SUNUCU1: Yayınımıza kaldığımız yerden devam ediyoruz, Hocamız da bize katıldı. Hocam hoş geldiniz diyorum ilk olarak.
ADNAN OKTAR: Evet, hoş bulduk.
Neler konuştunuz Hocamla?
SUNUCU1: Evrimden bahsettik Hocam. Arkasındaki barındırdığı... aslında bir bilime dayanmadığını, daha çok bir din olduğunu.
SUNUCU4: Gayet açıklayıcıydı. Çok güzel örneklerle evrim teorisini, Darwin Teorisi’ni pardon düzeltiyorum çürüttü. Bize örneklerini sundu. Küçücük bir çocuğun bile bunu anlayabileceğini bize gösterdi.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah, elhamdülillah çok iyi olmuş. Efendim ne yapıyor Ertuğrul Bey, yine aynı konudan devam ediyor, ruhtan. Ne demiş? “Yazıyı silip attım, tekrardan Pazar yazısına döndüm. İnsanın ruhu var mıdır? diye bir yazı yazdım. Vardığım sonuç kiminde epey vardır, kiminde hiç yok. Kiminde başkalarına, uzaktakilere epey vardır da; burada, dibinde, sınır karakolunda oturan çocuklara karşı zırnık kadar yoktur. Pazar günü Işın Çelebi aradı. ‘Ruh vardır ve Mevlana’ya göre o sevgidir’ dedi. ‘Doğru vardır’ dedim. ‘Esirgemediğiniz takdirde vardır’ dedim. Yani sevgiyi, ilgiyi esirgemediğiniz zaman.” Şimdi “ruh vardır ve o sevgidir.” Şimdi bu yanlış, tamam ruhun bir vasfıdır sevgi. Ruhun bir vasfıdır, şefkat bilir, vefa bilir değil mi? İnsancıllık vardır ruhta ama ruh eşittir sevgi, o zaman ruhu inkar anlamına gelir o, öyle olmaz. Ruhun bir vasfıdır sevgi denirse olur. Ama Ertuğrul Bey ruhla ilgili benim kanaatim biraz vesveseleri var gibi görünüyor. Biraz değil bir hayli, o zaman ona ruhla ilgili bu hafta yoğun bir ders yapalım, inşaAllah. Maddenin hakikatini anlatalım. Bir de ruhu detaylı olarak anlatalım, ama tabii Allah “az bilgi verilmiştir ruh hakkında size” diyor. O yüzden Allah’ın bizlere bildirdiği kadarıyla bildirebiliriz inşaAllah.
“Kemal Kılıçdaroğlu: ‘Kanı kanla temizlemeyiz.’ CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu, Gaziantep’ten Adıyaman’a geçti. İlk mitingini de ilin Gölbaşı ilçesinde gerçekleştirdi” diyor. Nasıl yapmayı düşünüyor konuyu acaba? “Bir pankart gördüm, ‘Kahvaltımı ettim, öğlen yemeğim var ama akşam ne yiyeceğim bilmiyorum.’” Pankartta bu varmış. “Önce açlık giderilmeli, Doğu’da”, Güney Doğu’da. “Aç insan demokrasi peşinde koşmaz, Cumhuriyet’i düşünmez. Önce açlık sorununu çözeceğiz. Bu vatandaşın açlığını gidereceğiz, ondan sonra terör için mücadele edeceğiz. Terör sadece silahla çözülmez, ekonomik ve sosyal önlemlerle çözülmeli. Terörün içeriden ve dışarıdan destekçileri var. Terörle mücadelede bölgede yatırım çok önemli, böylece hem teröre, hem işsizlerle mücadele edeceğiz. İşsizlikle mücadele edeceğiz.” Ama şimdi aynı üslubu kullanmış, aynı mantık. Biz gece gündüz bunu anlatıyoruz, dönüp dolaşıp aynı noktaya geliyorlar. Yemek yerlerse, karınları doyarsa, çorba içerlerse, zinde olurlar, dolayısıyla teröre bulaşmazlar. Efendim ne diyor; “ekonomik” yani eğer elbise alırsan, yiyecek alırsan, üstünü başını düzeltirsen, adam teröre girmez, diyor. PKK, adamları tepeden tırnağa giydiriyor, gayet de mükemmel besliyor, adamlar zımba gibi yani öyle bir sorunları yok. En mükemmel yiyeceklerle besleniyorlar. “Sosyal önlemler,” şimdi bunu açıklaması lazım. Böyle flu açıklamalar, yani bunlar çok fasit daire meydana getirir. “Sosyal önlem,” nedir sosyal önlem? Ev alalım, araba alalım falan anlamındaysa, bu olmadı. Yine aynı noktaya geldik demektir. Bakın komünizmin çözümü, anti-komünist propagandadır, Kemal Bey. Benim ona saygım var Kemal Kılıçdaroğlu’na. Hakikaten ben, mazlum insan bakıyorum, nezih bir insan, dine karşı da saygılı bir üslubu var, bu güzel. Ama komünizmin önemini, materyalist düşüncenin önemini, Darwinist düşüncenin önemini görmesi lazım bir lider olarak. PKK’nın dini Darwinizm’dir, materyalizm ve komünizmdir, komünist düşüncedir. Orada bir komünist hareket var, komünist gerilla hareketi var. Yani adamlar biz acıktık, ben silahı aldım dağa çıktım demiyor, öyle bir konu yok. İşte annesinin çorbasını içemediği için dağa çıkmış değil, değil mi? Sosyal önlemler almadınız, fabrika kurmadınız, işte biz de dağa çıkacağız demiyor ki adamlar. Fabrika kurarsan, fabrikada daha iyi örgütlenir, daha iyi palazlanır, istihbarat gücünü daha iyi kurar ve var gücüyle mücadelesine devam eder. Bununla bunun alakası yok. İyi yedirirsen, daha sağlıklı olur, daha iyi mücadele eder sana karşı. Ama anti-komünist propaganda yaparda sonrada beslersen, yiyecek verirsen değil mi? Kıyafet verirsen, bu zaten gerekli. Onlar bizim canımız, ciğerimiz, kardeşlerimiz Güneydoğu halkı değil mi? PKK’yı bir kenara koyalım inşaAllah. Bir kere dünyanın en nezih insanlarıdır, ben söyleyeyim Güneydoğu’nun insanı. Son derece efendi, böyle tenezzül etmez bir şeye. Mesela aç kalır, yemez ama tenezzül etmez. Yani böyle bir şeyi isteyen bir insan değildir Güneydoğu halkı, utanır, ağırına gider. Çok kibar insanlardır, hürmetkardırlar. Ben çok tanıyorum Güneydoğu’lu, benim kardeşlerim de, birçok arkadaşım, kardeşim hep Kürt’tür. Yani bizim birçok kardeşimiz hep Kürt. Ve müthiş hürmetlidirler, çok güzel huylu insanlardır. Ama Kemal Kılıçdaroğlu komünizme karşı açık tavrını koymazsa, kahrolsun komünizm düşüncesi oturması lazım. Kahrolsun faşizm düşüncesi oturması lazım değil mi? Yani o düşünceyi kahredecek bir fikir geliştirilmesi gerekir. Bu da anti-Darwinist, anti-materyalist politikayla olur ve çalışmayla olur. Bilimsel çalışmayla olur. PKK’yı bitirecek olan bilimdir, bilimle biter. Başka bir şeyle bitmez. Çünkü sahte bilimle ortaya çıkmışlardır, gerçek bilimle yok olurlar. Yani mesela Müslümanları iten güç ne oluyor? Biz Çanakkale’de niçin savaştık? Allah’a inandığımız için savaştık, değil mi? Vatan, millet sevgisi var, yoksa adam gelip savaşır mı? İmanla savaştık. İmanı gitse adam savaşır mı orada? Savaşmaz. Şimdi PKK’nın hayatı da bir dine bağlı. Yani Leninist, Stalinist bir din anlayışı var. Onlar kendilerine “devrimci” diyor, yani komünist devrimci. Che mücadele etti dağlarda değil mi? Sonunda adamı vurdular ve adam şimdi efsane gibi kendi kafalarına göre. Müthiş bir hayranlık duyuyorlar ona karşı, çünkü bir dinin böyle bir temsilcisi yani o dinin bir mürşidi konumunda adam. O yüzden onlar, ona adeta tapıyorlar. Yani Marks’a adeta tapıyorlar, Lenin’e adeta tapıyorlar, hayatlarını ona adamış durumdalar. Bunlar varken Kemal Kılıçdaroğlu’nun bunu görmemesi inanılır gibi değil. Halbuki Marksizm’i çok iyi bilen bir insandır, Kemal Kılıçdaroğlu. Marksist felsefeyi, Leninist felsefeyi, Stalinizmi çok iyi bilen yani genel kültürü bu yönde iyidir Kemal Bey’in. Ve Leninizm’in pratik uygulamasında, asker öldürmenin, polis öldürmenin bir ibadet olduğunu herkes bilir. Bir Leninist için asker öldürmek kutsaldır, polis öldürmek kutsaldır. Karakol bombalamak kutsaldır, banka soymak, gasp yapmak kutsaldır. Yani o dinin bir ibadetidir o. Marks bir din kurmuştur, o dinin kuralları vardır, o dine uyanlar bunu uygulamak durumundadırlar. Ve adamlar o dinin ayinini yapıyorlar. Yani komünizmin kana ihtiyacı vardır, sürekli kan akıtılması lazım. Bakın günlük onların kan ihtiyaçları var, haftalık kan ihtiyaçları var, onu sürekli alıyorlar. Ve muazzam bir komünist propaganda yapılıyor. Şu son 100 yılın en muazzam komünist ayaklanması, en muazzam komünist hareketi bu gün Güneydoğu’da uygulanıyor. Yani bölgede böyle bir komünist hareket yok, bu derece güçlü komünist hareket yoktur. Ve komünist propaganda da, Leninist propaganda da, yani Leninist terörist olmak mecburiyetindedir zaten, Leninist propaganda da günlük şeyler...
SUNUCU1: Cinayetler...
ADNAN OKTAR: Cinayet demeyeyim tabii, onların kendilerine göre, onlara göre cinayet, ama bize göre şehadetler, propagandanın temelini oluşturur. Mesela bu basına yansıyor, televizyonlarda anneler feryat figan ağlıyor, askerler üzgünüz diyorlar değil mi böyle? Hatta bir kısmı artık toprak verelim falan demeye başladı. Ağzını böyle ta çenesine kadar yırtmamız gereken adamlar böyle adamlar. Tabii hukukla ve kanunla, bazı münasebetsizler toprak verelim demeye başladılar. Sıkıysa ver de bir görelim bakalım nasıl oluyormuş, onu bir anlayalım yani. Bugün toprak veren, yarın namusunu da, haysiyetini de verir, şerefini de verir, her şeyini verir. Vermediği hiçbir şey kalmaz.
SUNUCU3: Kanla kazanılan topraklar bu şekilde verilmez.
ADNAN OKTAR: Evet tabii. Hayır ben söyledim, şöyle olabilir. Bütün Türkiye’yi şehit ederler, tamam.
SUNUCU3: Evet kanla aldık, kanla veririz. 2. Abdülhamit’in dediği gibi.
ADNAN OKTAR: Evet o zaman bir şey diyemeyiz yani, o zaman bir şey yok inşaAllah. Fakat Leninizm’in temel prensibini görmezden gelmek, inanılır gibi değil. Ben kabus mu görüyorum artık yani. Gece gündüz anlatıyorum, bir kısım insanlara ben bunu anlatamıyorum. Televizyonda onlar yayınlandığında, halkın PKK’ya karşı hayranlığı kat kat artıyor. Mesela diyor ki; “bu kanlı eylemi protesto ediyoruz” diyor. Adamlar kahkahalarla güler buna. “Kınıyoruz” diyor, adam buna kahkahalarla güler. Kardeşim senin kınamanı ne yapsın adam, öyle kınama olmaz. Benim bildiğim bir kınama vardır, o bir daha yerinden kalkamaz ondan sonra, bir kınama modeli vardır. Öyle kınama yapılmaz. Bunu uygulamaları lazım. Sırf havadan bombardımanla, topçu ateşiyle, dağı, taşı bombalamakla bir şey olmaz. Beyinlerin bombalanması gerekiyor, fikrin bombalanması gerekiyor. Bunun içinde bilimin kullanılması lazım, bilim adamlarının kullanılması gerekiyor. Anti-Darwinist, anti-komünist, anti-Leninist propaganda gerekiyor. Mesela bir şehit cenazesi olmadığı gün yok neredeyse televizyonlarda değil mi? Çok geniş yer alıyor ve basında da ana haber. Bütün gazeteler bir anlamda, onlar istemiyor tabii istemezler gazeteler ama PKK’nın propagandasında ana araç konumuna gelmiş durumdalar, onların istememesine rağmen. Çünkü her çıkan haber, PKK’nın halkın üzerindeki gücünü artırır. Halk da dehşet duygusunu uyandırır ve insanlar güçlüden yana olurlar, haklıdan yana olmazlar. Güçlü neredeyse o tarafa döner insanlar. Yani oradaki gariban insan, ne yapsın adam? Sağı PKK, solu PKK, ilerisi PKK, gerisi PKK. Adam diyor; “senin çoluğunu çocuğunu yok ederiz, seni de yok ederiz. Geleceksin bizim toplantılarımıza katılacaksın” diyor, adam gidiyor, “sen niye gittin” diyorlar, bu sefer oradan adamı hapse sokuyorlar. Hapiste de yeniden propaganda yapılıyor, adam PKK’lı oluyor ondan sonra. Halbuki bilimsel çalışma yapılmış olsa, yani bu PKK’yı kavurur adeta, böyle yakar, perişan eder, en dayanamayacakları konudur. Mesela Allah vermesin, Müslümanlar için de değil mi, dinine, imanına saldırıldığında Müslümanlara çok şiddetli etki yapıyor değil mi? Onların da dinine, imanına saldırıldığında çok büyük etki yapar işte, değil mi? Oradan vuracaksın. Tabii kökten çözümdür. Şimdi radyolar onların emrinde olmuş gibi oluyor bir anlamda, bir kısım radyolar. Bir kısım gazeteler onların emrinde gibi oluyor, bir kısım televizyonlar onların emrinde gibi oluyor. Onlar istemiyor ama oluyor. Leninizm’in propagandaya çok büyük ihtiyacı vardır ve Leninist propagandanın önemini anlatır Marksist eserlerde, Lenin çok detaylı anlatır. Her bombalama olayı, her soygun olayının halk üzerindeki etkisini anlatır. Proletarya diktatörlüğünün bu gereğidir. Yani en önemli hayati noktasıdır, o ayinidir proletarya diktatörlüğünün. Şiddet, asla vazgeçilemeyecek bir konudur. Ama bilimsel yönden, kökeninden vurdun mu, adamın ikna edecek gücü kalmıyor yani yapacağı bir şey kalmaz. Sen Darwinizm’i elinden almışsın, materyalizmi elinden almışsın, adam komünist propaganda adına o dini nasıl ayakta tutsun, neyi anlatsın? Ya siz açsınız, yemek yemiyorsunuz, çıkın dağa derse adam dinlemez onu. Geçenlerde de dedim, gider mafyaya katılır, eğer soygunculukla para kazanmak istiyorsa gasp yapar ama çıkmaz dağa, niye çıksın ki adam dağa? Dağdaki şartlar çok zor, adamlar mağaralarda toplanıyorlar. Sıfırın altında 20 derecede, çorba içemediği için dağda durmaz adam, sıfırın altında 20-30 derecede. Evlenemediği için dağa tırmanmaz adam. “Ya diyorlar bu çocuklar evlenemiyor, sosyal ihtiyaçları şey yapılamıyor, o yüzden dağa çıkıyorlar. Biz bunlara bir çorba yapalım, annesinin çorbasını içsin, birde evlendirelim davullu, zurnalı hiçbir şeyleri kalmaz” diyorlar. Kardeşim bu nedir, ne yapmak istiyorsunuz böyle? Böyle bir şey yok. Yani açın bakın, dünyada iki hareket vardır. Biri komünist, bir de faşist hareket vardır. Onun dışında Müslümanlık vardır, Müslüman düşüncesi vardır. Vahşi kapitalizm, faşizmin bir başka uygulamasıdır, onlar da Darwinist’tirler. Buna karşı akılcı, bilimsel propagandanın dışında bir yolu yoktur. Radyoları kullanacak, televizyonları kullanacak, özellikle Darwinizm, Darwinist, materyalist düşünce. Güneydoğu’da çocukları alıyorlar, Tabiat Bilgisi kitabı var, Darwinizm okuyor çocuklar, devletin kitabında Darwinizm anlatılıyor. Tarih kitabını alıyor, onda da Darwinizm anlatılıyor. Sosyoloji kitabında, o da Darwinizm ve Marksizm de anlatılıyor. Hayır anlatılsın tamam da, cevabı? Cevabı yok. Biz anlatılmasın demiyoruz ki, hatta bilakis hepsi gelsin, anlatsınlar ama cevabının anlatılması lazım.
Tabii, inşaAllah Kemal Bey de bunun önemini kavrar da, dikkat eder bu konuya yani bu konuda bir atak yaparlar inşaAllah. Çünkü dinle ilgili mesela İslam’la ilgili konuşmaları oluyor, geçenlerde dua etti. Çok hoşuma gitti mesela bayağı güzel. Ben öyle bir konuşma yaptım, ben dedim; “bir işaret verseniz çok iyi olur, Müslümanlığınız, dindarlığınız ile ilgili” dedim. İyi oldu, güzel oldu. Geçenlerde öyle bir tavrı oldu. Ertuğrul Özkök, mesela bak ne diyor “ben ruhun varlığına inanmıyorum” diyor, özetle bunu anlatıyor. Materyalistler ne diyor, onlar da “ruh yok” diyorlar. Lenin ne diyor, “ruh yok”, Marks ne diyor, “ruh yok” diyor. Ertuğrul Özkök de aynısını söylediğine göre, dönüp dolaşıp olay yine Darwinizme dayanıyor. Şimdi Ertuğrul Özkök’ün kafasının Darwinizmle bulandığı belli, onu anlatamıyor işte kenardan köşeden konuyu anlatmaya çalışıyor. Halka bilinçaltı kurgulama yapacak kendince, yani böyle bir aydın kafası var güya aydın kafası var. Böyle çaktırmadan yandan cebe kaydırma metotları böyle. Kardeşim bunlar çok ucuz metotlar, bunlar kolay metotlar. Bunlar 1960’larda, 50’lerde hatta 20’lerde falan uygulanırdı bunlar. Ömer Seyfettin kitaplarında olurdu, böyle hafif hafif, alttan alttan halkı aydınlatmak, çaktırmadan bilinçaltına bilgi vermek. Bunları bıraksın, konuşacaksa açık açık söylesin. Flu izahlara gerek yok. Ben Darwinist, materyalistim desin, gelin tartışalım desin değil mi? İşte kitap okudum sarsıldım, paramparça oldum, ruhum yıkıldı falan, bir kitapta yerle bir oldum, bütün dünyam bitti, zangır zangır titriyor, bilmem ne falan böyle bunları bıraksın. Titrediği, hopladığı falan hiçbir şeyi yok. Yani o halkın, tereddüt içinde olan halktan insanlar varsa, onlara etki etmek için yapılmış bir bilinçaltı kurgulama metodu. Bir toplum mühendisliği uygulaması güya. Bunları bırakacak, açıkça söylesin. Materyalizmle, idealizmin bir mücadelesi vardır dünyada, ta dünyanın en başından beri. Hz. Adem (a.s.)’le başlamıştır, Kıyamete kadar devam edecektir. Şeytanla, iblisle, inananların, Allah taraftarlarının, Hizbullahın, Allah hizbinin bir mücadelesi vardır. Bildiğimiz Hizbullah değil bu, Allah hizbi yani Müslümanların tamamı inşaAllah. Bu mücadele de birçok yöntem kullanılır. Mesela biz de şu an Allah taraftarı olarak bir mücadele veriyoruz. Mesela inancı dolaylı anlatanlar da var. Çaktırmadan anlatmaya çalışıyor ama bu çok cılızdır. İnançta bu olmaz. İnançsızlıkta bir avantajdır bu yani böyle bir yöntem avantajdır. Ama inançta bir avantaj olmaz bu. İnançta doğrudan iman net söylenmesi lazım. Mesela böyle korkak Müslüman yazarlar var, çekingen. Anlatıyor anlatıyor, en sonunda “herhalde bir yaratan var gibi geldi bana, ben ancak bu kadar söyleyebilirim” diyor. Kardeşim bu kadar korkaksan niye ortaya çıkıyorsun sen? Ve zarar verirsin sen bunu söylemekle, titrek. Mesela bu Avrupa’da var ya evrim karşıtı hareketler, işte dizayn bilmem ne falan, bilinçli dizayn. “Kim yapıyor” diyoruz, “bilmiyoruz, bir bilinç” diyor. Kardeşim Allah diyecek gücün yoksa, o kadar güçsüzsen, sen neyi anlatıyorsun? Geçenlerde bir röportaj yaptım bunlarla radyo röportajı, dümdüz ettim hepsini. Çok böyle titrek bir üslupları var. Ama mesela ateist harekette, Darwinist, materyalist harekette titrek üslup zaten insanlar mütemerrid olduğunu için birçoğu insanların tereddüt içindedir, yani Allah’ın varlığı konusunda karar veremezler, 50’ye 50’dir. O tereddütleri bu tip yazılar 51’e getirebilir yani inançsızlıktan yöne ağırlığını koyabilir adam. Bir anda hakikaten Ertuğrul Özkök’ün bu yazısıyla, “allak bullak oldum” diyor ya, aslında allak bullak olmasını istediği insanlar olabilir Ertuğrul Özkök’ün. Onlara biraz allak bullak olun gibisinden, hafiften bir dokunma yapmış gibi görünüyor, üslubu öyle anlaşılıyor. Şimdi de işi anlamazlıktan gelip, hafiften yumuşatıp, kenardan çıkmaya çalışıyor. İşte Işın Çelebi bana “sevgi” dedi diyor. Bakın yine ruhun varlığını gizlice, yine Işın Çelebi benim bildiğim sağa meyyal bir insandır, yani öyle biliyorum. Işın Çelebi de söylediğine göre, ha diyeceksin, “ruh yok” diyecek adam. Demek ki, sevginin adına ruh diyorlar. Bıraksınlar bunları. Ben olduğum müddetçe, arkadaşlarım olduğu müddetçe, dünya çapında milyonlarca Harun Yahya olduğu müddetçe, nefes aldırmayız söyleyeyim, mümkün değil. Böyle, bu yöntemlerle bir yere varamazlar. Buradaki her cümle seçilerek, mesela Mevlana’dan devreye girmiş, çok uyanık bir üslup. “Mevlana’ya karşı mı geliyorsun sen?” Evet karşı geliyorum -diyorsa, demişse- karşı geliyorum. Kim ne derse Kuran’a, İslam’a babam dahi olsa, kim olursa olsun, her kim olursa olsun karşı gelirim Mevlana’ya. Bakın buradaki seçilen insanlar çok özenle seçilmiş, Işın Çelebi. Benden neden bahsedemiyorsun sen değil mi? Asıl muhatabın benim senin. Bakın burada yumuşak girişle aradan sıyrılıp, ama yine kırıp yıkarak gidecek gibi bir politika izliyor. Kendini çok uyanık zannediyor. “’İnsanların ruhu var mı?’ diye bir yazı yazdım. Vardığım sonuç kiminde epey vardır, kiminde hiç yok” mesela hafif espritüel bir üslup gibi, hafif alaycı gibi bir üslupla yani bu da bilinçaltı kurgulamanın bir gereğidir. “Kiminde başkalarına, uzaktakilere epey vardır da; burada, dibinde, sınır karakolunda oturan çocuklara karşı zırnık kadar yoktur.” Bak “sınır karakolunda oturan çocuklara karşı zırnık kadar yoktur.” Yani PKK’lı çocukları eziyorsunuz, dövüyorsunuz veyahut neyse oradaki. Kardeşim bize şefkat öğretmeye gerek yok, bizim milletimiz son derece şefkatli, merhametlidir. Biz çocukları canımız, ciğerimiz. Biz çocukların zorla o şeye çekildiklerini biliyoruz. Bir de çocuk aklı, yani yapabilir de ayrıca, bütün çocuklar sabidir zaten. Ben çocukların ceza almasını mesela hiçbir şekilde istemem. Karakolda çocuğun ne işi var?
“Pazar günü Işın Çelebi aradı. ‘Ruh vardır ve Mevlana’ya göre o sevgidir’ dedi.” diyor. Bak müthiş vurucu bir izah. Yani “Mevlana’ya göre sevgidir.” “Demek ki ruh yok” diyeceksin. Sevginin adına insanlar ruh koymuş. O zaman materyalist olmamız gerekiyor. Demek ki Darwinist olmamız gerekiyor, zincirleme. Mevlana’nın onun ne anlamda dediğine bakmak lazım. Mevlana her yerde ruhun varlığını kabul ediyor. Her yerde Kuran’ı kabul ediyor. Her yerde Allah’ın Resulü (s.a.v.)’ne hayranlığını belli ediyor. Oradan sadece ilgili birkaç kelimeye alıp çekersen, bambaşka anlam olur. Bu da bir kurnazlıktır. Bunu bıraksınlar. Mevlana’nın ruh hakkında uzun uzun anlatımları var. Ruhun varlığını uzun uzun imani bir konu olarak ele alıyor. Ve dirilişi anlatıyor, Cenneti anlatıyor, Cehennemi anlatıyor, Cennetteki insanların konumunu anlatıyor. Kuran ayetleriyle anlatıyor. Bunlardan niye bahsetmiyorsun sen, değil mi? Böyle kurnazlıklara gerek yok. “Esirgemediğiniz takdirde vardır.” Bakın, ruhu tamamen yok etmiş oluyor kendince, yani sevgi olmuş oluyor. Eğer sevgi esirgersen, ruh olmamış oluyor. Yani ruhu biz imal etmiş oluyoruz, güya. Materyalizm gibi, ruhu biz imal etmiş oluyoruz, gibi anlatmış (haşa). Şimdi bu yöntem sert kayaya çarptı, bak her yaptıklarında mahcup ediyorum. Bak, her denediklerinde mahcup ediyorum. Eskiden bunların bu yaptıkları geçiyordu ve hakikaten de etkili oluyordu. Ayşe Arman çıkıyordu bir şey yapıyordu, hakikaten ortalık böyle geriliyor, heyecanlanıyordu millet, insan etkileniyordu. Bu çıkıyordu böyle, açık kahverengi ayakkabı giyiyordu falan, elini kolunu bağlıyor, tarz yapıyor. Bir oturuyordu falan, böyle resimler çektiriyordu. Ayağını uzatmış rahat adam, ultra modern havalarında yani Avrupai genç, Avrupai insan, hani böyle her şeyi bilir, insan üstüdür böyle, gibi. Ayşe Arman da, mesela böyle dekolte kıyafetlerle sağcılara gidip sarılıyor falan. Onları da adam etmiş oluyor, onları da bir anlamda modern dünyanın içine sokmuş oluyor. Onlar da zaten iftihar ediyorlar, böyle tebessümle, küçük bebek gibi onun yanında tebessüm ediyor bazı tipler, hepsini tenzih ederim de. Mesela Hac’ca gidiyor, Hac’da bir üslup kullanıyor. Bambaşka bir yöntem, halkın böyle bilinçaltını etki edecek bambaşka stiller, yöntemler.
SUNUCU 3: Daha çok arada kalmışları kendine çekme yönünde, daha çok Darwinizme çekme yönünde.
ADNAN OKTAR: Yani arada kalmışlarda bir hayli yüksektir, insanlar çünkü imana da yatkındır, imansızlığa da yatkındır, ortadadır insanlar genellikle, Kuran bunu açıklıyor. “Tereddütler içinde bocalayıp dururlar” diyor Allah ayette. “Ne sizdendirler ne onlardandırlar” diyor. Şimdi tam onlara hitap eden bir üslup olmuş oluyor. Böyle pastel renkler, yelek falan böyle, entel kıyafetler falan, entel oturuşları. Bakarsan fotoğraflara oradan anlarsın, inşaAllah.
SUNUCU 3: Aslında akıllıca bir yaklaşım. Yaptıkları akıllıca bir yaklaşım değil mi? Kurnazlık.
ADNAN OKTAR: Kurnazlık daha iyi gidiyor ona. Kurnazlık evet. Çünkü akılcılıkta bu olmaz zaten. Akılcılık bunu vermez. Akılda gerçekler ortaya çıkar. Akılla bilim zaten iç içedir. Gerçek bilimle, gerçek akıl iç içedir. Buna olsa olsa zeka diyebiliriz. Olsa olsa kurnazlık diyebiliriz, evet. Zekanın kurnazlık kanadı yani, inşaAllah. Ama Ayşe Arman, tabii onun da iyi yönleri var. Dindarlığa yatkın yönleri var. Bunun da biraz yatkın yönleri var, ama bocalıyor gibi bir şeyler yapıyor. Yani bu ortada bocalama olayına karşı, işte bizim etkin faaliyetlerimiz çok olumlu etki yapıyor. Yani arada olan insanlar %50’yse inancı, biz imanını %51’e, %52’ye çıkmasını sağlıyoruz. Elhamdülillah imandan yana tavır koymuş oluyorlar. Ama bazı kişilerde o %50’den 1’i çıkartıyor. %49’lara düşürüp adamın dinsizliğe adım atmasına, o aleme geçmesine vesile olabiliyorlar. Buna karşı çok uyanık olmak lazım. Bilinçaltı kurgulama, toplum mühendisliği uygulamaları çok özenle takip edilmesi gereken hareketlerdir. Yani oradaki cümleler özenle seçilir. Kişiler özenle seçilir, fark etmez kişi. Eğer uyandırılmazsa, fark ettirilmezse, birçok insan farkına varamaz bunun, İnşaAllah.
Taha Akyol yine başlamış düz ova, yan ova diyerek. “Dağda ve düz ovada ne terör bitti, ne de toplumsal desteği azaldı. Halbuki bunun evrensel formülü, ‘dağda silah atacağına düz ovada siyaset yapsın’”dır” Bak bak bak Taha Akyol’a bak, kardeşim geldiler ya kamyonlarla o geçenlerde, düz ovada siyaset yapmaya geldiler, aldı devlet içeri soktu, hapse girdiler komünist propagandadan, PKK propagandası yapmaktan değil mi? Yanlış hatırlamıyorsam, geçen günler. Şimdi bakın yapılacak şey şudur. Burada ne diyor? “Halbuki bunun evrensel formülü, ‘dağda silah atacağına düz ovada siyaset yapsın.’” Düz ovada adam komünist propaganda yapar, PKK propagandası yapar. Sen ona karşı anti-komünist, anti-Darwinist, anti-materyalist propaganda yapıyor musun Taha Bey, Taha Akyol Beyefendi değil mi? Hiç anti-Darwinist yazı yazdın mı hayatında? Hiç anti-materyalist yazı yazdın mı, değil mi? Eğer samimiysen çık anti-stalinist, anti-komünist yazı yaz. Leninizmin terör stratejisini anlat, değil mi? Ve komünizmin şiddeti nasıl savunduğunu anlat. Buna karşı yapılacak bilimsel çalışmayı tarif et. Ve evrim teorisinin komünizmin temeli olduğu anlat. Biz, bütün Türkiye ova, değil mi? İn bulunduğun binadan aşağıya, gel anlat. Dağda da adam komünist propaganda yapıyor. Ovada da komünist propaganda yapıyor. PKK’nın siyaset yapma konusunda bir sorunu yok ki, zaten yapıyor siyaset. Komünist siyaset yapıyor adam. “Biz komünistiz” diyor, “Stalinistiz ve bu siyaseti yapıyoruz şu an” diyor adam yani. “Siyaset yapmada bir sorunu yok ki,” diyor. Siyasetten senin kastın ne Taha Efendi, değil mi? Senin kendi kafanı anlatacağını zannediyorsan, öyle bir şey yapmaz PKK’lılar. Ne sağcı, ne solcu böyle orta yolcu havası, bunu yapmaz onlar. Onlar gidip açıkça komünist propaganda yapar, Stalinist, Leninist propaganda yapacak, terörü açıklayacaktır, savunacaktır, bu olur. Dağdan indi mi bunu yapar. Yani senin anladığın siyasetin ne olduğunu anlat o zaman, değil mi? “Dağdan indirme programı ve demokratik açılım, birbirinden ayrılmaz tek paket olmalıdır.” Dağdan senin indirdiğinde onu anti-Darwinist, anti-komünist, anti-materyalist bir düşünceyle karşılamazsan, o seni ezer ve eziyor. Fikren eziyor seni. Çünkü karşı anti-komünist propaganda yok. Karşı anti-Darwinist propaganda yok. Tek taraflı propaganda, tek taraflı siyaset var Güneydoğu’da, PKK’nın faaliyet alanı içerisinde. Devletin elinde imkan var. Mesela senin de elinde imkan var, değil mi Taha bey? Yaz Milliyet’te. Günlerce anti-Darwinist yayın yap. Her gün alalım Milliyet Gazetesi’ni, satışları da patlar. Günde 2 milyon falan satar, günde. Anti-Darwinist, anti-komünist, anti-stalinist çalışma yapmaları gerekiyor. Hürriyet Gazetesi’nde çıksın. Milliyet’te çıksın. Radikal’de çıksın değil mi? Köşe yazarları yazsın. Bak bakalım, komünizm kalıyor mu? Bakın 1 ay, 15 gün Hürriyet, Milliyet, Radikal anti-komünist, anti-stalinist propaganda yapsın, anti-terör propaganda yapsın, Darwinizmi yerle bir edecek çalışma yapsın, eğer PKK 1 ayın içerisinde -en fazla- bitmezse gelip bana ne diyorlarsa desinler. Derhal biter. Çözümü budur. Eğer Aydın Bey samimiyse, Taha Bey samimiyse, Hürriyet’teki diğer yazarlar samimiyse bunu yapsınlar. Anti-Darwinizmle ilgili ana sayfadan girecekler günlerce anti-Darwinist propaganda. Bilim adamlarını konuştursunlar. Yurt dışından bilim adamları getirtsinler, PKK’nın P’si kalmaz, P’si. Hiçbir şey kalmaz. Tabii, çözüm budur. Bütün Avrupa’nın solcu yazarları destekliyor bunları. Bir kısım bizim yazarlar da gizli, hatta sağcı bir kısım yazarlar da gizlice örtülü ağız, yarım ağız yandan yana destekliyorlar, adamlar da şımarıyor ve azdıkça azıyorlar.
Biraz başka konulardan da anlatalım. Refik Coşar.
SUNUCU 1: Refik Coşar, Diyarbakır. “’Fakat çiçekler baharda gelir. Öyle kudsi çiçeklere zemin hazır etmek lâzım gelir. Ve anladık ki, bu hizmetimizle o nurani zatlara zemin izhar ediyoruz (hazırlıyoruz). Elbette o kuvvet-i azîmedeki (büyük kuvvette) bir hamiyet-i âliye (yüce bir gayret) feveran edecek (coşacak) ve Hazret-i Mehdi başına geçip, tarik-ı hak (hak yola) ve hakikata sevk edecek.’ Said Nursi Hazretleri Hz. Mehdi (a.s.) ve talebelerine zemin hazırladığını ‘O nurani zatlara zemin izhar ediyoruz’ diyerek belirtmiştir. Ahir zamanda Bediüzzaman'ın kastettiği vakit Allah-u alem gelmiştir. Feveran, şiddetli çoşku oluşmak üzeredir. Hz. Mehdi (a.s.) bu güzel hareketin manevi lideri olarak, görev alıp insanları hak yola, doğru yola sevk edecek. Bunun sonucunda muhteşem bir Türk-İslam Birliği oluşacak.”
ADNAN OKTAR: Çözüm Türk-İslam Birliği’dir. Taha Akyol eskiden benim bildiğim kadarıyla sağcı biliniyordu, eğer samimiyse Türk-İslam Birliği’ni savunsun. Bütün bölgeye Türkiye’nin hakim olmasını savunsun, değil mi? Anti-komünist propaganda yapsın. Anti-Darwinist propaganda yapsın köşesinde, boş sözlerle, boş konuşmalarla vakit kaybetmesin. Böyle dolu dolu izahlarla. Ortalı izahlarla olmaz. O zaman konu kökünden hallolur, inşaAllah. Çözüm; Bediüzzaman ne diyor; Mehdiyette, Türk-İslam Birliği’nde, İttihad-ı İslam’da. PKK’nın çözümü Türkiye’nin bütün bölgeye hakim olmasıyladır. Bütün İslam ülkelerini kendi kontrolüne alması, onlara ağabeylik yapması, bütün Türk devletlerini kontrol altına alıp ağabeylik yapması, bölgede lider olması. Ama adil, sevecen, merhametli, şefkatli, bütün dinlere, bütün kavimlere karşı birinci sınıf insan muamelesi yapan, değil mi? Müslümana yapılan muamelenin aynısı Hıristiyana, Museviye hatta Budiste, hatta ateist de değil mi? Ve hepsine şefkatle yaklaşan, adil yaklaşan, her ırka karşı, her kavme karşı derin hürmet duyan, Allah’ın yarattığı bir güzellik olarak değil mi? Böyle güzel bir birlik meydana getirmek bilimi, sanatı en yüksek noktaya çıkarmak, büyük bir devrim yapmak, bilim devrimi ve sanat devrimi yapmak, dünyayı Cennete çevirmek adeta değil mi? Coşkuyu, güveni, huzuru, barışı, kardeşliği tam anlamıyla tesis etmek. Komünizmi dünyadan kazımak, faşizmi dünyadan kazımak, emperyalizmi dünyadan kazımak, vahşi kapitalizmi dünyadan kazımak ama bilimsel metotlarla, bilimle, sopayla değil. Sopayı herkes elinden bırakacak, bütün sopaları kıracağız. Bütün silahları kıracağız, Mehdiyet devrinde silah yok, tank, top hiçbir şey yok. Tek silah sevgidir, o kadar. Sevgiyle halledeceğiz inşaAllah.
Bediüzzaman ne diyor; “her şeyden evvel, her şeyden evvel maddiyyun, tabiiyyun taunu, beşer içinde intişar etmesiyle,” yani Darwinist, materyalist, komünist, Leninist düşünce insanlık içinde gelişmesiyle her şeyden“ bu taunu (bu veba hastalığını) ortadan kaldırmaktır” diyor birinci görevi. Yani “Darwinist, materyalist düşünceyi yok edecek” diyor. “Bunun için önceden bilim adamlarının hazırladığı eserlerden kendine hazır bir program yapacak” diyor. Onunla o birinci vazifeyi yani Darwinizmi, materyalizmi yıkma vazifesini bitirecek” diyor. “Hatta halkın dahi, avamın dahi imanını güçlendirecek” diyor. “Yani halkın imanını yıkmaya çalışacak insanlar olacak, yazarlar olacak, kişiler olacak, insanların her türlü ruhuna hitap eden çalışma yapacaklar, Mehdi (a.s.) bunları izale edecek, ortadan kaldıracak, onların yıkıcı, sökücü, kuşkuya düşürücü, bunalıma sokucu üsluplarına karşı, gizli üsluplarına karşı, açık sarih galibane bir mücadele verecek” diyor. “Açık galibane “diyor zaten, Bediüzzaman. Dolayısıyla Mehdiyet hepsini kazıyacaktır. Biz de Mehdi (a.s.) talebesi olduğumuz için görüyorsunuz, bir üfürüyoruz mangal kömürü gibi havaya kalkıyorlar, inşaAllah. Çırpınmayla kurtulamazlar.
Tuğba Balkan Zonguldak’tan:
SUNUCU3: “Cübbeli'nin 1986 yılında ki bir konuşmasından bir bölüm yazmak istiyorum; İmam-ı Rabbani Hazretleri Mektubat'ında buyuruyor ki; ‘Mehdi (a.s.) çıktığı zaman Medine'nin en büyük alimi karşı gelecek. Medine'nin en büyük âlimi diyecek ki, bu adam bizim dinimizi ortadan kaldırmak istiyor, diyecek Mehdi (a.s.) için bak. Niçin çünkü bidatleri uydurmaları din namına tutmuş hakiki sünnetleri terk etmiş olduğu için dini bidatten ibaret olmuş. Hz. Mehdi (a.s.)'de bidatleri kaldırmağa çalışınca "dinimiz elden gidiyor" diye bağıracak.’ Hadis-i şeriflerden Hz.Mehdi (a.s.)'nin İstanbul'dan (Medine’den) çıkacağı anlaşılıyor. ‘Hz.İbni Amr'dan (r.a.) Rivayet edilmiştir: Peygamber’imiz (s.a.v.) buyurdu ki: Ey Ümmet! Altı şey vardır ki; onlar olmadan kıyamet kopmaz (altıncısı) Medine’nin (şehrin) fethi. Denildi ki: Hangi Medine? (Hangi şehir?) Buyurdu ki: Konstantiniyye yani İstanbul.’ Cübbeli Hoca’ya bir sorum var. 1986 yılında yaptığı bir sohbete ait kasette, İmam-ı Rabbani Hazretlerinden bir Hadis-i şerif naklederek; Medine yani İstanbul’da Hz. Mehdi (a.s.)’ye karşı mücadele verecek cahil bir alimden bahsediyor. Hz. Mehdi (a.s.)’ye karşı Medine’de yani İstanbul’da mücadele edecek olan bu cahil alimin kim olduğunu biliyor mu? Birçok şeyi çok iyi bildiğine göre bunu da çok iyi biliyor olması lazım. Tarihi bir olayla ve büyük mucize ile karşı karşıya olabilir.”
ADNAN OKTAR: Münevver Ocak bunu okutalım inşaAllah.
SUNUCU4: “Mehdi (a.s.) Rum’dan, Türklerden (çünkü eskiden Türkiye’ye diyar-ı Rum deniliyordu.) ayrılmayacaktır.” İş'afü'r-Rağıbîn'den naklen Tılsımlar Mecmuası, Bediüzzaman Said Nursi. Hz. Mehdi (a.s.)'nin çocukluğundan itibaren Türkiye'den hiç ayrılmayacak olması çok hayret verici. Yani bu Hz. Mehdi (a.s.)'nin hiç yurtdışına çıkmayacağı anlamına mı geliyor? Yoksa Hz. Mehdi (a.s.) açıkça zuhur edinceye, insanlar ona bağlılıklarını bildirinceye kadar anlamında mı? Çünkü sonraki safhalarda Mekke'de insanlar ona bağlılıkları bildiriyorlar. Sonra Kudüs-ü Şerif'e geçiyor ve orada ikamet ediyor. Yanlış biliyorsam, söylerseniz memnum olurum. Selamlar.”
ADNAN OKTAR:Güneydoğu, tertemiz hepsi bizim canımız. Bize aitler, bizim parçamız, bizim insanımız. Öyle PKK’ya ite, kopuğa kesinlikle kaptırmayız biz kendi vatandaşımızı. Öyle bir şey yok yani inşaAllah.
Evet, bitmiş programımız.
SUNUCU1: Peki, hatırlatmayla beraber bitirelim. www.harunyahya.tv sitemizden yayınlarımızı 24 saat takip edebilirsiniz. Soru ve görüşlerinizi bize ahirzamansohbetleri@hotmail.com adresinden gönderebilirsiniz. www.harunyahya.org ve www.harunyahya.net adreslerinden Hocamızın tüm eserlerini ücretsiz olarak indirebilirsiniz. Bizi yarın 22:00’den itibaren www.harunyahya.tv internet sitemizden, Mavi Karadeniz Radyo’dan, Kanal S, Samsun AKS ve TV Kayseri ekranlarından da takip edebilirsiniz. Yayınımıza www.harunyahya.tv sitemizden devam edeceğiz, hayırlı geceler.
Adnan Oktar Ne Demişti Ne Oldu
Devamı ...Basında Harun Yahya
Devamı ...Allah'ın Güzelliklerinden Bir Demet
Devamı ...Basında Harun Yahya
Devamı ...Güncel Yorumlar
Devamı ...Basında Harun Yahya
Devamı ...