SUNUCU 1:Yayınımıza Harunyahya.tv internet sitemizden devam ediyoruz.
ADNAN OKTAR:Hocam ne anlatalım?
SUNUCU 1: 15 yaşında bir izleyicimiz varmış Hocam. “Selamün aleyküm Hocam”
ADNAN OKTAR:Aleyküm selam.
SUNUCU:“Ben 15 yaşındayım. Annem sizi yıllardır takip ediyor. Ben de annemden etkilenerek sizin röportajlarınızı izlemeye çalışıyorum. Sorum, kader konusunu defalarca anlattığınızı biliyorum. Bir kez de benim için anlatır mısınız? Dünyadaki hayatımız daha önce kaderimizde varsa, bizi Allah konuşturuyor ve her şeyi Allah yaptırıyorsa, o zaman günahlarımızı da Allah yaptırıyor. Günahları olan bir insan neden Cehenneme gitmekle cezalandırıyor? Şimdiden teşekkür ederim. Hayırlı akşamlar Mehmet.”
ADNAN OKTAR:Mehmet, o minik canıyla, o sevimli canıyla bunları merak ediyor. Mehmet’e konuyu bir daha anlatayım. Zamanı anlaması gerekiyor, zaman. Zamanın ne olduğunu bilmesi lazım. Yani zamanı bilen, kaderi, hepsini anlar. Zaman, bizim beynimizdeki inanca deniyor. Bakın daha önce de aynı metotla anlatıyorum. Şimdi bakın, bir ses duyduk değil mi? Şimdi bir daha duyuyoruz. İki sesin arasında bir boşluk olduğuna inanıyoruz değil mi? Bir aralık var, bu ne? Kafada bir inanç işte bu. Beyinde meydana gelen bu inanca biz zaman diyoruz. Normalde boş uzayda böyle bir şey olmuyor, böyle bir şey olmaz. İnsanın algı biçimidir. Mesela bir başka varlığa göre İkinci Dünya Harbi daha yeni oluyor. Mesela şu an Hitler Varşova’ya giriyor, Hitler’in orduları, yani aynı şu şekilde ve bu anlamda görür adam. Kimine göre kıyamet yeni kopuyor. Kimine göre Hz. Adem (a.s.) daha çamur safhasında, yani çamuru karılıyor, o şekildedir. Ama biz mesela şu an, anların toplamından oluşan, yani kendimizin anlarının toplamından oluşan bir zaman akışı inancında oluyoruz. Mesela benim bu konuyu anlatmam, sevimlinin o sorduğu soruyu bir düşün, geçmiş zaman oldu değil mi kafamızda? Bir inanç. Bir başkasına göre de o soru daha şu an soruluyor, daha yeni soruluyor. Bu şekildedir. O yüzden tek bir an vardır. Yani an sonsuz kısa zamana deniyor, sonsuz kısa zaman. Yani mesela bir birimi de yok sonsuz kısa zamanın. Allah zamanı bizler için yarattı. Yani zaman Allah’ın ihtiyacı olan bir şey değildir. Allah’ın ne mekana, ne de zamana ihtiyacı vardır. Allah zamansız ve mekansız. Şimdi zamansız olunca, önce ve sonra diye bir konu olmuyor. Zamansız deyince ne diyeceğiz? Öncesi var mı? Yok. Sonrası da olmaz. Tek bir an vardır. Tek bir anın içerisinde Allah yaratıp bitirmiştir. Ama biz zamanlı olduğumuz için, bu şekilde algılıyoruz, mesela geçiyor gibi. Mesela bak Hz. Mehdi (a.s.) çıkacak, çoktan Hz. Mehdi (a.s.) çıktı. Hz. İsa (a.s.) çoktan indi, ama biz göremiyoruz. Zamanın dışına çıkan olursa, görüyor Allah’ın dilemesiyle. Mesela Hz. Mehdi (a.s.)’nin bütün faaliyetlerini, hepsini görür. Hz. İsa (a.s.)’nın bütün faaliyetlerini, her şeyini görür. Kıyametin koptuğunu da görür zamanın dışına çıkarsa. Ama zamanın içerisinde göremiyor. Biz adım adım adım zamanın içerisinde ilerleriz. Allah’ı tam anlamıyla kavramak ve anlamak; ben şöyle diyebilirim. Allah’ın ledüni sırları vardır tabii, ledüni sırlar. Nasıl Hz. Hızır (a.s.)’ın ledüni sırrı var, gizli sırrı var, ben bu kadarını söyleyeyim; oradan o 15 yaşındaki sevimli canıyla ne anlarsa anlasın. Bakın diyor ki Allah küfür için, Cehennem ehli için: “Onların gözleri vardır”, gözü var diyor. “Sana bakar görürsün” baktıklarını görürsün, “Onlar görmez.” diyor. Bu muhkem ayet, “Gözleri vardır görmezler.” “Kulağı vardır” diyor, yani normal kulağa işaret ediyor. “Onu siz işitir zannedersiniz” diyor Allah. “Onlar işitmezler” diyor. “Onları siz canlı zannedersiniz, diri zannedersiniz, onlar ölüdür” diyor. “Kalp gözleri, şuurları da, o da kapalıdır. O da kördür” diyor Allah. Şimdi böyle bir varlık Cehenneme giden. Ne anlıyorsa anlasın? Ama Müslüman böyle bir konuma gelmekten Allah’a sığıyor tabii. Böyle bir şey olmasından Allah’a sığınıyor. Allah’ın bu dediklerinde de, başka dediklerinde de, hepsinde bir derinlik oluyor. Hepsinde bir hayır ve hikmet vardır. Ama sır gözüyle, ledün gözüyle bakabiliyorsa o minik canıyla, ben burada bir sır veriyorum. Allah “Ben size eza edip de ne yapacağım?” diyor. “Ben eza istemiyorum, size öyle bir acı vermek peşinde değilim” diyor Allah. “Allah size zulmedip de ne yapsın?” diyor Allah. Allah Rahman ve Rahim. Ama Cehenneme giden de, “ben hak ettim” diyor sorulduğunda. “Hakikaten benim yerim burası, hak ettim ben” diyor. Şimdi şöyle anlasın. Gitsin sorsun bir dinsize. “Seni zorla dinsiz yapan bir güç hissediyor musun üzerinde?” desin. Mesela sen Allah’a inanıyorsun değil mi? İnanıyorsun. Sen Allah’a inanırken herhangi bir gücün sana baskı yaptığını, seni zorladığını hissettin mi? Hayır. Bir dinsize de gidip sorarsan “sana herhangi bir güç baskı yapılıyor mu?” dersen, “hayır” diyecektir. İşte bu adalettir. Herhangi bir baskı yoksa, bir zorlama yoksa, kendi isteğiyle yapıyorsa, o ondan sorumludur. Sen de yaptıklarından sorumlu olmuş oluyorsun. Dolayısıyla bu adalet olmuş oluyor. Bunun ikinci safha derinliğini anlayabilir miyiz? Bu ledün ilmine giren bir kısımdır. Ama ledün ilminden de ben bir parça ışık verdim, kapalı bir ışık verdim. Bak; “gözleri vardır görmez, kulakları vardır işitmez. Onlar ölüdür, siz onları diri zannedersiniz” diyor Allah. Eğer sır istiyorlarsa da bir sırdır bu, kapalı. Ama Müslüman bu konuma girmekten, bu konuma gelmekten Allah’a sığınır ve çok korkar. Ben korkuyorum. Bayağı çekiniyorum. Cehenneme gideceğim diye bayağı tedirginim. Ciddi korkuyorum. Zaten Allah’tan korkmasam, böyle faaliyet içerisinde olmazdım. Allah’ı seviyorum, Allah’tan korkuyorum. Çünkü bizim programlarımızda maddi gelir getirecek hiçbir şey yok. Sıfırdır maddi gelir getirecek şey. Mesela sürekli kitap dağıtmak, mesela benim Yaratılış Atlasımdan biz çok fazla dağıttık. Bu gelir getiren bir şey değil bu. Bütün kazandıklarımız hep kitap dağıtmaya veriliyor yine ayrıca. Geliyor kazanç, ama olduğu gibi kitap dağıtmaya veriliyor. Dolayısıyla benim bir kazancım yok. Bir telif ücreti de almıyorum. Sadece Allah rızası için yaşıyoruz. Ve Allah rızası için ne yapıyorsam yapıyorum. Dikkatlice bakan, bunu görür.
SUNUCU 1:Hocam bir de siz uygun görürseniz, ben az önce bu genç mankenlerin intihar etme olayları. Bunlarla ilgili aslında konuşsak iyi olur. Sadece bu mankenler olarak değil de, normalde de genç kızlarımızın, genç kardeşlerimizin böyle bunalıma girip intihar etmeleri, ya da kendilerini ölüme sevk etmeleri, kurtuluş yolları olarak görmeleri. Bunlarla ilgili ne diyorsunuz ve böyle bir psikolojiden çıkmaları için yapmaları gereken şeyleri söylesek? Faaliyetleri olsa.
ADNAN OKTAR:Darwinizm, intihar davetiyesidir. Darwinizm’i bilen bir insanda, intihara eğilim en yüksek noktaya gelir. Çünkü bomboş bir şey olduğunu söylüyorsun. Diyorsun ki adama; “sen böcek gibi bir şeysin. Küçük bir böcektin, büyüdün büyüdün, ota benziyordun, ağaca benziyordun, hayvana dönüştün. Tesadüfler sonucu bir insan oldun. Sen bir hiçsin. Çamurdan bozuk bir sudan oluştun. Batak bir ortamda tesadüfen oluştun, geliştin ve ölüp gideceksin ve sonsuza kadar yok olacaksın” diyorsun. “Sonsuza kadar yok olacaksın” diyorsun. Yani adam diyor ki “o zaman benim hiç beklememe gerek yok, madem sonsuza kadar yok olacağım, ölümü beklememe gerek yok. Öleyim gitsin o zaman” diyor. “Madem hayat bu kadar anlamsız, bu kadar gayesiz. Madem dünya böyle bir savaş meydanı, sadece mücadele var, yaşayıp da ben ne yapacağım. Ne amacı var dünyanın o zaman” diyor değil mi? O zaman annenin babanın da bir anlamı kalmıyor onun için. Kardeşinin de önemi, helali olan sevgilisinin de bir önemi kalmıyor, aşkın, tutkunun da önemi kalmıyor. Yemenin içmenin de önemi kalmıyor. Deniz korkunç geliyor adama. “İyi intihar edilir denizde” diyor denize baktığında. Göğe baktı mı “iyi intihar edilir yüksekten” diyor adam. Başka bir şey aklına gelmez. Her şey ölümü çağrıştırır ve yok olmayı çağrıştırır. İnsan sevgisi de oluşmaz, insana gıcık olur. O zaman bir varlık olarak görecektir, çok rahatsız olacaktır, inşaAllah. Ama “Allah yarattı” dersen, Allah’ın, onu sardığını söylersen, Allah’ın ruhunu taşıdığını söylersen ve bu gerçekle onu tanıştırırsan, metafizik bir varlık olduğunu gerçekten samimi olarak fark ederse; o zaman içine aşk ve tutkunun sevinci gelir. Hayat sevinci gelir, beyni açılır, hücreleri bayram eder. Bütün vücudu bayram eder. Çünkü normal fıtratımızda böyle yarattı Allah bizi. Yani iman ettiğimizde normal yaşayacak gibi yaratıldık biz. İman etmediğimizde ölecek gibi yaratıldık biz. İman etmediğimizde vücudumuz bize saldırır. Biz bunalıma gireriz, akıl hastası oluruz, Allah esirgesin. Yani adamda o zaman intiharı seçiyor işte en sonunda. Ama imana sarılan, ferahlık, bereket, bolluk ve güzellik bulur. Gerçek aşkı tadar, gerçek tutkuyu tadar. Çiçeklere aşık olur, böceklere aşık olur, kuşlara, insanlara her şeye aşık olur. Yani Allah’ın yarattığı her şeye.
SUNUCU 1:Bir de, şu sıralar Hocam kiminle konuşsam herkes; “hayatımda işim var, işte sevgilim var, ailem var. İşte çok şükür, çok mutluyum ama bir şeyler eksik.” “Huzur mu eksik olan?” “Evet huzur eksik” diyorlar. Ve buna nasıl bir çözüme ulaşmaları geretiğini, nasıl o huzuru yakalamaları gerektiğini bilmiyorlar.
ADNAN OKTAR:Mesela bak benim dünya ile hiçbir alıp-veremediğim yok. Ben mesela sizin hepinizi aşkla çok seviyorum. Aşkla seviyorum yani coşku ile seviyorum. Kanım kaynıyor, iyi olmanızı istiyorum, mutlu olmanızı istiyorum. Bak benim sevgim, mesela sizi açıyor, hoşunuza gidiyor. Gerçekten samimi sevdiğim için, değil mi? Mutlu oluyorsunuz. Ne yapmacık bir hareket yapıyorum, ne laf sokuyorum böyle değil mi? Yani bütün candanlığımla hareket ediyorum. Her şeye hayır gözüyle bakıyorum. İnsan küfre girdiğinde her şeye şer gözüyle bakar. Kaşına da şer gözüyle bakar, gözüne şer gözüyle bakar, sürekli kusur arar, sürekli onu üzecek bir söz arar, onu kızdıracak bir şey arar. Ama Müslüman öyle değildir. Hep hayır hep güzellik hep sevinç arar. Çünkü Allah’ın kulusun, Allah’ın tecellisisin, bu bayramdır, büyük bir sevinçtir. Yani sonsuz bir gücün, sonsuz Allah’ın kontrolündesin. Yani bu ne demek? Bak sonsuz aklın kontrolündesin, O’na aitsin. Bu müthiş bir güç ve rahatlıktır, ferahlıktır. Ama insan kendi kendini yönetmeye başladığına inanırsa mahvoluyor o zaman işte. Zaten aciz, kaldırmaz insanın beyni öyle bir şeyi. Allah’a teslim olarak biz rahat yaşayacak gibi yaratıldık. Allah’ı bıraktığında çökecek gibi yaratıldık biz. Yani nasıl yaprak koparsa ölüyor, insan da Allah’tan koptuğunda ölür, yaşayamaz artık. Ya intihar eder, ya manen, mutlaka bir şekilde çöküp gidiyorlar.
SUNUCU 1:Ruhunu besleyen bir şey olmuyor Hocam.
ADNAN OKTAR:Tabii, ruhunun bir anlamı kalmıyor onun için.
MaşaAllah çok güzel yazılar göndermiş kardeşlerimiz.
SUNUCU:O yüzden ben de size sormakta çok heyecanlanıyorum. Siz sabırsızsın diyorsunuz.
ADNAN OKTAR:Güzel güzel böyle şeylerde, hayır işlerde bekleme olmaz, inşaAllah.
“Selamün aleyküm, Hocam. Allah’ın rahmeti, bereketi üzerinize olsun.” Ve aleyna aleyküm selam ve rahmetüllahi ve berekatühü. Allah’ın rahmeti ve bereketi kardeşimizin, bütün milletimin üzerine olsun. “Hocam ben sizin anlattıklarınızdan sonra özellikle Hz. İsa (a.s.) hakkındaki düşüncelerim ve hayranlığım artarak çok değişti. Hocam Hz. İsa (a.s.) şu an dünyada mı ve nüzulü nerede olacak? Avrupada mı, Amerikada mı yoksa Filistinde mi? Erzurumdan, Kürşat” kardeş yazmış. Erzurum’un koçyiğiti. Hz. İsa (a.s.) hakkında bilgim olsa da söylemem. Yani şu aşamada söylemem. Çünkü bak Bediüzzaman diyor ki: “Tam Hıristiyanlarla, Müslümanlar birleşme istidadındayken,” Mehdi (a.s.) çıkmış, muazzam bir faaliyet var, İslamiyetle, Hıristiyanlık artık iç içe olmuş, Hıristiyanların Müslüman olması an meselesi, yani böyle tereddüt halindeler. Tam bu sırada işte diyor Bediüzzaman; “tam bu sırada Rahmeti ilahiyenin semasından nüzul edecek Hz. İsa (a.s.)” diyor. Hz. İsa (a.s.) Peygamberlik iddia edeceği için yani ben Mesih İsa (a.s.)’yım diyeceği için onun konumu daha zordur, Mehdi (a.s.) gibi değildir. Çünkü Mehdi (a.s.) inkar edecektir Mehdi (a.s.) olduğunu, onunki kolay. Ama o beyan edecektir, ben Hz. İsa Mesih (a.s.)’im diyecek, çünkü bu çok tehlikeli bir şey bu. Yani onun açısından çok tehlikeli. Müslümanlar açısından çok güzel, sevenler açısından çok güzel ama, sokaktaki bir adam için çok riskli. Çünkü nelerle karşılaşacağı belli. Son ana kadar gizlemek durumundadır. Yani Mehdi (a.s.)’nin zuhuru, mesela Mehdi (a.s.) açık, alenen namaz kılacak, biliniyor artık, halk hissetmiş olacaklar. Namaz kılarken o anda nüzul edip gelecek. Nüzul etmeyecek de oraya gelecek, yoksa nüzulu daha önce olacak, yani namaz kılınan yere gelecek. Mehdi (a.s.) ve oradaki halk zaten anlar, yani Hz. İsa (a.s.)’yı anlamak o kadar güç değil. Bak bütün Hıristiyanlar şu an bak yüzde 40’a çıkmış. Bütün Amerika’nın toplamının yüzde 40’ı, Amerika’yı bir hesap edin, değil mi? Daha önce yüzde yarım bile değilken, Hz. İsa (a.s.)’nın geleceğini benim söylememden sonra... ve kırk yıl içerisinde. Bakın Hz. İsa (a.s.)’nın çok çok binlerce yıl sonra geleceğini, yüzlerce yıl sonra geleceğini söylüyorlardı ve işte Kıyamet anında geleceğini söylüyorlardı. Ama şu an bakın en fazla 40 yıl içerisinde, benim dediğimle tam aynısını söylüyorlar. Amerikan halkının yüzde 40’ı şu an, yüzde 40’ı geleceğine inanıyor. Bak Allah’a çok şükür, bu Allah’ın bizi vesile etmesi ile oldu. Bu çok dev bir güç, yüzde 40 ne demek? Çok yüksek bir orandır, inşaAllah. Ama yerini bilsem de söylemem, onu söyleyeyim. Hızır (a.s.) ile karşılaşsam söylemem yani bunlar mümkün değil, yani imkansız, inşaAllah. Ama ne zaman söyleyeceğimi bilirim tabii, inşaAllah. Aleniyet kazanır, değil mi? Herkes görür, o zaman söyleyeceğim, inşaAllah.
“Biricik Hocama” diyor. Demek ki çok seviyor beni, maşaAllah. “Ve oradaki arkadaşlarına selamlar” diyor. Size selam yazıyor, aleyküm selam. “Hocam Rabbimiz Rad Suresi’nin, 13. ayetinde şeytandan Allah’a sığınırım: ‘Gök gürültüsü onu hamd ile Melekler de ona olan korkularından tesbih ederler’ diyor. Elhamdülillah dediklerini düşündüm ve elhamdülillah kelimesi 13 harften oluşuyor. Ayet numarası 13, sure numarası 13 , bu sayıların böyle bir anlamı olabilir mi, Hocam?” MaşaAllah. Kardeşim öyle yamanlar ki, maşaAllah. Hayretler içinde kalıyorum. Mesela bu yaşı küçüktür Allah-u alem Dilara’nın tahmin ediyorum. Çünkü üslubundan öyle anlaşılıyor, değil mi? MaşaAllah.
“Selamün aleyküm Hocam”. Aleyküm selam. “Hayırlı geceler. Müzemmil Suresi’nde şöyle buyuruluyor”, Cenab-ı Allah şöyle buyurdu diyecek. Evet, Allah’a sığınırım. “Şeytandan Allah’a sığınırım.” Güzel, maşaAllah. “‘Şüphesiz size üzerinize şahit olacak bir elçi gönderdik, Firavun’a bir elçi gönderdiğimiz gibi”’, maşaAllah, ne demek? Demek ki, Firavun varsa, Mehdi (a.s.) vardır. Nemrut varsa Mehdi (a.s.) vardır. Deccal varsa (a.s.) Mehdi vardır, güzel. “‘Şüphesiz size üzerinize şahit olacak bir elçi gönderdik.’ Ayetin bu kısmının ebced değeri 2001”, Allah Allah, maşaAllah kardeşlerimize. Eskiden sırf ben açıklayabiliyordum. “Bu ayet işari manada Hz. Mehdi(a.s.)’ye bakıyor olabilir mi? Mustafa Altınok” kardeşimiz göndermiş. Zaten Mustafa senin bu ilminle her şeyi bildiğin belli. Nezaketen sormuş maşaAllah. Tabii ki, Mehdi (a.s.)’ye bakıyor. “Şüphesiz size üzerinize şahit olacak bir elçi gönderdik.” Çok acayip tabii ki, 2001 vermesi. Bunu bizim siteye de kardeşlerimiz alsınlar. Çok güzel bir tespit. MaşaAllah, maşaAllah.
“Başkan’dan pasaportu kaldırın çağrısı.” Gaziantep sanayi odası başkanı söylüyor, evet. “Yönetim kurulu başkanı Nejat Koçer, Türkiye’nin vizeleri kaldırdığı ülkelere pasaportu da kaldırmasını isteyerek, vizeleri kaldırdınız, pasaportları da kaldırın. Biz her gün rahatça birbirimize gidip gelelim dedi” diyor. Çok güzel maşaAllah. Dedik biz bunu, kaç yıl önce söyledik? 2 yıl önce söyledik. Bu olacak zaten. Bunu göreceğiz inşaAllah.
Mustafa kardeşimize helal olsun. “Şüphesiz size üzerinizde şahit olacak bir elçi gönderdik. Firavuna bir elçi gönderdiğimiz gibi.” Anlayın diye söylüyor Allah değil mi? Darwinizm, materyalizm varsa, deccaliyet varsa, Mehdi (a.s) olmaması mümkün değildir zaten. Yani Deccal olacak da Mehdi (a.s) olmayacak, imkansız.
“Selamun aleyküm ve rahmetullahi ve berekatühü sevgili Hocam.” Ve aleyna aleyküm selam ve rahmetullahi ve berekatühü. Allah’ın rahmeti, selamı, bereketi, üzerine olsun kardeşimizin, Yasin kardeşimizin. “Hocam Kuran’da bir ayet dikkatimi çekti ve sanırım Mehdi (a.s) cemaatine dikkat çekiyor, Allahualem. Şeytandan Allah’a sığınıyorum. “Gerçekten Allah, içinizden alıkoyanları ve kardeşlerine bize gelin diyenleri bilir. Bunlar pek azı dışında zorlu savaşlara gelmezler.” Tabii, tam bak. Ahzab Suresi, 18. Bak, “Gerçekten Allah içinizden alıkoyanları ve kardeşlerine” çocuğuna, kızına, oğluna, kimse, aman diyor alıkoyuyor, sakın yanaşma, çok tehlikeli diyor bak. “Ve kardeşlerine bize gelin” diyor. “Aman oraya gitmeyin, bize gelin diyenleri bilir. Bunlar pek azı dışında, pek azı dışında zorlu savaşlara gelmezler” diyor Allah. Bunalıyorlar adamlar. Maddesine dokunuyor Cübbeli’nin tabiriyle. Ağırına gidiyor değil mi? “Saygılarımla Hocam, Yasin.”
Şu Cübbeli’nin duası çok güzel. Cübbeli’nin birçok şeyine karşıyım da fakat duasına çok taraftarım, çok beğeniyorum. O duasını bir daha yayınlayalım.
SUNUCU: Mehdi (a.s.) geldiği zaman olan duasını mı Hocam?
ADNAN OKTAR: Mehdi (a.s) gelsin diye dua ediyor. Evet, onu diyorsun.
SUNUCU: Geldiğinde biz ona inananlardan olalım?
ADNAN OKTAR: Evet inşaAllah.
SUNUCU: Hocam ben size bir şey yönelteyim. Mehdi (a.s) ile ilgili Hocam. Hocam Mehdi (a.s) ilk kez mi geliyor?
ADNAN OKTAR: Evet. Mehdiler aslında var, Bediüzzaman diyor Mehdiler, mesela Mehdi Abbasi, efendim Abdülkadir Geylani, İmam-ı Rabbani, hepsi Mehdi’dir diyor. Ama kastedilen Mehdi (a.s.) bir tane var. Tevrat’ta ve hadislerde bahsedilen bir tanedir. Yani onlar Mehdi (a.s.) öncüsü Mehdiler. Ama gerçek Mehdi (a.s.), Bediüzzaman büyük Mehdi (a.s) diyor, bir tanedir, Ahir zaman Mehdisi. Gelmiş geçmiş en büyük velidir. Yani nasıl Peygamberimiz (s.a.v) gelmiş geçmiş en büyük Peygamberse, o da gelmiş geçmiş en büyük velidir Mehdi (a.s.). Hatem-ül velidir yani son velidir. Ve bütün gelmiş geçmiş müceddidlerin hepsinin Hocası hükmündedir, yani hepsinin üzerindedir. Bütün mezhep imamlarının, bütün kutupların, gavsların hepsinin üzerindedir. Ve dolayısıyla bütün tarikatlar ona bağlanıp, onda hitam buluyorlar Mehdi (a.s.)’de. Ama halkın hiç ummadığı bir insan olacaktır, onun için sayısı çok az. Mesela Allah ona öyle bir elastikiyet ve hareket serbestliği vermiş böyle. Mesela Mehdi (a.s) olduğu anlaşılsa, adım attırmazlar. Ama öyle tavırları öyle hareketleri olacak ki bu mümkün değil Mehdi (a.s.) olamaz, imkansız diyecekler. O da bir ledün ilmidir, yani Mehdi (a.s)’nin özellikle meydana getirdiği bir durumdur bu. Yani özel gösterdiği bir tavırdır. Yani böyle bir insan asla Mehdi (a.s.) olamaz diyeceklerdir ve onun üzerine bir perde çekilecektir böylece, farkına varamayacaklardır. Mehdi (a.s.)’de elini kolunu sallayarak faaliyetine devam edecektir.
SUNUCU: Hocam bir arkadaşımızla Mehdi (a.s.) ile ilgili konuşurken, ben Mehdi (a.s.)’nin özelliklerinin belirtildiğini söyledim. Kendisi de Nur talebelerinden Hocam. O da hayır belirtilmemiştir, dedi. Ben, belirtildi diye söyledim. Hatta kendisi tamam ben soru soracağım Hocamıza, buraya mail atacağını söylemişti. Gelmemiş ben onun yerine soru sormak istedim size.
ADNAN OKTAR: Şimdi onun mailini ben aldım kabul ediyorum. Soramaz, çünkü sorduğunda net cevap vereceğimi bilir, çünkü onun bilmemesi mümkün değildir. Yani Mehdi (a.s.) saçından ayaklarına kadar, Peygamber Efendimiz (s.a.v) tarafından kolaylık olsun diye ümmete, bir tek ona mahsus olmak üzere çok detaylı anlatılmıştır. Hz. İsa (a.s.) da anlatılmıştır, ama Mehdi’nin (a.s) detayı çok çok fazladır. Mesela deccalin de vardır, süfyanın da detayları anlatılmıştır. Mesela Hz. Mehdi (a.s)’ye yardım edecek birkaç kişinin de detayları var. Hatta bir topal kişiden bahseder, o devirde saldırgan, Mehdi (a.s.)’ye karşı faaliyet yapacak bir topaldan bahseder, ama tek özelliği verilmiş, sadece topal olmasından bahsedilmiş, o kadar.
SUNUCU: Onu biliyor Hocam. Mehdi (a.s.)’nin insan olduğunu da biliyor, “biz nasıl görünce tanıyacağız mı” sorularını sorduğumuz zaman, özellikler belirtilmemiştir, biz de bilmiyoruz diyorlarmış.
ADNAN OKTAR: Kardeşim bir kere Bediüzzaman yer belirtmiş, çok net İstanbul’dan çıkacak, bak iyice bölge daraltmış, çıkacağı yer İstanbul diyor. Hatta; “ben Mekke’de de olsam, İstanbul’a gelirim. Amerika’ya da gitmem, başka yere de gitmem” diyor, açık ifadesi var, “İstanbul’a gelirim” diyor. Yani olayın yeri burası diyor. Geçen gün okudum, net söylüyor. İkincisi, bakın daha da daraltacak bir şey söylüyor, diyor ki; “ilk çıktığında tek hedefi Darwinist ve materyalist felsefe olacak” diyor. “Bununla uğraşacak, en büyük mesele budur dünyada şu an” diyor. Yani deccaliyetin dini olarak Darwin’i, buna bir taun bir veba olarak alıyor ve bütün beşeriyeti zîr ü zeber etti diyor, deccaliyet. “Maddiyyun ve tabiyyun taunu beşeriyet içinde intişar etmesiyle, her şeyden evvel maddiyyun ve tabiyyun tanunu tam susturacak bir tarzda beşere ders vermektir” diyor birinci vazifesi. “Bu görev her zaman, her şeyi terk etmekle ve çok zaman tetkikat ve meşguliyeti iktiza ettiğinden,” diyor, kendi diliyle anlatıyorum, “bizzat Mehdi (a.s)’nin kendisinin bu görevi yapmaya vakit ve hal müsade edemez.” diyor. Hal deyince millet de hastalık rahatsızlık var zannediyor. Mehdi (a.s)’nin hal vardır üzerinde, yani onların bilmedi bir hal. Onu sonra öğrenecekler. Hal dedin mi, ayrı bir şeydir. Vakti de yetmez diyor, yani çok konsantre olacaktır Mehdi (a.s.), vakti çok kısa olacak, yani vakti dar olacak. “Ondan evvel bir taifenin,” yani bak taife diyor bilim adamlarına taife diyor. “Onların uzun tasdikatıyle hazırladıkları eserleri hazır bir program olarak” yani onlardan alıp kitap haline getirecek. “O kitaplarla, o birinci görevi tam yapmış olacak. Bu görevi yaparken, ona yardımcı olacak talebeleri, şakirtleri, her ne kadar az da olsalar, manen bir ordu kadar kuvvetli ve kıymetli sayılırlar.” Azdır sayısı diyor. Fakat çok vurucu ve etkili olacaklar diyor, küçük bir grup.
SUNUCU: Bunu söylediğim zaman da kabul etmedi. Hayır, hayır diyorlar yani.
ADNAN OKTAR: Bir kere o konuda boş yere uğraşıyorlar. Bütün Müslümanlar bu konuda heyecan duysunlar, Nur talebesi kardeşlerimizin epey bir bölümü, açık çok aleniyken, Mehdi (a.s)’yi reddediyorlar. Çok şaşırtıcıdır bu, büyük bir mucizedir bu. Gidin sorun mesela Nur talebelerine, çok heyecan duyarsınız şaşırırsınız. Mesela bakın o kadar aleni söylüyor ki Bediüzzaman, bunu açıkça ve alenen gözlerinin içine baka baka reddediyorlar. Bakın demin anlattığım konu bu aynı yer çıkmış maşaAllah. Birincisi diyor, bak. En başından alayım. “Çünkü birincisi çok defa mektuplarımda işaret ettiğim gibi, her zaman anlatıyorum, çok defa” diyor. Yüzlerce sayfa anlatmıştır Bediüzzaman. “Mehdi Âl-i Resul’ün.” Kardeşim burada şahsı manevi geçti mi? Mehdi (a.s.) diyor şahıs, bir insandan bahsediyor. “Temsil ettiği”, temsil etmek ne demektir? Başta başbakan hükümeti temsil ediyor değil mi? Mehdi (a.s.) kimi temsil ediyormuş? Kudsi Mukaddes cemaati. Bakın diyor ki; “Mehdi Âl-i Resul’ün temsil ettiği kudsî, mukaddes cemaatin şahs-ı mânevisinin üç vazifesi var.” Bir Mehdi (a.s.) var, cemaati var ve şahs-ı manevisi var. 3 vazifesi var. “Eğer çabuk Kıyamet kopmazsa ve beşer bütün bütün yoldan çıkmazsa,” yani insanlar tamamen sapıtmazsa, “o vazifeleri onun cemiyeti ve seyyidler cemaati yapacağına Rahmet-i İlahiyye’den bekliyoruz. Ve onun,” bak onun, Mehdi (a.s.)’nin, “3 büyük vazifesi olacak. Birincisi, fen ve felsefenin tasallutiyle (tesiriyle) maddiyyun ve tabiyyun tâunu, beşer içine intişar etmesiyle,” yani Darwinizm ve materyalizm dünyada yayılmasıyla. “Her şeyden evvel,” demek ki başka hiçbir konuyla ilgilenmeyecek, bununla ilgilenecek. Demek ki Darwinizmle, materyalizmle mücadele ana konuymuş demek ki. Kim diyor? Bediüzzaman diyor. “Her şeyden evvel felsefeyi maddiyyun fikrini tam susturacak bir tarzda,” yarım değil. Yani ağzına böyle tıkaçla tıkar gibi tıkayacaksın, konu kapanacak. “İmanı kurtarmaktır.” Birinci vazifesi budur diyor. “Ehl-i imanı dalaletten muhafaza etmek.” Mevcut imanlı insanların da imanlarını muhafaza etmek, çünkü onları da Darwinizm ile düşürüyorlar delalete. Materyalizmle onları da düşürüyorlar. Onları da kurtaracak diyor. “Bu vazife hem dünya, hem her şeyi bırakmakla, çok zaman tedkikat ve meşguliyeti iktiza ettiğinden, Hazreti Mehdi (a.s.)’nin, şahs-ı manevinin demiyor bak. “Hz. Mehdi (a.s)’nin.” Gözlerinin içine baka baka sorun Nur talebelerinin, yani çok heyecanlıdır bu, çok şaşırtıcıdır. Yani alelen reddediyorlar çocuklar gibi. Yani insan acısın mı, gülsün mü, şaşırsın mı bilemiyor. Bak; “Hz. Mehdi (a.s.)’nin o vazifesini bizzat kendisi görmeye vakit ve hal, hal müsaade edemez. Çünkü Hilâfet-i Muhammediye (a.s.m.) cihetindeki saltanatı, onun ile iştigale vakit bırakmıyor.” Mehdi (a.s.)’nin vakti çok sıkışık olacak diyor. “Herhalde”, Üstadın güzel bir üslubudur. Herhalde dedi mi, olacak demektir, inşaAllah. “Herhalde o vazifeyi ondan evvel bir taife.” Müslümanlar demiyor, bir taife, bilim adamları, “bir cihette (bir yönüyle) görecek. O zat,” kardeşim yani, gidin sorun bu insanlara bunu ve bu harikayı da görün, yani mucize olacaktır. Yok diyorlar, “o zat” şahs-ı manevi kastediliyor diyorlar. Yani o zat denir mi? Mesela bu kim diyorsun? O zat. Yok orada şahs-ı manevi kastediliyor diyor. “O Zat, o taifenin,” bak taifeye taife diyor değil mi? “Uzun tedkikat ile yazdıkları eseri kendine hazır bir program yapacak.” Yani kendisi laboratuvarlarda, orada burada uğraşmayacak. Hazır bilgiyi alacak. “Onun ile o birinci vazifeyi tam yapmış olacak.” Kitaplarının eserleriyle Darwinizmi çökertecek. “Bu vazifenin istinad ettiği kuvvet,” bunu ta 1930’larda 1920’lerde yazıyor Bediüzzaman. “Bu vazifenin istinad ettiği kuvvet ve manevî ordusu.” Bak, “bu vazifenin istinad ettiği (dayandığı) kuvvet ve manevi ordusu yalnız ihlas (son derece samimi) ve sadakat (sadıklar, ölümüne sadık) Ve tesanüd (tam birlikteler) sıfatlarına tam sahip,” tam sahip diyor bak yarım değil, “olan bir kısım şâkirdlerdir.” Bir kısmı mürid der onlara insanların, Bediüzzaman da şakird diyor, talebelerdir. Bir kısım şakirdlerdir. Sayısı ne kadar Üstadım diyoruz? “Ne kadar da az olsalar,” diyor, hani şahs-ı maneviydi, değil mi? “Mânen bir ordu kadar kuvvetli ve kıymetli sayılırlar.” Bediüzzaman çoğunluğu, çoğulu ifade edemeyen bir insan değil. Yani biraz kafalarını açsınlar. Bak mesela, ordudan bahsediyor, çoğul. Talebelerden bahsediyor, çoğul. Tekden bahsediyor, o zat diyor, Mehdi (a.s.) diyor, yani çoğulla tekili karıştırıyor gibi göstermeye çalışıyorlar Bediüzzaman’ı, karıştırmıyor, çok net anlatıyor. İkinci vazifesi, üçüncü vazifesi bak hepsini saymış Bediüzzaman. Bunları teker teker sorsun kardeşlerimiz. Çok ilginçtir, bir mucizedir. Bak Ahir zamanda mucize göreceklerdir. 20 yıl Risale-i Nur’u okuyan bir adam, 30 yıl Risale-i Nur’u okuyan bir adam anlamıyor, bütün bu açıklamalara rağmen yok, şahs-ı manevi diyor burada” diyor. “Bunu demiyor” diyor. Yani mucize görmek isteyenler gidip sorabilirler. Yani hayretler içerisinde kalırsınız, nefesiniz kesilir. Daha da olmasa sizlerle görüşmezler söyleyeyim.
SUNUCU: Bir de diyorum ki, bu Tevrat’da geçiyor, İncil’de de geçiyor diyorum. Asla kabul etmedikleri gibi de şey diyorlar, Mehdi (a.s.) kimsenin ağzından Allah kelimesi çıkmadığı zaman kendisini gösterecek. Ben dedim ki, Mehdi (a.s) hani şu an var zaten. Bu çıkan çatışmalar, dökülen kanlar da, Mehdi (a.s)’nin geldiğini gösteriyor. Asla kabul etmiyorlar Hocam.
ADNAN OKTAR: Hiç önemli değil, zaten onlar kabul etmeyecek ki, Mehdi (a.s) gizlenebilsin. Allah Mehdi (a.s.)’nin üzerine örtü örtüyor. Yoksa zaten en başından, çıkar çıkmaz Mehdi (a.s.) fark edilse, yani sel gibi kan akardı, çok büyük olay olurdu. Yani adetullaha aykırı, olmaz. Bir kere, halifenin, hilafetin kalkması gerekiyordu Mehdi (a.s.)’nin gelmesi için. Hızır (a.s.) ne yaptı? Osmanlı’dan hilafeti aldı, Hızır (a.s). Yani mesela bak bunu söylesen, kim bilir nasıl anlayacaklar? Bizzat Hz. Hızır (a.s.)’ın görevidir. Mehdi (a.s.)’nin çıkması için, mutlaka hilafetin kalkması gerekiyordu. Halife varken, Mehdi (a.s.) gelemez. Yani halife, zaten halifenin, Mehdi (a.s.) diye birisi çıktığında zaten halifenin onu yok etmesi gerekir, o kendi inançlarına göre, o düşünceye göre değil mi? Dolayısıyla fitnenin olmaması için, önce hilafetin kalkması gerekiyor. Allah hilafeti kaldırdı, halifeyi kaldırdı ve tam sağlama alındı o konu, tam sağlama, iyice oturdu, ondan sonra Allah Mehdi’yi (a.s.) gönderdi. Yani halife varken, zaten hadiste var. Halife olmadığı bir dönemde Mehdi (a.s.) gelecek diyor, çok net. Yani sırf bu bile delildir, yani sırf bu delille biter. Bakın diyor ki, kendisini söylüyor. “Fakat senin şu âciz ve fakir ve hiç ender hiç olan kardeşin, bin derece haddimin fevkinde ve üstünde olarak, kendimi o gelecek adam olduğumu iddia edemem. Hiçbir cihette liyakatim layık olmak ehliyetim yoktur. Fakat o ileride gelecek acip şahsın,” diyor bakın, acip şahsın, ileride gelecek inşaAllah, “bir hizmetkârı ve ona yer hazır edecek bir dümdârı, o büyük kumandanın pîşdâr bir neferi olduğumu zannediyorum.” Ben onun askeriyim, hiçbir cihette onun gibi olamam diyor. Bak, “acip şahıs” diyor. Acip, acipten kasıt yani baş edilemiyor, mesela biliniyor, durduramıyorsun. Mesela Darwinizm gibi dünya çapında binlerce, on binlerce, yüz binlerce üniversitenin, milyonlarca profesörün, miyonlarca doçentin savunduğu dünyaya hakim olmuş ve dünyanın %99’unu inandırmış bir fikri, yerle bir ediyor Mehdi (a.s). İlk vuruşu budur. Ama tabii debelenme, çırpınma ayrı mesele. Ama tabii vurdu mu oturtturacaktır Mehdi (a.s.) inşaAllah. Onu işte söylüyor Bediüzzaman, “tam susturacak bir tarzda,” diyor. Bak bir, vurmak vardır, mesela bir susturmak vardır, bir yarım susturmak vadır, tam susturacak tazda diyor Bediüzzaman. İmanı kurtarmaktır diyor, birinci vazifesi. Bunun çok vaktini alacağını söylüyor Bediüzzaman, yani 40 yıllık bir vakittir bu, çok uzun bir süre. “Onun için” diyor Bediüzzaman, “ilk çıktığında onu şaşaalı tarzda beklerler halk, avam hep öyle bilinmiştir” diyor. “Çıkar çıkmaz onu tanıyacak gibi bir şekil vermişler” diyor. “Halbuki bu dünya bir tecrübe meydanıdır, akla kapı açılır, fakat ihtiyarı elinden alınmaz. Öyleyse o eşhas, (yani Mehdi (a.s) ve İsa (a.s)) hatta deccal dahi bidayeten kendisinin deccal olduğunu bilmez. İmanın nuruyla belki eşhas-ı Ahir zaman Mehdi (a.s.) tanınabilir.” diyor. Mesela deccal, son anında biliyor ama deccal olduğunu. Allah ona bildiriyor yani bilmiştir deccaller. Son andan bilmişlerdir deccal olduklarını. Fakat Mehdi (a.s.), tamamen faaliyetlerini yapıyor, her şey bitiyor, Hz. İsa (a.s) yüzünü mesh edecektir eliyle, o güzel ellerliyle ve onun Mehdi (a.s.) olduğunu söyleyecektir, Cennetteki makamını söyleyecektir, buna rağmen inanılması farz değildir. Çünkü o kendi vahiy aldığı için kendisi inanabilir, ama Mehdi (a.s.) Kuran’la hareket ettiği için, onu bir hüsn-ü zan, bir dua olarak kabul edecektir. Yani ben Cennetliğim demeyecek, Hz. İsa (a.s.) vahiyle bildirmesine rağmen. Çünkü artık hatem-el Resuldur Peygamberimiz (s.a.v), artık risalet, nübüvvet kapısı kapanmış. Artık biz vahiyle, her hangi bir vahiyle sorumlu değiliz. Yani bir Peygamber gelip bize bir vahyi bildiremez, yani bir hüküm bildiremez, mesela bu bir hükümdür çünkü, mesela Mehdi (a.s.) desek değil mi? Onunla ilgili bir şey hükümdür. Onun için ona inanmak durumunda değil. Ama hüsn-ü zan edilecektir tabii ki. Ama Mehdi (a.s.) sonuna kadar tirtir titreyecektir, Allah’tan korkacaktır. Biat edilmesine rağmen, Mehdi (a.s.) olarak bütün dünyanın onu kabul etmesine rağmen, hüsn-ü zan etmelerine rağmen, son nefesine kadar Allah’tan tir tir titreyecektir, Cehenneme giderim diye korkacaktır ya Cehnenneme gidersem, ya kafir olursam diye. Bak kafirlik korkusu içerisinde olacaktır Mehdi (a.s.), son anına kadar, yani son nefesine kadar. O yüzden de Mehdilik iddia etmesi de mümkün değil zaten. Gergez kuşunun kanatları gibi titrer diyor Peygamberimiz (s.a.v.), o kadar korkar Allah’tan diyor. Hiçbir şekilde iddia etmeyecek. Peygamberimiz (s.a.v)’de söylüyor zaten, kabul etmez diyor. Cübbeli de panik içerisinde habire...
SUNUCU: Deccal, bir de birkaç isim daha söylüyor, bir şeyler, ben onlarla ilgili bir şey bilmiyorum dedim.
ADNAN OKTAR: Kahtani var, Cehcah var, ama onları Peygamberimiz (s.a.v.) sadece isim olarak belirtmiştir. Mehdi (a.s.)’ye yardımcı olacak kişiler, değişik kişiler.
SUNUCU: İşte bunlarla ilgili her şeyi söylüyorlar Hocam, Mehdi (a.s.) ile ilgili söylemiyorlar.
ADNAN OKTAR: O çok manidar, ben utandım. Bir Nur talebesi, büyük bir ağabey, Hoca; videoya almışlar, koymuşlar internete. “Ya önce bu konuların yerinin bir doldurulması lazım, bu CehCah meselesi” diyor. Yutkunuyor, böyle bunalıyor. Soruyorlar “Mehdi (a.s.) nedir? Mehdi (a.s.)’yi anlat bize” diyorlar. “Mehdi (a.s.) üç parça” diyor. Yani üç kişi gelecekmiş, biri diyecekmiş ki, “ben siyaset Mehdisi’yim”, biri “ben diyanet Mehdisi’yim, biri de “saltanat Mehdisi’yim” diyecekmiş. “Bir mutlu buluşma olacak, bunlar çeşitli yerlerde olabilir de, bir arada da olabilirler” diyor. Tam karar da veremiyor. O geçiştirme üslubunu ben sana seyrettireyim de bak, insan yalan söylerken nasıl böyle beceremez, nasıl böyle tekler, nasıl sıkılır bunalır. Benim mesela gönlüm son derece rahat, çok rahat anlatıyorum. Ama bak, yalan söyleyen bir insanın acısını orada göreceksin, ben sana filmi göstereyim. Yani sıkılıyor, bunalıyor, bir türlü açıklayamıyor. Kardeşim, Ceh cah’tan bahsedeceğine sen, diğer şahıslardan, bir hadis var onlarla ilgili ve geçmiş Peygamberimiz (s.a.v.). Mehdi (a.s.)’nin yardımcısı çeşitli şahıslardan bahsediyor, herhangi biri olabilir. Ama, büyük Mehdi (a.s.)’yi yüzlerce ve binlerce hadisle belirtmişlerdir Peygamberimiz (s.a.v.). Detay detay detay, artık milimetrik detaylarla anlatılmıştır. Yani baksan, tam anlamıyla çıkartmıştır Peygamberimiz (s.a.v.), her şeyiyle. Bu konuyu anlamak istemiyorlar, illa ki Cehcah’ı anlatalım diyorlar. Sen niye Cehcah’ı anlatmak istiyorsun? Önce bize bir Mehdi (a.s.)’yi anlat. Niye panik oluyorsun? Süfyan’ı ballandıra ballandıra anlatıyorsun, deccali ballandıra ballandıra anlatıyorsun, niye Mehdi (a.s.)’ye gelince şahs-ı manevi oluyor o? “Süfyan şahıs mı?” diyoruz, şahıs. “Deccal?” o da şahıs, “gelmiş mehdilerin hepsi şahıs mıydı?” diyoruz, “o da hepsi şahıstı” diyor. Abdülkadir Geylani, “Mehdi (a.s.) şahıstı” diyor. “Peki Mehdi (a.s)?” “o şahs-ı manevidir” diyor. “Hz.İsa (a.s.)?” “o da şahs-ı manevi” diyor. Yani acayip bunaldılar, tam köşeye sıkıştılar. Ya kardeşim, bu kadar mahçup olmaya, bu kadar kendinizi ezdirmeye ne gerek? Bu hallere düşmenin ne alemi var? Sana ne! Bediüzzaman’ın dediğini anlat, “yorum sana ait arkadaşım” de. Bak ne kadar güzel bir çözüm. Bediüzzaman bize zaten Kuran’ı tefsir ediyor, hadisi de tefsir ediyor, tefsirin tefsiri olmaz. Yani şerhin şerhi olmaz. Efendim, tevilin tevili olmaz. Tevili bir daha tevil ediyor. Bediüzzaman zaten tevil etmiş, açıklamış. Kardeşim bize bunları niye okumuyorsunuz? Niye saklıyorsunuz bize? Dershanelerde niye okunamıyor bunlar? Niye sorulduğunda oturup konuyu Cehcah’a çekiyorsunuz siz? Süfyanı anlatırken nasıl detay detay anlatıyorsun sen? Çok şahane anlatıyorsun, kapsamlı. Bize göre süfyan, Darwinizm ve materyalizmdir ve Suriye’de zuhur eden Hafız Esad’dır. Deccaliyet de, deccal de, Darwin’in bizzat kendisidir. Ve Bediüzzaman’ın açıklamasından biz bunu anlıyoruz, çünkü Darwin’i tarif ediyor bize. En büyük tehlikeyi tarif ediyor. Şimdi mesela deccal gelecek, buradaki camları, evin camlarını kıracak dese ve bir adam gelip camları kırsa, biz ne deriz? “Deccal geldi demek ki” deriz. “Üstadımız nedir alameti deccalin?” diyoruz. “Dawinizmi ve materyalizmi anlatması ve bunu savunması ve bunu dünyaya hakim etmesi” diyor değil mi? Açıklamış bize. “En büyük olay budur, veba budur” diyor. “Her şeyden evvel yapılaca vazife budur, Mehdi (a.s.)’nin de birinci vazifesi budur” diyor. Çünkü deccalin birinci vazifesini, Mehdi (a.s.) birinci vazife olarak ele alıp yok ediyor. Deccalin birinci vazifesi Darwinizmi ve materyalizmi yaymak, Mehdi (a.s.)’nin birinci vazifesi de Darwinizmi ve materyalizmi yok etmek. Bunu kim diyor? Bediüzzaman söylüyor. Bunu anlamazlıktan gelip böyle, yok Kahtaniler, yok Cehcahlar, kurtarmaya çalışıyorlar. Ya kabul, Cehcahı bul o zaman, onu da kabul etmiyor.
SUNUCU: Ben Mehdi (a.s.)’den bahsetmeye başlayınca, “Cehcah” dedi. Ben dedim ki “o ne, hiç duymadım” dedim.
ADNAN OKTAR: Hayır olur, o da olur. Onu bulun, onu bulalım. Cehcah derken, o da Mehdi (a.s.) çıkacaktır zaten. Kahtani, ben ona da razıyım, onu bulun. Onu da aramıyorsunuz. Ondan da korkuyorlar. Cehcah’tan aslında, benim gördüğüm Allah-u alem nefret ediyorlar, acayip korkuyorlar. Kahtani’den de çok çekiniyorlar. Çünkü herhalükarda hepsinin Bediüzzaman Said Nursi’ye zarar vereceğini düşünüyorlar, çocuk gibi. Kardeşim Bediüzzaman’ın makamını kat kat yükseltir. “Mehdi (a.s.) hazır bir program olarak bulacak Risale-i Nur Külliyatı’nı” diyor. “Mehdi (a.s.) İçin Allah bana ilham etti, Risale-i Nur Külliyatı’nı” diyor. “Ve bu kitaplar, Risale-i Nurlar Mehdi (a.s.)’nindir” diyor. Kendisi söylüyor bunu. Bana bir Nur talebesi gelip “hayır böyle değildir” desin. “Mehdi (a.s.)’ye aittir Risale-i Nur Külliyatı, gerçek sahibi odur” diyor. Niye inkar ediyorsunuz? Bu çok heyecanlı bir konudur, kardeşlerimiz, herkes üzerine gitsin bu konuda direnenlerin. Yani çok harika şeylerle karşılaşacaksınız. Yani doğru söylememe de kullandıkları teknikleri hayretle izleyeceksiniz. Yalan demiyorum, yalancılıkla itham etmiyorum. Ama çok hayret edeceksiniz. Çok ilginç bulacaksınız. Sen madem arkadaşınla konuşuyorsun böyle, bak sana bir bilgi vereyim, çok harika bir bilgi, onu sorarsın. “Bu zamanda öyle fevkalâde hâkim cereyanlar var ki,” diyor Bediüzzaman “her şeyi kendi hesabına aldığı için,” yani her türlü siyasi faaliyet, işte düşünce, felsefe olduğu için “faraza hakiki beklenilen,” bak hakiki beklenilen, “ve bir asır sonra gelecek o zat.” Bak vaktini de belirtiyor, “bir asır sonra gelecek o zat.” Nerede burada şahs-ı manevi? Ama hayretler içinde kalacaksınız, diyecek ki buna, “yok burada bu yine şahs-ı maneviden bahsediyor, şahıstan bahsetmiyor” diyecek göreceksiniz. Tabii bir mucize ile karşılaşacaksınız sorun. “O zat dahi bu zamanda gelse,” yani benim kendi zamanımda gelse diyor, “harekâtını o cereyanlara kaptırmamak için siyaset âlemindeki vaziyetten feragat edecek ve hedefini değiştirecek diye tahmin ediyorum.” Yani “Mehdi (a.s.) siyasete girmeyecek” diyor. Mehdi (a.s.)’nin özelliklerinden bir tanesidir.
SUNUCU: Bir de söylemişler ki Hocam, “Mehdi (a.s.) güneş doğudan batıp, batıdan doğduğu zaman çıkacak” demişler. Öyle bir bilgi vermişler.
ADNAN OKTAR: Bakın bu hadis bir yönüyle İslam’ın batıdan çıkışına bakıyor, çünkü Mehdi (a.s.) için “bir güneştir” deniyor zaten hadislerde. Güneş batıdan doğacak, tamam. Yani İslam güneşi batıdan doğacak, Türkiye zaten İslam aleminin en batı noktası oluyor. Lider bir ülke, İstanbul özellikle tam batı noktası. İstanbul’dan İslam’ın doğacağı, İslam güneşinin doğacağı, ona işaret ediyor. Ama kastedien asıl dünyanın yörüngesinin ters dönmesi, dönüş istikametinin ters dönmesi ise, o başladığında zaten Kıyamet de başlamış oluyor. Çünkü gök taşlarının çarpması sonucunda oluşacak o, dönüş istikameti tersine dönecek. Ama, ondan sonda zaten lavlar, mağmalar her yerden çıkacak ve muazzam büyüklükteki depremler eşliğinde Kıyamet başlamış oluyor. Belki birkaç saat sürecek, insanlar bunu görecek ama çok büyük olaylar olacak. Belki 8-10 saat de sürebilir. Allah bilir inşaAllah.
SUNUCU: Ben de dedim ki, “Mehdi (a.s.) o gün, yani Kıyametin kopacağı zaman gelecekse, Mehdi (a.s.) o zaman niçin geliyor? Bir savaş vermesi gerekiyor, Kıyamet kopacağı gün geleceği zaman ne savaşını verecek?”
ADNAN OKTAR: Biraz anlamazlıktan geliyorlar, ama acelesi yok, biz iyice anlatırız inşaAllah. Bak, Bediüzzaman diyor ki, bak mesela şunu sorabilirsiniz. Sözler, s.318, bak yer de veriyorum, aklında kalsın Sözler, s.318. “İstikbal-i dünyeviyede” dünyanın istikbalinde, bak, bir, dört, sıfır, sıfır, ne yapıyor bu rakam? 1400 değil mi? “İstikbal-i dünyeviyede 1400 sene sonra gelecek bir hakikati asırlarında karib (yakın) zannetmişler.” diyor. “Mehdi (a.s.) 1400 sene sonra çıkacak diyor” Hicri 1400’de. Anlaşılmayacak gibi mi bu? Bak, bunu da anlamazdan geleceklerdir, git sor. Öyle yüzlerce yer var, anlamazlıktan geldikleri. İnşaAllah.
Oktar’ım devam et.
OKTAR BABUNA: Estağfurullah Hocam. Bu ekonomik kriz durmaz demiştiniz, hep yeni haberler geliyor, hakikaten zor durumdaymış Avrupa ülkeleri. Gösterelim mi onları, haberler var Hocam? “Almanya’nın tasarrufu, Avrupa’yı çökertebilir” diye Hocam bu Soroz isimli bir kişi var.
ADNAN OKTAR:“Uluslararası yatırımcı ve Soroz fon yönetmeni başkanı George Soroz Avrupa’da yaşanan çöküşün artık inkar edilemeyecek seviyede olduğunu vurguladı” diyor. “Avrupa’da yaşanan çöküşün artık inkar edilemeyecek seviyede olduğunu vurguladı” diyor. Biz ne dedik? “2007’de başlayacak, 2014’e kadar devam edecek” dedik. “Yok, öyle bir sıyırıp geçecek” dediler. Sıyırıp geçme falan yok görüyorsunuz. “Fakat Mehdi (a.s.) Türkiye’de olduğu için, Türkiye’de felaket olmaz ve hiçbir şey olmayacak, ekonomik kriz olmayacak Türkiye’de, teğet geçecek, etkisi olacak ama yıkıcı etkisi olmayacak” dedim. MaşaAllah.
Şimdi mesela bak bu dediğim konuya da sonunda gelecekler. PKK’nın çözümünün anti-kominist, anti-Leninist, anti-Darwinist çalışmayla olduğunu, yakın bir zaman sonra da onu da kabul edecekler ve bunun uygulaması başlayacak. Bunu göreceksiniz inşaAllah.
OKTAR BABUNA: Fransa da yine zor durumdaymış Hocam inşaAllah aynı şekilde. Burada da “kemer sıkma sırası Fransa’da” diyor. Almanya, Fransa, ki bunlar dünyanın, siz daha iyi bilirsiniz, en büyük ekonomileriydi Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Kemerlerini sıka sıka iyice ince belli oldular. Daha da sıkacaklar yani. İnşaAllah.
OKTAR BABUNA: Ama uyarıldılar Hocam. Atlasınızı gönderdiğinizde tam uyarılmıştı Fransa hakikaten maşaAllah. “Fransızlara kötü haberi sonbaharda verecekler” yine başka bir haber. “Fransız hükümeti hazırladığı yeni plana göre yüzmilyar euro tasarruf edecek.” “Londra da, İngiltere de acı ilaçtan kaçamadı” diyor Hocam. Yine onlarda da ekonomik kriz etkisini gösteriyor, İngiltere’de de.
ADNAN OKTAR: Allah’a inanmamak, Darwinist, materyalist olmak insanı çok ruhsuz hale getiriyor. O zaman adama sanayinin bir anlamı kalmıyor. Mesela uydurma mal yapıyor, çürük mal yapıyor satıyor. Veyahut fabrika açmak ihtiyacında olmuyor, bu parayı yiyip, harcamak istiyor, veyahut parayı biryere biriktirmek istiyor. Mesela cömert olmak istemiyor, insanlara yardım etmek istemiyor ve sistem kendi kendini içinden kemire, kemire, kemire çökertiyor. Kan damarlarda donuyor adeta. Öyle olduğunda da bünye ölmüş oluyor. Halbuki kanın damarlarda hızla hareket etmesi lazım. Paranın çok harcanması lazım. Elinde para tutmaması lazım insanların. Sürekli harcayacak, o katlamalı artar. Mesela nasıl arabanın sürati gaza bastıkça artıyorsa, o da öyle. Harcama yapıldıkça, sanayi de çığ gibi gelişir. Ama bunu şu an uygulamıyorlar. İslam ahlakında cömertlik vardır. Fakire fukaraya herkese dağıtırsın. Zekat verirsin, fitre verirsin, sadaka verirsin, Allah rızası için dağıtırsın, bu da müthiş bereket ve bolluk olarak geri döner. İnşaAllah.
OKTAR BABUNA: Siz dikkat çekmiştiniz Hocam daha önce, bu dünya çapında yapılan evrim sıralamaları vardı, İzlanda bir numaraydı evrimde, dünya çapında ve gelir dağılımı yüksek ülkelerden bir tanesiydi, gelir ortalaması, ilk bu ekonomik krizde iflas eden ülke de İzlanda oldu Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Şimdi sana bir soru daha, arkadaşına sordurtturursun, Kastamonu Lahikası, s.72, başka yerlerde de var da, birçok yerde geçiyor Risale-i Nur’da ben bunu sordurayım. Bak, Kastamonu Lahikası s.72, hep beraber açalım dersin, diyor ki Bediüzzaman, “Muhbir-i Sâdıkın” yani Peygamberimizin (s.a.v.) “ihbarını” yani önceden bildirmesini “ihbarını aynen tasdik etmiş” aynısıyla tastik etmiş, olay meydana gelmiş, tasdik etmiş. “Ve vukuatla ispat etmiş” yani olay meydana gelmiş, ispatı da ortaya çıkmış. “Ve ediyor,” devam ediyor alametler, Ahir zaman alemetleri, Mehdi (a.s.)’nin çıkış alametleri devam ediyor. “İnşaAllah daha edecek.” Alametler çıkmaya devam edecek, hakikaten de etti, gördük. “Ve öyle kökleşmiş ki, inşaAllah hiçbir kuvvet, inşaAllah Anadolu'nun sinesinden onu,” (yani Risale-i Nur Külliyatı’nı) Risale-i Nur’u çıkaramaz.” Anadolu’da hakim olacaktır Risale-i Nur diyor, herkes okuyacaktır diyor, ki her yerde yaygın şu an. Mesela bizde de var, birçok yerde de var, kitaplarımız da var. Sonra ne diyor Bediüzzaman bak, bunu arkadaşına sor. “Tâ Ahir zamanda, hayatın geniş dairesinde,” ya dersin, ne zaman bu kastettiği dersin değil mi? Ta dediğinde, uzak değil mi? “Ta Ahir zamanda hayatın geniş dairesinde,” demek ki o zaman hayatın dairesi darmış, şimdi geniş dairesi, internetle, televizyonla, radyolarla hayatın geniş dairesi oluştu. “Asıl sahipleri,” hani Nur talebeleriydi asıl sahipleri, hani Nur talebeleriydi Risale-i Nur’un sahipleri. Öyle demiyor Bediüzzaman, Nur talebeleri Risale-i Nur’un sahibidir demiyor. Asıl sahiplerinin başka olduğunu söylüyor. Bir evin bir sahibi vardır, bir de kiracısı vardı. Bak asıl sahibi başka diyor. “Asıl sahipleri yani,” diyor, bak açıklık getiriyor Bediüzzam, “yani Mehdî (a.s.)” Mehdi (a.s.) şahs-ı manevi demiyor. “Ve şakirdleri (talebeleri)” Risale-i Nur’un asıl sahipleri kimmiş? Mehdi (a.s.) ve talebeleriymiş. Ne zaman geleceklermiş? Bak Bediüzzaman’a soralım. Bediüzzaman üstadımıza diyoruz ki, “ne zaman gelecek?” diyoruz, ”ta ahir zamanda” diyor. Biraz daha detay verin efendim diyoruz, “hayatın geniş dairesinde” diyor. Nur talebeleri olarak Risale-i Nur’un asıl sahipleri olarak biz kendimizi biliyorduk” diyor, Bediüzzaman “öyle değil” diyor. “Asıl sahipleri yani Mehdi (a.s.) ve şakirdleridir” diyor. “Mehdi (a.s.) ve şakirdleri”. Şahs-ı manevi değilmiş demek ki. “Cenab-ı Hakk’ın izniyle gelir, o daireyi genişlettirir.” Hah, mevcut bir daire var, onu genişlettiriyor. “Ve o tohumlar sümbüllenir.” diyor. Demek ki o zaman daha tohummuş Nur talebeleri. “Sonra sümbüllenir” diyor. Yani İslam’ın gelişmesi, açması, Mehdi(a.s.) İle başlayacak diyor. “ Sümbüllenir, bizler de kabrimizde seyredip Allah'a şükrederiz.” iyor. “Mehdi (a.s.) çıktığında ben vefat etmiş olacağım” diyor Bediüzzaman, “kabirde olacağım” diyor. Bakın Mehdi (a.s.)’den bahsettiği yer neresi? Kendisi kabirde, Mehdi (a.s.) faaliyet halinde, değil mi? Bunu bir sor, nasıl açıklıyor bakalım, harikalar göreceksin. Bak bir daha okuyorum. “Tâ Ahir zamanda, hayatın geniş dairesinde, asıl sahipleri” Risale-i Nur’un asıl sahipleri “yani Mehdi (a.s.) ve şakirdleri Cenab-ı Hakk’ın izniyle gelir, o daireyi genişlettirir ve o tohumlar sümbüllenir. Bizler de” kabrimizdeyiz o anda diyor “kabrimizde seyredip Allah'a şükrederiz.” Ben o anda, o durumdayken vefat etmiş olacağım zaten diyor Mehdi (a.s.) geldiğinde. (Tarihçe-i Hayat, sayfa 258, Hizmet Rehberi, Sayfa 267, Tasdik-i Gaybi, sayfa 153) açsın baksınlar.
SUNUCU: Bir de Hocam onlar Mehdi (a.s.)’nin ve talebelerinin bu kadar az sayıda olup, bu kadar büyük işler başarması, yani ben diyorum ki “bu kadar sayıda olacak ama, barışı sağlayacaklar, huzuru sağlayacaklar, insanlara doğruluğu gösterecekler ve bir canlının bile burnunun kanamamasını sağlayacaklar.” Bu kadar az kişiyle, bunu mu yapacaklar? Buna asla inanamıyorlar.
ADNAN OKTAR: Bediüzzaman bunu bildiği için, inanamayacaklarını bildiği için, onu çok fazla benzetmeyle tarif etmiş Bediüzzaman. Bazen diyor, mesela bak şimdi, bir anda Allah ilkbahar gibi yaptı, mart ayı gibi oldu değil mi? Müthiş sıcak bir aydayız biz, müthiş havanın sıcak olması lazım. Üşüyor insanlar, kalorifer falan yakıyorlar yani. Diyor bak Bediüzzaman, “yazın bir anda kış numunesi meydana getirir Allah” diyor. Bazen kışın bir anda yaz numunesi meydana getirir. Çok kısa sürede Allah’ın sistemi değiştirme gücüne sahip olduğunu uzun uzun anlatıyor, Mehdi (a.s.) ile de bunu yapacaktır diyor Bediüzzaman. Yani bunu akıllarının almaycağını biliyor, bunu anlamaları için de, çok detaylı tarif vermiş Bediüzzaman.
Oktar Hocam göstereceğin resimler var mı?
OKTAR BABUNA: Komik canlılar var, gösterelim mi onları Hocam?
ADNAN OKTAR: Bir göreyim bakayım. Tilkiye sarılmış yalıyor hayvanı, garibim bir yere gidemiyor o da. Hayvancağızın yapacak başka birşeyi de yok yani. Halbuki ödü kopar, kediyle parçalar birbirlerini onlar. Baksana muhabbete. Çok mutlu adam. Baksana gözlerini açıyor, bakıyor. Tilki de yavru sayılır biraz. Kulakları da eşek kulağı gibi.
SUNUCU 2: Yavrusu gibi benimsemiş onu.
ADNAN OKTAR: Normalde çok yabancılaması lazım ama, çok büyük olay çıkar karşılaşsalar. Köpeğe masaj yapıyor, onun da bayağı hoşuna gidiyor, maşaAllah.
SUNUCU 2: Kediyi ne kadar beslemişler, kocaman olmuş.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Masörlük de var bunda.
Yalıyor kafasından gelen suyu. Su içme tekniği dehşet. Gözler ama çok şeker, maşaAllah. Allah-u alem bu alışmış, hep böyle içiyor hep herhalde. Başka ne var Oktar Hocam göstereceğin? Geçende gösterdiğin. Bak seslere bak. Zevkten bayılıyor artık yani, acayip hoşuna gidiyor yemek yemek. Bizim küçük bir kedi vardı, kedinin ilk defa küstüğünü gördüm. Hiç gördün mü kedinin küstüğünü? Bizim böyle kül rengi çok sevimli bir kedimiz var ama çok güzel huylu, bayağı şeker bir şey. Yeni yavrular vardı, kedi maması var ya özel konserve, ona bayılıyor, böyle acayip seviyor. Ondan koydum böyle kaba, kedi yavruları vardı, ondan evvel hemen koşarak geldiler. O da geldi, yiyecekti, başını uzattı, onlar tıslamaya başladı. Hayvan o kadar terbiyeli ki, hayvan patisini kaldırıyor böyle vurmuyor, öyle duruyor yani. Hayret mesela, aslında darmadağan eder çok iri kedi. Yavru diye hiçbir şekilde dokunmuyor. Onlar önce bir yediler onun payını, ben bir daha koydum, bizim azgınlar yine geldi, tam çete. Bir anda yine onları yediler. Bu yine öyle patisi kaldırdı falan, ellemedi. Bir daha koyup gelince, bunlar yine yiyince, bu kızdı böyle acayip sesler çıkarmaya başladı. Böyle araba motoru gibi. Arkasını döndü, sürekli öyle anormal sesler çıkardı, öyle araba motoru gibi böyle. Hayret, bir daha da yemedi, acayip kızdı yani böyle. Ne şeker hayvan. Yani küsmesi inanılır gibi değil. İnsan gibi küsüyor. Hayvan bu, bilmemesi lazım. Normal yine aynı şekilde yapması lazım. Ya en sonunda kovalayıp yemesi lazım, yapmadı, hayret. MaşaAllah.
Başka ne var Oktar Hocam göstereceğin?
OKTAR BABUNA: Rüya gören bir köpek var göstereyim mi onu?
ADNAN OKTAR:Rüya mı görüyor? Bakayım. Her yeri oynuyor, koşuyor rüyasında. Hayret rüya görmesi. MaşaAllah.
Başka ne var Oktar Hocam anlatacağın?
OKTAR BABUNA: Evrim paramparça diye bir film yapmışlar Hocam.
ADNAN OKTAR:O ne, nasıl bir şey? Kim yapmış? Bakayım.
OKTAR BABUNA:İnternette böyle bir genç ekip türedi, böyle çok komik filmler hazırlıyorlar evrim ve Darwin ile ilgili.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah, ama ilmi açıklamalar da koymuşlar değil mi? Aferin, evet iyi olmuş. Başka ne anlatalım?
OKTAR BABUNA: Bu sizin bahsettiğiniz bir konu ile ilgili bir haber vardı Hocam. Ensest konusu üzerinde çok duruyorsunuz, yine o yönde bir haber vardı. “İki kızına tecavüz eden baba tutuklandı” diye bir haber Hocam.
ADNAN OKTAR: Bu aslında o kadar büyük bir bela ki dünyada, bu konuyu örtbas ediyorlar. Dünyanın aslında bir numaralı sorunlarından bir tanesi bu. Mesela bazı ülkelerde % 30’lara çıkıyor. Yani toplum genelinin % 30’unda ensest vakası var bakın, akıl almaz bir oran, çok yüksek bir oran. İslam eğitimi yapılmadığında, Kuran eğitimi yapılmadığında, adam için helal-haram kavramı, işte çocuğu, annesini, öyle bir konu olmuyor. Özellikle de içki içtiyse, kafası da yerinde değilse, kendinde değilse. Brezilya’da falan değil mi? O oran, geçenlerde vermişlerdi, çok acayip yüksekti. Amerika’da çok yüksek.
OKTAR BABUNA: % 30’lara geliyor, evet Hocam.
ADNAN OKTAR: Tabii. Türkiye’de de öyle çok yüksek, ki o da Adliye’ye yansıyan rakamlar. Çünkü insanlar çekindikleri için genellikle annesi ve babası ile ilgili bir şey söylemiyorlar. Şikayet edemiyorlar ve rezalet akıyor. Buna karşı bence sessiz kalmamaları ve tavır koymaları gerekiyor mutlaka. Ailelerinin güvenilir fertlerine sığınmaları lazım. Amcası olabilir, dayısı olabilir, halası olabilir, öyle bir zulümü asla kabul etmemeleri lazım, inşaAllah.
SUNUCU 1: Hiçbir genç kız ne olursa olsun susmamalı.
ADNAN OKTAR: Tabii ki. Başka ne var Oktar Hocam?
OKTAR BABUNA: Bir de evrim ile ilgili bir haber yapmışlar bugün Milliyet Gazetesi’nde. “İnsan nesli yamyamlıkla hayatta kalmış” diye bir haber. “İngiltere’de Cheddar George mağarasında yapılan arkeolojik kazılarda bulunan iskeletler, güya Buzul Çağı insanlarının yamyamlıkla hayatta kaldığını gösterdi.” diye böyle bir haber yapmişlar.
ADNAN OKTAR: İyi, güzel, yaparlar tabii, ne var onda, niye güya diyorsun? Yapar böyle bir herif varsa. Var canım yamyamlık, mesela Afrika’da şu anda da mesela. Biz bilirdik çocukluğumuzda değil mi? Afrika’da yerliler yamyamdırlar, işte adam yerler falan, öyle bilinir. Eğer din, İslam yoksa olmayan, mesela Hz. Adem (a.s.) devrinde de, Hz. Adem (a.s.) vardı ama, çocuklarından, torunlarından anormal insalar da vardı. Kimi mağaralarda yaşıyordu, kimi insan eti yiyiyordu, kimi puta tapıyordu ama Hz. Adem (a.s.)’e inananlar da, namazlarını kılıp, gayet güzel çadır evler yapıyorlardı. Güzel dikiş dikmeyi biliyorlardı değil mi? Resim yapmayı biliyorlardı, gayet güzel yaşıyorlardı. Çağımızda da öyle, mesela bazı yerler uzay çağını yaşıyor, bazı yerler de mağaralarda yaşıyor adamlar değil mi? Son derece ilkel bir hayatı var. Afrika’da da var şu an. Asya’nın iç kısımlarında da var değil mi? Birçok yerde var ilkel hayat yaşayan insanlar bir çok yerde var. İlkel inançları olan insanlar var. Müslümanlar var ama, puta tapanlar da var. İneğe tapanlar var. Maymuna tapanlar var, hatta taştan yapılmış putlara tapan milyonlarca insan var öyle. Onbin, yüzbin değil, milyonlarca. Her devirde olmuştur bu. Dünyanın ilk döneminde ne ise, son döneminde de aynıdır. Aynı şartlar, aynı olaylar oluyor.
OKTAR BABUNA: Hatta bu sizin kitabınızda var delil olarak Hocam. 1.7 milyon yıl yaşında taş kulübe var. Bugün Afrikada’ki taş kulübelerin aynısı. 1.7 milyon yıl yaşında taş kulübe.
ADNAN OKTAR: Yani onları aslında incelersek, bakarsak tabii. Çok daha da şaşırtacak olaylarla karşılaşıyoruz. Mesela mağara resimlerinde kullanılan boya teknolojisi, şu anki boya teknolojisi ayarında. Yani hiçbir şekilde solmamış boya. Özel kimyasal maddelerle yapmışlar, özel kimyevi maddelerle yapmışlar ve mükemmel resim yapmış adam, 20 bin yıl önce yapmış. Hani 5000 yıl önce medeniyet başladı diyordu?
OKTAR BABUNA: 30 bin yıllık resimler var öyle.
ADNAN OKTAR: 30 bin yıllık da var tabii, çok daha eski de var. Bakın resim zaten mükemmel olduğu gibi, çok mükemmel bir resim yapmış, fakat kullanılan madde çok acayip. O kimyevi maddeleri nereden buldun? Şu an sokakta bir insanı çevirip desin ki, bu boyayı elde et arkadaşım desen, herhangi bir insana. Mesela herhangi bir sanayici, bir iş adamı, bir adam veyahut bir üniversite öğrecisine, diyelimki bu boyayı git elde et. Bakın söylüyorum, kesinlikle yapamaz, yani çok acayip bir durum bu. Birçok kimyevi maddenin karışımından elde etmiş, özel karışım ve hiçbir şekilde solmuyor ve bu vakite kadar devam etmiş yani. 20 bin yıl, 30 bin yıl kalıyor. Dedelerimizden kalan, mesela ipek-mipek oluyor, 100 yıl bile dayanmıyor, dağılıyor. Yazı oluyor, kayboluyor değil mi? Resim falan soluyor. Hatta müzelerde ışık falan yaktırmıyorlar ki, resim bozulmasın. 100 yıl, 200 yıl resmin dayanması için uğraşıyor adamlar, gitmesin diye. Bu 30 bin yıllık, 20 bin yıllık ve terütaze duruyor. Bu çok acayip bir olay.
OKTAR BABUNA: Bir de rutubet, siz daha iyi bilirsiniz, nem, her şey var orada.
ADNAN OKTAR: Tabii, her şey var tabii.
SUNUCU 2: Piramitlerimiz de öyle değil mi Hocam?
ADNAN OKTAR: Piramitlerin, o daha da harika, çünkü adamlar içeriye resimler yapmışlar; şimdi karanlık tüneller, simsiyah, zifiri karanlık. Mesela 100 metre içeriye gidiyorsun, ondan sonra 100 metre sağa dönüyorsun, bir odaya giriyorsun zifiri karanlık. Burada ne yapılır o devirde? O tavanları süslemek, boya yapmak için ne yapmak gerekir? Mum veya kandil yakacaksın. Bakın dikkat edin, çok dikkat edin, tek bir gram, milim, milimetrenin milyonda biri kadar is izine rastlanmamış, is yok. Işıklandırmanın ne ile yapıldığı bilinmiyor. Bakın milim, böyle eser miktarda is yok. Herhangi bir şey, mesela mum isi, gaz, bir yağ isi, yanma isi, hiçbir şekilde yanıcı madde kullanılmamış. Zifiri karanlıkta jilet gibi resimleri yapmışlar, yazıları yazmışlar adamlar. Bakıyoruz ne yapmışlar acaba diye, kocaman bir cam tüp görünüyor Mısır resimlerinde. İki tane kablo giriyor ve içinde bir yılan pırıl pırıl parlıyor ve koskoca böyle bir cisim, ondan çıkıyor iki tane kablo, camdan, tam diyot tüpü gibi, yani normal ampul, dev bir ampul parlıyor, resim yapmışlar. Ne anlayalım biz bundan? Adamlar pil yapmışlar, lamba yakmışlar, aydınlatmışlar pırıl pırıl cıncık gibi, ona göre de oradaki resimleri yapmışlar adamlar. Hayır ne ile yaptıklarını bize gösteriyorlar, resmini yapmış zaten. Ampulü yapmış, gösteriyor adam, nasıl yaptığını gösteriyor. Aksine inanıyorsanız diyor adam, gelin bakın diyor. İsin, milimetrenin bindebiri kadar şeyi yok, is yok, hiçbir şey yok. Çok büyük mucize. Adamlar mükemmel elektrik yapmışlar, nasıl yaptığını bilmiyoruz. Mesela o elektrik üreten aygıt var, nasıl yaptıklarını bilmiyoruz. Alenen ampul, görülüyor lamba, koskocaman lamba. Aydınlanıyor, o da görülüyor, resimlerini yarın ben size göstereyim. Tarihe bakarsan, harikalarla dolu, çok şaşırtıcı. Bilmiyoruz, o taşlar nereden geldi? O sfenks, blok tek parça kaya, başka yerden gelmiş yani oranın kayası değil, orada öyle bir kaya yok. O bölgede bulunan bir kaya çeşidi değil. Yani özel olarak ısıya dayanıklı, yıpranmaya dayanıklı özel bir kaya getirilmiş. Dağ gibi, deve ile, at ile eşek ile taşınabilecek gibi değil. Grayder, 100 tane grayder getirsen taşıyamazsın. 100 tane grayder taşıyamaz. Kaya, neyle, nasıl getirdiklerini bilemiyoruz. Ancak cinnilerle açıklayabiliriz, cinni takımıyla.
Ankara’ya kardeşimizi gönderdim, Ankara’da bu işin üstadı olan bir muhterem ile karşılaştık. Bu parmak üzerinde görüntü olayını öğrenmek üzere. Kardeşim, neler varmış neler, maşaAllah. Kardeşimiz de bizzat gidip gördü. Arabasının içerisine telefonlarından bir tanesi bırakmış özellikle, kasten. Bizim kitaplardan da koymuş, arabayı çok uzak bir yere park edip eve gitmiş, oraya gitmiş. O şeyi de getirmişler. Yaşlı bir kadın bulmuşlar, kadın ben bu işe girmem demiş. Yaşlı bir teyze getirmişler. Ben bak sırf çocukla oluyor zannediyordum, çocukla. Ona da gerek yokmuş, bak bir değişiklik oldu. Yaşlı kadın, yaşlı kadının eline yazmışlar, avucuna. Sormuşlar, kadın arabada bir tane telefon var, şu an görüyorum demiş. Ondan sonra kitaplar var demiş. Neyse başka şeylerde sormuşlar detay vermeyeyim.
OKTAR BABUNA: Sadece o mu görüyor Hocam?
ADNAN OKTAR: Sadece o görmüş. Yani birebir, tam doğru olarak anlatmış. Kardeşimiz özel koydum demiş, yani aldatmasını engellemek için özel olarak telefonları da getirdim önüne koydum diyor, iki tane, hani yalan söylemesin diye. Çünkü telefonlarım yanımda zaten diyecek. Onu da bilmiş kadın. Bir de görüntü, öyle devasa görüntü oluyormuş. Ben sadece şu kadar olduğunu zannediyordum, yani küçük ekran. Yani mesela 5 metreye 3 metre öyle, devasa görüntü oluşuyormuş, çok büyük görüntü oluşuyormuş. Sudaki görüntü de, suyun içine şahıs bizzat kendi giriyormuş içine. Yani çok dehşet olay, çok acayip. Bakın bir kere yetişkinde oluyor olması çok acayip, onu öğrenmiş olduk. Görüntünün devasa olduğunu öğrendik. Bir de başka detaylar verdi de, onları söylemeyeceğim. Yani alenen hepsini anlatmış. MaşaAllah. Ne diyorsun Oktar Hocam?
OKTAR BABUNA: Hocam çok büyük mucize. Siz açıklamıştınız, Hz. Süleyman (a.s.).
ADNAN OKTAR: Sesli, görüntülü olarak görüyor yani, çok acayip.
OKTAR BABUNA: Hz. Süleyman (a.s.) döneminden kalan bir bilim olduğunu açıklamıştınız Hocam, maşaAllah.
ADNAN OKTAR: Demek ki, Sebe Melikesi, Kuran’da bahsedilen o olay Allah-u alem öyle, yani şimdi anladım olayı ben, konuyu. Kuran’da diyor ya, “Kitaplara ilmi olan bir kişi dedi ki; ”ben hemen getireyim sana” dedi.” diyor, tahtı. Yani hemen getireyim dedi, diyor. Hz. Süleyman da istiyor, tamam getir diyor. Hemen görüntü orada oluşuyor, kadın da diyor ki; “aynı tahtımın kendisi.” diyor. Tam aynısı, kendisi diyor, mealen söylüyorum. Allah-u alem bu yöntem, kendisi. Çünkü kullanılar cümleler de çok manidar, Hz. Süleyman (a.s.) devrinden kalma olduğu anlaşılıyor. Bakın; “Açıl Süleyman’ın tahtı açıl” deniyor. Önce Süleyman (a.s.)’ın tahtı görünüyor, Hz. Süleyman (a.s.). Sonra; “açıl Süleyman’ın kapısı açıl” deniyor ve kapı açılıyor, oymalı falan, çok süslü bir kapı, net görüntü olarak, herkes aynı şeyi görüyor. Mesela getirdikleri kadın yaşlı, ilk defa gelen bir kadın, hiç bilmeyen bir kadın. Adam bulamadıkları için onu bulmuşlar bir teyzeyi.
SUNUCU 1: Teyzenin dili tutulmamış mı?
ADNAN OKTAR: İlk birisine daha yapmışlar, o çok felaket korkmuş. Ama ona yaptırmadılar bir daha. Yani iki kişiye, ben detay vermiyorum, bir kişiye daha yapmışlar, o anormal korkmuş. Ama ne acayip ilim bu maşaAllah. Kardeşe de dedim, bu konuyu tam öğren, tam iyice bir kavra. İnşaAllah. Çok harika. Bir de Urfa’da var bir kardeşimiz. O da dedi, size bu ilmin çok detayını verebilirim dedi. Bize müsaade yok dedi. Sadece Mehdi (a.s.)’nin kullanması için bu ilim bize verildi, Mehdi (a.s.)’ye öğreteceğiz dedi, inşaAllah. O şartla bize verildi, bize izin yok dedi. Mesela çok şahane bir durum, maşaAllah. Mehdi (a.s.) devrinde kullanılacak dedi. Bak sinsile olarak gelmiş, inşaAllah. Şu başparmak üzerine yazılıyor yazı, avuca da bir şekil var, içiçe geçmiş iki üçgen tarzında. Onun içine bazı yazılar yazılıyor. Önce avucun ortasında bir uyuşma hissi oluşuyormuş, sonra el uyuşuyormuş, elin tamamı uyuşuyor. Sonra el kasılıp, açılıyormuş böyle kendisinden, yani doğal, tabi olarak açılıyormuş. Ondan sonra görüntü çıkıyormuş ortaya. Küçük zanettim, kocaman oluyormuş. Yani böyle devasa görüntü çıkıyormuş. Şahane bir şey bu maşaAllah. Onların da bir şeyi var, bir kökeni var demek ki. Çok garip, çok hayret edilecek bir şey bu ve sadece o cümleler kullanılınca oluyor. Hayret mesela o rakamlar yazıldığında oluyor. Belirli rakamlar var, onun bir duası var, o olduğunda oluyor Allah’ın izniyle. Tabii Cenab-ı Allah’ın yaratması.
Tamam bir ara daha verelim.
SUNUCU 1: Yayınımıza kısa bir aradan sonra devam ediyoruz.
Basında Harun Yahya
Devamı ...
Sizden Gelen Güzellikler
Devamı ...
Kuran Tefsiri
Devamı ...
Sizden Gelen Güzellikler
Devamı ...Güncel Yorumlar
Devamı ...Allah'ın Güzelliklerinden Bir Demet
Devamı ...