SUNUCU:Sevgili izleyenler yayınımıza kaldığımız yerden devam ediyoruz, Harunyahya. Tv’ den. Hocam buyurun.
ADNAN OKTAR: Oktar Hocamıza müracaat edelim. Oktar Hocam, ne diyorsun ?
OKTAR BABUNA: Estağfurullah Hocam. Nasıl uygun görürseniz inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Şöyle yapalım bu evrim konusunu siz bir çizelge hazırlayın, her gün bir konu işleyelim.
ADNAN OKTAR: Serbest değil de programlı bir çalışma yapalım inşaAllah.
OKTAR BABUNA:İnşaAllah Hocam. Elhamdülillah.
AKIN GÖZÜKAN: Estağfurullah Hocam. Fosil gösterelim demiştiniz her gün inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Evet o çok iyi olur. Bir de fotoğraf çok gösterelim, fosil fotoğrafı. Az gösteriyoruz fosil fotoğrafı. Hatta kitaptan doğrudan gösterebiliriz. Kamera sistemini ona göre ayarlayalım. Hatta kitaptaki fotoğrafları yani üç cildin üçünü de günlere bölerek mesela; her gün on fotoğraf, yahut yirmi fotoğraf göstererek devam edip, baştan sona tamamının fotoğrafını göstermiş olalım.
AKIN GÖZÜKAN:İnşaAllah hazırlamıştık Hocam. Bugün göstereceğim inşaAllah aynı şekilde.
ADNAN OKTAR:Hazır?
AKIN GÖZÜKAN: Hazır Hocam,inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Ben nasıl görebiliyor muyum, onu?
AKIN GÖZÜKAN: Bilgisayardaydı Hocam isterseniz.
ADNAN OKTAR:Tamam. Peki inşaAllah. Şöyle yapalım, hayır canım biz açacağız burada zoom yapsınlar yani açıkça göstermek, kitabın üstünden gösterelim. İnşaAllah.
AKINGÖZÜKAN:İnşaAllah.
ADNAN OKTAR:Evet. Bu Ertuğrul Özkök’ün anlattığı konuyu biliyor musun sen?
OKTAR BABUNA: Biraz önceki programdaki bahsettiğiniz konuyu mu? Evet Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Evet,şimdi “Amerikan Fizik Cemiyeti’nin dört bilim insanının yaptığı, tarihi bir açıklama ile başlıyor. Bu fotoğraf dini inanışları olanlar için Allah’ın yüzüdür” diyor. Yani Allah’ın sanatının açık bir göstergesidir. Allah’ın sanatının açık bir alametidir diyor. Allah size ayetlerini gösterecek siz de bilip tanıyacaksınız o tarz ayetleri hazırlayın onları okuyun Ertuğrul Özkök’e oradan bildirmiş olalım.
Evet, “Sayın Adnan Oktar Hocam selamlar, hayırlı akşamlar” diyor. Aleyküm selâm. Bitlis’den göndermiş kardeşimiz. “Hocam İttihad-ı İslam konusunda Said Nursi Hazretleri’nin bir sözünü size aktarmak istedim. PKK’nın kürt kardeşlerimiz üzerindeki oyununu kırmaya yoğun çaba sarf ettiğiniz özellikle şu günlerde Said Nursi’ nin açıklamalarının da sizin fikirlerinizle aynı yönde olduğunu görüyoruz. Necmettin Şahiner’in, ‘Son Şahitler’ Said Nursi’yi anlatıyor kitabının dördüncü cildinin 314 sayfasında; ‘kürtler İran’da Suriye’ de ve Türkiye’de vardırlar. Eğer onlar, İslam milletini esas olarak kabul ederlerse, İttihad-ı İslam’a sebep olacaklardır. Böylece onlar bir bölücü unsur değil bilakis İttihad-ı İslam’a sebep olurlar’ dediği ifade edilmiştir.” Doğru Bediüzzaman’ın çok öyle ifadesi var. Bediüzzaman bölünmeye daima karşı birleştirici bir insan. İttiad-ı İslam’ı savunan bir insan, inşaAllah.
AKIN GÖZÜKAN:Estağfurullah o dediğiniz ayetle ilgili söylemiştim de.
ADNAN OKTAR:Tamam, oku ayeti.
OKTAR BABUNA:Şeytandan Allah’a sığınırım. ”Ve de ki; Allah’a hamd olsun. O size ayetlerini gösterecektir. Siz de onları bilip tanıyacaksınız. Senin Rabbin, yaptıklarınızdan gafil değildir.” İnşaAllah.
ADNAN OKTAR:Bir daha oku ayeti şeytandan Allah’a sığınıyoruz.
OKTAR BABUNA:Şeytandan Allah’a sığınırım. “Ve de ki; Allah’a hamd olsun. O size ayetlerini gösterecektir. Siz de onları bilip tanıyacaksınız. Senin Rabbin, yaptıklarınızdan gafil değildir.”
ADNAN OKTAR:Ama bak bir de dış ufuklarda, nefislerinizde size gösterecektir diye bir ayet vardı, o ayeti de bulalım.
OKTAR BABUNA: İnşaAllah Hocam. Şeytandan Allah’a sığınırım. “Biz ayetlerimizi hem afakta, hem de kendi nefislerinde onlara göstereceğiz. Öyle ki, şüphesiz onun hak olduğu kendilerine açıkça belli olsun. Her şeyin üzerinde Rabbi’nin şahit olması yetmez mi?”
ADNAN OKTAR:O ayeti de bir daha oku.
OKTAR BABUNA:“Biz ayetlerimizi hem afakta.’’
ADNAN OKTAR:Afak nedir?
OKTAR BABUNA:Dışarıda.
ADNAN OKTAR:Evet.
OKTAR BABUNA:Hem kendi nefislerinde onlara göstereceğiz’’.
ADNAN OKTAR:Hah nerede? Uzayda, değil mi? Yerde, her yerde. Yani teleskopla bakacağız, mikroskopla bakacağız, her şeyle bakacağız dış alemde Allah’ın ayetlerini göreceğiz. Allah diyor, değil mi?
OKTAR BABUNA:“Hem kendi nefislerinde onlara göstereceğiz.’’
ADNAN OKTAR:Kendi nefsimizin, kendi ruhumuzun farkına varacağız. Nasıl gördüğümüzü görüyoruz, nasıl duyduğumuzu biliyoruz, nasıl işittiğimizi, değil mi? Yani hepsini tatmayı da, dokunmayı hepsini hissediyoruz. Bunu kendi ruhumuzda hissediyoruz. Ayrıca vücudumuzun harika olduğunu görüyoruz. Mesela düşüncemizi görüyoruz. Görüntüyü gördüğümüzü görüyoruz. Sesi duyduğumuzu hissediyoruz, biliyoruz. Bu bizim için bir mucize oluyor. “Bunları da göreceksiniz” diyor Allah. Ama bunu ne zaman fark ettik? Ahir zamanda fark ettik inşaAllah, değil mi? Yani görüntünün beyinde nasıl oluştuğunu bize bilim açıkladı değil mi? Sesin beynimizde nasıl oluştuğunu bize bilim açıkladı. Bunu biz kendi nefsimizde görmüş olduk. Ayrıca hücrenin yapısını gördük, kromozomların yapısını gördük, vücudumuzdaki harika sistemi gördük. Bunlarda diyor Allah; “ayet, Kuran ayeti gibi ayettir. Bunları da göreceksiniz” diyor , Allah. Allah’ın verdiği söz yerine geldi mi? Devam da ediyor. Evet şimdi devam et.
OKTAR BABUNA:“Öyle ki, şüphesiz onun hak olduğu kendilerine açıkça belli olsun’’.
ADNAN OKTAR:Şimdi açıkça hak olduğu belli oldu mu?
OKTAR BABUNA:“Her şeyin üzerinde Rabbinin şahit olması yetmez mi?’’
ADNAN OKTAR:Şimdi Ertuğrul Özkök’ün incelemesi için ayetlerin numaralarını sure numaralarını ayetleri söyle ikisini de.
OKTAR BABUNA:41. surenin 53. ayeti. Fussilet Suresi Hocam.
ADNAN OKTAR:“ ‘Kobe’ adı verilen bir uydu bundan 13 milyar yıl öncesine ait bir ışığın fotoğrafını çekmeye başarmıştı.’’ Bak 13 milyar yıl önceki zamanı yakalıyor. 13 milyar yıl önceki zamanı biz yeni görüyoruz. Işık ışını geliyor 13 milyar önceki zamanı fotoğraflıyoruz. Bu bir kere bir mucizedir. “Bu ışık büyük patlamadan sadece 380 bin yıl sonrasına aitti.’’ Hah büyük patlama. Patlama yok ayrıca da adını öyle koyuyorlar. Ani yaratılma var. Patlama deyince güm diye bir şeye derler patlama. Öyle bir şey yok. Aniden sıfır hacimde yani olmayan bir şeyden kainat, birden yıldırım hızı ile meydana geliyor. Bütün bilim adamları ittifak halinde bunda. Zaten bunu da ispat etmişler bak. 13 milyar yıl öncesine ait bir ışığın fotoğrafını çekmeyi başarmıştı. Bu ışık büyük patlamadan sadece 380 bin yıl sonrasına aitti. Yani 380 bininci yılın ışığı daha yeni geliyor. 380 bininci yılın ışığı, 13 milyar yıl sonra bize geliyor ve biz bunu fotoğraflıyoruz, tespit ediyoruz. “Anlayacağınız, kainatın yaratılışına ait bir fotoğraf vardı karşımızda”. Hah yaratılış, değil mi? Demek ki yaratılmış güzel. Demek ki tesadüf yok. Bir Yaratıcı var, değil mi? “İşte o an, bu açıklamayı yapan bilim insanının ağzından şu cümle kaçtı. Bu fotoğraf, dini inanışları olanlar için Allah’ın yüzüdür” demiş adam. Yani Allah’ın ispatıdır, delilidir. “Bilim insanları bu benzetmeye çok kızdılar. Ama ben çok sevdim.” Yani Allah’a inanma anlamında düşündüyse güzel. “Keşfedilen bu ışınlar, bize bir tür kozmik arkeoloji’nin ipuçlarını veriyordu.” Doğru. Allah zaten arkeolojiye bize teşvik ediyor. Kozmik arkeolojiye de bizi teşvik ediyor Allah. “Bakın göğe de bakın” diyor, Allah. “Bunlara kozmik fosiller deniyordu. Ve iddialarına göre, bu fosillerin üzerinde bir tür kozmik hiyeroglif yazıları vardı. Kainatı; şifresini yeni çözmeye başladığımız kozmik yazılım bize iletilen mesajlarla anlayacağız.” Yani bu yazıyı, bu zor çözülen yazıyı, yani şimdi kafa karışmaması için ben net söylüyorum. Bu okunması güç olan yazıyı biz çözdük diyor. Allah’ın dilemesiyle. “Allah’ın parçacığı” olarak adlandırmışlar bunu. “Buna bir nevi ‘Kozmik DNA’ da denilebilirdi.” Güzel, doğru. Yani şifre, Allah’ın yazdığı bir şifre. “Bu bilgiler bize, kainatın tarih öncesini, yani büyük patlamadan önceki oluşumunu da anlatıyordu. Bir nevi Kutsal Kitaptı.” Tamam. Kuran doğru söylüyor zaten. “Biz size ayetlerimizi göstereceğiz, afakta (uzayda) size göstereceğiz, siz de bilip tanıyacaksınız” diyor Allah. Bu olmuş. “Kitabı okuyup bitirince düşünmeye başladım. Yaratan bize Yaratılış efsanesini”, hoppala, şimdi burada kafa kaymış. Kafa burada, değil mi, yassı hale gelmiş, olmaz. Yani çünkü kafa dik duracak, akıl dik duracak. Burada fikir eğilmiş, düşünce eğilmiş olmaz. Efsane yok İslam da, gerçek vardır. İnşaAllah. “Araya kimseyi koymadan, bizzat kendisi, kendi alfabesi ile iletiyorsa, peygamberlerin bize ilettiği kutsal kitaplar, ne?” Kutsal kitap bunu sana söylüyor zaten. Kuran söylüyor bunu sana. Ne olduğunu şimdi anladın mı? Anladın. Kutsal kitap bunu sana tarif ettiği için anlıyorsun zaten. Kutsal kitap ne diyor? Tekrar ediyorum, “uzayda, afakta delillerimi göreceksiniz. Ayetlerimi göreceksiniz ve bu ayetlerimi görüp bilip tanıyacaksınız” diyor Allah, değil mi? Mealen, evet. “Tabii şu soru da akla geliyor. Allah kendisi anlatıyorsa, peygamberler kim?” İşte kitabı getiren kişiye de, Kitabın gelmesine vesile olan kişiye de Peygamber deniyor değil mi? Kim olduğunu şimdi öğrendi. “Tanrı’nın elçisi mi, yoksa insan aklının ürünü mü?” Peygamber nereden bilsin kendi kendine kainatın 1400 sene önce, Big Bang tarzında yoktan var edildiğini nereden bilsin Peygamber? Allah bildiriyor. Hiç kimse bilmiyordu ki o dönemde. Peygamber de hayretle kendisi ilk defa öğrendi. Vahiyle öğrendi ve vahiyle bize bildirdi, değil mi? Kainatın dünyanın üstünün bulut ve dumanlarla kaplı olduğunu Peygamber nereden bilsin? 1400 sene sonra bunu bilim ortaya koydu. Allah 1400 sene öncesinden bize Kitapta bildirdi. Vahiyle Peygambere bildirdi. Peygamber bilmiyordu bunu. Değil mi? “Yer ve gök bitişikken, biz ayırdık” diyor. Atmosfer yerin üzerindeydi, sonra Allah atmosferi yukarıya kaldırdı. Değil mi? Peygamber bunu nereden bilsin? Vahiyle biliyor, değil mi? İnsan aklının demek ki ürünü değilmiş değil mi? Bak burada bir mucize var. Allah mucize meydana getiriyor. Zaman izafi olduğunu Peygamber nereden bilsin? Allah bildirdi değil mi? Ve 1400 sene sonra bilim bunu kabul etti, zamanın izafi olduğunu. Mekanın izafi olduğunu Peygamber bildirdi vahiyle. Bunu da modern fizik daha yeni ortaya koydu, değil mi? Kuantum fiziği. Şimdi burada herhalde anlamıştır Ertuğrul Bey. Yani Peygamberin niçin lüzumlu olduğunu, Peygamberin de vahiyle bilgi aldığını ve Allah’tan gelen bilgiyi bize bildiren bir elçi olduğunu anlamış oldu.
Evet. Yunus Suresi’ni açmıştın demin Kuran’da, oradan devam edelim. Şeytandan Allah’a sığınırım: “Güneş’i bir aydınlık, Ay’ı bir nur kılan”, bak Ay var, Güneş var. Güneş diyor Allah. “Işığın kaynağıdır. Ama Ay, ışığın kaynağı değil, nur” diyor Allah. Yansıtıcı, değil mi? Nereden bilsin Peygamber (s.a.v.) bunu? Yani bilemez ki. Gökyüzünde bir parlak cisim olarak duruyor Ay. Yani ışığı, kendinden de ışık veriyor olabilir. Bilemez ki onu. Yani ışığını yansıttığına dair bilgisi yok. Yani bakan insan nereden anlasın? Bu ışığı yansıtıyor diyemez ki Ay’a. Yani bir şekilde parlıyor olabilir. Herhangi bir şekilde parlıyor olabilir. Ama bak Allah; “yansıttığını, nur olduğunu” söylüyor. “Işığın kaynağı” değil diyor. “Ve yılların sayısını ve hesabı bilmeniz için ona duraklar tespit eden O'dur.” 12 ay var, 24 saat var. Onlar 60 dakikadan oluşuyor. Dakika 60 saniyeden oluşuyor. Her şeyi Allah milimetrik düzgünlükte ve matematik bir düzgünlükte yaratmış. “Allah, bunları ancak hak ile yaratmıştır. (Doğru, yaratmıştır)” diyor Allah. “O, bilen bir topluluk için ayetleri böyle birer birer açıklamaktadır.” Ama bilen bir topluluk için. Birer birer açıklamaktadır. “Gerçekten, gece ve gündüzün art arda gelişinde ve Allah'ın göklerde ve yerde yarattığı şeylerde korkup-sakınan bir topluluk için elbette ayetler vardır.” Bakın tam konuyla ilgili ayet açmışsın. Bu ayeti açmışsın, maşaAllah. Şimdi Ertuğrul Bey, akşam istirahat halindedir, dinliyor şu an inşaAllah. Bak bu konuya çok dikkat edecek. Şeytandan Allah’a sığınırım:“Gerçekten, gece ile gündüzün art arda gelişinde” Allah’ın ayetiymiş demek ki bunlar bak. “Allah'ın göklerde ve yerde”, göklerde, uzayda “ve yerde”, fosillerde, şurada burada her şeyde, insanlarda, bitkilerde, canlılarda. “Yarattığı şeylerde korkup-sakınan bir topluluk için elbette ayetler vardır.” Ne var diyor Allah, ayetler var, değil mi? O gördüğü ne bilim adamının, ayet. Allah ne diyor; “göklerde ayet var. Ve bu ayetleri göreceksiniz” diyor Allah, değil mi? “Görüp, bilip tanıyacaksınız” diyor Allah. İşte Ertuğrul Özkök’ün merak ettiği konunun Kuran’dan cevabı.
“Bir sure indirildiğinde (Kuran’dan), onlardan bazısı; ‘bu, hanginizin imanını artırdı?’ der” diyor. Yani imansız olduğu için; “ ‘niçin imanımı artırsın ki’ der” diyor. “Ancak iman edenlere gelince”, tabii haşa onların aklının zayıflığından kaynaklanan bir şey yansıma. “Ancak iman edenlere gelince; onların imanını artırmıştır.” Bak imanlı olanın imanını artırmıştır. Demek ki iman artar. Bak “imanını artırmıştır ve onlar müjdeleşmektedirler.” Mesela bu bir müjdedir. Bizim anlattığımız bir müjdedir. “Kalplerinde hastalık olanların ise”, bir de kalplerinde hastalık olanlar var. Ayetlere inanamıyor, Allah’ın uzayda yarattığı ayetlere inanamıyor. Onu hasta yapıyor bu, tereddüt içinde, bunalım içerisinde. “Kalplerinde hastalık olanların ise, iğrençliklerine iğrençlik (murdarlık) ekleyip-arttırmış ve onlar kafir kimseler olarak ölmüşlerdir.” Bu halde kalıp da devam edip ölürlerse, “kafir kimseler olarak ölmüş” olurlar diyor. Ve “iğrençliklerine iğrençlik katılır” diyor, Allah. “Katılmıştır” diyor zaten. Artırmıştır bak, “iğrençliklerine iğrençlik (murdarlık) ekleyip-arttırmış ve onlar kafir kimseler olarak ölmüşlerdir. Görmüyorlar mı ki, gerçekten onlar her yıl, bir veya iki defa belaya çarptırılıyorlar da” sürekli bela geliyor başlarına diyor. “Sonra tevbe etmiyorlar (anlamıyorlar )”diyor Allah. “Bela veriyorum. Bir daha geliyor bela yine anlamıyorlar” diyor. “Öğüt alıp (ders çıkarıp) düşünmüyorlar” diyor Allah. “Ben özellikle veriyorum belayı, anlamazdan geliyorlar” diyor, Allah. “Ve öğüt alıp ders çıkarıp düşünmüyorlar” diyor. “Andolsun size içinizden, sıkıntıya düşmeniz”, herhangi bir şekilde bunalmanız, acı çekmeniz; “onun gücüne giden, size pek düşkün, mü'minlere şefkatli ve esirgeyici olan bir elçi gelmiştir.” Peygamberimiz (s.a.v.) kastediliyor burada. İşari manasıyla da Mehdi (a.s.) ve Hz. İsa (a.s.) kastediliyor inşaAllah. Ne diyor ayette? Bakın, “andolsun size, içinizden sıkıntıya düşmeniz” bir kere sizin içinizden çıkacak. Sizden bir fert, diyor. “Sıkıntıya düşmeniz” ekonomik sıkıntı, psikolojik sıkıntı hepsi. “Onun gücüne gider”. Asla kabul etmiyor. Müslümanların mutlaka kurtarılmasını istiyor. “Size pek düşkün”; gece gündüz Allah rızası için gayret ediyor. Müslümanlara düşkün. Bak düşkün demiyor Allah, “pek düşkün” diyor. “Mü'minlere şefkatli”; inananlara karşı acımayla karışık sevgi duyan. “Ve esirgeyici” koruyucu olan bir elçi gelmiştir. Bir mürşid gelmiştir. “Eğer onlar yüz çevirirlerse, de ki; ‘Bana Allah yeter’. (Eğer dinlemezlerse) ‘Bana Allah yeter’ de. “O'ndan başka İlah yoktur. Ben O'na tevekkül ettim ve büyük arşın Rabbi O'dur." Her şeyi yaratan Allah’tır. “Ben O’na tevekkül ettim” diyor. Bizi konuşturan, bizi sohbet ettiren. Mesela bak Ertuğrul Özkök’e Allah bu yazıyı yazdırıyor. Kaderinde, bu daha anasından doğmadan bunları yazmış. Biz de daha annemizden doğmadan bunun cevabını vermişiz. Bak gün geliyor o yazıyor. Biz cevabını veriyoruz. O yazıyor biz cevabını veriyoruz. Hep böyle inşaAllah. O yazmasa biz cevabını vermeyiz, değil mi? Sorduran Allah’tır, cevabı veren de Allah’tır. Bizleri vesile eder inşaAllah.
Süre ne kadar çabuk geçiyor. Değil mi? Günler haftalar bak bugün Pazar, bir de bakıyoruz hemen yine Pazar gelmiş. Ama yıldırım hızıyla geçiyor. Zaman hızlandı herkes farkında bunun. Bu da Ahir zaman alametidir. Eskiden zaman böyle değildi. Biz okula giderdik. Sabah kalkardık. Öğlene kadar bir kere olaydı yani dersler, konular bitmezdi yani. Acayip genişti, teneffüs saati bitmezdi. Beslenme saatimiz olurdu. Acayip uzun olurdu. Bahçede koşuştururduk, çok acayip vakit geçerdi. Zil çalması falan bir şeydi. O ders biter, o ders başlar. Ders zaten hiç bitmezdi o acayip uzun olurdu. Öğlen olurdu hayat ondan sonra başlardı. Öğleden ikindiye kadar bayağı bir olaydı yani. Çarşıya giderdik, pazara giderdik, işler yapardık. Akşam ayrı bir olay olurdu. Yatsıya kadar apayrı bir alem olurdu. Gün bir türlü bitmezdi. Şimdi göz açıp kapayıncaya kadar gün bitiyor, değil mi? Haftalar süratle geliyor. Mesela biz 3 aylık tatile çıkardık. Sene gibiydi bitmezdi yani. Şimdi 3 ay değil, 3 yıl göz açıp kapayıncaya kadar geçiyor.
AKIN GÖZÜKAN: Estağfurullah Hocam. Peygamberimiz (s.a.v.) “bir hafta bir gün gibi geçer” diyor, inşaAllah Ahir zamanda.
ADNAN OKTAR:Evet, aynı o şekilde oluyor hakikaten maşaAllah.
SUNUCU:Hocam Hz. Mehdi (a.s.)’nin Melekler ile destekleneceği ile ilgili aşağıdaki hadise göre; bizler Meleklerin Mehdi (a.s.) üzerindeki bu desteğini hissedecek miyiz? Yoksa Cenab-ı Allah bu desteği gizli mi kılacak? ‘Hz. Cebrail ve Hz. Mikail (a.s) kırk altı bin Melek İmam Mehdi (a.s.)’nin yardımcıları ve yoldaşları arasında olacaktır.’(Biharul envar cilt 19, sayfa 84) Dilsu” sormuş.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah Dilsu Hanım’a cevap verelim. Mikail, İsrafil, Cebrail (a.s.) sürekli Mehdi (a.s.)’nin yanındadır inşaAllah. Ve Kırk altı bin Melekle de yardım görecektir. Ama bu görünme Melekler aleminde görünecek bir görünmedir. Yani insanların açıkça göreceği bir şekilde olsa, aklın ihtiyarı kalkar. Öyle bir şey olmaz. Biz onu Ahirette göreceğiz. Yani Melekler nasıl yardım etmişler, nerelerde yardım etmişler. Mesela şeytanlar da Mehdi (a.s.)’ye karşı mücadele edecektir. Fakat Melekler tarafından onlar püskürtülecektir. Etkisiz hale getirilecektir. Birçok oyunu olacaktır, Melekler bozacaktır. Mehdi (a.s.)’ye suikastlar, oyunlar hazırlanacaktır, Melekler koruyacaktır. Allah onlara vesile edecektir. Yani bütün güç Allah’ın elinde olduğunu herkes bilecek. Meleğin bir gücü yoktur. Allah dilemesiyle Melek yapar, inşaAllah. Fakat bazen Cebrail insan şeklinde insanlara bazen görünür. Kuran’da da var bu. Hz. Meryem’e mesela güzel bir insan suretinde görülmüştür. Çok ender nadiren görünür. Ne zaman, nerede, nasıl olacağını Allah bilir. Ama yani şahsa mahsus, insanların görmeyeceği şekilde, bir tek şahsın göreceği şekilde geldiği görülüyor, anlaşılıyor. Mesela; Hz. Dihye suretinde gelmiştir bir kere de Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’e. Mesela güzel bir insan olarak gelmiştir. Ama o anda bilmezler. Yani Melek olduğunu bilmezler. Mesela Melek halk arasında da dolaşır, sokakta da dolaşır. Ama insanlar fark etmezler. Yani öyle normal bizim kıyafetimizle gezer. Normal bir kıyafetle gezer. Fark edemez insanlar. Hızır da öyle insanlar arasında gezer. İnsanlar yine fark edemezler. Mehdi (a.s.) de öyledir. Mehdi (a.s.)’yi de fark edemezler. Halkın arasında gezer. Dolayısıyla imtihanın özelliğidir bu. Fark edildiğinde aklın ihtiyarını kaldıracak hiçbir şeyi Allah yaratmaz.
Evet şimdi bir ara verebiliriz.
Adnan Oktar Ne Demişti Ne Oldu
Devamı ...Makaleler
Devamı ...Adnan Oktar Ne Demişti Ne Oldu
Devamı ...
Adnan Oktar Diyor Ki...
Devamı ...
Adnan Oktar Diyor Ki...
Devamı ...Türk-İslam Birliği Gelişmeler
Devamı ...