SUNUCU:Yayınımıza HarunYahya.Tv sitesinden devam ediyoruz sayın izleyenler. Nasıl devam edelim?
ADNAN OKTAR:Bu Kırgızistan’daki olaylarla ilgili bir şey var, diyor ki; “Kırgızistan’daki olayların özellikle bir etnik çatışma gibi gösterildiği ama aslında böyle olmadığını gösteren bilgiler var.” Bir kere etnik çatışma ne alaka? İki taraf da Türk. Kırgızlar da Türk, Özbekler de Türk. Efendim ne diyor? “Kırgızistan’daki olayların başlangıcı için görgü tanıkları yüzleri maskeli, polis kıyafeti giymiş kişilerin iki tarafa da ateş ettiğine dikkat çekiyor.” İddia edilen Ergenekon Örgütü çıkmazsa bu olayın altından bana birçok kişi eleştiri getirebilir. Direkt iddia edilen Ergenekon Örgütü’nün işi, tam onların stili, bak. “Yüzleri maskeli,” sinsilik var bir, “polis kıyafeti giymiş kişilerin iki tarafa da ateş ettiğine dikkat çekiyor.” Bak iki tarafa da; hem Özbeklere, hem Kırgızlara inşaAllah. “Bazı yetkililer de Oş ve Celalabad’ta yabancı kiralık keskin nişancıların bulunduğunu ifade ederek,” net iddia edilen Ergenekon Örgütü’nün işi. Türk-İslam Birliği’ni bölmek, parçalamak istedikleri için onların yaptığı klasik bir eylem. “Ortak Güvenlik İşbirliği Örgütü’nden teknik yardım istediklerini kaydetti. Olayları görenler saldırganların çok bilinçli bir şekilde hareket ettiğini, hangi evde Özbeklerin oturduğunu bildiklerini, evleri ateşe vererek insanları öldürdüklerini kaydediyor. Birçok kadın, çocuk ve yaşlının hedefte olduğunu ifade eden tanıklar, yüzlercesinin bıçaklarla kesildiği iddialarını dile getirdi. Oş kentindeki Furkat ve Nariman ilçelerinde çatışmaların sürdüğü öğrenilirken Celalabad eyaletinde Özbeklerin yoğun yaşadığı ilçelerde evlerin yakıldığı ve yağmalandığı kaydediliyor. Kırgızistan’da görgü tanıkları ölen sayısının 2000’i aştığını söylüyor. Dün Sağlık Bakanlığı 171 kişi olarak açıklamıştı. Ancak görgü tanıkları Özbeklerin çoğunun hastanelere gitmediği, yakınlarını morga vermeden defnettiğini söylüyorlar.” Yani hastane tehlikeli olduğu için gitmiyorlarmış, direkt gömüyorlarmış şehitlerini. Onun için 2000’in üzerinde deniyor. “Akşamüstü Başbakan Erdoğan Kırgızistan yönetimi ile telefon görüşmeleri yaptı. İHH İnsani Yardım Vakfı şiddetli çatışmaların yaşandığı Kırgızistan’a yardım ekibini gönderdi. Ekibin içerisinde çatışmalarda yaralananlara acil müdahalede bulunmak ve tedavi etmek için iki de doktor bulunuyor.”” İddia edilen Ergenekon Örgütü’nün üzerinde dursunlar. Azerbaycan‘ı da karıştırmışlardı onlar zamanında, Özbekleri de öyle. Burada onların it kopuk Özbek katilleri var, onlar devreye girmişlerdir, Kırgızları da etkilemişlerdir. İki tarafı da böyle birbirine düşürüp Türk-İslam Birliği’ni engellemek için bir oyun oynuyorlar gördüğüm kadarıyla.
Oktar Hocam anlat.
OKTAR BABUNA:Estağfurullah. Bir iki haber başlığı var, söyleyelim mi Hocam onları?
ADNAN OKTAR:Göreyim.
OKTAR BABUNA:Çin Türklere turistik vize vermeyi durdurmuş Hocam. Uygur Türklerine destek için yola çıkabileceğinden, Türkiye’den yardımın yola çıkabileceğinden endişe ederek turistik vizeyi iptal etmişler.
ADNAN OKTAR:Doğru mu bu?
OKTAR BABUNA: Öyle bir haber var bugün Hocam, evet. Konsolosluklar da bu tip bir faaliyeti olmuş.
ADNAN OKTAR:Çin Büyükelçiliği’nden üst düzey bir yetkili önümüzdeki günlerde bizimle bir görüşecek. Ben bu konuları bir sormak istiyorum ona. Haber göndermiştim bunların aslı var mı diye? Adam gelip bizzat anlatmak istiyor. Ben de liste hazırladım. Şimdi hesabını soracağımız, merak ettiğimiz, öğrenmek istediğimiz konular var. Onları bize bir anlatacaklar inşaAllah.
OKTAR BABUNA:İsrail de yeni bir açıklamayla Hocam, Gazze’ye ulaşan yardımlardaki sınırlamayı büyük ölçüde kaldırdığını açıklamış Hocam, inşaAllah. Denizden değil ama karadan gelecek yardımda bu şekilde bir…
ADNAN OKTAR:Buraya gelecekler, gelmeden önce bir güzellik yapıp, bir jest olarak öyle bir ortam hazırlıyor olabilirler. Buraya gelirken de tabi bu konuları konuşacağız inşaAllah.
OKTAR BABUNA:Sayın Davutoğlu’nun Mescid-i Aksa’da yaptığı konuşmada ‘namaz kılacağız’ sözü bir kısım medyada çok eleştiriliyormuş Hocam.
ADNAN OKTAR:‘Mescid-i Aksa’da namaz kılacağız’ diyor. Ağzından nur akmış işte, ne güzel. Daha ne istiyorlar? Doğru söylüyor. Mehdi (a.s.) ile inşaAllah, Hz. İsa (a.s.) ile birlikte Mescid-i Aksa’da namaz kılacağız. Bunda şaşacak ne var? Ahmet Davutoğlu çok doğru yolda, Allah razı olsun. Sonuna kadar yanındayız. Bütün sevenleri hep yanındalar inşaAllah. Helal süt emmiş tertemiz bir vatan evladı, gerçek Türk milliyetçisi, gerçek bir aydın. Atatürk’ün vasiyetini yerine getiriyor işte. Türk-İslam Birliği’ni istemiyor muydu Atatürk? İstiyordu. Onu yerine getiriyor işte. Türk Birliği demiyor muydu Atatürk? Onu yapıyor. İslam Birliği demiyor muydu Atatürk? Aynısını yapıyor. Eksen kayıyor, kavun kayıyor, bilmem ne falan, bunları bıraksınlar. Bir şeyin bir yere kaydığı maydığı falan yok, hiçbir şey olduğu yok. Türkiye yerli yerinde duruyor. Bizim eskiden beri milli politikamızdı Türk-İslam Birliği zaten. Her Türk-İslam Birliği’ni savunur. Onda şaşacak bir şey yok. Türk-İslam Birliği’nin doğal lideridir Türkiye. İlk defa ortaya çıkmış bir şey değil bu. Avrupa Birliği’ne de sonuna kadar taraftarız. Biz Avrupalıları seviyoruz, onlar bizim canımız. Niye sevmeyelim? Avrupa ile tabii ki iç içe olacağız. Ama zenginliğimizle, gücümüzle, kültürümüzle, bilgimizle, teknik gücümüzle onlara yardım edeceğiz. Onlardan yardım istemeyeceğiz.
-VTR-
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Halis muhlis Müslüman evladı, halis muhlis Türk evladı işte. Türk-İslam Birliği’ni savunan bir yiğit. Çok da güzel konuşmuş. Hadislerde bu şekilde geçiyor, Tevrat’ta bu şekilde geçiyor. Bu güzel gün hızla yaklaşarak geliyor. Dolayısıyla onun hakkında aleyhte yazı yazanlar samimi değiller, onlara hiç kimse aldırış etmesin. Mükemmel bir Dışişleri Bakanı, maşaAllah. İnsan kusursuz, hatasız olmaz ama gayet güzel gidiyor gidişat, maşaAllah.
Bazı Darwinist gençler bazı yazılar yazmışlar. Şimdi biz Darwinist gençlerden şunu istiyoruz; bize bir tane ama tek bir tane Darwin’in dediği gibi Evrim Teorisi’ni güya ispat eden ama bir tane ara fosil getirecekler, bir tane. Ara fosili getirip buraya koyacaklar, ben de buraya 10 trilyonu koyacağım, değiştireceğiz. Onlar çantayı alıp gidiyor, 10 trilyonu, biz de fosil alıp gidiyoruz. Ama böyle fosil getiremezler. Tek bir tane ara fosil yok. Ben onlara 300 milyonun üzerinde yaklaşık 350 milyon yaratılışı ispatlayan fosil getirebilirim. Dağ gibi yığarım, altında kalırlar. Ama onlar bir tane getiremezler. Bir proteinin tesadüfen meydana gelmesi imkansız, tek bir proteinin. Bir proteinin oluşması için başka proteine ihtiyaç var. Bitti. Kardeşim bu varken, artık Darwinizmin ‘d’ sinden bahsedemez bir insan. Proteinin oluşması için başka bir proteine ihtiyaç var dedin mi, bunu da kabul ediyorlar zaten, Darwinizm konusu kökten bitmiştir. Başka konuya geçilir artık. Darwinizm kalmaz. Ondan sonra mucizeden bahsedebilirler. Mucize zaten, Allah yaratır mucizeyi, değil mi? Bir proteinin meydana gelmesi mucize olarak meydana gelir. Bir tane oluyor tamam. Türkiye’de bir tane mucize olarak protein meydana geldiğini düşünelim. İstanbul’da Bağcılar semtinde oldu. Bir tane de Londra’da herhangi bir pastanenin kenarında, bir tane de orda oldu diyelim. Bir mucize daha oldu. Bir mucize de Moskova’da garın kenarında bir yerde oldu diyelim. Değil mi? Şimdi bunların bir de buluşma mucizesi gerekiyor. Yani dünyanın çeşitli yerlerinden gelecekler. Değil mi? Kaç tane gelmesi gerekiyor en az?
OKTAR BABUNA:Bir hücrede mi Hocam?
ADNAN OKTAR: Bir canlı protein olması için, canlı oluşması için kaç proteine gerek var?
OKTAR BABUNA:Binlerce Hocam. Bakteride bile binlerce protein var. 4300 tane gen var.
ADNAN OKTAR:Değil mi? Şimdi binlerce noktadan bunlar kalkıp gelecekler. Trenle, uçakla, her neyse, toplanacaklar. Protein tozu olarak toplanacaklar. Sonra ben o evrimci gençleri de getireceğim. Bir tabak getireceğiz. Şu tabak müsait, şu müsait. O protein tozunu içine dolduracağız. O Darwinist gençlere vereceğiz. Babadan oğula, dededen dedeye beklesinler. O tabağın içinden ne insan çıkar, ne fil çıkar, ne üzüm ağacı çıkar, ne portakal ağacı çıkar, ne mandalina ağacı çıkar, değil mi? Ne çekirgeler, ne böcekler, ne kuşlar. Ne Einstein, ne Dawkins, hiçbiri çıkmaz. Ne de o Darwinist keretalar, hiçbiri çıkmazlar. Bu anormal masalı bıraksınlar. Bir proteinin meydana gelmesi mümkün olmadığına göre Evrim Teorisi bitmiştir. Değil mi? Kardeşim sen diyorsun ki; “bir seferinde bir mutasyon oluyor” diyor. “Göz meydana geliyor.” Öbür göz? “Unutur mu onu? Yaparken sağlam yapar mutasyon” diyor. “Bir tane de bu tarafa yapıyor” diyor. Kulak diyoruz. “Bir mutasyonla oldu” diyor. Tek mutasyonla. Öbürü? “O da bir mutasyon, o da tesadüfen oldu” diyor. “Kardeşim sağlığın mı bozuldu?” derler adama. Değil mi? “Bir havale mi geçiriyorsun?” derler adama. Yani olmaz, olmaz, bırakacaklar bunu. Bu doğru söylememe, bu çocukça üslubu bırakacaklar. Çocukların bile masallarında bir mantık oluyor. Küçükken duyardım ben, değil mi? İşte bir kaplumbağa varmış, kaplumbağanın sırtına binmiş, gezmiş falan. Bu hakikaten de mümkün yani bir dereceye kadar mümkün olabilir bunlar. Bunların anlattığı hikayelerin hiçbir oluru yok yani. Ne kurt masalına benziyor, ne hiçbir şeye benziyor. Olacak iş değil. Değil mi? Bu çocuksu inadı, çocuksu gururu bırakacaklar. Apaçık belli. Bir kere ruhu açıklayamıyorlar. Konu oradan bitiyor. “Ruhu açıkla” diyoruz. Zaten “o konuya hiç girmiyoruz” diyorlar. Kardeşim ruh zaten insanın kendisidir yani. Göz görmüyor ki, ruh görüyor. İç göz görüyor, iç burun kokluyor, iç kulak duyuyor. “Kulağın kendi duyuyor mu?” diyoruz. “Yok kulak duymaz” diyor. “Ne yarıyor?” diyoruz, “ses dalgalarını elektrik enerjisine çeviren bir cihaz” diyor. “Kulak bir şeyi duymaz” diyor. “Nereye götürüyor?” diyoruz, “beynin içine götürüyor” diyor. “Beynin içinde duyma merkezine götürüyor.” Tamam, merkeze getirdin. Merkezde, orada düğün alayı gibi çalıyor. Kim duyacak onu? Duyacak birisi gerekiyor. Hangi kulağı ile duyacak bunu? Kim duyacak? Sen asıl adamdan bize bahsetsene. Ondan bahsetmiyor. “Göz nedir?” diyoruz, “görüntüyü alır göz, elektrik enerjisine çevirir. Göz kördür” diyor. “Doğru mu?” diyoruz, “doğru” diyor. Peki elektrik enerjini ne yapıyoruz? “Görme merkezine getirir, görüntüyü bırakır” diyor, “elektrik olarak.” Tamam bıraktın. Elektrik duruyor orda. Kim görecek onu? Bir göze ihtiyaç var. Gören bir göze ihtiyaç var. Gözsüz bir göze ihtiyaç var. Gözü olmayan bir göz. Değil mi? “Bunu anlat” diyoruz, “gözü olmayan göz kimin gözü bu?” diyoruz. “Olmayan bir şeyi anlatamam” diyor. Bittin kardeşim. Proteini anlatamıyorsun, fosili anlatamıyorsun, ruhu anlatamıyorsun, hiçbir şeyi anlatamıyorsun. Ama hiçbir şeyi anlatamıyorsun. Nasıl bilimsellikten bahsediyorsun sen? Bilim seni her gördüğü yerde buldozer gibi ezer. Sen bilimden kaçacaksın başka çaren yok. Bilim seni tuttuğu yerde ezer. O yüzden bilimden fellik fellik kaçmak durumundalar ve kaçıyorlar. Tartışmaktan kaçarlar. Ha demagoji, demagoji serbest tabii. Demagoji yaparlar. Ama yolun sonuna çoktan geldiler. Biz şimdi ince detayların üzerinde duruyoruz. Ama tavsiyem, evrimcilerden tartışanlar, hiç bu konulara girmesinler. “Kardeşim” diyecek, “bana bir tane proteinin tesadüfen meydana gelip gelmeyeceğini bana söyle.” Bir tane. Ne diyecek? “Başka proteine ihtiyaç var diyecek.” Değil mi? “Hadi bana müsaade diyeceksin.” Başka proteine ihtiyaç var dedin mi sıfır ihtimal olmuş oluyor artık. Kitlemişsin sen yani. Tam bir kör açmaz, onların açısından. Onun için yani bu konuda halkın o kadar detaylı bilgiye hiç ihtiyacı yok. Sadece buradan girseler konuyu bitirirler, inşaAllah. “Arkadaşım bana bunun hesabını ver” diyecek, “ondan sonra konuşayım.” “Bana bir proteinin tesadüfen meydana gelip gelmeyeceğini anlat” diyecek. Hiçbir zaman için ‘tesadüfen meydana gelir’ diyemeyecektir. Diyemeyeceğine göre konu bitmiştir. Çünkü bakın Evrim Teorisi neye dayanıyor biliyor musunuz? Dikkat edin, hazır olun söylüyorum: Tesadüfe dayanıyor. Başından sonuna kadar tesadüf. Hep tesadüfmüş. Tesadüf bir gelmiş başından, sürekli tesadüf yani milyonlarca tesadüf üst üste gelmiş yapmış. Utanıyorlar da tabii bu akıl almaz izahtan. İstersen deneyin, sorabilirsiniz. “Ya şaka yapmıyorsun, değil mi? Tesadüf olduğunu söylüyorsun” diyorsun. “Ben tesadüf der miyim ya?” diyor. “Peki nasıl oluyor?” diyorsun. “Ya tesadüf değil ama tabii ki bir tesadüf, tesadüfün tesadüfü” diyor. Yani bir psikolog gibi, bir psikiyatrist gibi son derece sakin, böyle toleranslı bir üslup ile dinleyeceksin. O kadar yani. Ama tek bir soru sorup konuyu da bitireceksin. O kadar. Kardeşim, bu ne gururdur? Bitmişsiniz işte, bitmişsiniz. Bilim sizi pestil gibi ezmiş ve tahmin etmediniz. Yani bilimin sizi ezeceğini tahmin etseydiniz elektron mikroskobu yapar mıydınız siz? Bilsen başına bunların geleceğini yapar mıydın? Paleontolojiyi kurar mıydın sen? Zoolojiyi kurar mıydın? Mikrobiyolojiyi kurar mıydın? Değil mi? Nerden bilsin adam elektron mikroskobunun onu altüst edeceğini, yerle bir edeceğini. Biyokimyanın seni altüst edeceğini sen biliyor muydun? Bir Darwinist biyokimyanın kendini o hale getireceğini bilse, böyle ezim ezim ezeceğini bilse, biyokimya bilim dalına girer miydi? Tuzağa düşürdü Allah onları. Tuzağa düştüler. Bilimin içine bir girdiler, bilim aldı bunları cayır cayır yaktı. Yani bir yerden, bir delikten girdiler içeriye, bilimin; bir çatlaktan, bir yerden girdiler. Onlar zannettiler bilim onları koruyup kollayacak. Simsiyah yaktı, tozlarını çıkarttı. Ondan sonra havaya üfürdü, inşaAllah. Onun için yapacakları pek bir şey yok.
“Uranyum doğada U238 ile U235 karışım halinde bulunur” diyor. Yani uranyum 238 ve 235. “Lakin bu karışım zincirleme reaksiyon başlatmak için elverişli değildir.” Acaba? Onların bilmediği başka sırlar olabilir mi acaba? Tabii. Değil mi? Zamanında inşaAllah, Hz. İbrahim (a.s.) ve Hz. Lut (a.s.)’un bulunduğu bölgeye Melekler geldiler. Dediler; “siz burayı boşaltın” dediler, “biz burada bir şey yapacağız biraz sonra” dediler, değil mi? “Bunların hepsi yerle bir olacak biraz sonra” dediler. “Ama arkanıza dönüp sakın bakmayın” dediler. Değil mi? Gözü kör eder yani çok şiddetli bir ışık. Onlar bir şey biliyorlardı, Allah’tan bir ilim biliyorlardı. Bu reaksiyonu başlatacak bir ilim, Allah-u alem ve çok kolay bir düzenekle orayı yerle bir ettiler, Allah’ın dilemesiyle, inşaAllah. “Kullanılabilmesi için karışım içindeki uranyum 235 oranın arttırılması gerekir. İşte bu, içerisindeki uranyum 235 oranı arttırılmış uranyum karışımlarına ‘zenginleştirilmiş uranyum’ denir. Nükleer bomba için zenginleştirilmiş uranyum kullanılıyor. Yakıt veya enerji için kullanılacak uranyumun % 2 veya % 3 oranında zenginleştirilmesi gerekir. Nükleer silah için ise % 90 oranında zenginleştirilmesi gerekir.” Bayağı yani multi milyarder olması gerekiyormuş demek ki, bayağı zengin olması gerekiyor. “İran ise kendi nükleer santrallerini yakıt olarak kullanmak üzere % 20 oranında zenginleştirme yapmaktadır. Bu oran nükleer silah yapımı için yeterli değildir. Amerika’nın endişe etmesinin sebebi ise eğer bir ülke uranyumunu % 20 zenginleştirebilirse % 90 da zenginleştirebilir ve silah üretebilir diye düşünüyorlar. Ancak İran’ın % 80 oranında uranyum zenginleştirebilecek tesisi yok. Şu an İran’da 2000 santrifüj tesisi olduğu biliniyor. % 80’lere çıkabilmesi için yaklaşık 55 bin santrifüj tesisi olması gerekir. İran’ın tüm ülkede seferberlik ilan etse de dahi 5-6 yıldan önce 55 bin santrifüj tesisi inşa etmesi mümkün değil. Ayrıca bomba yapılması için bunlar da yeterli değil. Başlık yapılması, zamanlama sistemi yapılması gibi vs. altyapılar da gerekli. Örneğin, Kuzey Kore’nin ilk denemesi başarısız oldu ve yaptıkları bomba patlamadı.” İyi ki patlamamış yani. Kardeşim İran olayında, İran’ın atom bombası yapması, şu, bu falan olayı değil. Evanjelik Hıristiyanların bir inancı var. Bir kere “bölgede bir İsrail kurulması gerekir” diyorlar, bir. İkincisi de, “İslam ülkelerinin yavaş yavaş işgal edilmesi gerekir” diyorlar, teker teker. “Çünkü bunlar birleşir, bir araya gelirlerse atom bombası da yapar, her şeyi yapar, dünyayı yok eder bunlar, yerle bir eder” diyorlar. “Hıristiyanları da bırakmaz, Musevileri de bırakmaz” gibi bir inançları var. Halbuki Mehdi (a.s.) Hıristiyanlarla ittifak edecektir. Bediüzzaman Risale-i Nur Külliyatı’nda belirtiyor, hadislerde de var, değil mi? Ehl-i Kitap’la ittifak. Musevilerden de büyük bir kitle Müslüman olacaktır. Hadiste de var, Peygamberimiz (s.a.v.) söylüyor bu gerçeği. Dolayısıyla bu Evanjelikler’in sapkın inancını uzun vadeli çalışmalarla çok kırdık. Gücünü yani % 90 oranında kırdık. Ama tam daha kopmadılar, şu an direniyorlar. Bu konuda devam ediyoruz eğitmeye. Yani Mehdi (a.s.) geldiğinde kan dökmeyecek, uyuyan kişiyi uyandırmayacak, damla kan akıtmaz, değil mi? İnşaAllah. Dolayısıyla İran’ın atom bombası, şusu busu falan değil olay. İran’ı Amerika yemeden önce orasını burasını kuzuya benzetmeye çalışıyor. Amerika bir kurtsa, değil mi? Bakıyor yani yenecek gibi değil, neye benzetelim? Önce bir kuzuya benzetelim, ondan sonra gidip yiyelim gibisinden. Irak’ta da öyle yaptılar, Afganistan’da da öyle oldu. İran, İran’dan sonra işte başka İslam ülkelerini düşünüyorlar. Türkiye’yi de tabii düşünüyorlar. Bu Mehdiyet öncesi olacak olan olaylardır. İran’ın bu konuyu halletmesi için bir kere Mehdiyet inancını Ehl-i Sünnet’in tarif ettiği doğru olan Mehdiyet inancına çevirmesi lazım. Çünkü bakın Amerika’nın endişe kaynaklanan birisi de şu, Evanjelikler’in; bir yönüyle de biraz haklılar, diyorlar ki; “bir Mehdi (a.s.) çıkacak diyor İran” diyorlar. Tamam güzel. “Ama bu Mehdi (a.s.) (haşa) Allah gibi her yerde” diyorlar, görünmüyor. Mesela yarın bir gün birisi çıksa derse ki; “Mehdi (a.s.) benim kulağıma fısıldadı, konuştu, görünmüyor ama konuştu. Falanca ülkeyi yerle bir edeceksiniz, falanca yere de atom bombası atacaksınız dedi” dese ne yapacaklar, değil mi? Falanca kişi, “bana da dedi” dese, üç kişiye yani çok acayip bir şey olmuş olur. Halbuki Ehl-i Sünnet inancındaki Mehdi (a.s.) görünür bir insandır. Makul bir insan, sevgi dolu bir insan ve Hıristiyanlarla da zaten iç içe, birlikte yapıyorlar yapacaklarını. Gizlisi saklısı yok. Herkesin gözü önünde olan bir insan. Bir Evanjelik’in Mehdi (a.s.)’den korkması mümkün değil. Çünkü hem onlara şefkat gösteriyor, hem onların kurtarmanın peşinde, hem Musevileri kurtarmanın peşinde, hem Müslüman alemini, hem ateistleri, herkesi kurtarmanın peşinde ve gizli saklı bir çalışması yok Mehdi (a.s.)’nin, açık faaliyet ve birlikte çalışalım diyecek Mehdi (a.s.) zaten, birlikte kurtaralım. Bundan niye çekinsin Evanjelik? Ama görünmeyen bir Mehdi (a.s.)’den çekinir adam. Yani ruh gibi bir Mehdi (a.s.). “Dünyanın her yerini kaplamıştır Mehdi (a.s.)” diyor, Şii inançta. Kardeşim yapmayın, etmeyin; aklı başında insanlarsınız, güzel insanlarsınız, iyi insanlarsınız. Allah’tan korkun, değil mi? Makul, mantıklı, güzel düşünün. Mehdi (a.s.) var, tamam doğru, Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in neslinden. Fakat bir anneden, babadan doğacak. Hiç bir Peygamber o şekilde gelmemiştir, öyle şey olur mu? Hıristiyanların haşa inancını andıran bir üsluba dönüştürmüş oluyorsunuz, değil mi? Aynı Hıristiyanlara benziyor, yaklaşık, bir yönüyle. Yanlış bu, yanlış. Bir insan olarak gelecektir. Makul bir insandır; herkesin konuşacağı, görüşeceği bir insandır. Herkesin gözü önünde kardeşliği, sevgiyi, muhabbeti tesis edecektir. Evanjelikler biz bu açıklamayı yaptıktan sonra sakinleştiler. Obama, şu, bu falan hepsi ondan sonra sakinleştiler. Yoksa adamların eli ayağı boşalmıştı. İran başka türlü durmaz diyorlardı adamlar. “İşgal edeceğiz, Tahran’ı, orayı, burayı her yeri indireceğiz, atom bombası da gerekirse kullanacağız. Çünkü bu düşünce çok tehlikeli” diyorlardı. Biz anlatarak, konuşa konuşa, güç olarak ikna ettik, inşaAllah.
OKTAR BABUNA: İran’ın da üslubunun da değişmesine vesile oldunuz Hocam, maşaAllah.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah, anlat şimdi Oktar Hocam.
OKTAR BABUNA: Estağfurullah Hocam, sizin yine söylediğinizi teyit eden, siz hep Türkiye’nin doğal lider olduğunu yıllardır söylüyorsunuz Hocam, Türk- İslam dünyası için. Japonlar da söylemeye başlamış. “Japon uzman: Türkiye, Orta Asya ve Ortadoğu’nun lideridir” demiş Hocam maşaAllah.“Japonya’nın Ortadoğu Başdanışmanı Yoshiaki Sasaki, Amasya’da katıldığı bir konferansta, Türkiye’nin Orta Asya ve Ortadoğu’nun doğal lideri olduğunu söyledi.” Tam dediğiniz gibi Hocam, maşaAllah.
Türk askerinin Kırgızistan’a gitmesini söylemiştiniz Hocam, gidebileceğini. O yönde de bir haber var Hocam, inşaAllah. Washington Post Gazetesi köşe yazarı David Ignatlus, etnik şiddetin durdurulamadığı Kırgızistan’a gönderilecek uluslararası barış gücünün ya tamamen eski Sovyet ülkelerinin askerlerinden oluşacağını veya Türk ordusunun da katkıda bulunacağını yazdı.”
ADNAN OKTAR: En güzel çözüm hangisi?
OKTAR BABUNA: Türk askeri Hocam tabii ki.
ADNAN OKTAR: O kadar tabii, net çözüm.
OKTAR BABUNA: Söylemiştiniz bir kaç gün önce maşaAllah, hemen haberi olmuş.
ADNAN OKTAR: Evet devam et.
OKTAR BABUNA: “Türkiye eğer İsrail 10 gün içinde özür dilemezse İsrail’e karşı yaptırım uygulayacağını” söylemiş Hocam.
ADNAN OKTAR: EvvelAllah, özür diletiriz.
OKTAR BABUNA: İnşaAllah Hocam. Onu da siz söylemiştiniz sonra Cumhurbaşkanımız da tekrar etti Hocam, ‘özür dilesin İsrail’ diye. İlk siz söylemiştiniz, maşaAllah.
ADNAN OKTAR: Evet, onu yaptıracağız inşaAllah, Allah’ın izniyle.
Şimdi biraz Kuran’dan oku bakayım Oktar Hocam. Taha Suresi.
OKTAR BABUNA: Estağfurullah, inşaAllah Hocam. Taha Suresi, şeytandan Allah’a sığınırım. Rahman Rahim olan Allah’ın adıyla. “Ta, Ha. Biz sana bu Kur'an'ı güçlük çekmen için indirmedik, 'İçi titreyerek korku duyanlara' ancak öğütle-hatırlatma (olsun diye indirdik). Yeri ve yüksek gökleri yaratan tarafından bir indirmedir. Rahman arşa istiva etmiştir. Göklerde, yerde, bu ikisinin arasında ve nemli toprağın altında olanların tümü O'nundur. Sözü açığa vursan da, (gizlesen de birdir). Çünkü şüphesiz O, gizliyi ve gizlinin gizlisini de bilir. Allah; O'ndan başka İlah yoktur. En güzel isimler O'nundur. Sana Musa'nın haberi geldi mi? Hani bir ateş görmüştü de, ailesine şöyle demişti: "Durun, bir ateş gördüm; umulur ki size ondan bir kor getiririm veya ateşin yanında bir yol-gösterici bulurum." Nitekim ona gidince, kendisine seslenildi: "Ey Musa. Gerçekten Ben, Ben senin Rabbinim. Ayakkabılarını çıkar; çünkü sen, kutsal vadi olan Tuva'dasın. Ben seni seçmiş bulunuyorum; bundan böyle vahyolunanı dinle. Gerçekten Ben, Ben Allah'ım, Benden başka İlah yoktur; şu halde Bana ibadet et ve Beni zikretmek için dosdoğru namaz kıl. Şüphesiz, kıyamet-saati yaklaşarak gelmektedir. Herkesin harcadığı çabanın karşılığını alması için, onun (koşup haberini) neredeyse gizleyeceğim. Öyleyse, ona inanmayıp kendi hevasına uyan, sakın seni ondan alıkoymasın; sonra yıkıma uğrarsın. Sağ elindeki nedir ey Musa?" Dedi ki: "O, benim asamdır; ona dayanmakta, onunla davarlarım için ağaçlardan yaprak düşürmekteyim, onda benim için daha başka yararlar da var." Dedi ki: "Onu at, ey Musa." Böylece, onu attı; (bir de ne görsün) o hemen hızla koşan bir yılan (oluvermiş). Dedi ki: "Onu al ve korkma, Biz onu ilk durumuna çevireceğiz. Elini koltuğuna sok, bir hastalık olmadan, başka bir mucize olarak bembeyaz bir durumda çıksın. Öyle ki, sana büyük mucizelerimizden (birini) göstermiş olalım. Firavun'a git, çünkü o azmış bulunuyor." Dedi ki: "Rabbim, benim göğsümü aç. İşimi kolaylaştır. Dilimden düğümü çöz ki söyleyeceklerimi kavrasınlar. Ailemden bana bir yardımcı kıl, Kardeşim Harun'u, Onunla arkamı kuvvetlendir. Onu işimde ortak kıl, Böylece Seni çok tesbih edelim. Ve Seni çok zikredelim. Şüphesiz Sen bizi görüyorsun." (Allah) Dedi ki: "Ey Musa istediğin sana verilmiştir. "” İnşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR: Tamam yeterli şimdilik, şimdilik bir ara verelim sonra yine devam edelim inşaAllah.
Makaleler
Devamı ...Makaleler
Devamı ...Basında Harun Yahya
Devamı ...Bunları Biliyor Musunuz?
Devamı ...Ahir Zamana ait Yeni Bilgiler
Devamı ...Adnan Oktar Ne Demişti Ne Oldu
Devamı ...