SUNUCU:Burada soruda bir şey göndermiş kardeşimiz, Serhat adında: “Sayın Hocam, duyduğuma göre Said Nursi Hazretleri’nin değerli talebelerinden, Mustafa Sungur Ağabeyin, sağlık durumu iyiye gidiyormuş. İnşaAllah sizin ve sevenlerin duası vesile olmuştur. Hocam ‘Allah’ın izniyle iyileşir’ demiştiniz. Bu haber bizleri çok sevindirdi”.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah, Sungur Hocamızın daha görevi var, inşaAllah. Bediüzzaman Hazretleri’nin sır kabitibidir inşaAllah. Bildiği bazı sırlar var, onları söyleyecek daha, inşaAllah. Sırları alıp götürmez inşaAllah.
Berker Hocam, şimdi şu kitap benim çok hoşuma gidiyor. Gülben Hısarcık, sen Nur talebesisin, tam Risale-i Nurdan da bir yazı var.
ALTUĞ BERKER:Vesilenizle hocam. “Mektubat’tan sayfa 56-57 de şöyle diyor, Üstad; ‘Âl-i Beytten Muhammed Hz. Mehdi (a.s) isminde bir zât-ı nuranî (şualarda), Âhir zamanın O büyük şahsı, Âl-i Beyt'ten olacak.’ Bir şahıs olduğunu söylüyor Üstad Hazretleri, Bir alıntı daha var. ‘O zat, o taifenin uzun tedkikatı (araştırmaları) ile yazdıkları eseri kendine hazır bir program yapacak. Ahir zamanın o büyük şahsı, Al-i Beyt'ten, olacak. O ileride gelecek acib bir şahsın ve o büyük kumandanın’ diyor, Barla Lahikası’nda. Sonra Mektubat’ta ‘en büyük bir müçtehid , hem en büyük bir müceddid, hem hâkim, hem Hz. Mehdi (a.s.), hem mürşid, hem kutb-u a'zam olarak bir zât-i nuranîyi gönderecek ve o zât da Ehl-i Beyt-i Nebevîden olacaktır’. Bediüzzaman, Risale-i Nur Külliyatı'nda Ahirzamanda gelecek Hz. Mehdi (a.s.) için 26 yerde 35 kere şahıs demiştir. Hz. Mehdi (a.s.)'nin şahsı manevi olmadığını şahıs olduğunu 26 yerde 35 kere açıklaması bile bazı kişilere yetmemiştir. 70 bin kere söylese bile yine de bu kişiler anlamayabilirler. İnsan anlamamaya azmettikten sonra birşeyi anlaması çok güçtür. Normal bir insan tek bir cümleden anlar. Anlaşılmayacak bir şey yok. Bediüzzaman ‘Hz. Mehdi (a.s.) Hicri 1400 yılında gelecek’ demiştir. Saygılar, selamlar.”
ADNAN OKTAR:Şimdi ben bunu çözemedim, bunun sırrını. Sen, bir süreden beri görüştüğün için, okuduğun için daha biraz konulara vakıfsın. Bu kadar sarihken, şahsı manevi olarak, bir insanın iddia edecek gücü bulması. Yani bu kadar rahat olması bu konuda ve bu kişilerin de buna inanması. Bu ne, bu sence? Nasıl oluyor?
SUNUCU:Hocam açıkcası, hakikaten ben de bilmiyorum. Çünkü şahıs olmadan şahs-ı manevi de olmaz. Zaten orada da çok açık bir kişi olduğunu söylemesi, her zaman da gelecek olduğunu söylemesi. Talebelerinin olacak olduğunu söylemesi, anlamamak mucize.
ADNAN OKTAR:İnsanın gözüne baka baka böyle bir şey nasıl anlatılır? Ben utanırım şahsen yani bir adamın gözüne baka baka. Bu şahıs diyor; “ama sen bunu öyle anlama, bu şahsı manevi”. Öbür yeri açıyoruz, yine o zat diyor; “ama sen onu öyle anlama, o zat değil yine şahsı manevi”. Adam ne demez. Bir insan, duyan bir insan nutku tutulur, “bu ne yapıyor bu insan, ne konuşuyor böyle?” der, değil mi? Ne gerek var bunlara ayrıca ne gerek var? Bu kitabın ikinci cildi hazırlanıyor, Cübbeli’nin, inşaAllah. Çok fazla öyle yazı geliyor. Çok iyi oldu şu Fatih Altaylı’dan Allah razı olsun, o yönden. Hem adamı bize tanıttı, hem de bizim bol bol bu konuyu açıklamamıza zemin hazırlamış oldu. Ondan sonra Mehdiyeti bütün Türkiye mükemmel öğrendi. Benim iyi bir özelliğim vardır. Yani böyle kızdım mı bana adrenalin geliyor, 10 misli daha iyi. Mesela geçenlerde bir topluluk, böyle bir Marksist topluluk. Bir okulun, bir derneğinin, küçük bir topluluğu. Evrimle ilgili yazıyı, hiçbir şekilde sitelerine konmasını istememişler. Hiçbir şekilde, yani link verilmesi, tavsiyede bulunması. Bunu demişler “aman aman, sakın” Bir duydum, acayip kızdırdı beni. Ondan sonra bakın atağım kat kat biraz daha arttı. Mesela bana bir yerden bir haber geliyor. Diyor ki: “falanca yerde ‘Yaratılış Atlası’nın’ okunmaması için herhangi bir girişimde bulunduk” diyorlar. Yani en az o ne demektir, biliyor musun? En az 3000 tane Atlas’ın ilgili yerlere gitmesi demektir, en az. Yani Müslümanın kızması çok makbul bir şeydir. Adrenalin durduk yere salgılanmıyor, inşaAllah. Yani bu tip olaylarda, coşarım ben. Yani onun için, mesela bir haber çıkıyor. Yeni Şafak’ta, dün öyle bir haber çıktı. Yani hani derler “tepem attı” derler. Acayip buğz ettim. Benim kızmamda azmim artar, o şekildedir. Yoksa nezakette, saygıda, hürmette kusur etmem inşaAllah. Çünkü çok itidalli bir insanım. En kızdığım dönemde bile mutlaka makul ve Kuran’a göre en adil şekilde davranırım, herkes beni bilir. Yani en münasebetsiz, en gıcık adamla karşılaşsam bile son derece insancıl, hürmetli, mutedil, makul, Kuran’a uygun hareket ederim. Yani öyle kontrolsüz bir tavrım olmaz, dengesiz bir tavrım olmaz. Şimdi bu arkadaşlara, yani o dediklerine ve diyeceklerine pişman edecek bir çalışma yapıyorum, inşaAllah. Yani hepsine ulaşacak kitap, Allah’ın izniyle. Kardeşim sen bir fikre hem kork, hem de karşı ol. Böyle bir şey, olur mu? Bilmediğin fikre sen nasıl karşı oluyorsun? Ve korktuğun bir fikre nasıl karşı oluyorsun? Yani mesela ben faşizmden korkmam, komünizmden de korkmam. PKK’lı alayı gelsin, gelsin bana anlatsınlar. Hiçbir şekilde de etkilenmem, ben. Yani azılı ateistleri getirsinler, dinlerim ben. Hayır gelmelerine gerek yok, ben kitaplarını alıyorum adamların, okuyorum zaten. Yani en gizli eserlerini bile elde etmeye çalışıyorum, okuyorum ve böylece onlara cevap hazırlıyorum. Ben bu kadar rahatken onlar niye böyle rahat olamıyor? Kardeşim, değil mi? Verdiğimiz cevaplardan niye bu kadar tedirgin oluyorlar? Niye panik oluyorlar? Bir insan yenileceğini anlarsa bir fikirden korkar. Hakikaten insanlar korkarlar bazen, değil mi? Ben niye korkayım Darwinin zırvalarından, ne kadar aşağılayıcı, küçük düşürücü olur, değil mi? İstediğini anlatsın adam, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER:Münevver Başeğmez. Şualardan bir alıntı ile başlamış kardeşimiz. “Büyük Mehdi (a.s.)’nin dört ehemmiyetli vazifesinin ve daha evvel gelip geçen küçük Mehdi (a.s.)’ler, büyük Mehdi (a.s.)’nin bir kısım vazifelerini bir cihette (bir açıdan) icra ettiklerini(yerine getirdiklerini) ve şeriat-i Muhammediye’yi (a.s.m.) (Peygamberimiz (s.a.v.)'in yolunu, Kuran ahlakını) ve hakikat-i furkaniyeyi (Kuran ahlakının esaslarını, hakikatlerini) ve sünnet-i ahmediyeyi (a.s.m.) (Peygamberimiz (s.a.v)'in sünnetini) ihya ile (yeniden canlandırma ile), ilan ve icra ile (herkese duyurarak ve uygulayarak), başkumandanları olan, büyük Mehdi (a.s.)’nin kemal-i adaletini (yüce adaletini) ve hakkaniyetini (haktan ve doğruluktan ayrılmayışını, doğruluğunu) dünyaya göstermeleri gayet makul olmakla beraber, gayet lazım ve zaruri ve hayat-i içtimaiye-i insaniyedeki düsturların (cemiyet hayatına ait kuralların) muktezasıdır (gereğidir)”. Şahs-ı manevici kardeşlerime soruyorum: İlan ve icra (herkese duyurma ve uygulama) yapan, başkumandan, büyük Mehdi (a.s.) olarak yüce adaletini ve hakkaniyetini dünyaya gösteren kimdir? Kemal-i adaletini (yüce adaletini) gösteren kimse hakim hükmündedir. Mahkum hükmünde olmaz. Dünya çapında adaleti sağlayan hakimlik görevi olan, Hz. Mehdi (a.s.) zuhur etmek üzeredir.”
ADNAN OKTAR:Ankara’da Cebeci’de, Nur talebelerinin kaldığı bir dershane vardı. Biz o zaman Ankara’da Seyranbağları’nda oturuyorduk. Bizim evin yanında bir apartman vardı, onun bir yanında, bir apartman vardı. Orada böyle dörtgen bıyıklı, delikanlılar girip-çıkıyorlardı. Bana haber geliyordu işte, Nur talebeleriymiş gibi komşular konuşuyorlardı. Ama “gelip-gittiklerini kimse bilmez” diyorlardı. Yani böyle, sessiz-sedasız, hep başları yerde. Hiçkimseyi rahatsız etmez, evde hiç ses çıkmıyormuş, çıt çıkmıyormuş. Giriş-çıkışlarında son derece hürmetkarlar diye, konu-komşu bayağı sitayişle ve saygıyla bahsediyorlardı. Sonra bir kaymakam tanıdığımız vardı. Nur talebesiydi, bilmiyorum mahsuru var mı? İsmini vermiyoruz, ne olacak? Ama sonra kaymakam oldu, o zaman siyasalda okuyordu. Benimle tanışmıştı, selamün aleyküm, aleyküm selam deyince konuşmuştu. Nur talebesi olduğunu söylemişti. “Seni” dedi “tanıştırayım, Nur talebesi arkadaşlarla, tanıştırayım” dedi. “Tamam olur” dedim. Bizim evi de biliyordu yan tarafta. Bir gün bizim eve ziyarete geldi. “Haydi seni götüreyim, Nur talebelerine” dedi. Ben acayip çekindim yani, dedim “artık herhalde ben gittim” dedim yani. Demek ki insanda öyle bir şey oluyor, Allah’ın hikmeti. Bak ne kadar garip bir şey. Yani artık herhalde “öldürürlerse de öldürecekler, ne yapayım?” dedim. Önce gitmek istemedim ama çok acayip ısrar ediyor. Ben de nezaketen kıramadım da, yani şey yapamadım. “En fazla ne yaparlar, öldürürler” dedim. “Ne yapayım? Gideyim” dedim. Yani insanların dindarlardan çekinmesinin ruhunu ben anlıyorum. Yani çünkü ben kendim. Tertemiz insan, çok efendi çocuk. Mesela arkadaşlarını da görüyorum. Yani ne olabilir? “Nur talesinin toplantılarına götüreceğiz seni” dediler. Bak akla gelen uç ihtimale bak. Demek ki, insanlar böyle düşünebiliyor yani. Ki ben makul düşünen bir insanım o zamanlar. Başımın belaya gireceğini düşündüm, bir türlü girebileceğini düşündüm. “Ama en fazla da bu olur” dedim. Oraya gittik -sen hakimane deyince, o aklıma geldi- “gayet hakimane” doğu şivesiyle “gayet rahimane” diye, konuşan anlatan birisi vardı. O kelimeler aklımda kaldı, unutmam. O zamanlar lisedeydim. Bak “gayet hakimane, gayet rahimane” dedi. Zayıf bir ağabey böyle, çok zayıf. Bir ayağını dikip bir ayağını da katlayarak oturmuştu, yüksek bir yere. Çaylar yapıldı, kalabalıktı böyle herkes gelip tokalaştılar yani iki elleriyle. Risale-i Nur’dan ders yaptılar. Ama büyük zevk aldıkları, çok hoşlandıkları anlaşılıyordu dersten. Benim de hoşuma gitti tabii. Sonra, ben Ahir zamanı sordum onlara, o zamanlar. Bana Şuaları vermişti, o arkadaş. Şualar isimli Bediüzzaman’ın kitabını. 5. Şua, bir açtım, müthiş hoşuma gitti. Yani aradığım konuların hepsi var. Ama mükemmel anlatıyor Bediüzzaman, çok şahane anlatıyor. Sonra yine araştırdım. O Pamuk yayınlarının Kıyamet Alametleri var şu, kitap. İlk okuduğum eserdir. Okudukça, araştırdıkça Ahir zamanın içinde olduğumuzu, yani hakikaten Mehdiyet’in doğru olduğunu, deccalin zuhur ettiğini, yani olağanüstü bir dönemden geçtiğimizi çok net anladım. Fakat Bediüzzaman’ın üslubundaki samimiyet yani onu pek önemli görmüyor bazı insanlar. Diyorlar ki; “mesela, Risale-i Nur’un dili değişsin. Yani düz türkçeye çevrilsin”. Kardeşim, şimdi mesela ben konuşuyorum, siz benim samimi olup olmadığımı konuşmamdan anlarsınız. Yani bu değiştirildi mi, düz yazıya mesela mikrofonik bir yazıya, konuşmaya çevrildiğinde bu bambaşka bir şey olur. Yani olmaz o, onun için Bediüzzaman da anlatırken son derece samimi anlatıyor. Yani böyle derin ve gerçekten iman ettiği ve gerçekten anladığı, gerçekten doğru olduğu ve olayı da gerçekten yaşadığı anlaşılıyor anlatımından. Bir insanın yaşamadığı bir olayı anlatırken ayrıdır, görmediği bir şeyi anlatması ayrıdır. Ama gördüğü ve bildiği bir şeyi anlatması çok ayrıdır. Bunu görüyoruz biz Risale-i Nur Külliyatı’nda. Yani orada bir olağanüstülük var. Mesela Mehdi (a.s.)’yi anlatırken Bediüzzaman, Mehdi (a.s) hakkında, görerek bilgiye sahip olduğu anlaşılıyor. Yani görmeye dayalı bir bilgiden bahsettiği anlaşılıyor. Yani Allah’ın dilemesiyle. Yani bir şekilde Allah ona, o bilgiyi vermiş. Yani metafizik yönü var. Yani sırf okumayla, bilgiyle elde ettiği bir şey değil. Yani hem ilham aldığı anlaşılıyor. Hem de Allah’ın ona bir şeyler bir görüm sunduğu Cenab-ı Allah’ın anlaşılıyor, yani çok net. Çünkü samimiyetsiz bir anlatım var. Bazı dini eserler var, okuyorum ben, adam sahtekar anlaşılıyor üslubundan. Hemen anlıyorum, bayağı süslü yazmış, çok özenli yazmış, coşkular ilave etmiş. Candanlığını vurgulamak için bazı bir şeyler yapıyor. Ama hemen anlıyorum sahtekarlığını. Mesela bazı, dindar hocalar çıkıyor. Anlatıyorlar mesela heyecanlanmış gibi yapıyor, çok etkilenmiş gibi yapıyor ama çok aşağılık hareketler, basit. Anlıyorum yani sahtekarlık yaptığını. Yani sesini titretiyor böyle, değil mi? Böyle ulvi bir hava veriyor, ruh gibi havaya bakarak falan konuşuyor. Yani klasik sahtekar havası veriyor ve kızdırıyor, beni. Bediüzzaman’da bu hiç yok. Yani müthiş bir samimiyet var, müthiş bir derinlik var. Millet de zannediyor ki insanlar, sadece bilgi aktarıyor, öyle değil. Yani bir de gözüyle gördüğü bilgiyle takviye ediyor. Bu çok hayati bir şeydir. Ve çok şaşırtıcı Bediüzzaman’ın bu yönü. Bu konuyu dedin de aklıma geldi. Bu bizim kardeşi Ankara’ya gönderdim biliyorsun. O kişilerle görüştü, bayağı bir bilgi edinmiş. Onu da anlatacağım size. Ama şimdi başka bir konulardan anlat sen bildiğin bilgilerden.
ALTUĞ BERKER: Estağfurullah hocam, inşaAllah. Bazı gazete haberleri vardı hocam isterseniz onlardan gösterebilirim hocam. Şehitlere yönelik törende hocam “Dualarla Veda” demiş, Türkiye gazetesinde. Siz daha evvel övüyordunuz, bütün komuta kademesi, devletin üst yönetimi, dua ediyorlar, maşaAllah.
ADNAN OKTAR: Şimdi Allah’a inanmayan bir insan böyle dua eder mi? Devletimizin nasıl dindar olduğunu, milletimizin nasıl dindar olduğunu gösteren apaçık tablo. Bakın Başbakan, Genel Kurmay Başkanı ve diğer bütün zevat, maşaAllah. Yani mülki erkan, askeri erkan inşaAllah. Hep muhterem insanlar, maşaAllah.
ALTUĞ BERKER: Cumhurbaşkanımız da dahil hepsi oradalar hocam. Başka bir habere geçiyorum hocam. “NY Times: Türkiye, Sünni Arapların lideri olabilir” demiş hocam. Türkiye’nin hep liderliği konuşuluyor yurt dışında.
ADNAN OKTAR:Niye Sünni Arapların? Herkesin lideri, ne alakası var. Şii, Sünni hepsi kardeş.
ALTUĞ BERKER: “New York Times’dan Ortadoğu yorumu; Türkiye, lider ülke.”
ADNAN OKTAR:Bu doğru tamam.
ADNAN OKTAR:“Çinli Müslümanlar İhsanoğlu ile moral buldu.” Çok iyi yapmış hocamız, maşaAllah. Çinli Müslümanları, ziyaret etmiş. Şu şahane bir haber. Bu çocuklar çok zor durumdalar. Canlarım benim, MaşaAllah. Geçen günler, Çin Büyükelçisi’nin yardımcısı aradı. Bizim kardeşlerle konuştu. Büyükelçi’nin de selamını göndermiş bana. Yani saygılarını, selamlarını. O da görüşmek istiyormuş. “Sizden çok memnunuz” diyor. Niye dedik? “Çünkü siz sorguluyorsunuz yani adaletli davranıyorsunuz, yani tek yanlı bilgiye dayanmıyorsunuz. Bize kimse sormuyor” dedi, şu ana kadar. Yani “hep tek yanlı bilgi alıyorlar, yani bize danışmaya gerek duymanız, ilk defa karşılaştığımız bir olay. O yüzden bu çok hoşumuza gitti” dediler. “Sizinle yine görüşmek istiyoruz demişler işte. Hocamızla da görüşmek istiyoruz” demişler. Tamam biz Çin’i seviyoruz. Çinle bizim bir alıp veremediğimiz yok. Biz Uygurlu kardeşlerimizin rahat etmesini istiyoruz. Uygurlu genç kızlarımızın rahat etmesini istiyoruz. Haysiyetiyle şerefiyle rahat yaşamalarını istiyoruz, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER: “100 yıl sonra insan nesli biter” demiş hocam bilim adamı Fenner. “İnsan ırkının bir nüfus patlamasından ve dizginsiz tüketimden hayatta kalamayacağını öne sürmüş” hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR: 100 yıl sonra.
ALTUĞ BERKER: Sizin verdiğiniz Üstad’dan söylediğiniz, Kıyamet tarihine yakın bir tarih.
ADNAN OKTAR:Evet inşaAllah.
ALTUĞ BERKER:“Yunanistan’ı mucize kurtarır.” Avrupa’daki ekonomik kriz, “2014’e kadar süreceğini söylemiştiniz” hocam inşaAllah. IMF’de aynı yönde açıklama yaptı sizden sonra. Başka bir bilgi de yok sizin söylediğiniz dışında. Bir de dün İstanbul’da, dolu yağdı hocam. Onunla ilgili bir haber var.
ADNAN OKTAR:Ne zaman yağdı?
ALTUĞ BERKER: Günlük güneşlikti 2-3 dakika da bir anda karardı hemen yağmur dolu,
ADNAN OKTAR:Allah Allah, kaçta?
ALTUĞ BERKER: Yani böyle hayret ettirecek şekilde. Saat akşamüstü beşlerde falan hocam.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah hakikaten güvercin yumurtası kadar var yani. İnsanın kafasına çarpınca ne oluyor acaba? Bayağı acıtır. Ama çok sevimli şeyler maşaAllah. Tertemiz, maşaAllah. Limonatanın içine atıp içmek lazım limonataya.
ALTUĞ BERKER: Amerikalı ünlü bir yazar var hocam. Foreign Policy yazarı ve dış işleri konseyi üyesi, James Traub. Başta kendi olmak üzere ABD’de deki gençlere Türkçe öğrenmeleri konusunda tavsiyede bulunuyor hocam.
ADNAN OKTAR: Mehdi(a.s)’nin dili. Öğrenecekler, Fethullah Hocamız da sağolsun, bütün millete Türkçe öğretiyor. Mehdi (a.s)’nin dilini bütün dünya öğreniyor, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER: Daha önce bahsettiğiniz başka bir konu vardı hocam. Onunla ilgili bir haber vardı.Daha evvel iddia edilen Ergenekon Örgütü’nün savcıları, hakimleri nasıl tehdit ettiğini anlatmıştınız, hocam. Anılarını yazan eski bir istihbaratçı kitabında şöyle. “Merhum Cumhurbaşkanı Turgut Özal’a suikast gerçekleştiren, Kartal Demirağ’ı sorgulayan savcılardan Uğur Tonik’in o dönem, kızının kaçırıldığını ve bu yolla savcıya tehdit yapıldığını” anlatmış, hocam.
ADNAN OKTAR:Rezalet, kardeşim her zaman söylüyorum bak. Hakimlerimize, savcılarımıza sahip çıkacağız. Dürüst hakimlere ama. İddia edilen Ergenekon Örgütü’ne hizmet edenleri ise, o ayrı. Öyle, o yok, onda yokuz. Atatürkçü, milliyetçi, vatanını, milletini seven, mukaddesatçı, dürüst, efendi bütün hakim ve savcıları şefkatle koruyup kollamak hem devletin görevidir hem de milletin görevidir. Yani kıllarına, tüylerine zarar getirttirmeyiz Allah’ın izniyle. Göğsümüzü siper ederiz, inşaAllah. Polisimize destek, savcılarımıza destek, hakimlerimize destek çok önemli. Ama Allah rızası için. Yani yakasını kaptıran hakim, savcı varsa iddia edilen Ergenekon Örgütü’ne devletten yana tavır alsın. Bakın Atatürk’ün kurduğu Cumhuriyeti yıkmakta azmetmiş, azgın bir güruh. Gözü dönmüş ve psikopat ordusudur iddia edilen Ergenekon Örgütü. Son derece alçak ve şerefsiz adamlar. Yazıktır, değil mi? Yani sırf şahsi korkudan dolayı gidip onlara köle olmak. Yani ne olur Allah’a verecek bir can borcun var, gelip öldürsün öldürecekse. Yani şehit eder en fazla yani. Ki yani hukukla kırarız kollarını. Öyle bir şey de olmaz, Allah’ın izniyle. Taa omzundan kırarız kolunu. Kanun ve hukuk var, değil mi? Hatta boynunu kırarız, kanunla, hukukla, Allah’ın izniyle. Öyle bir şey olmaz. Gönülleri çok çok rahat olacak. Zaten hep delikanlıdır hakimlerimiz, savcılarımız maşaAllah. Ama bazen ürkütebiliyorlar, tedirgin edebiliyorlar. Ama vargücümüzle destek olup, sahip çıkmamız gerekiyor, inşaAllah.
Bir ara verelim.
Basında Harun Yahya
Devamı ...
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Başlıklar
Devamı ...Makaleler
Devamı ...
Sizden Gelen Güzellikler
Devamı ...Basında Harun Yahya
Devamı ...Basında Harun Yahya
Devamı ...