SUNUCU: İyi akşamlar sayın izleyicilerimiz ve dinleyicilerimiz. Bu akşam, Harunyahya.Tv, Mavi Karadeniz Radyo, Aksu Tv ve Kaçkar Tv’den canlı olarak yayınlanan ‘Adnan Oktar’la Gece Sohbetleri’nde yine sizlerle birlikteyiz. Birbirinden önemli konuların yer alacağı programımıza bilmediğiniz, merak ettiğiniz sorularınızla siz de e-maillerinizle katılabilirsiniz. Konuklarım Harun Yahya müstear ismiyle yazdığı 300’ü aşkın kitabıyla tüm dünyaca tanınan Sayın Yazar Adnan Oktar. Merhaba Hocam.
ADNAN OKTAR: Merhaba.
SUNUCU: Nasılsınız Hocam?
ADNAN OKTAR: Çok iyiyim, teşekkür ederim.
SUNUCU: Nasıl başlamak istersiniz Hocam?
ADNAN OKTAR: Evet, bir hayli bir şey var ama en şahane haberlerden bir tanesi, Diyanet İşleri Başkanımız Ali Bardakoğlu Beyefendi ne diyor: “Diyanet İşleri Başkanı: Camilerin gösteri alanına çevrilmesini doğru bulmuyor. Ve tekbir getirmek dahi sakıncalı görülüyor” diyor. “Ezber bozan açıklamalar yapıyor.” Ezber bozandan kasıt, alışılmışın dışında. Ben de zaten o yönünü çok beğeniyorum. Alışılmışın dışında, çok akılcı, samimi, böyle candan açıklamaları oluyor. “Bugün dindarlar için en büyük tehlike dünyevileşmeleridir.” Tabii bu dünyevileşme deyince ne dediğini araştırmak lazım. Dünyevileşme çok geniş bir kapsam. Yani çok geniş anlamı olan bir şey. Çünkü adam iş yerine gider, dünyevileşmiş de olabilir dünyevileşmemiş de olabilir. Yani İslam için, Allah rızası için de çalışabilir. Onun çok geniş şerh edilmesi, açıklaması lazım. “20 bin civarında Kutlu Doğum Haftası etkinliği yaptık. Kuran Yılı programları yoğun bir şekilde sürüyor” diyor maşaAllah, Allah razı olsun. “Din görevlilerimiz daha kucaklayıcı, caminin dışı ile daha ilgili olmalı.” Mesela bu çok hayati bir konu. Çok güzel bu ifadesi. “Din her yerde olduğu gibi, İslamiyet Güneydoğu’da da birleştirici bir unsur. Bu sevindirici bir şey” diyor. “Bunu yeterince değerlendirdiğimizi söyleyemeyiz. Tarihimiz, Kuran’ımız, Peygamberimiz (s.a.v.), heyecanlarımız bir. Birlik beraberlik çağrısından ziyade -o çağrı çoğu zaman yanlış anlaşılıyor- Allah sevgisi, Kuran sevgisi, dinin ortak amaçları gibi daha üst konuları ele almamız gerekiyor.Din görevlisi sosyal alanı kuşatmalı” diyor Hocamız maşaAllah. “Ve sosyal kesimlerin hepsine ulaşmalı. Din görevlisinin vazifesi sadece namaz kıldırmak olmamalı. Toplumda sosyal problemler varsa, insan hakları ihlalleri varsa, çevre bilinçsizliği varsa, ticaret ahlakı yoksa, töre cinayetleri ve ahlaki zaaflar varsa, suç oranları çocuklarımıza kadar inmişse, terör tırmanıyorsa, insanlar birbirine karşı sevgi ve saygıyı yitirmişse, yani ne kadar sosyal sorun varsa, din görevlilerinin bu konuda ilgilenmesi gerekir.” diyor.“Az dindar-çok dindar, başı açık-kapalı, namaz kılıyor-kılmıyor, Sünni-Alevi, eğitimli-eğitimsiz, köylü-şehirli bunları hiç aklımıza getirmeden, ayrışma konusu yapmadan onları kucaklamalıyız.” diyor mesela bu da çok güzel, maşaAllah. “Devletin bütün birimlerinin ortak heyecanla, ortak akılla hareket etmesi lazım.” diyor. Çok güzel, bu da çok güzel. Ali Bardakoğlu, tam Hz. Ali gibi maşaAllah maşaAllah. Çok samimi. Bir tek Allah’tan korkuyor, hiçkimseden korkmuyor gördüğüm kadarıyla. İçinden geldiği gibi samimi ifade ediyor. Tam delikanlı alim maşaAllah, Hocam maşaAllah, güzel. Ve bu coşkusu da gün be gün artıyor, maşaAllah. Her seferinde daha da bir güzel konuşma yapıyor, değil mi? İnşaAllah.
Şimdi tabii bir gelişme, bir güzellik var. Mesela diyor ki: “Amerika Birleşik Devletleri, İsa Peygamber (a.s.)’in döneceğine inanıyor.” “Halkın % 40’ı”, ki en az % 80’i diyebiliriz. “Hz. İsa (a.s.)’nın önümüzdeki 40 yıl içinde dünyaya döneceğine inanıyor.” Kardeşim eskiden bu konu hiç gündeme dahi gelmezdi. Yani % 1’i dahi bile bu konuyu ele almıyordu, % 1’i dahi. Amerikan halkına İsa (a.s.)’nın döneceğine dair kanaati biz getirdik. Bakın bütün Amerika’yı etkiledik. 70’lerde yapılan anketlere bakın, 60’larda yapılan anketlere bakın, % 1, % yarım falandır halkın Hz. İsa (a.s.)’nın dönüşüyle ilgili. Unutmuşlardı adeta Hz. İsa (a.s.)’yı. Yani tamamen bir Kıyamet anında işte gelir, zaten son anda gelir, o zamanda bir görevi olmaz zaten, bizim anladığımız anlamda bir görevi olmaz gibi düşünüyorlardı. Şu an dünyayı kurtarmak için geleceğine inanıyorlar, inşaAllah. Buna da biz vesile olduk elhamdülillah. Demek ki, yerimiz küçük, ama etkimiz çok büyük, tabii, inşaAllah.
OKTAR BABUNA: Çok sayıda televizyon ve radyo kanalında ve gazetelerde sürekli gündeme getirmiştiniz Hocam maşaAllah.
ADNAN OKTAR: Kardeşim bu sınır değişikliğinden bahsediyorlar. Önce bunu bir yazar gündeme getirdi. Sonra da bu konu gündeme oturdu. Bu ne demek bu? Bilen var mı bunu? Ben anlamadım bunu. Ne bu?
SUNUCU: Hocam sınır değişikliği istiyorlar.
ADNAN OKTAR: Yani ne anlama geliyor? Nasıl bir şey olmasını istiyor?
SUNUCU: Yani sınır, ben anladığım kadarıyla onların sınırlarıyla bizim sınırımızı değiştirmek istiyorlar. Toprak değişikliği yapmak istiyorlar.
ADNAN OKTAR: Allah Allah. Neye faydası olacakmış onun?
OKTAR BABUNA: İleri ya da geri alırız gibi bir yorumları var. Haber var göstereyim mi Hocam onu?
SUNUCU: Hocam, “Milliyet Gazetesi’nin yazarı Taha Akyol, geçtiğimiz günlerde tartışılacak bir öneri ortaya atmış ve Kuzey Irak’tan gelen terörün önlenmesi, ve daha etkin bir sınır güvenliğinin sağlamak için sınırın bazı noktalarında kaydırma yapılabileceğini ifade etmişti.” Yani sınırı galiba bizden uzaklaştırmayı düşünüyorlar diye tahmin ediyorum. Hani daha güvenilir demeleri.
OKTAR BABUNA: Bu galiba Hocam dağlık olduğu için bazı yerleri kontrol etmek güçleşiyor, toprak verelim anlamında biraz. Biraz da İsmet İnönü’nün Lozan’daki tavizini öven gibi sanki, haberde de öyle geçiyor, onu ön plana çıkarmışlar.
ADNAN OKTAR: Toprak vermek, yani böyle bir olay olmaz. Yani bir karış falan bile olmaz. Öyle bir konu olmaz. Toprak almak olur ama. Yani olur, mesela Irak’ın içerisine, konuşuruz bir 30 km kadar, 40 km, 50 km kadar girebiliriz. Yani sınırı ilerletebiliriz, güvenlik hattı oluşturabiliriz, bu olur. Ama toprak verme, öyle bir konu olmaz. İnşaAllah.
SUNUCU: Yani aslında çok tuhaf. Güvenlik sağlanması için onların sınırlarının daha geri çekilmiş olması gerekiyor. Bu sefer bizim sınırlarımız genişlemiş olacak. Ya da biz sınırlarımızı daha geri çekmiş olacağız, onların sınırları genişlemiş olacak.
ADNAN OKTAR: Kardeşim şimdi mevcut sınır durur. Bir güvenlik bölgesi isteniyorsa, 50 km’lik bir şerit, Irak ile anlaşılırız adamlar bizim kontrolümüze verirler bu kadar. 50 km az şey değil yani, o kadar. Yani toprak verme, onu bir kere hiç kimse ağzına almasın. Aman ha, aman ha, yani en hassas olduğum konulardan bir tanesi, aman ha. Yani iması dahi olmaz, ima dahi edemezler. Her kim olursa olsun, aman ha. Ama bu odur, yani mümkün, konuşulur. Irak yönetimiyle konuşulur, güvenlik bölgesi olarak 50 km tamamen bizim kontrolümüze verirler, o olur. Ama yani bunlar hiçbir şekilde çözüm değildir. Çünkü PKK dışarıda değil, içeride var. Güneydoğu’da konuşlanmış vaziyette. Irak’ta değil ki PKK. PKK Türkiye’nin içerisinde. Almanya’da, Ankara’da, İstanbul’da, İzmir’de her yerde var.
Bakın benim sözüme eninde sonunda gelecekler ama geç gelecekler Allah-u alem. PKK’nın bir dini var, bir ideolojisi var. Bas bas bağırıyorum, bakın komünist örgütlenmedir ve komünist partisidir. PKK komünist partisidir. Parti programına baksınlar. Ve yapılanma komünist yapılanmadır, Marksist, Leninist, Stalinist yapılanmadır. Marksist, Leninist, Stalinist, Darwinist, materyalist sistem çöktüğünde, partinin programı fos olmuş oluyor, gitmiş oluyor, bu kadar. Yani partiyi tutan bir manevi güç kalmamış oluyor. Bunun çözümü budur. Bunu anlamazlıktan yok saymak, bazı şeyleri yok sayıyor, mesela dini yok sayanlar var. Komünizmi yok sayan var. Mesela Darwinizmi, materyalizmi yok sayan var. Kardeşim Darwinizm Osmanlı’yı yıktı. Nasıl yok sayarsın yani? Darwinizmi de yıkarsan, Osmanlı’dan daha büyük olursun. Yani Darwinizmin girmesiyle Osmanlı yıkıldı. Darwinizmin çıkmasıyla da Osmanlı daha büyük olur. Çok çok daha büyük olur. Osmanlı derken Türk-İslam Birliği’ni kastediyoruz tabii, inşaAllah. Şimdi bu konuda, vardır sende, Lenin’in sözleri var ya devleti yıkmak için. Aç oradan oku. İnşaAllah.
“Lütfen ismimi yayında okumayın”, okumam. “Sayın Hocam, 23 Haziran 2010 tarihinde Harunyahya.Tv’de yapmış olduğunuz konuşmada şehit aileler hakkında çok güzel sözlerde bulundunuz. Allah razı olsun.” Cümlemizden. “Ancak bu konuda bilmediğiniz bazı şeyleri kısaca anlatmak ve sizleri bilgilendirmek istiyorum. Yıllardır Türkiye’de şehit aileleri ve malül gaziler arasında inanın rütbeli-rütbesiz ayrımı yapılmakta. Rütbeli şehit aileleriyle, rütbeli malül gazileri vatan evladı gibi davranılırken, rütbesi olmayan erbaş, er ve şehitlere üvey evlat gibi davranılıyor. Örnekler: Rütbeli şehit ailelerinin rütbeli malül gazilerine görevdeki emsali oranda maaş bağlanırken, rütbesiz erbaş ve erlere bağlanan maaşı inanın insan telaffuz etmeye utanır. Bazı şehit anne ve babalarına bağlanan maaş 260’şar lira maaş bağlanıyor.” Çok acayip. “Rütbeli şehit ailelerine, rütbeli malül gazilere en geniş özlük hakları tanınırken, erbaş ve erler yıllardır yokluklar içinde yaşıyor ve samimiyetime inanın, rütbesiz şehit ailelerden, rütbesiz gazilerden Kaymakamlık’tan yardım alacak kadar yardıma muhtaç hale gelen aileler var.” Bu bütün milletimizin üzerine bir sorumluluktur bu. Yani bu çok büyük bir olay, ben bunun üzerine gideceğim. “Çeşitli askeri ve sosyal tesislere, erbaş ve erler rütbesiz oldukları için alınmıyorlar. Çıkarılan kanunların tamamına yakını rütbelilerin özlük haklarını iyileştirmek için olmuştur. Çıkarılan kanunlar tamamına yakını rütbelilerin özlük haklarını iyileştirmek için olmuştur. Dini bayramlarda, Türk Silahlı Kuvvetleri’nden gelen personellere sorunlarımızı anlatmamıza rağmen hiçbir makama sorunlarımız ulaştırılmadı. İnan Hocam daha çok anlatılacak şey var, ama canınızı daha fazla sıkmak istemiyorum.” Benim canım sıkılmaz, siz benim canlarımsınız, olur mu? Biz sizler için yaşıyoruz, Allah için yaşıyoruz, tabii. “Yıllarca yokluk içinde yaşayan rütbesi olmayan biz şehit ve malül gazi aileleri daha ne kadar onurlu yaşayabiliriz? Saygılarımla.” Onurun en yükseğini yaşıyorsunuz, en yükseğini inşaAllah. Şimdi, bakın ne yapalım kardeşlerimize. Şehit aileleri için kurulmuş, onlara maaş dağıtacak bir vakıf var mı Türkiye’de?
OKTAR BABUNA: Bilmiyorum Hocam.
SUNUCU: Var Hocam.
ADNAN OKTAR: Kardeşim biz bütün Türkiye olarak para toplarız. Yani bu çok acayip bir olay bu. Bir kere o mahalleye yakışmaz bu, yani o mahalleye yakışmaz. Mahalle, mesela farz edelim bir mahalle, farz edelim bizim yanımızda oluyor. Kardeşim bir kere onların her gün yemeğini komşuların vermesi sünnettir, Peygamberimiz (s.a.v.)’in sünnetidir, değil mi? Şehit evi, inanılır gibi değil, sessiz kalır mı şehit evi? Her gün oranın ziyaret edilmesi lazım. Hal hatır soracaksın. O ev, düğün evi gibi olacak, şenlendireceksin o evi, böyle olmaz. Mesela ihtiyar anne iniyor; “anne nereye gidiyorsun?” diyeceksin. “Rahatsızım, muayeneye”. “Bin arabaya” diyeceksin, alıp götürecek. O gün işini iptal edecek. Dizi ağrısa, sırtı da ağrısa yapacak bunu, aksi olmaz. Kardeşim müthiş muhabbet duyulur, şehit ne demek? Berekettir memlekete. Allah onları yüzü suyu hürmetine memleketi koruyor, vesile ediyor Allah, aksi olmaz. Mesela farz edelim, bir kere kardeşim şehit ailelerine, anne ve babalara mutlaka bir madalya verilsin, yani biz görelim. Şehidi bir bilelim sokakta. Böyle güzel, 24 ayar altından, onun maddi gücü önemli değil, onun güzelliği önemli. Böyle çok aleni, belirgin bir madalya. Gelir gelmez, o işleme gerek yok, gelir gelmez; mesela subay bildiriyor ya şahadet müjdesi veriliyor, hemen madalyayı göğsüne takacaklar. O andan itibaren general de olsa, er de olsa hepsine. General de bizim canımız ciğerimiz. Bütün mahalle sahip çıkacak, general olması fark etmez ki. Paşam diye, değil mi? Paşamın evi yahut albayımın evi diye, değil mi? Hatta evini silip süpürmek, değil mi? Gidecekler anneler toplanacaklar, o evi kendileri silip süpürmeleri lazım. Gün yapacaklar değil mi? Gün yapacaklar, o evi silip süpürecekler. Gün yapacaklar, para toplayıp onlara verecekler. Albay olması fark etmez. Parası da olabilir, yine fark etmez, yine yardım edecekler. O ev şenlenecek. Fakir şehit ailesi, yani bu olacak iş değil, olacak iş değil. Asla kabul edilecek bir şey değil bu. Kardeşimizin bu sözü önemli, anlattıkları önemli inşaAllah. Yani onun üzerinde de dururuz. Yani ben konuyu, ben daha yeni okudum yani duydum, ciddi şekilde üzerine gideriz. Mesela bizim mahallemizde bir şehit olacak, ben uyuyamam. İnsan acayip rahatsız olur. Git babaya bir sarıl, anneye bir sarıl değil mi? Müthiş bir şey, çok heyecan verici, bayağı büyük olaydır bu. Yemek götürüp dağıtmaktan bıkılmaz kardeşim. Yani nefes alıp vermekten bıkıyor muyuz biz? Kendimiz yemek yemekten bıkıyor muyuz? Şehit ailesine bakmaktan bıkılmaz, 10 yıl, 20 yıl, 30 yıl kaç yılsa. Büyük bir zevktir bu. Yani bunu benim söylememe dahi gerek yok, bu zaten böyledir.Ve yakışmaz, mahalleye de yakışmaz, köye de yakışmaz, o sokağa da yakışmaz aksini yapmak. Tabii ya. Şehit babası bastona dayanarak gidiyor, yürüyerek, olur mu böyle şey? Ne kadar utanç verici bir şey olur bu, değil mi? Evini mesela anneler toplanacaklar bütün evi silip, süpürecekler her hafta değil mi? Yemekler her gün gelecek, bir gün sen getireceksin, bir gün o getirecek, bir gün o getirecek. Aksini yapmak bir mahalle için, çok çok utanç vericidir, bir sokak için çok utanç vericidir. Bizi korumak için, vatanı, milleti, namusunu korumak için, gidiyor o koçyiğit orada can veriyor, can veriyor demeyeyim şehit oluyor, orada adam ilgilenmiyor, onu ilgilendirmiyor. Bu nasıl bir iştir böyle, olacak iş mi bu yani? Sokakta kahrolsun PKK demek tamam, güzel. Ama PKK’yı asıl kızdıracak olan bunlardır, asıl öfkelendirecek bunlardır değil mi? Şehit aileleri Allah’ın bize emaneti, vefat edinceye kadar. O cenazelerini de biz kaldıracağız onların değil mi? Torunlarına kadar saygı duyarız, torunlarına kadar hepsine, bırakılmaz şehit ailesi. Evliya gibi onlar, oranın mahallenin süsü onlar değil mi? Sakın ha.
SUNUCU1: Hocam ben bir şey söylemek istiyorum. Hocam ben eminim birçok mahallede, birçok evde, ya da birçok sokakta böyle dayanışmalar oluyordur ama devletimizin böyle rütbe ayrımı yaparak bu şekilde maaşını az, fazla vermesi ne kadar doğru?
ADNAN OKTAR: Kardeşimben, mesela devlet benden para istesin ben vereyim yani ne istiyorsa, buradakileri de alıp satalım. Böyle şey olmaz. 260 olur mu? Şimdi bir kere bir şehit ailesine bu paranın kat kat fazlasının verilmesi gerekir. Bunlar 1. sınıf devlet memuru hükmünde olmuş oluyor bizim için, her şehit ailesi. Devlet para bulamazsa biz buluruz. Yani illa da bulamazsa, bak biz buluruz, toplayacağız biz buluruz. Bu olmaz, bunun hemen yükseltsinler, Allah rızası için söylüyorum, bunu hemen yükseltsin. Yani yer söylesinler biz oraya para yatıralım. Ben bilmiyorum yani hangi vakıf, neresi, devlet bir kurum göstersinler, biz toplayacağız böyle şey olmaz. 270, yani para mı? Bu çok acayip düşük. Aslan gibi koçyiğit, ona güveniyor ailesi, aileye bakan çocuk oluyor, aileye bakan. Çalışıyor o çocuk gidiyor, üç milyar, dört milyar maaş alıyor bu çocuk, gidiyor aslan gibi şehit oluyor değil mi? Koçyiğit gibi, para kesiliyor ailenin. Kardeşim bizim sorumluluğumuzda artık o değil mi? İki ekmek yiyorsak, bir ekmek yeriz biz, ben bunu istemiyorum. Ben rahatsızım, vatandaş olarak ben istemem bunu. Olmaz böyle şey, ben ne bileyim yani birçok şeyden insan keser, bunu yaparız biz bunu, niye olmasın ki bu değil mi? İki tabak yiyeceğimize, bir tabak yeriz, böyle olmaz.
SUNUCU1: Rakamda da çok haklısınız ama Hocam ben rakamdan ziyade bu kadar, bir tarafa 260 lira verip bir tarafa daha fazla ücret verilecek hani bu ne, rütbe burada ayrım yapmaları açıkçası çok üzücü bir olay.
ADNAN OKTAR: Olmuş bir kere, olmuş bir kere. Onu dolaylı yoldan uygun bir şekilde söyleyip fazla da üstüne gidilmez öyle şeylerde. Zaten kastedilen mana olmuş oluyor. Çünkü yine her halükarda bizim toptan yine de askerimiz, bir şekilde olmuş yani. Ben askere bir düzeye kadar söz söylerim, yani hafif bir ima yeterli olur. Onun dışında hepsi bizim canımız, ciğerimiz. Öyle ben onlara çok şefkatliyim ben askere karşı, çok sevgi doluyum inşaAllah. Şimdi bunu bir teknik olarak da inceleyelim. Buna mutlaka süratle çözüm bulunsun. 260 lira, kardeşim şehit babası gidecek, 260 lirayı alacak, eve gidecek, pazardan bir şeyler alacak, ne kadar mahsun ve garip bir durum. O zaman PKK göbek atar oynar o adamlar, olur mu öyle şey değil mi? Onları manen ve maddeten ihya etmek lazım. O evde gürül gürül Kuran okunacak, inim inim inleyecek böyle, Kuran göklere yükselecek değil mi? Güzel bağrına basacaksın; “baba hizmetçinim, emrindeyim.” diyeceksin. Mesela bütün mahallenin gençleri diyecek “senin kaç tane oğlun var, say” diyecekler değil mi? Mesela şu, şu hepsi senin, “biz senin oğlun olduk” diyecekler. Telefon numaralarını verecekler, “baba istediğin an aç telefon, emrine kapıya geleceğiz” diyecekler, bu kadar. Anneler böyle tertemiz, kardeşim bu böyle çok büyük bir zevktir. Bereket olur, mutluluk verir, sevinç verir. İnsanın dimağı açılır bunla değil mi? Bu olacak iş değil bu. Ayrıca bu maaş hemen hemen yükselsin yani çok acayip bir şey. İstesinler bizden, ben vereceğim yani vereceğiz, bir vatandaş olarak biz toplayacağız yani bu kadar. Ne kadar istiyorlarsa para toplayıp verelim.
Zaten bizim milletimiz onları havada uçurur, bilsinler yeter ki, öyle bir konu olmaz değil mi? Olacak iş değil. Beni çok sıkar yani, çok bunalırım ben, böyle şeyin olmaması lazım tabii. Kardeşim fakir olur da, biz onu manen ve maddeten zengin edeceğiz. Ev fakir olsun, o güzel, orijinal ev duracak yani. O gecekonduyu şenlendireceğiz. Kimi mobilyasını alsın, kimi halısını alsın değil mi? Mesela güzel, biz orayı dergah gibi kullanacağız. Geleceğiz, gideceğiz, elini, ayağını öpeceğiz babaların, annelerin, böyledir bu değil mi? Şehit ailesi olduğu için onun sevincini ona her gün yaşatmak lazım, her gün. Her gün alnından öpeceğiz. Böyledir bunun usulü yani inşaAllah, tabii.
“Mehmet Şevket Eygi Hocamız, rahmetli Esat Coşan’ı seven, ona bağlı bir insandı.” Biz de çok seviyorduk rahmetliyi. Bize bir kere eve gelmişti, iki kere ben onun ziyaretine gitmiştim inşaAllah. Evin bahçesinde oturmuştu. Çok şahane bir insan, çok nezaketli, çok güzel bir üslubu var. Duası şahanedir, sesi de çok güzeldir, hal alırsın böyle. Mesela 10 dakika sohbet etsen, böyle üstünden bir ton ağırlık gider, öyle mübarek bir insandır. “Allah-u alem Esat Hocanın Mehdi (a.s.) olduğunu düşünüyordu.” Düşünür ne güzel, inşaAllah hüsn-ü zan ederiz, niçin olmasın? Düşünürüz tabii ki. “Onun için 1999 yıllarında Mehdi (a.s.)’nin çıkışının yakın olduğunu belirtiyordu. Daha sonra Esat Coşan’ın trafik kazasıyla vefat etmesiyle tahmin ettiği olmadı ve ondan ötürü geçenlerde programa çıktığında yanlış düşündüğünü belirtti Allah-u alem. Yani “Mehdi (a.s.) çıkmadı, görmedik” dedi. Canım şimdi Hocamız Mehdi (a.s.) çıktı deyince tabii, yani o tabii kasıp kavurmasını istiyor Mehdi (a.s.)’nin. Halbuki Mehdiyet, Bediüzzaman da diyor; “kırk yıllık bir fikri mücadele dönemi var, o dönemde anlaşılmaz Mehdi (a.s.). Kendisi dahi kendisini bilmez” diyor, Bediüzzaman. Hocamız nasıl çok zor, “belki” diyor, “belki imanının ruhuyla o eşhas-ı Ahir zaman anlaşılabilir” diyor. Millet kaçacak Mehdi (a.s.)’den, fellik fellik kaçacaklar, anormal görecekler yani inşaAllah. Hocamız Mehdi (a.s.) aşığıdır. Mehmet Şevket Eygi Hocam aşkla bekliyor, “ben bir tek ona tabi olurum” diyor, mesela söylemiş geçenlerde. Ama göremeyince herhalde biraz da rahatsız oldu anladığım kadarıyla. O daha dinç genç, görecek, Hocamız görür inşaAllah. İyi bakıyor kendine maşaAllah. Çok güzel bir bulgur pilavı yapıyormuş, onu anlattı geçende gemiye geldiğinde. Formülünü gizli tutuyordu ama ben artık ifşa ediyorum. Yeşil bulgur biraz efendim, biraz siyah bulgur, bu cins varmış öyle bir şey. Efendim.
SUNUCU1: Esmer bulgur mu?
ADNAN OKTAR: Herhalde ama bir de yeşil bulgur varmış.
SUNUCU1: Ben hiç yeşil duymadım.
ADNAN OKTAR: O öyle dedi, “var” dediyse Hocamız vardır.
SUNUCU1: Acaba böyle sebzeyle kavurduktan sonra mı renk değiştiriyor.
ADNAN OKTAR: Yok bir şey bulguru dedi yani, hakikaten ben gördüm, şeyde de vardı, çeşitli renklerde bulgurlar var, yeni gelmiş herhalde. İstinye Park’ta gördüm, orada satış yapan bir dükkanda. Üçünü karıştırıyorsun dedi. Hocamızın güzel bir tepsisi varmış böyle Osmanlı, ben de ondan imrendim, ben de aldım bir tane tepsi. Müthiş iştahım açıldı, “kendimi mükafatlandırmak istediğimde” diyor, et suyuyla güzel bir bulgur pilavı yapıyormuş. Hocam söz verdi “sana da inşaAllah bir tencere yapacağım” dedi. Ondan sonra onun çok güzel bir köstekli saati var çık çık çalışıyor. Gördüm ona da gıpta ettim böyle, gittim kendime de bir tane aldım. Yani çok şahane adamdır Mehmet Şevket Eygi Hocamız maşaAllah, çok muhterem bir insandır. Adam da demeyeyim Allah affetsin, muhterem bir insandır, evet. Mehdi (a.s.)’yi görecek Hocamız. Bediüzzaman diyor bak; “imanının nuruyla belki o eşhas-ı Ahir zamanda tanınabilir.” Zaten tanınmayacağı oradan anlaşılıyor, “313 kişidir” diyor. Bediüzzaman da diyor; “her ne kadar az da olsalar manen bir ordu kadar kuvvetli ve kıymetli sayılırlar” belli olmayacaktır Mehdi (a.s.). Mehdi (a.s.) görevi yapamaz zaten belli olsa, öyle bir olay olmaz. O bir harikadır. Bütün insanların gözünün içine baka baka Mehdi (a.s.) görevini yapacak, büyük bir mucizedir ve Mehdi (a.s.)’yi de kimse durduramayacak. İnim inim inletecek ortalığı Mehdi (a.s.). Bakın bu bir meydan okumadır aynı zamanda, Mehdiyet’in meydan okumasıdır. Durdurulamıyor Allah’ın izniyle, aleni faaliyet yaptığı, aleni müjdelendiği halde, bütün alametler çıktığı halde, insanlar yine farkına varamayacaklar. Bu çok büyük bir mucizedir değil mi? Mesela diyorsun ki sen; “bir insan gelecek, öğlen vaktinde şuraya, şu kıyafette, şu gözde, bütün insanların gözü önünde gelecek faaliyetini yapacak,” insanlar, “o muydu o” diyecekler. Sonra denilecek ki; “şimdi tarif edilmemiş miydi?” “Edilmişti.” Boyu, uyuyor, yer uyuyor, konuşma uyuyor, “ne demek fark edemedik?” diyeceğiz değil mi? Demek ki bir perde gelecek insanların gözüne, fark edilemeyecek inşaAllah.
“Sayın Adnan Hocam” diyor, yeni gelen bir haber, “selamlar.” Aleyküm selam, “hayırlı akşamlar, Irak sınırında yapılmak istenen düzenleme daha önceki dönemlerde de gündeme gelmişti. Haberleri takip ettiğim kadarıyla, sınır değişikliği şu şekilde planlanmaktaydı. Irak sınırı boyunca yer alan dağlık bölge, PKK yapılanması için doğal bir ortam oluşturduğu için, sınır Irak tarafına doğru dağları aşacak şekilde düzlük alana gelene kadar ileri ötelenmek isteniyordu.” Tamam, yani sınırı genişleteceğiz, tamam normal bu. “Böylece PKK’nın mevcut yapılanması, Türkiye sınırı içine çekilerek, hem daha etkin mücadele hem de sınırdan geçişlerin önüne geçilmesi planlanıyordu. Ancak bu sınır ötelenmesinin bazı yerlerde de sınırımızdan içeriye doğru kaymaya gerektirdiği durumlar da vardı. Ancak ne kadar toprağın değiş-tokuşla alınacağına ilişkin bilgim yoktur. Irak’tan alınacak bölgenin yerleşim yeri olmadığından, Irak’ın bir şekilde ikna edilebileceği düşünülüyordu. Umarım bu bilgi fikir verici olmuştur.” Oldu tabii Allah razı olsun. Kardeşim Irak’tan biz tapusunu istemiyoruz ki, 50 km bize bir güvenlik şeridi verecek o kadar, ne var bunda? Bizim olsun demiyoruz ki, biz oraya konuşlanacağız, 50 km. Her kilometreye bir karakol o kadar inşaAllah. Yerleşme yeri olsa ne olur, daha iyi koruruz işte onları, daha ne istiyorlar? Bizim askerimiz nur gibidir.
SUNUCU1: Bizim tarafımızdan insanların onların sınırına yerleşmeleri belki problem yaratabilir diye düşünebilirler ama anlaşma sağlandığı zaman.
ADNAN OKTAR: Bizim askerimiz dünya iyisidir, oraya gitti mi, oraya nur bereket getirirler. Mehmetçik aslandır yani ne yapacak ki onlara, ne zararı olur değil mi? Onlar Anadolu’nun Mehmetçiği, aslanları orada gezecek, onlar için bir güvenlik, güzellik, daha ne istiyorlar? Can güvenliği açısından da güzel değil mi? Oraya gelip gidişler olacaktır, onların bereketi açısından da çok iyi, ticaret açısından da çok iyi. O askerle alış-veriş yapacaktır, hürmet, nezaket, efendilik, bizim askerimizin nur gibi olduğunu, çok efendi olduğunu herkes bilir. Biz Irak’la zaten iç içeyiz, zaten kardeşiz. Bir de biz güvenlik şeridi daha öncede oluşturmuştuk, bir daha oluşturulsun o kadar. Ama bunlar hiç çözüm olmaz söyleyeyim, hiç. Biz daha önce girdik Irak’a, güvenlik şeridi de oluşturduk biz. Defalarca girdik, sınır ötesi hareket oldu, operasyon oldu. Fikri mücadele bak, Leninizm’le, Marksizm’le, Darwinist, materyalist düşünceyle ilmi mücadele, konu bu, bu kadar. Bunu bakın gidin bilim adamlarına sorun, sosyologlara sorun kime sorarsanız sorun bunu söyleyeceklerdir. Komünizmle mücadelenin yöntemi budur, hareket komünist hareket.
OKTAR BABUNA: İnşaAllah Hocam, Lenin’in sözlerini istemiştiniz çıkarmışlar
ADNAN OKTAR: Oku.
OKTAR BABUNA: Lenin diyor ki Hocam inşaAllah, sizin kitaplarınızda da var zaten. “Polisleri, askerleri, devlet memurlarını öldürmek, devlet kurumlarında yangınlar çıkartmak, devletin hazinelerinden paraları almal, devrimci komünist güçler yenilmez silahlı bir güç olarak ortaya çıkmalı, insanları öldürerek, bombalayarak, binaları havaya uçurarak korku yaymak ve bu şekilde toplumun üzerinde komünist diktatörlüğünü teşkil etmek iktidara ulaşmamızın önemli unsurlarındandır.”
ADNAN OKTAR: Şimdi olayın özetini gördük mü? Bunu kim söylüyor?
OKTAR BABUNA: Lenin söylüyor.
ADNAN OKTAR: Adamların hepsi Leninist, Stalinist. Bir daha oku.
OKTAR BABUNA: ”Polisleri, askerleri, devlet memurlarını öldürmek,”
ADNAN OKTAR: Yani bak; “polis, asker, devlet memurun şehit etmek gerekiyor” diyor, bir. Leninizm’in, dinin, ilk ana maddelerinden amentüsüdür, yani olmazsa olmazıdır komünizmin, Leninizm’in. Adam o dinin yani komünist dininin, Leninist dinin, Darwinist, materyalist düşüncenin sonucunda bir felsefe geliştiriyor, Stalinist, anarşist, komünist oluyor ve bunu söylüyor.
OKTAR BABUNA: “Devletin hazinelerinden paraları almak, devrimci komünist güçler yenilmez silahlı bir güç olarak ortaya çıkmalı”.
ADNAN OKTAR: PKK silahlı güç değil mi? “Yenilmez, yenilmeyeceksiniz” diyor. Gerilla hareketi, gerilla hareketini çok zordur yenmek, komünist gerilla hareketini. Amerika da, daha önce söyledim, Vietnam’da yenildi Vietnam askerlerine. Ama mesela uçaktan kitap atılsa, broşür atılsa değil mi? Muazzam bir kültürel faaliyet yapılsa, dümdüz olur. 10 tane taraftar zor bulur, o da zır cahil olmak şartıyla. Bulamazlar. Bunu kime sorarlarsa sorsunlar, bilimsel bir gerçektir benim anlattığım, ilmi bir gerçek. Darwinist, materyalist, Leninist düşünce yıkılmadıktan sonra PKK ile asla baş edemezler söyleyeyim. Fikren yıkılması gerekiyor, evet.
OKTAR BABUNA: Daha önce de söylemiştiniz Hocam, açıklamıştınız. Kendi sözü var zaten bölücü başının, “ben bu dönemin Lenin’iyim” diyor. “Lenin’in karşılığıyım” diyor.
ADNAN OKTAR: Buyurun çok net işte adam, açık konuşuyor. Stalin havalarında zaten. Askeri kıyafet giyiyor, Stalin bıyığı bırakıyor. Saddam da Stalin havalarındaydı, böyle artistlik yapıyordu. Aynı Stalin bakın, hep hayrandırlar Stalin’e öyle komünistler, bayağı bir bölümü hayrandır. İlla ki öyle bir resim çektirirler öyle. Stalin şapkası, Stalin bıyığı, Stalin gömleği, Stalin gibi yandan duruşlar, artistlik yapmak çok önemlidir komünistlerde. Bayağı bir bölümünde çok hayati bir konudur. Bir kısmı makuldür komünistlerin, bayağı bir bölümü artisttir, inşaAllah. Che havalarına girerler, ya Ho Şi Minh havalarına girerler.
Başka ne var?
OKTAR BABUNA: Lenin devam ediyor.“Biz politik öldürmelere kesinlikle karşı değiliz. Sadece geniş halk kitleleriyle doğrudan bağlantılı olan bireysel terörist hareketler değer taşır.”
OKTAR BABUNA: “Terörü prensip olarak hiç reddetmedik ve hiçbir zaman da reddetmeyiz” diyor aynı zamanda.
ADNAN OKTAR: Terörsüz komünistlik olmuyormuş değil mi? Terörün nedenini anladılar mı şimdi? Anladık değil mi? Hepimiz gördük. Bir daha oku, devam et.
OKTAR BABUNA: “Devrimci komünist güçler yenilmez silahlı bir güç olarak ortaya çıkmalı, insanları öldürerek, bombalayarak, binaları havaya uçurarak korku yaymak ve bu şekilde toplumun üzerinde komünist diktatörlüğünü teşkil etmek iktidara ulaşmamızın önemli unsurlarındandır.”
ADNAN OKTAR: Demek ki bunu yapıyor adamlar da. Sonra okuduğun kısmı oku.
OKTAR BABUNA: En sonuncuyu mu Hocam.“Terörü prensip olarak hiç reddetmedik ve hiçbir zaman da reddetmeyiz.”
ADNAN OKTAR: Bakın terör, şikayet ettiğimiz konu terör değil mi? Lenin ne diyor? “Aksi olamaz” diyor. Adamlar da diyor ki; “aksi olamaz zaten” diyorlar. Şimdi bu adama sen gidiyorsun; “Ey zalim, hiç acımadın mı?” diyorsun. Dini, adamın dini bu. Şimdi Müslüman’a sen gelsen, niye namaz kılıyorsun dersen nasıldır. Bir komünist için de, bir Leninist için de “niye askerleri şehit ediyorsun” dersen, “benim ibadetime niye karışıyorsun” der adam. Adamın ibadeti bu, kan dökecek. İblisin emri o ona, iblise uymuş adamlar. Fikri mücadele ile dümdüz edersin ve konu biter inşaAllah.
Şimdi Kehf Suresi çıkmış, inşaAllah. Sen bu konuyu bize oku. Evet, Kehf Suresi başından itibaren oku.
OKTAR BABUNA: İnşaAllah Hocam. Şeytandan Allah’a sığınırım: “Geçtiklerinde (Musa) genç-yardımcısına dedi ki: ‘Yemeğimizi getir bize, andolsun, bu yaptığımız-yolculuktan gerçekten yorulduk.’ (Genç-yardımcısı) Dedi ki: ‘Gördün mü, kayaya sığındığımızda, ben balığı unuttum. Onu hatırlamamı şeytandan başkası bana unutturmadı; o da şaşılacak tarzda denizde kendi yolunu tuttu.’” Siz daha önce okuduğunuzda da bahsetmiştiniz Hocam özel, işari anlamı olduğunu. Balıktan bahsediliyor.
ADNAN OKTAR:Balık çağının bitişi ve kova çağının başlaması. İncil’de de geçiyor, kovayı taşıyan adam, inşaAllah. Devam et.
OKTAR BABUNA:“(Musa) Dedi ki: ‘Bizim de aradığımız buydu.’ Böylelikle ikisi izleri üzerinde geriye doğru gittiler.” Bir yolculuk var, bir de geriye doğru gidiş var. İnşaAllah.“Derken, Katımız'dan kendisine bir rahmet verdiğimiz ve tarafımızdan kendisine bir ilim öğrettiğimiz kullarımızdan bir kulu buldular.”
ADNAN OKTAR: Hızır aleyhisselam.
OKTAR BABUNA: İnşaAllah. “Musa ona dedi ki: ‘Doğru yol (rüşd) olarak sana öğretilenden bana öğretmen için sana tabi olabilir miyim?’” Tabi olmak istediğini bildiriyor, inşaAllah. “Dedi ki: ‘Gerçekten sen, benimle birlikte olma sabrını göstermeye güç yetiremezsin.’"
ADNAN OKTAR: Mehdi (a.s.) için de aynısıdır, Hızır (a.s.) için de aynıdır. Mehdi (a.s.)’ye talebe olmak da çok zordur. Hızır (a.s.)’a talebe olmak da çok zordur. Çünkü acayip karşınalacaktır her ikisi de. Evet devam et.
OKTAR BABUNA: “(Böyleyken) ‘Özünü kavramaya kuşatıcı olamadığın şeye nasıl sabredebilirsin?’ (Musa:) ‘İnşaAllah, beni sabreden (biri olarak) bulacaksın. Hiçbir işte sana karşı gelmeyeceğim’ dedi.”
ADNAN OKTAR: Mehdi (a.s.)’ye de gelenler öyle geleceklerdir. “Biz sana tam tabi olduk, sana tam talebeyiz” diyecekler. Sonra bakacaklar, diyor ya Cübbeli Ahmet; “adamın maddesine dokunacak’, çıkarına dokunacak’’ diyor. Cübbeli çok iyi açıklıyor ama tabii ki anladı mı, anlamadı mı onu bilemiyoruz inşaAllah.
OKTAR BABUNA: Daha önce de açıklamıştınız Hocam. Ledün ilminin de bir özelliği olarak Allah-u alem, inşaAllah. “(Musa:) ‘İnşaAllah, beni sabreden (biri olarak) bulacaksın. Hiçbir işte sana karşı gelmeyeceğim’ dedi. Dedi ki: ‘Eğer bana uyacak olursan, hiçbir şey hakkında bana soru sorma, ben sana öğütle-anlatıp söz edinceye kadar.’ Böylece ikisi yola koyuldu. Nitekim bir gemiye binince, o bunu (gemiyi) deliverdi. (Musa) Dedi ki: ‘İçindekilerini batırmak için mi onu deldin? Andolsun, sen şaşırtıcı bir iş yaptın.’” Buradaki gemiye de dikkat çekmiştiniz daha önce Hocam inşaAllah. Ayetin numarası da 71 inşaAllah. “Dedi ki: ‘Gerçekten benimle birlikte olma sabrını göstermeye kesinlikle güç yetiremeyeceğini ben sana söylemedim mi?’" Daha ilk şeyde sabredemediğini anlatmıştınız Hocam inşaAllah. “(Musa:) ‘Beni, unuttuğumdan dolayı sorgulama ve bu işimden dolayı bana zorluk çıkarma’ dedi.” Bir Peygember olduğu halde böyle bir sabırsızlık gösteriyor ilmine karşı. “Böylece ikisi (yine) yola koyuldular. Nitekim bir çocukla karşılaştılar, o hemen tutup onu öldürdü. (Musa) Dedi ki: ‘Bir cana karşılık olmaksızın, tertemiz bir canı mı öldürdün? Andolsun, sen kötü bir iş yaptın.” Hz. Hızır (a.s.)’ında şeriaatının farklı olduğunu söylemiştiniz. Allah’ın vahiyle hareket ettiğini, ama farklı bir şeriaata tabi olduğunu.“Dedi ki: ‘Gerçekte benimle birlikte olma sabrını göstermeye kesinlikle güç yetiremeyeceğini ben sana söylemedim mi?’ (Musa:) ‘Bundan sonra sana bir şey soracak olursam, artık benimle arkadaşlık etme. Benden yana bir özre ulaşmış olursun’ dedi.” Yine tekrar niyetleniyor. “(Yine) Böylece ikisi yola koyuldu. Nihayet bir kasabaya gelip yemek istediler, fakat (kasaba halkı) onları konuklamaktan kaçındı.” Yabancı oldukları için tedirgin oluyorlar ve demiştiniz, karşılamıyor. Konuklamaktan çekiniyorlar, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Mehdi (a.s.)’nin bir vasfıdır. Mehdi (a.s.)’yi de insanlar konuklamaktan çekineceklerdir, inşaAllah. Ve talebelerinin de vasfıdır.
OKTAR BABUNA:“Onda (kasabada), yıkılmaya yüz tutmuş bir duvar buldular, hemen onu inşa etti.”
ADNAN OKTAR:Bu da, şeytandan Allah’a sığınırım. O yıkılmış duvar Süleyman Mescidi’nin yeniden yapılacağına işaret ediyor inşaAllah. Şu an o duvar yıkılmış vaziyette biliyorsun, inşaAllah. Onu Mehdi (a.s.)’nin yapacağını, Süleyman Mescidi’ni yeniden inşa edeceğine de bir işaret inşaAllah.
OKTAR BABUNA:MaşaAllah, inşaAllah. “(Musa) Dedi ki: ‘Eğer isteseydin gerçekten buna karşılık bir ücret alabilirdin.’"
ADNAN OKTAR:Halbuki daha önce kendisi değil mi? Orada hanımların hayvanlarını suluyor ve onlara yardımcı oluyor, fakat hiçbir ücret almıyor. Kimse de ona sormuyor Hz. Musa (a.s.)’ya değil mi? Niye ücret almadın demiyorlar? Ama o, orada Hz. Hızır (a.s.)’a soruyor. Halbuki hayatında hep geçirdiği olayların bir başka benzeriyle karşılaşıyor. Kendinde olduğunu da fark etmiyor Hz. Musa (a.s.), ona önem vermiyor ama başkasında olduğunda dikkati çekiliyor, değil mi? Ona Kuran dikkat çekmiş, inşaAllah.
OKTAR BABUNA: “Dedi ki: ‘İşte bu, benimle senin aranda ayrılma (zamanı)mız. Sana, üzerinde sabır göstermeye güç yetiremeyeceğin bir yorumu haber vereceğim.’”
ADNAN OKTAR:Mehdi (a.s.) de böyle yapacaktır. İnsanları deneyecektir. Kendisine talebe edinirken onların aklına, onların dirayetine, onların gücüne bakacaktır. Eğer bunu göremezse, onu talebe olarak almayacaktır, Hızır (a.s.)’ın bir yöntemidir bu. Talebe seçmede bir yöntemdir. Mesela bak, Hz. Hızır (a.s.) ondan sonra kabul etmiyor artık. Ama o kadarcık kısmı öğretiyor ona. Kısa bir kısım öğretiyor. O yetiyor zaten Hz. Musa (a.s.)’ya. Ama istese daha devam ettirirdi. Mehdi (a.s.)’de de bu olacak bir olaydır. İnsanlar çünkü çeşit çeşittir; anormali vardır, akıllısı vardır, delisi vardır, dengesizi vardır, cahili vardır. Her insanın bir bam teli vardır. Mehdi (a.s.) bunu tespit eder, anlar, ona göre talebelerini yakınına alır, inşaAllah. Onun için çok seçkin olacaktır talebeleri, Bediüzzaman da onun için övmüştür. “Her ne kadar az da olsalar manen bir ordu kadar kuvvetli ve kıymetli sayılırlar.” Yani nasıl olur? Çok az, bir avuç insan bir ordu kadar, bir devletin ordusu kadar, “kuvvetli ve kıymetli sayılırlar” diyor. “Hem kuvvetlidirler” diyor, “hem kıymetli hem kuvvetli” ikisi birden, inşaAllah. Ama o Mehdi (a.s.)’nin seçmesinden kaynaklanan bir şeydir. Yani Mehdi (a.s.) binlerce insanla muhatap olacaktır. İçlerinden dirayetli, akıllı, kaliteli olanları seçecektir. Dolayısıyla Mehdi (a.s.) seçkinci politika izleyecektir. Seçkinci bir insandır. Yani önüne gelen Mehdi (a.s.) talebesi olamaz, kaldıramaz zaten. Mehdi (a.s.)’nin denediği imtihanları geçemez. Hz. Hızır (a.s.)’ın da bak imtihanlarını geçememiştir Hz. Musa (a.s.). Söylüyor zaten önceden, tahmin ediyor. Zaten önceden Mehdi (a.s.) de fark eder, yani kişiliğini görür kişinin. Ama o illaki derse mesela “ben talebe olmak istiyorum.”, o zaman mesela “şunu yap, bunu yap” der, nefsine ağır geldiği için, kaldıramadığı için “haydi bana müsaade der” anlaşıldı mı? Veyahut o muhatap olmaz, görüşmez, yani yöntem bu. Yoksa önüne gelen Mehdi (a.s.) talebesi olmuş olsa, zaten hiçbir gücü olmaz, bir etkisi olmaz. Yani binlerce insanın içinden seçilen seçkin gruptur. Seçilmişlerdir Mehdi (a.s.) cemaati. Allah seçer, Mehdi (a.s.)’yi vesile eder. Seçen Allah’tır. Allah gösterir. Ama sebepler içerisinde seçtirir Allah. Devam et.
OKTAR BABUNA: “Gemi, denizde çalışan yoksullarındı, onu kusurlu yapmak istedim.”
ADNAN OKTAR:İşte Hızır (a.s.)’ın öyle vasıflarını anlatsak, insanlar çok şaşırabilir. Ben onun için Hızır (a.s.) hakkında bilgi vermiyorum. Yani çok acayip yorumlar yapabilirler. Çok şaşırtıcı yorumlar yapabilirler. Hatta bilmeyen Hızır (a.s.)’a öfkelenebilir de. Bilmediği için öfkelenir. Mesela ben “şu eylemi Hızır (a.s.) yaptı” desem, bütün öfkesini, hıncını oraya çevirebilirler. Halbuki yaptığı doğru, ama bilmedikleri için müthiş öfkelenebilirler. Mesela bak orada da, gemiyi deliyor, Hz. Musa (a.s.) itiraz ediyor değil mi? Gemi oturuyor, karaya oturuyor. “İçindekileri helak etmek için mi yaptın, batırmak için mi?” diyor.
OKTAR BABUNA:Siz daha önce dikkat çekmiştiniz. Mehdi (a.s.)’nin de çıkış alameti bu gemi patlaması olayı olmuştu, hadiste bildirilen.
ADNAN OKTAR:Evet, 79. ayet. 1979’da patladı gemi de biliyorsun. Ve İstanbul’daki en büyük yangındır. En büyük duman o zaman oluşmuştur, inşaAllah. Deniz yangını, en büyük deniz yangını.
Bitmiş, biraz sonra yine devam ederiz.
SUNUCU 1:Yayınımıza kısa bir ara veriyoruz.
Yayınımıza kaldığımız yerden devam ediyoruz. Hocam?
ADNAN OKTAR:Biraz Darwinistleri kızdıralım. Hem aydınlatalım, hem bilgilerini arttıralım. Nedir o fosiller Oktar Hocam?
OKTAR BABUNA: Estağfurullah Hocam. Bu bir mürekkep balığı fosili Hocam.
ADNAN OKTAR:Ben göstereyim, o sükseli bir iş. Evet, hakikaten taşlaşmış, şahane. Gösterebiliyoruz değil mi?
SUNUCU 1:Muhteşem.
ADNAN OKTAR: İşte evrimciler de delikanlılarsa, böyle getirsinler bize fosil göstersinler. Bir tane, evrimi ispat eden bir tane getirip göstersinler.
OKTAR BABUNA:Siz 10 trilyon teklif etmenize rağmen.
ADNAN OKTAR: Ne güzel, değil mi? Üzerine de 10 trilyon.
OKTAR BABUNA: Ben de günümüzdeki halini gösteriyorum arkada.
ADNAN OKTAR: Tamam. Bu ne? Dolu bu kardeşim maşaAllah. Dehşetli fosilmiş. Her yeri fosil dolu.
OKTAR BABUNA:Bu günümüzdeki hali, cerco carpus diye. Mahogani, bir dağ gülü türü, Hocam. Dağ gülü türü. 20-25 milyon arası.
ADNAN OKTAR:Kardeşim çaka çaka dolu, plakalara ayrılsa daha da fazla, her tarafında dolu, şu tarafında her yerinde var. Buralarda da, bak görüyor musun katmanları? Her yerde var. Ordu gibi. Şunlar bak, şunlar da, şu, şu aralar da açılmış olsa, katmanlar, buralarda da var, evet.
OKTAR BABUNA:Katmanın yaşı da 5 milyonla-23 milyon arası değişiyor Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Şimdi bak Darwinistlere yine meydan okuyorum. Delikanlılarsa bu şekilde hareket etsinler. Bizim gibi getirsinler fosili ve bu şekilde alenen getirip gösterecekler. Böyle demagojiye falan gerek yok.
OKTAR BABUNA:Bu deniziğnesi inşaAllah. 23 ve 5 milyon yıllık.
ADNAN OKTAR:Hiçbir değişikliğe uğramamış, aynısıyla duruyor. 23 milyon yıl, 23 milyon yılda onların demesine göre, bunların rokete dönüşmüş olması gerekirdi böyle. Bak adamlar aynı.
OKTAR BABUNA:Evet, milimetre milimetresine aynı Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Nedir bu?
OKTAR BABUNA:Bu bir dağ gülü türü Hocam. Mahogani. Bu da 5-23 milyon arası yine katmanın yaşı.
ADNAN OKTAR:İşte bak, Darwinistler eğer delikanlılarsa, böyle getirecekler takır takır gösterecekler. İşte buyur Hocam fosil, delil diyecekler. Ben onlara 350 milyon fosil sunuyorum, 350 milyon tane değil mi? Benim onlardan istediğim, tek bir tane fosil. Ve üzerine 10 trilyon, ben para da istemiyorum onlardan bak bunları gösterince değil mi? Onlardan her birinden benim 10 trilyon almam lazım normalde. 10 kuruş dahi istemiyoruz ve üzerine 10 trilyon vereceğim diyorum, bir tane fosil getirsinler, aksi durumda doğru söylememiş oldukları ortaya çıkar. Hatta çıkmış olur. Çıktı.
OKTAR BABUNA:Hatta resmini getirene veriyorum demiştiniz en son. Onu da getiremediler.
ADNAN OKTAR:Kardeşim yalancılar demiyorum ama, doğru söylemiyorlar, yapmasınlar, ayıp yapıyorlar. Bana delikanlıca karşılık verecekler.
OKTAR BABUNA:Mahonia Oregon üzüm yaprağı Hocam. 54-37 milyon yıllık.
ADNAN OKTAR:Buyurun, 54 milyon yıldan beridir hiçbir değişikliğe uğramamış. Aynısı, alsınlar baksınlar.
OKTAR BABUNA:Bu da günümüzdeki hali.
ADNAN OKTAR:Buyurun, işte günümüzdeki haline de baksınlar. Ne deveye dönüşmüş, ne insana dönüşmüş, olduğu gibi duruyor.
OKTAR BABUNA:Milimetre milimetresine aynı.
ADNAN OKTAR: Hiçbir değişikliğe uğramamış. Böyle bana abudik gubidik ifadeler demeyecekler, dürüst konuşacaklar açıkça değil mi? Arkadaşım biz sana al fosil getirdik diyecekler. Onun dışında dinlemem.
OKTAR BABUNA:Sekoya iğne yaprağı 23-5 milyon arası bu da yine aynı şekilde. Burada da günümüzdeki hali yine.
Bugüne kadar hiçbir evrimcinin Hocam, hiçbir yere bir fosil getirdiği görülmüş bir şey değildir. Hiçbir şekilde yok. Tarihte de yok yani.
ADNAN OKTAR:Kardeşim ben anlamıyorum, milleti nasıl inandırıyorlar? Bu çok büyük bir mucize. Gece gündüz anlatıyoruz, gösteriyoruz. “350 milyon adet size delil getiriyorum” diyorum. Ya bir tane getirecekler kardeşim, 1 tane. “Fosilden vazgeçtim, fotoğrafına razıyım” dedim. Onu da getiremiyorlar artık ne diyeyim ben bu adamlara.
OKTAR BABUNA:Siz ortaya çıkartana kadar kimse bilmiyordu, yüz binlerce fosil olduğunu, onu da bilmiyordu.
ADNAN OKTAR: Şu Bıcır’la Gıcır’ı da getir, onlara başka yaşayan bazı şeyler göstereceğim. Onların da fosilleri var bizde, onlar da hiçbir şekilde evrime uğramamışlar. Bıcır ve Gıcır bekleniyorsunuz? Hoşgeldiniz, sefa geldiniz. Tek tek tanıtıyorum. Önce Bıcır’dan başlıyoruz. Abisi bunun adı “Bıcır”. Bay Bıcır. Görüyor musunuz? Bunu yiyeceğim ben bunu. Şimdi ikinci de Gıcır, arkadaşı. Gel bakalım Gıcır Bey. Tatlı, bu da Gıcır. Gıcır bakıyor musun etrafına? Ağabey o bıyıkları yesin, kulakları falan her şeyleri. Bunun adı da “Gıcır”. Bu iki arkadaş demin içeride hadise çıkarıyorlardı. Onları yiyeceğim ben onları. Şurası da göbüşü. Bu çete, bu çetenin başı bu, şu an yakalandı çetenin başı. İsmi Bıcır ve kulaklarını ısırmamız gerekiyor bunun aslında ama. Kutuların içerisinde ikisi de böyle, yiyeceğim o kulakları yiyeceğim. Ağabeyi bunları al götür.
Oktar Hocam ne var başka anlatacağın?
OKTAR BABUNA:Hocam günlük haberler var. Bu İsrail’de bir havaalanında, hayali böyle güya Mescidi Aksa’yı bombalamak gibi film yapmışlar Hocam böyle, bir video. “İsrail savaş uçakları Mescidi Aksa’yı bombaladı” yerle bir ediyor görüntüleri. Aşağıda da o videodan görüntüler vardı Hocam bu şekilde inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Göreyim nasılmış?
OKTAR BABUNA:Mescid-i Aksa görüntüsü, güya bombalanıyor gibi hayali böyle bir film hazırlamışlar.
ADNAN OKTAR:Hangi dangalak hazırlamış onu?
OKTAR BABUNA:Onunla ilgili tam bir bilgi yoktu haberde. Ben Gurion Havalimanı’nın giriş kapılarına Yahudi Tapınağı’nın dev maketini de yerleştirmişler bu arada.
ADNAN OKTAR:Tamam. Bak kardeşim, şimdi bak cahillik devam ediyor. Ne dedin sen demin?
OKTAR BABUNA: “Ben Gurion Havalimanı’nın girişinde herkese izlettiği videoda, İsrail savaş uçakları Mescid-i Aksa’yı bombalayarak yerle bir ediyor. Ardından Mescid-i Aksa yıkıntılarının yerine Süleyman’ın Tapınağı’nı Yahudi Tapınağı inşa ediliyor” diyor.
ADNAN OKTAR:Hayır, hayır. Şimdi Hz. Süleyman Mescidi zaten Mehdi (a.s.) tarafından kurulacaktır, onu kimse yapamaz. Yani hali hazırdaki İsrail hükümeti de yapamaz, İsrail devleti de yapamaz. Yani isterse denesinler, yapamazlar. Yapamayacaklar. Mehdi (a.s.) yapacaktır. Hadiste bu belirtilmiştir. Mescidi Aksa Kıyamete kadar duracaktır Mescidi Aksa. Bombalandığını mı gösteriyor? Bir daha göster.
OKTAR BABUNA:Aşağıda kareler videodan.
ADNAN OKTAR:Onu hazırlayan piskopattır, çakaldır yani onu oturup, ciddiye almaya gerek yok. Her yerde öyle çakal çıkar. Mesela Peygamberimiz (s.a.v.)’in, güya karikatürü diye, kendi karikatürünü yapıyor manyak, değil mi? Piskopat çıkıyor. Böyle manyaklar da çıkar, bunları adam yerine kaale almaya falan gerek yok. İt-kopuk takımı bunlar, ciddiye alınacak şeyleri size söylüyoruz.
OKTAR BABUNA:Daha yeni zaten, İsrail radyosu ile bağlantınız olmuştu, geçtiğimiz günlerde anlattınız.
ADNAN OKTAR:Yok kardeşim, hahamlarla biz konuşuyoruz, adamlarla. Gayet aklı başında adamlar, öyle bir konu yok. Ve Mehdi (a.s.)’nin yani Kral Mesih (a.s.)’in Mescid-i Aksa’yı yapacağını çok iyi biliyorlar, bayağı heyecan duyuyorlar, yani hiçbir kimse yapamaz aksini. Yani böyle bir olay yoktur, kaderi öyledir onun. Ondan sonra Kubbet-üs Sahra, Ömer Camii onlar çok mübarek yerler, mübarek beldelerdir. Ve Kıyamete kadar Mescid-i Aksa duracaktır. Kıyamette Allah yıkacaktır, Mescid-i Aksa’yı. O haytalar, çakal keratalar, onlar kendi kendilerine film yapmışlar, bilmem ne it-kopuk yani. Ama söyleyelim çıkarsınlar, kimse onları yapanlar. Var mı, yeri belli mi onun?
OKTAR BABUNA:Havaalanındaymış, araştırırız Hocam, buluruz inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Çakallık yapanları havaalanındaki görevlilerin uyarması lazım. Ama her yerde öyle it-kopuk, kerata-haytalar olur, onları adam yerine koymaya gerek yok, inşaAllah.
OKTAR BABUNA:Bölücü başının bir açıklaması ile ilgili bir haber vardı, Hocam. “18 Haziran tarihli görüşmesinde, bölücübaşı; ‘Ben tüm silahlı unsurları dağdan indireyim. NATO kontrolünde bir bölge de olabilir, bu yer. Karşılığında Kürt sorunu çözmek için, Meclisten karar çıkartılsın, beni muhatap alsınlar’ demiş. Daha sonra Nazlı Ilıcak’da; “PKK muhatap alınmalı” diye açıklaması vardı Hocam haberlerde.
ADNAN OKTAR:Kardeşim, muhatap alma, PKK değil. Komünizm muhatap alınır, Leninizm muhatap alınır, Stalinizm muhatap alınır, ilmi olarak bunlar anlatılır. PKK falan, o yönde muhatap alacağımız bir şey yok. Bizim muhatap alacağımız bir fikir var, felsefe vardır. Bunu muhatap alacağız, bunu anlatacağız geçersizliğini, ilmi olarak. Yani bu yapıldığında, Aydın Doğan Medyası’nda mesela 1 ay, 15 gün evrimin olmadığı, bilimsel delillerle, böyle bizim gösterdiğimiz gibi anlatılırsa, komünizm’in geçersizliği, Stalinizm’in geçersizliği ilmi olarak anlatılırsa, PKK fıs diye söner, biter, bu kadar, konu biter. Yani medyanın elindedir bu şu an. Aydın Doğan Medyası bunu yaptığında, Vatan Gazetesi’nde, Hürrriyet’te, Milliyet’te, Radikal’de, sırf bunlarda çıkmış olsa konu biter. NTV de çıksın, ATV de çıksın bitti konu. Yani çok net, bunu herkes bilir. Hayır böyle değildir diyen bir kişi, bana bir yazı göndersin. Yani Türkiye’de bir kişi çıksın desin ki; “anti-komünist propaganda ile anti-Darwinist, anti-materyalist propagandayla PKK bitmez diyen, bu komünist hareket bitmez” diyen bana bir kişi çıksın. Söylesin bana, bir kişi çıkmaz, hiçkimse bunun aksini söyleyemez. Net çözüm budur, ama birçok insan anlamamazlıktan geliyor, konu bu, başka bir şey yok. Ateş var, çözüm nedir? Su, alırsın bir kova suyu dökersin. Bir kova suda, anti-komünist, anti-Marksist, anti-Darwinist propagandadır, bu kadar, başka bir şey yok. Bu olduğunda biteceğini, cümle alem bilir bunun. 10 yaşında çocuğa sorsan, ilkokul çocuğuna, bilir. Çözüm buyken oturup, çorba muhabbeti yapmak, işte anasının yanına giderse, çorbasını içerse, annesinin, bir de evlendirirsek, bir de düğününü yaparsak çocukların, hiçbir şeyi kalmaz mantığı, yani bu çok kızdırıcı ve çok rahatsız edici. Yani beni de kızdırır, PKK’yı da kızdırır, herkesi kızdırır. Dalga geçer gibi bir laf bu yani. Ne alakası var, çorbayla, evlenmeyle komünist hareketin yani. Değil mi, Leninizm’in ne alakası var? Darwinist-materyalist-terörist hareket, bu kadar basit bir hareketle ortadan kalkacak bir şey mi? Fikren yıkarsın, felsefe ve bilim ile, bilim adamlığıyla. Gerçek bilim adamlarını getirirsin, bilimsel delil. Bak şakır şakır anlatıyoruz, fosilleri ortaya koyuyoruz, böyle olur. Ama mesela hangi kanalda konuşuyoruz biz şu an?
SUNUCU:Kaçkar TV’de ve Aksu Tv’de.
ADNAN OKTAR:Şimdi Anadolu kanalları bunlar. Tamam internetten de yayın yapıyoruz, Allah’a çok şükür, 60-70 bin kişiye yöneliyoruz. Ama heralde onlar da bilgisayarı bir kişi mi izliyordur? Daha fazla izliyordur.
OKTAR BABUNA:Ailece de olabilir, Hocam. İzleyenler var inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Radyo yayını da var, ama çapı küçük oluyor. Bu konuda son zamanların ünlü lafıyla konuşayım, konsensüs sağlaması lazım değil mi? Herkesin bu konuda ittifak etmesi gerekiyor, başka türlü olmaz. Aydın Bey, efendim Hürriyet’te Oktay Ekşi, Ertuğrul Özkök bunlar devreye girecekler. Hakkı Devrim dede o, falan onlar hep bir araya gelecekler bir güzel, anti-komünist, anti-Darwinist,anti-materyalist güzel bir ders yapacaklar. Bilim adamlarını da getirecekler, bunlar yayınlanacak. PKK anında biter, 1 ay bile kalmaz anında biter.
OKTAR BABUNA:Aslında siz de söylemiştiniz ama, size bırakılması Hocam, dünyada bunu yapabilen bir kişi sizsiniz maşaAllah.
ADNAN OKTAR:Canım benim kastettiğim yani, onlar da artık devreye girsinler onu demek istiyorum. Benim nerelere uzandığım, ne anlamda anlattığım malum, inşaAllah. Onlar da bu konularda devreye girerlerse iyi olur, onu demek istiyoruz yani, değil mi? “Bir elin nesi var, iki elin sesi var” derler. Birlikte hareket edersek güzel olur, onu demek istiyorum. Susarlarsa olmaz, bak ben susmuyorum. Susarlarsa adamlar devam eder, kaldıkları yerden devam ederler. Ama benimle beraber onlara cevap verirlerse, küt diye oturttururuz aşağıya. Ama bak susarlarsa devam ederler, onu söyleyeyim. Yani çözüm onlarda, Aydın Doğan’ın iki dudağının arasında. Talimat verecek, ve başlayacağız anti-komünist, anti-Darwinist, anti-materyalist propagandaya. Oktay Ekşi dedemiz de gelecek, Ertuğrul Bey de gelecek, hepsi beraber, Hakkı Devrim dede hepsi, değil mi? Konuyu kökünden kazayacağız Allah’ın izniyle. Öbür türlü ahkam kesen bazı kardeşlerimiz, biraz samimi değiller onu söyleyeyim. Yani “PKK’yı istemem ama yan cebime koy” der gibi bazı lafları oluyor, bazı kişilerin. Bunları bırakacaklar yani inşaAllah.
SUNUCU:Peki Hocam, bu PKK’lılardan, saldırı sırasında yada saldırı çıkmadan önce sınırda gelip teslim olanlar var. Bunlar hakkında ne düşünüyorsunuz?
ADNAN OKTAR:Gelip teslim oluyorlar, geçenlerde de geldiler kamyonlarla, davul-zurnayla karşıladılar. Halkın arasına giriyor, kahvehanede çayını içiyor, arkadaşım diyor; “önce diyalektik nedir, sana bir onu anlatayım” diyor. Değil mi? “Diyalektik felsefe nedir, onu anlatayım. Marksisizm nedir, onu anlatayım” diyor. Gayet sakin oradaki köylü vatandaşlarımızda o sarma sigaralarıyla beraber yavaş yavaş dinliyorlar. Anlatıyor anlatıyor, bir de bakıyor ki adam, bir sene sonra sıfır numara komünist olmuş. Leninizm, bak Leninin izahlarını anlatıyor, “başka da kurtuluş yoktur” diyor, adam. “Aç devletin kitabını” diyor. Tabiat Bilgisi kitabını bir açıyor adam, evrim anlatılıyor. “Bak ben yanlış söylemiyorum, evrim doğru. Bunu devlet de kabul ediyor, herkes bilim adamlarıda kabul ediyor, evrim var” diyor. “Dolayısıyla materyalizm de var, materyalist felsefede doğru” diyor. “Peki evrimci olununca, materyalist olununca ne olur, bil bakayım, ne olmak gerekir?” diyor. Çorap söküğü gibi götürüyor adam, sonuna kadar. Materyalist olup da bir adamın Marksist olmaması çok zordur, çok çok zordur. İlla ki Marksist olacaktır. Marksist olup da, Leninist olmaması zaten düşünülemez, pratik uygulayıcısı. Leninist olup da, terör yapmaması düşünlemez, zincirleme gidiyor. Bunun hesabını yapamıyorlar bazı kişiler. Yani bunun böyle buraya, gideceğini bilemiyorlar. Kardeşim şimdi sen silahın namlusunu veriyorsun, mermiyi veriyorsun, kabzayı veriyorsun ama diyorsun; “ben silahı vermedim.” Adam da onu birleştiriyor, silah yapıyor, çekip vuruyor işte bu kadar, olay bu. Yani sen Darwinizm’i anlatırsan, materyalizm’i anlatırsan, adam Marksist olmanın yolunda başka bir yola gitmez. Başka bir yolu olmaz zaten. Leninist olunca da, adamın revizyonist olacak hali yok. Leninizm’i uyguluyor, saf kan uyguluyor adam. Biz nasıl Ehl-i Sünnet’te titiziz, onlar da Leninizm’e titizler. Nasıl Ehl-i Sünnet’ten taviz verdiğinde bir insan anormal bir çizgiye gidebiliyor, değil mi? Yani mesela adam; “ben dini şu hükmünü değiştirdim, bu hükmünü değiştirdim” dese, ne diyoruz? “Biz reformist, reformcu” diyoruz, “dinde reform yapıyor” diyor değil mi? Kimse dinlemiyor. Ama Ehl-i Sünnet’te titizse, tamam diyoruz. Bu da öyle, mesela taviz verdiğinde adam gülüyor zaten reformistlere. Yani onu bir Marksist ve Leninist kabul etmezler onlar. Bambaşka bir şey olmuş oluyor onlar, revizyonist. Revizyonist damgasını yediğinde de zaten bitti, o kadar. Leninizm’in de gereğini yaptıklarına göre, konu Leninizm ile Darwinizm ile mücadaledir. Biz bunu yapmayacağız, çorba ile bu işi halledeceğiz derlerse, o çorba onları yakar söyleyeyim. Yani kaynar çorba onları yakar, öyle bir şey olmaz. Çorba ile olsaydı, Amerika çorba ile bitirirdi, Vietnamda. Amerika da aynı hataya düştü, silahla halletmeye kalktı. Gerilla savaşına, gerilla mücadelesine karşı düzenli birliklerle yapılan bir mücadelede, dünya da pek başarı elde edilemiyor. Eğer fikri mücadele varsa, fikri yönden, adamlar baskın çıktıysa ve coğrafi konumda müsaitse, gerilla savaşına karşı pek karşılık verilemiyor genelde. Çünkü sen nizamisin o, gayri nizami. Yani gayri nizami harp uyguluyor. Avantajlı oluyor, otomatik avantajlı oluyor. Fikri yapıyı da oturtturduğu için, felsefi yöndende oturturmuş, müthiş bir güç elde ediyor adam. Kınama mesajları falan, kardeşim, “be hey katil” diyor. Kardeşim zaten katil olmadan Leninist olamıyor adam zaten. Yani “Leninizm’in gereği” diyor adam, sen ne diyorsun? “Ne kadar gaddarsınız” diyor. Adamın gaddar olması gerekiyor zaten; Leninist olması için. Devrimci dehşetten bahsediyor, bak devrimci dehşet. “Dehşet saçması gerekir” diyor, Lenin. “Kan-revan içinde bırakması gerekir” diyor. “Her yeri bombalayın, askerlerin hepisini havaya uçurun, öldürün, tarayın” yani şehit edin diyor. Adamlar da onu yapıyor o kadar, pratik uygulamasını yapıyorlar. Bu dinden onları vazgeçirmek gerekiyor, yanlış bir din üzerindeler. Yanlış bir putperest din var. Bu putperest dinin gereği olarak böyle oluyor bunlar. Putperest, Darwinist dinden çıkardığımızda, materiyalist dinden çıkardığımızda, Allah inancına bu adamlar geldiğinde bunu yapamaz, konu biter. Allah’a inanan Mehmetçiğe kurşun sıkabilir mi? Tahayyülü dahi mümkün değil. Olacak iş mi? Bakın oradaki kardeşlerimiz daha önce Selahaddin Eyyubi’nin askerleriydi, Selahaddin Eyyubi Hazretlerinin değil mi? Koçyiğit, kahraman yiğidimiz. Bak Selahaddin Eyyubi gibi bütün Osmanlı hepimiz hayranız ve iftaharla anlatıyoruz. Hep Kürt’tü askerleri ama imanlıydı, değil mi? Osmanlı hayranıydılar, Türk hayranıydılar, Anadolu hayranıydılar. İnsanlara aşıktılar, herkesi seviyorlardı. Din değiştirdiler, putperest, pagan dinine girdiler. Eski bir Sümer dininidir Darwinizm-materyalizm. Din değiştirdiler ve müşrik, anormal bir dinin ayinini yapıyorlar şu an. Kan istiyor iblis onlardan, adamlar da bunu yapıyor. Lenin’in özelliği bu, Stalin’in özelliği bu. İlmi çalışma ile bunun biteceğini Türkiye’ de bilmeyen bir kişi yoktur, bir kişi. Hiç kimse anlamazlıktan gelmesin.
OKTAR BABUNA:Ama sizin vesilenizle öğrendiler Hocam. Siz deşifre edene kadar, kimse onların Darwinist böyle Leninist-Stalinist ve mukaddesata karşı ifadeleri bilinmiyordu. Siz bilimsel olarak ispatladınız da, öğrendi herkes.
ADNAN OKTAR:Kardeşim zaten partinin kuruluşu, bütün tüzüğü, yapısı, yapılanması, adamlar; “biz komünistiz” diyor zaten. Komünist partisidir zaten. Hepsi Leninist-Stalinist zaten, partinin programı bütün, aksini iddia eden bir kişi olmaz. Yoksa adamın orada ne işi var zaten? Bunu ısrarla anlamazlıktan geldiler ve geliyorlar, devam ediyorlar, yani birçok kişi.
OKTAR BABUNA:Yıllardır söylüyorsunuz Hocam. Yıllardır yapılsaydı bunlar, zaten şu ana kadar bitmiş olurdu. Siz daha iyi bilirsiniz, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Mesela diyorlar ki bir de; “gençlere dini eğitim, verelim hiçbir şeyleri kalmaz”. Kardeşim müşrik olmuş, materyalist, Darwinist, Leninist olmuş bir adam, dini eğitim alır mı? Adamın dini var, adam putperest olmuş, başka bir dine geçmiş. Önce o dininin olmadığını, dinin yanlış olduğunu ona anlatmak gerekiyor. O dinden çıkması gerekir önce, değil mi? Putunu kıracaksın önce adamın. Putunu kırmadan adamın dini anlatılır mı, değil mi? Hz. Musa (a.s.) ne yaptı? Gitti buzağıyı darmadağın etti, kırdı. Hz. İbrahim (a.s.) ne yaptı? Putları paramparça etti. Peygamberimiz (s.a.v.) ne yaptı? Kabe’deki bütün putları paramparça etti. Putlar bilimle kırılır. Bilime de kimsenin bir itirazı olamaz. Yani ne komünist itiraz edebilir, ne faşist, ne kapitalist kimse bir şey diyemez. Sırf bilimle, başka bir şeye gerek yok. Sonra Kuran anlı-şanlı bunların üzerine iner, inşaAllah, değil mi? Adamın kafası çamurla dolmuş, kafasındaki çamuru bir çıkaracaksın, değil mi? Ondan sonra onun üzerine bir nur inecek inşaAllah. Bunun böyle olduğunu bilmeyen yoktur. Bakalım anlamazlıktan gelenler, ne zamana kadar anlamazlıktan gelecekler, göreceğiz inşaAllah.
SUNUCU:Hocam bir izleyicimiz çok farklı bir yerden girmiş ama benim de çok dikkatimi çekti.
ADNAN OKTAR:Perspektif diyecektin diyemedin, doğru mu? Allah-u alem böyle süslü konuşma diyeceğimi düşündün. Yok, bir şey demem ben.
SUNUCU: “Kıymetli Hocam, dünyanın gelmiş-geçmiş en büyük bütçeli yapımı olan Avatar filminin senaryosunda, zulme uğrayan bir kavmin, kendilerini inançları doğrultusunda savunmaları ve verdikleri savaş söz konusu edilmişti. Bu kavmin inancına göre kendilerini kurtaracak kahraman, lider veya kurtarıcının ismi Toruk Makto olarak geçmekteydi. Bu isim çok dikkatimi çekti ve Toruk’un eski dilde Türk anlamına geldiğini öğrendim. Bu isim bana Türk Mehdi (a.s.)’ı çağrıştırdı. Siz ne düşünüyorsunuz Hocam. Erdem Öztiryaki”.
ADNAN OKTAR:Hay maşaAllah. Tabii Mehdi (a.s.) Türk’tür, Peygamberimiz (s.a.v.)’in soyundandır, fakat Türk’tür, inşaAllah. Türkiye görevlidir, Mukaddes Emanetler de bizde, gidip baksınlar inşaAllah. İstanbul’da çıkacaktır, kardeşimizin tespiti de çok güzel.
OKTAR BABUNA:Çok manidar bir isim, Toruk Makto, Türk Mehdi (a.s.) inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Avatar o çok seyredilen bir film herhalde öyle mi?
SUNUCU:Dünya rekoru kırdı Hocam.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah, yani biz hangi konuya dikkat çeksek, onun filmi yapılıyor maşaAllah. Madde ile ilgili yaptık, Matrix çıktı, değil mi?
OKTAR BABUNA:Kitaplarınızı göndermiştiniz Hocam, onlara. Onun üzerine film yaptılar, hatta size danışarak Hocam inşaAllah.
SUNUCU:“Selamun aleyküm Hocam.”
ADNAN OKTAR:Aleyküm selam.
SUNUCU: “Çevremdeki insanlara Hz. Mehdi (a.s.)’nin ve Hz. İsa (a.s.)’nın konusunu anlatınca, gelsinler biz de tabi olalım diyorlar. Yani Peygamberimiz (s.a.v.) Hz. Mehdi (a.s.)’nin bir çok özelliğini vermiştir. Demek ki, sezilebilecek bir insan olacak dediğimde, şüphe ile bakıyorlar. Bu konuda ne düşünüyorsunuz? Bir de Hocam, ‘sen önce iş sahibi ol, adam ol, sonra bu konularla uğraşırsın’ falan diyorlar. Bu konu hakkındaki düşüncelerinizi de merak ediyorum. Selametle Serdar Biçer”.
ADNAN OKTAR: Serdar kardeşimin gönlü rahat olsun. Bir kere Mehdi (a.s.)’nin talebeleri nasipli özel kişilerdir. Allah onları, insanları bir şekilde Mehdi (a.s.)’den uzak tutacaktır. Ama sonunda bütün milletimiz Mehdi (a.s.)’nin etrafında kilitleneceklerdir. Mehdi (a.s.)’nin başlangıçta zaten etrafında çok fazla insan olsa, Mehdi (a.s.)’yi çalışamaz hale getirir. Allah onu ince bir plan ile Mehdi (a.s.)’ye insanları tabi edecektir. Yani insanlar bir ağaç dalı gibi, bir ağaç gibi yavaş yavaş gelişerek ona tabi olacaklardır. Gittikçe o dal yapraklanacak, meyve verecek ve gelişecektir. Mehdi’ye (a.s) karşı bir insanın direnmesi mümkün değildir, kaderinde yoktur insanların. Yani bir film düşünün, filmin mesela başında bir kahraman oluyor, 1 kişi oluyor değil mi? Ama filmin sonuna getiriyoruz CD’de, düğmeye basıyorsun bir bakıyorsun etrafında çok büyük bir ordu var filmde. Ama başlangıcında 3 kişi. Sonra filmin ortasına alıyorsun mesela, 150 kişi, 200 kişi, 300 kişi oluyor. Ama sonuna baktığımızda çok fazla kalabalık oluyor. Bu film bitmiş mi? Bitmiş, değil mi? Aynı Mehdiyet de böyle, bitmiştir bu konu. Mesela Allah, Allah’ın önünde şu an bitmiş durumda. Mesela hiç aklının ucundan geçmeyen insanlar, Mehdi’nin (a.s) talebesi olacaklar ileride. Mesela şiddetle karşı olanlar da talebesi olacaklar, bilmiyorlar şu an. Kaderin akışı içerisinde yavaş yavaş, yavaş yavaş, adım adım gelirler yani vücudun gelişmesi gibi. Mesela nasıl vücut, tek bir hücreden gelişiyor, küçük bir spermden değil mi? Yumurtayla birleşiyor, gittikçe gittikçe, kim durdurabiliyor onu? Durduramıyor kimse. Gelişiyor, gelişiyor, gelişiyor o sonunda bir çocuk oluyor ve doğum meydana geliyor değil mi? Ama doğumlar hep sancılı oluyor dikkat ederseniz. Mehdi (a.s)’nin de zuhuru sancılı oluyor işte. Yani böyle kanlar akacak, olaylar olacak, hadiseler çıkacak, acılar çekilecek ve o sancının arkasından Mehdi (a.s) zuhur edecek. Allah’ın yaptığı kanundur bu. Allah’ın sünnetinde değişiklik bulamazsın diyor, Cenab- ı Allah. Bunu hep beraber birlikte göreceğiz. Fakat Mehdi’ye (a.s) talebe olmak öyle kolay bir şey değildir. Hızır Kıssası’nı Allah özellikle vermiştir. Bakın Hazreti Hızır (a.s.) kendi seçiyor. Ama; “bana talebe olmak çok zordur” diyor. “Bak seni birkaç yönden deneyeceğim ben, ama kaldıramazsın” diyor. “Yok kaldırırım” diyor. Mesela şu an Mehdi (a.s) talebesi olmak isteyen binlerce insan vardır dünyada, milyonlarca. Mehdi (a.s) ile karşılaşsa, bir de bakarsın yan sokaktan kaçmış, kaldıramaz, tabii. Onu çok kolay zannediyorlar. Mehdi (a.s) gelecek böyle anlı-şanlı, ona böyle bir bakacak, adeta büyülenecek böyle, büyülenecek demeyeyim de Allah affetsin, yani olağanüstü bir şeyle karşılaşacak, etkilenecek. Mehdi (a.s) ona avuç avuç altın dağıtacak. Gidecekler böyle büyük ziyafetler yenecek, böyle harika olacak. O işsizse, Mehdi (a.s) ona hemen iş bulacak, ev bulacak, araba verecek ona Mehdi (a.s). Ondan sonra, hiçbir şey yapmasına gerek kalmayacak. Sadece onun önünde diz çöküp oturacak böyle. Huşu içinde ona bakacak. O da, ey oğul diyecek mesela, kalk falanca yerde görevlisin diyecek. Al sana araba, alsana imkan, hanımını da al yanına seni bir evlendirelim diyecek ayrıca değil mi? Çoluk çocuğunla beraber, seni koruyalım da ayrıca, hiçbir şeyle karşılaşmayacaksın diyecekler yani. Ne tutuklanma, ne hapis, ne şu, ne bu, hiçbir şeyle karşılaşmadan, her şeyle de garanti veriyorum diyecek. Allah’ın izniyle. Böyle paşalar gibi yaşayacaksın diyecek. O da mutlu bir şekilde Mehdi (a.s) talebesi olacak. Böyle bir Mehdi (a.s) talebeliği yok işte. Geldi mi, selamun aleyküm belamı arıyorum diye gelecek değil mi? Canın tatlıysa, öyle bir Mehdi (a.s) yok, yani öyle bir Mehdi (a.s) hiç beklemesin. Hz. İsa (a.s.)’da da öyle bir şey yoktur. Yani vardı mesela bazı kişiler, Hz. İsa (a.s.) gelecek, bir elini sürecek gözü açılacak. Hz. İsa (a.s.) ona bol para verecek, imkan verecek, öyle bir şey olmuyor. Hz. İsa bütün malını mülkünü sattırıyor herkese, açsınlar baksınlar İncil’e. Tarlalarını, malını, neyi varsa hepsini sattırıyor, tamamını. Ve hepsinini getirip teslim ediyorlar ve ortak bölüşüyorlar ondan sonra. Konu böyle, bu şekilde Hz İsa (a.s.). Yani İncil’e bakabilirler. Bak; “benim adımdan dolayı diyor başınız belaya girecek” diyor, Hz. İsa (a.s.). “Sırf beni sevdiğiniz için başınız belaya girecek” diyor. “Ve sizi hakimlerin karşısına çıkaracaklar, sizi tutuklayakcalar, hapse sokacaklar” diyor. “Hakimin karşısına geldiğinizde, kendinizden konuşmaya kalkmayın” diyor. “Kalbinizi Allah’a bağlayın Allah sizi çok güzel konuşturacak. İfadenizi o şekilde vereceksiniz,” diyor. Ama ifade verince kurtulacaksınız anlamına gelmiyor. İfadesini verecek, hapse girecek yani, inşaAllah. Belki çıkacak, ama belki de hapse girecek. Belki şehit olacak. Mesela Yahya (a.s.), Zekeriya (a.s.), Hz İsa (a.s.)’ya aşıktılar iki Peygamber, her ikisi de şehit oldular. Hz. İsa (a.s.)’ya talebe olmak kolay iş değildir öyle değil mi? Ağacın içerisine girdi Peygamber, doğradılar adamlar, ortadan ikiye. Allah’ı tesbih ede ede, tesbih ede ede de şehit oldu. Tabii. Hz. Yahya (a.s.)’nın başını kesip getirdiler tepsinin içerisinde.
OKTAR BABUNA: Kolu da Topkapı’da.
ADNAN OKTAR:Tabii, yani Peygambere tabi oldun mu, hani ballar börekler içerisinde böyle, öyle bir şey yok. Sahabeler muazzam acılar çektiler, muazzam zorluklar çektiler. Tabii.
SUNUCU: Hocam Allah sevdiği kuluna zaten acı çektirirmiş, dert verirmiş değil mi?
ADNAN OKTAR:Evet. Yağmur gibi yağar. “Yağsın başımdan taşlar yağmur gibi. Dostun attığı bir gül yaralar beni” diyor değil mi? Çok güzel bir sözdür o inşaAllah. Mehdi (a.s)’yi taş yağmuruna tutacaklar, taş yağmuruna böyle. Önüne gelen saldıracaktır Mehdi’ye (a.s), inşaAllah. Tevrat’ta da geçiyor, Ona zulüm ettik.” diyor. Peygamber diliyle söylüyor; “kesime giden kuzu gibi ses çıkartmadı” diyor Mehdi (a.s) için. “Çıtını çıkartmadı. Ona her türlü zulmü yaptık.” diyor. Tevratta geçiyor, açık bak Tevrat, inşaAllah. “Ama dostun attığı bir gül yaralar beni” diyor inşaAllah. Dostundan gelen bir şey insana çok rahatsızlık verir. Sevmediği adamdan bir zararı olmaz, etkilenmez insan, önem vermez yani inşaAllah.
OKTAR BABUNA: İsrail sitesinde sizinle ilgili haber var Hocam. Ekonomik krizle ilgili haberler var.Ulusal haber kanalında İsrai’in Türk askeri yetkilileri, İsrail’i insansız uçakları almak için geldiler diyor. Bunun son kısmında da Hocam inşaAllah sizden bahsediyor. “Aynı zamanda, Türk yazar ve felsefeci Adnan Oktar İsrail ulusal haber kanalına Salı akşamı demeç verdi”, şunları söyledi diyor. “Karşılıklı her ne kadar karşılıklı gerilim olmasına rağmen,” sizin için “hala o bunun bir zamanki diplomatik güçlü bağlarla ve kültürel bağlarla her iki ülke arasındaki bu durumun çözüleceğine inandığını söyledi” diyor. “Samimi inanan Museviler ve samimi Müslümanlar birlikte, barışı ve emniyeti Ortadoğu’da sağlayabilirler dedi.” diyor sizin için Hocam inşaAllah. “Bunlardan birisi İsmail’in oğulları diğeri de, Yakub’un oğulları dedi. Bu sadece duvarların arasında kısıtlanmış olan Müslümanlar değil, aynı zamanda Museviler de, duvarların arkasında hapsedildiler. Onları oradan bırakalım çıksınlar, istedikleri gibi yaşasınlar. Fabrikalar yapsınlar, üniversiteler açsınlar ve Ürdün’de Suriye’de, Irak’ta ve Türkiye’de iş yapsınlar zenginleşsinler. Aynı zamanda Oktar,” diyor sizin için, “ateizm ve Darwinizm ideolojilerinin her ne kadar seküler sistemde bir ilerleme, entelektüel çevreler tarafından ilerleme sebebi olarak görülse de, sonunda bu Musevi ve Müslüman toplumları Ortadoğu’da aleyhine olacak durum budur, kan dökme kaçınılmazdır bu ideolojilerle. Çünkü bu ideolojiler, çatışmanın, ilerlemenin temeli olduğuna inanmaktadırlar” diye açıklama yaptı diyor, İsrail Ulusal Haber Sitesi Hocam.
Çok büyük hürmet var Hocam fikirlerinize İsrail’de. Bu geçen gün radyoda da demeç verdiniz, anlattınız konuyu inşaAllah.
ADNAN OKTAR: KardeşimAllah aşığıdır Museviler, yani tanımıyor. Ben çok seviyorum bu adamları. Allah’a karşı coşkulu bir muhabbetleri var. Hıristiyanlar da öyle, mesela tek Allah’a inanan çok fazla Hıristiyan var. Allah aşığı bunlar ve ibadetlerini rahat yapmak istiyorlar. Hz. İbrahim (a.s.)’i, Yakub (a.s.)’u, İshak (a.s.)’ı, bütün Peygamberleri seviyorlar. Bunlar hep Muhammedi olacaklar sonunda. Kuran’ı İslamı tanıdıkça da seviyorlar. Mesela bir kardeşimiz var, aman söylemeyin dedi, gitti yanımızda namaz kıldı. Haham, İsrail’den geldi, hakikaten de söylemiyoruz. Adam Allah-u-alem Müslüman, değil mi? Söylemeyin kimseye, aramızda kalsın dedi yani. Adam muntazam kılıyor namazlarını maşaAllah.
OKTAR BABUNA:Hahamlarla ilgili bir haber var, onu göstereyim mi Hocam inşaAllah. Bir suikast planı diye çıktı bugün. “İnanılmaz suikast planı. İstanbul’da hahamlara suikast hazırlığı yaptığı öne sürülen birisi göz altına alındı” diye bir haber Hocam.
ADNAN OKTAR: Yani günahtır. Mazlum insanlara suikast yapmak, savunmasız insanları suikast yapmak, din adamlarına suikast yapmak günahtır. Müslümanın yapacağı bir şey değil, onlar bizim yedi emanımızdalar. Ellerini kırarız, kim yaparsa elini kırarız, hukukla, kanunla ve bak nitekim anında yakalanmışlar. Olmaz öyle şey. İnşaAllah. Olur mu? Bizim yedi emanımızdalar. Biz aldık ta İspanya’dan buraya getirdik. İstanbul gibi en güzel yere getirip yerleştirdik. En güzel şehre. Müthiş imkan verdik, yine aynı kafadayız, yine aynı mantıktayız, onlar bize Allah’ın emaneti. Tüylerine dokundurtturmayız, ne Hıristiyanların, ne Musevilerin. Ama Filistin’deki koçyiğitlerin de, yine tüyüne dokundurtturmayız. O günler de geliyor, az bir şey kaldı inşaAllah. Yani Filistinli gençleri, Filistinli ufak çocuklar var, göbüşleri falan açık, ortada gezen keretalar, en güzel hayat şartlarında onları yaşatacağız inşaAllah. Doğu Türkistan’ı da kurtaracağız Allah’ın izniyle. Efendim, başka say, Moro halkı, Çad, Afganistan, Irak, Çeçenistan. Sabaha kadar sayarım, hepsi yani inşaAllah.
OKTAR BABUNA: Bir haber daha var Hocam, onu da gösterelim mi? Siz anlatmıştınız, bu mankenlerin aslında hiç de mutlu olmadıklarını ve psikolojik bakımdan yıkım içinde olduklarını. “Genç modelin sır ölümü” diye bir haber çıktı. Bunun gibi son bir ayda da Hocam, çok sayıda böyle intihar vakaları oldu, mankenler arasında özellikle.
ADNAN OKTAR: “İntihar vakaları arttı,” Çocuklar eşya gibi kullanılıyorlar, sevgi yok, şefkat yok, merhamet yok. Bir kanal vardı, neydi o?
OKTAR BABUNA: Fashion TV.
ADNAN OKTAR: Çocukları kardeşim, alıyor tozu suratına sürüyor bilmem ne, tertemiz çocuğun suratı, ne olur eli yüzü öyle? Bastıra bastıra kalemle bilmem ne yapıyor falan. Mesela çocuğun uzun saçları var, ta beline kadar, bir kalemi takıyor kesiyor. Kardeşim bu insan, sen ne yapıyorsun? Hayır o bitiyor, haydi bir başka yere daha gideceksin diyor. Öbürü de, yok beğenmedim saçını şimdi diyor, alıyor yakarak makarak, o bir alet edavat falan. Suratını siliyorlar, olmadı bir daha boyayacağım diyor. Çocuklar perişan oluyorlar tahtalar üzerinde yatarak bilmem ne, o zor şartlarda. Doğru mu anlattıklarım? Evet tabii birebir doğru anlattıklarım. İnşaAllah.
OKTAR BABUNA: Bir ay içinde de bu şekilde intihar edenler olmuş, gösterelim mi Hocam?
ADNAN OKTAR: Umutsuzluktan, ümitsizlikten, Allah korkusu, Allah sevgisi. Baksana dünya güzeli insan, yazık çocuklara. Aslan gibi çocuklar, yazık günah yani.
OKTAR BABUNA: Bir ay içinde olanlar bunlar.
ADNAN OKTAR: Kardeşim bunlar taş değil ki, bunların sevgiye ihtiyacı olur, şefkate ihtiyacı olur, korunup kollanmaya ihtiyacı olur değil mi? İşte manken bir askıdır, bilmem ne falan. Nerenin askısı? Manken insan, olur mu öyle şey? İnşaAllah.
“Selamun aleyküm sevgili Hocam, programınızı her akşam büyük bir zevkle izliyorum. Darwinizmi ve ateizmi yerle bir ediyorsunuz maşaAllah. Vesilenizle insanlar İslam’ı tanıyorlar ve Müslüman oluyorlar. Ben beş yıl önce Rusya’dan geldim Türkçeyi öğrendim ve ilk okuduğum kitap ‘Gelin Birlik Olalım’ kitabınızı okudum. Vesilenizle İslam’ı öğrendim ve Müslüman oldum. İslam Birliği’nin olmasını sabırsızlıkla bekliyorum, Allah sizden razı olsun, sevgilerimle ve saygılarımla.” Nadia isimli bir bayan. MaşaAllah, ve aleyna aleyküm selam. MaşaAllah kardeşimiz, çok fazla Ruslardan Müslüman olan. Kardeşim Azerbaycan’dan, Allah’ım, geçenlerde geldi çocuklar buraya, gençler, her biri ayrı, kimisi 100 kişilik bir grup oluşturmuş bir şehirde, kimi 250-300 kişilik bir grup oluşturmuş. Rusya’da öyle, Çin’de öyle, Endonezya’da, Malezya. Resmi, devlet de kitaplarımı okutturuyor. Tabii devlet okutuyor yani kitaplarımı.
OKTAR BABUNA: Endonezya o şekilde. Ruslar’a da siz vesile oluyorsunuz Hocam, sizin kitaplarınız okutuluyor, izin verilen maşaAllah.
ADNAN OKTAR: Daha çok şeyler yapacağız, daha yeni başladık. O çocuklara, bir tek onlara değil, genç kızlara da, delikanlılara da yapılan uygulama çok acımasız oluyor. Şefkatten uzak, anlayıştan uzak bir üslup oluyor. Ama bu tabii ancak İslam ahlakıyla olur. Biz ne anlatalım adama? Ayıp desek, yapma, vicdansızlık yapma, dinlemez adam. Kuran ahlakıyla olur inşaAllah. Bir gün bir tanesi vardı, acayip sevimli böyle sürekli yaramazlıklar falan yapıyor, kendini sevdirmek istiyor, yazık çocukla da kimse ilgilenmiyor, anormal şeker bir şey. İsmi de aklımdaydı ama, neyse söylemeyeyim şimdi meşhur olur. Yazık, çok acıdım. Sabahın köründe geliyor o çocuklar oralara öyle. Çünkü, genç kızın cildi çok önemlidir. Kardeşim onun suratına sürüyorsun, onu da ona sürüyorsun. Enfeksiyonlu oluyor birisinin yüzü, alıyor onun yüzüne de onu sürüyor, aynı şeyle sürüyor. Çocukların yüzü berbat oluyor, bayağı bozuluyor, saçları bozuluyor, sağlıkları bozuluyor, uykusuz, kısa sürede çöküyorlar. Ondan sonra intihar ediyorlar. Onun için onlara şefkatle, insana yakışır tarzda, Kuran’ın ruhuyla yaklaşılması lazım. Öbür türlü bu kitlevi artar. Bak intihar vakaları arttı diyor. Bakıyor adam, değer verilmiyor, et kemik yığını olarak görülüyorsa, hiçbir yerde saygı görmeyince bunalıyorlar. Din yok, İslam eğitimi yok, ahiret inancı yok, Darwinist, materyalist eğitiliyor. Ama sonunda bunalıma giriyorlar işte. Sonunda da cinnet geçirip intihar ediyorlar.
Bitmiş programımız, tamam. Ne yaparız? Harunyahya.tv’den devam ederiz inşaAllah.
SUNUCU: Yayınlarımızı Harunyahya.tv sitesinden 24 saat takip edebilirsiniz. Soru ve görüşlerinizi bize ahirzamansohbetleri@hotmail.com adresinden ulaştırabilirsiniz. Harunyahya.org ve harunyahya.net adreslerinden Hocamızın tüm eserlerini ücretsiz olarak indirebilirsiniz. Bizi yarın 22:00’den itibaren harunyahya.tv internet sitemizden, Mavi Karadeniz Radyo ve Kocaeli TV ekranlarından takip edebilirsiniz. Yayınımıza harunyahya.tv internet sitesinden kaldığımız yerden devam edeceğiz. İyi geceler.
Web siteleri
Devamı ...Kısa filmler - Mutlaka izleyin
Devamı ...Yeni Bilgiler 2
Devamı ...Bunları Biliyor Musunuz?
Devamı ...Allah'ın Güzelliklerinden Bir Demet
Devamı ...Sunumlar
Devamı ...