SUNUCU: Yayınımıza harunyahya.tv sitesinden Hocamızla ve arkadaşlarımızla beraber devam ediyoruz.
ADNAN OKTAR: Necm Suresi. Şeytandan Allah’a sığınıyorum. Rahman Rahim olan Allah'ın adıyla.“ Battığı zaman yıldıza andolsun.” Allah yemin ediyor bir yıldızın batışına. “Sahibiniz (arkadaşınız olan Peygamber) sapmadı ve azmadı.” Sahibiniz, sahib-i zaman, Peygamberimiz Efendimiz (s.a.v.) o devirde sahib-i zamandı. Zamanın sahibiydi, o yüzden Allah “sahibiniz” diyor. Mehdi (a.s.) de mesela sahib-i zaman. Sahib-i zaman Mehdi (a.s.)’nin lakabıdır. Herkes bilir, sahib-i zamandır. “Sapmadı ve azmadı.” Yani hep böyle ya sapkınlıkla, ya azmakla suçlarlar Peygamberleri. Yani tebliğcileri, mehdileri, mürşidleri. Bak, “sapmadı ve azmadı. O, hevadan (kendi istek, düşünce ve tutkularına göre) konuşmaz.” Yani Kuran’a uygun konuşur, Kuran’a göre hareket eder, vahiyle hareket eder, inşaAllah.“O (söyledikleri), yalnızca vahyolunmakta olan bir vahiydir.” Yani “Kuran’ın hükümleri, Kuran’da anlatılanlar onun kendi hayalinden yazdığı şeyler değil, Allah’ın ona vahiyle bildirdiği gerçeklerdir” diyor Allah. “Ona (bu Kur'an'ı) üstün (oldukça çetin) bir güç sahibi olan Cibril (Cebrail) öğretmiştir.” Allah ona bir güç vermiş, olağanüstü bir güç vermiş Cibril’e, “o öğretmiştir” diyor. Ve diyor ki, “(Ki O,) Görünümüyle çarpıcı bir güzelliğe sahiptir.” Yani müthiş güzeldir Melekler görünüşte, insanın nefesi kesilir. Cibril de öyle, muhteşem görünümlü, çok çok şiddetli güzel bir insan görünümünde zuhur eder. “Hemen doğruldu. O, en yüksek bir ufuktaydı.” Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’e Cibril, biliyorsunuz iki kere gerçek şekliyle göründü. Bu görünmelerin bir tanesinde, ilk görünmeye gelişinde Peygamberimiz (s.a.v.) bayılmıştı, onun görünüşünün ihtişamından, heybetinden bayılmıştı. “O, en yüksek bir ufuktaydı. Sonra yaklaştı, derken sarktı. Nitekim iki yay kadar veya daha yakınlaştı.” “İyice geldi” diyor. Önce bütün ufku kaplayan, kanatlarını açmış, böyle yüzlerce kilometre görünümlü olarak tezahür ediyor. Sonra gittikçe yaklaşıyor, yaklaşıyor, yaklaşıyor. Gittikçe insan hacmini alıyor, yaklaşıyor. “Yukarıdan sarktı, aşağıya indi” diyor ayette. “Sonra yaklaştı, derken sarktı. Nitekim iki yay kadar (oldu) veya daha yakınlaştı.” “İyice yakınlştı” diyor. Yani şu mesafe, inşaAllah. “Böylece O'nun kuluna vahyettiğini vahyetti.” Yani vahyi sözlü olarak söylüyor. “Onun gördüğünü gönül yalanlamadı.” Yani “gördü, gönlü de tasdik etti” diyor. “Onun Cebrail olduğuna, geldiğine, onunla konuştuğuna vicdanıyla kanaat getirdi” diyor Allah. İnşaAllah. “Yine de siz gördüğü (şey) üzerinde onunla tartışacak mısınız?” Halk o zaman, inanmayanlar, onunla tartışıyorlar. “Yanlış görmüşsündür, hayal görmüşsündür, gerçek değildir, sen cinlenmişsin” diyorlar, tartışıyorlar. “Eğer gökten bir parçanın düşmekte olduğunu görseler bile: "Üst üste yığılmış bir buluttur." derler. Öyleyse sen onları (en dayanılmaz azapla) çarpılacakları günlerine kavuşuncaya kadar bırak.” 45. ayet. 44. ayette gelen parçayı anlayamayacaklarını söylüyor. Yani gelen belayı anlayamayacaklarını söylüyor. Halbuki gökten bir parça geliyor, gökten büyük bir kitle geliyor, ne olduğunu anlayamıyorlar. “Bir buluttur” diyorlar, fark edemiyorlar ne olduğunu. Kuran buna işaret ediyor. Ahir zamanda, Kıyamette de, dünyaya çarpacak parçayı önceden tespit edemeyecekleri anlaşılıyor. Yani gelişini, ani gelecek çünkü. “Öyleyse sen onları (en dayanılmaz azapla) çarpılacakları günlerine kavuşuncaya kadar bırak.” Ki Bediüzzaman 1545 diyor, Hicri 1545, bu da 45. ayet, 1545’e bakıyor, inşaAllah. “O gün, ne hileli-düzenleri kendilerine herhangi bir şeyle yarar sağlayacak, ne de yardım görecekler” diyor Allah. Yardım da görmeyecekler. Hileli düzenleri de, yani kurdukları hile düzeni onlara bir yarar sağlamayacak, ondan kurtulamayacaklar. “Yardım da göremeyecekler” diyor. Yani “herhangi bir teknik önlem, herhangi bir çalışma yapmaları, bunu kurtarmaz” diyor Allah, “durdurmaz” diyor. “Şüphesiz zulmedenlere bundan önce de bir azap vardır; ancak onların çoğu bilmiyorlar.” Kıyametten önce çok büyük bir olay daha olacağına Kuran işaret etmiş oluyor. Yani o devirde yaşayanlar görecekler, çok büyük bir olay daha inşaAllah.
Nur Suresi, şeytandan Allah’a sığınırım; “Doğrusu, uydurulmuş bir yalanla gelenler, sizin içinizden birlikte davranan bir topluluktur.“ Müslümanlar aleyhine münafıklar hep aleyhte haberler çıkarırlar. Ya iffetlerine yönelik, ya cinsellikle ilgili. Ki Kuran’da zaten o konu işleniyor. Bak; “doğrusu, uydurulmuş bir yalan” yani aslı yok, esası yok, hiçbir şeyi yok, sadece bir yalan, “sizin içinizden birlikte davranan bir topluluktur” yani içinizde yaşayan münafıklardır, münafık tiniyetlilerdir. Yani Müslümanların içinden çıkıyor. “Siz onu kendiniz için bir şer saymayın,” yani bundan dolayı üzülüp, sarsılmak veyahut “"benim aleyhimde dedikodu yaptılar" veyahut "bana zarar verdiler, bu içinden çıkılmaz bir durumdur" demeyin” diyor Allah. “Siz onu kendiniz için bir şer saymayın, aksine o sizin için bir hayırdır” diyor. Yani çok büyük bir mucize. Hem adam dedikodu yapıyor, hem aleyhine söz çıkarıyor. Ama Allah, “o sizin için hayırdır” diyor. Çünkü hem sevap kazanırsın, hem daha çok sevilecek hale gelir insan. İnşaAllah. “Onlardan her bir kişiye kazandığı günahtan (bir ceza) vardır. Onlardan (iftiranın) büyüğünü yüklenene ise büyük bir azap vardır.” İftira, mesela “kötü adam” dersin bir iftiradır bu, ama daha büyük kapsamlı bir iftira olursa, mesela delillere dayandırarak, o zaman daha büyük oluyor. Allah diyor ki bak; “onlardan (iftiranın) büyüğünü yüklenene ise” demek ki büyük iftira da vardır, mesela herhangi bir iftira da vardır. Ona da “büyük bir azap” vardır diyor, iftiranın şiddetine göre azabın şiddeti de artıyor. Yani her iftira aynı konumda olmuyor. Yani can yakıcılığı veyahut rahatsız ediciliği, toplumda meydana getireceği sansasyon, etki, toplumdaki gibi yaygınlık, seçilen kelimeler dozunu arttırıyor, gücünü arttırıyor. “Onu işittiğiniz zaman, erkek mü'minler ile kadın mü’minlerin kendi nefisleri adına hayırlı bir zanda bulunup,” bak hayırlı bir zan, Müslüman’ın yapması gereken hayırlı bir zan. Bir şey tahmin ederken hayırla tahmin etmek. Yani niye şerre, niye kötüye yoruyorsun? İyiye yor. “Bu, açıkça” bu açıkça ama bak, “"açıkça uydurulmuş iftira bir sözdür" demeleri gerekmez miydi?” Hem “açıkça”, bak önce bunu söylüyor, iyi bir vurguyla “açıkça,” “uydurulmuş,” uydurma, “iftira bir” sözdür. Yani iftira, kafasında düzenlediği bir yalan. “Ona karşı dört şahitle gelmeleri gerekmez miydi?” Mesela bir insan hakkında, herhangi bir insan hakkında iftira atıldığında, mesela gayrimeşru ilişkide bulunuyor demek, işte iffetsizlikle suçlamak veyahut ona benzer, Allah o zaman diyor ki; “dört tane şahidin bunu gözüyle görüp, kulağıyla işitmesi gerekir” diyor. Bunun olması için, yani böyle bir söz söylemeniz için. Dört tane salih, aklı başında şahit. “Şahitleri getirmediklerine göre,” diyor Allah, “böyle bir şahitleri yok” diyor, dört kişi yok, “artık onlar Allah Katında yalancıların ta kendileridir.” Allah onları yalancı ilan ediyor. Yani bir düşün, Ahirete adam gitmiş, yalancı. “Senin özelliğin ne?” diyor, “yalancı” diye tanınıyor adam, sırf bundan dolayı. “Eğer Allah'ın dünyada ve Ahirette üzerinizde fazlı ve rahmeti olmasaydı, içine daldığınız dedikodudan dolayı size büyük bir azap dokunurdu.” “Çok büyük bir bela verirdim” diyor Allah, “bu yaptığınız dedikodudan dolayı” diyor. Ama “dünyada ve Ahirette üzerinizde Allah’ın fazlı ve rahmeti var” diyor. Yani koruyuculuğu var. “Ben merhametliyim” diyor Allah. “O yüzden sizden intikam almıyorum” diyor. “Yoksa yaptığınız bu ahlaksızlıktan dolayı sizleri perişan ederdim” diyor Allah. “O durumda siz onu (iftirayı) dillerinizle aktardınız ve hakkında bilginiz olmayan şeyi ağızlarınızla söylediniz.” Hem iftirayı aktarıyor ve hakkında da bilgisi de yok. Gözüyle görmüş değil, kulağıyla da işitmiş değil, “duydum” diyor. “Duydum” ile etrafa yayıyor. “Hakkında bilginiz olmayan şeyi ağızlarınızla söylediniz ve bunu kolay sandınız.” Adam çayını, kahvesini içerek çok basit bir şey zannediyor iftirayı. “Oysa o (iftira) Allah Katında çok büyük (bir suç)tür” diyor Allah. “Onu işittiğiniz zaman:” yani geldi size bir iftira, iftirayla ilgili bilgi geldi. "Bu konuda söz söylemek bize yakışmaz.” Çünkü görmedim, duymadım, bilmiyorum, şahitler yok, bize yakışmaz. “"(Allah'ım) Sen Yücesin; bu, büyük bir iftiradır" demeniz gerekmez miydi?” diyor Allah. Demek ki Müslümanlar hakkında bir haber geldiğinde araştıracağız, tahkik edeceğiz, dört tane şahit yoksa; aman diyeceğiz, Allah esirgesin, hiç böyle bir konuyu açma, ben duymamış olayım, sen de söylememiş ol, Allah’a sığın, bir daha böyle bir şey yapma arkadaşım diyeceksiniz. “Bilmediğin, etmediğin şeyler hareketler hakkında böyle konuşma yapmak olmaz, mazlum bir insana iftira attın, tevbe et, ben bu insanı seviyorum, böyle bir şeyi de kabul etmiyorum, bir daha da bunu yapma” demesi lazım. İnşaAllah. “Eğer iman edenlerden iseniz,” yani iman ediyorsanız diyor zaten Allah, iman etmiyorsa zaten belasını ona göre bulacaktır, o ayrı. “Eğer iman edenlerden iseniz, bunun gibisine” yani bu olayın bir benzerine “bir daha dönmemeniz için Allah size öğüt vermektedir.” “Sakın bir daha buna dönmeyin” diyor Allah, böyle bir şeye dönmeyin. Bakın toplum düzenini, hayatı ne kadar güzelleştiriyor görüyor musunuz, Kuran? Bir genç kızın hayatını ne kadar kaliteli hale getirecek, ne kadar hayatını rahat hale getirecek, davranışlarını rahat hale getirecek bir sistem, bir üslup, görüyor musunuz, Kuran’da? Çünkü bir genç kızın en çekindiği şeylerden bir tanesi iftiradır. Çünkü bir kızı manen yıktığında, Allah esirgesin, bir anlamda öldürdün demektir. O kendisi açısından, ona bir şey olmaz da. “Allah size ayetleri açıklıyor; Allah bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir. Çirkin utanmazlıkların iman edenler içinde yaygınlaşmasından hoşlananlara, dünyada ve ahirette acıklı bir azap vardır. Allah bilir, siz bilmiyorsunuz.” “Çirkin utanmazlıkların iman edenler içinde yaygınlaşmasından hoşlananlara,” her türlü gayrimeşru davranış, her türlü haram olan eylem, yani hepsi fahşadır, inşaAllah. İftira, hakaret, fuhuş, zulüm, acımasızlık, hepsi.“Dünyada ve ahirette acıklı bir azap vardır. Allah bilir, siz bilmiyorsunuz. Eğer Allah'ın sizin üzerinizde fazlı ve rahmeti olmasaydı ve Allah gerçekten Rauf (şefkat eden ve) Rahim olmasaydı (ne yapardınız)?” diyor Allah.
Şeytandan Allah’a sığınırım, “Namus sahibi, bir şeyden habersiz,” mesela kuzu gibi habersiz, “mü'min kadınlara (zina suçu) atanlar”. Mesela lisede falan biz çok görüyorduk, çok güzel kızlar olurdu, ulaşamazdı çakallar, okulda bazı çakallar olurdu, hemen kızcağıza iftira atardılar. İşte dün gece beraber olduğunu, işte şöyle olduğunu, böyle olduğunu, birçok kişinin de onunla yattığını falan söylerlerdi; kızı manen çökertmek ve ele geçirmek için. Veyahut kızın sapkın ilişkiye girdiğini, erkeklerden uzak durduğunu. Yani eğer kızcağız fuhuş yapmazsa, onun lezbiyen olduğunu iddia ediyorlar. Ne yapsın? Kendine göre o da kurtulmak için. “Ya lezbiyenliği kabul edeceksin, ya fuhuşu kabul edeceksin, ikisinden hangisini istiyorsun?” diyorlar. Bu rezalet bu. “Namus sahibi, bir şeyden habersiz, mü'min kadınlara (zina suçu) atanlar, dünyada ve Ahirette lanetlenmişlerdir” diyor Allah. Lanetlenmişlerdir, mesela çok büyük bir tehdit bu ve aşağılama, değil mi? Allah aşağılıyor. “Onlar için büyük bir azap vardır.”
“O gün, kendi dilleri, elleri ve ayakları aleyhlerinde yaptıklarına dair şahitlikte bulunacaklardır.” Bak; kendi dilleri, kendi dili aleyhinde konuşuyor. Dili hareketlenmeye başlıyor. Yani ahlaksızlık yaptığını, iftira attığını söylüyor dili. Kendi istemiyor ama. Kendi söylemek istemiyor ama dili söylüyor, dinliyor mecburen. “Elleri”, mesela eli diyor ki; “bu eli yaptı” diyor, kalkıyor konuşuyor. “Ve ayakları,” ayakları da konuşuyor, “aleyhlerinde yaptıklarına dair şahitlikte bulunacaklardır.”
“O gün, Allah hak ettikleri cezayı eksiksiz verecektir ve onlar da Allah'ın hiç şüphesiz hak olduğunu bileceklerdir.” Böyle genel bir sistem kurulmuş, işte “çıktığın yok mu?”, “tırmandığın yok mu?” bilmem ne. Yok tabii, ne mecburiyeti var bir genç kızın, niye öyle bir şeyi olsun, değil mi? Bu tip oyunlara insanların gelmemesi için, Kuran böyle şeytani ataklara karşı insanları uyarıyor. Bunlar ucuz kurnazlıklar, aşağılık kurnazlık metotları, yöntemleri. Yani böyle psikolojik baskı yaparak onun direncini kırıp, onun iffet direncini kırıp onu aşağılamak, ondan sonra da gücü yettiği kadar daha aşağılayıp artık öldürünceye kadar mücadele ediyor. Şeytani bir azgınlık ve psikopatlık var. Kızcağız kabul etmiyor, bu sefer testereyle kesmeye kalkıyorlar, kafasına kurşun sıkıyorlar. Allah’ın güzel tecellileri onlar. O namusuyla, iffetiyle, aklıyla güzel o. Onuruyla güzel, haysiyetiyle, kişiliğiyle, karakteriyle, dürüstlüğüyle, efendiliğiyle kadın güzel olur. Sen onu manen ezdin mi ölü haline getirirsin onu, et-kemik haline getirirsin, mahvetmiş olursun. Kadın sevgiyle güzel olur, değer vermekle güzel olur, hürmetle güzel olur. Akılla, kültürle yani birçok manevi güzellikle birarada güzel olur.
Mesela biz bir insana “güzel” derken, kaşı güzel oluyor, gözü güzel oluyor, burnu güzel oluyor, her yeri güzel oluyor; onun toplamına biz “güzel” diyoruz. İnsan ahlakı da öyle. Mesela dürüstlüğü kaşı oluyor, efendiliği gözü oluyor, değil mi? Mesela vefalı olması kulağı oluyor farz edelim, onun bütününe baktığımızda böyle çok ahenkli bir güzellik ortaya çıkmış oluyor. Ama parça parça da güzel olabilir, mesela bir insan sırf gözü güzeldir de başka yeri güzel olmayabilir. Mesela bir insan sırf vefalı oluyor ama başka ahlaki özellikleri pek olmuyor. Hiç yoktan yine o da iyidir. Hiç olmazsa vefası var yani sıfır olmasındansa. Ama her yönden iyi olması için tabii gayret etmek lazım. Nasıl, katılıyor musun dediklerime?
SUNUCU 4:Evet Hocam, son derece haklısınız.
ADNAN OKTAR:Haklıyım değil mi? İnşaAllah. Sen ne diyorsun?
SUNUCU 3:Çok güzel anlatıyor her zamanki gibi Kitabımız. Bayana her zaman hakkettiği değeri orada gösteriyor, anlatıyor.
ADNAN OKTAR:Şeytandan Allah’a sığınırım, Cenab-ı Allah Fatır Suresi, 24’te: “Şüphesiz Biz seni, hak ile bir müjde verici ve bir uyarıcı olarak gönderdik.” 1983 tarihini veriyor. Ne var 1983’te? Mehdiyet’in başlangıç yılları, Bediüzzaman’ın açıkladığı. “Hiçbir ümmet yoktur ki, içinde bir uyarıcı gelip-geçmiş olmasın.” Bunun da şeddeli olarak ebcedi 2026 tarihini veriyor, inşaAllah.
Fatır Suresi, 33: “Adn Cennetleri (onlarındır); oraya girerler, orada altından bileziklerle ve incilerle süslenirler.” Mesela altına karşı bizim içimizde bir içgüdü var, çok hoşumuza gidiyor altın rengi. Bir sebep yok ama altın bilinçaltımızda var. İllaki altın oldu mu, insanda da mesela kadında da eğer insanın helaliyse altın çok şahane durur, bayağı güzel durur. Taşlar; mesela taşlara karşı bir ruhta eğilim meydana getirmiş ve Kuran’da çok geçer, hadislerde çok fazla geçer. Hemen hemen bütün taş çeşitleri geçiyor ve köşklerin, oradaki sarayların hep o tarz taşlardan oluştuğu ve altın ve gümüşün kullanıldığı ve ipeğin kullanıldığından bahsediyor. İpek de parlak olduğu için hoşumuza gider. Cennet hep ışıklı ve aydınlıktır. Taşlar ışıklı ve aydınlıktır. Ruhumuzda hep böyle ışığa, nura, aydınlığa karşı bir eğilim vardır. Karanlıktan biz hoşlanmayız. Cehennem’de karanlık vardır. Cehennem’in özelliğidir; her yer karanlıktır ama Cennet’te her yer aydınlıktır zıtlık olarak. Mesela taşlar pırıl pırıl parlar Cennet’te. Metal pırıl pırıl parlar, ahşap parlar, her şey parlaktır. Kendinden ışıklı yani dışarıdan bir ışık kaynağı olmadan ışıklı.
“Adn Cennetleri (onlarındır); oraya girerler, orada altından bileziklerle,” altın bilezik hakikaten insanlarda içgüdü olarak var. Bilezik müthiş yakışıyor, bütün kadınlar bayılırlar bileziğe, içgüdü olarak. “Ve incilerle süslenirler”, inci de kadına mesela çok yakışan bir şey, değil mi? İnşaAllah. “Ve orada onların elbiseleri ipek(ten)dir.” Parladığı için çok hoşlarına gidiyor. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) hadiste diyor; “kadın 7 kat elbise giyer, her elbisesi ayrı ayrı görülür şahıs ona baktığında 7 ayrı görünümünü görür” diyor. Yani beynimizin vasfı değişeceği için, beyin kapasitemiz ve gücümüz, ruh gücümüz artacağı için. Mesela bir kadın bir elbise giyiyor helaline göstermek için, hoşuna gider. Ama gönlü ister ki çok fazla elbise olsun, çok fazla elbise göstersin. Kadınların biliyorsunuz ayakkabı dolapları olur, dolar. Elbiseler mesela, doymaz yani. İçgüdü olarak verilmiştir ona o. Milyonlarca olsa yine doymaz ama çok çok güzel olmasını ister ayrıca. Yani çok temiz, çok bakımlı ve çok güzel. İşte Cennet içgüdüsünden oluyor o. Cennet’te tam doyuma ulaşmış oluyor, yani sürekli elbise değiştiriyor, sürekli kıyafet değiştirir ve her biri birbirinden daha güzel oluyor. Mesela yüzünü beğeniyor, kendi kendisini beğeniyor, zaten çok güzel oluyor ama dışarıda görüyor birisini, onu beğendiğinde, beğenir beğenmez hemen kendi yüzü de o şekle giriyor, Cennet’in özelliği. İçlerinde o isteği duymasınlar, bir rahatsızlık duymasınlar diye. Onun aslında bir numunesini bizde yaratmış Allah. Mesela biz sevdiğimiz bir şey olduğunda hayal ettiğimizde, hemen gözümüzün önüne getirebiliyoruz. Kafamızda böyle bir gücümüz var, değil mi? Mesela farz edelim bir şehre gitmek istiyorsak şehrin görüntüsünü hemen oluşturabiliyoruz kafamızda. Sokak oluşturabiliyoruz, insan oluşturabiliyoruz, yiyecek hatta. Mesela döner, kebap falan düşünüyor, ağzı sulanıyor adamın. Görür gözünde döneri, kokusunu, tadını falan hepsini hisseder. Bu ama zayıf ve fludur bizim kafamızda şu an. Cennet’te bu fluluktan çıkıyor, çok net hale geliyor işte. Yani tam net kokusuyla, tadıyla normal döner halinde yersin onu. Bu fluluk kalkar, bu fluluk özellikle veriliyor yani bizim bunu kavramamız için, Allah’ın sistemini anlamamız için, inşaAllah.
“Derler ki: "Bizden hüznü giderip yok eden Allah'a hamd olsun."” Hüzün, insanlara özel olarak verilmiş, dünya için verilmiş bir imtihan vesilesidir. Elbisesi ütüsüz olur, hüzünlenir; saçı kırçıllaşır, hüzünlenir; makyaj yapamaz kadın, hüzünlenir; üniversite imtihanında şüphe eder, istediği yeri kazanamaz; hüzünlenir. Yani milyonlarca, milyarlarca konu vardır dünyada, insanın hüzünlenmesi için, milyarlarca. Mesela normal ciddisindir, ona hüzünlenir. “Niye, bugün sevmiyor musun, sevgin mi gitti?”, buyur. Her söze, her lafa insanlar çok titizdir. Ufacık bir sözden alınır, ufacık bir konuşmadan alınır. Mesela ufacık bir bakıştaki terslik gibi bir şey sezerse veyahut herhangi bir öncelik, mesela ona öncelik vermeyip bir başkasına öncelik verirsen hüzünleniyor hatta günlerce etkisinde kalıyor. Öyle zayıf yaratılmıştır insan. Mantıksız ama öyle yani, çoğu öyledir insanların. Bak Allah diyor ki: “Derler ki: "Bizden hüznü giderip yok eden Allah'a hamd olsun."” Hüznü bilmiyor, gidiyor Ahirete, hüzünlenemiyor. Hüzünlenecek zaten ortam da yok ama hüzünlenmiyor da. O belanın kalkması, hüznün insanın üzerinden kalkması çok büyük bir lükstür. Müthiş rahatlıyor insanlar. “Ki O, bizi Kendi fazlından (ebedi olarak) kalınacak bir yurda yerleştirdi; burada bize bir yorgunluk dokunmaz.” Akşama kadar Cennette koşuşturuyor; oradan oraya gidiyor, oraya gidiyor; 24 saat geçiyor, yorulmuyor; 48 saat geçiyor, yorulmuyor; 72 saat geçiyor, yorulmuyor. Uykusu da gelmiyor ve bunu sonsuza kadar unutmayacaktır insan. Yani yorulmamayı, uykusu gelmemeyi. Uykusu gelmedikçe sürekli Allah’ı hamd edecektir. Yorulmadıkça Allah’ı hamd edecektir. “Ve burada bize bir bıkkınlık da dokunmaz.” Mesela elma yiyor, dalından koparıyor, bitiriyor elmayı, bakıyor dalda yine duruyor elma aynı yerde. Yine koparıyor, yiyor, yine aynı. Ve bıkmaz. Doyma hissi de yoktur Cennette. Mesela biz rüyamızda da elmayı alır, koparırız, yeriz. Mesela bazen olur, bakarsın dalda yine duruyor elma. Yine koparırsın, hatta uyanınca da diyorlar; “rüya ne kadar acayip” diyorlar. Rüya ne kadar acayipse Ahiret de o kadar acayiptir. Yani rüyada nasıl fizik kanunları geçerli olmuyorsa, Ahirette de fizik kanunları geçersizdir. Rüya, bizim Ahireti anlamamız için özel olarak verilmiş özel bir bilgidir bize. Her gün Allah, Cennetin ve ölümün nasıl olduğunu bize göstermek için yapar. İstese Cenab-ı Allah bir veya iki kere de bunu gösterebilirdi ama her gün gösterir Allah. Mesela havada uçan bir sivrisineği insanlar çok sık görürler. Havada uçan bir kuşu çok sık görürler. Yani Allah hatırlatmayı çok sık yapar. Ölümü sık sık hatırlatır Allah ve Cenneti de çok sık hatırlatır. Bu sistemledir. Yani Allah karışık, bizim bilmediğimiz bir sistem yaratmıştır. Ama bize göre karışık, Allah’a göre son derece kolay olan bir sistem. Cennet dışarıda var, ama biz Cennetin görüntüsünü göreceğiz. Mesela dünya da vardır, fakat biz dünyanın görüntüsünü görürüz. Hiçbir zaman için Allah’ın gördüğü gibi göremeyiz.
Şeytandan Allah’a sığınırım, İsra Suresi, 71: “Her insan-grubunu imamlarıyla çağıracağımız gün, artık kimin kitabı sağ eline verilirse, onlar kitaplarını okuyacaklar ve onlar, bir 'hurma çekirdeğindeki iplikçik kadar' bile haksızlığa uğratılmazlar.” Yani “siz” diyor Allah, “ölme anından itibaren hiçbir şekilde mağdur olmayacaksınız” diyor. “Ne korku, ne tedirginlik, ne hüzün hiçbir şeyle karşılaşmayacaksınız, eğer Müslümansanız” diyor. Sağ eline Müslümanların, bütün hayatını anlatan bir bilgi kutusu veriliyor, bir şey, yani bir parça. Belki kristal taş gibi bir şey ama bütün bilgi onun içinde kodlu. O bilgiyle biz imtihan oluyoruz. Orada bütün bilgi aktarılıyor. Nasıl bir video kasette bilgi oluyor çok detaylı her şey yahut hard diske konuyor, değil mi? Hard diskte her türlü bilgi oluyor, bir nevi hard disk gibi bir şey, küçük bir şey. Bizim sağ elimizde olacak, küfürde de sol elindedir zaten. Sol elindeyse tamam o, o anlayacak ki Cehennem ehlidir. Sağ elinde olan, tamamdır yani mümkün değil onun Cehenneme gitmesi, Allah’ın izniyle. Gönlü çok rahat olacak, inşaAllah. Küfür şaşırıyor, zaten diyorlar ki; “bu nasıl bir şey ki bu kadar detayı yazıp içine almış” diyorlar, yani en ince detayına kadar. Mesela “sen” diyor, “19 yaşındayken, 1987’nin 17 Mart’ının sabah 07:30’daki halin, konuşman, şunu konuşmuşsun” diye kodlu. Ona şaşırıyor; “bu nasıl bir şey ki bu kadar detayı içine almış?” diyor. Çünkü onlar normalde imtihan edilirken Ahirette, sorgulanırlarken sürekli inkar ediyorlar. İşte ben şunu yapmadım, bunu yapmadım. Onu dedikçe o kutudan ona cevap veriliyor, oradaki bilgiden ona cevap veriliyor. O da ona karşı direnemiyor, eğer direnirse kendi dili konuşmaya başlıyor. Ondan sonra vücudunu da kontrol edemediği için vücuduna da şaşırıyor. “Buna ne oluyor?” diyor bu sefer, vücuduna karşı da reaksiyon gösteriyor. Çünkü birçok insan vücudunu putlaştırmıştır. İşte yakışıklılığıyla, güzelliğiyle kendini çok üstün görür. Kendini üstün görüyor ama kontrol edemiyor kendisini.
“Selamün aleyküm arslan Hocam. Sizi çok sevdiğimi bir kez daha söylemek istedim inşaAllah. Hemen şimdi Türk-İslam Birliği olsun inşaAllah. Teröre çözüm; ne çorba, ne evlenmek, ne de pilav, ne Malta” diyor. “Tek çözüm Harun Yahya.” Olmadı, öyle değil, öyle olmaz. “Tek çözüm Kuran” diyecek. “Tek çözüm; Kuran ahlakı ve Türk-İslam Birliği” diyecek. “İttihad-ı İslam’dır” diyecek, “Türk-İslam Birliği” diyecek. Harun Yahya kitaplarını da okumasını tavsiye etsin, bu güzel. O olur ama bu şekilde derse olmaz, inşaAllah.
Tamam biraz ara verelim, inşaAllah.
SUNUCU:Kısa bir aradan sonra yayınımıza tekrardan devam edeceğiz.
Kuran Tefsiri
Devamı ...Basında Harun Yahya
Devamı ...Resullerimiz Diyor Ki
Devamı ...Türk-İslam Birliği Gelişmeler
Devamı ...
Kuran Tefsiri
Devamı ...Basında Harun Yahya
Devamı ...