırsın. Osmanlı arması dünya cihan hakimiyetini remzeden bir alamettir. Senin o armayla ne alakan var? Osmanlı armasının amacını sen istiyor musun? Türk-İslam Birliği’ni istiyor musun? Niye söyleyemiyorsun? Söyleyemezsin çünkü Türk-İslam Birliği’ni savunmak ne demek? Mehdiyet’i savunmak demektir. Mehdi (a.s.)’yi de fark ettiğine göre, diyemeyeceğine göre, onu söyleyemeyecek demektir. Biz ne dedik? “Git” dedik, “o geminin önüne seni oturtalım, o meşhur koltuğunla. Pastanı böreğini de yapalım evde hazırladıklarını. Kendin pastaneden mi istiyorsun? Ne istiyorsan onu da koyalım. Geğire geğire git.” İsrail askerleri geldiğinde o meşhur bir asası var. Asanla girersin askerlere. Onlar da sana girer. Artık neler olur bilmiyoruz. Ondan sonra bir görürüz senin kahramanlığını. Milletin çoluğunu çocuğunu oraya gönderiyorsun. Silahsız insanları. Tam müsellah adamlar; otomatik tüfekler, el bombaları, obüs topları, obüs mermileri, her şey hazır. Adamların elinde ne var biliyor musun? Sadece avuçları. Başka bir şey yok. Böyle savaş olur mu? Böyle cihad olur mu? Bir kere cihadın şartları yok, sen barış anlaşması imzalamışsın İsrail ile. Barışı imzalamışsın sen. Savaş halindeyim demiyorsun ki sen. “Savaş halindeyim” dersen, basar geçer adam. İçeri girerler. Darmakeşan eder her tarafı adamlar. Savaş halinde değiliz diyorsun hem de savaşa gidiyorsun. Olmaz. Savaşa gittin mi hakkını verirsin sen. Koydun mu oturtursun. Savaş öyle olmaz. Eşit olur yani silahların eşitliği prensibi vardır. Adamda silah varsa senin de silahının olması lazım. Onda bomba varsa, sende de bomba olması lazım. Hiçbir şekilde silahı olmayan adamlara, “gidin orada şehit olursunuz. Gidin, cihada gidin” denilir mi? Madem gidilmesi gerekiyor. Git bir örnek ol. Bir görelim bakalım. Güzelce giy cübbeni üzerine, sakalın böyle rüzgarlana rüzgarlana Marmara Gemisi’yle böyle güzel güzel gidersin. İsrail askerlerine o bastonunla bir gir bakalım. Ne yapıyorlar onlar da sana bir bakalım. Canlı yayında seyrederiz biz. Zaten canlı yayınla veriyorlar. Süper olur yani bir görürüz bakalım. O zaman anlarız senin samimiyetini. Oturduğun yerden, oradan öyle açıklama yapmakla olmaz. Çoluk çocuğu orada sürekli telef ettirmek, sürekli şehit ettirmek. Buradan bindir götür şehit etsinler, bindir götür şehit etsinler. Var mı böyle? Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in zamanında dün de anlattım Peygamberimiz (s.a.v.) çift zırh giyiyordu. Tam müsellah, kılıç hepsi vardı. Ondan sonra düşman içine dalıyorlar. Sonra Kuran ayeti indi Cenab-ı Allah’tan. Allah “Ben seni koruyacağım” dedi Peygamberimiz (s.a.v.)’e. İki zırhı da çıkarttı Peygamberimiz (s.a.v), Allah garanti verince. Dört taraftan düşman sardı hiçbir şey yapamadılar. Çok büyük bir mucize. Girdi içlerine. Darmakeşan etti hepsini, inşaAllah. Kardeşim bir kere biz Mehdi (a.s.) devrindeyiz. Bir kere silah yok. Karşı taraf da silah getirmeyecek, biz de silahla gitmeyeceğiz. Yani işin doğrusu budur. Mesih (a.s.) çağındayız. Silah kullanan bir Musevi Mesih (a.s.)’e savaş açmıştır. Mehdi (a.s.)’ye savaş açmıştır. Tevrat’a savaş açmıştır. Haşa Allah’a savaş açmıştır. Allah’a savaş açan yenilir, Mesih (a.s.)’e savaş açan yenilir, Mehdi (a.s.)’ye savaş açan yenilir. Yenilecekler başka çözümleri yok. Ya Mesih (a.s.)’a teslim olacaklar, Mehdi (a.s.)’ye teslim olacaklar; onları tamamen kurtaracak. Tevrat’taki vaad meydana gelecek. Bütün bölgede hürriyet ve bereket içinde yaşayacaklar. Ya yoksa Allah hepsini helak edecek, kim müdahale ediyorsa. Kim Tevrat’ın hükümlerini hiç yerine koyuyorsa, Hz. Mesih (a.s.)’i hiç yerine koyuyorsa, Hz. Mehdi (a.s.)’yi hiç yerine koyuyorsa hepsi helak olacaklar. Bu Tevrat’ın hükmüdür. Açıp baksınlar Tevrat’ta. Allah’ın sözüdür, inşaAllah. Allah’a karşı savaş açan mutlaka yenilir. Tevrat’a tabi oluyorlarsa zaten Muhammedi olmak durumundalar. Çünkü gerçek Musevi olmak için Muhammedi olmak şarttır. Yani Kuran’a tabi olmadan Musevi olunması mümkün değildir, bir insanın gerçek Musevi olması. Gerçek Musevi biziz. Muhammedi’yiz, Kuran’a tabiyiz. Fakat Musevi’yim ben. Ve aynı zamanda İsevi’yim. İbrahimi’yim, Nuhi’yim, İshaki’yim, Yakubi’yim. Bütün Peygamberlere tabiyim ben. Ademi’yim. Hepsine tabiyim. Hz. Musa (a.s.)’yı gerçekten seviyorlarsa Kuran’a tabi olacaklar, Mesih (a.s.)’e tabi olacaklar. Mehdi (a.s.)’ye tabi olacaklar. Başka çözüm yoktur. Şimdi İsrail’den yüksek düzeyde üst bürokrat kişiler de gelecek önümüzdeki günlerde. Şimdi ben mevkilerini söylemiyorum. Yine devletin önemli yetkilisi, hahamlardan da gelecekler. Burada konuşacağız. Gerekirse canlı yayına da çıkaracağım. Bu konuyu da anlatacağım inşaAllah. Bir kısmı Mesih (a.s.)’e teslim oluyor ama bir kısmının Mesih (a.s.)’den haberi bile yok. Sen nasıl Musevi’sin kardeşim? 3000 yıldan beri sen niçin dua ediyordun peki? Ağlama duvarında sarsılarak ağlıyorsun, “Ya Rabbim, bize Mesih (a.s.)’i gönder” diye. Vakti geldi, nasıl haberin yok? Sürekli dua edeceksin, bir gün Mesih (a.s.) gelecek. İşte o vakti geldi şu an. Mesih (a.s.)’in vakti geldi. Nereden anlıyoruz? Tevrat’ı açın bakın. Çok detaylı anlatıyor Tevrat’ta Cenab-ı Allah, inşaAllah. Evet, bu kitap. Mesela bakın, bakın diyor ki; “Mesih (Mehdi (a.s.)) büyük şöhret kazanacak ve onun ünü putperest milletler arasında Kral Süleyman'dan daha fazla olacak.” (Maimonides, Mişna Tefsiri, Sanhedrin 10:1) “Herkes duyacak Mehdi (a.s.)’yi” diyor inşaAllah. “(Mehdi (a.s.)) son vakitte gelecek” diyor Ahir zamanda gelecek. (Talmud, 97:b) “(Halk,) Kralı (Mehdi (a.s.)’yi) bütün güzelliğiyle görecek. (Yeşaya 33:17) “Sen insanların en güzelisin” diyor. (Mezmurlar, 45:2) “Allah’a yakın olan (Mehdi (a.s.)) tarafından yönetilecek.” Bütün dünya. (Maimonides, Mişna Tefsiri, Sanhedrin 10:1) “Rab korkusu ruhu onun üzerinde olacak, Rab korkusu hoşuna gidecek (Mehdi (a.s.)’nin) .” (Yeşaya 11:3) “İsyanların altında çökecek, bir daha kalkamayacak” diyor. “O dönemde isyanlar olacak” diyor Yeşaya bölümünde. “Evler yağmalanacak.” (Zekeriya, 14:2) Bak bugün Müslüman devletlerinde de İsrail’de de her yerde öyledir. Evler yağmalanıyor. “Mehdi (a.s.)’nin geleceği nesilde genç erkekler yaşlılar gibi soluk yüzlü olacak.” “Sararacak tenleri” diyor. Sigaradan, bakımsızlıktan sapsarı milletin yüzü doğru mu? Normal ciltte mi, normal sağlıkta mılar? Ölü gibiler. Yani ben epey bir bölümüne bakıyorum, ölü gibi çok sağlıksızlar.“Erkekler, genç olmadan önce yaşlanacak.” Mesela kaç yaşındasın diyorum, adam bir yaşını söylüyor, hayret ediyorum. Mesela genç kızlarda da görüyorum; “yirmi sekiz yaşındayım” diyor, kırk yaşında kadın gibi olmuş. Nasıl olur böyle bir şey? Bak, “erkekler genç olmadan önce yaşlanacak” (Talmud 97/A). Ahir zamanda bakımsızlıktan, sigaradan, içkiden, üzüntüden, ümitsizlikten, ekonomik çöküntüden, temiz olmamaktan, her şeyden çökecekler. Ona bakıyor. “(Mehdi (a.s.)'nin) geleceği yedi yıllık sürenin sonunda... yedinci yılda, savaşlar; yedi yıllık sürenin bitiminde (Mehdi (a.s.)) gelecek.” Bakın, bütün kargaşalar, bütün olaylar şimdi olmaya başladı, yedi yıl bittikten sonra. “Savaşmaları için bütün ulusları bir araya getireceğim. Evler yağmalanacak.” Evler yağmalanıyor şu an, gazetelerde okuyorsunuz. “Kadınların ırzına geçilecek. Kentte yaşayanların yarısı sürgüne gönderilecek.” Mesela bu da İkinci Dünya Harbi’nde oldu. Birinci Dünya Harbi’nde, İkinci Dünya Harbi’nde oldu. “Göklerde ve yerde alametler göstereceğim, kan ve ateş ve duman direkleri.” Mesela hakikatten ta göğe kadar yükseliyor ateş ve duman. Görüyorsunuz televizyonlarda, radyolarda, fotoğraflarda görüyorsunuz. Bakın aynısı olmuştur. (Yoel, 2/30) “(Mehdi (a.s.)) ne zaman gelecek?” diye soruyor, “Paneas mağarasının suları, kana dönünce.” (Talmud, Sanhedrin 98a) “"(Mehdi (a.s.)'nin) çağı gelmeden önceki sürede... Celile yıkıma uğrayacak ve Gablan bölgesi terk edilecek." Celile: Ürdün Nehrinin batısında kalan bölge. Günümüz İsrail ve Eski Filistin topraklarını oluşturan bölge. Gablan: Bugünkü Golan Tepelerinin bir kısmını kapsayan, Kuzeybatı Ürdün ve Güneybatı Suriye üzerindeki bölge.” “Bu bölgelerin hepsi kana bulanacak” diyor. Şimdi kana bulandı mı İsrail’de? Aynısı bak. Tevrat’ta belirtiliyor, aynısı. Mesela, “Paneas: Ürdün Nehri civarında, Kudüs'e 200 km uzaklıkta eski bir şehir ismi.” Hep böyle kan dökülen bölgeler. “(Mehdi (a.s.)), (iman edenlere) ihanet edenler artana kadar gelmeyecek.” Yani münafıkların sayısı artıncaya kadar gelmeyecek. Bir kere Mehdi (a.s.) cemaatinden bizzat münafıklar olacak. Bir de üçkağıtçı sahtekar Hocaları televizyonda, bazı sahtekar Hocaları, iyi olanları tenzih ederim, bazı çakal Hocaları, bazı sünepe, hımbıl Hocaları, bazı münafıkları televizyona çıkartıp İslam’ın, dinin aleyhine konuşturacaklar. Yani İslam’ı küçük düşürmeye çalışacak, Müslümanlığı küçük düşürmeye çalışan konuşmalar yaptıracaklar. İslam’la güya alay ettirecekler. “(Mehdi (a.s.)), (iman edenlere) ihanet edenler artana kadar gelmeyecek.” (Talmud, Sanhedrin 97a) “(Mehdi (a.s.)'nin) geldiği nesilde, alimler sayıca az olacak.” (Talmud, Sanhedrin 97a) aynısı hadislerde var, bakın. Hadislerle birebir, Peygamberimiz (s.a.v.)’in hadisleriyle, kelimesi kelimesine aynı. “Mehdi (as)’nin çağı gelmeden önceki sürede bu neslin yüzü köpek yüzüne benzeyecek.” Böyle pislik adamlarla dolacak ortalık. Yani suratına baktın mı it kılıklı derler ya böyle, bakın ne diyor; “bu neslin yüzü köpek yüzüne benzeyecek.” Yani insanların büyük bir bölümü, epey bir bölümü köpek suratlı olacak. Saldırgan, it, ahlaksız, böyle var yok çemkiren. Sevecen olmayan, her şeye hırlayan, neyi kapacağı belli olmayan. Köpek de biliyorsun, hiç tahmin etmezsin, birden kapar hırlar. Yani “köpek gibi olacaklar” diyor. “(Mehdi (a.s.)’nin) çağı gelmeden önce kimse onlara acımayacak, yani insanlar birbirlerine acımayacak” diyor. (Talmut 49:2) “Mehdi (a.s.)’nin geleceği nesilde” yani Mehdi (a.s.) çıkmadan önce, “soyguncular ve soyguncuların soyguncuları olacak” diyor. Değil mi? Mesela mafya, mafyanın da soyguncusu oluyor. Onu da soyanlar oluyor. Mesela adam hırsızlıkla para kazanıyor. O da gidip gasp ediyor onu. Gaspçıda gidip onun şeyini gasp ediyor. Bak çok manidar bu, bak. “Soyguncular ve soyguncuların soyguncuları olacak.” (Talmut, 112b) “İnsan insana, komşu komşuya haksızlık edecek.” (Yeşeya, 3:5) “(Mehdi (a.s.), tekrar kurtulacaklarına dair ümitlerini kaybetmedikçe gelmeyecek.” Bak, tekrar kurtulacak insanların, “tekrar kurtulacaklarına dair ümitlerini kaybetmedikçe (Mehdi (a.s.)) gelmeyecek” diyor (Talmut, 97a). Hadiste ne diyor? “İnsanlar Mehdi (a.s.)’den ümit kesecekler, "Mehdi (a.s.)gelmeyecek,” işte “geçmiştir,” işte “yüzyıllar sonra gelecek.” Yani pratikte Mehdi (a.s.) gelmeyecek gibi, “ümitlerini kesecektir” diyor. “O ortamda Mehdi (a.s.)gelecektir” diyor. Mehdi (a.s.)’nin çıkış alametidir. “(Mehdi (a.s.)) yalnız… tümüyle kötü yolda bir nesil geldiğinde çıkacak.” Yani “nesil kötü olacak” diyor. Geldiğinde. (Talmut 98a) “Bozulmakta olan bir nesil gördüğünüzde onun (Mehdi (a.s.)’nin) gelişini ümit edin.” (Talmut 98a). “(Mehdi (a.s.)’nin) çağı gelmeden önceki sürede gençler yaşlıları utandıracak.” Yani ters konuşuyor, kötü sözler ediyor, utandıracaklar. “Yaşlılar gençlerin itibarını savunacak.” “Yaşlılar da onlara sahip çıkacaklar” diyor. “Bir evvel ki nesil olduğu için daha güzel huylu olacak” diyor, (Talmut 49:2). “(Mehdi (a.s.)’nin) gelmeden önceki sürede ilim merkezleri” yani üniversiteler “ahlaksızlık için kullanılacak” diyor. Yani “dinsizlik için, ateistlik için, Darwinist, materyalist düşünce için komünistlik için veya faşistlik için yani bir kısım üniversiteler, bir kısım ilim yuvaları şeytani merkezler haline gelecek” diyor, Talmut’ta, bir kısmı için tabii, hepsini tenzih ederim. Bak, “(Mehdi (a.s.) ‘nin) çağı gelmeden önceki sürede ilim merkezleri ahlaksızlık için kullanılacak.” Zulüm için, ateistlik için mesela PKK propagandası için veya faşist propaganda için. “Hepsi Sodom gibi…Gomora gibi olacak” diyor. (Yeremra, 23:14). “(Mehdi (a.s.)’nin geldiği nesilde her bir yeni kötülük, diğeri bitmeden hızla gelecek.” Yani “sürekli insanların başına bela gelecek” diyor. “Biri bitti derken, diğeri başlayacak” diyor. Hadislerde de aynısı vardır. “(Mehdi (a.s.)) ne zaman gelecek?” Yine soruyorlar, Talmut. “Cevap verdi: "Kötülük o insanların üzerini sarıp örttüğünde."” Yani insanları kötülüğün sardığı durumda. Tam gelmiş vakti. “Nehir gibi birçok belayla sarılmış bir nesil gördüğünde onu (Mehdi (a.s.) ‘yi)” yani Mesih (a.s.)’i, “bekle ve hazırlan.” “(Mesih (a.s.)’i) bekle ve hazırlan; çünkü şöyle yazılmıştır: Düşman sel gibi geldiğinde kurtarıcı gelecek.” (Talmut 98a) Bak hayvanlara da eziyet edecekler. “Hayvanlar nasıl da inliyor” diyor. “Sığır sürüleri çaresiz.” Değil mi? Savaşlarda falan hayvanları da, onları da öldürdüler. “Koyun sürüleri perişan oldu… Yabanıl hayvanlar bile sana sesleniyor.” Yani “Mehdi (a.s.)’nin kurtarışını bekliyorlar” diyor. (Yoel 1:18)
SUNUCU 2:Peki Hocam, bir şey diyeceğim. Bu saydıklarınızın hepsi şu dönemde görülen şeyler. O zaman Mehdi (a.s.) çıkıyor. Ya da nerede?
ADNAN OKTAR:İnşaAllah arayacağız. Tevrat’ın işaretlerine, Peygamber (s.a.v.)’in hadislerine göre, Kuran’ın işaretlerine göre arayacağız. Peygamberimiz (s.a.v.) yüzlerce hadiste Mehdi (a.s)’yi tarif etmiştir. Yüzlerce. Bir tane iki tane değil. Mesela bak şu kitap, mesela şu, Mehdi (a.s) ile ilgili hadisler ile dolu. Bak, kalın koskoca kitap.
SUNUCU 2:Şekil olarak da bir insan şeklinde mi çıkacak?
ADNAN OKTAR:Tabii ki, Mehdi (a.s.) Peygamber soyundan bir şahıstır. Bütün detayları ile Peygamberimiz (s.a.v.) açıklamıştır. Biz çok açıkladığımız için ara ara, mesela birkaç ayda bir bazen açıklıyoruz, inşaAllah. “Beden olarak’’ diyor Peygamberimiz (s.a.v.), “bana benzemez. Ama huy ve ahlak olarak benzer” diyor. “Benim neslimden olacaktır” diyor, “orta boyludur” diyor, çok detay vermiş. “Siyah saçlı, siyah sakallı” diyor. “Alnı geniştir, burnu küçüktür” diyor. “Kaşı kavisli. Alnının ortasında çatma çizgisi vardır, tek. Alnında yara izi vardır” diyor, “yanağında bir ben vardır” diyor.“Sakalının kenarları incedir” diyor. “Alt kısmı uzuncadır diyor fakat alt kısmı gürce, yan tarafları incedir” diyor. “Geniş omuzludur” diyor. “Hafif çekik gözlüdür, nurludur yüzü” diyor, “ışıklı yüzü” diyor. “Anlı geniş” diyor, “omuzları geniş, karnı geniş, bazı geniş, boydan boya geniştir vücudu, dışarı dışarı basar adımlarını” diyor. “Konuşurken bazen dili tutukluk yapar, elini depretir” diyor, “hareket ettirir” diyor, sağ elini. “Sırtında ben vardır” diyor. Peygamberimiz (s.a.v.)’de olduğu gibi mühür, kalp hizasında. Bir de ayrıca “bir et beni olarak daha dışa çıkık bir ben daha vardır, biraz üstündedir” diyor Peygamberimiz (s.a.v.), bir parça daha üstünde. “Sağ bacağında bir ben vardır” diyor, değil mi? İnşallah. Mesela bak “burnunda hafif bir tümsek vardır” diyor, hafif bir çıkıntı. Mesela, “alnında da hafif bir çukurluk vardır” diyor, “iç bükeylik vardır” diyor. Ancak dikkatli anlaşılacak gibi mesela bu anlattıkları. Mesela “yanağındaki ben siyah ben değil” diyor, bizim bildiğimiz siyah ben değil. “Hz. Musa (a.s.)’daki ben gibi” diyor, yanağındaki ben. Hz. Musa (a.s.)’nın da yanağında ben varmış. “Aynı ondaki ben gibi” diyor. “Bir incimsi yıldız gibi” diyor yani beyaz ben, et beni, beyaz et beni. Öbürünü de Peygamberimiz (s.a.v.) yaprağa benzetiyor, “ağaç yaprağı gibidir” diyor, ikinci ben için. Dışa çıkık ben için de; “Mersin ağacının yaprağı gibidir” diyor, detay veriyor Peygamberimiz (s.a.v.). “O benin biraz üst, yukarı kısmındadır” diyor. Yani bu çok müthiş bir detay bu, değil mi? “Dişleri düzgündür, dişleri parlaktır” diyor. “Sözü güzel konuşur” diyor. “Güzel yüzlüdür Mehdi (a.s.)” diyor.
OKTAR BABUNA:“İleri yaşlarda genç görünür” diyor, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: “Genç görünümlüdür” diyor. Evde doğumu, “doğumu gizlidir” diyor. Yani biz öyle anlıyoruz. “Doğumu gizlidir.” Aleni olmayan bir doğum, gizlidir. Hastanede olan doğum açıktır, alenidir. Şehirde doğacağı.
Ama çıkış alametlerini kimse inkar edecek gibi değil. O kadar net ve açık ki. ‘İki kuyruklu yıldızı’ bütün insanların gözü önünde Allah çıkarttı. Bakın ikinci kuyruklu yıldızın detayı var. “Bütün yıldızların ters istikametinde gider” diyor. Binlerce yıldan beridir böyle bir yıldız çıkmamış, ilk defa çıktı. Hiç görünmemiş bir yıldız. İki kuyruklu hiç görünecek bir yıldız değildir.
Şimdi ne yapalım? Program bitmiş, vaktimiz. İnternetten devam edeceğiz, inşaAllah.
SUNUCU 1:Bugünkü yayınımızın da sonuna geldik. HarunYahya.Tv sitesinden 24 saat yayınlarımızı takip edebilirsiniz. Soru ve görüşlerinizi bize AhirZamanSohbetleri@hotmail.com adresinden gönderebilirsiniz. HarunYahya.org ve HarunYahya.net adreslerimizden Hocamızın tüm eserlerini ücretsiz olarak indirebilirsiniz. Bizi yarın 22:00’den itibaren HarunYahya.Tv internet sitesinden, Mavi Karadeniz Radyo ve Kocaeli Tv ekranlarından takip edebilirsiniz. Yayınımıza HarunYahya.Tv sitesinden kaldığımız yerden devam edeceğiz. İyi geceler.
Türk-İslam Birliği Gelişmeler
Devamı ...Kısa filmler - Mutlaka izleyin
Devamı ...
Adnan Oktar Diyor Ki...
Devamı ...
Kuran Tefsiri
Devamı ...Makaleler
Devamı ...
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Başlıklar
Devamı ...