SUNUCU: Yayınımıza kaldığımız yerden devam ediyoruz.
ADNAN OKTAR: Evet, “lütfen yayında okuyun” diyor bir kardeşimiz. “Sayın Hocam, geçen hafta içerisinde size şehit ailelerinin ve malul gazilerin sorunları hakkında yazı göndermiştim” diyor. “Sayın Hocam, sizin değerli çabalarınız ve anlatımlarınızla bu konuya çok kısa zamanda Cumhurbaşkanımız el attı. Ve madalyası olmayan şehit ailelerine madalya alabilmesi için Sayın Cumhurbaşkanımız bir çalışma başlattı”. Bir kere bu tamam, bu annesine, babasına, kardeşine şehit madalyası, altından. Anlayacağız çünkü biz anlayamayız dışarıdan. Özel bir madalya, yani anlaşılsın. Güneydoğu şehidi olduğu anlaşılsın. Öyle bir madalya olacak inşaAllah. “Sayın Hocam, sizin bu konudaki duyarlılığınız ve bize verdiğiniz büyük desteğinizle inanıyorum ki inşaAllah yakın bir zamanda bizim gibi rütbesiz”, Allah şehitlik rütbesi vermiş, en yüksek rütbe odur. Öbürleri dünyevi rütbeler, o şey değil, tamam o. “Şehit ve malul gazi ailelerimizin de özlük hakları iyileştirilip az olan maaşları artacaktır inşaAllah. Bütün şehit aileleri ve malul gaziler adına size teşekkür ederim”. Allah’a hamdolsun, biz Allah’a teşekkür ediyoruz, şükrediyoruz. Onlar bizim canımız ciğerimiz, sizler bizim canımız ciğerimizsiniz. Biz sizin emrinizdeyiz. Uşağınız yani biz hizmetçiniziz inşaAllah. Şehit ailesi ne demek, çok büyük bir olaydır. Şimdi kardeşim bak tekrar söylüyorum; şimdi bir köy, komşum benim, bayrağı asmışlar, şehit evi. Ben o evi hiç boş bırakmam. Yemek pişti, ben nasıl oturup yerim onu? İllaki yarısını göndereceğim, değil mi? Bu insana yarar, daha iyi olur bu, daha güzeldir, nimettir bu bize. Onun sevinci, onun sevabı çok yüksek olur. “İstemiyorum”. Olsun istemesen de getirdim diyeceksin. İstemiyorsa başkasına versin. Yani istiyor musun, istemiyor musun diye sorulmaz. Mesela kapının önünde duruyor, mesela “Hasan Amca” dersin, “burada duruyorsun, ne yapıyorsun” dersin, “nasılsınız”. İşte “çocuğumun yanına gitmek istiyorum da araba bekliyorum”. Bitti. Hemen buyur diyecek. Olmazsa bir sarı taksi çevirecek, onu oraya kadar göndertecek. Bir kere bütün ulaşımın bize ait olması lazım. Devlete bırakmaya gerek yok. Millet olarak biz onları böyle aşkla, muhabbetle kucaklayacağız. Anlaşıldı mı? Devlet de yapsın ayrı. Ama o çok lezzetli bir şeydir, büyük bir nimettir o, çok güzel bir şey yardım etmek, değil mi? Ne güzel mesela gidip şehit evinde bir Kuran okunsa, ne kadar zevkli. Şehit evleri bir kere mescid hükmünde olsun, mescid gibi. Biz gidip oralarda Allah’tan, dinden bahsedelim, o evi genişletelim, güzelleştirelim köy eviyse, tabii değil mi? Mesela evin salonunu bir ilave daha yapalım, iyice genişletelim, koskocaman, el birlik. Büyük bir yer yapalım, ferah. Köy odası gibi. Değil mi, şehit evi orası. Şehit evi öyle geniş olması lazım, ferah olacak. Güzel iyisinden halılar alalım, evi bir döşeyelim güzelce, değil mi? Yemeğimizi getirip orada yiyelim, birlikte yiyelim. Oraya bulaşık da bırakılmaz, bulaşığı da onlar yıkayacaklar. Biz ömür boyu, nur akıyor o eve nur. Şehit evi ne demektir? Allah’ın nurunun tecelli ettiği yerdir değil mi? Yahu unutmak falan, çok ağır konuşmak istemiyorum ama, çok acayip bir şey olur, hiçkimseye bu yakışmaz. Hem şehit evini unutacaksın, ondan sonra gidip sokakta bağıracaksın, “Şehitler ölmez, vatan bölünmez diye” diye bağıracaksın. Doğru, “Şehitler ölmez, vatan bölünmez”, ama sen ne yapıyorsun, değil mi? Unutmuşsun orada onu, şehidi. “Şehitler ölmez,” çok güzel. “Vatan bölünmez,” çok güzel. Şehit ailesi de bırakılmaz değil mi? Bir slogan da o olacak, inşaAllah. Şehit ana, şehit baba bırakılmaz. Şehit kardeş bırakılmaz. Her şeyin en güzeline layık onlar. Mesela okula gidecek, diyeceksin; “bütün okul masrafların bitti, ben seni okutacağım.” Kaç çocuğun var? Üç çocuğun var okutuyorsun değil mi? Allah sana dördüncü çocuk vermiş, olamaz mı? Olur. Okut, onu da okut işte, ne olur? Dört tane çocuğun olsun üç tane olacağına. İki çocuğun varsa, üçüncü çocuğun o işte, onu okut değil mi? Mesela bayram oluyor, çocuklarına elbise alıyorsun değil mi? Aynısını oradaki çocuğa da şehidin çocuğuna da aynısı. Giymediği, beğenmediği değil, en beğendiği, en güzel bulduğunu götürecek. Kuran’da bu açıkça belirtilmiştir değil mi? Beğenmediği olmaz. Yemeğin en beğendiğini götürecek, kendi beğendiğini, ayet var. İnşaAllah. Kendi sevdiğini yapacak. Evi güzel bir badana yapın, çiçek gibi yapın değil mi? Yaşlı anne, baba nasıl bırakılır kardeşim? Tahayyül edemiyorum yani ben. Beni çok kızdırıyor bu olay, yani bayağı kızdırıyor. Çok rahatsız oluyorum. Komşu, burada olsa, ben evinden çıkmam öyle bir insanın. İnsan vargücüyle destek olur, inşaAllah. Devletimiz de bir fon ayırsın “Şehit Aileleri Fonu.” Bunu biz şehit ailelerine eşit olarak dağıtacağız diyecekler. Paşaya da aynı, ere de aynı. Mesela farz edelim 100 milyar geldi değil mi? Dağıtılacak, herkesin payına tam ne düşüyorsa o, o kadar, para olarak dağıtacağız. Mağazalarda da mesela, şehit aileleri için bir yer olsun, bir reyon. Buradan sadece şehit aileleri alış-veriş yapabilir diye, bir reyon olsun değil mi böyle? Veyahut direkt madalya ile girdin mi, alış-veriş yaptığında, kasaya yöneldiğinde; “aman aman” diyecekler. “Rica ederim, ne demek” diyecekler değil mi? “Allah razı olsun geldiniz, nur saçtınız, bereket verdiniz, onun bereketi bize yeter, siz de dua edin yeter, Allah razı olsun. Sakın böyle bir şey teklif etmeyin.” diyecekler. Şehit ailesinden para alınır mı? Yani o para nasıl kullanılır? Ama bak şimdi düşüneceğiz. Bir tane çocuğu var, aslan gibi delikanlı, yaşlı annesi, babası var. Bu koçyiğit gidip çalışıyor. 5 milyar kazanıyor, aslan gibi annesine, babasına, hepsine bakıyor. Bu koçyiğidimiz aslanlar gibi Allah’ın huzuruna gidiyor, şehit olarak. Annesi, babası yanlız kalıyor. O 5 milyar da gidiyor, hepsi gitmiş oluyor. Bu ne demek bu? Bu çocuk niye şehit oldu? Allah rızası için öldü, niçin? Bütün milletin canını, malını, namusunu değil mi, haysiyetini korumak için, toprağımzı korumak için, Allah rızası için, Kuran’ı korumak için, Allah’ın dinini korumak için gidip canını aslanlar gibi Allah’a teslim edip şehit oluyor değil mi? İbadet yapıyor, büyük bir ibadet. Biz bunu nasıl anlamamazlıktan geliriz, olacak iş mi bu? Tahayyülü mümkün değil ve çok utanç vericidir aksi, çok utanç vericidir. Onlar paşa gibi yaşayacak. Hayır, biz fakir olalım, onlar zengin olsunlar. Ben istemiyorum, yani istemiyorum, zengin olmak istemiyorum, onların olsun değil mi? Çok acı bir şeydir. Kardeşim sen kotrada-motrada böyle yan gelip yatıyorsun. Senin canını korumak için canını vermiş. Bak eğer korumasa, senin canın, malın, milletin, devletin elinden gidecek, Allah esirgesin, belki de değil mi? Senin mülkünü, namusunu, haysiyetini, her şeyini korumuş ve canını vermiş insan. Sen de diyorsun ki “bana ne, yapmasaydın” gibi olur, yani bu anlama gelir bu. Canını verdiyse, sen de ona bütün canınla hizmet edeceksin o anneye, babaya, bütün canınla bak. Senin canını kurtardıysa, sen de canını o anneye, babaya hizmet için adayacaksın, aksi olmaz. Aksi çok ayıp, çok ayıp. Yani ağır konuşacağım, bak geçen sefer de ağır konuşacaktım, konuşmak istemiyorum. İrademe hakim olup söylemiyorum. Tahammül edilecek bir şey değil. Çocuk beni ölümden kurtarmış, vatanımı kurtarmış, dinimin kurtulmasına vesile olmuş, adam “beni ilgilendirmiyor” diyor. Kardeşim sen ne konuşuyorsun? Uzaktan uzağa bakmakla, slogan ile bu olmaz. Şehit evi, bayram evidir, mescidtir orası Kıyamete kadar. Değil mi, bağrımıza basacağız, olmaz. İnşaAllah. Nasıl ana kuzuları yani, o Anadolu’dan, Kırşehir’den, Karaman’dan, Konya’dan, Yozgat’tan gönderiyor o çocuklar. Tertemiz aslan gibi delikanlılar. Mazlum, hiçbiri onların ahlaksızlığı, komünistliği, küfürü, hiçbir şeyi bilmez. Allah için emrediyorlar, çatışıyor. Aslanlar gibi Allah’a canını teslim ediyor. Allah’ın huzuruna şehit olarak gidiyor. Ha bizden alınacak paradan dolayı biz fakir mi düşeceğiz? Düşelim. Ben istiyorum. Fakir yaşamak istiyorum ben. Ben bu vaziyeti kabul etmiyorum. Anlaşıldı mı? Seksen bin isterse yüz seksen bin, olur da, artabilir de Allah vermesin. Hepsine bunun bu şekilde olmasını istiyorum vatandaş olarak, başka da istemiyorum yani. Ha biz mesela eve dört ekmek gelecekse, iki ekmek gelsin, ben istemiyorum dört ekmek, o kadar. Hastaneler mesela; özel hastaneye gitti, selamun aleyküm ben şehit ailesiyim, madalyayla girdi, muayene oldu, para vermeye gitti vezneye, yakasında da madalya var şehit ailesi. Şimdi bundan para alınır mı, böyle bir mübarek insandan? Ben seni muayene ettim, şimdi para ver denilir mi? Canını vermiş senin namusunu, haysiyetini, şerefini korumak için, vatanı, milleti, dinini, imanını korumak için değil mi? Bütün milletin imanını, hepimizin dinini imanını korumak için canını vermiş, bir de senden para alayım ben diyorsun. Olmaz, o hastaneye o berekettir. Lokantada da para alınmaz. Onunla ihya mı olacaksın ondan aldığın parayla? Batacak mısın yani? Bat. Bat daha iyi, daha güzel olur. O canını vermiş, sen de ekonomik yönden bat. Ki batmazsın, büyürsün, bereketlenirsin, güzelleşirsin, iyi olursun, sevap kazanırsın. İnşaAllah. Şimdi tabii o konuyu internete de koyalım. Aslında bunu bir ilan verelim gazeteye. Birkaç tane ilan verelim. Hazırlayın da bu konuyu. İstirham ediyoruz biz devletten, hakikaten çok rahatsız oluyorum bu durumdan. Utanıyorum yani. İnşaAllah.
Evet biraz evrimcileri kızdıralım. İnşaAllah. “Saygıdeğer Hocam, Hz. Mehdi (a.s.) ile ilgili okuduğum bir hadiste, zalimlere karşı hakkı müdafaa etmesi şu şekilde geçmekteydi. Hafız Ebu Abdullah Nuaym b. Hammad "Fiten" kitabında, Cafer b. Yesar Es-sami'den şöyle rivayet etmiştir: Resulullah (s.a.v.)’tan hadis, "Mehdi zalime karşı hakkı müdafaa edecektir. Hatta (zalim) bir insanın azı dişinde olan (haksız bir lokmayı) bile ondan çekip alacak ve sahibine iade edecektir." Çok manidar bu. Yiyorlar diyor ya, garibanın malını yiyorlar, “söke söke ondan kusturacak” diyor. Yani “Dişinden de olsa çıkaracak, hakkı yerine getirecek” diyor. Ayşe Ersönmez Hanım göndermiş, Allah razı olsun.
Şeytandan Allah’a sığınırım 25/30, ki bu Mehdi (a.s.)’ye bakan bir ayettir aynı zamanda. “Ve elçi dedi ki; ‘Rabbim gerçekten benim kavmim bu Kuran’ı terkedilmiş bir kitap olarak bıraktılar” diyor. İnşaAllah. “Selam Hocam, bizi bizden daha iyi bilen Allah’ımız size ilham ediyor maşaAllah” doğru tabii Allah yaratıyor. “Hocam düşününce sizin anlattığınız hiçbir konuyu anlamada güçlük çekmiyoruz. MaşaAllah hikmet akıyor anlattıklarınızdan, sanki bir yerde zihnimizde tutukluk oluyor gibi olsa, siz orayı sanki görmüş gibi örnekle hemen o fluluğu da çözüyor, en derin imani konularda rahatlıkla inşaAllah anlamamıza vesile oluyorsunuz” diyor kardeşimiz maşaAllah. “Hocam bir hadis-i şerif şöyle bildiriliyor, “Mufazzal bin Ömer der ki: İmam Ebu Abdullah Cafer-i Sadık aleyhisselam şöyle buyurdu: ‘ve halkın en şirretlileri olduğunda, zuhur vuku bulacaktır.’” Halkın en şirretlileri ortaya çıktığında, gazetede, basında, radyoda, televizyonda, medyada, en şirret ve en iftiracı, en ahlaksız, en şerefsiz, en kanıbozuk it kopuğun oluştuğu dönemde, sahtekar Hocaların, Ahir zamanda Mehdi (a.s.)’ye karşı mücadele edecek böyle sahtekar Hocaların çıktığı dönemde, ve halkın en şirretleri olduğunda, o zuhur ettiğinde, Mehdi (a.s.) zuhur edecektir. Hz. Mehdi (a.s.) ortaya çıkacaktır diyor. “Hocam halkın en şirretlileri ortaya çıktı mı?” diyor. Görüyorsunuz yani, baktığımızda etrafa görüyoruz. Çevreye baktığımızda görüyoruz. Şimdi biraz bu konuyu erteleyelim. Bu evrim teorisinden konuşalım biraz.
OKTAR BABUNA: İnşaAllah Hocam.Selamı varmış izleyicimizin Hocam.
ADNAN OKTAR: Ve aleyna aleykümselam ve rahmetullahi ve berekatühü. Bütün selam verenlere, ve aleyna aleykümselam ve rahmetullahi ve berekatühü diyorum inşaAllah. Kardeşim ne kadar güzel bir çağa, zamana geldik. Ama en güzel şu internet olayı oldu. MaşaAllah. Televizyonların yayılması, radyoların bu kadar çok olması. MaşaAllah. Paleontolojideki gelişmeler, mikrobiyolojideki gelişmeler, bilimin olağanüstü gelişmesi, evrimcilerin böyle zeytin ezmesi gibi ezilip ciyak ciyak kıvranmaları, yani ne şahane olaylar var Ahir zamanda maşaAllah.
Anlat bir konu ben oradan konuyu genişleteyim.
KONUŞMACI 1: Estağfurullah Hocam, inşaAllah. İnsanın nefes borusu içerisinde mikro tüycükler oluyor Hocam inşaAllah. Bu tüycükler nefesin tersi yönde, yani insanın yemek borusuna doğru bir hareketleri var. Normalde işte insanın nefes yoluyla vücuduna giren bazı mikroplar, bakterilerin hepsini, birçoğu o tüycüklere takılıyor ve tüycükler de yukarı doğru bir hareket yaptığı için, o bakterileri sürekli yukarı doğru taşıyor.
ADNAN OKTAR: O çok acayip. Akciğere giden nefes borusuyla, yutak yani yutma borusu birbirine bitişik, birbirine bitişik ikisi bitişik. Yani inanılır gibi değil oradan oraya, yemenin içmenin dökülmemesi, içilen suyun oraya dökülmemesi çok büyük bir mucize. Kardeşim aynı yerdeler bak, aynı yerde. Biri burada, biri burada birbirine bitişik, hiçbir şekilde dökülmüyor. Es kaza da dökülürse, tüycükler harekete geçiyor alıp dışarıya atıyorlar. Bakteriyi atıyor, mesela akciğerde bir ifrazat olsa atıyor, yani o çok şaşırtıcı. Devamlı onların onu bilmesi, öyle bir şey olmasa akciğer felç olur biter değil mi?
KONUŞMACI 1: Hocam zaten o tüycüklerlerin çalışmadığı bir hastalık var, “Kartagener hastalığı” deniyor. O tüycükler bir mutasyonla çalışmaz hale geliyor. Çalışmayınca da normal on yaşına kadar bile yaşayamıyor. Akciğer enfeksiyonundan mutlaka ölüyor. İnşaAllah.
OKTAR BABUNA: Siz daha iyi bilirsiniz Hocam inşaAllah. Bebeklerde de bu nefes borusunun ayrıldığı yer seviye olarak daha yukarıdan ayrılıyor. Bu şekilde bebek hem süt emerken, hem de nefes alabiliyor aynı anda. Normal bir insanda daha aşağıda olduğu için bu mümkün olmuyor. Fakat bebekte daha yukarıda olduğu için ona bir avantaj, ama bu şekilde konuşamıyor. Tam üç yaşına geldiğinde, tam konuşmaya başladığı zaman normal seviyesine inmiş oluyor. MaşaAllah.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah.Her yer harika iyi düşünenler için. Ama insanlar bir düşünmeme sanatı geliştirmişler. Düşünmemenin bir yolunu bulmuşlar. Bazen televizyona bakıyorum, o kırmızı halılardan oluşan bir, sanatçıların falan toplandığı bir şey var, nedir o?
OKTAR BABUNA: Oscar ödülleri töreni.
ADNAN OKTAR: Kardeşim bakıyorum adamlara uçuyorlar yani, böyle ne Allah’tan haberleri var, ne dinden haberleri var. Pimpirik, yaşlı ihtiyarlar, pinpon neneler, dedeler, gençler yani herkes uçuyor adeta. Kardeşim bir Ahiret’i düşünmüyor musunuz siz, Allah aklınıza gelmiyor mu? Her sene o toplantı tekrar edildiğinde, bir dahaki sene bakıyorsun adamlar yok, bir kısmı gitmiş, yok. Bir daha ki sene bakıyorsun öbür takım yine yok. Her seferinde sayıyorlar zaten falanca falanca falanca gitti diyorlar. İnsan biraz düşünmez mi kardeşim yani? Devamlı gidiyorsunuz, görülüyor bu. Bir süre sonra onların tamamı gidiyor, oraya gelenlerin tamamı. Pür neşe falan lakayt, o ona artistik yapıyor, o ona poz yapıyor, o ona enaniyet yapıyor. Samimi olmaları lazım inşaAllah. Şimdi bunlar gizli kalmış gibi oluyor tabii, ben onu oturup gözleri önüne getirdiğimde, bir hakikati görmüş oluyorlar. Bu da çok önemli inşaAllah.
Sen anlat bir şey.
KONUŞMACI 2: Hocam şimdi normalde DNA genlerden oluşuyor ama, aslında DNA’da bundan çok daha öte büyük bir organizasyon var. Önce “0peron” diye bir kavram ortaya attılar bilim adamları. Bu şu anlama geliyor, ortak bir amaç için genler bir aradalar ve bunların yönetimi de ortak bir düzenleyici bölge tarafından yapılıyor. Daha sonra araştırmalar ilerledikçe bu operanların da kendi içinde bir organizasyona sahip olduğu gözüktü. Buna da “Regulonlar” dediler. Regulonlar bir sürü operonu yönettiler. Daha sonra bir kademe daha araştırma ilerledi, regulonlar da “Siligonlar” tarafından yönetiliyor dendi. Bu şunu gösteriyor; DNA’da bir bilgi hükmünde olan o yerde müthiş bir organizasyon var. Yani evrimciler hayatı bir yaşam mücadelesi olarak görüyorlar ama, tıpkı orada ki rütbeler gibi DNA’nın içinde dahi bir organizasyon ve mükemmel bir eş uyum var maşaAllah.
ADNAN OKTAR: Yanlız biz böyle pano kullanarak detaylı anlatalım. Çünkü bizi seyreden kardeşlerimiz Yozgat’tan, Manisa’nın köylerinden seyrediyorlar, her yerden seyrediyorlar. İlmi izahlar zaten mutlaka yapacağız, ama ilkokul çocuğunun da anlayacağı şekle getirelim. Daha kolaylaştıralım inşaAllah. O zaman daha güzel olur inşaAllah. Oktar sen bir şeyler anlat.
OKTAR BABUNA: Siz daha iyi bilirsiniz Hocam inşaAllah, sizin kitabınızda var zaten. Darwin’in söylediği bir söz var, en önemli kriterleri bu iddiayı yalanlamak için Darwin veriyor zaten. “Eğer birbirini takip eden çok sayıda küçük değişiklikle, kompleks bir organın oluşmasının imkansız olduğu gösterilse, teorim kesinlikle yıkılmış olacaktır.” Modern bilim bize bunu kesin olarak kanıtladı. Bütün organ sistemlerinin, hatta organ sistemlerinin ötesinde, genetik bilimi de gösterdi. Mikroskobik düzeyde de, moleküler düzeyde de sistemler indirgenemez komplekslik denen bir tabirle anılıyor artık. Şu anlama geliyor; Darwin’in dediği “basamak basamak olamayacağı gösterilse” diyor, hakikaten sistemlerin indirgenemez komplekslik özelliği var. Yani daha alt seviyeye, bir basamak altına, daha basit bir seviyeye inemiyor. Herhangi bir parçası veya bölümü eksildiğinide, sistemler mutlaka işlevsiz kalıyorlar. Mesela, göz gibi organlar, kulak gibi organlar, akciğer gibi organlar, ki mesela insanlar gözüne baktığımızda, insan gözünün çok sayıda parçacıktan oluştuğunu görüyoruz. Burada görüldüğü gibi çok kompleks bir yapısı var. Mesela sol tarafta bir çizelge var, burada işte korneası var, saydam bir tabakası. Göz merceği var, göz merceğini yerinde tutan kaslar var onun etrafında. Aynı zamanda ışığı kıran iris diye bir tabaka var, ışığın miktarını ayarlıyor. Aynı zamanda işte sinir hücreleri tabakası var, orada çeşitli sinir hücreleri var. Sinir hücrelerinin içerisinde çok sayıda protein yapısında moleküller var. Bırakın gözün parçalarından birinin eksikliğini, o sinir hücrelerinde ki proteinlerden birinin eksikliği, yada bir kaç aminoasidin değişmesi halinde bile bütün göz işlevsiz hale geliyor. Bu bize işte Darwin’in söylediği şeyi kesin olarak kanıtlıyor. Yani basamak basamak olamayacağını. Mesela, gözün merceği olsa tek başına, hiçbir anlamı yok, hiçbir işe yaramaz. Korneası olsa yine bir işe yaramıyor, gözyaşı bezleri hiçbir işe yaramıyor, sinir hücreleri hiçbir işe yaramıyor. Gözün tamamı olsun, bir protein eksik olsun yine bir işe yaramıyor. Bu da tabii Allah’ın yarattğının kesin kanıtı olmuş oluyor. Genetik bilimi bunu da kanıtladı. Genler var, genler içerisinde de indirgenemez kompleks yapı var. Mesela protein sentezi var, fabrikada protein yapılıyor, DNA var, protein fabrikaları var ve arada 85 tane enzim var. Bu enzimlerden herhangi birinin eksikliğinde dahi bütün sistem çöküyor. Hepsinin mükemmel bir şekilde en ufak bir değişiklik olmadan, aynı anda var olması, yani yaratılması gerekiyor. MaşaAllah.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Siz bu konuları anlatıyorsunuz, şimdi Hürriyet’te de bir haber çıkar yarın Allahualem. “Adnan Hoca yine çapkınlık yapıyor” bilmem ne falan sür manşetten. Evrimi anlattıkça onlar ağızlarına ne gelirse söylüyorlar gibi görünüyor. Devam. Devam. İnşaAllah.
Kaç dakika oldu? 27 dakika oldu. Yiğit sen anlat bakalım.
KONUŞMACI 2: İnşaAllah Hocam. Şimdi proteinlerin yapımı büyük bir mucize. Proteinin hücre içerisinde ki görev yerlerine yerleştirilmesi de büyük bir mucize. Orada da proteinlere ihtiyaç var. Ancak proteinler, mesela hücre zarındaki yerlerine yerleştirildiğinde, pek çok yönde tutunabilir. Halbuki doğru çalışma yönü bir yönlüdür. Mesela bazı proteinler kapı hükmündedir, o kapının dışarı bakan şekilde açılması gerekir. Proteinin içinde özel kodlar bulundu. O kodlar protenin işlevsel yapısını ortaya koymuyor, yanlızca o hücre zarına düzgün olarak yerleşmesi için Allah yaratmış. MaşaAllah.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah, elhamdulillah. Çok güzel bilginiz bayağı hoş. Bizim gençlerin hepsi alim maşaAllah. Bak herhangi iki tane genç, bizim çocuklardan iki kişi, yüzlerceler maşaAllah. Olağanüstü kültürlü ve bilgililer her konuda maşaAllah.
OKTAR BABUNA: Sizin vesilenizle Hocam inşaAllah. Sizin yanınızda olan, dünyanın gelmiş geçmiş en iyi üniversitesinde okuyor Hocam maşaAllah. Böyle bir üniversite yok maşaAllah.
ADNAN OKTAR: Evet inşaAllah. En güzel üniversite, Kuran’a tabi olanların oluşturduğu üniversitedir, değil mi? İnşaAllah.
OKTAR BABUNA: Bir de dünya çapında da milyonlarca öğrenciniz oldu Hocam artık, öyle sadece yanınızdaki arkadaşlar değil inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Kardeşim maşaAllah, ben böyle bilmiyordum. Azerbaycan’da, Tacikistan’da, Kazakistan’da, Almanya’da, Amerika’da mescitler oluşturmuşlar, evler oluşturmuşlar, kendi aralarında dersler yapıyorlar. Yani binlerce insan maşaAllah. Toplamı yüzbinleri buluyor yani, milyonları buluyor. MaşaAllah.
OKTAR BABUNA: Üniversitelerde konferans veren hiç tanımadığınız kimseler var Hocam maşaAllah.
ADNAN OKTAR: Çin’de, Doğu Türkistan’da çok fazla talebemiz var maşaAllah. Çin en tehlikeli yer, orada böyle toplanıyorlar, ders yapıyorlar. Ki biz de bayağı temkinli olmaları, dikkatli olmaları için uyarıyoruz. O Çin olayına da bir ayrı ağırlık verelim. Çin, bu Doğu Türkistan özellikle, çok can yakıcı ve çok ızdırap verici bir durum. O Çin Büyükelçisi yardımcısını göndermişti, bizim çocuklarla görüşmüştü, şimdi benimle de görüşecek. Bütün bu konuları soracağım. İnşaAllah.
Evet, şimdi bir ara verelim.
Adnan Oktar Ne Demişti Ne Oldu
Devamı ...Adnan Oktar Ne Demişti Ne Oldu
Devamı ...
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Başlıklar
Devamı ...Adnan Oktar Ne Demişti Ne Oldu
Devamı ...Makaleler
Devamı ...Dergiler
Devamı ...