SUNUCU: İyi akşamlar sevgili izleyicilerimiz. Yayınımıza www.HarunYahya.Tv internet sitemizden devam ediyoruz. Hocam tekrardan iyi akşamlar diliyorum.
ADNAN OKTAR: Efendim, hayırlı akşamlar.
SUNUCU: Sorularımızla mı devam edelim Hocam, yoksa sizin anlatmak istedikleriniz var mı, nasıl istersiniz?
ADNAN OKTAR: Evrimle ilgili bilginiz çok güzel, maşaAllah. Ama tabii yine her zaman özde, özlü bilginin üzerinde çok duracağız.
OKTAR BABUNA: Sizin vesilenizle Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Bakın, Karl Marks, Marksist topluma diyor ki: Sınıflar savaşı iddiası var bir kere, diyalektik materyalizm yöntemini kullanıyor. “Marks toplum ve doğayı diyalektik yönden inceler” diyor. İlkel komünal toplum dediği, işte bu mağaralarda falan insanlar yaşıyordu diyor. Halbuki mağaralarda yaşayan da vardı, çadırda yaşayan da vardı, ahşap evde yaşayan da vardı ama çürüdü toplumlar, zamanla evler de çürüdü, insanlar da çürüdü, değil mi? Dolayısıyla bir kısmın taş olan delilleri kaldı. Onun dışındaki deliller, yok oldu. Sonra “kölecilik” diyor. Şu anda da kapitalist toplum, işçileri köle haline getiriyor, Afrikalıları da köle haline getiriyorlar. Bir yerde esir edersen bir insanı, köle haline gelir. Mesela, İsrail’de de Filistinli kardeşlerimiz, bir nevi köle gibiler. Ondan sonra, Irak’taki Müslümanlar da köle gibiler, başlarında izbandut gibi adamlar var. Başka yerlerde de öyle, değil mi?
OKTAR BABUNA: Gemilerle de yakalanıyor hatta, köle ticareti diye.
ADNAN OKTAR: Feodalizm dediği, dini, İslamiyet’i ve diğer dinleri kastediyor. Halbuki ilkel komünal toplum dediği dönemde, zaten din vardı. Feodalizm ne demek? Bir yanlış inanca, putperest inanca körü körüne inanmak. Bunu kim yapıyor?
OKTAR BABUNA: Darwinistler.
ADNAN OKTAR: Darwinistler yapıyor tabii. Dolayısıyla feodalizmin ta göbeğindeler, ortasında oturuyorlar. Kapitalizm; kapitalizm her dönemde vardır, o konuda da atıyorlar. Firavun döneminde de, firavun o devrin kapitalisti. Nemrut o devrin kapitalisti. Hz. Yusuf (a.s)’ın olduğu dönemde, yine devlet kapitalist sistemle yönetiliyor. Para belirli bir sınıfın tekelinde, işçi sınıfı var, bir de kapitalistler var, onları sömüren insanlar var. Mesela, Karun, Kuran’da geçen Karun o devrin kapitalisti, klasik. Dolayısıyla Karl Marks’ın bu iddiası, baştan sona kadar atış, serbest atış. “Bu değişimin son aşaması da komünizmdir” diyor. Marks’a göre proleterya (işçi sınıfı) “kapitalist toplumda öylesine zor bir durumla karşılaşırlar ki” yani ekonomik çöküntü, baskı şu, bu falan, her şey, “her türlü milliyetçi, ahlaki dini duygularını kaybederler” diyor. Şimdi Güneydoğu’da yaptıkları işte bu. Ne yapıyorlar? Adamların milliyetçi duygularını yok ettiler, ahlaki duygularını yok ettiler, dini duygularını yok ettiler ve dağa çıkarttılar PKK’lı komünistleri. Komünist yaptılar adamları, dağa çıkarttılar ve katil haline getirdiler, değil mi? Bunu eğitimle yaptılar. Bakın, “Öylesine zor bir durumla karşılaşırlar ki” diyor. Şartlar onları bu hale getirmedi, eğitimden dolayı böyle oldular. Bizim milletimiz de çok zor durumda kalıyor, gecekondularda bizim vatandaşlarımız var, haysiyetinden, şerefinden asla taviz vermez, dininden, imanından. İstersen açlıktan öldürmeye kalk adamı, asla değişmez. Benim Anadolu’daki insanım, Anadolu’daki vatandaşlarımız, kardeşlerimiz vazgeçiyorlar mı? Sürünüyor, yine dininden vazgeçmez, dininden, imanından vazgeçmez, yine milliyetçilikten vazgeçmez, ahlakından vazgeçmez. Ahlakı için canını veriyor adam, vatanı, milleti için. Bıraksınlar bunları, bunlar hep zırva. “O zaman bir sınıf bilincine ulaşır.” Bizim sınıf bilincimiz, ilkokulda vardı. Hangi sınıftasın deyince, 1A, 4C falan diye sınıf bilincimiz vardı. Onun dışında sınıf bilinci diye bir şey olmaz. Bizim işçimiz de kardeşimizdir, memur da kardeşimizdir, zengini de, fakiri de hepsi bizim kardeşimizdir, değil mi? “Bu mantığa göre kapitalist toplum ile birlikte ortaya çıkan işçi sınıfı artık toplumun devrimci dinamiğidir.” Devrimci olan Müslümanlardır. Çünkü sürekli ilerleme, sürekli aydınlanma, sürekli mükemmelleşme hedefi olduğuna göre.“ Kapitalist toplum ile birlikte ortaya çıkan işçi sınıfı artık toplumun devrimci dinamiğidir.“ Müslüman devrimcidir. Nasıl devrimcidir? Hayır devrimcisidir. Şerri tepeler, yerine hayrı getirir, değil mi? Batılı tepeler, yerine hakkı getirir. “Kapitalist düzeni ortadan kaldırarak sosyalizme yani sınıfsız topluma giden yolu açacaktır.” Sınıfsız toplum; sınıflı değiliz ki, sınıfsız olalım. Sınıfı sen kendi kendine uydurmuşsun, kendi kendini sınıflara sokmaya kalkıyorsun. Biz sınıfı ilkokulda gördük, başka sınıf yok, inşaAllah. Ben sokağa çıktığımda, işçi de var, memur da var, hepimiz bir milletiz. Biz sorduğumuzda, hangi sınıftansın desem, adam şaşırır, ne sınıfı falan diyecektir. Kimsenin sınıfla işi yok, o onların uydurması. Sosyalizme; eğer sosyalizmden kasıt sosyal adaletse, onu Hz. Mehdi (a.s) yapacak. En mükemmel sosyal adaleti Hz. Mehdi (a.s) yapacak. Bakın, Rusya sosyalistlik, sosyal adalet iddiası ile ortaya çıktı, rezalet bir ortam meydana geldi, perişan oldular, gümbür gümbür Rusya yıkıldı ve tek İslam kaldı şimdi. Dolayısıyla intizamlı bir toplum, sahah üzerine toplum ancak İslam’da vardır. “Hz. Mehdi (a.s), adalet ile malı dağıtacak, eşit dağıtacak malı” diyor, bakın eşit. Hz. Mehdi (a.s)’ın vasfıdır bu. Karl Marks, bu düşünceleri Mehdiyet’ten çalmıştır. Eşitlik, kardeşlik prensiplerini, düşüncelerini Marks, o kendi cahil kafasıyla, Hz. Mehdi (a.s) inancından çalmıştır. Hz. Mehdi (a.s)’ın vasfından çalmıştır ve Kuran’dan almıştır. Yoksa Marks’ın karmakarışık, tüylü kafasından öyle bir fikir çıkması mümkün değil, inşaAllah. Hz. Nuh (a.s)’ın kıssasından almıştır. Hz. Nuh (a.s) biliyorsunuz, biraz bulgur vardı, biraz mercimek, her şey vardı, üzüm, şu, bu falan, çok azalmıştı, “hepsini getirin, burada bir çorba yapacağım size” dedi, kaynattı, aşure çorbası oldu, herkese tas tas dağıttılar. Sosyal adalet, İslam’dadır, komünizmde sosyal adalet olmaz, olmadı nitekim, yöneticiler çok zengin yaşadı, halk ezim ezim ezildi ve süründüler. İslam’da böyle değildir, İslam’da Mehdiyet, malı bol bol dağıtır ve adalette dağıtır, güzellikte dağıtır, inşaAllah. “Marks, kapitalizmin son sınıflı toplumu olduğu ve burjuvazi ile işçi sınıfı arasında uzlaşmaz çelişki sonucu yıkılacağı öngörüsünde bulunur.” diyor. “Burjuvazi, işçi sınıfı arasındaki uzlaşmaz çelişki”, yani zenginler ile fakirler arasındaki uzlaşmaz çelişki. Allah Kuran’da diyor; “kiminizi fakir yarattık, kiminizi zengin yarattık.” Ama zenginin görevi, bol bol dağıtmaktır. Müslümanlıkta bu böyledir, sosyal adalet vardır. Dolayısıyla Allah zenginlere, zengin sınıfına imkan tanır ama malı senindir diye vermiyor Allah. “Mal, Benim” diyor Allah ayette. “Sen hiçbir mala sahip değilsin, fakirsin” diyor Allah, mal sahibine, değil mi? Müslümanlıkta zengin yok, malın bekçisi olmak var. Allah diyor ki; bekçisi olarak malı dağıtacaksın, sana bunu ibadet olarak emrediyorum. Çok kazanacaksın, liberal düşünceyle kazanacaksın, özgür kazanacaksın, Allah’ın dilemesiyle yaratıcı olan gücünü kullanacaksın, bol bol kazanacaksın, özgür bir ticaret anlayışı olacak, dinamik bir piyasa olacak, dinamik bir toplum olacak, çok çok fazla kazandığında çok çok fazla dağıtacaksın diyor Allah. Dağıttıkça da, zengin olacaksınız, zengin oldukça da, dağıtacaksınız, diyor. Bakın, dağıttıkça zengin olacaksınız, zengin oldukça da dağıtacaksınız, inşaAllah. Dolayısıyla Müslümanlar arasında uzlaşmaz bir çelişki yoktur. O, Marks’ın kendi hüsnü kuruntusudur. “Marksizm’e göre, sınıflar arası mücadelede ekonomi temel belirleyicidir.” Biz de temel belirleyici para değil, mal mülk değil. Çorbacı takımına göre öyle. Hani diyor ya, “çorba işi halleder.” Bazıları tabii bunu cahilliğinden söylüyor, bazıları da iyi niyetle söylüyor, bazısı da kasten söylüyor o ayrı mesele. Biz de temel belirleyici, Ekonomi değildir, dindir; din, İslam, imandır, Allah’a olan sevgimiz, Allah’tan olan korkumuzdur. “Alt yapı ekonomidir.” Tamam, ekonomiyi alt yapı olarak görüyor olabilirsin. “Üst yapı ise düşünce, hukuk, ahlak, devlet ve din” tabii, “gibi ideolojik yapılar,” ideolojik değil gerçek olan yapılardır. Bakın, “Düşünce, hukuk, ahlak, devlet ve din. Üst yapıyı, alt yapının belirlediğini iddia eder.” Yani dini ekonomi belirliyormuş. Kardeşim ne alaka, bu adamın saç sakal birbirine karışmış ama kafa beyin de birbirine karışmış. Kardeşim, düşünce, ekonomi ile ne alakası var bunun? Düşünce, bilim, tamam teknik imkanlar para ile elde edilir ama bir bilim adamı para kazanayım diye bilim yapmaz ki. Bilim, insanlığa bir hizmettir, topluma bir hizmettir. Allah rızası için yapılır ve herkes istifade etsin diye Allah’ın meydana getirdiği bir Allah’ın sanatıdır bilim. Hukuk, her toplumun hukuk sistemi vardır, inşaAllah. Ahlak; dinden kaynaklanır, İslam’dan kaynaklanır, ekonomiden kaynaklanmaz. Ekonomi ile ne alakası var, paraya göre mi ahlak oluyor, değil mi? “Devlet”, demek ki biliyorlarmış, hepsinin kökeninin din olduğunu ve İslamiyet olduğunu biliyorlarmış. Devletin de ekonomi ile alakası yok. Devlet, Müslümanları bir arada tutan, güzel insanları, iyi insanları bir arada tutan sistemi organize eden güç, kendilerinin oluşturduğu güç. “Düşünce, ahlak ideolojiler ve din gibi kavramların üst yapı olarak nitelendirilmelerinin nedeni, bu yapıların tümünü zaman içinde halkın yaşamından çıkarmaktır.” Bakın, PKK’nın kökenini burada şimdi görüyoruz. Bakın, “Düşünce, ahlak, din gibi kavramların üst yapı olarak nitelendirilmelerinin nedeni” komünistlerin, “bu yapıların tümünü zaman içinde halkın yaşamından çıkarma amaçlarıdır” diyor, çıkarılmasıdır. Marksizm’de düşünce kabul edilmez, ahlak kabul edilmez, din kabul edilmez ve buna karşı mücadele edilir. PKK ne yaptı; dini, düşünceyi, ahlakı ortadan kaldırdı. Eğitimle, anlatarak, beyinlerini yıkayarak ortadan kaldırdı. Neden? Çünkü üst yapı olarak görüyor. Üst yapı olarak gördüğü için, onu düşman hedef olarak gördü ve ona saldırdı. Şimdi Marksizm’in üst yapı olarak, doğudaki komünistlerin üst yapı olarak görüp saldırdığı din, ahlak, aile, devlet gibi gerçekleri savunacak karşı bir atak yok, karşı bir çalışma yok, karşı bilimsel bir çalışma yok. Antikomünist, anti materyalist, anti Darwinist bir çalışma yok. Bunu yapan sistem, bu Marksist düşünceyi oraya oturtan sistem, tezgahını kurmuş ve muntazam çalışıyor. Buna karşı akılcı, bilimsel karşı atak yapılmazsa, anti komünist, anti Marksist çalışma yapılmazsa, adamlar bakın neleri hedef edinmişler? “Düşünce, ahlak ve dini üst yapı olarak görüyoruz ve her gördüğümüz yerde tahrip edeceğiz” diyor adamlar. Bu eğitimin sonucunda da orada netice aldı adamlar, değil mi? Güneydoğu’da netice aldılar ve ilerliyorlar. Onları bulunduğu yerde fikren boğmanın yolu nedir? Onların üst yapı olarak gördükleri din, ahlak ve düşünceyi hayata geçirmektir doğru olarak. Düşünceyi doğru hayata geçirmek için neye ihtiyacımız var? Gerçek bilime ihtiyacımız var. Bilime ve teknolojiye ihtiyacımız var, değil mi? Dini hayata geçirmek için neye ihtiyacımız var? Ahlakın ve sanatın desteğinde, İslam’ın gerçeklerini ortaya koymaya ihtiyacımız var. Bu yapıldığında, onların üst yapı olarak görüp yoğun propaganda sonucu yıktıkları sistemi yeniden, çok mükemmel canlandırıp toplumun dinamiği haline getiririz. Bunu yaptığımızda ne oluyor? Üst yapı her yere hakim olmuş oluyor, inşaAllah.
OKTAR BABUNA: Bunu da Hocam, Allah’ın izniyle, dünya çapında yapabilecek bir tek siz varsınız. Sizin sadece Darwinizm’e, materyalizme, komünizme karşı bu kadar kapsamlı, bilimsel çalışması olan bir ikinci kişi yok. Olsa bilirdik zaten, dünya çapında maşaAllah.
ADNAN OKTAR: Bir de bakın, devlet eliyle diyalektik düşünce anlatılıyor, diyalektik felsefe anlatılıyor. Diyalektik felsefe, Marksizm’in kökeni zaten, Marksizm bunun üzerine oturtuluyor. Devlet eliyle nasıl anlatılıyor? Darwinist düşünce anlatıldığında, diyalektik felsefenin temelini anlatmış oluyorsun. Diyalektik felsefenin ruhunu, özünü ve ana tabanını anlatmış oluyorsun. Artık ondan sonra Marksizm’in işi çok kolay. Diyalektik felsefeyi sen oturttuktan sonra, onun üzerine Marksizm’i kurmak çocuk oyuncağıdır, çok kolaydır. Onun için devletin kendi eliyle, diyalektik felsefeyi anlatma yönteminin durdurulup tam tersine, gerçek bilimi ortaya koyan, sanatın ve bilimin desteklediği anti Darwinist, anti Marksist karşı atağa geçilmesi gerekiyor. Bu yapılmadığında, askeri çözümler, ekonomik çözümler hiçbir şekilde çözüm olmaz. Ekonomi komünizmi daha da azdırır, PKK’yı daha da azdırır, askeri çözümler daha da azgınlaşmalarına sebep olur, bunlar değildir. Çünkü bakın, Allah diyor ki; “Hakkı batılın üzerine atarız.” Bakın, “Hakkı batılın üzerine atarız beynini parçalar” diyor. Allah, beyni hedef gösteriyor. Onun fikrini, düşüncesini dağıtmak esas. Allah derdi; kalbini parçalardı, bedenini parçalardı, öyle demiyor Allah, beynini parçalar diyor. Fikrinin yıkılması çok önemli. “Darwinizm canlılar dünyasında gelişmeyi sağlayan ikinci gücün, çatışma olduğunu ileri sürmüştür.” Çelişki ve çatışma. “Darwin’in teorisinin en temel varsayımı, doğal kaynakların canlılar içinde yetersiz olduğu dolayısıyla daimi bir yaşam mücadelesi yaşandığı, bu mücadelenin de evrimleştirici bir güç oluşturduğu şeklindedir. Bu, Marks ve Engels’in iddia ettiği toplumlardaki diyalektik çatışmanın ve mücadelenin doğaya uygulanmış biyolojik versiyonudur” diyor. Dolayısıyla bilimsel çalışma yapılmadığında, netice alınamayacağı çok açıktır. Çorba mantığıyla hiçbir yere varamayız.
Oktar Hocam senin anlatacağın neler var?
OKTAR BABUNA: Estağfirullah Hocam, siz nasıl uygun görürseniz?
ADNAN OKTAR: Evrimden anlat.
OKTAR BABUNA: İnşaAllah Hocam. Proteinin üzerinde çok duruyorsunuz siz. Hakikaten proteinin yapılması, ondan sonraki aşamalarda ona son halinin verilmesi, tam bir İman Hakikati. Allah’ın sisteminin bir göstergesi oluyor. Bir kere proteinin doğru dizilimi, genlerde kodlanmış olarak var. Mesela, 500 aminoasitli bir proteinin 10 üzeri 650 tane alternatifi oluyor, yani 650 tane sıfırlı bir sayı. Bunlardan sadece bir tanesi protein olabiliyor, o da, gende yazılı olarak Allah tarafından yaratılmış DNA üzerinde. İnsan DNA’sında 20 bin tane protein kodlayan gen var ama proteinlerin sayısı genlerden çok daha fazla. Bunun da şundan dolayı olduğu anlaşıldı, her bir gen, birden fazla protein kodlayabiliyor. Protein kodlayan bölgeler var birbirinden ayrı duran, onların değişik kombinasyonu yapılabiliyor. Fakat bundan daha da önemlisi yeni anlaşıldı bu da, bulunduğumuz yıl içerisinde ortaya çıktı, kod içinde kodlar var. Genlerin hangi şekilde bir protein yapacağı, ayrı bölgelerde şifre halinde yazılmış Hocam, DNA’nın içerisine gömülmüş ve bu yeni anlaşıldı ve yayınlandı. Şu anlama geliyor, mesela örnek vermişler; beyinde yüz milyar hücrenin, yüz trilyon bağlantısı var, çok kompleks bir yapısı var. Üç tane gen var, nöroksin denen, yani beyindeki bağlantıları sağlayan proteinlerin kodlandığı üç tane gen var. Bu üç tane genden,üç bin tane ayrı mesaj çıkıyormuş. Genlerin verdiği mesajların sayısı tahmin edilen yüz binden fazla olduğu anlaşıldı. Fakat bu da aklın, hayalin sınırlarını zorlayacak derece, bir kompleks yaratılış olduğunu ortaya koydu. Bu şifreler daha yeni yeni anlaşılmaya başlandı. Ama ilk insandan itibaren, mesela gözün merceğini yapan protein, kasın proteinini yapan gen, saçın proteini, hepsi şifrelenmiş olarak var, fakat bunların içinden çok daha ayrı kontrol mekanizmaları ve üstün bir yaratılış olduğu ortaya çıktı. Bu da tahmin edilenden çok daha kompleks olduğunu ve üstün bir yaratılış olduğunu ortaya koyuyor, inşaAllah. Fakat burada siz daha iyi bilirsiniz inşaAllah, en ufak bir hataya yer yok. Bir kere şu biliniyor artık bugün, bu genlerde bir tek harf değişikliği olduğu zaman, evrimcilerin iddia ettiği gibi, mutasyon denen rastgele bir değişiklik, kitaptaki tek bir harfin değişmesi gibi, bütün genin yapısını bozuyor. Proteinin yapısını bozuyor ve bir sakatlık meydana getiriyor. Hatta evrimcilerin “çöp DNA” dediği kısımlar vardı. Gen yüzde 2’lik, 3’lük kısmını oluşturuyor DNA’nın, yüzde 97’si tekrarlayan harflerden, birçok zaman tekrarlayan dizilerden oluşuyordu, Hocam. Bunlara “çöp” diyorlardı, bir işe yaramadığı zannediliyordu. Bunun böyle olmadığı anlaşıldı. Bir kere kod içinde kod denen sistemlerden birde ayrıca hastalıklara da sebep olduğu anlaşıldı. Mesela, bu bölgelerde 30 tane tekrarlayan CGG harfleri var. Bu normalde 30 kere tekrarlıyor DNA içerisinde, bu yüze çıktığı zaman, zeka geriliğinin en sık sebebi olan kırılgan x sendromu denen bir hastalık ortaya çıkıyor. Dolayısıyla şu anlaşıldı; o işe yaramaz dediği bölgelerde de çok önemli, gizli şifreler, kontrol mekanizmaları mevcut.
ADNAN OKTAR: Senin bu anlattıklarını dinleyicilerimiz anlıyor mu acaba, bana bir mesaj göndersinler. Daha onların anlayacağı gibi, daha rahat kavrayacakları gibi bir yöntem geliştirebiliriz. Eğer kolay anlıyorlarsa, mesele yok ama zor anlıyorlarsa bir kısım kardeşlerimiz, ona göre kolaylaştıracak yeni bir yöntem geliştirebiliriz, inşaAllah. Sen, Oktar Hocam’ın anlattıklarını nasıl anlıyor musun?
SUNUCU: Kısmen anlıyorum Hocam.
ADNAN OKTAR: İnşaAllah. Ama sen maşaAllah deryasın, hem okuyorsun, hem araştırıyorsun maşaAllah. Sen bana soru mu sormak istiyorsun, ben öyle mi hissediyorum?
SUNUCU: Sorularımız var Hocam, isterseniz sorabilirim?
ADNAN OKTAR: Tamam, soralım.
SUNUCU: “Muhterem Hocam, Allah’ın birçok evren ve boyutlar yaratmış olabileceğini sizden dinlediğimde, Rabbimiz’in gücünü daha iyi kavramıştım. Değerli alim Şeyh Nazım Kıbrısi Hazretleri de bu konuda şöyle bahsediyor Hocam: ‘Bizim eğitilmiş insanlar o kadar uzak mesafelere ulaşamayız ve ulaşamadığımız bir şey olursa, buna hiçbir şey derler. Ki şeytan insanların çoğunu bu gezegene geri getirir ve onları kendilerini sadece maddi şeylerle meşgul eder. Bunun dışında bir şey yoktur derler. Bir deliliniz var mı üç boyutun dışındakini kabul etmeyiz derseniz, size dört boyutun yasak olduğunu kim söyledi? Belki dört, belki kırk, belki dört yüz, belki bin tanedir. Size uzayın bu şekil yaratıldığını kim söyledi? Bu dünyayı üç boyutlu yaratan, dört boyutlu olan başka bir dünya yaratabilir. Bu ulaştığımız son ufuk diyemezsiniz. Çünkü bir ufka ulaştığınız zaman başka bir ufuk gözükür. Ama akılsız insanların kafalarına atılan şeytanı teoriler onları üç boyut içerisine hapseder’” demiş. Recai Hasoğlu, Ordu.”
ADNAN OKTAR: MaşaAllah, bu Şeyh Nazım Hocamız’ın beyanları mıymış?
SUNUCU: Evet.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. “Sayın Hocam, duyduğuma göre Said Nursi Hazretleri’nin değerli talebelerinden Mustafa Sungur Ağabey’in sağlık durumu iyiye gidiyormuş.” MaşaAllah. “Hatta kendisi, yeter yattığım, artık beni taburcu edin, diyormuş, inşaAllah. Sizin ve sevenlerin duası vesile olmuştur Hocam. ‘Allah’ın izniyle iyileşir’ demiştiniz, bu haberler bizleri çok sevindiriyor. Serhat.” Hocamız biraz daha düzelsin, ağabeylerin olduğu bir ortamda, Bediüzzaman’ın ona verdiği sırlardan biz biraz öğrenelim, inşaAllah. Vakti geldi artık, o sırları söylesin, bir kısmını söylemesi lazım, inşaAllah. Takdir onun ama merak ediyoruz.
OKTAR BABUNA: İnşaAllah Hocam. Bu kuantum fizikçilerinin yaptığı bir film var Hocam, sizin söylediklerinizi, maddenin gerçeği hakkında teyit eden açıklamaları var. Onu göstermek uygun olur mu?
ADNAN OKTAR: Kuantum fiziği, tamam bakalım.
VTR-Kuantum Fiziği
OKTAR BABUNA:“Maddi dünyaya hayali yapılan bir dünya, onu meydana getiriyorlar” diyor, “gerçekte var olmayan.”
ADNAN OKTAR: Madde dışarıda vardır ama saydamdır, karanlıktır ve ışıksızdır, inşaAllah. Sen bir şeyler anlat.
AKIN GÖZÜKAN: Estağfirullah Hocam. Şimdi evrimcilerin fosiller ile ilgili delil getirememesi durumu var. Normalde bir kemiksi yapının dışındaki yumuşak yapılar fosillerde gözükmüyor, günümüze kesinlikle ulaşmıyor. O yüzden kemik yapılara bakmamız gerekiyor. Kemik yapılara da bakılınca, tüm kafataslarında, insan olsun, başka canlılar olsun, hepsinde simetrik olarak bir sağda bir solda bir çukur var, göz çukuru var, tamamında bu şekilde. Eğer evrimle olmuş olsaydı, siz daha iyi bilirsiniz Hocam, onun, o çukurların oraya gelene kadar çok farklı yerlerden geçmesi gerekirdi. Kafanın üzerinde olabilirdi, yanında olabilirdi ama ona en avantajlı, en uygun yerin kafatasının ön kısmı olduğu anlaşıldıktan sonra, bunu anlayan da bir mekanizma da yok inşaAllah doğada, onun o şekilde sabit devam etmesi gerekiyordu. Ama şu ana kadar bulunan kafataslarında, göz her zaman aynı şekilde, simetrik göz çukuru ve aynı boyutta. Hiçbir şekilde bir bozukluk, bir çarpıklık yok inşaAllah. Bu zaten tek başına, bu bilgi bile inşaAllah, evrimi bitiriyor.
ADNAN OKTAR: Evet, güzel. Sen anlat.
SERDAR ARSLAN:İnşaAllah Hocam. Hücrede çok sayıda protein üretiliyor ama bunların her birinin görev yerleri bambaşka yerlerde. Hücrenin boyutlarını düşündüğümüzde, hücre bir şehir gibiyse, pek çok çeşitte ürün üretiliyor. Ancak bunların ihtiyaç duyulduğu yerler bambaşka adreslerde, sokaklarda, evlerde. Bunun için Allah çok muazzam bir sistem yaratmış, çok sayıda taşıyıcılar var, kargo taşıyıcılar; bunlarda protein. Bu proteinleri elden ele, elden ele görev yerlerine doğru bir şekilde, doğru zamanda ve doğru yönleri ile beraber yerleştiriyorlar, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Aslında bu tek başına bir saat konuşulacak bir konu. Bunu çok kapsamlı hale getirin, geçen gün anlattığınız konular da, onlar da öyle tek başına çok büyük olaylar onlar. Öyle kısa anlatılacak, kısa geçilecek konular değil. Bir de ayrıca, hem film de kullanalım ama karton şema da olur, kendi elinizle yakından gösterirsiniz. Kartondan şemalar üzerinde onları anlatalım. Bir de alabildiğine sadeleştirelim, ne kadar kolay olursa, o kadar iyi olur. Çünkü genelde bilimsel detaylı anlatımı, bilim adamları bile kullanmazlar, değil mi? Onların anlattıkları hep, çok kolay ve çok iyi bir benzetme ile anlatırlar genellikle anlatacaklarını, kısaca. Bilimsel eserlerde hep bunun üzerinde durulur, şekiller çok kolaydır, kolay anlaşılır. Kolay anlaşılırlığın üzerinde duralım.
Adnan Oktar Ne Demişti Ne Oldu
Devamı ...
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Başlıklar
Devamı ...Evrim Sözlüğü
Devamı ...Basında Harun Yahya
Devamı ...Basında Harun Yahya
Devamı ...Kısa filmler - Mutlaka izleyin
Devamı ...