SUNUCU: İyi akşamlar sayın izleyicilerimiz ve dinleyicilerimiz. Bu akşam Harunyahya.Tv, Mavi Karadeniz Radyo ve Kanal Avrupa’dan canlı olarak yayınladığımız ‘Adnan Oktar’la Gece Sohbetleri’ programında yine sizlerle birlikteyiz. Birbirinden önemli konuların yer alacağı programımıza siz de soru ve görüşlerinizi e-mail yollayarak bizlere katılabilirsiniz. E-mail adresimiz ahirzamansohbetleri@hotmail.com’ dur. Bugün konuklarımızla beraber ‘Evrim Aldatmacası’ ve ‘Hz. Mehdi (a.s.)’nin geliş alametlerinden’ bahsedeceğiz. Hocam hoş geldiniz. Nasıl başlamak istersiniz bugün?
ADNAN OKTAR: Berker Hocam. Sizden başlayalım. Neler anlatacaksınız?
ALTUĞ BERKER: Estağfurullah Hocam. Nasıl uygun görürseniz inşaAllah. Günlük haberler vardı, gazete haberleri. Uygun görürseniz onlardan başlayabiliriz Hocam. Rusya’da Nur’larla ilgili bir haber vardı Hocam. Orada Nur kardeşlerimizin ağabeylerinden herhalde bir tutuklama yapılmış. Oradaki faaliyetlere birazcık Rusya’nın tavrı var anladığım kadarıyla Hocam. Siz daha iyi bilirsiniz inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Kimi tutuklamışlar?
ALTUĞ BERKER: Onların tabiriyle Uluslararası Nurcular Tarikatının Nijni Novgorod Bölgesi lideriymiş kardeşimiz Hocam.
ADNAN OKTAR: Uluslararası Nurcular Teşkilatı mı? Bu da yeni mi çıktı bu isim? Çok acayip. Eğer şakadan yazmadılarsa yani.UIuslararası Nurcular Teşkilatı. Putin’in haberi olmayabilir Nur talebelerinin nasıl iyi insanlar olduğundan, nasıl aklı başında insanlar olduğundan ve Rusya için ne kadar faydalı olacağından fitneyi fücuru yatıştırmada değil mi? Alkoliklerle başları belada, uyuşturucu ile başları belada, soysuzlarla, it-kopukla başları belada. Nur talebeleri ilaçtır, ilaç. Onu yanlış biliyor, onu Putin’e mektup yazmak lazım, anlatmak lazım. Tabii.
ALTUĞ BERKER: Yine Ertuğrul Özkök’ün bir yazısı vardı Hocam burada.
ADNAN OKTAR: Ne diyor?
ALTUĞ BERKER: Zikretmesi de zor, telaffuz etmesi zor bir yazı yazmış Hocam. Allah’ı tenzih ederek söylüyorum: “Memento mori (haşa) Allah’ın ölümü” diye bir yazı yazmış. Ondan sonra “Kitabı okuyup bitirince düşünmeye başladım” diyor. “Yaratan” bize “Yaratılış efsanesi”ni (haşa) araya kimseyi koymadan, bizzat kendisi, kendi alfabesi ile iletiyorsa, Peygamberlerin bize ilettiği “Kutsal Kitaplar” ne? Tabii şu soru da akla geliyor. “Allah kendisi anlatıyorsa, Peygamberler kim?” Tanrı'nın elçisi mi, yoksa “İnsan aklının ürünü mü?” (haşa).
ADNAN OKTAR: Şimdi Ertuğrul Özkök son zamanlarda -ki epeyden beri öyle de son zamanlarda yoğunlaştırdı- iman konusunda şüphesi varmış gibi gösteriyor. Ya hiç inanmıyor, ya hakikaten şüphesi var. Allah’ın delilleri her yerdedir. Allah zaten “Benim delillerim var, ayetlerim var, yeryüzünde, her yerde. Allah size ayetlerini gösterecek, siz de görüp tanıyacaksınız.” diyor. Allah’ın gösterdiği ayeti görmüş o, o dediği bilim adamı, kendisi de görmüş ve bilip tanıdık. Kuran’da bahsi geçen bir konudur bu, Allah’ın belirttiği bir konudur. Bunda şaşıracak ne var? Garip bu tip tavır göstermesi.
ALTUĞ BERKER: Dış basında da bazı haberler var Hocam. Özellikle Türkiye’nin liderliği ve Türk-İslam Birliği yönünde ülkemizin gidişatından herhalde çekinenler var. Andrew Mango Wall Street Journal Gazetesi’nde bir yazı yazmış. Türk-İslam Birliği “Ankara’nın bazı önemli konularda ABD’ye sırtını dönmesi, yüzyıllar boyunca süren iktidar oyunlarını yansıtıyor. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, ulusal çıkarları zekice hesapladı. İç sorunlar ve ülkenin artan önemi, Erdoğan’a dünya sahnesinde bir figür haline gelme arzusu verdi. Jön Türklerin maceralarının yol açtığı felaketlerden alınan dersler, Türkiye’nin dikkatli ve akıllı dış politikası için esin kaynağı oldu. Türkiye’nin dostları, aynı dersin bir kez daha alınmak zorunda kalmayacağını umuyor” demiş Hocam.
ADNAN OKTAR: Türkiye’nin Türk-İslam Birliği’nin lideri olması Avrupa’nın lehine, Avrupa bundan neden rahatsız oluyor? Ben bunu anlamadım. Onları kurtaracak, maddi ve manevi kurtaracak, rahat etmelerini sebep olacak güzel bir sistem. NATO’ya nasıl güveniyorlar? NATO’dan kat kat güçlü, Avrupa Birliği’nden kat kat güçlü; şefkatli, merhametli, sevgi dolu, akılcı, sanata bilime önem veren bir topluluk. Yani bundan tedirgin olmaları çok anlamsız.
ALTUĞ BERKER: Evet. Siz bunu 2003 yılında ‘İslam Birliği’ kitabınızda yazmıştınız Hocam. Avrupa’nın ve Amerika’nın nasıl lehine olduğu Türk-İslam Birliği’nin kurulması. Mevcut ayrılmış, çok başlı İslam dünyası yerine, aklı başında tek bir İslam dünyasını temsil eden kişiyle muhatap olmalarının ne kadar daha barışa yönelik, kardeşliğe yönelik, güzel bir ortamı sağlamaya yönelik olduğunu anlatmıştınız Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Türk-İslam Birliği olmazsa anarşi-terör durmaz. Avrupa rahat etmek istiyorsa zaten Türk-İslam Birliği’ne sıkı sıkıya sarılmak durumunda. Öbür türlü çok canı yanar. Yanıyor da nitekim rahat edemiyorlar. Yani her yerde önlemler kalkar, daha ne istiyorlar? Son derece özgür yaşarlar.
Başka neler var Berker’im?
ALTUĞ BERKER: Estağfurullah Hocam. Serdar Turgut daha evvel solcu, yine kültürel solcuyum diyor ama Allah’a inanıyorum demiş, bugün yine bir röportajı vardı. “Dindar olduğumu söylemem yalan olur ama Allah’a inanıyorum” demiş.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah çok güzel. Allah sayılarını arttırsın.
(VTR)
ADNAN OKTAR: Evet maşaAllah elhamdülillah. Böyle bir karar almaları çok çok güzel. MaşaAllah.
ALTUĞ BERKER: Bugün yine PKK ile ilgili Hürriyet’te bir haber vardı Hocam, gösterebilirim arzu edersiniz. “PKK’ya toprak mı verilecek”. Daha evvel Taha Akyol’un da gündeme getirdiği konuyu yine aynı bünyede dile getirmişler Hocam.
ADNAN OKTAR: Evet. Öyle bir şey olmaz zaten de, fakat ona Bakan’ın açıklık getirmesi çok önemli, yani yanlış anlaşılmaya açık izah o. O yüzden bir süre önce yaptığı bu konuşmayı şerh ederse çok iyi olur değil mi? İnşaAllah. Yani toprak verme gibi bir şeyolmayacağı belli, inşaAllah.
Evet başka ne var Berker Hocam?
ALTUĞ BERKER: Estağfurullah Hocam. Ahmet Özal’ın babasıyla ilgili, ölümüyle ilgili konu geçmişti, onunla ilgili bir açıklaması olmuş Hocam. “Babama ateş açtıran güç açıklansın. Bu bilgi devletin gizli arşivlerinde var” diye, haberi de var arzu ederseniz.
ADNAN OKTAR: İşte gizli güç, iddia edilen Ergenekon Örgütü. Açık, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER: Tabii. Sayın Ali Bardakoğlu Diyanet İşleri Başkanımızın güzel sözleri var Hocam inşaAllah.Kuran ile ilgili ve dışarıdan gelen profesörler de var Hocam. İngiltere’de Galler Üniversitesi’nde profesör onlar da, “Türkiye Kuran’la yeniden buluşuyor” diye beyanat vermişler Hocam.
ADNAN OKTAR: Evet. İslam ahlakının dünya hakimiyeti demekki adım adım gelişiyor değil mi? İttihad-ı İslam adım adım gelişiyor. Ne söylesek çıkıyor. MaşaAllah.
ALTUĞ BERKER: MaşaAllah Hocam. İslam alimlerinin toplantısı var Hocam, Yusuf El-Kardavi başta olmak üzere. Yarın değil sonraki gün İstanbul’da, sizin daha evvel görüştüğünüz yerde inşaAllah. Bir araya geliyorlar Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Onda da bir hayır var, onda da bir hikmet var. Ahir zamanda bu tip toplantılar yoğunlaştı, bu tip birliktelikler yoğunlaştı inşaAllah. Mehdiyetin gelişmelerinden bir bölüm inşaAllah. İnşaAllah.
ALTUĞ BERKER: Yusuf El-Kardavi Hocamız sizinle görüştüğünde, eserlerin önemini anlatmıştı Hocam, sizin eserlerinizin. Hakikaten İslam dünyasında ne kadar çok etkili olduğunu ve devamı için dua etmişti hatırlıyorum inşaAllah.
SUNUCU: “Selamın en güzeli ile selam Hocam. Yiğit Hocam, Kıyamete yakın bütün Müslümanların canının alınacağını söylemiştiniz. Bunun zıttı olarak, Ahir zamanda Altınçağ’a yakın hidayet bulamayan kişilerin canları alınacak mıdır? Ellerinizden öperim. Kemal Zengin, Gaziantep’ten.”
ADNAN OKTAR: Ve aleyna aleyküm selam ve rahmetullahi ve berekatühü Kemal Hocamız. Hayır, hidayet bulmayan kimselere hidayet verilecek inşaAllah, iman edecekler. Yani son kere bir İslam ahlakı dünyaya tam anlamıyla hakim oluyor, inşaAllah. Yani dünyada, dünya tarihinde ilk defadır böyle. Yani son kere ve ilk kere tam anlamıyla bir hakimiyet oluyor. Ondan sonra da son kere ve ilk kere tam dinsizlik hakim oluyor. Ondan sonra Kıyamet kopuyor. Bak iki zıtlık oluşacak. Birinde tam iman hakimiyeti, birinde de tam küfür hakimiyeti ve çok kısa süreyle, çok kısa aralıklarla olacak inşaAllah.
Evet Berker’im devam et.
ALTUĞ BERKER: Stalin’in heykelini yıkmışlar Gürcistan’da.
ADNAN OKTAR: Çok iyi yapmışlar.
ALTUĞ BERKER: Göstereyim mi Hocam? “1952 yılında dikilen heykeli,” tabii Cumhuriyet Gazetesi yazdığı için “Stalin’in heykeli gizlice kaldırıldı” demişler, ama onu ortadan kaldırmışlar. O ideolojinin sonunu sembolize ediyor, siz daha iyi bilirsiniz Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Yani Ahir zamanın azılı deccalidir Stalin, Marks da öyle. Yani bunlar deccal komitesinin ekibindeler. “Başarılı bir operasyonla”, evet.
Şeytandan Allah’a sığınırım “Bir ayet (mucize )gördüklerinde de, alay konusu edinip eğleniyorlar” diyor Allah ayette. Allah dışarıda bize kainatın yaratılışının delillerini veriyor. Onu eğer bir kişi alay konusu edinirse, bu Kuran’ın hükmüne girer. Çünkü Allah “Ben size delilleri vereceğim” diyor yaratılışın delillerini, “siz de göreceksiniz” diyor. Bize bunları Allah Kuran’da vaat ettiği gibi gösteriyor, yaratılışın delillerini. Bak “siz görüp, bilip tanıyacaksınız” diyor Allah. “Ufuklarda, dış alemde size delilleri göstereceğim” diyor Allah. “Ayetlerimi göstereceğim, siz de görüp tanıyacaksınız” diyor. Bu olaylar oluyor, adam çıkıp onu dinin aleyhinde zannediyor. Halbuki Kuran’ı tasdikleyen bir delildir o.
Şeytandan Allah’a sığınırım “İşte o, yalnızca tek bir çığlıktan ibarettir, artık kendileri (diriltmiş olarak) bakıp duruyorlar.” Hepsi dirilip ayağa kalkacaklar diyor Allah. “Derler ki: ‘Eyvahlar bize; bu din günüdür.’” Ertuğrul Özkök de bu şekilde ahirette dirilecek, ama bakalım ne şekilde dirilecek? Ya Mümin olarak kalkacak, ya diyecek ki: “Eyvahlar bize; bu din günüdür.” İkisinden birisini diyecek. “Bu, sizin yalanladığınız ayırma günüdür.” Yani inanmadığınız ayırma günüdür diyor Cenab-ı Allah. “Zulmedenleri, eşlerini ve taptıklarını bir araya getirip toplayın” diyor Allah. “Allah'tan başka (taptıklarını); artık onları Cehennemin yoluna yöneltip, götürün. Ve onları durdurup-tutuklayın, çünkü sorguya çekileceklerdir.” Ahirette de sorgulama var. Cenab-ı Allah ona dikkat çekiyor. “Bir şeyi dilediği zaman Allah, O’nun emri, sadece ona: ‘Ol’ demesidir. O da hemen olur” diyor Cenab-ı Allah, yani evrimle olmuyor, hemen olur diyor Allah. “Gökleri ve yeri yaratan, onların bir benzerini yaratmağa kadir değil mi?” Yani bu dünyayı nasıl yaratıyorsam diyor Allah değil mi? İnsanlar, arabalar, evler nasıl yaratıyorum; Cennette bunun bir benzeri diyor Allah. “Onu yaratmaya kadir değil miyim Ben?” diyor. Elbette kadir olduğunu söylüyor Allah. “Elbette; O, yaratandır, bilendir. De ki: ‘Onları, ilk defa yaratıp inşa eden diriltecek.’ Daha önce nasıl yarattımsa diyor Allah, nasıl inşa ettiysem, yeniden aynı şekilde dirilteceğim diyor. “O, her yaratmayı bilir” diyor. Bütün yaratmayı Kendisi yaptığı için, hepsini bilirim diyor Allah. “Öyleyse onların sözleri seni üzmesin. Elbette sakladıklarını da, açığa vurduklarını da biliyoruz.” Yani yazdıklarını da, konuştuklarını da hepsini biliyoruz diyor Allah, çünkü hepsini Allah yaratır. Mesela Ertuğrul Özkök yazı yazıyor ama, mesela bu yazıları yazıyor, daha annesinden doğmadan o yazıları yazmıştı. O kendi yazdığını zannediyor. Halbuki kaderde Allah onu zaten o şekilde yaratmış. Zamanı gelince onu yazmış oluyor. Ama ona sorsan, kendi iradesiyle ve aklıyla yaptığını zannedecektir. Halbuki yaratma tamamen Allah’a aittir. Bir imtihan için, bir hikmetle ona o sözleri söyletir ve bize de bu cevapları verdirir inşaAllah. Bizi de kaderimizde bu cevabı verecek şekilde yaratılıyoruz.
Şeytandan Allah’a sığınırım “Artık onların tapmakta oldukları şeyler konusunda, sakın kuşkuda olma.” Yani onların sapkın inançları konusunda kuşkuya kapılma diyor. Yani “onlar seni kuşkuya kaptırmaya çalışırlar, sen sakın kuşkuya kapılma” diyor. Yani dinsizler, ateistler böyle bir şey yapar diyor Allah. Bak “artık onların tapmakta oldukları şeyler konusunda,” Darwinist, materyalist, ateist düşünce. “Sakın kuşkuda olma.” yani sakın kuşkuya kapılma diyor Cenab-ı Allah. Şeytandan Allah’a sığınırım: “Daha önceleri ataları nasıl tapıyor idiyseler, onlar da ancak böyle tapıyorlar.” Daha önceki ataları da böyle yapıyordu, onlar da böyle şüpheciydiler, onlar da böyleydiler diyor Allah. “Şüphesiz biz, onların paylarını eksiltmeksizin onlara ödeyecek olanlarız.” Ben Ahirette yanıma geldiklerinde, yanıma getirdiğimde onları, gerekli karşılığı Ben onlara vereceğim diyor Allah. “Şüphesiz Rabbin, onlardan tümüne yapıp ettiklerini(n karşılığını) onlara tastamam ödeyecektir.” Ne ise karşılığı tam ödeyeceğim diyor Allah. “Çünkü O, yapıp-ettiklerinden haberdar olandır.” Yani yazdıklarından, çizdiklerinden, konuştuklarından, hepsinden Ben haberdarım, çünkü Ben yaratıyorum diyor Allah. “Seninle birlikte tevbe edenlerle birlikte emrolunduğun gibi dosdoğru davran.” Yani Müslümanlarla birlikte dosdoğru hareket etmeye devam et. “Ve azıtmayın.” diyor Allah. Yani dine, İslam’a, Kuran’a saldırmayın. “Çünkü O, yaptıklarınızı görendir. Zulmedenlere eğilim göstermeyin,” yani zalimlere, PKK’ya, ite-kopuğa, iddia edilen Ergenekon Örgütü’ne. “Zulmedenlere eğilim göstermeyin, yoksa size ateş dokunur. Sizin Allah'tan başka velileriniz yoktur, sonra yardım göremezsiniz.” diyor Allah. Allah sonra size yardım etmez diyor.
Şimdi devam et Berker Hocam senden dinleyelim.
ALTUĞ BERKER: Estağfurullah Hocam. Demin söylediğiniz ayet üzerine bir ayet okumak istiyorum ben Hocam. Euzu billahi mineşşeytanirracim Bismillarahmanirrahim, “Onları siz öldürmediniz, ama onları Allah öldürdü; attığın zaman sen atmadın, ama Allah attı. Mü’minleri Kendinden güzel bir imtihanla imtihan etmek için (yaptı.) Şüphesiz Allah işitendir, bilendir.” İnşaAllah.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah.Şimdi sen biraz Tevbe Suresi’nden oku. Ama şerh ederek oku. En baştan başla evet.
ALTUĞ BERKER: Tamam Hocam inşaAllah. Şeytandan Allah’a sığınırım. “Onlara geri döndüğünüzde size özür belirttiler. De ki: ‘Özür belirtmeyiniz, size kesin olarak inanmıyoruz. Allah bize, durumunuzu haber vermiştir.’” Münafıklar bahaneler uydurarak Müslümanlarla birlikte gayret etmiyorlar, çaba göstermiyorlar. Allah’ın dinini ve Allah’ın birliğini anlatmak için savaşa çıkmıyorlar mücadeleye. Sonra da bahane gösteriyorlar. Peygamber de (s.a.v.) inanmıyoruz, Allah haber verdi durumunuza diyor Hocam inşaAllah. “Yaptıklarınızı Allah görecektir, O'nun elçisi de. Sonra gaybı da müşahede edilebileni de bilene döndürüleceksiniz ve O, yaptıklarınızı size haber verecektir." Allah da sizin kalbinizdekileri biliyor, ne için çıkmadığınızı bize söylemeyin. Allah bunun hesabını Ahirette soracak size diyor Hocam inşaAllah. “Onlara geri döndüğünüzde kendilerinden vazgeçmeniz için Allah'a and içecekler. Artık siz onlara sırt çevirin. Onlar gerçekten pistirler. Kazanmakta olduklarının bir cezası olarak, barınma yerleri Cehennemdir.” Münafıkların pis olduklarını söylüyor Hocam Allah. Ve ikiyüzlü anlamına geldiği için münafık, hakikaten kötü bir karakter ve Müslümanları, Müminleri kandırmaya çalışan, ama Allah’ı kandıramadıklarını Peygamber de onlara söylüyor. İnşaAllah. Yerlerinin Cehennem olduğunu söylüyor Allah.“Kendilerinden hoşnut olmanız için size yemin ederler.” Yemin de ediyorlar Hocam yalan yere. Demek ki, hiçbir sözlerine güven olmuyor, yemin dahil sözleri. “Siz onlardan hoşnut olsanız bile şüphesiz Allah, fasıklar topluluğundan hoşnut olmaz.” Hoşumuza gidecek hareketler yapabilirler belki, Allah bilir en iyisini, ama Allah’ın onlardan hoşnut olmayacağını söylüyor inşaAllah. “Bedeviler inkar ve nifak bakımından daha şiddetlidir.” Cahiliye karakterinde olup, kültürlü yetişmemiş daha cahil olan Bedevi karakterli insanlar inkara yakındır diyor cahilliklerinden. Ve nifak sokmaya, böyle bozgunculuk yapmaya da daha yakındırlar diyor. “Allah'ın elçisine indirdiği sınırları bilmemeye de onlar daha 'yatkın ve elverişlidir.'” Allah’ın sınırlarını korumada yeteri titizlikte olamıyorlar bu yapılarından dolayı. “Allah bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir. Bedevilerden öyleleri vardır ki, infak ettiğini bir cereme sayar ve sizi felaketlerin sarıvermesini bekler. Kötü felaket onları sarsın. Allah işitendir, bilendir.” Bu tür karakterde olan kişiler, bir harcama yapmış gibi gözükebiliyorlar belki Allah yolunda olanlar için, ama bunu kendi menfaatleri için yaptıkları anlaşılıyor, Allah rızası için değil. Çünkü Müminlerin kötü sonuçlarla karşılaşmalarını arzu ediyorlar. Öyle dua ediyorlar hatta Hocam inşaAllah. “Kötü felaket onları sarsın” diyor Allah. “Bedevilerden öyleleri de vardır ki, onlar Allah'a ve Ahiret gününe iman eder ve infak ettiğini Allah Katında bir yakınlaşmaya ve elçinin dua ve bağışlama dileklerine (bir yol) sayar.”
ADNAN OKTAR: Şimdi bir ara verelim Oktar’ı çağıralım. Şu fosilleri bize bir anlatsın. İnşaAllah.
SUNUCU: HarunYahya.Tv sitesinden 24 saat yayınlarımızı takip edebilirsiniz. Soru ve tüm görüşlerinizi ahirzamansohbetleri@hotmail.com adresinden bizlere iletebilirsiniz. Şimdi kısa bir tanıtım aramız var, sonra tekrar buradayız.
SUNUCU:Yayınımıza Sayın Dr. Oktar Babuna’nın da katılımıyla tekrar programıza kaldığımız yerden devam ediyoruz.
ADNAN OKTAR:Oktar Hocam fosilleri tarif etmen için bekliyoruz.
OKTAR BABUNA:Estağfurullah Hocam. Yusufcuk fosili var inşaAllah burada. 175 milyon yıllık. Bu günümüzdeki hali, bu da 175 milyon yıl önceki hali. Tam tamına aynısı. Kanat yapısı, gövdesi, baş kısmı, antenleriyle milimetrik olarak 175 milyon yıl önce.
ADNAN OKTAR:Sen bana ver bakalım fosili. Evet, gösteriyor musun? Bütün açıklığıyla görülüyor. 175 milyon yıldan beri değil mi? Çivi gibi duruyor. Hiçbir şekilde değişikliğe uğramamış.
OKTAR BABUNA:Bu da bir Ak pelikan başı fosili. 46 milyon yıllık. Bakın burada baş kısmını görüyoruz Pelikanın, günümüzdeki hali. Bu da 46 milyon yıl önceki hali. En ufak bir değişikliğe uğramamış. Var olduğu zamandan günümüze kadar hiçbir değişiklik göstermemiş. En ufak bir değişiklik yok, yani evrim yok. Allah’ın yarattığı şekliyle inşaAllah.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah. O nedir?
OKTAR BABUNA: Bu Hocam balık fosili ama bilgisi birazdan gelecek inşaAllah. Bu da dün göstermiştik, yine tekrar gösterelim. Bu 2,4 milyar yıllık bir fosil, “Stromatolit” deniyor bunlara. Şu anlama geliyor, sığ denizlerde ve ılık bölgelerde yaşayan “Siyanobakteri” denen, fotosentez yapan kırmızı ve yeşil algler var, yosun türü mikroorganizmalar var. Bunların ardışık tabakacıklarının birikmesiyle oluşmuş laminalı bir yığın. Bakın görüyorsunuz böyle çizgi çizgi şekilde. Bunlar lamina oluşturuyorlar ama özelliği 2,4 milyon yıl önce fotosentez yapan, yani oksijen üreten bakterilerin olduğunu kanıtlaması. Daha da ötesi, bu 3,5 milyar yıllık olanları da bulundu, Avustralya’daki Corlc bölgesinde ve Nationatinal dergisinde de yayınlandı. Hatta yayında şunu diyorlar Hocam siz söylemiştiniz onu, “3.5 milyar yıl önce oksijen üretimin olduğunu.” Siz söylemiştiniz okside kayaların olduğunu, o yazı da zaten onu teyid etti sizin söylediğinizi. Dolayısıyla her bakımdan evrimi kilitliyor bu. Oksijenin olması, ilk bakteri hücresinin birden bire 3,5 milyar yıl mükemmel olarak ortaya çıkması, yaratılışı ispatlıyor Hocam inşaAllah. Hiçbir şekilde evrimin olamayacağını kesin olarak kanıtlıyor inşaAllah.
ADNAN OKTAR:O Ertuğrul Özkök’ün yazısını bana bir getirin, çıkış olarak bir göreyim.
Sen evrimden anlat. Biraz Ertuğrul Özkök’ün, başkalarının başı bulanmış olabilir, faydaları olur.
OKTAR BABUNA:İnşaAllah Hocam. Bu bakteri fosilleri son derece önemli. Bir kere ilk canlı hücresinin yavaş yavaş olacağını iddia ediyorlardı. Bir kere ilk canlı hücresi mükemmel olarak fotosentez yapabilen bakteriler bunlar. Fotosentez yani güneş ışığıyla oksijen ve nişastanın üretilmesi daha tam aşamaları bilimsel olarak dahi keşfedilemedi. Yani aynısını yapmak bir yana, tam olarak nasıl olduğunu ortaya koyamadı bilim adamları.
ADNAN OKTAR:Sentetik yapamıyorlar daha.
OKTAR BABUNA:Yapamıyorlar Hocam inşaAllah. 3,5 milyar yıl önce ilk ortaya çıkan bakteri, ki çok uzun bir zaman 3,5 milyar yıl, fotosentez yapabiliyor. Bir kere hücrenin tam ve mükemmel olarak, eksiksiz olarak ortaya çıktığını gösterdi bu, onların dediği gibi değil. Hatta bakterinin fosili yok diyorlardı, olduğu da kanıtlandı, 3,5 milyar yıllık bakteri fosilleri var. Bütün organelleriyle, bütün yapısıyla, mükemmel yapısıyla Allah’ın yarattığını ispatlıyor. Ayrıca o dönemde oksijen olmadığını iddia ediyorlardı ilkel atmosferde, çünkü oksijenin proteinleri tahrip ettiğini biliyorlar. Oksijen olursa onların iddia ettiği gibi, önce protein tesadüfen olamıyor, proteinleri tahrip ediyor. Bu dolayısıyla fotosentez yapan bakterilerin olması, oksijenin olduğunu kanıtladı. Oksijen de onların dediği şekilde olamayacağını bir kez daha kanıtladı. Proteinin hiçbir şekilde tesadüfen olamayacağını kesin olarak ispatladı artık, bitirdi inşaAllah.
Proteinin oluşmasının imkansızlığının üzerinde siz çok duruyorsunuz Hocam, onu bir kez daha vurgulayalım mı inşaAllah. Şimdi proteinler amino asitlerden oluşuyor, amino asitler dahi olamıyor. Çünkü bir kere amino asitlerin olması için hücrede, mutlaka hücrenin onlarca enzimi, DNA’sı, enerji santralleri ve tam bir hücre gerekiyor, daha amino asit aşamasında çöküyor. Nitekim yaptıkları deneyler vardı. Bu Urey-Miller deneyi de bunların en ünlüsü, 1950’li yıllarda yaptıkları bir deney. Bunda özel düzenekler ve sahtekarlık yaparak, yani ilkel atmosferde olmayan gazları kullanarak amino asit elde ettiler. Ama laboratuvar ortamında doğada olmayan düzenekler kullandılar. Mesela soğuk tuzak diye bir düzenek kullanmışlardı, bu doğada yok. Ayrıca elde ettikleri maddeler, amino asitleri elde ettiler ama hemen ortamdan kaldırmak zorunda kaldılar. Çünkü orada ortaya çıkan, organik asitler mesela ortaya çıkmıştı, hemen tahrip ediliyordu. Oksijen kullanmadı. Oksijenin o amino asitleri tahrip ettiğini biliyordu Stanley Miller. Oksijen kullanmadılar, fakat oksijen olduğunu bu fosiller ispatladı şimdi inşaAllah, elhamdülillah, 3,5 milyar yıl önce. Oksijen olduğunda tahrip ediyor, asitler olduğunda tahrip ediyor. Ayrıca sağ elli amino asitler çıkmıştı, bu da proteini yapamıyor, çünkü sağ elli proteinin yapısına girdiği zaman onu bozuyor. Nitekim kendisi de daha sonra zaten, hem Stanley, hem de Miller deneyinin geçersiz olduğunu ispat ettiler Hocam. Hatta burada bir alıntısını müsaade ederseniz okumak istiyorum inşaAllah Urey’in. Deneyi yapan kişilerden bir tanesi Harold Urey ismi Chicago Üniversitesi’nde diyor ki; “yaşamın kökeni konusunu araştıran bizler, bu konuyu ne kadar çok incelersek inceleyelim, hayatın herhangi bir yerde evrimleşmiş olamayacak kadar kompleks olduğu sonucuna varıyoruz.” Yani yaratılışı Allahualem itiraf ediyor bu şekilde.
“(Ancak) Hepimiz bir inanç ifadesi olarak, yaşamın bu gezegenin üzerinde ölü maddeden evrimleştiğine inanıyoruz.” Bunu bir inanç diyor, yani dediğiniz gibi batın bir din olarak. “Fakat kompleksliği o kadar büyük ki, nasıl evrimleştiğini hayal etmek bile bizim için zor.” Bu deneyi yapan kişi söylüyor Hocam. İlk amino asit yani daha amino asit aşamasında çöküyor inşaAllah.
Amino asitleri toprağa bıraktığımızda nitekim tahrip oluyor. Diyelim ki amino asitleri verdik onlara, bütün doğaya bıraktılar bunları, yine hiçbir şekilde protein olamıyor. Birincisi tahrip oldukları için. Oksijen, ultraviyole ve topraktaki değişik kimyasal maddeler, metaller bozuyorlar yapısını. Proteinleri bile koysa, bunlar da hemen bozuluyor, tahrip oluyor bu doğal şartlardan dolayı. Ayrıca proteinin olması için mutlaka 85’e yakın enzim gerekiyor ki, DNA aşamasından itibaren bu. Bunun bir doğru dizilimi var, Mesela 500 amino asitlik proteinde 10 üzeri 650 tane alternatif oluyor, birisi doğru, o bir doğru da sadece DNA’da yazılı olan. Yani bilim adamları bugün aslında bir protein yapmayı, yani yoktan bir protein var etmeyi hayal bile edemiyorlar, hayal edilemeyecek bir şey. Mesela şunun gibi; diyelim ki insanın gözünde bozulma oluyor, yaşlandıkça görmesi bozuluyor, çünkü mercekteki sertleşmeler, bugün gibi dejenerasyon oluyor. Mesela hiçbir bilim adamı çıkıp da, dünyanın bütün bilim adamları toplansalar dahi, biz bir protein yapalım, onu yazalım, onun da genini yazalım, bunu da DNA’ya ekleyelim, o da bu hastalığı düzeltsin, bu arızayı düzeltsin, diye bir şeyi hayal etmek dahi mümkün değil. Bu sadece Allah’ın sonsuz aklıyla olabiliyor. Sadece bilim bugün var olan DNA’daki proteinlerin yapısını ve genetik şifreyi ancak anlamaya çalışıyor, ki o bile emekleme halinde inşaAllah. Bu zaten tabii Allah’ın kusursuz yaratmasını ortaya koyan en önemli delillerden bir diğeri inşaAllah.
Bir iman hakikati vardı Hocam, onu göstereyim mi?
ADNAN OKTAR:Evet, bakalım.
OKTAR BABUNA:Bu Hocam iki tane bakteri.Escherichia coli isimli bir bakteri de “Pilus” denen yapı oluşuyor. Böyle bir tünel, çok ince tünel bu. Bunu oluşturan bakteriye erkek, diğerine dişi adı veriyorlar. Bu yapıyı oluşturan özel genler var, 14’e yakın gen bunu kodluyor. Şu işe yarıyor bu, bu borunun içerisinden genetik maddesini bir bakteri, diğer bakteriye aktarabiliyor. Bu son derece kompleks bir sistem, yani özel olarak oraya boruyu uzatıyor, diğerinin zarına birleştiriyor ve içerisinden genetik madde aktarıyor. Bu bakterinin bile sanılandan çok daha kompleks ve yaratılış mucizesi olduğunu ortaya koyan yapılardan bir tanesi olmuş oluyor. Bu yapıların içinden geçen genetik madde, yanında başka genlerde taşıyabiliyor. Mesela antibiyotiğe direnç genleri olabiliyor, başka genlerde olabiliyor, diğer bakteriye aktarabiliyor, hatta bu yapının genlerine aktarabiliyor. Diğer bakteri de bu pilusdan üretmeye başlayabiliyor ve diğer bakterilerin kendi genetik maddesinden enjekte edebiliyor bu şekilde Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah. Senin her anlattığın küfrün başına bir balyoz. Devam et.
OKTAR BABUNA:İnşaAllah Hocam. Fosil konusu, siz tabii ki çok üzerinde duruyorsunuz, 350 milyon tane fosil var günümüzde. Bunların hepsi ara geçiş formlarının olmadığını kanıtlıyor. Ancak biz bugün biliyoruz ki bilimsel olarak ara geçiş formu Allah’ın yaratmasının dışında kesin olarak olamaz. Şundan dolayı olamaz, doğada genetik canlıların genleri var, DNA’nın üzerindeki genetik yapıları. Hiçbir şekilde yeni gen ekleyen, yeni genetik bilgi ekleyen bir mekanizma yok. Onların öne sürdüğü mutasyon da, tam tersine tahrip edici ve yok edici özelliği var. Nitekim bir bakteri var, dünyanın en küçük bakterisi olarak nitelendiriliyor bu, “Mikro plazma” ismi, daha ikinci bir ismi var ama Latince ismi. O bakteride 600 küsür tane gen var. Bu bir hücredeki en az gen olarak belirtiliyor ama onun da çok kompleks yapısı var. Pardon 400 küsür tane geni var, 500’e yakın geni var. 110 milyon yıllık bir balık var, gösterelim mi Hocam onu?
Bu da 110 milyon yıllık “Tarpun balığı”. Bakın günümüzdeki halini görüyoruz. Şu yüzgeçlerinin yapısına bakalım, bakın çift yüzgeci var alt kısmında, altında nitekim burada da o şekilde. Kuyruk yapısı, baş kısmıyla mükemmel bir şekilde hiç değişikliğe uğramamış ve fosil de son derece iyi korunmuş bir fosil. Bütün omurgasıyla, yüzgeçleriyle başıyla bakın gördüğünüz gibi. 110 milyon yıl hiç değişikliğe uğramaması evrimi yıkan yüz milyonlarca kanıttan bir diğeri olmuş oluyor inşaAllah. Siz söylemiştiniz Hocam, hiç fosil getirmiyorlar, siz de fosille delil ortaya koyuyorsunuz maşaAllah Hocam.
Genetik bilgi ekleyen bir mekanizma yok.Bir bakteri de deney yapıyorlar, ki bu İnsan Genom Projesini yapan en üst düzeydeki İnsan Genom Projesinin yetkili kuruluşu Craig Venter Enstitüsü Amerika’da, bakterinin bu 480 tane yaklaşık geninden, 380 tanesinin yapılan suni onlar mutasyon meydana getiriyorlar. Bir harf ekliyorlar genlere, 380 tanesinin hayati olduğu ortaya çıkıyor. Yani herhangi bir mutasyon olduğunda, harf eklediklerinde bakteriyi öldürüyor, 380 tane gende yapılan tek bir harf değişikliği. Kalanları ise sakat bırakıyor. Yani kendi elleriyle yaptığı deneyle, mutasyonun zaten öldürücü ve sakatlayıcı olduğunu ispatlamış oldular, bu şekilde inşaAllah Hocam. Bir bakteri bile, ki bakteri de çok hücreli canlılarda daha da büyük tahripat meydana getiriyor, mutasyonlar. Çünkü bir tek gen, birden fazla özelliği kontrol ediyor. Dolayısıyla daha kompleks yapısı var, herhangi bir mutasyon daha da derin etkiler meydana getiriyor. Yani hiçbir şekilde yeni bir genetik bilgi ekleyen, evrimin gerektirdiği mekanizma olmadığı ispatlandı. Bundan dolayı zaten Richard Dawkins 17 saniye havaya bakıyor, bu soru sorulduğunda. “Faydalı mutasyon var mı” dendiğinde.
ADNAN OKTAR: Bunların en ağırına gidecek şey sürekli evrime vurmaktır. Komünizme, Marksizme, Stalinizme, anarşizme sürekli eleştiri getirmek, doğrusunu anlatmak, bilimsel olarak analiz yapmak, bu anlattıkların müthiş rahatsız ediyor, o yüzden de karşı atağa geçtiler, inşaAllah. Gazetelerde son zamanlarda gördüğünüz dine, Allah’a yönelik saldırıların sebebi, bizim yaptığımız ataktır. Karşılıklı iki tarafın bir mücadelesi var. Yani iki zıtlığın.
Devam et.
OKTAR BABUNA: İnşaAllah Hocam. Bir sinekle ilgili film var. Onu göstermem uygun olur mu? Çok yakın plan, büyük büyütmeyle çekmişler. Yapısındaki mükemmelliği göstermişler Hocam.
ADNAN OKTAR:Tamam bakacağım, inşaAllah.
OKTAR BABUNA:Sizin ‘Sivrisinek’teki Mucize’ kitabınız var. Aynı zamanda ayetlerde de dikkat çekiliyordu Hocam. Evrimciler de ara geçiş formları olmadığı için sürekli sahtekarlık yapıyorlar ve hayali çizimler meydana getiriyorlar. Nitekim siz bunlardan iki tanesini, hemen Hocam yakalarına yapıştınız tabiri caizse, özür dilettiniz. İda ve Ardi denen fosiller bunlar. Dünya çapında özür dilettiniz ama. Hem Türk basını, hem dünya çapında, NewYork Times, BBC gibi dev haber kuruluşları, diğer haber kuruluşları, haber yapmışlardı. İda denen fosilin dünyanın 8. harikası olduğunu ki tam maymun fosiliydi siz bunu söylemiştiniz. Dediniz ki; “bu bir Madagaskar maymunun, soyu tükenmiş bir lemur fosilini, bunu alıp insanın atası gibi tanıtmaya çalışıyorlar” diye siz cevap vermiştiniz.
ADNAN OKTAR:Yani insanlara bunu yutturmaya çalıştılar. Ben de onlara onu kusturdum, değil mi? Bir daha da yalan söyleyecek halleri kalmadı, inşaAllah.
OKTAR BABUNA:Hemen özür dilediler. “Pardon” dediler, hem New York Times, hem BBC, hem de yerli basında çıktı bu.
ADNAN OKTAR:Nezaketiyle yalan söylediklerini açıklamış oldular değil mi?
OKTAR BABUNA:Evet, inşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR:Peki öyle ümüklerine çökmeseydik, yani ilmi anlamda susacaklar mıydı?
OKTAR BABUNA:Susmazlardı, 50 yıl bunu bu şekilde...
ADNAN OKTAR:Bunu yedireceklerdi kendilerince değil mi? Kardeşim işte ilmi yönden biz ümüğüne çöküyoruz inşaAllah. Çöktükçe de böyle ciyak ciyak sesler çıkartıyorlar ve yalanlarını itiraf ettiriyoruz bir bir. Şimdi bak göğüslerini gere gere artık yalan söyleyemiyorlar. Her seferinde rezil kepaze ediyorum her seferinde, dünya çapında ama. El Cezire’ye de çıktım, yalanlarını yüzlerine vurmuştum dünya çapında, ondan sonra iyice tırstılar.
ALTUĞ BERKER:Daha evvel 40 yıl o Piltdown Adamı’nın sahtekarlığını yaptılar Hocam. Siz bunları açıklamasanız dediğiniz gibi hakikaten 50 yıl belki yapacaklardı.
ADNAN OKTAR:Ben o zaman olsaydım, o Piltdown Adamı’nın o kemiklerini onlara toz yapıp yemek üzerine içirirdim de, ama şu an elime geçtiler inşaAllah.
OKTAR BABUNA: 1950’lerde olmuştu Hocam.
ADNAN OKTAR:Şimdi kirli halı gibi dövüyoruz inşaAllah. Tozlarını çıkarıyoruz inşaAllah. Eskiden mahallelerde halıları sererlerdi, ipe asarlardı, odunla vura vura tozunu çıkarırlardı. Biz de bunları kirli halı gibi şimdi odunla vura vura tozlarını çıkarıyoruz inşaAllah.
OKTAR BABUNA:Siz ayrıca bu Ardi denen fosil için de özür dilettiniz. Yine bir özür dileme oldu yakınlarda. Onların ünlü önde gelen paleoantropologlarından bu konunun uzmanı, o da söylemeye başladı. Bu Ardi de maymunmuş, maymuna daha yakın diye böyle -ki 94 yılında buldukları bir fosildi. Tam 16 yıl beklediler bunu açıklamak için. Onu da siz daha iyi bilirsiniz, şundan yapıyorlar Hocam. Çok sıkıştılar, siz bayağı bir daralttınız böyle. Artık can havliyle bir şey ortaya çıkarmaya çalışıyorlar, 16 yıl önceki fosile sarılmaya kalktılar, onu da yutturdunuz maşaAllah Ardi fosili. Onu da bitirdiniz.
ADNAN OKTAR:Bak hepsi diyorlar, İstanbul’da bizim canımızı yakan bir ateş var, sürekli canımızı yakıyor ve yalan söyleyemiyoruz onun yüzünden diyorlar. Hep cız yapıyoruz dillerine böyle yalan söyledikçe, bir daha da konuşacak halleri kalmıyor. Eskiden tıkır tıkır insanları kandırdıklarını zannediyorlardı. Şimdi hepsini onlara geri aldırttık ve aldırtmaya devam edeceğiz inşaAllah.
OKTAR BABUNA:Zaten Dawkins’in uzaylılar demesi, tamamen sizin vesile olmanızdan. Normalde o tesadüfü deli gibi savunuyordu.
ADNAN OKTAR:Tabii tabii. Uzaylı-muzaylı yoktu. O uzay gemisine sonradan bindi. Uzaylılarla sonradan ahbap oldu. Biz bastırınca kan beynine çıktı Allah-u alem, olan aklı da gitti ondan sonra, yani bir kısmı gitti diyelim, çünkü yine de var biraz aklı, inşaAllah. Onunla idare ediyor şu an.
OKTAR BABUNA: İnşaAllah Hocam. Zaten Roma’da da Douglas Futuyma sizin adınızı duyunca bembeyaz oldu, daha sonra da kürsiden kaçmıştı zaten inşaAllah. Yani sadece sizin adınızı duymakla oldu bu. Demek ki sizi görse bayılır Allahualem Hocam.
ADNAN OKTAR:Ne yapıyoruz, ara mı veriyoruz?
SUNUCU:Ara vermeden önce tekrar hatırlatalım. Bütün soru ve görüşlerinizi ahirzamansohbetleri@hotmail.com adresinden ulaştırabilirsiniz. Şimdi kısa bir aramız var. Yayınımıza tekrar kaldığımız yerden devam ediyoruz.
ADNAN OKTAR:Bu Ertuğrul Özkök’ün yazısı geldi. Ne diyor? “’Yaratan’” bize ‘Yaratılış efsanesi’ni, araya kimseyi koymadan, bizzat kendisi, kendi alfabesi ile iletiyorsa,” bir kere efsane değil. Gerçek anlatır Cenab-ı Allah, Allah efsane anlatır mı? Gerçeği anlatır. “Araya kimseyi koymadan, bizzat kendisi, kendi alfabesi ile iletiyorsa” Allah zaten ben bildireceğim diyor ayette. “Dış alemde, ufuklarda benim ayetlerimi göreceksiniz, bilip tanıyacaksınız” diyor Allah. Bu olacak diyor. Yani zaten gezdiğinizde, dünyaya baktığınızda benim alametlerimi, yaratılışı göreceksiniz ve dikkat edin diyor. İnceleyin, araştırın bunları göreceksiniz, diyor. Çok fazla ayet var, inşaAllah. “Peygamberlerin bize ilettiği “Kutsal Kitaplar” ne?” İşte Kutsal Kitap’ta bu anlatılıyor zaten. Allah ben ayetlerimi dış aleme koyacağım, dış aleme yerleştireceğim, siz de bunları görüp, bilip tanıyacaksınız diyor. Bunu Kitab’a yazıyor, Kitap’tan da biz bunu okuyoruz. Ama Kitap’ta ahlak kaideleri de anlatılıyor, dış alemi biz kayanın üzerinde, kayadan anlamayız. Kayadan biz yaratılışı anlarız, kayadaki fosillerden şundan bundan. Ama ahlakı anlamayız değil mi? Helali haramı anlamayız. Helali haramı bize bildirecek bir hüküm gerekir. Onu Allah bize Kitap’la bildiriyor. “Allah Kendisi anlatıyorsa, Peygamberler kim?” Kendi de anlatıyor, ayrıca Peygamberleriyle de anlatıyor. Peygamberlerine vahyeden de Allah’tır. “Tanrı’nın elçisi mi, yoksa ‘İnsan aklının ürünü mü?’” İnsan aklının ürünü olacağından şüphe ediyorsa, kendisi Kuran’dan herhangi bir tane ayet yazsın, bir tane. Bak Kuran’da Cenab-ı Allah onlara açık izahta bulunuyor, diyor ki; “eğer Kuran’a inanmıyorsanız, O’nun bir benzerini getirin” diyor Allah. Bir benzerini yazın. “Yapamazsınız” diyor Allah. “Yapamayacağınıza göre iman etmeniz gerekir” diyor. 1400 sene önce Ertuğrul Özkök zamanın izafi olduğunu bilebilir miydi? Kuran bildirdi bize, değil mi? Kainatın yoktan yaratıldığını Ertuğrul Özkök bilebilir miydi? Allah diyor ki; “Ben yoktan yarattım” ve modern bilim bunun doğru olduğunu şu an kabul etti. Allah’ın dediğinin doğru olduğunu kabul etti değil mi? Dünyanın üstünün dumanla, bulutlarla kaplı olduğunu, her yerin gazlarla kaplı olduğunu Kuran söylüyor. Bunu Ertuğrul Özkök bilebilir miydi? 1400 sene sonra bilim, Kuran’ın dediğini kabul etti değil mi? “Yerle-gök bitişikken birbirinden ayırdık” diyor. Atmosferin daha önce yeryüzünün üstünde olduğunu, sonradan ayrıldığını Ertuğrul Özkök bilebilir miydi? Kuran bunu bize bildiriyor işte, 1400 sene öncesinden ve bunu bilim 1400 sene sonra öğrendi. Ve böyle yüzlerce bilimsel gerçeği Kuran bize bildirmiştir. Aynısıyla doğru çıkmıştır. Doğrusu, bu tip eserlerden etkileniyor olması, benim kanaatim cahilliğinden, az kitap okumuş olmasından. Kuran’ı bir kere baştan sona okuması lazım, benim kitaplarımı bir okusun değil mi? Merak ettiği soruları da bize sorsun, göndersin, anlatalım. En kolay konuları bile bakın bilmiyor. Kuran’ın dış alemde bize Allah’ın ayetlerinin olduğunu bildirdiğinden haberi yok, bunu bilmiyor. Bunu şu an öğreniyor. Ve bunu bilmemesi de diğer konuları da bilmediğini gösteriyor. Ama bilmemesi değil de, öğrenmemesi suçtur, araştırmaması suç olur inşaAllah. Evet, devam edelim.
OKTAR BABUNA: İzleyici mektubu var Hocam, okuyayım mı onu. “Selamun aleyküm çok saygıdeğer, sevgili Hocam.”
ADNAN OKTAR:Aleyküm selam ve rahmetullahi ve berakatühü.
OKTAR BABUNA: “Sunucu ve diğer konuk kardeşlerimiz. Eski çağlarda kabartmalı olarak yapılmış uçak, helikopter resimlerinde bizim dikkatimizi bir husus çekti. O kabartmalarda İLM yazısı ve HY yazısı da var. Çok ilginç bir tevafuk maşaAllah. Cümlenize hayırlı geceler. Yüce Rabbimize emanet olmanız dileğiyle Hocamız inşaAllah. Selim” demiş inşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR:Nerede yazıyor?
OKTAR BABUNA:Bu dün gösterdiğimiz kabartmalar Hocam, tapınaklardan alınan.
ADNAN OKTAR:Evet şu helikopter resmi demiştik. Ama şu tank hakikaten, bak namlusunu görüyorsunuz değil mi? Üst korumasını görüyorsunuz, vücudu, gövdesi, tam tank. Şu da zeplin efendim, denizaltıyı da andırıyor biraz, uçağı da andırıyor, o tarz bir şey. Ama şu helikopter, net görünüyor. Nerede HY?
OKTAR BABUNA:Hocam burada, şu bir, görüldüğü gibi H harfi. Hakikatten benim de şimdi dikkatimi çekti Hocam. Bu da Y harfi Hocam böyle, tam bir Y, şu Y. HY harfleri var maşaAllah.
ADNAN OKTAR:Ama o Mısır yazısı herhalde o da, benziyor yani.
OKTAR BABUNA: Çok andırıyor Hocam. O da dikkatini çekmiş onların. Burada da Hocam, bunu bir İ harfi olarak, hakikatten İ’ye benziyor şu şekilde, böyle alındığında.
ADNAN OKTAR: Hayır şu birinci harfi almış anladığım kadarıyla. Şu gövde, şu İ, evet öyle majeskül harf gibi almış, süslü harf.
OKTAR BABUNA: İ, L, bunu da M harfi olarak
ADNAN OKTAR:İLİM mi olmuş oluyor.
OKTAR BABUNA:İLİM, siz daha iyi bilirsiniz inşaAllah.
ADNAN OKTAR: HY ne oluyor?
OKTAR BABUNA:Harun Yahya.
ADNAN OKTAR:Canım Harun Yahya şart mı? Mesela başka cümleler de olabilir. İlla ki siz hüsn-ü zan ettiğiniz için konuyu oraya getiriyorsunuz.
OKTAR BABUNA:Daha yakından da görülüyor Hocam, daha net.
ADNAN OKTAR: Evet, HY harfi var doğru. Orada da İLİM kelimesi böyle italik harf gibi yahut o tarz bir stilde, öyle bir görünümü var, evet. Çünkü L’nin karakterinde uzatma olduğuna göre İ’yi de o şekilde düşünmüş olabilirler.
OKTAR BABUNA:Ama hakikaten Hocam söyleyince, benim de dikkatimi çekmemişti, tam benziyor maşaAllah.
ADNAN OKTAR:Muhtemelen o devirde Hz. Hızır (a.s.)’ın talebelerinden birisi Firavun’un taş oymalarında işçi olarak çalışıyordu muhtemelen, işçi olarak görvliydi. O gelecek çağlara bir alamet, bir işaret bırakmak istedi anladığım kadarıyla, yani sonraki nesillere, bunu ben yazdım gibi, onun imzası olmuş o. Çünkü Hz. Musa (a.s.)’nnın kavminden çok kişi köle olarak çalışıyordu Firavun’un mabedlerinin yapımında ve taş işçiliğinde, taş oymalarında çalışıyorlardı. Birçok taş işçisi vardı. Biliyorsun Hz. Hızır (a.s.) de taş ustasıydı, duvarcı ustasıydı, taş ustasıydı. Belki onun talebelerinden birisi, belki değil de, öyle gibi görünüyor inşaAllah. Üç bin yıl öncesinden, üç bin küsur yıl öncesinden, bu çağa bir işaret bırakmış. Biz her şeyi biliyoruz gibisinden inşaAllah, oraya kayaya yazmış. Diğer Firavun işçileri de çalışmışlar, ama oraya ayrı bir yerde üst kısmında, bu sütunun en üst kısmında, ben biliyorum, yani yüksekçe bir sütun bu, çok yüksek bir sütun. En üst kısmında hiç dikkat çekmeyecek, insanların müdahale edemeyeceği bir yere bunu yazmış, bunu nakşetmiş ve bu asıra kadar da gelmiş.
OKTAR BABUNA:MaşaAllah Hocam. Zaten Hocam diğerlerinin hepsi çizim, sadece bu kısmı yazı, dediğiniz gibi. Bunların hepsi şekil yapmış buraya normalde, yazı olmayabilirdi, siz daha iyi bilirsiniz inşaAllah. Sadece buraya dediğiniz gibi yazı konmuş özel olarak sanki. Sanki değil inşaAllah, dediğiniz gibi inşaAllah, maşaAllah.
ADNAN OKTAR: Öbür işaretlerde de bayağı bir anlam vardır, aslında dikkatlice incelemek lazım bu bloğu olduğu gibi, daha detaylı. Çünkü aynı usta yapmış bunu anladığım kadarıyla. Batın ilmine sahip bir usta olduğu izlenimini veriyor. Çünkü Hz. Hızır (a.s.)’ın talebeleri her yerdeydiler. Biliyorsun Firavun’un sarayında da var, Kuran’da da geçiyor ya, “koşarak bir adam geldi” diyor, o da Hz. Hızır (a.s.)’ın talebesi ve tam iman ehli. Hz. Musa (a.s.)’dan yana tavır koyuyor, yani ondan çekiniyorlar sarayın içerisinde. O da orada, bunu orada nakşetmiş veya nakşettirmiş gibi görünüyor. Ama damga Hızır (a.s.)’ın damgası gibi, hissediliyor yani üsluptan görünümden, anlaşılıyor yani inşaAllah.
Hz. Mehdi (a.s.) hakkında bak diyor ki, dün de okumuştum bunu “Hz. Mehdi (a.s.) yeşil gözlü” diyor. Hz. Ali (r.a.) de öyledir, yeşil gözlüdür Hz. Ali (r.a.) inşaAllah, ela yeşil arası. Ama Hz. Mehdi (a.s.) için doğrudan “yeşil gözlü” diyor. Hz. İsa (a.s.) da gri gözlüdür inşaAllah, o da açık renk gözlü. Bak “Hz. Mehdi (a.s.) yeşil gözlü, hilal kaşlı, kalkık burunlu, sık sakallı, sağ yanağına doğru sakalsız” diyor, yani sakalları ince. Bunu başka bir şeyde de açıklıyor zaten, başka bir rivayette de açıklıyor. Mesela bak hadiste diyor ki; “burnu küçüktür, tam köprü bölümünde çok küçük bir çıkıntısı vardır.” başka bir hadiste. “Hz. Mehdi (a.s.)’nin saçı sıktır, alnı geniştir, alnında hafif bir iç bükeylik vardır” diyor, yani düz giderken hafif bir içe doğru bombe, yani “kaş hizasında bir iç bükeylik vardır” diyor. Efendim “orta boylu, esmer, ‘meczum,’ hafif sakallı,” sakalları hafifmiş Mehdi (a.s.)’nin. “’Kevsec,’ sakalı yanlarda az,” yani iki tarafında az, “aşağı tarafı uzun.” Yani çene tarafı daha uzun diyor rivayette. Olan bir evet, “beyaz elbiseli,” evet. Ahir zamanda, komünizm sahte Mehdi (a.s.) olarak ortaya çıkacaktır. Mehdi (a.s.) nasıl sosyal adalet getirecek, barış getirecek, kardeşlik getirecek, komünizm de yine Mehdilik ile ortaya çıkacaktır, barış ve kardeşlik getirecek diye, ama kan dökerek, zulüm yaparak ve acı vererek. Mehdi (a.s.), damla kan akıtmıyor bak. Deccal oluk oluk kan akıtıyor, komünizm oluk oluk kan akıtıyor, ama Mehdi (a.s.) damla kan akıtmıyor. “Uyuyan kişiyi uyandırmaz” diyor, onlar bombalarla yer yerinden oynatıyorlar. “İnsanların burnunu dahi kanatmaz” diyor, onlar insanı paramparça kan revan içinde bırakıyorlar. Yani sahte Mehdi (a.s.) iddiası ile çıkar. Ahir zamanda, var ya hadislerde, sahte Mehdiler türeyecek demişlerdi, Karl Marks, Lenin bunlar da sahte Mehdilerdir, sahte Mesihlerdir inşaAllah.
“Deccal ismi decele kökünden gelen yalancı, hilekar, zihinleri, gönülleri, iyiyi ve kötüyü, hak ile batını karıştıran, bir şeyi yaldızlayıp gerçek yüzünü gizleyen, bucak bucak her yerde dolaşan, müfzit, fesatlaştıran ve kötü kişi anlamına geliyor.” diyor sözlük anlamı bak. “Yalancı ve hilekar,” komünizm ve materyalizm yalancı ve hilekar mı? Bak tam deccal vasfı, yalancı ve hilekarlar. “Zihinleri, gönülleri, iyi ve kötüyü, hak ile batını karıştıran.” İyi ve kötüyü karıştırıyor mu? Mesela sosyal adaletle barış iddiasıyla çıkıyor, ama zulüm ve kan döküyor. “Sosyal adalet” diye çıkıyor, tam aksini yapıyor ve insanlara ızdırap içinde, perişan bir hayat yaşatıyor. “Hak ile batını karıştıran,” işte dediğim gibi. Barış ve sevgiyle ortaya çıkıp, zulüm ve ifsadla neticelendiren. “Bir şeyi yaldızlayıp gerçek yüzünü gizleyen.” Mesela Darwinizm’i çok şaşaalı gösteriyor. Kitaplar hazırlıyorlar. Bilimsel formüller, profesörler üniversiteler kuruyorlar, insanlar da bir şeyler var zannediyor. Halbuki baştan sona kadar sahtekarlık ve yalan üzerine kurulu. Bak ne diyor? “Bir şeyi yaldızlayıp, gerçek yüzünü gizleyen.” “Bucak bucak her yeri dolaşan.” Bütün dünyayı dolaştı değil mi? Komünizm de, Darwinizm de bütün dünyaya yayıldı ve hakim oldu. “Müfsid, ifsad eden.” Fesatlaştıran, kötü kişi anlamındadır diyor. Mesela Stalin, Lenin, Marx’ın özellikleri. Bak hadiste diyor ki; “deccal çıktığı vakit, beraberinde su ve ateş vardır. Ancak halkın ateş olarak gördüğü tatlı sudur.” Yani Hz. Mehdi (a.s.)’yi, Mehdiyet’i, İslam’ı, Kuran’ı o ateş gibi gösterecek. “Ancak halkın ateş olarak gördüğü tatlı sudur.” Çok güzel bir sudur diyor Mehdiyet, İslam, Kuran. Ama insanlara ateş gibi sunulur diyor, yani çok acı verecek bir şeymiş gibi sunulur. “Halkın su olarak gördüğü ise.” Yani halkın eğlendirici, rahat ve güzel olarak gördüğü ise, yakıcı ateştir diyor. Bilimsel olarak gördüğü, doğru olarak gördüğü, yan, Darwinizm, materyalizm, komünizm ise yakıcı ateştir. Sizden kim o güne ererse, halkın ateş olduğunu gördüğüne düşmeye kabul etsin. Ateş gibi gösterilene gidin diyor. Deccaliyet, basın, gazete ve televizyon kimi kötülüyorsa, kimi anormal ve yanlış gösteriyorsa Müslüman olarak, onun yanına gidin, doğru olan odur diyor. Yani deccalin zıddını yapacaksınız diyor. Deccal birisine kötü diyorsa, o iyidir diyecek kişi. İyi diyorsa, mutlaka kötüdür, ona göre dikkat edeceğiz inşaAllah. Küfre hizmet eden, ateist masonlara hizmet eden, zulme hizmet eden, basın olsun, televizyon, radyo, her ne olursa olsun, yani medya, ateş olarak bir şeyi gösterdiğinde, bak ona düşmeyi kabul edin” diyor, “kabul etsin” diyor. “Çünkü o tatlı, soğuk sudur.” Nerede geçiyor bu? Buhari’de sahih hadis kitabı. (Buhari, Fiten 26, Enbiya 50; Müslim, Fiten 105, (2935); Ebû Dâvud, Melâhim 14, (4315)) “Şüphesiz beraberinde bir Cennet ve Cehennem (diye isimlendirdiği iki ırmak) bulunması da onun fitnesidir. Aslında Cehennemi bir Cennet olup, Cenneti de bir Cehennemdir.” Mesela esrar tekkeleri şunlar bunlar, yahut işte komünist veyahut faşist, yahut kan dökücü her türlü sistem, aslında bir Cehennemdir diyor. Müslümanlığı da Cehennem gibi gösterir, ama aslında bir Cennettir diyor hadiste. Bak “Aslında Cehennemi bir Cennet olup, Cenneti de bir Cehennemdir”.(İbn-i Mace, 4075, 4076; Tırmizi, Fiten: 59, no.2240, 4/510) Sahih hadis kitapları. “Komünizm, sosyal adalet ve halkların kardeşliği iddiasındadır.” Bu bir yalan ve aldatmaca oluyor. “Ancak aslında insanları sömüren ve toplumları çatıştıran bir ideolojidir.” Sel gibi kan akıtılmasına ve zulme sebep olan bir ideolojidir. “Komünist sistemde insana değer verilmez. Zaten sürüde çok var, bir tane kaybolsa bir şey olmaz mantığı geçerlidir.” Bu komünistlerin ifadesidir.
“Selamün aleyküm seyyid Hocam.” diyor. Ve aleyna aleyküm selam ve rahmetullahi ve berekatühü. Bir hesap yapmış kardeşimiz. Var ya ayet, şeytandan Allah’a sığınırım “Ey Peygamber, Müminleri savaşa karşı hazırlayıp teşvik et. Eğer içinizde sabreden 20 kişi bulunursa 200 kişiyi mağlup edebilirler. Eğer içinizde 100 sabırlı kişi bulunursa kafirlerden 1000’ini yener. Çünkü onlar gerçeği kavrayamayan bir topluluktur.” Bu ayetten ebcedle 1980 tarihini çıkartmış kardeşimiz. Almanya’dan Onur isimli bir kardeşimiz. Yazın da gelmek istiyormuş. E gel bakalım Onur Paşa, inşaAllah.
Şeytandan Allah’a sığınırım. Bir başka kardeşimiz bir ayet yazmış. “Selamün aleyküm.” Aleyküm selam ve rahmetullahi ve berekatühü. “Muhterem Hocam sizden Hz. Süleyman (a.s.) hakkında bilgilenmek isterim. Hıristiyanlar Hz. Süleyman (a.s.) hakkında diyorlar ki, hayatının son yıllarında (haşa) sapkın olmuştu. Diğer putperest insanlara müsaade ediyordu. Şahsen bir sempatisi vardı. Onun eşleri de, 1000 tane eşi vardı.” Doğru 1000 tane eşi var. 1000 tane değil, 300 eşi 700 tane de cariyesi vardı. Gani gani helal olsun. Benim de kızım olsa, ben de verirdim, maşaAllah. 300 eşi 700 tane de cariye. Allah’ın tecellisi olarak alıyor onları. Yani milletin aklı başka bir şeye gitmediği için şaşırıyorlar. Milletin derken, yani belirli bazı kişilerin. O hayvanlara karşı da sevgi doluydu, karıncaları bile seviyordu, karıncalara şefkatliydi. Onları ezmemek için özel önlem alıyordu, karıncayı ezmemek için. Eşlerine de Allah’ın tecellisi olarak hayranlıkla bakıyordu, aşkla, tutkuyla bakıyordu ve hepsi aşıktı ona eşleri. 1000’i birden aşıktı. Allah rızası için evlendiler, aşkla evlendiler, kimse onları zorlamadı ki. Yalvardılar, Allah rızası için al dediler Hz. Süleyman (a.s.)’a, o da Allah rızası için aldı, Allah’ın tecellisi olarak. O onlara aşıktı, onlar da onlara aşıktılar. “1000 tane eşi vardı. Lütfen bu konuda bizi bilgilendirir misiniz aziz Hocam?” diyor. “Bana çok tuhaf geldi. Peygamberler Allah’ın emanı altındalar, asla sapmazlar biliyorum” Doğru. Niye inanırsın ki ipsiz sapsız adamlara yani böyle? Kuran’a tabi olsana, hadise tabi olsana inşaAllah. “Allah sizden razı olsun. Aleyküm selam. Mikail kardeşimiz.” Fransa’dan yazmış. Hz. Süleyman (a.s.)’ı eğer Tevrat’tan öğrenmek istiyorsan, bak madem kafan bulanıyor değil mi? Kuran’a baksan, zaten kafan bulanmaz, müthiş seversin Hz. Süleyman (a.s.)’ı, hayran olursun. Kuran’dan öğrensene doğrusunu. Hadi dedin ki ben Tevrat’tan dolayı kafam bulandı demek istiyorsan, Tevrat’ın bir kısmı tahrif olmuştur. Ama Süleyman (a.s.)’ı, Hz. Süleyman (a.s.)’dan öğrenmek istiyorsan, aç “Süleyman’ın Mesellerini”, ne kadar takva, ne kadar nezih, ne kadar Allah’tan korkan, ne kadar akıllı, ne kadar mükemmel olduğunu, hayranlık içinde göreceksin. Ama aralara ufak tefek ilaveler yapmışlar, onu Kuran ile temizleyeceksin, Kuran ile. Kuran ayetlerine bakacaksın, diyeceksin bu Kuran’a uygun değil, bunu buraya koymuşlar, onu alacaksın. Kuran zaten Tevrat’ın tahrif olduğunu söylüyor, Cenab-ı Allah Kuran’da. Kuran bunu bize bildiriyor Cenab-ı Allah’ın dilemesiyle. Dolayısıyla Cenab-ı Allah bize Kuran’da bildirdiğine göre, oradaki ölçümüz Kuran olacak. Ama Süleyman’ın Mesellerine baktığımızda, nefes kesici bir akıl, üstünlük, nezaket, Allah korkusu ve Allah sevgisi görüyoruz. Allah’tan müthiş korktuğunu Hz. Süleyman (a.s.) açık açık ifade ediyor. Allah’a ne kadar titiz olduğunu, Kitap’a ne kadar titiz olduğunu, Allah’ın hükümlerine nasıl hayran olduğunu ve nasıl taviz vermeden İslam’ı yaşadığını çok detaylı anlatıyor Süleyman’ın Meselleri’nde Tevrat’ta. Orada hiçbir yerde Hz. Süleyman (a.s.)’ın ahlakına ve kişiliğine yönelik en ufak bir ifade bulamazsın. Var bazı yerler diyorsan, o alkol almış bazı hahamların, bulanık kafayla oraya ilave ettiği yazılardır. Rahiplerde de oluyordu o, Hıristiyan rahiplerde de. Çok özür dilerim içiyor şarabı kafa gidiyor dümdüz oluyor, adama kalemi veriyorlar, yaz diyorlar yazıyor, o anda aklına artık ne gelirse. Peygamberler hata yapmaktan münezzehtirler. Çok mükemmel ve nezih insanlardır. Kafanın bulanacağı hiçbir şey yok. Dolayısıyla Kuran’dan ve Kuran’ın temizlediği yerlerden konuyu öğreneceksin inşaAllah. Ne yap onun için? Mesela bak “Tevrat’tan Hikmetler ve Güzel Öğütler”, mesela bak bu kitap Tevrat’tır. Tevrat’ın tahrif olmuş kısımlarını biz çıkarttık, arı ve duru Kuran’a uygun Tevrat hükümlerini bu kitabın içine koyduk, aç buradan oku. Bismillah, açtım herhangi bir yer. Bak maşaAllah, maşaAllah, ne diyor? 1. Krallar, “Bütün Krallıkları Hz. Süleyman yönetiyordu” diyor. Bak herhangi bir sayfa açtım, orası çıktı. “Her tarafta barış vardı.” diyor, barış. Görüyor musun asrın Mehdisi’ni, o devrin Mehdisi’ni, her yerde barış, kan yok. “Kötülük tasarlayanın yüreği hileci, barışı tasarlayanın yüreği ise sevinçlidir.” Süleyman’ın Meseleleri’den, bak kendi ifadesi Hz. Süleyman’ın, ki burada çok ayrı konular var, mesela hiç Hz. Süleyman (a.s.)’dan bahsedilmiyor bu kısımda. Ama bak açtık, tam Hz. Süleyman (a.s.) ile ilgili kısım çıktı değil mi? Hz. Süleyman (a.s.) ona cevap veriyor işte bak, maşaAllah. Bak; “kötülük tasarlayanın yüreği hileci, barışı öğütleyenin yüreği ise sevinçlidir.” Demek ki, kötülük tasarlayanın yüreği, neyin? Deccalin yüreği hileci, demin anlatmadık mı deccalin hileci olduğunu. Bak onun hileci olduğunu söylüyor. Barışı öğütleyenin yani Mehdi (a.s.)’nin de yüreği sevinçlidir diyor. Mehdi (a.s.)’yi tarif ediyor. O da kendi devrinin Mehdisi. “Rab verdiği söz uyarınca Süleyman (a.s.)’a bilgelik verdi, bilgelik” bilgeydi diyor Allah. Süleyman (a.s.)’la Hiram arasında barış vardı. Bu Hiram da, o da Allahu alem benim gördüğüm Hz. Hızır (a.s.)’ın talebelerinden. Fazla da şimdi detaylandırırsak olay bambaşka yere girer, onun için bu kadarla bitirelim. “Aralarında bir anlaşma yaptılar.” Kardeşimize herhalde şu an bu kadarlık yeter.
OKTAR BABUNA:Hakikaten mucize Hocam tam o bölümün denk gelmesi, hakikaten yok başka Hz. Süleyman (a.s.) ile ilgili, bu kadarlık bir bölüm inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Hayır var da, oranın çıkması çok acayip. Birçok yerde var.
ALTUĞ BERKER:Siz daha iyi bilirsiniz Hocam inşaAllah, Hz. Süleyman (a.s.) ile Hz. Mehdi (a.s.) aynı hadiste beraber zikredilmiş Peygamber Efendimiz (s.a.v.) tarafından.
ADNAN OKTAR:Hz. Süleyman (a.s.) gibidir diyor Hz. Mehdi (a.s.). Peygamberimiz (s.a.v.) söylüyor.
OKTAR BABUNA:Ayrıca sizin kitabınız var Hz. Süleyman (a.s.) kitabı, onu da okuyabilirler inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Tevrat’ta Hz. Mehdi (a.s.) çok övülüyor. Tabii üstünlük Allah katındadır ama çok büyük bir insandır Hz. Süleyman (a.s.) da Hz. Mehdi (a.s.) da inşaAllah.
ALTUĞ BERKER:Ayette Allah övüyor Hocam. Şeytandan Allah’a sığınırım. Hz. Süleyman (a.s.) için “O ne güzel bir kuldu. Sürekli Allah’a yönelip dönerdi” diyor.
ADNAN OKTAR:Mesela bak kardeşimize cevap. Bir daha söyle.
ALTUĞ BERKER: “O ne güzel bir kuldu. Sürekli Allah’a yönelip dönerdi”
ADNAN OKTAR:Şimdi Allah ne güzel bir kuldu diyorsa, bu insanda şirk aranır mı, günahkarlık aranır mı, değil mi? Hep Allah’a yönelip dönüyor. Hep Allah’a yönelik yüzü. Allah’a tam teslim olmuş. Allah övdüğüne göre, demek ki o sözler iftira. Her Peygambere iftira atılmıyor mu? Hz. Mehdi (a.s.)’ye iftira atılmayacak mı? Hz. İsa (a.s.)’ya iftira atılmayacak mı? Atılmadı mı? Demek ki bir iftira sözü bazı kaynaklara girmiş, yahut bazı iftiralar. Buna inanmak yakışmaz. Müslüman diyecek ki: “Bu apaçık bir iftiraydı demeleri gerekmez miydi?” diyor Cenab-ı Allah değil mi? Şeytandan Allah’a sığınırım, Nur Suresi’nde. Bir Mümin hakkında bir iftira duyduğunda insan ne diyecek? “Ya Rabbi beni koru, bize yakışmaz, bana yakışmaz böyle bir şeye inanmak. Ben hüsn-ü zanla bakıyorum, hayır gözüyle bakıyorum, sen zaten hükmünü vermişsin, açıklamışsın ben de Hz. Süleyman (a.s.)’ı aşkla seviyorum.” diyecek inşaAllah.
Bakın Hz. İsa (a.s.) ne diyor Yuhanna bölümünde? “Eğer beni seviyorsanız (Hz. İsa (a.s.)) emirlerimi gözetirsiniz.” Yani emirlerimi yerine getirirsiniz diyor. Madem beni seviyorsunuz, o zaman emirlerimi yerine getirin diyor. “Ben de Allah’a yalvaracağım ve o size başka bir Faraklit gönderecektir.” Bir Mehdi gönderecektir diyor. (Yuhanna; 14:15) “Faraklit öyle bir hakikat ruhudur ki,” Mehdi (a.s.) öyle bir hakikat ruhudur ki, “Rab onu benim ismimle, Mesih (a.s.) olarak gönderecektir.” Kral Mesih, Tevrat’ta Kral Mesih olarak geçiyor. Mehdi (a.s.)’nin diğer adı da Kral Mesih’tir Tevrat’a göre. “O size her şeyi öğretecek ve benim size söylediklerimi de tekrar hatırlatacaktır.” Allah’ın birliğini, Allah’ın hak olduğunu, helale harama dikkat edilmesi gerektiğini, namazı orucu, “ben size ne söylediysem” diyor, bak “benim size söylediklerimi de tekrar hatırlatacaktır.” Yani sizin gizlediklerinizi, size yeniden hatırlatacaktır. (Yuhanna 14:26) “Faraklit” Hz. Mehdi (a.s.) “geldiğinde benim için şahitlik edecektir.” Benim geleceğimi söyleyecek, beni övecek değii mi? Benim yeryüzüne yeniden gelip, Hz. Mehdi (a.s.) ile yeniden hareket edeceğimi söyleyecek. “Benim için şahitlik edecektir ve siz de bana şahitlik edersiniz” diyor. Göreceksiniz siz de beni diyor. (Yuhanna 15:26-27) “Ben size hakkı söylüyorum,” doğru söylüyorum, benim gitmem sizin için hayırlıdır.” Bundan dolayı üzülmeyin rahatsız olmayın, benim gitmem hayırlıdır diyor. “Çünkü ben gitmezsem,” yani Allah’ın katına ben alınmazsam, “Faraklit” Hz. Mehdi (a.s.) “size gelmez.” Çünkü biz birlikte geleceğiz diyor değil mi? İnşaAllah. Çünkü ayete göre Hz. İsa (a.s.)’nın, Hz. Mehdi (a.s.)’ye yardım etmesi gerekiyor. Onun için ne diyor? “Çünkü ben gitmezsem Faraklit size gelmez. Ama ben gidersem Allah size onu,” Mehdi (a.s.)’yi “gönderir.” (Yuhanna 16:7) “Faraklit” Mehdi (a.s.) “geldiğinde bütün alemi hataları sebebiyle kınar.” Yani bütün dünyaya yönelik bir çalışma yapar diyor. Ve dünyadaki bozuk sistemi, bozukluğu kınar ve onları terbiye eder diyor. Anti-Darwinist, anti-materyalist, anti-komünist, anti-faşist, anti-hak olan yönlerini temizleyecek inşaAllah. “Size söyleyecek daha çok sözlerim var. Fakat şimdi dayanamazsınız.” diyor. Batına yönelik, derin ilimlerle ilgili olduğu için buna dayanamazsınız, söylemeyeyim diyor, veyahut bildiği bazı bilimler, ilimler. Yani onların dayanamayacağı bazı bilgiler, muhtemelen batın ilmiyle ilgili. “Fakat o hakikat ruhu,” Mehdi (a.s.) “gelince, size hakikate yol gösterecek.” Hakikat nedir? Kuran, Hakk, “yol gösterecek. Zira kendiliğinden söylemeyecektir.” Neye dayanarak? Kuran’a dayanarak söyleyecektir. “Fakat her ne işitirse söyleyecek.” Yani nerede okursa, nerede bir bilgi olursa, onu size aktaracak. “Ve gelecek şeyleri size bildirecektir.” Yani Ahir zamanda olacak şeyleri size bildirecektir. Nereden bildirecek? Peygamber (s.a.v.)’den aldığı bilgiyle bildirecek, Kuran’dan aldığı bilgi ile bildirecek inşaAllah. “Mesih şöyle dedi: ‘Artık ben sizinle çok söyleşmem. Çünkü bu alemin,” bütün dünyanın, “lideri geliyor.’” Yani Hz. Mehdi (a.s.). ”Bende asla onun nesnesi yoktur.” Ben ona benzemiyorum, ben onun gibi değilim diyor inşaAllah. O dünyanın lideri diyor. Ben onun veziri olacağım diyecek inşaAllah geldiğinde. (Yuhanna 14:30) “Havariler ona Hz. İsa (a.s.)’ya; ‘nerede hazırlık yapmamızı istersin?’” Yani Mehdi (a.s.) nerede çıkacak? İslam ahlakının dünya hakimiyeti nerede olacak? Nerede hazırlık yapalım diyorlar. “İsa (a.s.) onlara, ‘bakın’ dedi, kente girdiğinizde (bir şehirde) karşınıza su testisi taşıyan bir adam çıkacak”. Kova burcuna mensup birisi çıkacak, bir insan çıkacak, şehirde. “O adamı, gideceği eve kadar izleyin.” Onu bırakmayın diyor değil mi? Peygamberimiz (s.a.v.) ne diyor? “Karın üzerinde sürünerek dahi olsa, kışta kıyamette de olsa, yerde sürünerek de olsa peşinden gideceksiniz Mehdi (a.s.)’nin” diyor. Hissettiğinizde, imanın nuruyla fark ettiğinizde, peşini bırakmayın, diyor. “Öğrencilerinden ikisini şu sözlerle önden gönderdi: ‘kente gidin’”. Demek ki büyük bir şehir. “Orada su testisi taşıyan adam çıkacak karşınıza”. Allah sizin karşınıza zaten çıkaracak, diyor. Eğer samimiyseniz, iyiyseniz bak, siz bulacaksınız demiyor, bir adam çıkacak karşınıza, o sizi bulacak zaten diyor, o size kendini gösterecek, hissettirecek, onu izleyin diyor. (Markos, 13.) “Eski çağlardan beri kutsal Peygamberlerin ağzından bildirildiği gibi; kulu Davud (a.s.)’un soyundan bizim için güçlü bir kurtarıcı çıkarttı”. Mehdi (a.s.), Hz. Davut (a.s.)’un soyundan, biliyorsunuz. Bizim için güçlü bir kurtarıcı, bütün dünyayı kurtaracak bir insan çıkardı. “Düşmanlarımızdan, bizden nefret edenlerin hepsinin elinden kurtuluşumuzu sağladı”. Yani komünistlerden, faşistlerden, Darwinistlerden bütün inananları kurtarıyor. İncil’de (Luka, Bap 1, 69 ve 70.)
Oktar Hocam, sen anlat bir şeyler.
OKTAR BABUNA:Estağfurullah Hocam, nasıl uygun görürseniz? İnsülin ile ilgili bir film var, komik canlılar var.
ALTUĞ BERKER:Hocam, siz daha iyi bilirsiniz inşaAllah ama, o Hz. İsa’nın bahsettiği, “kent” dediği şehrin İstanbul olduğuna işaret eden, Kuran’da işari anlamda bir ayet, siz daha evvel okuduğunuzda dikkatimi çekmişti. Arzu ederseniz onu gösterebilirim Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Kaçıncı ayet dedin?
ALTUĞ BERKER: Hocam, ayet numarası 34, sure numarası da 34; o yüzden İstanbul’un kodu olduğu için dikkatimizi çekmişti Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Evet, bunu anlatmıştık daha önce, evet. Şeytandan Allah’a sığınırım. “Biz hangi ülkeye bir uyarıcı gönderdikse, mutlaka oranın 'refah içinde şımaran önde gelenleri': "Gerçekten biz, sizin kendisiyle gönderildiğiniz şeyi tanımıyoruz" demişlerdir. (34. surenin 34. ayeti)
OKTAR BABUNA: İnsülin yapımıyla ilgili ve diyabet hastalığıyla, şeker hastalığıyla ilgili bir film; insülinin vücudumuzdaki görevi, bedenimizdeki görevi. İnsülin, pankreas denilen bir organımız var, midenin de arkasında bulunan, bu şekilde böyle.
ADNAN OKTAR: Buna internet tv’de devam edeceğiz, harunyahya.tv’de.
Ertuğrul Özkök Hocamız bu aralar coştu; sürekli takip edelim ve sürekli cevap verelim, hem bilgisi artsın hem de yanlış bildiği şeylerin doğrusunu öğrenmiş olur. İnşaAllah faydası olur. Ama bir imani bunalımda gibi görünüyor, bilgisizliğinden kaynaklanıyor. Böyle sürekli sorsun, biz de sürekli cevap verelim inşaAllah. Kafasında hiçbir problemi kalmaz inşaAllah. Değil mi, bak, zaten “kozmik fosiller” dediği şeyle, insanlar kainatın yaratılışını, Allah’ın nasıl yarattığını görüyorlar, sanatını görüyorlar inşaAllah.
Başka neler var Oktar Hocam, daha kısa?
OKTAR BABUNA:Kaplan yavrusu besleyen bir köpek var Hocam. Haber olarak vermişler yurtdışında, Associated Press’in haberi. Kaplan kendi yavrularıyla bir gün sonra pek ilgilenmemiş, orada duruyor zaten.
ADNAN OKTAR:O da çok sevimli bir şey.
OKTAR BABUNA:Köpek de onları evlat edinmiş ve emziriyor Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Ama çok güzel, maşaAllah. Köpek de bayağı iyi bakıyor onlara maşaAllah, hem temizliyor.
SUNUCU:“Selamlar saygıdeğer Hocam.”
ADNAN OKTAR:Aleyküm selam.
SUNUCU:“Hocam Kuran’daki şu ayet dikkatimi çekti. Muhammed Suresi, 35. ‘Öyleyse, siz üstün (bir durumda) iken, barışa çağırmak suretiyle gevşekliğe düşmeyin. Allah, sizinle beraberdir; O, sizin amellerinizi asla eksiltmez.’ Hocam bu ayet bana, Darwinistlere karşı sizin yaptığınız gibi mertçe yaratılış gerçeğini savunmak yerine aciz, pasif, teslimiyetçi bir tavır göstererek İslam’da Darwinizmin var olduğunu savunanları hatırlattı. Allah’ın her şeyi “ol” demesiyle bir kerede yarattığı kesin bir gerçek iken, yani bunu savunanlar üstün durumdayken İslam’ı (haşa) Darwinizmle mutabık göstermek şeklinde gevşekliğe düşüyorlardı. Ki siz, İslam’da Darwinizmin hiç yeri olmadığını delilleriyle açıklayıp, onları tam olarak susturdunuz. Hiç kimse Allah’a ve İslam’a yönelik kendilerince bir iftira atamıyor. Hemen karşılarında sizi buluyorlar. İstanbul’dan Boşnak Kübra” Burada bir soru yok ama yöneltmek istedim bunu.
Hocam yakınlarımın beni elçi ettiği soru da şöyle, biri kaderle alakalı, biri hayat, yaşamla. Alnımıza yazılan kaderlerimiz nelerdir? Böyle bir soru var. Bir de bu reenkarnasyon var. Buna insanların, insanoğlunun aynı ruhla dünyaya birçok defa geldiklerini savunan bir düşünce var. Bu doğru mudur, ne derece doğrudur? Bunu öğrenmek istiyorlar.
ADNAN OKTAR:Reenkarnasyon, öldüklerinde olmadığını görecekler. Çok vakit yok zaten, öldüklerinde bir istesinler bakayım geri dönmeyi, dönebiliyorlar mı? Allah diyor; “aralarında bir perde vardır, hiçbir şekilde dönemezler” diyor. Bunun en güzel ispatı, öldüklerinde olacaktır. Eğer dönebiliyorlarsa bir dönsünler, görelim değil mi? O “döneceğim” diyenler yakın bir zaman sonra ölüyorlar yani, duyuyoruz yahut başkası duyar artık, nasip kimeyse. “Arkadaş ben öldüğümde geleceğim, başka bir şekilde başka bir bedene gireceğim, beni git orada gör” der. Biz de gider bir bakarız, bakalım doğru mu dediği. Dönemez. “Doğru mu” derken, doğru olmadığını söylemek için söylüyorum, tabii ki dönemez. Dolayısıyla böyle boş safsatalarla hiç vakit kaybetmesinler, Allah yeteri kadar süre veriyor. Bu süre içerisinde imtihan oluyor ve bitiyor, o kadar, inşaAllah. Çok uzun süre veriyor Allah; 60 yıl, 70 yıl bayağı uzun süredir. Birkaç saat bile uzun bir süredir ki Allah bol bol düşünecekleri kadar vakit veriyor. Zaten Allah diyor; “yeteri kadar size süre verilmedi mi?” diyor Allah ayette, mealen. Bu süreyi boş şeylerle kaybederek değil mi? Bomboş olarak Ahiret’e gidiyorlar. Sonra da yeniden dönmek istiyorlar. Allah; “asla, dönüş olmaz” diyor. “Dönseler yine aynı şeyi yaparlar” diyor Allah. Kader de, senin gelip burada konuşman, kaderde. Onların sana soru sorması kaderde. Benim verdiğim bu cevaplar kaderde. Ben mesela diyorum; 77-78 döneminde Akademi imtihanına girdim, birinci imtihanı bile kazanamadım, kaderde. 78’de gelmeyeceğim demek ki İstanbul’a. Ne zaman gelmem gerekiyor? 79-80 döneminde gelmem gerekiyor. İmtihana girdim, bu sefer de okulu üçüncü kazandım. 20 bin kişinin içinde, 20 binden daha fazlaydı, üçüncü olarak kazandım. Hiç resim çalışması falan yapmadığım halde, herhangi bir faaliyetim de yoktu, lisedeki yaptığım resimler, o kadar değil mi? Mesela Allah birden orada müthiş bir güç ve imkan verdi. O zaman da ben resim çizdim, ama o zaman olmadı, Allah imkan vermedi; ama ikinci girdiğimde. Ne zamanmış? 79-80’de girecekmişim. Daha önce gelmek istedim, Allah onda da bırakmadı. Gitmek istemedim, onda da Allah bırakmadı. Tam ilgili gece, mesela gitmem gereken gece geldim; kaderim öyle. Mesela tam sana soru soracak vakit olmuyor gibiydi ama vicdanen kabul etmedim, “mutlaka bir soru sordurayım” dedim. Çünkü sürpriz sorular, bazen garip bir şey olabiliyor, sen tabii ki öyle bir şey yapmazsın da, ihtiyaten biraz, kasten de beklettim. ‘Ama öyle de olsa gene de açıklarım’ diye düşündüm sonra. O da senin kaderindeydi. Mesela benim bunu düşünmem de kaderimde. Senin o soruyu sorman da kaderinde. Kader değişmez. Arkadaşlarımızın sorduğu da o şekildedir. Mesela Ertuğrul Özkök’ün sözümüzü dinleyip bize sorular sorması da, aslında ben ona kızmıyorum, sorsun, “ilmin başı, sormaktır” derler, bir yönüyle. Soracak, biz de cevaplayacağız inşaAllah. Çünkü biz ona söyledik; “sor” dedik, ondan sonra sormaya başladı. Bu güzel, biz bir şey demiyoruz inşaAllah. Ama şimdi şöyle hatalı oluyor bu; bu geniş kitlelere bunu yazıyor, bizim anlattığımız insanların sayısıyla onu okuyan insan sayısı dengeli olmayabilir. Onun için önce bize sorsun, doğrudan bizim cevabımız yayınlansın. “Ben bunu sordum, Hocamız bunu cevapladı” desin, değil mi? O daha güzel olur, ama böyle olursa izdifam meydana getirebilir, zarar meydana getirebilir birçok insanda. Yani rahatça cevabı verilen konular bunlar. Yani hatta mucize olan, Allah’ın Kuran’da belirttiği mucize olan konular, ama haberi olmuyor, bilmiyor. Mesela Allah’ın belirttiği bir konunun tahakkuk etmiş olması, bir mucize. Ve Kuran’da Allah bunu belirtiyor; “böyle olacak, siz de bunu göreceksiniz” diyor, fakat bundan haberi yok. Bunu dinin aleyhinde zannediyor. Halbuki Kuran’ın bir mucizesini anlatmış o. Yani Kuran’da mucize olan bir gerçeği anlatmış; fakat bilgisizlikten, cehaletten bu tip izdifamlar içerisinde boğuşuyor. Ama bize önceden sorar da, verdiğimiz cevabı yayınlarsa çok daha güzel olur inşaAllah.
ALTUĞ BERKER:Şeytandan Allah’a sığınırım Hocam. “Dileyenin dilemesi Allah’tandır” diyor ayet-i kerime.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah, şeytandan Allah’a sığınırım. “Allah dilemedikçe siz dileyemezsiniz” diyor Allah. Açtığım ayet şu ayet çıktı, şeytandan Allah’a sığınırım: “(Bu,) Allah'ın va’didir; Allah, vadinden geri dönmez. Ancak insanların çoğu bilmezler.” Cehalet içindedirler, diyor Allah. Tamam, şimdi bitirelim.
SUNUCU:Yayınlarımızı 24 saat takip edebileceğiniz harunyahya.tv sitemizden takip edebilirsiniz.
Allah'ın Güzelliklerinden Bir Demet
Devamı ...Adnan Oktar Ne Demişti Ne Oldu
Devamı ...Evrimcilerin İtirafları
Devamı ...Adnan Oktar Ne Demişti Ne Oldu
Devamı ...Ahir Zamana ait Yeni Bilgiler
Devamı ...Evrimcilerin Sahtekarlıkları
Devamı ...