SUNUCU:İyi akşamlar sayın izleyicilerimiz ve dinleyicilerimiz. Bu akşam HarunYahya.Tv, Mavi Karadeniz Radyo ve Kanal Avrupa’dan canlı olarak yayınlanan ‘Adnan Oktar’la Gece Sohbetleri’nde yine sizlerle birlikteyiz. Birbirinden önemli konuların yer alacağı programımıza siz de bilmediğiniz, merak ettiğiniz sorularınızla e-maillerinizle katılabilirsiniz. Konuklarım Harun Yahya müstear ismiyle yazdığı 300’ü aşkın kitabıyla, tüm dünyaca tanınan Sayın Yazar Adnan Oktar ve Sayın Oktar Babuna. Hoş geldiniz Hocam, nasılsınız?
ADNAN OKTAR:Çok teşekkür ederim, çok iyiyim. Sizler nasılsınız?
SUNUCU:Teşekkür ederim. Bu arada Hocam babalar gününüz kutlu olsun. Bütün babalarımızın babalar gününü kutluyorum ama baba olmayı hak eden babaların babalar gününü kutluyorum.
ADNAN OKTAR:Ama biz zaten kötü babalara baba demiyoruz. İyi babalara baba diyoruz. Onlar aile değil. Biz ahlaksız babaya baba demeyiz. Ahlaksız anneye de anne denmez, değil mi? Dürüst anneye, dürüst babaya biz anne-baba diyoruz. Güzel ahlaklı, sevecen, değil mi? Özgürlüğe açık yani fikir özgürlüğüne saygı duyan insanların düşüncelerine saygı duyan, kendi pis düşüncelerini zorla dayatmaya kalkan insanlar aile olmaz, inşaAllah. Mesela PKK’da da görüyoruz bunu, adam kendi kafasınca çocuğunu zorla PKK’lı yapmaya kalkıyor. Kendi mesela ateist, zorla ateist yapmaya çalışıyor. Kendi Sabetaycı, zorla Sabetaycı yapmaya kalkıyor. Böyle olayları sık sık görüyoruz. Ama geçerli değil. Yani aile olması için hürmet, nezaket, akıl, fikir, dürüstlük, iyi niyet gibi güzel ahlakın kaideleri olması gerekiyor.
SUNUCU:Sonuçta Rabbim bize onları bir nimet gibi, bir hediye olarak gönderiyor ve bunun değerini bilmeyen ya da çocuk sahibi olmanın sorumluluğunu taşıyamayan anne ve babaları çok şiddetli şekilde kınıyorum ben de.
ADNAN OKTAR: Hep birlikte kınıyoruz inşaAllah.
Oktar Hocam sen de katılıyor musun bizim bu fikrimize.
OKTAR BABUNA:Estağfurullah Hocam, tabii ki, maşaAllah.
ADNAN OKTAR:Ne diyorsun sen?
OKTAR BABUNA:Hocam siz bu aile konusunu açıklamıştınız daha önce de, inşaAllah. Defalarca ve delilleriyle. Tabii ki o ensest ilişkiye giren, PKK’ya çocuğunu gönderen aileleri aile kabul etmek, kendi dini inancını yaşamaya, Sabetaycı olup Sabetaycı yaşamaya zorlayan aileleri veya işte komünist olup, ateist olup, aile kabul etmek mümkün değil, inşaAllah. Hapishanelerde böyle insanlar dolu demiştiniz ayrıca da, inşaAllah. Öyle anne-babalarla.
ADNAN OKTAR:Kardeşim Darwinizme karşı mücadelede ben kardeşlerime, bizi dinleyenlere de bunu söylüyorum; her evi üniversite, okul haline getirsinler, her evi. Mesela burası stüdyo değil mi? Bak burada evrimle ilgili kitaplar var. Evrimin geçersizliğini anlatan kitaplar var. Gelenlere hediye ediyoruz, anlatıyoruz. Mesela bir nevi üniversite gibi olmuş oluyor, okul. Her evi öyle yapmak lazım. Her yeri öyle yapmak lazım. Diyor ki mesela; “benim küçücük gecekondum var, ne yapacağım ben?” Tamam, gecekondunun bir köşesine bir tane evrimle ilgili, küçük, en küçüğünden bir kitap olmuş olsa orası okul olmuş olur. Evrimle ilgili mesela bir yazı. “Bir proteinin tesadüfen meydana gelmesi imkansızdır.” Bazen duvarları süslüyor ya çocuklar, gençler. Yazarsın, duvarına koyarsın. Arkadaşların geldiğinde onu okur. “Bir proteinin tesadüfen meydana gelmesi imkansızdır.” O kadar. “Bu evrimin açmazıdır.” Süsleme de bir şey, değil mi? Mesela “350 milyon fosil vardır, hepsi yaratılışı ispat eder.” Mesela bir fotoğrafı var, arkadaşına fotoğrafını verecek, arkasına küçük pul gibi bir şey, bir yazı, evrimin olmasının imkansızlığı ile ilgili kısa bir yazı. Adam onu ömür boyu saklayacaktır. Ömür boyu o yazıyı okur. O zincirleme binlerce insana ulaşır. Ne olacak ondan dememek lazım. Veyahut arabasının arkasına mesela küçük bir yazı koyabilir, ufak. Çok küçük, şu kadar. Yani yanına gelince okunacak gibi de olabilir. Bu evrimin ciğerine ciğerine vurmadır. Çünkü evrim düşüncesi yani deccaliyetin dünyaya hakimiyeti 150 yıl sürdü. Yani 150 yıl insanların beynini böyle gergef gibi işlediler ve kromozomlarına işlediler adeta. Dolayısıyla bu telkinin kalkması için karşı telkinin de ısrarlı, kararlı devam etmesi gerekiyor. Muntazam devam etmesi gerekiyor. Yani bir kısa dönem değildir bu. Mesela başka neler yapabilirler? Düşüneyim.
OKTAR BABUNA:Siz şey demiştiniz Hocam; “her mahallede bir tane Yaratılış Atlası olsa, o mahalleye giremez. Bütün mahallelerde olsa Türkiye’ye giremez” demiştiniz inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Mesela kahvehane, kahvehanenin müşterilerine diyecekler arkadaşlar biz bir tane Yaratılış Atlası alacağız. Kahvehanede dursun bir tane. “Herkes 5 lira versin” der, değil mi? Toplar.
OKTAR BABUNA:O kadar bile değil Hocam, 20 lira toplam maliyeti.
ADNAN OKTAR:20 lira, tamam. Bak 4 arkadaş alabiliyorlar demek ki. 20 arkadaş olsa 1’er lira vermiş olsa yine alırlar. Ne güzel. Kahvehanede başköşeye koyarsınız. Acayip netice alınır, acayip. Çünkü evrime vuruş ve bu konuların anlatılması öyle kısa sürecek bir şey değil yani. Yaklaşık 10 yıl daha devam edeceğiz ama tabii 10 yıl o kadar sürmez de fakat yine de bir 7 yıl şey yapar. Ama 10 yıl net olsun diye söylüyorum. Onun için kardeşlerimizin her fırsatı değerlendirmeleri gerekiyor. Daha her yerde böyle kangren olmuş noktalar var. Mesela topluluklar oluyor bilmem ne mezunları derneği üyeleri mesela. Adamlar kapalı bir toplum, başka kitap okumazlar, başka bir şey konuşmazlar, kendi aralarında konuşuyorlar. Kendi aralarında tanışıyorlar, kendi fikirleri içerisinde adeta kavrulmuşlar böyle. Kangren olmuşlar. Onların açılması için onları mutlaka karşılaştıkları yerlere bunların koyulması gerekiyor. Mesela adam indi aşağıya, arabasına gidiyor, öbür arabanın camında bir yazı, küçük. Mesela siyah üzerine beyaz yazılmış. “Evrim bir aldatmacadır. Öğrenmek istiyorsanız şu adrese girin”. Değil mi? Mesela o kadar. “Evrim bir aldatmacadır, şu adrese girin” veyahut “evrime inananlar şu adrese bir girseniz iyi olur, tavsiye ederim.” Değil mi? O kadar, şu kadarcık bir şey, ufak. Kendi el yazısıyla da yazabilir. Kağıtla asar. Çok şiddetli etki eder bu. Adamın aklından çıkmaz o. Şimdi adam mesela der ki; “ben şimdi bunu okursam, benim evrime olan inancımı kaybederim. Ben en iyisi bunu okumayayım” dedi, değil mi? Adamı kazandın işte bitti. Yani korkup çekinip, o siteye girmezse o, o tamamdır o adam. Onu kazandın demektir. Çünkü o fikirden korkuyorsa, yıkılacağına inanıyorsa zaten çok çürük bir zemindir o. Yani değil mi? Bir Müslüman’da da düşünün, adam ben bunu okumayayım, dinsiz olurum diyorsa, zaten bir nevi dinsiz olmuştur o. O kadar kendine güvenemiyorsa, imanına güvenemiyorsa bir nevi dinsiz olmuş oluyor. Hastadır yani adam. Karşı taraf için de bu aynısıdır. Müslüman nasıl imanını muhafaza için gayret ediyorsa, karşı taraf da küfür imanı için muhafaza eder. Onlarda toplanarak birbirlerini ikna ederek o dinde kalmaya çalışırlar, Darwinistler. Yani her an dine geçme eğiliminde olur Darwinistler. Ama birbirlerini telkin ederek ayakta tutarlar. Birbirlerine sürekli destek verirler. Müslümanlarda da bu böyledir. Mesela camide de herkes dinden, imandan bahseder, iman hakikati anlatırlar. Topluluk halinde din muhafaza ediliyor genellikle, değil mi? İnsanlar kendilerini topluluk halinde koruyorlar. Karşı taraf da kendini topluluk halinde koruyor. Ama arada böyle perdeler oluştu. O perdeleri böyle yıkabiliriz. Bağlantılar olabilir. Ama bazı insanlar da tek başına ordudur. Dünyaya meydan okur. Mesela Mehdi (a.s.), mesela Hz. İsa Mesih (a.s.), mesela Hz. Muhammed (s.a.v.) en başta, Hz. İbrahim (a.s.). Ne diyor Cenab-ı Allah? “O tek başına bir ümmetti” diyor. Tek başına ordu yani inşaAllah. Bütün küfür bir araya gelse hiç etkilenmez, inşaAllah.
Biz böyle faaliyet yaparken Yeni Şafak da maşaAllah, maşaAllah, maşaAllah. Yeni Şafak Gazetesi güzel bir gazete, ona maşaAllah. Ama bakın çok büyük bir hata yapmışlar. Diyor ki, yenisafak.com.tr’de yayınlanmış; “İnsan kendi türünü öldürmekten zevk alan tek primattır.” Buyurun. Muhafazakar, mukaddesatçı bildiğimiz bir gazete müthiş bir Darwinist propaganda yapmış, kendince. Bak, kaç defa düzelttik Yeni Şafak’ı biz, kaç defa rica ettik, kaç defa haber düzeltmesi yapmışızdır. 10 yıldan beri bu devam ediyor. Türkiye Gazetesi’nde de biz bununla çok karşılaştık. Defalarca düzelttik. Alıyorlar, bu tip bir haberi hiç okumadan basıyorlar. Kardeşim sen “insan kendini öldürmekten zevk alan tek primattır” dedin mi, “insan maymundur” diyorsun. Değil mi? Kuran’ın bütün hükümlerini kabul etmemiş oluyorsun sen. Bu anlama gelmiyor mu bu o zaman. Değil mi? Hz. Adem (a.s.)’den yaratıldığına iman ediyor Müslüman, değil mi? Hepimiz ona iman ediyoruz. Primat diyorsun sen. Haşa Hz. Adem (a.s.) insandı, mükemmel bir insandı. Primat demek, İslam’ın, Kuran’ın bu hükmünü kabul etmeme anlamına gelir ve çok yanlış bir ifade bu. Şimdi muhtemelen bunu düzeltecek. Yayın tarihi 19.06.2010, Yeni Şafak’ta. Kim yazmış? Üstelik de…
OKTAR BABUNA:Nevzat Tarhan.
ADNAN OKTAR:Bak, Hocamız Profesör Nevzat Tarhan. Dindar bildiğimiz, mukaddesatçı bildiğimiz. Freud’un kitaplarından oradan buradan okuyorlar, olduğu gibi şak alıyorlar. Yani bir analizden de geçirmiyorlar. Halbuki inanmaz normalde Hoca. Darwinizme inanmaz ama bak onun adıyla yayınlanmış. Buyurun, Yeni Şafak’ta. Şimdi bak, bunu temizlemek yine bize düşecek. Elhamdülillah yani iftihar ederiz. Ama dikkat açıklığı diye bir olay vardır. Bir titizlik vardır. Kim yapar böyle bir şeyi? Baksana “Hayvanlar incelendiğinde memeliler, özellikle primatlar savunucu saldırganlık içindedirler.” Tamam, hayvanları Allah öyle yaratıyor. İnsanla ne alakası var? “İnsan kendi türünü öldürmekten zevk alan tek primattır.” Peki PKK neyi düşünüyor, PKK’nın düşüncesi ne? Gidin sorun, ne diyor PKK? “İnsan kendi türünü öldürmekten zevk alan tek primattır” diyor. Apo ne diyor? Aynısını söylüyor. Yeni Şafak ne diyor? Aynısını söylüyor. Kazara yapmışlar, yanlışlıkla yapmışlar ama çok büyük bir hata yapmışlar. Kasten yapmayacakları belli. Ama aynı ağzı kullanmışlar. Bu çok büyük bir skandal. Açın Apo’nun kitabını aynısı var. Aynısını söylüyor Apo. Stalin aynısını söylüyor, Lenin aynısını söylüyor. Yeni Şafak da çıkarıp aynısını söylüyor. Müslüman siteler de bilmiyorlar, o da bak mesela com.tr de onu almış. Bunu bütün dünya izliyor, herkes okuyor. Ondan sonra biz bunu temizlemek için uğraşıyoruz bu tahribatı. Dikkat edecekler, bu tip şeylerden şiddetle kaçınacaklar. Önüne gelen her haber alınmaz. Baksana, uzun uzun çok uzun anlatmış.
SUNUCU:Hocam bu kadar çok insanlarımızı kaybettiğimiz bir dönemde böyle bir haberi araştırmadan koyabilmek ne kadar mantıklı olur?
ADNAN OKTAR: Kardeşim, doğru söylüyorsun. Çünkü PKK’nın dini Darwinizm. Darwinist oldukları için bu tavır içerisindeler. Bak Darwinist olan adam, materyalist olmaya mecburdur. Materyalist olan bir adam Marksist olmaya mecburdur. Marksist olan Leninist olmaya mecburdur. Leninist olan da, onu uygulayan Stalinist düşünceye mecburdur ve teröre mecburdur. Zincirleme bir yapıdır bu. Yani kimi yapmıyor ayrı mesele. Ama normal akışı budur bunun. Normal yapısı budur. Nitekim de bütün dünyada karşılaştığımız şekli bu şekilde oluyor. Veyahut faşist olurlar. Ya komünist, ya faşist olunur. İkisi de aynı olur zaten. Fark yoktur. Her ikisi de kan dökme, zalimlik yönünden aynı düşüncedir.
OKTAR BABUNA:Siz açıklamıştınız, alıntısında çok net söylüyor Hocam zaten. “Ben Lenin’in bu dönemdeki karşılığıyım” diyor, “şimdiki karşılığıyım” diyor. Hem de evrimi anlatan çok önemli ifadeleri var. Onu da açıklamıştınız Hocam, bölücü başının.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah, hayır böyle canımız ciğerimiz Yeni Şafak’ı ben çok severim. Sahiplerini de çok severim. Türkiye Gazetesi, Hüseyin Hilmi Işık Hocamızın manevi kontrolü altında olan, onun ruhaniyetinin kontrolünde olan bir gazetedir. Son derece Ehl-i Sünnete titizdir. Kardeşim onlarda da çıkıyor. İnanılır gibi değil. Açın, Hüseyin Hilmi Işık’ın Tam İlmihal’ini Darwinizme şiddetle karşıdır Hocamız. Bir bakıyoruz Darwinizmle ilgili bir haber. Olduğu gibi almışlar, Darwinizmi savunan. Kaç defa karşı yazı çıkarttırdık. Kaç defa düzeltici yazı çıkarttırdık. Kaç defa rica ettik. Yapmayın etmeyin diye, dikkat edin diye inşaAllah. Anlamaz ki insanlar, Müslüman bunu savunduğuna göre demek ki bu doğru diyecekler.
Oktar Hocam sen anlatmak istiyorsun?
OKTAR BABUNA:Estağfurullah Hocam. Gündem çok yoğun, gündemle ilgili haberler var. Bir de Risale Haber’de bir haber çıkmış Hocam. Göstereyim mi bunu? “Said Nursi: Zındıka ve anarşinin tek çaresi var” diye söylüyor. “Şimdi bu zamanda en büyük tehlike olan zındıka ve dinsizlik ve anarşilik ve maddiyunluğa karşı yalnız ve yalnız tek bir çare var” diyor haberde. “Şimdi bu zamanda en büyük tehlike olan zındıka ve dinsizlik ve anarşilik ve maddiyunluğa karşı yalnız ve yalnız tek bir çare var. O da Kur'ân'ın hakikatlerine sarılmaktır.” Yazı yazmışlar Hocam, maşaAllah.
ADNAN OKTAR: “Şimdi bu zamanda en büyük tehlike olan zındıka ve dinsizlik ve anarşilik ve maddiyunluğa” yani Darwinizm ve materyalizm tehlikesine karşı diyor. “Yalnız ve yalnız tek çare var. Kuran hakikatlerine sarılmaktır. Yoksa koca Çin'i az bir zamanda komünistliğe çeviren musibet-i beşeriye, siyasî, maddî kuvvetlerle susmaz. Yalnız onu susturan hakikat-i Kur'âniyedir.” Evet, maşaAllah. “Şimdiki bu hükümetimizin hakikî kuvveti, hakaik-i Kur'âniyeye dayanmak ve hizmet etmektir.” Adnan Menderes dönemini söylüyor. “Eskiden Hıristiyan devletleri bu İttihad-ı İslâm’a taraftar değildiler.” Yani Müslümanların birleşmesine taraftar değildirler. “Fakat şimdi komünistlik ve anarşistlik çıktığı için, hem Amerika, hem Avrupa devletleri Kur'ân'a ve ittihad-ı İslâm’a” yani bütün Müslümanların birleşmesine, “taraftar olmaya mecburdurlar” diyor Bediüzzaman. MaşaAllah. Aynen dediğimiz gibi.
OKTAR BABUNA: Siz sürekli anlatıp vurguluyordunuz, onlar da yayınlamaya başlamışlar, inşaAllah. Ayrıca Hocam gündemle ilgili haberlerimiz var. Gösterelim mi Hocam?
ADNAN OKTAR:Bakalım.
OKTAR BABUNA:“Türkiye’de kriz evlilikleri azalttı, boşanmalar daha hızlı arttı” haberi Hocam, inşaAllah. “Geçen yıl evlenen çift sayısı bir yılda 50 bin 231 azalarak 591 bin 742'ye indi. Krizde evliliklerdeki yüzde 7.8'lik düşüş kadar boşanma sayısındaki yüzde 14.5'lik artış dikkat çekti” diyor.
ADNAN OKTAR:Kardeşim benim sevdiğim kadın olacak da, kriz olacak da ben ondan boşanacağım, bilmem ne olacak da ben ondan boşanacağım. Müslüman asla sevdiğinden boşanmaz. Olur mu öyle şey? Ne olur, bir dilim ekmek bulamaz mı bir insan, yarım peynir bulamaz mı? Kim öldü Türkiye’de açlıktan? Böyle değil, boşanmaların ana sebebi birbirlerini sevmemeleridir. Kökeni bu, başka bir şey yok. Sevgisizliktir. Parasızlıktan boşanan, para için evlendiysen zaten felaket. Doğru tabii, para için gelen para için gider.
SUNUCU: Peki Hocam geçim sıkıntısına düşmüş olan insanların birbirlerine olan sevgilerini unutması, normal olmaz mı? Doğal olmaz mı?
ADNAN OKTAR: Buyurun, bak benim birebir görüştüğüm bir insan bile böyle düşünüyorsa, artık durum ne hale gelmiş düşünün.
SUNUCU: Hayır Hocam ben bunu evlenen ya da birbirlerini seven çiftler için kesinlikle sormuyorum. Ben günümüz şartlarında insanların gerçekten çok zor şartlarda. Bakıyoruz standart çekirdek ailelere, iki çocuk ve eşlerden oluşuyor. Çocuklarını okutmak için, evine para getirmek için ya da genel ihtiyaçlarını karşılayıp, yaşam savaşı vermek için bir şekilde geçinmeleri gerekiyor Hocam.
ADNAN OKTAR: Kardeşim ben bir kadını seversem öleceğimi bilsem ayrılmam. Nasıl ayrılır kardeşim insan? Değil mi? Adamın iki kolunu birden koparıyorsun, ayaklarını koparıyorsun, kalbini söküyorsun sen, ondan sonra haydi yaşa diyorsun. Olmaz öyle şey. Allah’ın sana emaneti o, nasıl olur? Bir insan açlıktan ölse, açlıktan ölmek mümkün mü Türkiye’de? Ölürsen de beraber ölürsün, bu kadar basit. Niye ayrılasın? Bir de mümkün değil yani Allah’ın yarattığı sistem içerisinde böyle bir şeyin olması mümkün değil. Gider denizde balık tutarsın, yine aç kalıp ölmezsin. Olacak iş değil, değil mi? Olay o değil yani derin sevgiyi, derin tutkuyu, Allah için sevmeyi bilmiyor insanlar. Bilmiyorum onları, boşananları tenzih ederim, kim ne olduğunu ben bilmem de ama bana göre böyle. Boşanma diye bir olay olmaz. O senin çocuğun gibi aynı zamanda yani annen gibi, yazık ona. Allah sana emanet vermiş onu, atılır mı o? Para yok da onun için atıyorum onu dışarıya veyahut para yok da onun için bırakıyorum diyorsun, değil mi? Erkek de kadına emanetleri yani o da onun çocuğu gibidir. Nasıl sokağa atarsın? ‘Paran yok, haydi kaybol’, bu çok çirkin, çok ürkütücü bir üslup. Bunun için evlendiyse dehşet verici zaten, öyle şey olmaz. Seviyorsa tamam, ne olur? Bir barakada otururlar, bir çadır yapar ikisi oturur yine orada yaşar. Hiçbir şekilde insan sevdiğini bırakmaz, değil mi? Gider mağara gibi bir yer bulursun, bir şey bulursun yaşarsın. İmkansız niye olsun. Herhangi bir yerde ikisi birden karı-koca çalışmış olsalar bir yerde, çok rahat yiyeceklerini çıkarabilirler. Barınacak bir yer de bulurlar. Öyle şey olmaz. Bütün mesele candan sevmekte, bir kere merhamet eder insan yani bırakıp kayboluyor adam. Bırakıp gidiyorsun yani sokağa atmak gibi bir şey. Ne yaparsan yap diyorsun ondan sonra. İnsan çocuğuna bunu yapabilir mi kardeşim? Mesela üç yaşında çocuğun olsa senin, çocuk sana para getirmiyor; “haydi kaybol git, bir daha da seni gözüm görmesin.” Bu mantık yani, aynısıdır. Ha çocuğu, ha o, değil mi? Derin merhamet ve derin şefkatle bağlanıyorsun. Olmaz yani, ben yapamam, bilmiyorum. Tahayyül dahi edemem yani tahayyül dahi edemem. Kabus gibi bir şey. Ben Türkiye’de açlıktan ölen değil, kilodan ölen insan görüyorum. Bol yemek yemekten ölüyor insanlar, değil mi? Herkes kilolu aşağı yukarı, büyük bir bölümü insanların kilolu. Tamam, çok aç, fakir insanlarımız var, bu bir gerçek. Ama genelinde böyle. Kalp-damar hastalıklarının sebebi bu kaliteli yiyecekler. Mesela tereyağı, et, peynir, yumurta bilmem ne, bunlardan oluşuyor kolesterol zaten, değil mi? Ispanak yiyen, pırasa yiyen adamda olmuyor yani, inşaAllah. Gerçi pırasayı sevmem de ben.
OKTAR BABUNA: Siz daha iyi bilirsiniz inşaAllah. Bir de Hocam fakirliğe karşı, iki kişi tek kişiden daha iyi mücadele eder. Ayrılmak daha da zayıflatır her ikisini de, kaldı ki.
ADNAN OKTAR: Kardeşim yapamaz insan, müthiş acırsın. Kardeşim insan yani şuuru açık bir varlık, sana Allah için kendini emanet etmiş. Sana kendini teslim etmiş. Git, ne yapıyorsan yap denilir mi? İnsan yarım saat, bir saat bile göremezse acaba ne oldu, bir şey mi oldu diye şey eder, değil mi? Tedirgin olur. Kaybol git yani bir daha görüşmeyelim nasıl denir? Bu olacak iş mi? Bilmiyorum benim tahayyül edemeyeceğim bir şey.
SUNUCU: Hocam ben boşanmaları normal derken insanlar geçim derdine düştükleri zaman hani sonuçta tartışmalar başlıyor. Belli süreden sonra da birbirlerine olan saygıları bitmeye başlıyor.
ADNAN OKTAR: O rezalet o.
SUNUCU: O sevgi bu şekilde bitirdikleri için ben boşanıyorlar, hani boşanmanın normal olduğunu söyledim. Param bitti boşanalım gibi bir şeyi zaten hiçbir şekilde onaylayan bir düşüncem yok.
ADNAN OKTAR: Tamam güzel. Ama saygının bitmesi zaten çok korkunç. Saygı bittiyse zaten adam, her şeyi bitmiş oluyor, değer vermiyorsa, saygı duymuyorsa. Ben sayan, seven, muhabbet duyan, tutkuyla bağlı olan insan için bunu söylüyorum. Zaten o tip insana, senin dediğin insanlar genellikle parası için geliyorlar, çıkar için. Bakıyor işte saçlar briyantinli falan, tip düzgün, eli-yüzü falan düzgün. Yaşı yaşına uygun, araba var, ev var, bitmiş. Maaşı da iyi, tamam. Başka bir şeye gerek yok. Birçok insan için kafa bu. Ondan sonra ideal damat adayı olmuş oluyor. İdeal gelin adayında soruyorlar; “yabancı dil biliyor mu?” “Hangi okuldan mezun?” Mesela kızına araba alıyor, “niye alıyorsun araba?” diyoruz. “Ya şimdi arabalı birinin onu istemesi için, araba almamız lazım” diyor. “Arabası olmayan kızı, arabası olan bir kişi almayabilir” diyor, “arabasızı ne yapsın” diyor. “İyi arabası olursa, iyi arabalı birisi onu alır” diyor. Böyle hesapları var. Mesela üniversite okuyor kız, üniversiteli birinin onu alması için üniversite okuyor. Yani ona eşit olması için. Biraz acayip bir ölçü var.
SUNUCU: Öyle bir çevrem, öyle bir ahlaki yapım olmadığı için ben bu tarz evlilikleri zaten hiç saymıyorum Hocam.
ADNAN OKTAR: Canım, çevren niye olmasın, çevren olmaz olur mu? İnsanın etrafında falan çevresinde vardır. Dünyanın her tarafında var bu. Yani bu inkar edilecek bir şey değil ki. Var, fakat biz bunu kınıyoruz bu sistemi. Sen şahsen kişilik olarak tabii ki güzel huylu olduğun için sen reddedersin, reddediyorsun. Biz de Müslüman ahlakı içerisinde bunu şiddetle reddediyoruz. Ama çevremizde olmaz olur mu kaynıyor her yer. Sokağa çıkalım hemen görürüz, inşaAllah.
SUNUCU: Tabii ki de. Çevre o kadar geniş düşünmedim, çevre cümlesini kurarken.
OKTAR BABUNA: Tamamen haklısınız Hocam, inşaAllah. Daha önce de anlatmıştınız, bunun analizlerini çok yapmıştınız Hocam, bu konunun. “BP ve EURO hakkında Rusya’nın zirvesinden kritik açıklamalar geldi” haberi var Hocam. “Rusya Devlet Başkanı Medvedev, euronun çöküş riskinin olduğunu, Meksika Körfezi’ndeki felaketin BP’yi iflasa sürükleyebileceğini söyledi.” Bütün dünyada Hocam, ekonomik kriz ve çöküş haberleri geliyor, her taraftan. “İngiltere maliyesi kemerleri sıktı” haberi. 2 milyar sterlinlik tasarrufa gidiyorlarmış ki dünyanın en büyük ekonomileriydi, inşaAllah. İngiltere, Fransa, Amerika, Japonya. Japonya’da iflasın eşiğine geldi diye. Tam sizin söylediğiniz gibi Hocam “7 yıl sürecek ve kimse kurtaramayacak bundan” demiştiniz inşaAllah.“Fed: AB’deki kriz ABD’yi de vuracak” haberi. Kudüs’te de bahsetmiştiniz Hocam geçtiğimiz günlerde.
Ekonomik krizin 7 yıl süreceğini söylemiştiniz, 2014’lere kadar inşaAllah bitmeyeceğini. Bitecek diyenlerin hepsi yanıldı Hocam. En sonunda sizin dediğinizi de kabul ettiler zaten, IMF başta olmak üzere, 2014’leri işaret ettiler. Nitekim de artarak devam ediyor, “katlanarak devam edecek” demiştiniz siz, maşaAllah.
ADNAN OKTAR: Evet, maşaAllah, bir hayırla oluyor inşaAllah.
Şuradan oku.
OKTAR BABUNA: İnşaAllah Hocam, şeytandan Allah’a sığınırım. “Allah, kimin göğsünü İslam'a açmışsa, artık o, Rabbinden bir nur üzerinedir, (öyle) değil mi? Fakat Allah'ın zikrinden (yana) kalpleri katılaşmış olanların vay haline. İşte onlar, apaçık bir sapıklık içindedirler.” “Allah, müteşabih (benzeşmeli), ikişerli bir Kitap olarak sözün en güzelini indirdi. Rablerine karşı içleri titreyerek-korkanların O’ndan derileri ürperir. Sonra onların derileri ve kalpleri Allah'ın zikrine (karşı) yumuşar-yatışır. İşte bu, Allah'ın yol göstermesidir, onunla dilediğini hidayete erdirir. Allah, kimi saptırırsa, artık onun için de bir yol gösterici yoktur. Kıyamet günü o kötü azaptan kendini yüzü ile kim koruyabilecek? Ve zalimlere "Kazandığınızı tadın" denmiştir. Onlardan öncekiler de yalanladı; böylece azap onlara hiç şuurunda olmadıkları bir yerden gelip-çattı. Artık Allah, onlara dünya hayatında 'horluğu ve aşağılanmayı' taddırdı. Eğer bilmiş olsalardı, Ahiretin azabı gerçekten daha büyüktür. Andolsun, Biz bu Kur'an'da, belki öğüt alıp-düşünürler diye, insanlar için her bir örnekten verdik. Çarpıklığı olmayan Arapça bir Kur'an'dır (bu). Umulur ki sakınırlar. Allah (ortak koşanlar için) bir örnek verdi: Kendisi hakkında uyumsuz ve geçimsiz bulunan, sahipleri de çok ortaklı olan (köle) bir adam ile yalnızca bir kişiye teslim olmuş bir adam. Bu ikisinin durumu bir olur mu? Hamd, Allah'ındır. Hayır onların çoğu bilmiyorlar.”
Şeytan’dan Allah’a sığınırım. “Gerçek şu ki, sen de öleceksin, onlar da öleceklerdir. Sonra şüphesiz sizler, kıyamet günü Rabbinizin huzurunda davalaşacaksınız.” Herkes ölecek inşaAllah ve Allah’ın huzuruna getirilecek, inşaAllah. “Allah'a karşı yalan söyleyenden ve kendisine geldiğinde doğruyu (Kur'an'ı) yalanlayandan daha zalim kimdir? Kafirler için cehennemde bir konaklama yeri mi yok?” Kuran’ı reddeden, inkar eden birisinin Allah’a karşı çok büyük bir zulüm içinde olduğunu bildiriyor ayet, inşaAllah. “Doğruyu getiren ve doğrulayanlara gelince; işte onlar muttaki (takva sahibi) olanlardır.” Doğrulayanlar da Allah’tan korkup sakınanlar. “Rableri Katında dileyecekleri her şey onlarındır. İşte bu, ihsanda bulunanların ödülüdür. Çünkü Allah, onların (dünyada) yaptıklarının en kötüsünü temizleyip-giderecek ve yaptıklarının en güzeliyle ecirlerini verecektir.” Allah kötülükleri bağışlayacak ve yaptıklarının kat kat fazlasıyla karşılığını ödeyecektir Cennette inşaAllah. “Allah, kuluna yeterli değil mi? Seni O'ndan başkalarıyla korkutuyorlar. Allah, kimi saptırırsa, artık onun için bir yol gösterici yoktur.” MaşaAllah. Bu ayeti yanlış hatırlamıyorsam Hocam, hapishanede açtığınızda bu ayetin geldiğini söylemiştiniz, maşaAllah Hocam. “Allah kuluna yeterli değil mi?” Elhamdülillah. “Allah, kimi hidayete erdirirse, onun için bir saptırıcı yoktur. Allah, intikam sahibi, güçlü ve üstün olan değil midir?” Allah hidayet verdikten sonra kişi hiçbir şekilde sapmaz kişi inşaAllah.
“Andolsun, onlara: "Gökleri ve yeri kim yarattı?" diye soracak olsan, elbette "Allah" diyecekler.” İnkar edenlere de hakikaten sorulduğu zaman ‘Allah’ diyorlar. “De ki: "Gördünüz mü-haber verin; Allah'tan başka taptıklarınız, eğer Allah bana bir zarar dileyecek olsa, O'nun zararını kaldırabilirler mi? Ya da bana bir rahmet vermeyi istese, O'nun rahmetini tutup-önleyebilecekler mi" De ki: "Allah, bana yeter. Tevekkül edecek olanlar, O'na tevekkül etsinler."” Ağzıyla söylemek değil inşaAllah, “Allah” diyorlar ama “Allah’tan başka taptıklarınız,” Darwinizm, materyalizm gibi sapkın felsefeler, “eğer Allah bana bir zarar dileyecek olsa, O'nun zararını kaldırabilirler mi?”
Şeytandan Allah’a sığınırım. “Andolsun, onlara: "Gökleri ve yeri kim yarattı?" diye soracak olsan, elbette "Allah" diyecekler.” Bu şekilde söylüyorlar ağızlarıyla ama kalben inanmadıkları halde. “De ki: "Gördünüz mü-haber verin; Allah'tan başka taptıklarınız, "” insanların şirk koşmasını örnekler vermiştiniz Hocam. Ailesini, işini, kariyerini, Allah’tan başka tapabileceği. Tesadüfü ilah ediniyor Darwinistler, çok olabiliyor inşaAllah, bu şekilde. “Eğer Allah bana bir zarar dileyecek olsa, O'nun zararını kaldırabilirler mi?” Hiçbirinin hiçbir gücü yok. Allah sadece hidayeti veren de kaldıran da, inşaAllah. “Ya da bana bir rahmet vermeyi istese,” Allah bir rahmet, bereket, bolluk verdiğinde, “O'nun rahmetini tutup-önleyebilecekler mi" Yani hiçbir şeye güçlerinin yetmediğini Allah bildiriyor, inşaAllah. “De ki: "Allah, bana yeter. "” Her şeyi evirip çeviren Allah’tır. “De ki: "Ey kavmim, üzerinde bulunduğunuz duruma göre yapın-edin; elbette ben de yapıp-ederim. "” Ne yapıyorsanız, ne elinizden geliyorsa yapın, ben de yaparım. “Artık yakında öğreneceksiniz.” Yakın bir zaman da gerçeği öğreneceksiniz, inşaAllah. “Kendisini aşağılık kılan azap kime geliyor ve kesintisiz azap kimin üzerine çöküp-kaçınılmaz oluyor?” Yakında öğreneceklerini de açıklıyor, inşaAllah. ‘Aşağılık kılacak azap’, “Ahiret azabı kime gelecek ve kesintisiz azap kimin üzerine çökecek yakında göreceksiniz” diyor, uyarı olarak. “Şüphesiz, sana Biz Kitab'ı insanlar için hak olmak üzere indirdik.” Kuran hak olarak indirildi bütün insanlar için. “Artık kim hidayete ererse,” kim Allah’tan korkup sakınırsa, doğru yola, Kuran’a uyarsa, “bu kendi lehinedir;” bu en büyük lehine olacak durum çünkü sonsuz Ahirette sonsuz ödül var. Cennet hayatı, Allah’ın rızası ve hoşnutluğu hepsinin üzerinde. “Kim de saparsa,” inkar ederse, Kuran’ın hükümlerine karşı gelirse, Allah’ın hükümlerine, “o da kendi aleyhine sapmış olur.” Çok aleyhine bir durum oluşuyor. Sonsuz azap var karşılığında, Allah’ın gazabı var. “Sen onların üzerinde vekil değilsin.” Onların üzerinde bir sorumluluğun yoktur, inşaAllah. “Allah, ölecekleri zaman canlarını alır; ölmeyeni de uykusunda (bir tür ölüme sokar).” Öleceklerin Allah canlarını aldığını bildiriyor. Uykuda da ölüm gibi ama tam ölüm olmayan, Allah’ın ruhunu tuttuğu bir duruma yerleştirdiğini bildiriyor inşaAllah. “Böylece, kendisi hakkında ölüm kararı verilmiş olanı(n ruhunu) tutar,” ölüm kararı verildiğinde Allah ruhunu tuttuğunu, “öbürünü ise” yani ölüm kararı verilmemiş olanı ise, “adı konulmuş bir ecele kadar salıverir.” Siz söylemiştiniz Hocam, her gece bir nevi ölüyoruz inşaAllah. Uyandığımızda da diriliyoruz, bu anlamda inşaAllah. “Şüphesiz bunda, düşünebilen bir kavim için gerçekten ayetler vardır. Yoksa Allah'tan başka şefaat ediciler mi edindiler?” Allah’tan başka şefaat edici yoktur, inşaAllah. “De ki: "Ya onlar, hiçbir şeye malik değillerse ve akıl da erdiremiyorlarsa?"” Hiçbir şeye bir kontrollerinin olmadığını, malik değiller, güçlerinin yetmediğini ve “akılda erdiremiyorlarsa” diyor Allah, akıl da erdirmediklerini de bildiriyor Allah, inşaAllah. “De ki: "Şefaatin tümü Allah'ındır.” Bağışlamanın tümü Allah’ındır, inşaAllah. Doğru yola erdirmenin. “Göklerin ve yerin mülkü O'nundur.” Her şeyin sahibi Allah’tır, insanın hiçbir mülkü olmamış oluyor. Kendinin var zannettiği malının, mülkünün sahibi Allah, inşaAllah. “Sonra O'na döndürüleceksiniz." Bütün herkes Allah’a döndürülecek, inşaAllah. “Sadece Allah anıldığı zaman, ahirete inanmayanların kalbi öfkeyle kabarır.” Allah anıldığı zaman inkarcıların kalbine bir öfke geldiğini bildiriyor Allah, bir nefret duygusunun, kin duygusunun, öfkenin geldiğini. “Oysa O'ndan başkaları anıldığında,” Allah’tan başka bir şeyden bahsedildiğinde, dünya hayatına ilişkin, boş işler anlatıldığında, “hemen sevince kapılırlar.” Bir sevinç kapladıklarını bildiriyor. “De ki: "Ey gökleri ve yeri yaratan, gaybı ve müşahede edilebileni bilen Allah’ım.” Yani görmediklerimizi ve müşahede edilen, zahiri, görüneni bilen Allah’ın her şeyi bildiğini. “Anlaşmazlığa düştükleri şeylerde, kullarının arasında sen hüküm vereceksin." Anlaşamadıkları konular da; Kuran, iman, Allah’ın varlığı, hüküm verecek olanın Allah olduğunu bildiriyor, inşaAllah. “Eğer yeryüzünde olanların tümü ve bununla birlikte bir katı daha zalimlerin olmuş olsaydı,” yani bütün dünyada var olan her şey ve bunun daha da fazlası Allah’ı inkar edenlerin, zalimlerin olmuş olsaydı, “kıyamet günü o kötü azaptan (kurtulmak amacıyla)” yani Cehennem azabından kurtulmak amacı ile “gerçekten bunları fidye olarak verirlerdi.” Bütün elindekileri çıkartırdı oradan kurtulabilmek için, sadece kurtulabilmek için. “Oysa onların hiç hesaba katmadıkları şeyler,’’ onların hiç farkında olmadıkları, hesaba katmadıkları, üzerinde düşünmedikleri şeyler, “Allah’tan kendileri için açığa çıkmıştır.” Uyarılmaları, Kuran’ın varlığı, Darwinizmin olmadığının anlatılması inşaAllah, hepsi Ahirette karşısına çıkacak insanların. İnkar edenlerin inşaAllah. “Kazandıkları kötülükler,” yaptıkları kötülükler, Kuran’a aykırı hareketlerinin karşılıkları, “kendileri için açığa çıkmıştır.” Allah hepsini açığa çıkartacak. Hiç hatırlamadıkları, unuttukları, hesaba katmadıkları her şey önlerine getirilecek inşaAllah. “Ve alay konusu edindikleri şey de kendilerini çepeçevre kuşatmıştır.” Dini alay konusu ediniyorlar. Kendilerince İslam’ı küçük görüyorlardı Darwinistler, materyalistler. Önemli bir kısmı bu şekildeydi. Ama bunların hepsi kendilerini çepeçevre kuşatmıştır. Hesabını verecek inşaAllah.
“İnsana bir zarar dokunduğu zaman Bize dua eder.” İnsanın başına herhangi bir şey, hastalık, maddi bir zorluk, ekonomik sıkıntı, başka bir şey geldiği zaman; hapis olabilir, başka şey olabilir imtihan konusu, Allah’a dua ediyor. “Sonra tarafımızdan ona bir nimet ihsan ettiğimizde,” Allah bir zenginlik verdiğinde, rahatlık, şifa verdiğinde, bir zorluktan kurtulduğunda, “der ki: "Bu, bana ancak bir bilgi(m) dolayısıyla verildi."” Bunu kendine mal ediyor. Allah’a değil de mesela şifa olduğunda kendisi işte ben ilacımı aldım, tedavi gördüm, hastaneye gittim. Para kazandığında bir bolluk bereket geldiğinde ben çok çalıştım, kazandım diyerek bunu, “bir bilgi (m) dolayı ile verildi." Hayır; bu bir fitne (kendisini bir deneme)dir. Ancak çoğu bilmiyorlar.” Orada denenmiş ve kaybetmiş oluyor imtihanı, inşaAllah. “Bunu kendilerinden öncekiler de söylemişti;” daha önceki nesillerde de, insanlar da bu şekildeydi, bu şekilde söylemişlerdi, “ama kazandıkları şeyler onlara hiçbir yarar sağlamadı.” Kazandıkları yarar sağlamadı çünkü bunu Allah’tan bilmediler. Kendilerine bir bilgi dolayı ile verildiğini söylemişlerdi, şirk koşarak kendilerini. “Böylece, kazandıkları kötülükler(in acı sonucu) onlara isabet etti.” Kazandıkları kötülükler onlara isabet etti.” Ahirette hepsi karşılıklarını bulmuş oldular, inşaAllah.
“Bunlardan zulmetmiş olanlara da,” zalim olanlara, “kazandıkları kötülükler isabet edecektir.” İnkar edenler, Allah’ın emir ve yasaklarına karşı gelenler, kazandıkları kötülüklerin hepsinin karşılığını bulacaklar sonsuz Ahirette, inşaAllah. “Ve onlar (bunu kendilerine uygulamaktan Allah'ı) aciz bırakabilecekler değildirler.” Hiçbir şekilde, hiç kimse hiçbir şeyi değiştiremez. Allah’tan gelecek azabı erteleyemez, değiştiremez. “Onlar bilmiyorlar mı ki, gerçekten Allah, dilediğine rızkı genişletip-yayar.” Onlar bilmiyorlar mı ki Allah dilediğine sınırsız rızık verebilir, inşaAllah. Zenginlik, bolluk, bereket. “Ve dilediğine kısar da.” Kimini de fakirlikle imtihan eder, darlık verir, fakirlik verir, inşaAllah. “Şüphesiz bunda, iman eden bir kavim için gerçekten ayetler vardır.” İman edenler için bunda deliller vardır. Dilediğine Allah zenginlik verir, dilediğine fakirlik verir, dilediğine sağlık verir, dilediğine hastalık verir. “(Benden onlara) De ki: "Ey kendi aleyhlerinde olmak üzere ölçüyü taşıran kullarım.” “Kendi aleyhlerinde olmak üzere ölçüyü aşan” yani Allah’ın hükümlerine, Kuran’a karşı gelen insanlar, “Allah’ın rahmetinden umut kesmeyin.” Hiçbir şekilde Allah’ın rahmetinden umut kesilmez. İnsan bir umutsuzluk duyuyorsa bu haramdır, inşaAllah. Umudu hiçbir şekilde kaybetmez. Allah’a inanan bir kişi. “Şüphesiz Allah bütün günahları bağışlar. Çünkü O bağışlayandır, esirgeyendir.” Eğer bir kişi tevbe ederse, bir daha yapmamak üzere ısrar etmezse, o zaman Allah bağışlayıcı olduğunu bildiriyor. “Bütün günahları bağışlar” diyor. Bağışlayacağını bildiriyor, inşaAllah.
“Azap size gelip çatmadan evvel, Rabbinize yönelip-dönün” Ölmeden evvel, Ahirete intikal etmeden evvel Allah’a dönün, Allah’a iman edin, “ve O'na teslim olun. Sonra size yardım edilmez.” Siz daha iyi bilirisiniz Hocam, başka bir ayette de; “her şey istese de istemese de teslim olmuştur” diyor. Dolayısı ile zaten insan teslim, sadece bunu hissedecek, inşaAllah. “Rabbinizden, size indirilenin en güzeline uyun;” en güzeline yani Kuran’a, İslam’a uyun, “siz hiç farkında değilken, azap apansız size gelip çatmadan evvel.” İnsan genellikle, siz demiştiniz Hocam, ölümü beklemiyor. Hiç ummadığı bir anda, apansız, Kıyamet de öyle olacak demiştiniz inşaAllah, beklemedikleri bir anda gelecek diye inşaAllah.
“Kişinin (yana yakıla) şöyle diyeceği (gün): "Allah yanında (kullukta) yaptığım kusurlardan dolayı yazıklar olsun (bana).” Çok büyük bir pişmanlığın olacağını bildiriyor Allah, inşaAllah Ahirette. Doğrusu ben (Allah’ın diniyle) alay edenlerdendim.” Orada büyük bir pişmanlık duyacaklar, keni kafalarıyla alay ettikleri için Allah’ın hükümleri ile ve dinle, büyük bir pişmanlık olacak inşaAllah.
“Veya: "Gerçekten Allah bana hidayet verseydi, elbette muttakilerden olurdum" diyeceği,” sahtekarlık yaptıkları anlamında mı bu Hocam inşaAllah?
ADNAN OKTAR:Tabii ki, samimiyetsiz.
OKTAR BABUNA:“Ya da azabı gördüğü zaman: "Benim için bir kere daha (dünyaya dönme fırsatı) olsaydı da,” azabı görünce orada yine samimiyetsizce, (dünyaya dönme fırsatı) olsaydı da, ihsan edenlerden olsaydım" (diyeceği günden sakının).” ‘Dünyaya dönseydim Kuran’a uyardım, dini yaşardım’ diye samimiyetsizce bir şey söylediğini. “Hayır, Benim ayetlerim sana gelmişti.” Ben uyarmıştım, ayetlerimi biliyordun. Dini, İslam’ı, Kuran’ı biliyordun. “Fakat sen onları yalanladın,” bildiğin halde karşı çıktın, “büyüklüğe kapıldın ve kafirlerden oldun.” “Enaniyet, büyüklük, kibir gösterdin ve inkarcı oldun” diye karşılık veriyor Allah, inşaAllah,
“Kıyamet günü, Allah’a karşı yalan söyleyenlerin yüzlerinin kapkara olduğunu görürsün.”Allah çok büyük bir utançlık ve pişmanlıkla yüzlerinin kapkara olacağını bildiriyor, inşaAllah. “Büyüklenenler için Cehennemde bir konaklama yeri mi yok?” Büyüklenenlerin yani Allah’a karşı kendi içinde bir azamet duyanların, kibirlenenlerin, hükümlerine karşı gelenlere mutlaka Cehennemde bir yer hazırladığını bildiriyor Allah, inşaAllah. “Allah, takva sahiplerini,” Allah’tan korkup sakınanları, “(inanarak ve inançlarını uygulayarak) zafere ulaşmaları dolayısı ile kurtarır.” Allah’tan korkup sakınanları mutlaka kurtaracağını ve günahlarını bağışlayacağını bildiriyor Allah. “Onlara kötülük dokunmaz,” onlara Allah’ın gazabı, Cehennem azabı dokunmaz “ve onlar hüzünlenmeyeceklerdir.” En ufak bir üzüntü duymayacaklar Cennette, mutlu olacaklar inşaAllah.
“Allah, her şeyin Yaratıcısı'dır. O, her şey üzerinde vekildir.” Yani her şeyin yaratıcısı olduğunu bildiriyor. Bizim eylemlerimizin, düşüncelerimizin, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Tamamının.
OKTAR BABUNA:“O, her şey üzerinde vekildir. Göklerin ve yerin anahtarları O'nundur. Allah'ın ayetlerine (karşı) inkar edenler ise; işte onlar, hüsrana uğrayanlardır.” Bütün her şeyin sahibi, bütün her şeyin denetleyicisi, bileni olan Allah. “Ayetlere (karşı) inkar edenler ise;” onlar da çok büyük bir mutsuzluk, pişmanlık, üzüntü, sıkıntı içinde olacaklarını bildiriyor Allah. “De ki: "Ey cahiller, bana Allah'ın dışında bir başkasına mı kulluk etmemi emrediyorsunuz?"” Allah’ın dışında mesela Darwinistler, materyalistler; evrimi, tesadüfü, atomları ilah edinerek, onun dışında, toplumun empoze ettiği bu aile, çoluk-çocuk, mal-mülk, kariyer bu tip şeyleri, “buna kulluk etmemi mi emrediyorsunuz?” diye Müslüman bu şekilde cevap veriyor, inşaAllah. “Andolsun sana ve senden öncekilere vahyolundu (ki):” hem Peygamber (s.a.v.)’e, hem de öncekilere, diğer Peygamberlere, diğer elçilere; “Eğer şirk koşacak olursan,” Allah’a eş koşacak olursan, “şüphesiz amellerin boşa çıkacak ve elbette sen, hüsrana uğrayanlardan olacaksın.” Yani ‘Allah’a inandım’ demek yetmiyor inşaAllah. Şirk koşacak olursan eğer, eğer Allah’ın rızası dışında herhangi bir şeyin rızasını insan, Allah’ın rızasına eş koşarsa mutlaka bunun bir karşılığı olacağını bildiriyor. Amellerin boşa çıkacağını inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Tamam şimdi bir ara verelim.
SUNUCU:Yayınımıza kısa bir aradan sonra devam edeceğiz.
Yayınımıza kaldığımız yerden devam ediyoruz.
ADNAN OKTAR:Evet Berker Hocam. Nedir göstereceğin şeyler?
ALTUĞ BERKER:Estağfurullah Hocam, İsrail Cumhurbaşkanı “Şalit serbest bırakılırsa, şiddet terk edilirse, Gazze ablukası kalkar” demiş Hocam.
ADNAN OKTAR: Şiddet terk edilirse.
ALTUĞ BERKER: Ve Şalit serbest bırakılırsa.
ADNAN OKTAR: Ablukanın kalkması için bunu şart koşuyor öyle mi, İsrail. Tamam, şiddetten kastı ne? Roket atıyorlar falan o mu acaba?
ALTUĞ BERKER: Evet Hocam, yönetimin herhalde Hamas yönetiminin şiddeti bırakması, idarecilerin terörü terk etmesi, diye söylenmiş.
ADNAN OKTAR: Ama çok izafi bir şey. Nasıl olacak o, nasıl yapacaklar onu?
ALTUĞ BERKER: Sizin dediğiniz barış olması halinde Hocam, siz kitaplarınızda da yıllar evvel söylüyorsunuz, silahla olmayacağını bu mücadelenin.
ADNAN OKTAR: Kardeşim bak, her zaman söylüyorum, Türk-İslam Birliği oluşmadan ne PKK durur, ne bu İsrail’in huzuru yerine gelir, ne bölgenin huzuru yerine gelir. Türk-İslam Birliği’nin dışında huzur mümkün değil. Yani öyle bir şey olmaz. Bak PKK’nın saldırganlığı gittikçe daha da artıyor. Türk-İslam Birliği olmuş olsa adam nasıl saldırsın? Tahayyül dahi edemez ama müthiş pervasız. Çünkü Müslüman alemi paramparça olmuş, bölünmüş, Türkiye’yi de yalnız görüyorlar, tek görüyorlar acayip pervasızlar. Son derece rahatlar. Ben söyledim, çok kolay dedim. Biz Türk-İslam Birliği’ni istiyoruz diye herkes birbirine bunu anlatacak, konuşacak. Çok nadir insanda görüyoruz. Çok küçük gruplarda görüyoruz. Halbuki bak, kendi ailesinin rahatı için, kendi rahatı için, milletin rahatı için, bölgenin rahatı için, hepsinin üzerinde Allah rızası için bu çok önemli ve konuyu kökten halledecek, çok net netice ama burunlarının doğrultusuna bir kısım insanlar yine gidiyorlar. İyi niyetli, samimi gayret edenleri tenzih ediyorum tabii.
ALTUĞ BERKER: Bugün Ertuğrul Özkök bir yazı yazmış Hocam.
ADNAN OKTAR: Oku.
ALTUĞ BERKER: “Ya ruh yoksa, ruhumuz yoksa” gibi böyle vesveseli, vesvese verebilecek tarzda bir yazı yazmış Hocam.
ADNAN OKTAR: “Ruhumuz yoksa” mı? Ölünün ruhu olmazsa, nasıl olacak o?
ALTUĞ BERKER: Onu Darwinistlerin dediği gibi “ya hücrelerimizin yok olmasıyla biz de yok oluyorsak” diyor. “İnsan denilen bu mükemmel makineyi, aptal hiçbir şeyden habersiz hücrelerin meydana getirmesine ne diyeceğiz?” diyor Hocam. “Bu etraftan habersiz hücrelere emredecek, onları idare edecek bir patron yoksa bizler nasıl farklı bireyler olabiliyoruz?” diyor. Böyle vesveseli.
ADNAN OKTAR: İmanı zayıflamış. Biz onunla bir görüşsek aslında, Ertuğrul Özkök’le konuşsam Allah-u alem tam ikna olur. Kanaati gelir.
ALTUĞ BERKER: Allah-u alem Hocam.
ADNAN OKTAR: Yani okuduğu eserler genellikle böyle materyalist ve Darwinist eserler olduğu için sürekli beyni olumsuz yönde şartlanıyor. Ama iman etmemek de onu sıkıyor benim gördüğüm kadarıyla, rahatsız oluyor. İman edebilmesi için, doğruları fark etmesi için bir sohbet ortamı olsa çok iyi olabilir, inşaAllah. Çünkü eğilimli benim gördüğüm kadarıyla fakat çevresinde hep materyalistler var genelde. Konuştuğu kişiler materyalist, okuduğu kitaplar materyalist, değil mi? Kendini de materyalist olmaya mecbur hissediyor bir nevi yani Hürriyet Gazetesi’nde olduğu için de. Bu sefer garip bir çizgiye giriyor. Ahmet Hakan da konuşuyordur onunla ama tabii o kendi kafasına göre konuşuyordur. O daha da ona olumsuz etki yapıyor olabilir. Oradaki konuşmalar. Dolayısıyla kendisini toparlayamıyor gibi bir görünümü var. Dün bir yazısı vardı böyle iyi bir lider arayışından bahsediyordu. Dün mü? Bana böyle bir yazısından bahsettiler, mükemmel lider arayışıyla ilgili bir sözü vardı. Hatta sonunda “ben Mesih (a.s.)’i bekliyorum, Mesih (a.s.) gibi birisini bekliyorum” gibisinden bir yorumu olmuş herhalde. Bana sadece öyle sözlü anlattılar, ben o yazısını okumadım. Ama bu tarz vakalarda kitap göndermek de çok iyi olur. Ertuğrul Özkök’e kitap hediye edelim, kitap gönderelim, inşaAllah. Gerçi biz Yaratılış Atlası’nı ona göndermiştik. Eğer okuduysa, bilmiyorum. Ama sırf okuma değil de aslında karşılıklı anlatmak da çok önemlidir. İkna olması için anında açıklamak çok iyi olabilir. Öyle bir şey olabilir. Aptal hücre dediği hücrelerin, kromozomların insan aklının çok çok üzerinde bir akıl gösteriyor. Hücrenin aklı insan aklından kıyaslanmayacak kadar üstün. Mesela kromozomun içerisinde olan reaksiyonlarda, kromozomların parçalanmasında meydana gelen yine reaksiyonlarda insan aklıyla hiçbir şekilde kıyaslanamayacak yani bütün insanların akılları bir araya gelse yine akledemeyecekleri mükemmel bir akıl meydana geliyor, hücrenin içerisinde. Ondan haberi yok demek ki, onu anlatmak lazım. Ve insan hafızasında hiçbir şekilde tutamayacağı bilgiyi, kromozomlar aklında tutuyorlar. Bir insanın aklında asla tutamayacak kadar bilgiyi tutuyorlar. Yani milyarlarca bilgi, detay, teknik bilgiyi kafalarında tutuyorlar ve onları da teker teker uyguluyor hücre. Yani birer birer uygulamaya geçiriyor.
SUNUCU: Zaten bizi oluşturanlar kromozomlar değil mi Hocam?
ADNAN OKTAR: Tabii ki, aslında hücredeki bilinci de ona çok detaylı anlatmak lazım. Konuları geniş anlatırsak daha iyi kavrayabilir inşaAllah.
Sen ne araştırıyorsun?
ALTUĞ BERKER: Haberler vardı Hocam. New York Times’ta “Türkiye İslam Dünyası’nın yeni lideri olarak ortaya çıktı” diye yazmış Hocam, inşaAllah. Siz yıllardan beri söylüyorsunuz Türk-İslam Birliği derken Hocam, Türkiye’nin öncülüğünü.
ADNAN OKTAR: “İsrail ve ABD’ye karşı çıkabilen bir ülke olarak sürpriz bir şekilde yeni bir rol üstlendi görüşüne yer verildi.” Amerika’ya karşı, İsrail’e karşı yani böyle meydan okuyan bir ülke değil Türkiye. Türkiye adaleti, barışı isteyen bir ülke. Dolayısıyla karşı çıktığı nokta, haksız ve adaletsiz, ters olan tavırlara karşı çıkıyor. Yoksa ülkenin makbul, meşru şeylerine karşı çıkmıyor, değil mi?
ALTUĞ BERKER: İslam dünyasından da aynı şekilde Hocam yorumlar. “Türkiye sen daha fazlasını hak ediyorsun” diyor. Katar eş Şak Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Cabir El Harami; Müslüman alimlerin Türkiye çağrısına, Arap halklarının kulak vermesi gerektiğini söylemiş Hocam.
ADNAN OKTAR: Katar, gidiyorlar İngiltere’de ata para yatırıyorlar, kulüplere para yatırıyorlar. Katar’ın mesela muazzam parası var, oradaki insanlar çok zenginler ama bir kitap alıp dağıtmak akıllarına gelmiyor. Anti-Darwinist faaliyet yapmak akıllarına gelmiyor. Uyarsan da bir kısmı anlamıyor ama inşaAllah Allah hidayetlerini arttırır, daha akılcı olaylara yaklaşırlar.
ALTUĞ BERKER: Norveçli ünlü bir barış aktivisti ve düşünür Johan Galtung’un ifadesi de var Hocam. “Türkiye artık zirvede” diyor, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Nasıl bir zirve kastediyor? Lider anlamında?
ALTUĞ BERKER: Lider anlamında evet.
ADNAN OKTAR: Şefkatin, sevginin, dostluğun, delikanlılığın lideridir Türkiye. Onun zirvesinde. Yoksa Türkiye, ekonomik güç, askeri güç veyahut bir başka anlamda dünyaya meydan okuyan bir yapısı yok. Türkiye şefkatin lideridir; dostluğun, kardeşliğin, efendiliğin, akılcılığın lideridir inşaAllah.
SUNUCU: Zaten Hocam şu dönemde bu kadar çok kardeşlerimizin ya da bu kadar çok insanların öldüğü ya da kaybedildiği, birbirlerine karşı savaş içerisinde sevgi duygularını kaybetmiş insanların da buna aç olduğundan dolayı Türkiye’nin böyle hayranlık uyandırması çok güzel bir şey.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah, elhamdülillah, Mehdiyet’in bereketiyle inşaAllah. Hepsinin üzerinde Kuran’ın bereketiyle inşaAllah.
SUNUCU: Sevgi, düşmanlığı yendi gibi bir şey oluyor galiba Hocam.
ADNAN OKTAR: Evet maşaAllah. Çünkü, bütün dünyadaki konu bu.
Taşeron saldırıdan kastı nedir Başbakan’ın?
ALTUĞ BERKER: PKK’ya başkasının bunu yaptırdığı, geçen o gemiyle paralel olan saldırıda özellikle İsrail’in bu konuda şeyi var mı diye şüphe ediyorlardı Hocam. Ona ithaf etmiş olabilir. Siz inşaAllah 2015’te PKK’nın bitirileceğini müjdelemiştiniz Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Evet, inşaAllah ama fikri yenme olmadan, maddi yenme olmaz, inşaAllah. Önce fikri yenmek.
ALTUĞ BERKER: Bir özel Kürtçe yayın yapan bir televizyon açılıyormuş Hocam, Dünya Tv diye, Allah-u alem Samanyolu Tv camiasının herhalde bünyesinde tahmin ediyorum. O özel olacak Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR: O olur. Yani oradan imani çalışma yapılırsa, Kurani çalışma yapılırsa çok iyi olur. İnşaAllah. Evet, Cemalettin Tekpençe, Konya’dan bir yazısı var.
SUNUCU: “Fırat'ın suyunun barajla kesilmesi, Afganistan'ın, Azarbaycan'ın, Irak'ın işgali, Müslümanlara zulüm uygulanması, Kabe'nin işgali, Ramazan ayında 15 gün arayla Ay ve Güneş tutulmalarının olması (1981 ve 1982 yıllarında), bir kuyruklu yıldızın çıkması (1986 yılında Halley kuyruklu yıldızı Dünyanın yakınından geçmiştir), 2. bir kuyruklu yıldız çıkması (İmam Rabbani Hazretlerinin bildirdiği yıldız), bu yıldızın batıdan doğuya doğru hareket etmesi, iki uçlu ve parlak olması ve bu kuyruklu yıldızın çıkışından önce yağmurların kesilmesi, Bağdat'ın alevler içinde kalması, Bağdat'ın yıkılması, Irak'ın para biriminini kaldırılması, Irak'ın yeniden yapılanması, İran-Irak arasında savaş olması, hayat pahalılığının artması, ekonomik kriz, binaların yükselmesi, tozlu dumanlı bir fitne (11 Eylül 2001 tarihinde Amerika Birleşik Devletleri'nin New York ve Washington şehirlerinde meydana gelen, dünya tarihinin en büyük terör olayı olarak nitelendirilen saldırı), Şam ve Mısır meliklerinin öldürülmesi (Mısır devlet yöneticilerinden Enver Sedat, Butros Gali, Ahmed Maher Paşa, Mahmoud Nukrashy Paşa'nın öldürülmeleri), yaygın katliamların meydana gelmesi, Haşimilerden üst düzey birisinin öldürülmesi (Ürdün Kralı Abdullah'ın öldürülmesi), zinaların artması, sistemlerin değişmesi (20. yüzyılda dünyanın dört bir yanında hakim olan komünist rejimlerin yüzyılın sonlarına doğru yıkılması), doğu tarafından bir ateşin görülmesi (1979 yılında İstanbul'da batan Independenta gemisi), semadan bir el uzanması (uzayda insan eli biçiminde oluşan ve NASA tarafından saptanan görüntü), zamanın kısalması, ani ölümlerin çoğalması, salgın hastalıkların artması... Bu olayların hepsinin Hz. Mehdi (a.s.) 'nin zuhur alameti olarak Ahir Zamanda gerçekleşeceği hadis-i şeriflerde belirtilmiş. Hicri 1400 yılından itibaren de bu olaylar günümüze kadar geçen süre içerisinde ard arda gerçekleşti. Bu olayların gerçekleşmesi, Resulullah (s.a.v)'ın gösterdiği, inkarı mümkün olmayan çok büyük bir mucizedir. Bu açık mucizeleri anlamayan bazı insanların olması da ayrıca bir mucizedir. Hz. Mehdi (a.s.)’nin açık ve aleni zuhuru yaklaştıkça, harika olaylar da giderek artmaya devam ediyor.”
ADNAN OKTAR: Bu kitap çok iyi oldu maşaAllah. Herhangi bir sayfa daha açıyorum. Mesela Sefer Özlü, Yozgat’tan.
SUNUCU: “Ayrılanlar da, muhalifler de ona (Hz. Mehdi (a.s.)'ye) zarar veremeyecek. O kendisinden ayrılanlara rağmen muzaffer olarak yoluna devam edecektir (Ramuz e'l-Ehadis, s. 487). Taberani'nin Kebir'inden. “Şüphesiz, kendilerine hidayet açıkça belli olduktan sonra, gerisin geri (küfre) dönenleri, şeytan kışkırtmış ve uzun emellere kaptırmıştır (Muhammed Suresi, 25)”. “Zaman zaman o çetin görevi üstlenememek rahatlık meyli; can, mal, mevki korkusu gibi çeşitli sebeplerle kendisinden (Hz. Mehdi (a.s.)'den) ayrılanlar olacaktır (Ramuzü'l Ehadis, s. 476) (İbni Mace'den).” “Ümmetimden bir taife (Hz. Mehdi (a.s.) ve cemaati) Kıyamet kopuncaya kadar yardım görmekte devam eder. Kendilerini (Hz. Mehdi (a.s.) ve cemaatini) terk edenlerin ayrılmaları da onlara bir zarar vermez. (Ramuz El-Ehadis, s. 472) (Hz. Muaviye İbni Kırra (ra)) Ümmetimden bir taife (Hz. Mehdi (a.s.) ve cemaati), Allah'ın emri ile hareket etmekte devam eder. Onlar hak üzerinde oldukları halde, kıyamet kopana kadar kendilerini (Hz. Mehdi (a.s.) ve cemaatini) terk eden ve muhalefet eden kimsenin onlara bir zararı dokunmaz (Hz. Muaviye, Ramuz-el Ehadis, s. 472).” “Eğer Cübbeli'nin dediği gibi tekbir getirdiğinde, kaleler binalar yıkılan, gökten meleklerin insanların duyacağı, göreceği ve anlayacağı şekilde "Bu Mehdi (a.s.)'dir" dediği, tankın, topun, hiç bir silahın etkili olmadığı bir kişinin yanından pervasızca ayrılıp münafıklık yapmaya kimin gücü yetebilir. Halbuki Hz. Mehdi (a.s.) hapsedilecek, işkence görecek, çile çekecektir. Hz. Mehdi (a.s.) de talebeleri de imtihan olacaktır. Cübbeli bir çok şeyi çok yanlış biliyor, çok yanlış yorumluyor.”
ALTUĞ BERKER: Şahs-ı manevi de değil söylediğiniz gibi Hocam. Çile çeken şahs-ı manevi olmayacağına göre inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Yok, zaten şahs-ı manevi deyip konuyu kapatmaları, Allah onu çok ciddi bir bereketsizliğe, uğursuzluğa çevirdi ve bundan çok zarar gördü Nur talebelerinin epey bir kısmı. Şahs-ı manevi, bir kere insan samimiyetsiz olarak bu olayın değerlendirildiğini bile bile, nasıl diğer konularda samimi gayret edebilsin. Bu konu mesela, alenen bilecekler samimiyetsiz olduğunu. Hz. İsa (a.s.) konusunda da samimiyetsiz olduğunu bilecek. O zaman o, zincirleme gelişebilir o. Yani Bediüzzaman’ın ifadeleri çok net, çok sarih. Yani ilkokul çocuğunun anlayacağı kadar net. Okuyoruz, görüyorsunuz, hayretler içinde kalıyoruz. Tevil edilecek bir söz vardır, insan hakikaten bu tevil edilecek gibi dersin. Çok sarih olarak vakit veriyorsa, ‘o zat’ diyorsa, ‘şahıs’ diyor artık değil mi? Bediüzzaman bilmiyor mu şahsı-ı manevi demeyi? Şahs-ı manevi denmesi gereken yerde, ‘şahs-ı manevi’ diyor. “Mehdi (a.s.) var, talebeleri var, şahs-ı manevisi var” diyor. Karışık değil, inşaAllah.
Gülben Hisarcık, İstanbul’dan yazıyor. 07.07.09, 14.55’te göndermiş kardeşimiz.
ALTUĞ BERKER: Hadis-i şerif, “Ve Mehdi (a.s.)’nin zuhuru da Kıyamet alametlerinden ilkidir. (Ölüm-Kıyamet-Ahiret ve Ahir Zaman Alametleri, s. 494)” Şeytandan Allah’a sığınırım. “‘Kıyamet-saatinin kendilerine apansız gelmesinden başkasını mı gözlüyorlar? İşte onun işaretleri gelmiştir.’ (Muhammed Suresi, 18) Hz. Mehdi (a.s.) Hicri 1400'de zuhur etmiştir. Bediüzzaman, Hz. Mehdi (a.s.)'nin Hicri 1400'lü yıllarda görev yapacağını; "İstikbal-i dünyeviyede (dünyanın geleceğinde) 1400 sene sonra gelecek bir hakikati," ifadesiyle Mehdi (a.s.)’nin 1400’de, Hicri 1400’de geleceğini bildirmiştir” diyor. İnşaAllah.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Berkerim devam edeceğiz. Bir Hocam bir sen, bir Hocam bir sen, inşaAllah. Muhammed Çizmeci, Isparta’dan yazmış.
SUNUCU: “O zât (Hz. Mehdi (a.s.)), o taifenin uzun tedkikatı (o topluluğun uzun araştırmaları, incelemeleri) ile yazdıkları eseri kendine hazır bir program yapacak, onun ile o birinci vazifeyi tam yapmış olacak. Bu vazifenin istinad ettiği (dayandığı) kuvvet ve manevî ordusu, yalnız ihlas ve sadakat ve tesanüd (dayanışma) sıfatlarına tam sahib olan bir kısım şakirdlerdir (öğrencilerdir). Ne kadar da az da olsalar, manen bir ordu kadar kuvvetli ve kıymetli sayılırlar. (Emirdağ Lâhikası-1, sf. 266-267)Küçük bir kardeş grubuyla (rivayetlerde 313 kişi oldukları belirtiliyor) Hz. Mehdi (a.s.)'nin İslam’ın dünyaya hakimiyetine vesile olacağını Said Nursi Hazretleri de söylemiştir. Hz. Mehdi (a.s.) ümmi olacak, medrese eğitimi almamış olacak. Bir mürşide de bağlı olmayacak. Hazır olan kitaplardan, yazılardan istifade ederek eserler hazırlayacak, onunla ehli delaleti ilzam edecek. Bediüzzaman Hazretleri ne dediyse çıkmıştır. İnşaAllah bu dediklerini de göreceğiz.”
ADNAN OKTAR: Zerrin Cumhur, Ankara.
SUNUCU: “Cübbeli Ahmet Hoca; Allah sana Ahirete gittiğinde Hz. Mehdi (a.s)'nin çıkış alametlerinin gerçekleştiğini ve senin bunları teker teker görüp görmediğini sorduğunda, "Evet hepsini gördüm" diyeceksin. Cenab-ı Allah Fırat'ın suyunun kesileceğini Resulullah (s.a.v.) aracılığıyla sana bildirmemiş miydim dediğinde, "bildirmiştin" diye cevap vereceksin? Cenabı Allah Afganistan'ın, Irak'ın, Azerbaycan'ın işgal edileceğini sana bildirmemiş miydim, diye sorduğunda haberim yoktu mu diyeceksin? Ramazan'da 15 gün arayla olan güneş ve ay tutulmalarını, kuyruklu yıldızın çıkışını Cenab-ı Allah sana sorduğunda ne diyeceksin? İmam Rabbani Hazretleri’nin, Resulullah (s.a.v.)'dan aktardığı çift kuyruklu yıldız zuhur etti mi etmedi mi diye Cenabı Allah sana sorduğunda ne cevap vereceksin? Resulullah (s.a.v.)'ın dünyanın ömrünün 7000 yıl olduğunu bildirdiğini, bu hadislerin Celaleddin Suyuti'nin eserlerinde olduğunu, dolayısıyla ümmetin ömrünün 1500 seneyi geçmeyeceğini bildirdiğini duymadın mı? Bu hadislerin güvenilir olduğunu bilmiyor muydun? diye sorduğunda ne yapacaksın? Cenabı Allah sana "Sen Ehl-i Sünneti savunmuyor muydun, peki bu kadar hadisi neden görmezden geldin?" diye sorduğundan sen ne yapacaksın?”
SUNUCU: Çok güzel sorular sormuş.
ADNAN OKTAR: Değil mi? Nuh Necdet Haktanır, İstanbul’dan yazmış. Onu da bir oku bakalım Berker.
ALTUĞ BERKER: İnşaAllah. “Cübbeli'nin, namazdan, niyazdan uzak bir kısım Mason ve sabetaycı aileleri ve onların mallarını ve sosyal yapılarını korumak ve desteklemek üzerine vazifeymiş gibi bir üslup kullanmasını, Sayın Adnan Oktar ve çevresindeki arkadaşlarının da bir an önce dağılmaları gerektiği yönündeki düşüncelerini çok yadırgadım. Amacını da anlayamadım.”
ADNAN OKTAR: “Cübbeli’nin amacı nedir bu konuda?” diyor, değil mi? “Niye bu ailelere destek çıkıyor?” diyor. Çünkü Cübbeli’nin inançlarına ters o adamlar, inşaAllah. Yani tamamen tersler. Ayrıca etrafımızdaki insanların dağılmasını niye istiyor, değil mi? Bilim Araştırma Vakfı’na hizmet eden kişilerin dağılmasını, etkisiz hale gelmesini neden istiyor? Burada amacı nedir diye orada bak vatandaş yazmış. Çünkü dağıtacaksa, masonlarla uğraşması lazım Cübbeli’nin. Darwinistler’le uğraşsın, materyalistle uğraşsın, it-kopuk takımı ile uğraşsın, uyuşturucu müptelaları ile uğraşsın. İslam’a, dine hakaret edenler veya İslam dinine kendince alay ettiğini düşünüp, yerlere yatarak gülen tipler var, gidip onlarla uğraşması lazım. Onları ıslah etmeye çalışması lazım, düzeltmeye çalışması lazım, değil mi? İslam’a, Kuran’a hizmet eden, Darwinizmi yerle bir eden, hakkı dünyaya tebliğ etmek için var gücü ile gayret eden bir topluluğun dağılması için gayret etmesi, çok yadırganacak bir hareket tabii. Çok şaşırılacak bir hareket. Neden üzerine vazife edindi bunu diye sormuş kardeşimiz, değil mi? Gidip ateist siyonistlerle uğraşsın, komünistler ile uğraşsın, dinsiz masonlarla uğraşsın. Darwinistlerin kolları-bucakları var, birçok türleri var, hepsiyle gidip uğraşması lazım, anlatması lazım, hakkı izah etmesi lazım. Bütün bunları bırakıp da; vaktini, gününü Müslümanlar’ın dağılması için, Bilim Araştırma Vakfı camiasındaki insanların dağılması için, birbirleri ile bağlantılarının kopması için gayret etmesi, açıklanacak gibi değil. Mantığı yok.
ALTUĞ BERKER: Hocam size bütün Türkiye, bütün İslam dünyası, bütün dünya şahit. 30 yıldır yazdığınız eserler 300 üzerinde, 70 dile çevrilmiş durumda, Allah’ın varlığını, birliğini anlattığınız, İslam Birliği’ni anlattığınız. Bütün Müslümanlar, herkes buna şahit.
ADNAN OKTAR: Ama Cübbeli bir an önce dağılmamız gerektiği kanaatinde. Ona ne gibi bir fayda sağlayacak, onu anlamadım. Bir de onun talimatıyla niye dağılalım, onu da anlamadım. Bir de o ailelerle işbirliğinin anlamı ne, o da pek anlaşılacak gibi değil. Bir de dine, İslam’a bakışı malum olan insanlarla kol kola girmenin anlamı ne, bunu da anlamak mümkün değil. O gizli toplantılarda ailelerle neler konuştu, ne talimatlar aldı, onları da bilmiyoruz. Biliyoruz ama bilmiyoruz diyelim, inşaAllah, değil mi? Habertürk’e hangi koşullarla çıktığını da biliyoruz ama bilmiyoruz diyelim. Daha Türkçesi, yaptığı hareketler akılla açıklanacak, mantıkla açıklanacak gibi değil. Kuran’la, hadisle açıklanacak gibi değil.
SUNUCU: Zaten Hocam en başından savunduğu düşüncelerin aksini düşünmeye başlaması anlaşılması mümkün olmayan bir durum.
ADNAN OKTAR: Tabii, Mehdiyet’i şiddetle ve istekle savunan bir adamın, bir anda o düşünceden vazgeçmesi de çok acayip. O Mehdi (a.s.) ile ilgili duasını yine koyun, göreyim bir daha inşaAllah. Tekrar tekrar hatırlatıyorum ki, Allah’ın karşısındaki sorumluluğu artsın diye, inşaAllah. Talebelerinin de sorumluluğu var çünkü. Bak toptan amin demişler, şu an aynı duayı edip, yine amin demeleri lazım. Cübbeli’nin demesi şart değil ki. Aralarından birisi çıksın, değil mi? Aynı duayı yüksek sesle etsin, Cübbeli olmadığı bir anda. Belki Cübbeli onlara müsaade etmiyor olabilir. İslam ahlakının dünyaya hakimiyeti için dua ettirmiyor olabilir. İttihad-ı İslam için dua ettirmiyor olabilir. Mehdi (a.s.)’nin talebesi olmak için dua ettirmiyor olabilir. Ama kendi aralarında dua edebilirler. Cübbeli her gün durmuyor orada camide, değil mi? Olmadığı bir anda birisi çıksın, toptan hepsine aynı duayı yaptırsın. Cübbeli de her halde yakalarına yapışacak hali yok artık. Yapışırsa da, yine dua etmesi lazım, inşaAllah.
SUNUCU: Hocam bir de benim anlamadığım, talebelerinden birisi kalkıp; “Hocam siz zamanında böyle böyle söylemiştiniz, şu an neden fikirleriniz değişti” diye soru yöneltemeyecek kadar mı engelleniyor?
ADNAN OKTAR: Çok esrarengiz, çok çok esrarengiz, çok acayip bir durum. Kardeşim bu devirde, bu yüzyılda İslam ahlakının dünyaya hakimiyetini istiyorum, ne kadar güzel böyle. İsrail’deki zulmün durması, Filistin’deki Müslümanlara yapılan baskının kalkması, Afganistan’ın, Irak’ın ve bütün İslam aleminin bereketi, huzuru, rahatlığı için, Allah rızası için, Kuran’ın emri olan İttihad-ı İslam oluşsun demesi gerekirken, adam ısrarla bunu demekten kaçınıyor, diyenlerin de dağılmasını istiyor. Mehdi (a.s.) için dua eden adam, şimdi Mehdi (a.s.)’nin adını dahi ağzına almak istemiyor. Bu yüzyılda gelmesini de istemiyor.
Hazır? Tamam bakalım.
- VTR-
ADNAN OKTAR: Bu Medine’nin aliminden bahsediyor, yani ‘İstanbul’un alimi’. Hadiste var. “İstanbul’da bir alim çıkacak, bu Mehdi (a.s.) değildir diye Mehdi (a.s.)’ye düşman olacak ve Mehdi (a.s.)’ye karşı mücadele edecek.” Bu Peygamberimiz (s.a.v.)’in belirttiği mühim hadislerden birisidir. İmam-ı Rabbani bunu çok önemli gördüğü için, özellikle belirtmiştir. “Mehdi (a.s.) çıktığında, onun karşısına İstanbul’da bir alim” yani “ünlü, tarihi bir şahıs çıkacak” diyor Peygamberimiz (s.a.v.) ve “Mehdi (a.s.)’ye karşı mücadele verecek” diyor. “Bu bizim dinimizi kaldırdı,” kendi de zaten şu anda da diyor; “dinimizi izale etti, diyecek” diyor. Bu adamın özellikleri ne? Bak kendisinin istedikleri ne? Ya Rabbi, bizi kavuştur, bizi inandır, ona tabi olmayı nasip et” diyor, değil mi? “İnkardan muhafaza et” diyor. “Geldiğinde inkar etme, bu olacak” diyor. “Adamın maddesine dokunacak diyor. “Adamın maddesine dokunacak, adamın çıkarına dokunacak” diyor. “Herifin” diyor, “herifin çıkarına dokunacak, maddesine dokunacak” diyor. Ama İstanbul’da bir alim bu. “Bunu göreceğiz, bu olacak” diyor ve “İstanbul’da bir alim yapacak bunu” diyor. Ben daha Mehdi (a.s.) çıkmadığı için ben göremedim. Ama böyle birilerinin var olduğunu, hazır da beklediğini de anlıyoruz, inşaAllah. Kimdir bakalım göreceğiz, anlayacağız, kim olduğu şu an belli değil. Ama “işine gelmeyecek, maddesine dokunacak.” Bak çok manidar bu. Demek ki çıkarıyla çatışacak, “işine gelmeyecek” diyor ve “bu olacak ve biz bunu göreceğiz” diyor. Demek ki İstanbul’daki alim denen kişi, yani güya alim tabii, bunu yapacak, mühim bir olay bu. Cübbeli de, “bunu mutlaka göreceğiz, bu olacak” diyor. “Bu olacak ve göreceğiz.” Tamam, Cübbeli’nin bunun üzerinde biraz düşünmesi lazım. Etrafındaki kişilerin de bunu biraz düşünmesi lazım. Acaba kim böyle bir şahıs? Böyle maddesine, çıkarına dokunup, işini gücünü bırakıp, ‘Mehdi (a.s.) gelmeyecek, Mehdi (a.s.) çıkmayacak’ veyahut ‘Mehdi (a.s.) çıksa bile bu bizim işimize gelmedi’ diyecek kişi kim olabilir acaba? Buna müsait kimler var, bunu bir araştırmak lazım, bir bakmak lazım. Cübbeli bu konuda uzman bir insan, iyi bilen bir insan. Bir araştırsın, bir baksın, hem kendi öğrensin, hem de bize bir öğretsin, bize bir anlatsın. Ama bakın, bu duasını, artık hiçbir şekilde, ne bu duayı ettiriyor, ne kendisi bu duayı ediyor. Müslüman, dua etmesinden ne kaybeder bir Müslüman? “Ya Rabbi İslam ahlakı dünyaya hakim olsun” diye dua etse bir Müslüman, sevap kazanır, fakat hiçbir şey kaybetmez. Adam bunu diyemiyor. “YaRabbi İttihad-ı İslam olsun, Müslümanlar kurtulsun, İslam ahlakı bu yüzyılda dünyaya hakim olsun, Yarabbi bize bunu göster” demesi gerekmez mi Müslüman’ın? Bunu diyemiyor. Her insan istemez mi? “Ya Rabbi ben hayattayken bana göster, ben gözümle göreyim” demez mi Müslüman? “Kardeşlerim sizlere de nasip olsun” demez mi? Bak diyor ki; “ne size nasip olsun, ne bana nasip olsun” diyor. “Mehdi (a.s.)’yi hiçbirimiz görmeyelim” diyor. Özetle buna getiriyor, anlamı bu. Çünkü “500 sene sonra gelecek” diyor, “570 yıl sonra.” “500 yıl bekleyeceksiniz” diyor. Ama daha önce de, “her an çıkabilir Mehdi (a.s.)” diyor. O bandı var, değil mi bizde? Varsa onu da yayınlayalım. “Her an çıkabilir Mehdi (a.s.)” diyor. Ve kendisi de dua ediyor. Çıkmayacak olsa dua eder mi? “Ya Rabbi bize göster” yalvarıyor bakın, “Cenab-ı Allah, Peygamberleri göstermedin, velileri bize göstermedin, büyüklerimize kavuşamadık, hiç olmazsa bize Mehdi (a.s.)’yi göster” diyor. Kardeşim şimdi bu duadan vazgeçmene neden olacak ne oldu da, vazgeçtin sen bu duadan? Yani bu fikrinden seni caydıracak ne oldu? Bu inancından seni caydıracak ne oldu? Yani şiddetle ve kararlılıkla tavır koyacağın ne oldu? Ve de bu duadan korkacağın? Dua nihayetinde, dua edeceksin, ibadet bu. Yapamıyor bunu ya. Hadi Mehdi (a.s.)’nin adını ağzına alamıyorsun, İttihad-ı İslam’ı iste. İslam ahlakının dünyaya hakimiyetini iste, bundan niye korkuyorsun? Bundan niye çekiniyorsun? De, “Ya Rabbi, bana, cemaatime, bütün insanlara, buradaki kardeşlerime İslam’ın hakimiyetini göster.” Değil mi? “Bizi fitneden, beladan kurtar, Ya Rabbi rahmetinle bizi kurtar, İslam’ın içerisinde mübarek insanlar olarak, mukaddes insanlar olarak görev yapmayı bize nasip et. İslam ahlakı bütün dünyaya, bütün İslam alemine hakim olsun, bizler de görelim Ya Rabbi” demesi gerekmez mi bir Müslüman’ın?
ALTUĞ BERKER:İslam dünyasında zulmün bitmesini.
ADNAN OKTAR:“Zulüm bitsin Yarabbi” desin. “İttihad-ı İslam olsun en kısa sürede, bizler bunu görelim. Çoluk çocuğumuz da görsün, bizler de görelim” demesi lazım. Adam bunu diyemiyor, kimse de bunu niye diyemiyor diye sormuyorlar da. “Ya sen ne biçim alimsin, ne biçim Hocasın, bu duayı etmekten sen niye kaçınıyorsun?” diyemiyorlar. Tek kelime ağzına almıyor, her şeyi anlatıyor, her konudan anlatıyor, bu konuya geldiğinde hiç. Mesela Nur talebesi kardeşlerimizde de, bir kısmında da var, her konuyu anlatıyorlar, Mehdi (a.s.) konusuna geldiğinde, “aman kardeşim ya dershaneyi terk et, ya bu konuyu kapat” diyorlar. O kadar çok ki dershaneden kovulan insan, sırf bu konuyu açtığı için. Sürekli bize mail yazıyorlar. “Aman bu konuyu açmayacaksın” diyorlar. “Şahsı manevidir, unut. Mehdi (a.s.) gelip, geçmiştir, bu kadar.” Yani çok acayip bir durum var. Cübbeli’deki paniğin açıklaması yok, bazı Nur talebelerinde ki paniğin açıklaması yok. Yine büyük bir alim, Hoca efendi vardı. Çok muhterem bir büyüğümüz, Mehdiyeti hasretle, iştiyakla bekleyen bir insandı, yani yeri göğü coşturuyordu. Ne oldu ise oldu, 1986-87’lerden sonra adamcağızın nevri döndü, “Mehdi fitnesi” diye kitap yazmaya kalktı ve var gücüyle Mehdiyete karşı mücadeleye başladı. Bir paniktir gitti. Kardeşim tamam, Mehdi (a.s.)’den korktun diyelim, çekindin ki bu çok korkunç bir şey, İslam ahlakının dünyaya hakimiyetinden niye korkuyorsun? Yani dünyanın Müslüman olmasından niye korkuyorsun? Burada zorun nedir yani?
-VTR-
ADNAN OKTAR: Kardeşim şu anlattığını, adam bir daha anlatamıyor. Yani dili kitlendi, tutuldu. Bu aklı başında bir insan için, Mehdi (a.s.)’nin çıktığının, en net delillerinden bir tanesidir. Çünkü Mehdiyeti çok iyi bilen bir insan. Bu panik Mehdi (a.s.)’nin çıkmasının dışında açıklanamaz. Çünkü kardeşim, hadi diyelim ki çekindin Mehdi (a.s.)’den, kardeşim İslam için yaşıyorum, alimim diyorsun, bir Müslüman’ın Kuran’ın hakim olmasını istemesi zaten en büyük farz. Biz Allah için yaşıyoruz zaten. Sen bunu nasıl istemezsin, nasıl söylemezsin? Yani bu yüzyılda kendisinin görmesini istemesi, “Ya Rabbi benim eşlerim de görsün, ben de göreyim, diğer kişiler de görsün, diğer kardeşlerimiz de görsün, onların da hanımları, çoluğu çocuğu görsün yaşarken, bize bu nimeti ver” demesi lazım. Şu an diyor; “Ya Rabbi bana zenginlik ver” diyor. Ben öldükten sonra bana zenginlik ver demiyor ki, şu an istiyor zenginliği. Mesela, “bana ilim ver” diyor, “araba ver” diyor. Seyahate gitmesi için belki dua ediyor, bilmiyorum ne için dua ettiğini. Ama hepsi hayatta iken Müslüman, hayatta iken istiyor birçok şeyi. Yani ölümünden sonra için de ister ama genellikle hayatındaki şeyler için istiyor insanlar, değil mi? Dua ediyor. Edemiyor dua. Bakın, daha hiç kimse bu konunun üzerine gidemedi, söyleyemiyorlar da. Daha Nur talebesi kardeşlerimiz yeni İttihad-ı İslam’ı koydular köşelerine. Ama o kadarla da kaldı. Halbuki bunu hem gündemde sürekli tutmaları lazım, geliştirip güçlendirmeleri lazım. En büyük farz olan bir konu, köşede küçük bir yere konulup geçiştirilir mi? En büyük farz. En gereksiz siyasi konuları günlerce gündem yapıyorlar, haftalarca yazıyorlar. Herhangi bir partinin desteklenmesini yıllarca, aylarca yapabiliyorlar. Bir partinin desteklenmesiyle kıyaslanmayacak bir olaydır İttihad-ı İslam ve ana konudur, ana gündemdir. Sür manşet sürekli gündemde tutulması lazım. Köşede tutup, hani ayıp olmasın gibisinden bir imaj verir, olmaz öyle şey. Sürekli gündem olması lazım ve gittikçe genişletip, güçlendirmek lazım. Kuran ayetleriyle, hadislerle anlatmaları lazım. Yani bilmiyorum, sen bakıyor musun sitelere? Ben gelişmiş bir şey görmedim. İttihad-ı İslam ile ilgili Bediüzzaman’ın ne kadar çok sözü var. İttihad-ı İslam ile Mehdiyet iç içe. Ne olur Mehdiyetten bahsetseniz? Ne olur onları da koysanız? Bediüzzaman’ın izahlarını ki yüzlerce izahı var, yüzlerce sayfa anlatıyor. Bize çocuklar yazıyorlar, “Hocam biz Mehdiyetin açıkça şahıs olarak söylendiğini gösteriyoruz, "100 yıl sonra gelecek benden sonra, Risale-i Nur’u hazır program yapacak, Risale-i Nur’u en iyi anlayan insan olacak" şeklinde Bediüzzaman’ın ifadeleri var. Ne diyorsunuz?” diyorlar, “bize sinirleniyorlar” diyorlar. Dershaneden çıkartıyorlarmış veyahut “cevap vermiyorlar yahut geçiştiriyorlar. Demagojiyle cevap veriyorlar, net cevap veren yok” diyorlar.
SUNUCU: Onların düşüncelerini savunan insanları kaybetmelerine sebep olmuyor mu peki böyle davranmaları Hocam?
ADNAN OKTAR: Yani anlaşılır gibi değil ki. Anlaşılacak gibi değil ki. Bir müjde, Peygamberimiz (s.a.v.) müjdelemiş, çok büyük bir nimet, değil mi? Sen hasretle, iştiyakla beklemen gerekmez mi? Sevinçle beklemen gerekmez mi? Bir gariplik var, ben anlayamadım.
ALTUĞ BERKER:“Ben gözlüyorum” diyor Üstad Hazretleri Hocam, “ben gözlüyorum, Mehdi (a.s.)’nin gelişini gözlüyorum, bekliyorum” diyor.
ADNAN OKTAR: Yani Allah hidayetlerini arttırsın, bilgilerini arttırsın. Bak mesela diyor ki burada Bediüzzaman; “o zat bütün ehl-i imanın (iman edenlerin) manevi yardımlarıyla ve İttihad-ı İslam'ı muavenetiyle” bir kere o zat bak, o şahıs, o zat, burada şahsı manevi yok, “bütün ehl- i imanın (bütün Müslümanların) desteğiyle,” İslam Birliği'nin desteğiyle, yardımıyla “ve bütün ulema ve evliyanın ( ve bütün alimlerin desteğiyle)seyyidler neslinin yardımları ve desteğiyle O vazife-i uzmayı yapacak” diyor Bediüzzaman. Bak, “o zat, bütün ulema, evliya, seyyidler, tamamı destekleyecek” diyor. “Fakat çiçekler baharda gelir. Öyle kudsî çiçeklere zemin hazır etmek lâzım gelir. Ve anladık ki, biz bu hizmetimizle” yani o devirde yaptığı hizmetle, “o nuranî zatlara zemin ihzar ediyoruz (zemin hazırlıyoruz)” diyor. Ne zaman gelecekler diyor. “Baharda gelecekler.” “Ben kışta geldim” diyor. “Acele ettim, kışta geldim, onlar baharda gelecekler” diyor. “Ehl-i îmanı dalaletten muhafaza etmek,” iman edenlerin doğru yoldan sapmalarını engellemek “ ve bu vazife hem dünya, hem her şeyi bırakmakla, çok zaman tetkikat ile meşguliyeti iktiza ettiğinden, Hazret-i Mehdî (a.s.)’nin, o vazifesini bizzat kendisi görmeye vakit ve hal müsaade edemez.” Yani Mehdi (a.s.)’nin nasıl çalışma yapacağını da anlatıyor. Şahs-ı manevi demiyor ki, “Hz. Mehdi (a.s.)” diyor. ‘Hz. Şahs-ı manevi’ demiyor, ‘Hz. Mehdi (a.s.)’. “O vazifesini bizzat kendisi” bizzat ne demek? Kardeşim bu konuda doğru söylememek niçin? Çocuk gibi bu hallere düşmenin alemi nedir yani? Bu vaziyete gelmenin. “Elbette o kuvvet-i azîmedeki bir hamiyet-i âliye (yüce bir gayret) feveran edecek (coşacak) ve Hazret-i Mehdî (a.s.) başına geçip” Müslümanların başına geçip” tarik-i hak ve hakikate sevk edecek.” Nerede burada şahs-ı manevi? Ne gerek, ne gerek böyle, artık yalan da demeyeyim de, doğru söylememeye ne gerek yani? “Bundan bir asır sonra zulümatı (karanlığı) dağıtacak zatlar ise, Hazret-i Mehdi (a.s.)'nin şakirdleri (talebeleri) olabilir” diyor. Bir asır sonra, yüzyıl sonra. “Hem büyük Mehdi (a.s.)’nin halleri sabık Mehdilere (önceki Mehdilere) işaret eden rivayetlere mutabık (uygun) çıkmıyor.” Ayrıdır diyor Büyük Mehdi (a.s.).
ALTUĞ BERKER: Hocam bu arada sizin isteğiniz üzerine her gün Mustafa Sungur Ağabeyin sağlık durumunu ve vaziyetini takip ediyoruz. O talebelerin önünde Mustafa Kardeş var, Mustafa Ağabey, ‘Asker Mustafa’ diyor, onunla konuşuyoruz her gün, sizin de görmek istediğinizi biliyorlar. Yoğun bakımdan odaya geçmişti malumunuz. Hem size çok selam sevgileri var talebelerinin, hem de dua istiyorlar Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Hocamızın mutlaka, has talebeleri yanında bir konuşulmasında fayda var. İnşaAllah, çünkü bildikleri var, onları bir heyet huzurunda da açıklaması önemli. Gerçi talebelerinin yanında söyledi ama bir de açıkça halkın içerisinde söylemesi çok önemli. Onun için sağlığına kavuştuğunda inşaAllah, öyle bir görüşürüz.
SUNUCU: Bugünkü programımızın da sonuna geldik. HarunYahya.Tv sitesinden yayınlarımızı 24 saat takip edebilirsiniz. Soru ve görüşlerinizi bize AhirZamanSohbetleri@hotmail.com adresinden ulaştırabilirsiniz. HarunYahya.org ve HarunYahya.net adreslerinden Hocamızın tüm eserlerini ücretsiz olarak indirebilirsiniz. Bizi yarın 22:00’den itibaren HarunYahya.Tv internet sitemizden, Mavi Karadeniz Radyo ve Asu TV ekranlarından takip edebilirsiniz. Yayınımıza HarunYahya.Tv sitesinden kaldığımız yerden devam edeceğiz. İyi geceler.
Adnan Oktar Ne Demişti Ne Oldu
Devamı ...
Basında Harun Yahya
Devamı ...Basında Harun Yahya
Devamı ...
Sizden Gelen Güzellikler
Devamı ...
Ahir Zamana ait Yeni Bilgiler
Devamı ...Makaleler
Devamı ...