ADNAN OKTAR: Sen evrimle ilgili, hangi konulardan anlattın? Neler anlattın?
AKIN BEY:Estağfurullah Hocam, genel olarak tarihinden bahsetmiştik inşaAllah. Yapılan sahtekarlıklardan bahsetmiştik, saptırmalardan bahsetmiştik.
ADNAN OKTAR:Şimdi evrim sahtekarlıklarını anlatırken, Mesela Piltdown Adamı ama, sırf oturup Piltdown Adamı kafatasını göstermek değil de, mesela o parça çene kemiğini ayrı gösterelim. Orangutan, ayrı bir bölüm değil mi? Mesela onu ayrı bir bölüm olarak gösterelim. Mesela potasyum-dikromatla eski gösteriliyor, değil mi? Mesela potasyum-dikromatın kutusunu gösterelim. Nasıl bir şey, kimyasal madde olarak. Hatta nasıl kullanıldığını da gösterelim. Mesela kemik üzerine potasyum-dikromatı sürüp, eskitmenin nasıl olduğunu, insanlara gösterelim. Anlaşıldı mı? Böyle detay bilgiler çok iyi insanların aklında kalır. Mesela protein molekülünü, mesela bir protein molekülü, bir başka protein molekülü, bir başka protein molekülü tek tek gösterelim. Yapısının zorluğunu, mesela bir molekülün oluşma aşamalarını gösterelim. Onlar oluşurken yan maddeler meydana geliyor. Birçok yan madde meydana geliyor. O yan maddeleri de, vücut tek tek kullanıyor. O da çok acayip bir harikadır. Mesela, farz edelim bilmem ne asidi meydana geliyor. Vücut onu alıyor, başka bir şeyle birleştirip, yepyeni vücuda çok faydalı bir maddeye çeviriyor. Yani orjinal bir maddeye çeviriyor. Bunları anlatalım, çünkü proteinin meydana gelmesinden çok daha önemli o konular. Yani onlardan daha da karmaşık. Çünkü protein meydana gelirken, çok fazla yan madde meydana geliyor. Çok garip moleküller, çok garip kimyasal birleşikler meydana geliyor. Vücut mesela diyor ki; “bu bana yarar” diyor. Bilmem ne asidi veyahut bilmem ne, şu şu şu çok uzun bir molekül. Bilmem ne mesela trifosfat bilmem ne, ne en sonunda bir şeyle bitiyor. Büyük bir molekül halkası, vücut bunu tanıyor. Diyor ki; “bu şu, ben bunu, şununla birleştirsem ve buna şunu ilave eder de ve şunu da çıkarırsam ve buna su molekülü de verirsem, bu falanca maddenin yan maddesi olmuş olur,” diyor. Gidiyor o madde de, yan madde de onunla birleşiyor, al sana çok faydalı bir madde, vücudun kullanacağı bir madde. Mesela biz bunun hiç üzerinde durmadık. Var ya, mesela böyle olur, çöplerden mesela analiz eder. Falan, bilmem ne, sabun yaparlar, bilmem ne yaparlar falan. Böyle bir sanayi var vücutta, vücudun yan maddelerini kullanarak, yepyeni faydalı maddeler yapan bir sanayi. Bu hiç bilinmiyor, halbuki binlerce böyle reaksiyon var vücutta. Hepsi faydalı hale getiriliyor. Mesela zararlıları ayrı arıtma sistemi var. Değil mi? Mesela böbreğin ayrı, karaciğerin ayrı arıtma sistemi var. Böbrek mesela fazla olan hormonu, diyor; “hormon bu vücuda fazla, bu zarar verir” diyor, biliyor. Karaciğer, diyor ki; “bu hormon, bu da fazla veyahut eksik” diyor. “Vücut bundan rahatsız olur, bunun eksiğini giderelim,” diyor. Mesela başka bir yer devreye giriyor. Haber veriyor, diyor; “ey falanca organ, sen harekete geç, bak burada bir eksiklik var, bunu tamamla” diyor. Yani bu talimatla hareket etme ve eksikliği giderme programlarını vücutta. Bu baş döndürücü, yani bir insanın kafası, bunu ilk 20 dakikadan sonra, 10 dakikadan sonra dağılabilir, insanın kafası. Onun için bunların teker teker çok iyi kavratılması gerekiyor, inşaAllah. Anlaşıldı mı? Ona yarın başlayabiliriz. Mesela bir fizyoloji kitabı, normal tıp öğrencilerin okuduğu fizyoloji kitabı var ya. O kitaptan direkt ders yapalım. Fizyoloji kitabından, bak fizyoloji bilimi nasıl evrimin başına bir bomba gibi patlıyormuş, bir görsünler. Sırf fizyoloji, ben ağabeyimin kitaplarını okurdum tıp fakültesinde okurken. Fizyoloji kitapları vardı, kitabı bir okudum, nefesim kesildi. Yani molekül yapılarını insan incelediğinde. Yani herhangi bir şeyin meydana gelmesinde, vücudun iç maddeleri, yani vücudun ihtiyacı olan maddelerin meydana gelmesindeki karışık moleküler reaksiyonlar, yani nefes kesecek gibi, çok çok acayip. Yani hayretler içinde kalmıştım, o kitabı okurken. İki tane fizyoloji kitabı vardı ağabeyimin, ikisini de baştan sona kadar okumuştum. Onun için ben yarı doktordum evde de. Ağabeyimin bütün kitaplarını okurdum. Ama bütün yani iç hastalıkları, şu bu falan tamamını okurdum. Bayağı hoşuma gidiyordu. İşte; toksikolojiden tut, bilmem neden çık, ne varsa mesela hepsini.
ALTUĞ BERKER:Bizim doktor arkadaşlarımız o yüzden şaşırırlar. Bazen sizin teşhis ve önerilerinizde maşaAllah ve gıpta ile bakarlar.
ADNAN OKTAR:Yani bilgi oradan geliyor bizde, inşaAllah. Aliye Hocam ne anlatayım?
SUNUCU: Hz. Mehdi (a.s.)’den bahsedebilirsiniz Hocam. Mesela az önce ‘Mehdi (a.s.) Gelecek’ isimli kitaba takıldı gözüm. Ondan birtakım şeyler okudum. Hz. Mehdi (a.s.)’nin öncesini anlatıyor. Tüylerim ürperdi, mesela Hocam şu an ki yaşadığımız şeyleri anlatıyor. Evet onlarla ilgili bir şeyler anlatabilir misiniz?
ADNAN OKTAR:Halk şu an yani, son 300 yıl, 500 yıl, 1000 yıl bu tarz olaylarla insanlar hiç karşılaşmadı. Bu kadar büyük çaplı, dünya çapında olan olaylarla hiç karşılaşmadı. Yani dünya hiçbir zaman için bu kadar, toptan ateist olmamıştır, hiç olmadı. Bu kadar toptan mutsuz ve neşesiz hiç olmamıştır. Bu kadar karamsar hiç olmamıştır. Bu kadar insanların birbirine güvenmediği, bir çağ hiçbir zaman için olmamıştır. Yani hep dostluk, kardeşlik münasebetleri olmuştur. Komşuluk münasebetleri olmuştur, hemşerilik bağları olmuştur. Herkes birbirine güvenmiştir genelde, bir çoğunluk öyle olmuştur. Hiçbir zaman için, nefse bu kadar hitap eden, bu kadar çok kalem oluşmamıştır. Mesela; gazinolar, pavyonlar, diskotekler, barlar falan onlar ayrı. İnternette eğlence için açılan siteler, yerler artık milyon hesabıyla. Bir tane, iki tane değil. Sokakta yine öyle nefse, değil mi, insanların çıkarlarına hitap eden, insanın iç güdülerine hitap eden. Hiçbir tarihte olmamıştır, bu kadar çok cazip sistem. Hiçbir devirde de, bu kadar tehlike çokluğu oluşmamıştır. Mesela bir köyün bir tane piskopatı oluyordu eskiden. Şimdi her yerde piskopat kaynıyor, kimin ne yapacağı belli değil. Mesela adam farz edelim Roma’da bir şehirde geziyorsa, güven içinde geziyor. Roma askerleri var, adam güveniyor onlara. Yani çünkü çok sert tedbirler alıyor, kimse de bir şey yapamıyor. Belirli bir şey yapılabiliyor, yani ufak-tefek vakalar oluyor. Sert önlemler var, bir de herkes birbirini tanıyor. Yani küçük olduğu için şehirler, yani yabancı birisi hemen fark ediliyor. Şu an yabancıyı da fark etmek mümkün değil. Kimin ne yaptığını bilmek de mümkün olmuyor. Mesela bak hangi ülke de olsa, hangi ülkeye düşman olduğunu da insanlar bilemiyorlar, şu an. Mesela Türkiye, hangi ülkenin kendine dost veya düşman olduğunu şu an bilemiyor. Hep söylenti şeklinde, bilmiyoruz kim dost, kim düşman. Sokakta da mesela adam gidiyor, oturuyor, bir eğlence yerinde oturuyor. Diskotek veya eğlence herhangi bir yer. Sağındaki adam, mesela dünyanın, en tehlikeli adamlarından biri oluyor. Solunda, mesela 30 yıllık katil oluyor, haberi olmuyor. Kaçıyor adam mesela katil, hiç sezdirmemiş kendini. Faili meçhul Türkiye’de, binlerce, on binlerce cinayet var. On binlerce cinayetin, on binlerce katili şu an aramızda yaşıyorlar. Elini- kolunu gezdirerek, kimse bilmiyor. Yani kimi mesela bir yerde adam peynir satıyor, kimi mesela çaycılık yapıyor, kimi bir yerde müdür, kimi bilmem ne başka bir şey. Bilmiyor insanlar, mesela ensest ilişki hiçbir devirde bu kadar yayılmamıştır. Artık yüzde 25’e, yüzde 30’a çıkmış bazı ülkelerde. Yani genel tecavüz vakaları içerisinde, ensest oranı yüzde 30, mesela acayip yüksek bir oran. Baba oğluna-kızına, kızı bilmem ağabeyine, ağabeyi kızkardeşine, o tarz. Bu da, Adliye’ye yansıyan vakalar, inşaAllah. Onun için Mehdiyetin çıkışıyla, bunların aniden ortadan kalkmış olması insanlarda bir toplumsal şoka sebep olacak. Yani her yer güvensizken her yer güvenli hale geliyor. Her yerde ekonomik kriz varken her yerde ekonomik kriz kalkıyor. Her yerde inançsızlık hakimken her yerde inanç hakim oluyor. Dostluk hakim oluyor, sevgi, barış hakim oluyor. Yani şimdi mesela sürekli, darbeye alışan bir insan, mesela elini soktuğunda sürekli tak diye, bir şey çarpıyor. Bir gün elini bir yere getirdiğinde bir daha çarpmıyor, adam şaşırıyor. “Bir şey mi bozuldu acaba” diyor, kontrol ediyor. Yine elini koyuyor, yine çarpmıyor, hayret ediyor. Var ya mesela bazen elektrik çarpan bir yer vardır. Tamir edilir, adamı çarpmaz, adam hayret eder. Mesela bozuk kapı vardır, tamir edilir, birisi tamir etmiştir, değil mi? Şaşırır adam, bozuk kapının tamir olmasından dolayı içine bir sevinç gelir. Mehdi (a.s.) de her yeri tamir edeceği için. Yani insanlar hep refleksle çekindikleri şeylerde hep güzellik görecekler. Mesela pis sokakla karşılaşırken, bakacak caddeler tertemiz.
SUNUCU:Güvende mi hissedecek?
ADNAN OKTAR:Güvende hissedecek tabii, mesela sürekli dışarda hiç meyve ağacı görmeyen adam. Bakacak her yer meyve ağacı ile dolmuş. Hiç böyle sevmek için hayvan bulamayan insan, her yerde seveceği hayvan bulacaktır. Mesela hiç selam verecek adam bulamayan adam, yol boyunca herkese selam verecek. Şimdi bir insana, dışarıda selam vermek için, onbinde bir oranında. Artık yani, selam vermek adeta mümkün değil. Kimseyi tanıyamıyorsun. Halbuki normalde güler yüzle selam verilir, saygı gösterilir, hal- hatır sorulur, değil mi? Sokaktan geçerken “selamün aleyküm”, “aleyküm selam” dersiniz. “Allah, işinizi rast getirsin” denir. Konuşulur yani, kardeşsin bu vatanın evladısın. Diyemiyor insanlar, herkes herkese selam verecek, Mehdi (a.s.) devrinde, özelliği budur. Bak Cennette de Allah, “orada sözlü bir selam vardır” diyor, Allah. Bir nimettir selam çünkü; “ben güvenilir bir insanım, sen de güvenilirsin, benden sana zarar gelmez, senden de bana zarar gelmez” diyorsun. Selamın anlamı budur. Allah diyor ki orada; “boş bir söz işitmezler.” “Boş ve rahatsız edici bir söz işitmezler, orada işitecekleri selamdır” diyor. Yani hep güvenlik, hep güven, hep iyi sözler, hep güzel sözler, hep faydalı sözler. Mesela birisiyle karşılaşıyor insan, konuşmak istiyor, konuşamıyor. Ne konuşsun? “Nasılsınız” diyor, “iyiyim” diyor. “Havalar da sıcak” diyor, “ya hakikaten sıcak” diyor. “Hayat da pahalı” diyor, “doğru hakikaten, hayat pahalı” diyor. “Ee biz, artık kalkalım bari” diyor. Konuşacağı bu ne konuşsun? Yani, güvenemiyor ki, ne konuşsun? Ne konuşsa tehlikeli ne konuşsa, çünkü adam alıngan oluyor. O da alıngan, o da alıngan, “acaba ne amaçla bunu söyledi” diyor. Bir şey mi ima etti, bir şey mi söyledi? Kötülük amacıyla mı söyledi? diyor. Hüsn-ü zan edemedikleri için, bir itimat etme olmadığı için, bir garip ruh hali oluşmuş oluyor. Dolayısıyla insanların konuşma ihtiyacı da konuşmaktan zevk alacak ortam da kalkmış oluyor. Mesela iki arkadaşın sohbet etme imkanı olmuyor. Kızların çok nadir kız arkadaşları olur. Onlarla konuşurlar bazı sırdaşı vardır. Ama onlar da korkar belirli şeylerde hep o korkuyla yaşar. Yani bir gün ya sırdaşlığını terk ederse, yahut bir gün ters dönerse diye, ödü kopar ve onunla da her zaman belirli derecede konuşabilir. Halbuki bir insan zaten özgürce konuşamayacağına inanırsa, zaten kitlenir, bir insan. Ne konuşsun ondan sonra? Çünkü beyne emir gidiyor. Diyor ki; “aman dikkatli ol, seçerek konuş, her konuştuğun senin aleyhine olabilir.” Sanki Amerikan mahkemesi yani, diyorlar ya; “her konuştuğun aleyhine delil olabilir.” Amerikan polisi değil mi? Yakaladığında “şu andan itibaren, her konuştuğun aleyhine delil olur. Ona göre dikkatli ol” diyor. Şimdi o durumda oluyor adam. Mehdi (a.s.) devrinde, adam ağzına geleni konuşacak. Kafasından geçeni söyler. Tam bir sırdaşlık olur ve tam bir arkadaşlık olur. Hiçbir sorun da çıkmaz, inşaAllah. Yani Mehdi (a.s.)’nin ahlakı, Mehdi (a.s.)’deki, oluşan Kuran ahlakını bütün dünya, pratik olarak yaşayayıp, görecekler. Yani ondan örnek alacak, pratik olarak. Mesela zamanında Peygamberimiz’den (s.a.v.) örnek almışlardı. Çünkü, Kuran var ama onu yaşayan bir insan arıyor, insanlar hep. Yani onu hayata geçiren birisini ararlar. İşte Mehdi (a.s.), onlara hayata geçirttirecek, onu. Mesela cömertlik nasıl olurmuş? “Buyurun cömertlik işte böyle olur” diyecek. Hepsini bütün malı dağıtacak. Sevgi nasıl olurmuş? “İşte böyle olur” diyecek. Yiğitlik nasıl olur, cesaret nasıl olur? “İşte böyle olur” diyecek. Anlaşıldı mı? Mesela, deccale kafa tutmak nasıl olurmuş? Bunu da gösterecek. Mesela hayvan sevgisini gösterecek, çiçek sevgisini gösterecek, kuşlara olan sevgiyi gösterecek, bütün sevgi çeşitlerini insanlara gösterecek inşaAllah. Affetmeyi öğretecek, ya diyecekler; “bu da affedilir mi?” diyecek insanlar. “Evet” diyecek; “bu da affedilir” diyecek. Mesela, Peygamberimize (s.a.v.) de şaşmışlardı onlar, affetmesine biliyorsunuz. Hazreti Vahşi’yi affetmişti, Hz. Hamza’nın biliyorsunuz, vurdu şehit etti. Ondan sonra da yardı karnını, karaciğerini çıkardı, ısırdı Hz. Vahşi, karaciğerini Hz. Hamza’nın. Sonra dedi ki; “ya ResulAllah, ben çok pişman oldum. Allah beni affetsin, ben Müslüman oldum” dedi. Peygamberimiz (s.a.v.) de, “affediyorum seni” dedi. Yani mesela, bu çok güç bir şeydir, bir insan için. Değil mi? Artık canı-ciğeriydi Hz. Hamza Peygamberimiz (s.a.v.)’in.
Berker Hocam bize anlatacakların var mı?
ALTUĞ BERKER: Estağfurullah, Hocam. Bahsettiğiniz şimdi bahsettiğiniz konulara, bugün basında örnekler vardı, Hocam. Ekonomik krizden bahsettiniz. “2007’de 2014’e kadar sürecek” dediniz. Dünyadaki tek bilgi kaynağı olarak sizin söylediğiniz.
ADNAN OKTAR:İspanya, Avrupa Birliği’nden 250 milyon euro istemiş. Avrupa Birliği nereden para bulsun? Kendileri ayakta duramıyorlar. Yani mesela, Türkiye’yi de bu konuma getirmek istiyorlardı. Biz bunu kabul etmedik, işte. Yani, oradan buradan euro isteyen, para isteyen, yiyecek isteyen bir ülke olamaz Türkiye. Parayı dağıtan, malı dağıtan, değil mi? Gücü dağıtan olacak inşaAllah. Berker Hocam anlat.
ALTUĞ BERKER:İsrail’in ambargoyu hafifletme haberlerinin, doğru olmadığını, dünyayı kandırdığını söyleyen bir haber var. “İsrail, tüm dünyayla dalga geçiyor” yine aynı konu üzerine. Avrupa’nın İsrail’i kınadığına dair haberler var. Avrupa Parlementosu, “insanı yardım gemisini kana bulayan İsrail, uluslararası hukuku ayaklar altına aldı” demiş ve İsrail’i kınamış. Yine aynı benzer haberler. Kırgızistan’dan bahsettiniz, orada Ergenekon, iddia edilen Ergenekon Terör Örgütü’nün, bir oyunu olduğunu söylediniz, Hocam. Kırgız Başbakan, ölü sayısı 2000 olabilir demiş. Kırgızların, maskeli kişilerin gidip, her iki tarafa da silah sıktığını dolayısıyla bir oyun olduğunu söylemiştiniz, Hocam.
ADNAN OKTAR:İşte o maskeli olan kişiler, iddia edilen Ergenekon Örgütü’nün militanları, elemanları. Derin devlet mensubu adamlar, yani olay, bu. İddia edilen Ergenekon Örgütü dağıtılmadan, Mehdiyet’in gücü bunların başını ezmeden bu sistemin durması mümkün değil. Devam eder, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER: 400.000 kişinin, evini terk ettiğine dair haberler var. Fransa’da sel olmuş, Hocam. 22 kişi ölmüş.
ADNAN OKTAR:Evet bayağı göçmüş. Başka neler var? Berker Hocam.
ALTUĞ BERKER:Haber olarak bunlar var Hocam. Sevimli canlılar var iman hakikati olarak.
ADNAN OKTAR:Bakayım.
ALTUĞ BERKER:Hayvanlardaki güzellikleri, Hocam tam 30 yıldır siz kitaplarınızda, internet sitelerinizde anlatıyorsunuz. Bu pek yapılan, hiç yapılan bir şey değil. Bu şekilde, Allah’ın varlığını, birliğini anlatarak Hocam, inşaAllah milletimizin, insanların daha köklü, tahkiki imana sahip olmasına vesile oldunuz Hocam. Allah razı olsun.
ADNAN OKTAR:Allah alametlerden, yarattıklarından yani çünkü, Allah diyor; “denizler mürekkep olsa, ağaçlar da kalem olsa. Allah’ın sözlerini sayıp bitiremezsiniz” diyor. Şimdi bu nimetleri, Allah bizim görmemizi istiyor ve O’nu, o şekilde sevmemizi istiyor. Meleklerde de doğrudan iman ettiriyor Allah. Yani doğrudan Kendi’ni gösteriyor, doğrudan alametlerini. Yani ama aklının, ihtiyarlarını kaldırarak iman ettiriyor. Ama Allah, böyle alametlerin, vicdanı kullanarak iman etmeyi çok güzel buluyor Allah, beğeniyor bunu Allah. Yani Meleklerin imanındansa, insanların iman şeklini Allah, kıyası çok çok fazla olacak şekilde tercih ediyor. Yani en makbulü budur. Yani çünkü burada vicdan kullanılıyor. İman, doğrudan vicdanın tezahürüdür. Ama Melekte, vicdanını kullanmasına gerek kalmıyor. Bakın Melekte, vidanını kullanmaya gerek kalmadan, imanı kabul var. Yani aleni durum olduğu için, aleni kabul var. Ama insanda, gayba iman var ve vicdan kullanıyor. Bakın vicdan kullanıyor, vicdanla iman ediliyor. Allah bunu çok beğeniyor, en beğendiği budur, Allah’ın. Yani insan, yaratılmışlar içerisinde Meleklerde ve insanlarda kıyas yapıldığında; Allah insanların imanını beğeniyor, inşaAllah. Bunun, rengi çok fazla çünkü insanın imanının. Vicdan var, sabır var, şefkat var, merhamet var, adalet var, yani çok fazla şey var. Ama Meleğin, mesela temizliğe ihtiyacı yok, temiz zaten. Vicdana ihtiyacı yok, zaten aleni durumu. Vefaya ihtiyacı yok. Zaten mecbur yaratılmış vefaya. Sabretmesine gerek yok, çünkü öyle bir his yok, yani öyle bir durum yok. Yani sabır edeceği bir durum yok, inşaAllah. Yani güzel ahlakın temel özellikleri yani asıl temel özellikleri insanda tezahür edecek şekilde yaratılmış. Sevilme için de zaten bu gerekiyor. Yani biz insanı, yoksa et kemikten dolayı sevmek için deli olmak lazım. Yani gidip kasaptaki eti falan bizim o zaman böyle, değil mi, şapur şupur öpmemiz lazım böyle, ona benziyor. Bir mantığı olmaz, sevginin kökeninde bunlar var inşaAllah ve vicdan kullanılarak biz sevmiş oluyoruz inşaAllah.
Şimdi bak bu adamların toplam bak burunları öpmek için çok uygun yani ben söyleyeyim, gıdıları da. İnşaAllah. Mesela şu. Gözlerinden burnundan. Çok acayip öpülür.
SUNUCU:Ne kadar muntazam yaratılmış.
ADNAN OKTAR:. Bak, şu yüzündeki masumluk, temizlik, değil mi? Çocuklarda olan bir tatlılık zaten özellikle onu çekiyorlar, onu şey yapıyorlar yani çocuk masumluğu ve çocuktaki böyle şekerlik. Yani Allah’ın Rahman, Rahim isminin tecellisi, nur tecellisi, maşaAllah.
Bişkek, Kırgızistan’dan bir kardeşimiz göndermiş. İsmini vermiyorum, çünkü orada olaylar var. Ama rumuz olarak verebilirim. Y.G; “selamün aleyküm.” Ve aleyna aleyküm selam ve rahmetullahi ve berekatühü. “Çok sevgili ve en değerli aslan Hocam” diyor. MaşaAllah, bu ne sevgi böyle. Kırgızistan’dan yazıyor kardeşimiz. “Kırgızistan’daki son olaylar halkın, Kuran ahlakından uzak olması ve deccaliyetin bir sonucudur, diyebilir miyiz?” Tabii ki. Tabii ki direk o şekilde. “Çünkü Kuran’a göre Müslüman, Müslüman kardeşini... ve ırkçılığın, dinde hiçbir yeri yoktur. Fakat baktığımızda, kardeş Türk kanlarından olan Kırgız ve Özbek’ler birbirlerine karşı bazen nefret bile durmaktadırlar.” İddia edilen Ergenekon Örgütü’nün yoğun propagandasıyla bu oluyor. “Dolayısıyla tek çözüm, gerçek Kuran ahlakının hakim olması ve Türk İslam Birliği’dir ve Mehdi (a.s.)’nin manevi liderliğidir. Bunu tüm Müslümanların, bir an önce tamamen anlayıp, Türk İslam Birliği için çok gayret sarfetmeleri ve çok dua etmeleri lazım. Allah o güzel günleri Hz. Mehdi (a.s.)’yi ve Hz. İsa (a.s.)’yı görmeyi onlarla dünyada ve Ahirette beraber olmayı nasip etsin.” Bişkek’den kardeşimiz yazıyor, maşaAllah. Deccaliyet normalde Türkleri birbirine kırdıracaktı, Müslümanları birbirine kırdıracaktı, dünyayı kan gölüne çevirecekti. Hıristiyanlarla Müslümanlar arasında bir savaş çıkaracaktı, Armagedon diye. Yani en az 1 milyar insan düşünüyorlardı. En az 1 milyar insanı şehit etmeyi düşünüyorlardı. Allah’ın izniyle onu da önledik, elhamdülillah. Yani çok büyük bir felaketi önlemiş olduk. İran’a, atom bombası atmayı düşünüyorlardı. Onun hazırlıklarındaydılar, inşaAllah. Onu önledik, Allah’a çok şükür. Yani çok büyük felaketleri planlamışlardı. Türkiye’de 3 milyon insanı şehit etmek üzere liste hazırdı. Evlerin yerleri belli kimleri nasıl katledecekleri belli. Kim kimi katledecek planı yapılmıştı, hepsi hazırdı. Allah’a hamd olsun, bunu da kendi dinlerini yıkarak, Darwinist dinlerini yıkarak iddia edilen Ergenekon Örgütü’nü yerle bir ettik, elhamdülillah. Yani tabii kahraman ordumuz, kahraman polisimiz, kahraman hakimlerimiz, savcılarımızı da tebrik ediyoruz kutluyoruz tabii, elhamdülillah.
Tamam bir ara verelim.
SUNUCU:Kısa bir aranın ardından tekrar birlikte olacağız.
Kuran Tefsiri
Devamı ...Bir Ayet Bir Açıklama
Devamı ...Türk-İslam Birliği Gelişmeler
Devamı ...Türk-İslam Birliği Gelişmeler
Devamı ...Allah'ın Güzelliklerinden Bir Demet
Devamı ...Makaleler
Devamı ...