SUNUCU: Sayın seyircilerimiz tekrar hoş geldiniz. Yayınımıza kaldığımız yerden devam ediyoruz, Sayın Hocamız Adnan Oktar Beyefendi de teşrif ettiler. Hocam nasılsınız, hoş geldiniz.
ADNAN OKTAR: Allah’a hamd olsun, sizler de hoş geldiniz.
SUNUCU: Teşekkür ederim.
ALTUĞ BERKER: Siz gelmeden Hocam, biz Darwinizmin bilimsel geçersizliğiyle birlikte, teröre neden olan fikir olduğunu, terörle fikri mücadeleyi şu an sizin yaptığınızı tek ve kökten sorunu çözecek olanın bu yöntem olduğunu söylediğinizi, bunun doğru olduğunun bir başka kanıtı da terörist başının kitabında sizden bahsetmiş olduğu, dolayısıyla çalışmalarınızın ne kadar etkili olduğunu gösterdiğini ve Darwinizmin bilimsel geçersizliğini anlattık Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Ertuğrul Özkök yazısında bahsettiği bu Daniel Dennet var. Daniel Dennet bu vatandaş bak diyor ki; ”Darwinizm eğer doğru anlaşılırsa, tüm ahlaki, metafizik ve dini inançları yok eden bir evrensel asittir” diyor. Bak Darwinizm’le ne kadar iç içe adam görüyor musun? Ertuğrul Özkök’ün de kendisine mürşit kabul ettiği adam ve “etkilendim, işte sarsıldım, allak bullak oldum,” işte şöyle oldu böyle oldu bir şeyler anlatıyordu. Bak adamın dediği bu. Dennet denilen vatandaş ne diyor? ”Darwinizm eğer doğru anlaşılırsa, tüm ahlaki, metafizik ve dini inançları yok eden bir evrensel asittir.” Yani dini ortadan kaldıran bir asit, bir güç. Dini tamamen ortandan kaldırır diyor. Ertuğrul Özkök de bu adamın “eserlerini okudum” diyor. Allak bullak oldum, boca oldum, bir şeyler anlatmış. Bu konuya da böylece bir dikkat çekmiş olalım inşaAllah.
Berker Hocam sen bir şeyler anlat.
ALTUĞ BERKER: Estağfurullah Hocam. Bugün şehit cenazelerimiz vardı Hocam, haberlerde de onlardan çok vardı ve seyrettik. Daha evvel sizin söylediğiniz üstünde önemle durduğunuz “şehitler giderken ağlanmaz” demiştiniz Hocam ve ağlamamalarını tavsiye etmiştiniz. Bugün şehit aileleri o şekilde, “ağlayıp da hainleri asla sevindirmeyeceğiz” diyerek cenazede bulundular Hocam ve resimleri de var görmek isterseniz.
ADNAN OKTAR: O bizim milletimizin koçyiğit ruhunun, aslan ruhunun bir yansıması, istisnasız bütün şehit cenazelerinin o şekilde olması lazım, hepsinin. Yani böyle yiğitlik ve delikanlılık gösterisi tarzında olması lazım, değil mi? Bizim tarihimize bir baksınlar, verilen şehit sayısına bir baksınlar anlarlar inşaAllah.
Berker Hocam senin anlatacağın çok şey vardır. Var mı görüntüler?
ALTUĞ BERKER: Estağfurullah Hocam, resimler olabilir Hocam canlılarla ilgili, isterseniz haberler olabilir. Nasıl isterseniz.
ADNAN OKTAR: Göreyim anlat.
ALTUĞ BERKER: Sevimli canlılardan gösterebiliriz Hocam isterseniz biraz.
ADNAN OKTAR: Şimdi bu herife ben ne diyeyim, patileri görüyor musun? Şimdi bu adam komple, bak şöyle şuradan ısırılması gereken bir şey şöyle tepeden ama hafifçe ısıracaksın. Patileri görüyor musun pembe pembe, bir de ateş gibi sıcak oluyor patileri bunların, maşaAllah. Severim ben onların tatlı görünüşünü, güzelliklerini maşaAllah. Şu tatlılık nasıl açıklanır, maşaAllah, şu mazlumluk, her biri bir alem maşaAllah. Şu huzur dolu gözlerini kapatmış, dikkat ederseniz pozları hep o tarzda çekiyorlar, uyurken çok şeker oluyorlar. Bunlar çete. Şimdi Darwin değil mi? “Beynimin tasımı atıyor” diyor, “kafama kan mı hücum ediyor” diyor bunları düşündükçe.
ALTUĞ BERKER: Evet “tavus kuşları beni hasta ediyor” diyor.
ADNAN OKTAR: “Bu süsü görünce” diyor, evet. Hiçbir açıklaması yok tabii maşaAllah.
Berker’im şimdi yine devam edeceğiz buna, burada durduralım. Şimdi sen bize güzel mesela Muammer Ahsen’den, Ankara. Buradan oku.
ALTUĞ BERKER:İnşaAllah Hocam. “Bir kısım Nur talebelerinin, Said Nursi Hazretleri'nin çok açık söylediği sözleri anlayamamalarını şaşkınlıkla karşılıyorum.” Alıntı vermiş Mektubat’tan Hocam üstadın, “Ahir zamanın en büyük fesadı zamanında; elbette en büyük bir müçtehid, hem en büyük bir müceddid, hem hâkim, hem Hz. Mehdi (a.s.), hem mürşid, hem Kutb-u azam olarak bir zat-ı nuraniyi gönderecek ve o zât da Ehl-i Beyt-i Nebevîden olacaktır.” Yine başka bir alıntı üsdattan. “Tâ Ahir zamanda, hayatın geniş dairesinde asıl sahibleri, yâni Hz. Mehdi (a.s.) ve şakirtleri (öğrencileri), Cenâb-ı Hakkın izniyle gelir, o daireyi genişlendirir ve o tohumlar sünbüllenir. Bizler de kabrimizden seyreder Allah’a şükrederiz.” Bediüzzaman çok açık ve aleni olarak Hz. Mehdi (a.s.)'yi "şahıs" olarak belirtmiyor mu? Bundan daha açık nasıl bir izah olabilir. Nerede geçiyor bu izahlarda "şahsı manevi" sözü? Hz. Mehdi (a.s)'nin bir şahıs olduğunu daha açık nasıl belirtmesi gerekiyordu? Bir kısım Nur talebelerinin, bu kadar açık bir konuyu anlayamamalarına ben şahsen inanamıyorum.”
ADNAN OKTAR: Sen biraz şerh et. Sungur Ağabey’den yıllarca ders almış adamsın.
ALTUĞ BERKER: Estağfurullah Hocam sizden aldık inşaAllah.
Ahir zamanın en büyük fesadı zamanında, tam bu zaman bahsettiği zaman, savaşların, terörün, kargaşanın olduğu, o dönemdeyiz. “Elbette en büyük bir müçtehid” yani içtihad eden, Kuran’ın hükümlerini yeniden ortaya çıkaran, Üstad kendisi içtihad etmemişti, içtihad kapısı açıktır ama “kapalı maniler vardır” diyordu ve şafi mezhebindendi kendisi yani bir içtihadı yoktu. Bir mezhep mukallidiydi, takipçisiydi. “Hem en büyük bir müceddid,” Mehdi (a.s.) öyle olmayacak diyor, yani müçtedih içtihad edecek kendi bütün mezhepleri, bütün herkesi birleştirecek ve herkes ona tabi olacak, hadislerde de inşaAllah.“Hem en büyük bir müceddid” dini yenileyen, Kuran’ın yorumlarını, gerçeklerini ortaya çıkartan, “hem hakim” yani adalet dağıtan, hüküm veren, adalet dağıtacak olan, “hem Hz. Mehdi (a.s.), hem mürşid” irşat eden insanları, “hem kutb-u azam” en büyük kutup, o zamanın manevi en büyük şahsiyeti inşaAllah, olarak bir nurlu bir kişiyi gönderecek ve o kişide “Al-i Beyt-i Nebevîden” yani Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in soyundan yani seyyid olacak” diyor Üstad Hazretleri inşaAllah.
İkinci alıntıda, “Ta Ahir zamanda” yani ileriyi kastediyor “ta” derken, Ahir zaman yani şu an bulunduğumuz zaman, kendisinden sonraki zamanı kastediyor. “Hayatın geniş dairesinde” kendi dönemi, siz anlatmıştınız Hocam bunları, onlardan anlatıyorum tekrar. Hayatın o zaman dar dairesi vardı, şimdi geniş dairesi, radyo, televizyon, internet gibi iletişim araçlarının olduğu, şu an uydudan bütün dünya ile birlikteyiz mesela onun gibi, geniş dairesinde olduğu. “Asıl sahipleri” yani Risale-i Nur’un asıl sahipleri olduğunu söylemiştiniz Hocam. Bir cümle evvel çünkü Risal-i Nur’dan bahsediyor. “Anadolu’nun sinesinden onu kimse çıkartamaz” diyor. “Yani Hz. Mehdi (a.s.) ve şakirtleri” yani Hz. Mehdi (a.s.) bizzat kendisi ve öğrencileri. Hem Risal-i Nur’un gerçek sahipleri olduğunu da oradan anlamış oluyoruz. “Cenab-ı Hak’ın izniyle gelir.” Gelir, daha sonra, gelir geniş zamanı söylüyor. “O daireyi genişlendirir,” daha da genişletiyorlar tebliğ dairesini inşaAllah ve teknolojiyle birlikte. “Ve o tohumlar sünbüllenir” kendi zamanında ektiği tohumlar olarak görürsek, çiçek açması bu devri gösteriyor inşaAllah. “Bizler de kabrimizden seyreder Allah’a şükrederiz” diyor. Üstad kendisinin vefat etmiş olacağını Mehdi (a.s.) döneminde, kabrinden göreceğini inşaAllah Mehdi (a.s.)’nin çalışmalarını, Kuran ahlakının hakimiyetini onun vesilesiyle ve öyle şükredeceğini söylüyor Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Berker Hocam halis Nur talebesisin maşaAllah.
ALTUĞ BERKER: Estağfurullah Hocam sizin vesilenizle, biz sizden öğrendik. İlk tanıştığımızda Risal-i Nur’u siz göstermiştiniz bize, oradan okuduk, sizden öğrendik hepsini inşaAllah.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah, bakalım.
VTR (Şehit ailesi ile ilgili )
ADNAN OKTAR: İşte bak gördün mü delikanlı babayı, koçyiğit babayı, aslanlar aslanı babayı? Böyle olacak, bizim ecdadımız hep böyleydi. Böyle ağlayan, bayılan olmaz. Çok çok acayip olur, sakın ha. En azı bu şekildedir, en azı inşaAllah. Yalnız mesela bu babaya, bir kere her babaya hemen bir şehit madalyası göğsüne bir takalım, altından inşaAllah. Yani o maddi değeri önemli değil, onun manevi değeri çok önemli, altından mutlaka. Geldiklerinde şehit haberiyle böyle direk göğsüne madalyayı takarak, altın madalya takacaklar inşaAllah. Şehit ailelerinin çok acayip korunup kollanması lazım, geçenlerde de anlattım. Bütün mahalle, köy sahip çıkacak. Şimdi mesela bir yere gidecek, bitti, mutlaka onlar götürecekler. Yemek yiyecekler, aman diyecekler; yemekler bizim, her gün birisi. Kaç yıl? 20 yıl, 30 yıl, 40 yıl, ne kadarsa hiç fark etmez. Hep berekettir, hep berekettir. Nur yağar oralara. Çok çok önemlidir bu. Müthiş önemlidir. Hastalandı Allah vermesin, bütün mahalle. Hastanede şehit ailesi geldi değil mi? “Aman kardeşim” diyecekler buyurun. Mesela lokantaya girdiğinde kesinlikle şehit ailesinden para alınmaz. Aslında makul bir alış-veriş yaptıklarında da, bence para alınmaması lazım. Bereket bolluktur ama, hayır onlar vermek isteyecek para, almayacaklar o kadar. Yok diyecekler, rica ediyoruz, istirham ediyoruz bize böyle bir şey teklif etmeyin. O madalyayı gördüğünde konu bitecek, anlaşıldı mı? Yani onların bir şehit ailesi kimliği olacak, özellikle babalara ve annelere muazzam bir hürmet ve saygı, bu çok hayatidir, buna çok dikkat edeceğiz inşaAllah. Mesela bak bu babaya hayran oldum. Delikanlıların delikanlısı maşaAllah, tam yiğit, öyle olması lazım. Müslüman’ın üslubu budur. Ne olacak yani? Mesela farz edelim, 21 yaşında 22 yaşında şehit oldu. Tamam, 30 sene sonra, 3 on sene sonra vefat etse ne fark eder, aynı şey. Onun canını alan Allah, inşaAllah. Ama tabii komünizme karşı, top yekün milletçe, milli bir şahlanış içinde olmamız lazım. Yani anti-komünist, anti-Darwinist, anti-materyalist, anti-Stalinist bir şahlanış gerekir, milli şahlanış. Yani böyle kenardan köşeden olmaz bunlar. Top yekün mücadele vermemiz lazım, milletçe inşaAllah değil mi? Şimdi bu adamların dini var. Darwinist bunlar, materyalistler, Stalinist ve Leninistler. Şimdi bak Leninizm’i incelemeyen, komünizmi incelemeyen, Marksizm’i incelemeyen kişi için terör, üç-beş tane çapulcunun yaptığı gıcık hareketlerdir. Yani “terbiyesizlik yapıyor” diyor mesela çıkıyor televizyona bazı şahıslar, “ayıp yaptılar” diyor, “rencide olduk” diyor, “nasıl kıydın” diyor. Kardeşim komünist adama, Leninist adama, Lenin’e tapan adama “sen nasıl kıydın” denir mi? Lenin zaten “sen komünist olamazsın adam öldürmezsen” diyor. Asker şehit etmezsen, değil mi? Öldürmezsen demeyeyim de, şehit etmezsen, tabii o demiyor da biz diyoruz. “Bombalamazsan, yakıp, yıkmazsan, sen zaten komünist olamazsın” diyor. “Sen revizyonist olursun o zaman” diyor değil mi? “Revizyonistsin sen” diyor, “değiştirmişsin” diyor, yani “reform yapmışsın, değiştirmişsin, gerçek Marksizm’e, gerçek Leninizm’e sen ihanet etmişsin” diyor. Bombalamayan, yakıp yıkmayan adama onlar komünist demezler, Stalinist olamaz adam. Bunu yapması gerekiyor. Onun için ben şimdi komünist kitaplardan da, komünist eserlerden de bu konuları anlatayım en iyisi de, daha iyi anlayacaklar anladığım kadarıyla. Görüyorum, diyor ki mesela “siz bununla bir yere varamazsınız” diyor mesela bir demeç veriyor teröristlere. Kardeşim bir yere adam varıyor, Güneydoğu’da adamlar bizim milletimizi esir ediyor ve bütün Türkiye’yi ayağa kaldırıyor. Basın, televizyon geceli gündüzlü onlardan bahsediyor, değil mi? Avrupa’yı arkasına almış adam, bütün Avrupa’yı, onların desteğini almış. Bölgede müthiş bir kontrol sağlamış, değil mi? Netice alamazsın diye bir şey yok adam alıyor, netice almış. Ne zaman denir biliyor musun netice alamazsın? Anti-Darwinist, anti-komünist, anti-materyalist, anti-Marksist ilmi faaliyet yaparsın aylarca, dersin ki; “kardeş siz bize hikaye anlatmayın, bak bittiniz”. Bu tamam, hakikaten ilmi yönden bitirirsin. İlmi yönden bittiğinde, zaten dimağı adamın durur, yapacak bir şeyi kalmaz. Artık silah elinden düşer adamın, o silahı tutacak gücü kalmaz. Yani manevi gücünü kaybeden bir insanın, fizik gücü de gider. Mesela farz edelim, Allah esirgesin, biri birini mesela vurmaya kalkıyor, cinayet işleyecek, değil mi? Diyorsun ki; “yahu adam o adam değil” diyorsun, senin vurmaya kalktığın adam, değil mi? O kişi değil diyorsun. Bir anda adamın hırsı gidiyor, öldürmüyor onu, ellemiyor. Tabii psikopat adam ama yani bir psikopatı durdurmanın yollarından bir tanesidir bu. Şimdi bunlara da, yani Marksizm’in yıkıldığını, Darwinizm’in, materyalizmin yıkıldığını, gerçekten bilimsel metodlarla, bilimle ama sırf bilimle, net ispat eder anlatırsak konu biter. Bunlar dinden etkilenmezler. Puta tapan bir adam, puta tabi olan bir adama din anlatılmaz. Geçenlerde bir ağabeyimiz “bunların çözümü dindir” diyor. Dinden anlamaz onlar, önce putunu kıracaksın, putu kırdıktan sonra o açık halde kalır, ondan sonra din anlatılır. Adam elinde put varken, putuna yapışmışken, sen din anlatamazsın değil mi? O artık putuna sıkı sıkıya tutunuyor, putuna iman etmiş. Putunu kırdıktan sonra o seni dinler hale gelir. Onun için yani işte şerefsiz namussuzlar, zalimler, alçaklar, yine yakıp yıktınız, yani bunlar onları sadece güldürür ve hiçbir etkisi olmaz. Bunlardan netice alamazsınız sözlerinin de bir etkisi olmaz. Çünkü adam netice alıp almadığını görüyor, Güneydoğu’da geniş çapta kontrol altına almış bölgeyi. Gece, insanlar dışarı çıkamıyorlar geceleyin. Gece bir yerden bir yere mümkün değil yani geceleri orayı kontrol altına almış adamlar. Gündüz de askeri konvoyla ancak hareket edilebiliyor. Nasıl netice almamışlar, netice almaz olur mu? Adam alıyor netice ve cayır cayır komünist propaganda yapıyor. Kahvelerde, evlerde, sokaklarda her yerde bağıra bağıra komünist propaganda yapıyor. Darwinist, materyalist propaganda yapıyor. Marksizm’i övüyor, uzun uzun Marks’ı anlatıyor. Marks’ın resimlerini her yere asıyorlar. Lenin’in resimlerini asıyorlar, değil mi? O Apo denilen adamın da resimlerini asıyorlar, katil başının değil mi? Ve adım adım da ilerliyorlar. Şimdi mesela Güneydoğu’da bir okula gidiyoruz, Tabiat Bilgisi kitabını açıyoruz, insanın yaratılışı anlatılıyor, Darwin’in Evrim Teorisi. Tarih kitabını açıyoruz, Darwin’in Evrim Teorisi. Sosyolojide Evrim Teorisi, felsefe dersinde Evrim Teorisi, nereye dönsen Evrim Teorisi. Kahvehanede komünistler Evrim Teorisi anlatıyorlar. Dağda Evrim Teorisi anlatılıyor, materyalist, Leninist düşünce anlatılıyor. Peki, nasıl bir adam yetişir böyle bir ortamda o zaman yani ne yetişir? Herkes bunu anlatıyor orada, Güneydoğu’da. Başka da bir karşı atak anlatım yok. Yani tek yanlı Marksist, komünist eğitim var, bir de ayrıca devlet eliyle de Darwinist eğitim var. Darwinist eğitim var yani Darwin’i bütün kitapların da anlatılıyor. Ansiklopedilerde anlatıyor, televizyonda anlatılıyor. Mesela NTV’den tut efendim ATV’den çık, hepsinde Darwinizm anlatılıyor. Mesela nasıl evrim geçirdikleri, nasıl şey yaptıkları anlatılıyor. Peki, böyle bir ortamda Darwinist, materyalist yetişen adamların, Marksist düşünceyi savunmanın dışında, nereye gidebileceklerini bana bir anlatsınlar. Hangi düşünceydi ben öğrenmek istiyorum, bana biri çıkıp anlatsın. Marksist olan bir insanın, Leninist olmanın dışında hangi yola gidebilir bana bunu anlatsınlar. Leninist olanın da, pratik komünizmi uygulayan Stalinist düşüncenin ve işte Che’nin kafasının, Ho Şi Minh’in kafasının dışında nasıl bir davranış göstermesi gerektiğini bana bir anlatsınlar. Zaten adamlar ona Marksist demiyorlar, öyle o tarz kan dökmeyen adama, bombalamayan, yakıp yıkmayan adama revizyonist diyorlar. Yani komünist olarak kabul edilmiyor. Onun için bunu anlamazdan gelmenin ısrarla devam etmesi durumunda, bu adamlar gelişmeye devam ederler söyleyeyim. Bediüzzaman diyor; “ikna ve telkin kabiliyeti tevessül ettikçe, bu taun da tevessül eder gelişir” diyor. Durur demiyor, bak “ikna ve telkin kabiliyeti” nasıl yapıyorlar ikna ve telkin. Kardeşim zaten tek yanlı ikna ve telkin var. Yani karşıt hiçbir anlatım yapılamıyor şu an Güneydoğu’da, hiçbir anlatım. Bir tek Şeş TV’de davullu zurnalı oyun havaları var, o kadar. Kürtçe şarkılar var, zılgıtlar var, beraber halay çekiliyor. Her gün düğün havası var Şeş TV’de. Böyle olmaz tek yanlı, bunu çocuk olsa bilir bunu değil mi? Yani zalimler, hainler, eliniz kırılsın, ne yaptınız, ne kadar zalimsiniz, hiç acımıyor musunuz? Kardeşim sen kime hitap ediyorsun sen? Azılı komünist, Leninist adama hitap ediyorsun ve adam Leninizm’in gereğini yaptığı kanaatinde ve daha da az yaptığı kanaatinde, çok daha fazlasını yapması gerektiğine inanıyor. Partileşme sürecinin bunu gerektirdiğine inanıyor yani parti, önder düşüncesi içerisinde, tek merkezde, tek bir ideal altında, toplu hareket var. Biz Türk-İslam Birliği’nde daha yavaş yavaş ilerlerken, onlar bir ideali oturtmuşlar. Adamlar diyor ki; “parti var, bütün Kürtler bu partinin etrafında toplanması lazım ve bir lider var, liderin etrafında toplanması lazım”. Adama soruyor; “ne diyorsun?” “Tamam” diyorlar adamlar. Bu tarafa geldiğimizde, bizim kardeşlerimize bak. Tabii hepsini tenzih ederim, çünkü Türk-İslam Birliği hareketi çok büyük yol aldı, Allah’a çok şükür. Çok büyük netice aldık yani çok gelişti. Tabii, ama bakın top yekün harekete karşı, top yekün hareket gerekir. Top yekün Leninist propagandaya, komünist propagandaya karşı, top yekün anti-Darwinist, anti-materyalist, anti-komünist, anti-Leninist propaganda gerekir, milli propaganda. Bu yapıldığında, konu kökünden hallolur. Bak, geçenlerde de dedim, dün dedim, Hürriyet, Milliyet, Sabah bu gazeteler toptan 15 gün süreyle anti-Darwinist bir çalışma yapsalar, anti-materyalist. PKK yüzde 95 oranında gücünü kaybeder, ben size söyleyeyim. Yüzde 5, o da usülen direnirler yani, yüzde 95 oranında konu biter. Biteceğini kendileri de biliyorlar çünkü bilimsel gerçek bu. Ben öyle hayali bir şey konuşmuyorum, felsefi, sosyolojik bilimsel gerçek. İsterlerse bunu sosyolojik bir tez olarak, bilimsel bir açıklama olarak çok kapsamlı komünistlerin kitaplarına dayanarak anlatayım. Yani günlerce de izah edebilirim, nettir bu. Komünistlerin en çekindiği konudur bu. PKK hareketinin en çekindiği konudur bu. Yoksa gerilla hareketi açısından bölge muazzam müsait. En müsait coğrafi bölge diyebilirim dünyadaki, en müsait coğrafi bölgelerden bir tanesi. Dış ülke desteği açısından da çok müsait. Irak’ı çok rahat kullanabiliyorlar, başka yerleri de çok rahat kullanabiliyorlar. Amerika’nın içinde de psikopatlar var. Evanjelik masonlar var. Onlar doğrudan silah yardımı yapıyorlar. Hollanda, Danimarka, Norveç, İsveç falan zaten oluk oluk hem para yardımı yapıyorlar, hem felsefi, böyle ilmi açıdan kendilerine göre sahte ilim, sahte felsefeyle destekçi oluyorlar. Hatta hayranlar, mesela Avrupa’nın azılı komünistleri orada pratik yapmak için gidiyorlar oraya. Yani o gerilla kamplarında heyecan duyuyorlar. O Che’nin hayatı gibi, Ho Şi Minh’in hayatı gibi böyle romantik komünist kafada oldukları için, orada onlarla beraber yatıp kalkıyorlar, birlikte yemek yiyorlar. Heyecan duyuyor adam. Gelip birlikte asker öldürüyor adam. Askerlerimizi şehit ediyor, öldürüyor demeyeyim, Allah affetsin. Ondan heyecan duyuyor adam. Çünkü nasıl Che hayranları var değil mi? Onun resimlerini asıyorlar. Onun gibi yaşamak isteyenler var. Askeri gömlek giymek istiyor, işte alnında bir yıldız olacak. PKK’nın da aynı şekildedir, aynı yıldızı kullanır ve aynı komünist hareketleri vardır, davranışları falan aynıdır. Che hayranları da, gelip aynısını orada uyguluyorlar. Castro hayranları da, gelip aynısını orada uyguluyorlar. Avrupa’nın her yerinden geliyor adamlar ve onlar için romantik komünist laboratuvar gibi orası, uygulama yeri gibi. Bu oyuna gelmemek için yapılacak şey, kırılmalar, kızmalar, bağırmalar, “bir şey yapamazsınız, elde edemezsiniz, netice alamazsınız” dememek, bunun yerine felsefi, ilmi yönden tamamen çökertmek. Bilimsel yönden çökerttik mi, konu biter kardeşim, bu kadar. Yani şu çorba edebiyatının kesilmesi lazım. “Bunlar karı kız bulamadığı için böyle oluyorlar. Çorba bulamadığı için böyle oluyorlar. Bunları evlendirirsek bir şey olmaz. İşte anasının çorbasını içerse her şeyleri düzelir. Anasının kucağında işte şefkatle yaşarsa, annesinin yanında yaşarsa rahat eder. Dönün evinize yavrum, çoluk çocuğa karışın.” Yani komünist eğitim almış adama, Leninist eğitim almış adama 10 yıllık, 15 yıllık eğitim almış. Akademi diyorlar zaten, adamlar yazıyor. “Marksın korkmaz akademisi” diyor. Akademi derken üniversite kastediyor, komünist üniversite kurmuş adamlar. Yani o akademide dikiş-nakış öğretmiyorlar adamlara, komünist propaganda yapılıyor. Yani o uydurma akademide öğretilen bilgiye karşı, anti-komünist eğitimle, topyekun ama, dar bir planda değil, yapılan eğitimle net netice alınır. Bu böyle değildir, diyen adam varsa bana yazsınlar. Bir kişi, yani “bu böyle değildir” diyen herhangi bir bilim adamı, bir kişi bana yazsın, bu fikrin yanlıştır diye. Canlı yayına da çıkaracağım buraya, konuşalım. Hiç kimse bunu söyleyemez, herkes sözümün doğru olduğunu biliyor. Yani bilmiyorum niye yapmıyorlar. Yani benim sözümün doğru olduğunu bilmeyen hiç kimse yoktur. Komünistler de biliyor. Komünist olmayanlar da biliyor. Herkes biliyor.
ALTUĞ BERKER:Terörist başı da anlamış, sizi kitabında zikrediyor Hocam. Kimsenin adını geçirmezken sizi geçirmesi normal mi?
ADNAN OKTAR:Pek tabii ki. Söyledim ya “MİT’in böyle adamları vardır, her çağda da olmuştur, Osmanlı döneminde de olmuştur, devlete yön verirler onlar” diyor. “Filozof din adamları, mesela Adnan Hoca” diyor. Adam olayı kavramış kendi kafasına göre. Şimdi bizim burada yapacağımız, bunların en çekindiği şeyi yerine getirmektir, inşaAllah. Bol bol Güneydoğu’ya kitap, CD, bilgi, televizyonlardan eğitim, radyolardan eğitim, ama çorba eğitimi değil. Anti-Marksist, anti-Leninist, anti-Darwinist, anti-materyalist eğitim. Çünkü eğer çekiniyorlarsa yani devlet laik, biz dini anlatamayız diyorlarsa, ben dini anlatın demiyorum ki zaten, değil mi? O konuyu bize bırakın, biz onu yaparız. Felsefi bir çalışma benim dediğim. Bakın anti-Darwinist çalışma bilimsel bir çalışmadır. Bu devletin laikliğiyle çelişen bir düşünce değildir bu, değil mi? Devletin ideolojisiyle çelişen bir şey değildir. Anti-Marksist, anti-Leninist olmak, zaten Atatürkçülük’ün bir gereğidir. Atatürk ne diyor? “Şurası unutulmamalıdır ki, Türk Milleti’nin en büyük düşmanı komünistliktir. Behemehal her görüldüğü yerde ezilmelidir” diyor. Burada ezilme yok ki, seyretme var. Tabii ezenler var, o ayrı tenzih ederim, ama ilmi yönden ezme yok. Biz eziyoruz ama, bizim gücümüz ve imkanımız belirli. Bu topyekun bir milli mücadele gerektirecek bir durumdur bu. Topyekun milli bir karşı mukavemet gerekir. İlmi mukavemet, kültürel. Bütün üniversiteler devreye sokulsun, değil mi? Yurtdışından da bilim adamları getirsinler, üniversiteler bütün televizyonlar, radyolar devreye girsin, bitti. Yani konu biter. Ben illa herkes dini, İslam’ı, Kuran’ı anlatsın, işte Hıristiyanlık, Müslümanlık, Musevilik hiçbir şey anlatılmasın, sadece Müslümanlık anlatılsın demiyorum. Ben sadece anti-Darwinist çalışma yapılsın diyorum bu durumda. Bu laiklik de, hiçbir şekilde devletin ideolojisiyle çatışan bir şey de yok burada. Bunu yapsınlar, Hıristiyan Hıristiyanlığını yaşıyorsa yaşasın. Musevi de Museviliğini yaşasın. Ama İslam’ın galip geleceği belli. Çünkü put gitti mi, hak gelir yerine Hakk din. “Hak geldi” diyor Cenab-ı Allah “batıl zail oldu.” Batıl zail oldu ne demek? Darwinizm, materyalizm çöktü, yok oldu anlamına da geliyor. Hakk geldi dediği de Kuran’dır, Muhammediliktir. Yani ikinci bir ihtimal zaten olmaz, inşaAllah.
“Sayın Adnan Hocam” diyor. “Allah’ın selam ve bereketi üzerinize olsun inşaAllah, Hocam geçen röportajınızdan birinde bir soru üzerine Şeyh Nazım Kıbrisi Hazretleri’nin, Nur Risaleleri’nin devrinin geçtiği hakkındaki sözlerine yorum getirmiştiniz. MaşaAllah hem Risaleleri öven, hem Şeyh Nazım Kıbrisi Hazretleri’ni doğrulayan ve dönemin Mehdi (a.s.) talebelerinin eserlerinin dönemi olacağını belirtilen yorumunuzu çok sevmiş ve aklımıza kaydetmiştik. Necmettin Şahiner’in ‘Son Şahitler Bediüzzaman Said Nursi’yi anlatıyor’ kitabının 4. cildinin 152. sayfasında Üstad’ın bir ifadesine yer verilmiştir. Sizin yorumunuzu destekleyen bu sözleri sizinle paylaşmak istedim. Üstad, “Hz. Mevlana benim zamanımda gelseydi, Risale-i Nur’u yazardı. Ben de Hazreti Mevlana zamanında gelseydim, Mesnevi’yi yazardım. O zaman hizmet Mesnevi tarzındaydı. Şimdi de Risale-i Nur tarzındadır’’ buyurmuşlardır. Hocam bu ifadelerden Mehdi (a.s.) öncüsü olarak dönemin,” tamam bu şekilde olabilir. “Mehdi (a.s.) öncüsü olarak dönemin eserlerinin sizin eserleriniz olduğunu, bu yorumuyla Üstad’ın da doğrulamış olduğunu düşünüyorum. Hayırlı akşamlar diliyorum. Antalya’dan kardeşiniz Ufuk” diyor. “Mehdi (a.s.) öncüsü olarak dönemin eserlerinin, sizin eserleriniz olduğunu,” Mehdi (a.s.) döneminin eserlerinin öncü eserleridir. Mehdi (a.s.) döneminin öncü eserleridir, eserlerimiz inşaAllah. O anlamda doğru, evet.
“Selamun aleyküm Hocam” diyor. Ve aleykümselam ve rahmetullahi ve berekatühü. “Selamun aleyküm Hocam. Buna iyi dikkat edin.” Tamam edelim inşaAllah. “Bu profesörüm diyen, yani Elmalılı Hamdi’yi beğenmeyen, Bediüzzaman’ı beğenmeyen bir Hoca var” diyor. Doğru mu bu? Abdülaziz Bayındır’ın öyle bir ifadesi oluyor mu? Bediüzzaman, Elmalılı hakkında.
ALTUĞ BERKER:Bediüzzaman hakkında var Allah-u alem galiba, ama Elmalılı’nın bilmiyorum.
ADNAN OKTAR: Abdülaziz Bayındır’ın, öyle mi? Allah Allah. Bir inceleyelim bakalım. Şimdi emin olmadan bir şey diyemem. Ama diyorsa, çok ilginç birisi demektir. O zaman bir analiz ederiz, bakarız, araştırırız inşaAllah. Ama şunu söyleyeyim, Abdülaziz Bayındır, Bediüzzaman’ın tırnağı olamaz. Esamesi olamaz, inşaAllah. Ayrıca Elmalılı Hamdi de çok muhterem, mübarek, çok alim bir insan. Atatürk’ün çok beğendiği bir alim. Ona da öyle sözler söylüyorsa, Hocaya dikkatli bir gözle bakmak lazım o zaman, değişik demek ki. Bizim bilmediğimiz orijinal bir yönü var demektir, inşaAllah.
“Selamun aleyküm Hocam. Bir Mümin erkek günümüzde nasıl giyinmelidir? Peygamber Efendimiz (s.a.v.) eğer günümüzde yaşasaydı nasıl giyinirdi? Yine sarıklı cübbeli mi olurdu, yoksa sizin gibi takım elbise mi giyerdi. Sarık takmak gerçekten sünnet mi? Çünkü bu çok önemli bir konu. İslamiyete ön yargıyla bakan insanların gözünde Müslümanlar sarıklı cübbeli, bayanlar ise çarşaflı yani kısacası giyinmeden anlamayan sosyal topluluk onlara göre. Saygılarımla ellerinden öperim. Sezer Şen.” Giyinmekten anlamayan? Müslüman giyinmekten çok iyi anlar. Dünyanın en kaliteli, en iyi adamıdır. Ama çarşaf giyen bir bayan varsa, giyinmeden iyi anlıyordur yani. Giyimden iyi anlamıyor diyemeyiz ki, çarşaf da çok güzel bir kıyafet. Sarık, cübbe de çok güzel bir kıyafet. Ama takım elbise de çok güzel bir kıyafet. Yani öyle bir şey yok. Mesela ben sarıklı, cübbeli, geçenlerde de bir Musevi çocuk gelmişti buraya, gayet şık, çok yakışmış değil mi? Sarık giymiş, cübbe giymiş gelmiş. Müslüman kardeşlerim, ben de zamanında sarık, cübbe giyiyordum yani. Sarık, cübbe güzel bir kıyafet, çok hoş bir kıyafet. Ama tabii sokakta giyilmez yani dışarıda giyilmez. Ama ibadet ederken insan evinde kendisi takabilir, hoşuna gider. “Peygamberimiz (s.a.v.) olsaydı?” Ama tabii şöhretten kaçınmak lazım yani şöhrete sebep olacak, mesela şimdi dışarıda bir insan sarıkla cübbe giyse, bu çok dikkat çeker. Yani riyaya sebep olabilir, şöhrete sebep olabilir. Ben bunu kendimden söylemiyorum, Hüseyin Hilmi Işık Hocamız’ın tam ilmihalinden söylüyorum. Bak, Ehl-i sünnetin kalesidir, yani kendime göre değil. Ben mukallitim ben, oradan aktarıyorum. “Şöhretten kaçınmak lazım” diyor Hüseyin Hilmi Işık Hocamız, Allah rahmet etsin. Onun için cübbeyle, sarıkla dışarıda gezmek uygun olmaz, caiz olmaz diyor, inşaAllah. Şöhretten kaçınmak lazım diyor. Ama takım elbise de olur, elbiseye sınır koymamak lazım. Mesela başörtü de takabilir. Türban da takabilir. Mesela başı açık... yani ben özel bir şekle göre onu değerlendirmem, yani kılığına, kıyafetine göre değerlendirmem. Hepsi değerli insanlardır inşaAllah. Ne bileyim, ben çarşaflı bir hanım görsem beğenirim yani, maşaAllah derim. Ben kardeşimi de mesela, yani tertemiz, modern giyiniyor, ona da maşaAllah diyorum. Tertemiz bir insan, Mümin, muttaki, ondan sonra bu konularda böyle şey olmamak lazım yani sarık, çarşaf, yanlış biliniyor olabilir bu. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) o dönemde onu giymiş ama mesela üstündeki Bizans cübbesiydi Peygamberimiz (s.a.v.)’in. Yani müşrikler de sarık takıyorlardı o zamanlar, Museviler de sarık takıyorlardı, Peygamberimiz (s.a.v.) de sarık takıyordu, herkes yapıyordu yani. Bir tek Müslümanlara mahsus bir şey değildi sarık o zaman. Cübbe Hıristiyanlar da giyiyordu, Museviler de giyiyordu, hepsi giyiyordu. Bakın o devre ait fotoğraflara, resimlere geçmiş dönemlere ait, hepsinde göreceksiniz yani Hıristiyan kıyafetlerinde de, Musevi kıyafetlerinde de hiç ayırt edilmez yani aşağı yukarı, hiç fark edilmez. Mesela Hıristiyanlar, birçok Hıristiyan grubu vardı biliyorsunuz, bıyıklarını kısaltırlar, tamamen kısaltırlar, sakallarını uzatırlar. Müslümanlarda da var mesela bıyığını kısaltır, sakalını uzatır. Hoşuna gider, ister yapar ama mesela sakalsız bir insana Müslüman değildir demek veyahut işte günahkardır, biz bunun arkasında namaz kılamayız, bu yanlış bunlar, böyle bir şey yok. Bu çok müthiş bir abartı, ama sakallı bir insan da güzel yani Kuran’da da buna işaret var. Çünkü Hz. Harun diyor ya; “sakalımdan tutma, saçımdan tutma” diyor. Saç da uzatılır aslında. Mesela Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in saçları uzundu, iki taraftan örüyordu. İki örgü bu tarafta, iki örgü bu tarafta, böyle uzunca, örüyordu saçlarını. Simsiyahtı Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in saçları. Mesela şimdi birisi çıksa dese ki; “saç uzatılmaz” derse, bu çok yanlış olmuş olur inşaAllah. Ama Peygamberimiz (s.a.v.), zaman zaman ensesine kadar da geliyordu, kısaltıyordu saçlarını. Zaman zaman uzatıyordu da değil mi? Başına güzel kokulu yağ sürüyordu, saçlarını tarıyordu Peygamber Efendimiz (s.a.v.). Ondan sonra sakalları uzadığında kısaltıyordu.
Abdülaziz Bayındır’ın ne dediğini bir detaylı inceleyeceğim, şimdi burada yüzeysel bakmam, bakarım da fakat kapsamlı bir inceleyeyim, biz de kapsamlı cevap veririz, inşaAllah.
Efendime söyleyeyim, ben çarşaflı hanımlara karşı müthiş bir saygı ve sevgi duyuyorum onu söyleyeyim. Beni sakın kimse yanlış anlamasın, iftihar ediyorum yani çok hoşuma gidiyor. Mesela efendim, Mehmet Talu Hocamız, cübbelidir o, gelir-oturur. Mesela benim de yanıma oturdu geçenlerde birlikte gemide yemek yerken değil mi? Sol yanımdaydı. Çok seviyorum Allah rızası için, çok muhabbet ettiğim bir insan. Mesela güzel yemek duası okudu orada, iftihar ettiğim, çok sevdiğim bir ağabeyimdir. Değerli bir insandır ama Mehmet Şevket Eygi Hocam da, kibar bir Osmanlı bıyığı vardır, sakalsızdır o da çok değerlidir benim için. Mesela benim için onunla, onun bir farkı yok, mesela Mehmet Talu’yla, efendim Mehmet Şevket Eygi Hocam benim için aynıdır. Biri fazla biri az değerli, biri çok değerli demem ben. İkisi de çok samimi, tertemiz Müslümanlar. Ben kıyafetlerinden dolayı onlara bir ayrım yapmam. Mesela o Osmanlı giyinir, Osmanlı Beyefendisi gibi giyinir, Mehmet Şevket Eygi Hocam. Yani güzel, kaliteli, hakikaten de o gün çok şıktı. Ayakkabısı, kıyafeti falan böyle çok janti, çok nezih bir insandır. Acayip mütevazı ama tam Osmanlı Beyefendisi yani inşaAllah, Allah ömrünü uzun etsin, şahane bir insandır, üslup, adap, edep. Mehmet Talu Hocam da nur gibidir böyle üslubu, konuşması, hitabeti çok şahane bir insandır. Mahmut Hocamızı çok sevdiğimi bilir, “Hocama gelmeden önce uğradım, gideceğimi bildirdim” dedi. Ondan sonra “git, selamımı söyle dedi” dedi. Ondan sonra ben de dedim, Hocamıza hürmetlerimi iletin, selamımı söyleyin, ellerinden öperim dedim. İnşaAllah bir gün, inşaAllah bizi yine görüştürürsünüz dedim. Ara ara duasını alıyorum, çok iyi oluyor maşaAllah. Asildir mesela Mahmut Hocamız. Mesela bu yüzyılda İslam ahlakı hakim olmaz demez. Türk-İslam Birliği bu yüzyılda olamaz demez. Böyle bir şey demez. Milleti güldürmez münasebetsiz bazı şahıslar gibi. Adabı, edebi bilir, çok nezih insandır. Nerede konuşulacağını, nerede susulacağını bilir. Şöhretten kaçınır, nezaketi yüksektir. Çok şefkatli ve nezih bir insandır. O yönüyle ben hepsini muhabbetle seviyorum. Ama densizlik yapan olursa, münasebetsizlik yapan olursa yakasını bırakmam tabii. Nasıl? İlmi yöntemlerle, akılcı yöntemlerle. Düzelirse, canım, ciğerim kardeşimizdir, baş tacımız olur. Bende kin, öfke olmaz.
Ne yapalım, bitirelim mi Berker’im.
ALTUĞ BERKER: Estağfurullah Hocam inşaAllah internetten devam edelim.
ADNAN OKTAR: İnternetten devam edelim.
SUNUCU: Ben tekrar hatırlatayım. Soru ve görüşlerinizi bize ahirzamansohbetleri@hotmail.com adresinden gönderebilirsiniz. www.harunyahya.org ve www.harunyahya.net adreslerinden Hocamızın tüm eserlerini ücretsiz olarak indirebilirsiniz. Bizi yarın 22.00’den itibaren www.harunyahya.tv internet sitemizden, Mavi Karadeniz Radyo, Aksu TV ve Kaçkar TV ekranlarından takip edebilirsiniz. Yayınımıza www.harunyahya.tv sitemizden devam edeceğiz, teşekkür ederiz.
Basında Harun Yahya
Devamı ...Ahir Zamana ait Yeni Bilgiler
Devamı ...Basında Harun Yahya
Devamı ...
Adnan Oktar Diyor Ki...
Devamı ...Basında Harun Yahya
Devamı ...
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Başlıklar
Devamı ...