SUNUCU 1: İyi akşamlar sayın seyircilerimiz ve dinleyicilerimiz. Bu akşam Harunyahya.tv, Mavi Karadeniz Radyo, Çay Tv ve Güneydoğu Olay Tv’den yayınlanan canlı olarak yayınlanan ‘Adnan Oktar’la Gece Sohbetleri’ programında yine sizlerle birlikteyiz. Birbirinden önemli konuların yer alacağı programımıza; bilmediğiniz, merak ettiğiniz sorularınızla siz de e-maillerinizle katılabilirsiniz. Programımıza başlarken konuklarımıza ve Hocamıza hoş geldiniz demek istiyorum.
ADNAN OKTAR: Efendim hoş bulduk cümleten. İnşaAllah.
SUNUCU 1: Nasıl başlamak istersiniz Hocam?
ADNAN OKTAR: Evet nasıl başlayalım, sen bir soru sor istersen. Var mı sorun?
SUNUCU 1: Tabii ki Hocam. Zonguldak’tan Kemal Yolaçar şöyle bir soru sormuş. “Muhterem Hocam, güzeller güzeli, değerli Hz. Mehdi (a.s.)’nin yanından ayrılacak münafıklarla ilgili şöyle bir hadis okudum. ‘Ümmetimden bir taife Allah’ın emriyle hareket etmekte devam eder. Onlar hak üzerinde oldukları halde, Kıyamet kopana kadar kendilerini terk eden ve muhalefet eden bir kimsenin onlara bir zararı dokunmaz.’ Hocam, bu hadisten Hz. Mehdi (a.s.)’nin her zaman Allah’ın koruması altında olduğunu mu anlamamız gerekir?”
ADNAN OKTAR: Hepimiz Allah’ın koruması altındayız. Biliyorsunuz bütün Müslümanların sağında ve solunda, önünde ve arkasında Allah’ın yarattığı şuurlu varlıklar var, Melekler var. Fakat Allah korur tabii, Allah onları vesile etmiş oluyor. Ama Mehdi (a.s.) harika tarzda hakikaten korunacaktır. Yani normalde bir insan rahatça baş edebilecek bir insanken, bütün küfür bir araya gelecektir. Mesela Ahir zamanda ne, kim vardır? Baron vardır, iddia edilen Ergenekon Örgütü vardır, ciddi bir muhalif bir güç olarak. Bunların hepsinin üzerinde deccaliyet vardır. Ateist masonlar karşısında olacaktır. Ateist siyonistler yine Mehdi (a.s.)’ye karşı tavır alacaklardır. Ateistler, sapkın dine sahip herkes aşağı yukarı bir blok olarak, cephe olarak, cephe alacaklardır. Müslümanlardan da münafıklar cephe alacaklardır. Müşrik karakterli olan Müslümanlar, münafık Müslümanlar cephe alacaklardır ve tavır koyacaklardır. Fakat kimliğinden emin olamadıkları için de, yani çünkü inanmıyor zaten Mehdi (a.s.) olduğuna. Sadece Allah diyor; “sivri dilleriyle sizi incitmeye çalışırlar” incitirler. Sözle hareketleri olacaktır daha çok, ama etkili olamayacaklardır. Tabii Mehdi (a.s)’ye karşı saldırgan tavır alacaklardır, yani hadislerden bunu anlıyoruz. Fakat hadiste, Peygamberimiz (s.a.v.) diyor; “o büyük dağlarla karşılaşır, ama mutlaka bir yol bulur geçer.” Mutlaka Allah ona bir yol açacaktır, işini kolaylaştıracaktır. Mesela asrımıza bakarsak şu anda da ciddi bir mücadelenin, çok şiddetli bir mücadelenin devam ettiğini görürüz. Mesela bakın Baron’un medyasına bakıyoruz, tam böyle Allah’sız, kitapsız bir üslup içerisindeler değil mi? Yani İslam’a, dine sinsice veyahut açık, aleni olarak veyahut orta kapalı olarak geceli-gündüzlü saldırıyorlar. Türk-İslam Birliği’ne saldırıyorlar, İttihad-ı İslam’a saldırıyorlar. Müslümanlardan etkili olacağını düşündükleri kişilere karşı saldırgan tutum içerisindeler. Kendileri ahlaksız oldukları halde, Müslümanlara ahlak dersi vermeye kalkıyorlar değil mi? Kendileri ahlaksızlığı, seksi, pornoyu açık açık savundukları halde, bununla ilgili resimler, fotoğraflar, belgeler yayınladıkları halde, gençliği teşvik ettikleri halde, hatta bunu yapanları övdükleri halde, Müslümanları işte gayri ahlaki tavır içerisinde olmakla suçladıklarını görüyoruz. Bu bir taktiktir. Halbuki Müslümanların vasfında onların rahatsız olduğu şey, zaten onların gayri ahlaki yaşantıyı kabul etmemeleri var, ondan dolayı Müslümanları rahatsızlıkla bakıyorlar. Yoksa onlar gibi olsalar, zaten ne sorun çıkacak? Hiçbir sorun çıkmaz. Onlar gibi böyle ahlaksız olsa Müslümanlar, Allah esirgesin değil mi? Onlar gibi pornocu, onlar gibi böyle her türlü her şeyi yapan içen kaçan falan tavrında olmuş olsalar zaten Müslümanları onlar baş tacı yapar. Yani “bunu niye yapmıyorsunuz?” diye onlar zaten saldırıyor Müslümanlara. Onun için Müslümanlar uyanık olacaklar, akıllı olacaklar. Mesela Baron bir yazı yazıyor, “aa” diyor adam “hakikaten muazzam bir bilgi var, bak ne duydum ben” diyor. Be hey ahmak, karşındaki adam Allah’sız, kitapsız, dinsiz, imansız bir adam değil mi? Haysiyetsiz, şerefsizin teki. Ve adamın pornoculuğu, sahtekarlığı artık ortada, her şeyi ortada. Böyle bir adamın ahlak dersi vermesine sen nasıl inanırsın bir Müslüman olarak? Ve nasıl o kemik kafan onu almaz senin ve oynanan büyük oyunu göremezsin? Bu çok şaşırtıcıdır. Hz. Yusuf (a.s.) devrine bakıyoruz, o devrin ahlaksızı Hz. Yusuf (a.s.)’a ne diyor? “Bu tecavüze yeltenen bir insan, ırz düşmanıdır” diyor (haşa) Hz. Yusuf (a.s.) için. Irza tecavüz suçundan, gayri meşru cinsel ilişki suçundan hapse atılıyor biliyorsunuz, yapmadığı halde. O devrin angutları ona inanıyor, o devrin kazları. “Vay yapmış” diyor, inanıyor adam. Mesela Hz. Meryem (a.s.), ona da gayri meşru ilişki iddiası atıldı. O devrin avanakları, ahmakları da ona inandılar değil mi? Hz. Meryem (a.s.) kendini savunmak durumunda kaldı. Hatta Kuran’da da diyorlar, açıklıyorlar “nasıl yaparsın sen bunu?” diyorlar Hz. Meryem (a.s.)’e. Hz. İsa (a.s.)’ya da aynı şekilde iftira attılar. Gayri meşru ilişkiden oluşan bir çocuk şeklinde bir tavır koydular. Yani her devirde ahlaksızların tuzağına düşecek ahlaksızlar oluyor. Bu da bir ahlaksızdır, yani ahlaksızlığın oyununa gelen de ahlaksızdır. Ahlaksızın oyununa gelinmez. O bir şerefsizlik yapıyorsa, o daha büyük şerefsizlik yapmış oluyor. Çünkü sen Kuran’ı, İslam’ı biliyorsun, fasıktan gelen habere inanılmaması gerektiğini biliyorsun. Allah “tahkik edin, araştırın” diyor. Sen inanmışsın, değil mi? Diyorsun ki “o fasık”, sen de fasıksın, çünkü sen Allah’ın haram kıldığı bir şeyi yapıyorsun sen. Allah diyor ki; “tahkik et”, ettin mi tahkik? Yok. Gözünle gördün mü? Yok. Kulağınla duydun mu? Yok. Ee? Kim dedi? Baron dedi, ben inandım. Baron senin şeyhin mi? Yani mürşidin mi senin? Nedir Baron yani? Baronun dediklerine sen inanıyorsun. Baron’un haysiyetsiz, şerefsiz, karaktersiz bir insan olarak bileceksin. Namussuz ve ırz düşmanı, insanları efendim yoldan çıkarmaya çalışan bir deccal avanesi olarak göreceksin, o zaman sen Müslümanca tavır koymuş olursun değil mi? Ahmakça birçok insanda görüyorum. Müslüman, mesela herhangi bir Müslüman, bir şey söylüyorlar Baron’un takımı, “Aa öylemiymiş” hemen inanıyor. Kardeşim Nur Suresi’ni açıp baksana. Ne diyor Allah orada? “Bu apaçık bir iftiradır demeniz gerekmez miydi?” diyor Cenab-ı Allah değil mi? Allah’ı tenzih ederiz, “Bu apaçık bir iftira demeniz gerekmez miydi?” diyor. Ve “Dört tane şahit getirmiyorlarsa, seksen sopa vurun” diyor Allah. Ve “onlar yalancıdır” diyor Allah, yalancı. Bakın Allah diyor yalancılığını. Bu adam ne diyor? Ben Müslümanım, Allah da ona yalancı diyor, inandığı için, inanıp onu yaydığı için, etrafa yaydığı için. Onun için Müslümanın tavrı mutlaka tahkik olacak. Bana mesela bir Müslüman hakkında söz söylüyorlar, asla inanmam, asla. Müslümanın bakış açısının böyle olması lazım. Bediüzzaman’a da, mesela zamanında olmadık laflar ediyorlardı, angut gibi birçok kişi inanıyordu. “Vay anasını ya” diyor. Bakın 70 yaşında insan Bediüzzaman, diyor ki; “evine gayri meşru kadınlar geliyor sabaha kadar eğleniyorlar” diye söz söylüyorlar, 70 yaşındaki alime. “Rakılar kasayla geliyor” diyorlar, bakın inanıyor adam. Bediüzzaman da “bana böyle demişler. Ben meczup kendi halinde yaşlı bir insanım, Allah’tan korksunlar. Bana söylenecek söz mü şu?” diyor. Buna inanmışlar ve buna inanan Müslümanlar var. Yani “rakı içiyormuş” diyor, inanıyor. İçen içer ayrı mesele de, inancına göre içer. Ama nasıl olsun böyle bir şey, buna nasıl inanır bir insan? Şimdi buna inandın mı, sen de ahlaksız olursun ama ondan daha büyük ahlaksız olursun. Yani onun yaptığının 100 misli daha büyük ahlaksızsın demektir. Çünkü o bir ahlaksızlık yapmış, iftira atmış ama, ahmağın inanacağı bir iftira atmış. Hem ahmak, hem ahlaksız olmuş oluyorsun, ikisi birden olmuş oluyor. Olacak iş mi şu? Bediüzzaman gibi bir insan, mübarek bir insan, böyle bir şey yapar mı, değil mi? Zor konuşuyor böyle artık, başkalarının yardımıyla konuşuyor değil mi? Bir şey konuşuyor, yanındaki talebesi yüksek sesle tekrarlıyor. Binbir türlü hastalığı var değil mi? Çile çekmiş. 30 yılı hapiste geçmiş bir insan, bütün ömrünü İslam’a adamış, gönüllü alay komutanlığı yapmış, vatan müdafaasında görev almış. Ve gazidir Bediüzzaman aynı zamanda, birçok kurşun yarası almıştır düşmanla çatışırken. Değil mi bak? Albay olarak görev almıştır. Kendini tamamen vatanına, milletine, Allah’a, dine, kitaba adamış bir insan, sen buna bunu nasıl söylersin? O devirde bazı ahmak alimler de onlarla ittifak edip, Bediüzzaman’a da bunu söylüyorlardı, iftira atıyorlardı, bakın ahmak bazı alimler. Onu işte, o devirde Ehl-i sünnet harici gösteren alimler vardı. Sapkın gösteren alimler vardı. Ben bak açıkça söylüyorum, onlar da ahmak ve ahlaksız, başka bir şeyi yok bunun. Kardeşim 30 yıl hapis yatan bir insan, sapkın bir düşünce için böyle faaliyet yapar mı? Eserleri ortada. Terbiyesiz adam, açıp okusana. Kitapları ortada, Risale-i Nur Külliyatı, nerede Ehl-i sünnete aykırı bir üslup var orada? Ne kadar titiz olduğu açık açık görünmüyor mu, değil mi? Var gücüyle İslam için, Kuran için gayret ettiği açık açık görülmüyor mu? Bu kadar nezih, bu kadar efendi, bu kadar saygılı, bu kadar Allah’a kendini teslim etmiş bir insana, Müslümanlardan da geniş bir cephe oluşmuştu o devirde. Çok büyük bir cephe oluşmuştu, yani nefret eden, öfke duyan, onun hapsedilmesini isteyen, aleyhine şahitlik yapan, onu ihbar eden kişileri vardı.
SUNUCU 1: Yanlış yönlendirmelerle.
ADNAN OKTAR: Kardeşim bir de insanın aklı, fikri vardır. Şimdi bu yanlış yönlendirme, olacak iş mi bu? Direk terbiyesizlik, başka bir şey değil, vicdansızlık yani. Ama saflığından, cahilliğinden yapanları tenzih ederim, yani çok cahildir, saftır bilmiyorum, onlara bir şey diyemem. Ama kasten yapanların hepsi ahlaksız. Ve bilerek ve şuurlu yapanların hepsi ahlaksız. Mehdi (a.s.) de dolayısıyla böyle insanlara ve bu olaylara çok çok daha fazlasıyla karşılaşacaktır. Ve diyor bakın “Ümmetimden” Peygamber (s.a.v.)’in ümmetinden, “yetmiş bin sarıklı kişi ve başları tıraşlı” diyor bakın “yetmiş bin sarıklı, başları tıraşlı kişi deccalle beraber Mehdi (s.a.)’ye karşı mücadele verecektir.” diyor Peygamberimiz (s.a.v.) hadiste. Cübbeli dedi ki; “böyle bir hadis yok” dedi. Ben de gittim, kütüphaneden orijinalinin fotokopisini çıkarttırdım, burada kamerayla herkese gösterdim, 2 tane Ehl-i sünnet kaynağından ve niye tedirgin oldu onu da anlayamadım. Niye hadis yok diye ortaya çıkıyor? Hadisleri çok iyi bilen bir adam. Bu hadislerin var olduğunu da biliyor. Bak “başları sarıklı “diyor, Taylasanlı sarık. “Yetmiş bin kişi” bak, “yetmiş bin kişi ve başları tıraşlı, Mehdi (a.s.)’ye karşı deccalle ittifak ederek mücadele verecekler” diyor. Yani o kadar vahimdir Ahir zaman ve o kadar şiddetlidir. Kendi cemaatinden çok fazla münafık çıkacaktır Mehdi (a.s.)’nin. Hadisler de Peygamberimiz (s.a.v.) çok detaylı anlatmıştır.
Evet, şimdi ne yapalım?
SUNUCU 1: Hocam benim bir sorum var. Mehdi (a.s.) hakkında çok konuştuk, özelliklerini çok saydık ama onun hangi milletten çıkacağını biliyor muyuz?
ADNAN OKTAR: Mehdi (a.s.) seyyid, Peygamberimizin (s.a.v.) neslinden. Ama hangi ülkede çıkacak diyorsan, Peygamberimiz (s.a.v.) açıkça söylüyor “Konstantiniyye, İstanbul” diyor. Bediüzzaman da “İstanbul da çıkacak” diyor. “Kufe, Basra, Şam gibi yerler tasavvur edilmiş ama, başkent olarak geçtiği için hadis, “raviler hep öyle zannetmişler” diyor. Mesela Kufe de, Şam da kalacak gibi zannetmişler. Halbuki “en son İstanbul da kalmıştır İslam aleminin başkenti” diyor. Sonra tabii ilga oldu, dolayısıyla İstanbul’dan çıkacaktır, hadisin kastettiği İstanbul’dur” diyor. Zaten Peygamberimize (s.a.v.) soruyorlar, “Medine” diyor Peygamber (s.a.v.). “Hangi Medine?” diye soruyorlar “İstanbul’dur” diyor Peygamberimiz (s.a.v.), açıklıyor zaten.
SUNUCU 1: Peki Peygamber (s.a.v.)’in soyundan olması Arap olacağını garantiler mi?
ADNAN OKTAR:Yani soyunda herhangi bir şekilde seyyidlik varsa, seyyid olur zaten. Yani Türklük de olabilir, Çerkezlik de olabilir, kanına karışabilir o şey değil. Yani böyle saf bir ırk olarak gelmez zaten seyyidler. Mesela 8-10 kuşak evvelinde, mesela seyyide bir anne ile şerife bir anneyle baba evlendiyse, tamamdır, seyyid olur. Anne tarafından da seyyid olur, yani kanında seyyid olmuş oluyor, anlaşıldı mı?
Doğan Çankaya, onu bir oku bize.
SUNUCU 1: “Doğan Çankaya, Rize. 26 Haziran 2009. ‘Hazreti Cebrail (a.s) ve Hazreti Mikail (a.s), kırk altı bin (46.000) Melek İmam Mehdi (a.s.)'nin yardımcıları ve yoldaşları arasında olacaktır.’ (El Kavlu'l Muhtasar Fi Alamatil Mehdiyy-il Muntazar -Ahmet İbn-i Haceri Mekki (Heytemi) (Beklenen Mehdi'nin Alametleri sayfa , sayfa 47)Tarihin her döneminde Melekler Müslümanlara yardım etmiştir, ama insanlar açıkça Melekleri görmemişlerdir. Bu muhteşem olaylar Melekler aleminde açıkça görülebilen olaylardır. Cübbeli'nin bu hadisi, Meleklerin Hz. Mehdi (a.s.)'nin yanında apaçık görüneceği ve Hz. Mehdi (a.s)'nin hiçbir zorlukla karşılaşmayacağı şeklinde yorumlaması gerçekten büyük yanlış. Çünkü Hz. Mehdi (a.s.)'nin yaşamının çok büyük zorluklarla, eziyetlerle, hapislerle geçmesi ve en sonunda Allah'ın izniyle muvaffak olması Hz. Mehdi (a.s.)'nin hadislerde bildirilen en önemli alametlerindendir. Cübbeli, Hz. Mehdi (a.s.)'ye hiçbir silah, bomba, tank etki etmeyecek diyerek büyük hata yapıyor. Hz. Mehdi (a.s.)'nin Cübbeli'nin dediği gibi özellikleri olsa, deccal onun yanına bir adım bile yanaşamazdı. Deccal'in fitnesinin özellikle Hz. Mehdi (a.s.)'ye yönelik olacağı Peygamber Efendimiz (s.a.v.)'in hadislerinde açıkça geçmektedir. Cübbeli müteşabih hadisleri açıklamayı ve yorumlamayı bilmiyor, o yüzden çok büyük hatalara düşüyor.”
ADNAN OKTAR: Sana kısa bir yazı okutacağım. Ebru Özkan, inşaAllah.
SUNUCU 3: “Ebru Özkan. Bir rivayette: ‘Şu muhakkak ki, Ahir zamanda mağrib memleketinin en uzak mevkiinden Hz. Mehdi (a.s.) denilen bir zat çıkacak. Ve ön tarafında kırk mil mesafe olarak yardım yürüyecek. Hz. Mehdi (a.s.)'nin bayrakları beyaz ve sarıdır. İçinde çizgiler bulunur. Bayraklarında Allah'ın İsm-i Azamı yazılmıştır. Onun bayrağı altındaki hiçbir birlik mağlup edilmez.’ buyrulmuştur. (İmam Şarani, Ölüm Kıyamet Ahiret ve Ahir Zaman Alametleri Muhtasaru, (Tezkireti'l Kurtubi), s. 438)
Beyaz kağıt sayfaları, sarı altın yaldız süsler, çizgiler, Allah'ın ismi azamı yazan yazılardan oluşan kitaplar ve bu kitapların ateistlere, Darwinistlere, materyalistlere, Marksistlere karşı kesin ve ezici galibiyeti, Hz. Mehdi (a.s.)'nin eserlerinde görebileceğimiz güzellikler olarak harika bir tarzda açıklanmış.”
ADNAN OKTAR: Ali Bozkurt şu yazıyı oku bakayım.
SUNUCU 4: “Tükiye'nin liderliğinde Türk Devletlerinin desteğiyle, çok yakın zamanda büyük bir Türk-İslam Birliği'nin oluşacağı anlaşılıyor, inşaAllah. Hz. Mehdi (a.s.)'nin zuhuruyla birlikte bu birlik muhteşem bir hal alacak. O zaman ne PKK sorunu kalacak, ne ekonomik sıkıntı. Çok zengin, mutlu, müreffeh, büyük bir Türkiye olacak. O dönemde cahil cuhela birçok kişi mahçup olacak, inşaAllah.”
ADNAN OKTAR: Şimdi, Sadullah Hilal, Nevşehir’den. O daha da kısa şurada okursan.
SUNUCU 2: “Sadullah Hilal. Hadis-i şeriflerde Hz. Mehdi (a.s.)'nin Türkiye'den ayrılmayacağını ve yurtdışına çıkmayacağını şöyle bildirilmiştir. "Mehdî Rum'dan, Türklerden (çünkü, eskiden Türkiye'ye diyar-ı Rum deniliyordu.) ayrılmayacaktır." (İş'afü'r-Rağıbîn'den naklen Tılsımlar Mecmuası, Bediüzzaman Said Nursi, s. 212)”
ADNAN OKTAR: Evet, diyar-ı Rum. Bak hadiste Peygamber (s.a.v.) ne diyor; “Mehdi Rum’dan, Türklerden ayrılmayacaktır.” Diyar-ı Rum, yani buraya, Anadolu’ya diyar-ı Rum deniliyordu değil mi? Rumeli, diyar-ı Rum. Bak “Peygamberimiz (s.a.v.) ayrılmayacak” diyor, yani sürekli orada görev yapacak. Herhangi bir sebeple hicret etmesi, o yerden çekilmesi, başka bir yere geçmesi diye bir konu yok, mevzuu bahis değil. Bediüzzaman da diyor; “Niye Mekke’ye, Medine’ye gitmiyorsun?” diyor. “Ben Mekke de dahi olsa, mutlaka İstanbul’a gelirim.” diyor. Çünkü Mehdiyetin oluşacağı şehir olduğu için. Hatta “Amerika’ya git deseler, başka ülkeye git deseler kesinlikle gitmem” diyor. “Başıma ne gelirse gelsin, ne ile karşılaşırsam karşılaşayım, hiçbir şekilde oradan ayrılmam” diyor Bediüzzaman. Ve dolayısıyla da hakikaten hep İstanbul’u merkez alan bir faaliyet içerisinde olmuştur Bediüzzaman ve Türkiye’den hiç ayrılmamıştır inşaAllah.
Evet, Vasfi Kahraman Diyarbakır.
SUNUCU 3: “Peygamber Efendimiz (s.a.v.) bir hadis-i şerifinde Hz. Mehdi (a.s.)'nin isminin kendi ismine, babasının isminin de kendi babasının ismine uygun düştüğünü söylüyor. Ancak bu isimler birebir aynı demiyor. Uygun düşer diyor. Uygun düşen bu isimlerin ne olduğunu ancak Mehdi (a.s.) zuhur ettiğinde anlayacağız inşaAllah.Hz. Mehdi (a.s.) zuhur ettiğinde halk arasında hemen tanınmayacak, zamanla farkedilecek. Hatta Bediüzzaman'ın ifadesiyle ‘yakın talebeleri bile ancak imanın nuruyla onu tanıyacaklar’. Hatta bu yüzden başlangıçta talebeleri çok az sayıda olacak. (313 kişi) Cübbeli Ahmet Hoca'nın anlattığı gibi Hz. Mehdi (a.s.) geçerken Adriyatik'in suyu tamamen çekilip kurusa, Akdeniz cam gibi donsa, gökten bir Melek insanlara görünüp "Bu Hz. Mehdi (a.s.)'dir. Ona uyun" dese, gökyüzü kanatlı Meleklerle dolsa ve hepsi bütün dünyadaki insanlara herkesin kendi anlayacağı lisanda Hz. Mehdi (a.s.) hakkında bilgi verse, Hz. Mehdi (a.s.)'yi o zaman herkes tanırdı.
Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri ise bunun tam tersini söylüyor;
‘O eşhas (yani ahir zamanın mühim şahısları - Hz. Mehdi (a.s.) ve Hz. İsa (a.s.), hattâ o müthiş deccal dahi çıktığı zaman çokları, hattâ kendisi de bidayeten (başlangıçta) deccal olduğunu bilmez. belki nur-u îmânın dikkatiyle, o eşhas-ı Ahir zaman (yani Ahir zamanın mühim şahısları Hz. Mehdi (a.s.) ve Hz. İsa (a.s.) tanınabilir. (Hz. Mehdi (a.s.) ve Hz İsa (a.s.) sadece derin iman sahibi bazı Müminlerin dikkatleriyle tanınabilecektir.)’"
ADNAN OKTAR: Şamil Deviren, arka sayfaya devam ediyor.
SUNUCU 1: Şamil Deviren / Mersin – 27 Haziran 2009’da yollamış sanırım.“Geçtiğimiz otuz yılda Peygamber Efendimiz (s.a.v.)'in hadislerinde bildirilen Hz. Mehdi (a.s.)'nin geliş alametlerinin hepsi gerçekleşti. Ramazan ayında Güneş ve Ay tutulmaları oldu. Bir kuyruklu yıldız çıktı (Haley Kuyruklu Yıldızı), çift kuyruklu Lulin Kuyruklu Yıldızı da ortaya çıktı. Afganistan işgal edildi. Kabe'de kan akıtıldı. Fırat'ın suyu kesildi. İran-Irak savaşı gerçekleşti. Kuveyt işgal edildi. Azerbaycan işgal edildi. Bağdat alevler içinde kaldı, Irak'ın para birimi kaldırıldı, Irak yeniden yapılandı, hayat pahalılığı arttı, ekonomik kriz oluştu, binalar yükseldi, tozlu dumanlı bir fitne yaşandı. (11 Eylül 2001 tarihinde New York ve Washington şehirlerine yapılan saldırılar).”
ADNAN OKTAR: Bunların hepsi hadis. Hadis olduğu için harika, yani oluşmuş hadisleri sayıyor şu an. Evet.
SUNUCU 1: “Şam ve Mısır melikleri öldürüldü (Mısır devlet yöneticilerinden Enver Sedat, Butros Gali, Ahmed Maher Paşa, Mahmoud Nukrashy Paşa'nın öldürüldüler). Yaygın katliamlar meydana geldi, Haşimilerden üst düzey birisi öldürüldü (Ürdün Kralı Abdullah'ın öldürülmesi). Zinalar arttı, sistemler değişti (20. yüzyılda dünyanın dört bir yanında hakim olan komünist rejimlerin yüzyılın sonlarına doğru yıkıldı). Doğu tarafından bir ateşin görüldü (1979 yılında İstanbul'da batan Independenta gemisi). Semadan bir el uzandı (uzayda insan eli biçiminde oluşan ve NASA tarafından saptanan görüntü). Ani ölümler çoğaldı, salgın hastalıklar arttı, Allah açıkça inkar edildi, -Allah’ı tenzih ederiz- masum insanlar öldürüldü, fakirlik ve açlık arttı.
Daha burada sayamadığım yüzlerce alamet, Peygamberimiz (s.a.v.)'in hadislerinde belirtildiği şekliyle aynen gerçekleşti. Cübbeli Ahmet Hoca'nın dediği gibi "Hayır, Hz. Mehdi (a.s.) bu yüzyılda gelmeyecek." denemez, çünkü bu alametler ortaya çıktı bir kere. Hem de hepsi tesbih taneleri gibi ardarda aynı zaman diliminde gerçekleşti. Bütün bu alametleri görmezden gelmek mümkün değil. Cübbeli Ahmet Hoca bu alametleri görmezden gelip "Önümüzdeki yüzyıllarda tekrar bu alametlerin çıkışını bekleyin" diyorsa bu da olmaz, çünkü bu alametler ilk defa bu yüzyılda ortaya çıktı bir kere. Cübbeli Ahmet Hoca bütün Müslümanların heyecanla, aşkla, şevkle beklediği Hz. Mehdi (a.s.)'nin gelişini istese de, kimseden saklayamaz.” demişler.
ADNAN OKTAR: Efendim Gülben Hisarcık.
SUNUCU 3: “’Âl-i Beytten Muhammed Hz. Mehdi (a.s.) isminde bir zat-ı nurani,’ (Mektubat, sf. 56-57) Âhir zamanın o büyük şahsı Al-i Beyt'ten (Peygamberimiz (s.a.v.)’in soyundan) olacak. (Şualar, sf. 442) O zat, o taifenin uzun tedkikatı (o topluluğun uzun araştırmaları, incelemeleri) ile yazdıkları eseri, kendine hazır bir program yapacak (Emirdağ Lâhikası-1, sf. 266-267) Ahir zamanın o büyük şahsı, Âl-i Beyt'ten (Peygamberimiz (s.a.v.)'in ailesinden) olacaktır. (Emirdağ Lâhikası-1, sf. 267) O ileride gelecek acib bir şahsın ve o büyük kumandanın, (Barla Lahikası, sf. 162) En büyük bır müçtehıd , hem en büyük bır müceddıd , hem hâkim , hem Hz. Mehdi (a.s.), hem mürşid, hem kutb-u a'zam olarak bir zât-ı nuranîyı gönderecek ve o zât da Ehl-i Beyt-i Nebevîden olacaktır.” (Mektubat, sf. 411, 412, 441)Bediüzzaman, Risale-i Nur Külliyatı'nda Ahir zamanda gelecek Hz. Mehdi (a.s.) için 26 yerde 35 kere şahıs demiştir. Hz. Mehdi (a.s.)'nin şahs-ı manevi olmadığını, şahıs olduğunu 26 yerde 35 kere açıklaması bile, bazı kişilere yetmemiştir. 70 bin kere söylese bile, yine de bu kişiler anlamayabilirler. İnsan anlamamaya azmettikten sonra bir şeyi anlaması çok güçtür. Normal bir insan tek bir cümleden anlar. Anlaşılmayacak bir şey yok. Bediüzzaman ‘Hz. Mehdi (a.s.) Hicri 1400 yılında gelecek" demiştir. Saygılar, selamlar.’”
ADNAN OKTAR: 125. ayeti oku, sadece 125. Şeytandan Allah’a sığınıyoruz.
SUNUCU 4: "Rabbinin yoluna hikmetle ve güzel öğütle çağır ve onlarla en güzel bir biçimde mücadele et. Şüphesiz senin Rabbin yolundan sapanı bilendir ve hidayete ereni de bilendir."
ADNAN OKTAR:Şimdi Allah bizden ne istiyor? Şeytandan Allah’a sığınırım. Bak, "Rabbinin yoluna hikmetle” özlü ve güzel sözle, uzatmadan, kısa, özlü ve etkileyici, “ve güzel öğütle” kırıcı öğüt değil, güzel öğütle, “çağır ve onlarla en güzel bir biçimde mücadele et.” Yani en akılcı, en doğru, en etkileyici şekilde mücadele et. Kırıp yıkarak, kan dökerek, ortalığı yıkarak değil. “Şüphesiz senin Rabbin yolundan sapanı bilendir ve hidayete ereni de bilendir." Hidayete erenler Mehdi (a.s.) ekibidir. Sapanlarda deccal ekibidir.
127. ayeti de oku. Şeytandan Allah’a sığınıyorum.
SUNUCU 4: “Sabret; senin sabrın ancak Allah(ın yardımı) iledir. Onlar için hüzne kapılma ve kurmakta oldukları hileli-düzenlerden dolayı sıkıntıya düşme.”
ADNAN OKTAR:Bak, “Sabret;” diyor. Bir kere Müslüman sabırlı olacak. “Senin sabrın ancak Allah(ın yardımı) iledir.” İnsan kendi kendine sabırlı olmaz, Allah verir o gücü. “Onlar için hüzne kapılma,” yani insanların konuşmaları, iftiraları, hakaretleri, saldırıları için hüzne kapılma, muhkem ayettir, haramdır. Hüzne kapılmayacağız. Kapılıyor musun hüzne zaman zaman?
SUNUCU 1:Bazen, tabii ki.
ADNAN OKTAR:Yapmayacaksın, haram. Bak, “hüzne kapılma” diyor, açık. “Ve kurmakta oldukları hileli-düzenlerden dolayı sıkıntıya düşme.” Sıkıntı da haramdır. Hileli düzen, mesela iftira edebilir, oyun oynanabilir, ihbarda bulunabilir, yalan beyanla mahkemeye verebilir, yalancı şahitler bulabilirler, her türlü ahlaksızlığı yapabilirler, tuzak bitmez biliyorsunuz. Binlerce çeşit tuzak kurabilirler. Ne diyor Cenab-ı Allah; “sıkıntıya düşme ve hüzne kapılma” diyor. İkisi de olmayacak.
SUNUCU 1:Ye’se kapılmayacağız.
ADNAN OKTAR:Evet. “Şüphesiz Allah korkup-sakınanlarla ve iyilik edenlerle beraberdir.” Allah Müminlerle beraber inşaAllah. 79 ve 80 Zuhruf Suresi. Şeytandan Allah’a sığınıyorum.
SUNUCU 2: “Yoksa onlar, işi sıkı mı tuttular? İşte şüphesiz Biz de işi sıkı tutanlarız. Yoksa onlar; gerçekten Bizim, sır tuttuklarını ve aralarındaki fısıldaşmalarını işitmediğimizi mi sanıyorlar? Hayır, (işitiyoruz) ve onların yanlarındaki elçilerimiz de (her şeyi) yazıyorlar.”
ADNAN OKTAR:Demin söylemiştim değil mi? Yanlarında yazıcı Melekler var. “Yoksa onlar, işi sıkı mı tuttular?” diyor Cenab-ı Allah. Şeytandan Allah’a sığınırım. Yani deccal taraftarları iftirayla, saldırıyla, ekonomik güçleriyle, basınıyla, televizyonuyla, radyosuyla, sahtekar münafık, muhbir Müslüman görünen it kopuk takımıyla, deccal destekçileriyle “işi sıkı mı tuttular” diyor Allah, yani sıkı mı saldırıyorlar? Var güçleriyle hücum mu ediyorlar? İftirada, saldırganlıkta sınır tanımıyorlar mı? Bütün imkanlarını mı kullanıyorlar diyor Allah. “İşte şüphesiz Biz de işi sıkı tutanlarız.” diyor Allah. Ben de sıkı tutuyorum diyor Allah. Bu ne demektir? Deccalin kafasının, köpek kafası gibi ilimle ezileceği. Bilimle ezileceği, akılla ezileceğini belirtiyor Kuran, inşaAllah. Köpek kafası derken, yani şeytani bir köpeği kastediyorum, ben köpekleri çok severim. Onların kafaları sadece okşanır. Bir de şeytanın zuhuru vardır, köpek başı gibi, deccalin zuhuru odur, ezilecek kafa. “Yoksa onlar; gerçekten Bizim, sır tuttuklarını ve aralarındaki fısıldaşmalarını işitmediğimizi mi sanıyorlar?” Kendi aralarında fitne yapıyorlar gizli gizli, yani Peygamber (s.a.v.)’in yanında başka konuşuyorlar, dışarı çıkınca başak konuşuyorlar. Yani yanında yüzüne gülüyorlar, iyi davranıyorlar ama dışarıda “bu ne yapıyor bu?” diyorlar. Ne demişti diyorlar, ayette var ya, münafıkların. Ne demiş, diyorlar Peygamber (s.a.v.), ama yanındayken iyi davranıyorlar. Allah diyor ki; “işitmediğimizi mi sanıyorlar.” zaten yaratan Allah, Ben duyuyorum diyor Allah. “Hayır, (işitiyoruz) ve onların yanlarındaki elçilerimiz de (her şeyi) yazıyorlar.” Yaptıkları bütün fitneyi, bütün oyunlarının hepsini ben biliyorum diyor Allah ve yazıyorlar diyor. Şeytandan Allah’a sığınıyorum. 10-11-12 ve 13’e kadar.
SUNUCU 1: “Öyleyse sen, göğün açıkça bir duman getireceği günü gözle; (Bu duman) insanları sarıp-kuşatır. İşte bu, acı bir azaptır. ‘Rabbimiz, azabı üstümüzden açıp-gider; çünkü biz (artık) iman edicileriz.’ Onlar için öğüt alıp-düşünmek nerede? Onlara, açıklayan bir elçi gelmişti. Sonra, ondan yüz çevirdiler ve dediler ki: ‘(Bu,) Öğretilmiştir, bir delidir.’ Biz sizden bu azabı biraz açıp-gidereceğiz; (ama yine) dönecek olanlarsınız siz. Büyük bir şiddetle yakalayacağımız gün, elbette Biz intikam alacağız.”
ADNAN OKTAR:Şimdi Ahir zamanda, Mehdi (a.s.) devrinde iki tane büyük duman zuhuru oldu. İkisinin birleşimi bir duman ediyor olabilir. Çünkü hep çift alametler vardır Mehdi (a.s.)’nin zuhurunda. Mesela iki Ramazan üst üste, 15’er gün arayla Ay ve Güneş tutulmaları oldu, iki defa üst üste. İki kuyruklu yıldız çıktı. Duman zuhuru da iki kere olmuş olabilir. Biri bu nükleer bulutlar biliyorsunuz, Çernobil’de gökyüzüne dağıldı, bir ızdırap meydana getirdi. Bir de bu son, biliyorsunuz yanardağ patlaması, onda da biliyorsunuz uçuşlar iptal oldu, insanlar çok zor durumda kaldılar, bayağı bir korku yayıldı. Dua etti insanlar, bu fitnenin bu belanın yayılmaması için, ayet bu iki olaya birden bakıyor olabilir, yani duman zuhuru olarak. Çünkü Ahir zamanda Mehdi (a.s.) alametlerini insanlar çok çok abartılı zannederler. Halbuki bak, Mehdi (a.s.) çıkıyor, kendini bilmiyor Mehdi (a.s.), yani sen nasıl bileceksin? Bak kendisi de bidayeten kendisi bilmez, imanın nuruyla, bakın imanın nuruyla belki yakın talebeleri o eşhası tanıyabilirler diyor, Mehdi (a.s.)’yi, o kadar gizlidir. Dolayısıyla mesela Ay ve Güneş tutulmaları oldu. Duydunuz mu siz 15 gün arayla Ramazan ayında Ay ve Güneş tutulmalarını? Şimdi duyuyorsunuz. Çok normal karşıladılar. Yani iki Ramazan üst üste, hiç rastlanmamış bir şeydir. 1400 yıllık İslam tarihinde ilk defa Kabe’de baskın yapıldı. İlk defa hac engellendi, herkes normal karşıladı. Halbuki bir defa, dünya tarihinde bir kere olmuş bir olaydır ve çok büyük bir olaydır, ilk defa olmuş ve Mehdi (a.s.)’nin çıkış alametidir, ilk defa oluyor. Bak onu da normal karşıladılar. Mesela diyor ki hadiste Peygamberimiz (s.a.v.); “Mehdi (a.s.) konuşur, bütün dünya onu görür” diyor. Herkesin evine girer diyor Mehdi (a.s.). Yani radyoya ve televizyona dikkat çekiliyor. “Hatta kişi yattığı yerden onu dinler ve görür” diyor, uzandığı yerden. Bu açıkça televizyona işaret eden bir durum. Mehdi (a.s.) demek ki konuşacak, biz de onu duyacağız, göreceğiz. Çünkü herkesin evine girmesi nasıl olabilir aynı anda? Şiiler, “hakikaten girecek” diyorlar, yani beden olarak girecek diyorlar. Yani bu aklın ihtiyarını kaldıracak bir şey değil mi? Millet, insanlık ne olur böyle bir şeyde, değil mi? Aklın ihtiyarını kaldırır herkesin evine girse. Demek ki televizyonla, radyoyla girecek, değil mi? Aklın ihtiyarı kalkmıyor. Çünkü o kadar gücü olsa, o zaman hapishaneye niye girsin, değil mi? O zaman Mehdi (a.s.)’nin bir tane bedenini hapishaneye sokarsın, milyonlarca, yüz milyonlarca bedeni de dışarıda olur, nasıl duracaksın ondan sonra o zaman, değil mi? Hangi birini hapsedeceksin sonra? Yani yüz milyonlarca bedeni olacağına göre, hangi bedenini hapsedeceksin? Bir tane bedeni var Mehdi (a.s.)’nin. Demek ki, televizyonda insanların evlerine girecek. Bu da oldu, bak Peygamber (s.a.v.)’in hadisi bu. Hatta diyor; “kişi eline bakar, Mehdi (a.s.)’yi görür” diyor. Ipod’dan, o küçük bilgisayarlardan Mehdi (a.s.)’nin görüleceğine, konuşmalarının dinleneceğine işaret etmiş oluyor hadis. Mesela Mehdi (a.s.)’nin çok kısa sürede yol alacağı, bir yerden bir yere çok kısa sürede gideceği belirtiliyor. Belli ki bir vasıta kullanacak, araba kullanacak. Mesela diyor ki; “atının gözleri ışık saçar” diyor. Arabanın farı olur, ışık saçar, başka nasıl olur, değil mi? Hiç gözlerinden ışık saçan at gördünüz mü siz? Arabanın farı ışık saçar. Ve bu kadar süratli giden, yani atın gidemeyeceği bir süratten bahsediyor hadiste, belli ki araba inşaAllah. Dolayısıyla bunların hepsi zuhur ediyor ama, insanların aklının ihtiyarını kaldırmayacak tarzda, yani insanları iman etmeye mecbur etmeyecek tarzda oluşuyor. Mesela bak İttihad-ı İslam oluşmaya başladı şu an, bütün Nur talebeleri İttihad-ı İslam’dan bahsetmeye başladılar. Ben ısrarla İttihad-ı İslam’ı savunsunlar dedim, Allah razı olsun, o söylememden sonra, bütün Nur talebelerinin sitelerinde İttihad-ı İslam’la ilgili yazılar çıkmaya başladı ve hepsi savunuyor şu an. Bu çok güzel. “Güçlendirin” dedim, bir ara yine gevşettiler, çünkü İslam sürekli tırmanması, gelişmesi gereken bir sistemdir. Yani ben bir kere İttihad-ı İslam’dan bahsettim, konu bitti, olmaz. Biz namaz kılıyoruz ama 5 vakit muntazam devam ediyoruz, değil mi? Biz sabah namazını kıldık diye bırakıyor muyuz? Öğlen namazını da kılıyoruz, ikindiyi de kılıyoruz, akşamı da kılıyoruz, yatsıyı da kılıyoruz, vitri de kılıyoruz. Titizlikle takip ediyoruz. Hiçbir şekilde namazlarımızı kaçırmıyoruz. Peki, “İttihad-ı İslam en büyük ibadettir” diyor Bediüzzaman, “en büyük ibadet.” O nasıl bir kere söyleniyor da konu bitiyor? Yani Allah bir kere mi konuşacağız dedi bize? Bir kere söyleyeceksiniz, konu bitecek mi dedi? Peygamberimiz (s.a.v.) bir kere cihadı söyleyip bıraktı mı? Ömrünün sonuna kadar, vefat edinceye kadar cihad etti Peygaberimiz (s.a.v.). Hiçbir şekilde bırakmadı. Dolayısıyla İttihad-ı İslam bırakılacak bir konu değildir, sürekli gündemde tutulması lazım. Bak ben 1979’dan başladım İttihad-ı İslam’ı savunmaya, yıl 2010, aynı şevk ve aynı heyecanla yine devam ediyorum, hiçbir değişiklike uğratmadan, hatta tırmandırarak, artırarak. Mesela radyoların, televizyonların sayısını arttırdık, internet girişleri çok yükseldi. Allah’a çok şükür, Allah gittikçe yolumuzu açıyor. Ama gece gündüz bu konudan bahsediyoruz. Dolayısıyla her müslümanın İttihad-ı İslam’ı, yani en büyük farzı gece-gündüz gündemde tutması lazım. Her gün dua edecek, her gün gündeme getirecek, her gün bu konudan bahsedecek. Ama Cübbeli Ahmet hiçbir şekilde İttihad-ı İslam’ı ağzına almıyor, bu çok büyük bir harikadır. Talebeleri de ısrarla ona sorsunlar, mutlaka söyletmeye çalışsınlar, şiddetle kaçınıyor. Türk-İslam Birliğini zaten ağzına almıyor, İttihad-ı İslam’dan şiddetle kaçınıyor. Mehdi (a.s.) konusu tamamen kapandı. O Mehdi (a.s.)’yle ilgili onun konuşmasını çocuklar duymamış olabilirler, onu bir yayınlasana. Hayır güzel bir duada onun için tekrar tekrar, yüz kere de olsa o duayı devam ettireceğim yani. Fakat o duayı yerine getirmiyorlar ve duayı bir daha hiçbir şekilde ağzına almıyor Cübbeli. Bak “Yarabbi bizi Mehdi (a.s.)’ye kavuştur” diyor. “Hiçbir Peygamberi göremedik, büyüklerimizi göremedik, hiç olmazsa Mehdi (a.s.)’yle bizi görüştür” diyor. Yani bu yüzyılda görüşebilecek kanaatinde, her an çıkabilir Mehdi (a.s.) diyor. Şu an hiçbir şekilde Mehdi (a.s.)’den bahsetmek istemiyor. Niye olabilir sence? Benim gördüğüm iki nedeni var. Birisi, bazı kişiler bunu Mehdi (a.s.) olarak ortaya sunacaklardı. Ben ilk geldiğinde de bunu görmüştüm, tahmin ettim. Herhalde bunu “Mehdi (a.s.) olarak sunacaklar” dedim, yani tavrından üslubundan bu anlaşılıyordu. Ben onunla konuşmuştum da, bizim kardeşlerin evinde görüşmüştüm, yani Mehdi (a.s.) olduğunu açıkça ima etti, yani kendisinin Mehdi (a.s.) olduğunu. Hatta ben kendisine dedim ki; “Hocam biz aradığımız Mehdi’yi bulduk” dedim. Bu ne demektir? O zaman kimi buldun diye sorması lazımdı. Gayet memnundu, mesruh hale gelmişti, acayip neşesi gelmişti. Bayağı saygı ve sevgisi çok artmıştı, “Mehdi (a.s.)’yi bulduk” deyince. Karşı karşıyayız olmuş oluyor yani. Hatta bir sözü vardı onun, bizim çocuklarda oradaydı ama, sadece bu kadar kısmını hatırlıyor, bende bu kadar kısmını hatırlıyorum. Sultan Ahmet Camii’nden; “oğlum Ahmet” diye Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in yüksek sesle nida ettiğini söyledi. Ben anladım bunun Mehdilikle ilgili bağlantı kurduğunu kafasında. Orada o yüzden konuşurken, “Hocam biz aradığımız Mehdi (a.s.)’yi bulduk” dedim. Herkes neşe içindeydi böyle, o da acayip neşelendi. Çünkü o çok tedirgindi, benim Mehdilik iddia edeceğimi düşünüyordu. Hatta bunun imkansızlığını vurgulamak için dedi ki; “Mehdi (a.s.)’nin başının üstünde bir bulut olacak, o Mehdi (a.s.)’dir diyecek.” dedi. Hani ben Mehdilik iddia edersem bana diyecek ki; “hani nerede başının üstündeki bulut? Oradaki Meleği bana göster.” diyecek. O kadar çocukça düşünüyor ki, yeni benim Mehdilik iddia edebileceğime de ihtimal de veriyor. Özetle Mehdi (a.s.) olamayacağına sonunda karar vermiş, benim anladığım. Diyor işte; “İşte kafama stent taktılar, kalbime stent taktılar damarıma, sağlığım yerinde değil, benden Mehdi (a.s.) mi olur?” diyor. Yani demek ki bedeni yerinde olsa, gücü olsa, Mehdi (a.s.) karşınızda der gibi bir tavrı olacaktı anladığım kadarıyla.
Tamam bakalım.
VTR
(Cübbeli Ahmet’in Mehdi (a.s.)’ın gelişi ile ilgili duası.)
ADNAN OKTAR:O “maddesine dokunan herif” kim acaba? Ben çok merak ediyorum, Cübbeli onu bir araştırsa, değil mi? Bak birisinin maddesine dokunacakmış, menfaatine dokunacakmış değil mi, Mehdi (a.s) çıktığında? Ve herifin diyor, ağırına gidecek diyor, maddesine dokunacak diyor özetle. İlk yapacağı görevlerden birisi, bunun kim olacağını bir tespit etmeye çalışması olması lazım. Yani öğreteyim biraz dolambaçlı oldu ama, inşaAllah. Bak nasıl aşkla şevkle dua ediyor görüyor musun, Mehdi (a.s.)’nin gelmesi için? Yani gelmeyeceği kanaatinde olsa, böyle dua eder mi? Bak hepimiz görelim, hepimiz göreceğiz, ama bir sorun var, diyor. “Geldiğinde tanımayıp böyle ters tavır göstertme durumu olacaktır. Adamların ağırına gidecek, çıkarına dokunacak, maddesine dokunacak” diyor. Acaba böyle bir olay oldu mu? Dediğine göre biliyor demek ki, hadis çünkü bu, İmam-ı Rabbani’nin hadisidir bu. Medine’yi de, Peygamberimiz (s.a.v.) açıklıyor; “İstanbul’dur” diyor Medine. “Medine’li bir alim Hz. Mehdi (a.s.)’ye karşı tavır alacak” diyor hadiste Peygamberimiz (s.a.v.). Bunun kim olduğunu bulmak lazım. Şimdi böyle deyince de üzerine alınıyor, gitmiş beni mahkemeye vermiş geçen günlerde. Kardeşim milyonlarca insan var dünyada, sen niye üzerine alınıyorsun? Ben mesela ahlaksızlardan, üçkağıtçılardan bahsediyorum, sen hepsinde üzerine mi alınacaksın? O zaman biz hiçbir şey konuşamayız ki. Ben dedim ki; “bir Hoca, iddia edilenErgenekon Örgütü’nün etkisiyle, onların yönlendirmesiyle, iddia edilen Ergenekon Örgütü bunun yolunu açmak için, birkaç alimi şehit ederek bu kişinin yolunu açıp bunu belli bir noktaya getirmeye çalışıyor. Böyle bir adam var, haberi olsun milletin” dedim. “İddia edilen Ergenekon Örgütü’nün desteklediği, gizlice faaliyet yapan, gizlice iddia edilen Ergenekon Örgütü mensupları ile ve onun elemanları ile gizli buluşmalar yapan, bağlantı içinde olan bir adam var. Bu kişi başa getirmek için, bir yere getirmek için 2 tane Müslüman kardeşimizi şehit ettiler” dedim. Vay sen misin onu diyen? Hemen gitmiş tazminat davası açmış. Bir de bayağı da bir para istiyor benden de, paraya sıkıştı demek ki. Direkt istesene benden parayı. “Hocam param kalmadı” dersin, Allah rızası için sana para veririm, mahkemeye niye gidiyorsun? Kardeşim sen niye alındın buna? İddia edilen Ergenekon Örgütü’nün şehit ettiği birçok alim var, birçok kişi var. Afganistan’da var, Irak’ta var, Suriye’de var, her yerde var. Koskoca İslam aleminde sen niye alınıyorsun? İddia edilen Ergenekon Örgütü Azerbaycan’da da faaliyet yapıyor, orada da alimler şehit edildiler. Mesela orada da 3 tane alim şehit edildi, 2 değil hatta üç tane. Irak’ta da alimler şehit edildi, iki değil çok fazla alim şehit edildi. Mesela bazı gruplarda 2 alim şehit edildi, bazı gruplarda 3 alim şehit edildi, ama birçok alim şehit edildi. Bunlar niye alınmıyor da, sen neden ortaya çıkıyorsun? Üstelik benden de para istiyorsun. “Bana dedi,” diyor. Ben sana öyle bir şey demedim. Fatih Altaylı’nın karşısında Habertürk’e çıktı. Habertürk gazetesi dedi ki “Adnan Hoca, Cüppeli Ahmet için iddia edilen Ergenekon Örgütü’nün elemanı. İşte iki kişiyi iddia edilen Ergenekon Örgütü şehit etti ve onun yolunu açmak istiyorlar dedi.” şeklinde buna benzer haber yapmış. Kardeşim ben orada nereden dedim? Bantlar ortada, konuşmalar ortada, böyle bir şey yok. O yazıyı delil göstertip, Fatih Altaylı’nın gazetesi Habertürk’ü delil gösterip bana dava açtı. İlavesini yapan Fatih Altaylı, onun gazetesi, Habertürk. Artık kimse, orada Habertürk’te kim yazıyorsa, yazanı bilmiyorum ben. O da hakikaten manşetten verdi, işte “Adnan Hoca, Cüppeli Ahmet‘in iddia edilen Ergenekon Örgütü’nün bir elemanı olduğunu ve iki tane kişinin şehit edildiğini ve bunun yolunu açmak için bunu başa getirmek için böyle bir oyun oynandığını söylüyor” dedi. Kardeşim benim bantlarım ortada. Sen teyp bantlarını alıp göstersene değil mi? Video kayıtlarını alıp göstersene. Fatih Altaylı’nın orada ki bir yöntemi diyeyim veyahut Habertürk’ün bir yöntemi, bir taktiği. Ki onun da hesabını ben istesem sorarım mahkemeyle, ama uğraşmak istemiyorum. Çünkü demediğim halde, ben bir kişiyi kastediyorum, kim ise, o. Ben mesela sürekli ahlaksız insanlardan bahsediyorum. Mesela “Baron” diyorum. Şimdi birisi çıkıp desin ki, sen bana “Baron dedin” derse, bunun mantığı var mı? Ben bakarım nüfus cüzdanına bunun neresinde Baron yazıyor diye, değil mi? Sen nereden çıkartıyorsun bunu? Nereden bu kadar emin oluyorsun? Yarası olan gocunsun. Ben senin ismini adını, soyadını, şahsını, bölgeni hiçbir şekilde söyledim mi? Hangi ülkede olduğunu söyledim mi, nerede olduğunu söyledim mi? Niye üstüne alınıyorsun değil mi? Çok garip.
SUNUCU 1:Kısa bir ara veriyoruz. Ondan sonra devam ediyoruz inşaAllah.
SUNUCU 3:Kaldığımız yerden devam ediyoruz.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah güzel bir şey yazmışlar, İstanbul’dan Zeynel bey kardeşimiz, onu oku istersen.
SUNUCU 2: “Değerli Hocam. Müslümanların Allah’ın yardımına ve desteğine her zaman güvenmeleri gerektiğini şu ayeti okuyunca tefekkür ettim, siz ne dersiniz? ‘Hani o inkar edenler, seni tutuklamak ya da öldürmek veya sürgün etmek amacıyla, tuzak kuruyorlardı. Onlar bu tuzağı tasarlıyorlarken, Allah da bir düzen (bir karşılık) kuruyordu. Allah, düzen kurucuların (tuzaklarına karşılık verenlerin) hayırlısıdır.’ (Enfal suresi 30.)ayet Nergis Kaleli, İzmir.”
ADNAN OKTAR: Nergis Hanım çok manidar yazmış maşaAllah. Demek ki bütün Müslümanlar çok uyanıklar ve çok yamanlar değil mi? Oyuna gelmiyorlar demek ki, inşaAllah. Kuran’la hareket ediyorlar.
“’Kuran‘ın 1400 yıllık nuru bilime ışık tutuyor.’ Yeni Ümit Dergisi’nin düzenlediği Kuran ve Bilimsel Hakikatler başlıklı Uluslararası sempozyum sona erdi. Kuran’ın ortaya koyduğu hakikatlerin, modern bilimle örtüştüğü vurgulanan akademisyenler, ‘’çocuğun yaratılmasından, uzaydaki kara deliklere kadar var oluşun sırlarının ayetlerle açıkladı’’ diyor.
Ali Bardakoğlu Hocamız güzel bir fikir geliştirmiş, demiş ki; “camilerde bir internet sistemi kuralım, her camide bir bilgisayar olsun, iman hakikatleri oradan yayınlansın. Halk ve gelenler de oradan izlesinler” gibi, bazı şahıslarda buna karşı çıkmışlar. Ali Bardakoğlu Hocamız’ın üslubu doğru, güzel yapıyor, tam anlamıyla destek veriyorum, çok akılcı bir üslup. Karşı çıkanlara da mantıklı hareket etmemişler işin doğrusu, yani hayır olduğu belli değil mi? Allah bilgisayar gibi, internet gibi bir nimet verdiyse, bunu camilerde kullanmamak akıllı bir hareket mi? Üstelik iman hakikatlerinin anlatılacağı bir sistem. Onun için Ali Bardakoğlu Hocamızı tamamen destekliyorum, bütün herkes de desteklesin bu yönde inşaAllah.
“İsrail hükümetine 4 şart.” Tabii özür dilemeleri gerekir İsrail’in, yani orada yaptıkları çok anormal bir hareket oldu. Özellikle o kardeşimizin yüzüne dört kurşun isabet etmesi, mesela orada şehit olanlardan bir tanesi kardeşim, beni çok seven bir insan. Çocuğuna Harun Yahya ismi koymuştur. Çok muhterem bir insan. Halim, selim, mazlum, Ehl-i sünnet tertemiz bir insan anarşistlikle, teröristlikle alakası yok. Şimdi çok ayıp yaparlar onu terörist diye damgalarlarsa, o zaman bütün dünyadaki Müslümanlar hepsi terörist olmuş olur. O zaman bütün dünya terörist olur o zaman. Yani dünyada terörist olmayan kimse kalmaz. Bu üslubu bırakacaklar bu çok ayıp, hiç yakışık alan bir şey değil. Orada bir yanlışlık, bir hata, bir günah, bir suç işlediler, bunu tazmin edecekler. Özür dileyecekler, ailelerine de tazminat vermeleri gerekir, inşaAllah.
Bir hayli haber var ama, bizim hepsini okumamız doğru olmaz. Ne yapalım? Önce biraz Kuran’dan okuyalım.
SUNUCU1: Hocam ben bir soru sorabilir miyim?
ADNAN OKTAR: Tamam sor.
SUNUCU1: Bu akşam deccalden, deccaliyetten çok bahsettik ama, genel olarak benim karşılaştığım insanların bu konuda kafası çok karışık. Deccal kim, geldi mi, nasıl bir şey, ne, neye benziyor, deccaliyet nedir? O konuyu biraz açar mısınız? Çok lafı geçiyor çünkü.
ADNAN OKTAR: Şimdi bak, deccali nasıl tanırsınız biliyor musunuz? Alametinden. Mehdi (a.s)’yi de alametinden tanırız. Biz diyoruz ki mesela, şu adam hırsızdır. Adam diyor ki bana, “neye göre hırsız?” Gel bak derim. Bizim evimize girdi, evden çıktığında bak ne oldu ev. Cüzdanlar boşalmış, her şey yıkılmış, evde kıymetli, değerli ne varsa hepsini alıp gitmiş. Adama soruyoruz; “sen bunu yaptın mı?’’ Yaptım diyor. Bunu adı nedir? Hırsızlık denir. Şimdi deccal de diyoruz ki, “deccal ne yapar?” Dini çalar deccal de, din hırsızıdır, iman hırsızıdır. Dini, imanı çalan, dünyada, dünya çapında çalan kimse, bu hırsızın adına deccal denir. Darwin’e bakıyoruz, bütün insanlığın %99’unun imanını çalmış mı, çalmamış mı? Çalmış, demek ki deccal o Darwin. Bediüzzaman’ın üslubuna baktığımızda yine anlıyoruz. Diyor ki; “maddiyyun ve tabiiyyun taunu,” yani deccaliyetin ortaya koyduğu hastalık, yani Darwinizm ve materyalizm, en net budur. Ondan sonra hadislere baktığımızda zaten deccali çok kapsamlı tarif ettiğini görüyoruz. Deccalin vasfı nedir? Hakla batılı karıştırmasıdır. Mesela yalancı olmasıdır, yalancı deccal, kör deccal denir değil mi? Yalancı kör deccal. Onun zaten lakabı, deccal denmesinin bir anlamı, sözlük anlamı yalancı demektir. Yalan söylüyor, yalanla insanları kandırıyor. Mesela sosyal adaletten bahsediyor, güzellikten bahsediyor, ama kan döküyor. 350 milyon insanın kanını döktü deccal dünyada, toplam. Ve insanların kalbinden sevgiyi çaldı, muhabbeti, dostluğu çaldı, kardeşlik duygusunu çaldı, imanı çaldı, Allah sevgisini çaldı, cömertlik duygusunu çaldı. Yani insanı insan yapan, birçok güzel yönü çaldı, ellerinden aldı. O yönüyle biz deccali anlamış oluyoruz. Yoksa deccalin alnında şu yazar, bu yazar diye bir şey yapıyor ama, diyor ki Peygamberimiz (s.a.v.); “yazı bilen, bilmeyen herkes okur” Ne demek bu? Hırsızın alnında hırsız yazmaz, alametinden anlarız. Deccali nereden anlayacağız? Alametinden anlayacağız. Hz. Mehdi (a.s.) de aynı şekildedir, Mehdi (a.s.) de alametinden anlaşılacaktır. Hz. Mehdi (a.s.)’nin bütün alametleri verilmiştir. Dış görünümünü tarif etmiş Peygamberimiz (s.a.v). Yani artık milimetrik tarif etmiş o kadar detaylı, ama buna rağmen biz Mehdi (a.s.)’ yi icraatından tanıyacağız. İcraatı nedir? Hırsızın çaldığını, geri insanlara vermesi, geri insanlara dağıtmasıdır. İmanı çaldıysa, imanı geri verecek. Sevgiyi çaldıysa, sevgiyi geri verecek. Dostluğu çaldıysa, dostluğu geri verecek. Biri çalan, hırsız olan deccal, biri de hırsızı yakalayıp etkisiz hale getiren, insanlığı kurtaran kahraman, ona da Mehdi (a.s.) diyoruz. Alametinden anlarız. Bunu kim yaparsa dünya çapında, bu hırsızın elinden insanları kim kurtarırsa, o Hz. Mehdi (a.s.)’dir. İnsanların ruhunu, imanını, sevgisini kim çaldıysa da, o da deccaldir. Hadislere baktığımızda da zaten tam örtüştüğünü görürüz bu izahlarla. Ama alamet olarak işte saçı sakalına karışmıştı diyor, Darwinin de saçı sakalına karışmıştı. Kısa, bodurdur diyor, o da kısa bodurdur. Mesela yamuktur diyor adam, yani yamuk bir görünümü vardır diyor, öyle yani mesela. Ama yalancı Cennetin ve Cehennemin bulunması, mesela bak Bediüzzaman açıklıyor. Gazinolar, pavyonlar, eğlence yerleri ile insanları kandırır diyor deccaliyet. Yani fuhuş sektörü ile, uyuşturucu ile, şununla bununla insanları kandırır, diyor. İslam da bunun zıttı oluyor tabii. Meşru eğlenceyi, meşru güzellikleri savunuyor, yani eğlence yeri olmaz diye bir şey yoktur ama, meşru olması lazım. Yani kan dökülmemesi, haram olan şeylerin işlenmemesi, insanlara acı verilmemesi gerekir, yoksa eğlenceyi İslam savunur. Kuran zaten bizim mutlu olmamızı istiyor. Biz tabii ki sevineceğiz, iman heyecanı içinde olacağız. İmanın verdiği şevk ve heyecan içerisinde olacağız. Bütün hayatımız bizim eğlenmektir, neşedir, sevinçtir, ama Allah aşkı ile neşeli olacağız biz. Allah’ı sevdiğimiz için neşeli olacağız. Mesela ben sizi seviyorum, Allah’ın tecellisi olarak seviyorum. Hayvanları seviyorum, Allah’ın tecellisi olarak seviyorum. Bitkiyi Allah’ın tecellisi olarak seviyorum. Allah’ın tecellisi olarak sevmek çok önemlidir. Mesela toplanır yemek yeriz, bu bir eğlencedir, bir sevinçtir. Müzik dinliyorum, benim hoşuma gidiyor, sevinçtir. Ama bir başkasına zarar vermemek, canını yakmamak, onu ızdırap vermemek, iftira atmamak, üzmemek, korkutmamak, yani sabaha kadar sayarım. Bunları yapmayacak Müslüman inşaAllah.
SUNUCU 1:Mesela deccal için şunu diyorlar Hocam. “Bir eli Cenneti, bir eli Cehennemi koyacak.” Bu tarzda söylemler var, bunu biraz açabilirmisiniz Hocam?
ADNAN OKTAR:Doğru.
SUNUCU 2:Ben de televizyon olduğunu duymuştum. öyle diyenler de var değil mi?
SUNUCU 1 : Gözünün salkım şeklinde olduğu.
ADNAN OKTAR:Evet, tek gözlü olduğu, kör olduğu. Bediüzzaman onu açıklıyor. Zaten Allah diyor, “gözler kör olmaz, kalp gözleri kör olur” diyor Allah ayette. Kastedilen körlüğün ne olduğunu açıklıyor Kuran ayeti. Yani madde gözü ile bakıyor, mana göz ile bakmıyor. Maddeyi kabul ediyor, ruhu kabul etmiyor, o anlamdadır, diyor. Ama tabii bunların en başında olan kişide yani lider olan kişide hakikaten gözünde bir sakatlık görünecektir, Hz. İsa(a.s.)’nın nüzulü zamanında, indiğinde. Ama şahsı önemli değildir diyor Bediüzzaman, yani semboliktir onun etkisiz hale getirilmesi. “Onun şahsını bir mikrop, bir nezle dahi öldürür” diyor. Yani bir virüs hastalığından öleceğini ifade ediyor deccalin. Hz. İsa (a.s.)’ın onu rezil etmesi, küçük düşürmesi fikrendir diyor. Ama asıl Hz. Mehdi (a.s.) bütün engelleri ortadan kaldıracaktır, bütün konuları halledecektir. Hz. İsa (a.s.) kolay ve rahat bir ortama gelecektir. Yani zorlu olan kısmı Hz. Mehdi (a.s.) halledecektir. Onun içinde zaten Hz. İsa (a.s.) da Hz. Mehdi (a.s.)’ye tabi oluyor. Hz. Mehdi (a.s.), Hz. İsa(a.s.)’yı vezir olarak görevlendirecektir. Bu da Hz. Mehdi (a.s.)’nin ne kadar ehemmiyetli bir şahıs olduğunu gösteriyor. Çünkü bak Ulul-azm bir Peygamber, Hz. Mehdi (a.s.)’nin veziri oluyor, bu çok büyük bir olaydır. Peygamberimiz (s.a.v.) diyor, “deccaliyet, dünya tarihinin en büyük olayıdır, daha büyük bir olay olmamıştır” diyor. Bu Darwinizm ve materyalizm gelişmesi, dünyaya hakim olması, dünya tarihinde görülmemiş bir olaydır. Bunun yıkılması da görülmemiş bir olaydır, bunu da göreceğiz inşaAllah.
SUNUCU:İnşaAllah. Hocam hani dediniz ya, Mehdi (a.s.) kendini bilmiyordur diye. Peki Mehdi (a.s.)’nin Mehdi (a.s.) olduğunu yanındakiler mi ilan edecek, kendisi mi?
ADNAN OKTAR:Mehdi (a.s.) hiçbir zaman için ilan ettirmez yani müsaade etmez. Allah-u alem o diyeceğiz, herhalde o diyeceğiz, çok benziyor diyeceğiz.
SUNUCU:Bir akım olmayacak mı ona doğru?
ADNAN OKTAR:Olacak tabii ki.
SUNUCU 2:Deccali mağlup ettiğinde ortaya çıkacak?
ADNAN OKTAR:Deccali yendiğinde, ama şöyle, Bediüzzaman’ın anlatımına göre, “Darwinizm’i ve materyalizmi yenecek. İlk görevi budur, birinci görevi budur” diyor. Yani “dünya çapında deccalin dinini yok edecek, Darwinizm’i ve materyalizmi yok edecek. Bunun için bu faaliyetinde vakit ve hal müsaade etmez. Onun bizzat bu görevi kendi yapması vakti hal müsaade olmaz. Bir kısım taifenin uzun tahkikatıyla yazdıkları eseri”, yani Darwinizm’i ve materyalizmi ortadan kaldırmaya yönelik hazırlanmış kitapları, eserleri, “bir araya getirerek onunla program yapacak, onunla eserler hazırlayacak. Onunla o birinci vazifeyi tam yapmış olacak, birinci vazifesi budur” diyor. Ki, Mehdi (a.s.)’nin ilk bölümü, 40 yıllık çalıştığı, faaliyet yaptığı bölümdür. Yani “deccaliyete karşı fikren mücadelesi, en önemli kısım budur” diyor Bediüzzaman. “Saltanat ve siyaset alemindeki bölümler, ona nazaran daha önemi azdır, en önemli kısım odur, ilk yaptığı 40 yıllık faaliyettir. O yüzden çıktığı vakit Mehdi (a.s.) tanınmaz” diyor. Yani “halk şaşaalı şekilde beklediği için, Mehdi (a.s.)’ı çıkar çıkmaz tanıyacak gibi bir şekil vermişler, halbuki öyle değil. Geldiği vakit kendisi dahi kendisini bilmez Mehdi (a.s.). İmanın nuruyla belki o eşhası Ahir zaman tanınabilir.” Yani Mehdi (a.s.) tanınabilir diyor. Dolayısıyla bu da Mehdi (a.s.)’nin rahat hareket etmesini sağlayacaktır. Yani iddia olmadığı için rahat hareket edecektir. Ama Hz. İsa (a.s.) açıkça ben Mesih’im diyecek, İsa Mesihim diyecek, onun için onun işi daha zor. Onun için gizlenmesi gerekecektir Hz. İsa (a.s.)’nın. Mehdi (a.s.) onun çok rahat edebileceği bir ortamda ona, davet meydana getirecektir, daveti oluşturacaktır. Bir camiide sabah namazında karşılaşacaklar, Allah-u alem bir Ayasofya’da, bir de Mescid-i Aksa’da Kudüs’te, inşaAllah. Sonra Mehdi (a.s.) imam olarak yine Hz. İsa (a.s.)’yı tayin edecek, yani Hz. İsa (a.s.) insanlara namaz kıldıracak fakat, asıl imam, asıl lider Mehdi (a.s.) olacaktır. Hz. İsa (a.s.)’nın da ona bağlanması ve biatı ile beraber Hıristiyan alemi de Mehdi (a.s.)’ye bağlanmış olacak. Yani hem Hıristiyanlar, hem Müslümanlar Mehdi (a.s.)’ye itaat etmiş olacaklar, hadiste bu açık açık beyan edilmiş. Şimdi buna doğru süratle gidiyoruz, bunları yaşayanlar görecekler ve son aşamasındayız. Onun için deccaliyet kudurdu, yani bu kadar azmalarının nedeni o. Yani hayvan da biliyorsunuz, son kesilirken omuriliğe geldiğinde bıçak son bir debelenir. Şimdi bu deccaliyette son artık omuriliğine geldi bıçak, o yüzden debeleniyorlar. Çünkü vahşileşecekler önümüzdeki günler, daha da saldırganlaşacaklar, ama buna rağmen ezilecekler göreceksiniz, yani azgınlıkları gittikçe artacak. Hem bir yandan kan kaybediyorlar şu an, ama debelenmeleri de arttı dikkat ederseniz, yani şiddetle debeleniyorlar. İnsanların imanını sarsmaya çalışacaklardır, insanların moralini bozmaya çalışacaklardır, imanda şüphe vermeye çalışacaklardır ama başarılı olamayacaklar inşaAllah.
Gonca Tok, bak, merak ettiğin konu çıkmış zaten. Muğla’dan oku onu.
SUNUCU:Gonca Tok, Muğla’dan yazmış. "’Onun (deccalin) akıllara hayret veren işlerinden biri de şudur: Günde üç defa denize dalacak; ellerinin biri uzundur. Uzun olan eliyle denizin dibine dayanacak, diğer eliyle denizin dibine dayanacak diğer elleriyle derinliklerdeki balıklardan istediğini tutup çıkaracak’. Peygamberimiz (s.a.v.)'in hadislerinde Ahir zamanda deccalin "denizin dibine uzanarak, derinlerdeki balıkların tutup çıkaracağı" na işaret edilmiştir. Günümüzde su ürünleri avcılığında kullanılan "trol ağları", hadisin işaretiyle tam olarak mutabık görünmektedir (en doğrusunu Allah bilir). Trol ağları ile avcılık, pek çok türün aynı anda avlanıldığı bir avcılık dalı olduğundan "multi avcılık" da denilmektedir. Bir sürütme ağı olan trol, dip ve orta su balıkçılığında kullanılmaktadır. Çelik halatlarla denizin dibini tarayan bu ağlar, önüne çıkan tüm balıkları içine almaktadır”.
ADNAN OKTAR:Evet deccalin eli bulutlara dokunacak demesi; uçağa binmesi, uçakla hareket etmesi. Çünkü “bir anda ufka ulaşır” diyor, deccal, yani süratle hareket eder. “Dünyanın her yerini gezer ve çok kısa sürede bunu gerçekleştirir” diyor. Bu nasıl olabilir? Ancak uçakla olabilir. Ama Cübbeli’ye göre “bir eşeği olacak” diyor, 300 metrelik bir eşek, duymuşsundur. “Atlas Okyanusu’nda duruyor şu an deccal, bir adada duruyor, başı bulutlarda” diyor, ki 15 kilometre falan atmosfer, “bulutlara değiyor” diyor. Ayağı da Atlas Okyanus’unun dibindeymiş, ne oluyor o zaman? Yaklaşık 20 kilometre falan boyu oluyor, ama “Amerika’nın haberi yok bundan” diyor. Atlas Okyanusu’nda bir adada duruyormuş, Amerika’nın haberi yokmuş, 20 kilometrelik. “300 metrelikte bir eşek var, onun üzerine binecek” diyor. Oradan Fatih semtine gelecekmiş, onun bulunduğu yere herhalde. O da asası ile, o elindeki elindeki sopasıyla kovalayacak heralde, nasıl yapacak bilmiyorum? En büyük alimde o olduğuna göre, herhalde o kurtaracak Müslümanları. Burada ki kast edilen, diyor ki; “eşeğin kulakları 30 metredir yaklaşık yani 30 arşın.” Uçağın özelliği belirtiliyor. Kulakları ne demek? Kanatları, açık. Süratlicede gidiyorsa bu. “Bakırdan kürsüsü vardır” diyor, metalden oluşmuş bir eşek, nedir bu? Gökte gidiyor bu, havada gidiyor, uçak, işte bu kadar. “Ve insanlar içinde oturmuşlardır, dostalarını içine oturtacaktır” diyor. Bakın içinde oturulan yerler var, metal kısım var, kanatları var, kulakları var, havada uçuyor ve bir anda ufka gidebiliyor, çok süratli uçuyor. Nasıl olur bu? Bu uçak değil mi bu açıkça? Cübbeli’ye göre öyle değil, normal eşek yani. “Havada 300 metrelik eşek, uçacak öyle” diyor. Ne diyeyim adam yani?
Zeynel Abidin Türk/Hatay.
SUNUCU2:“İmam-ı Mehdi (a.s.) çıktığı zaman, hasseten (özellikle, yalnızca, ayrıca, hususi olarak) fukaha (fikih alimleri) ona (Hz. Mehdi (a.s.)’ye) düşman olacak. Onun (Hz. Mehdi (a.s.)’nin) kılıncı kardeşleridir. Elinde kılınç olmasaydı, yani kardeşleri olmasaydı, zamanın fukahası (fıkıh alimleri) onun (Hz. Mehdi (a.s.)) katliyle fetva verirlerdi. Lakin Cenâb-ı Hakk onu (Hz. Mehdi (a.s.)’yi) keremiyle ve kılınç (kardeşleriyle) ile tathir (temizleyecek) ona (Hz. Mehdi (a.s.) ‘ye) itimad edeceklerdir. Hükmünü inanmayan da kabule mecbur olup aksini izmar (gizlemek, saklamak) edecekler. Onun (Hz. Mehdi (a.s.)'nin) döneminde din tamamen rey'den arınmış olarak eski hüviyetini kazanacaktır. Vereceği birçok hükümlerde ulemanin mezheplerine muhalefet edecektir. Bundan dolayı ondan (Hz. Mehdi (a.s.)’den) uzak duracaklardır. Zira zanlarına göre, gerçekten Allah imamlarından sonra bir müçtehid bırakmadığını kabulleneceklerdir. Ahir zamanda Hz. Mehdi (a.s.)’nin zuhur zamanında cahil alimler, Hz. Mehdi (a.s.)’ye karşı haset, kin ve düşmanlık hisleri içerisinde olacaklardır. Ahir zamanın kaba softalarını ve ham yobazlarının bu tavrı hadisi şeriflerde çok detaylı anlatmıştır.”
ADNAN OKTAR:Var zaten, Cübbeli de diyor ya, “Medine’nin alimi ne diyecek? ‘Bu bizim dinimizi kaldırdı diyecek’” diyor. “Herifin maddesine dokunacak, çıkarına dokunacak” diyor. Tek tek sayıyor. “Bunu göreceğiz, bu olacak, göreceğiz, bizzat da olacak olaylar” diyor. Yani bizzat tespit edeceğiz, diyor.
Gülşen Buldurlu/ Konya.
SUNUCU3:“’Onların tasarladıkları planlarını boşa çıkarmadı mı?’, Fil Suresi. Ayet-i kerimenin işari manası şudur; Hz. Mehdi (a.s.)’a çok fazla tuzak hazırlanacak, ancak Allah o tuzakların hepsini bozacak ve boşa çıkaracak, inşaAllah”.
ADNAN OKTAR: Abdülhamid Gençavcı, Diyarbakır.Şeytandan Allah’a sığınırız.
SUNUCU: Gaşiye Suresi.” Kıyametin haberi sana geldi mi?” Zuhruf Suresi, 61. “Şüphesiz O hazreti İsa (a.s) Kıyamet saati için bir alamettir.” Hz. İsa’nın (a.s) gelişi, Hz. Mehdi’nin (a.s) zuhuru Kıyamet alametidir. Kıyamet çok yakın. Bediüzzaman, hicri 1545 yılında Kıyametin kopabileceğini belirtmiştir. İnşaAllah.
ADNAN OKTAR: Gaşiye Suresi. Şeytandan Allah’a sığınırım. “Kıyametin haberi sana geldi mi?” diyor Allah. Zuhruf Suresi 61’de “Şüphesiz Hazreti İsa (a.s.) Kıyamet saati için bir alamettir.” Kıyamet alametidir diyor İsa (a.s.)’nın gelişi. Hz. İsa (a.s.)’nın gelişi, Hz. Mehdi (a.s.)’nin zuhur Kıyamet alametidir. Kıyamet çok yakındır. “Bediüzzaman (k.s.) Hicri 1545 yılında Kıyametin kopabileceğini belirtmiştir” diyor. İnşaAllah Hicri 1545. Şimdi Hicri 1430’dayız biliyorsunuz, 1431 hatta.
Evet şimdi, Nalan Duman, Antalya’dan.
SUNUCU: Nalan Duman, Antalya’dan yazmış. “Naim bin Hammad, Ebu Said-il Hudri’den tahric etti. O dedi Peygamber (s.a.v.) buyurdu ki: Ümmet bal arılarının beyleri etrafında toplanması gibi Mehdi’ye sığınırlar. O daha önce zulümle dolu olan dünyayı adaletle doldurur, insanlar asr-ı saadet dönemine adeta geri döner, uykuda olan uyandırılmaz ve bir damla bile kan akıtılmaz. İnşaAllah bu Hz. Mehdi (a.s.) asrında asr-ı saadet günlerine ger döneceğiz. Zulümle dolu olan dünya adaletle barışla kardeşlik ve sevgiyle dolacak.”
ADNAN OKTAR: Cevdet Melih Şenocak, Mehdi (a.s.) bizdendir diye başlıyor. Yani seyyiddir.
SUNUCU: “Mehdi (s.a.) bizdendir. Allah bizimle başlattığı gibi bizimle de sona erdirecek. Bediüzzaman'ın has talebelerinden Ahmet Feyzi Kul, Resulullah (s.a.v.)'ın bu hadis-i şerifinin de ebcedinin 2005 yılını verdiğini bildirmektedir. Ahir zamana bakan bu ayet-i kerimelerin ve hadis-i şeriflerin Hz. Mehdi (a.s.)'nin zamanını net ve açık tarihlerle vermesi çok manidar ve hayret vericidir.”
ADNAN OKTAR: Ahmet Feyzi Kul, Bediüzzaman zamanında yaşamış bir kişi. O bu kitabı yazıyor, Bediüzzaman da tasdik etmiş. Hazırladığı kitapta bu konu geçiyor. Bu hadisi veriyor, “Mehdi (a.s.) bizdendir. Allah bizimle başlattığı gibi bizimle de sona erdirecek.” Bu hadisi alıyor, hadisin ebcedinin 2005 yılını verdiğini belirtiyor. Bediüzzaman da tasdik ediyor. Yani Mehdi (a.s.)’nin çıkış yılları, Mehdi (a.s.)’nin faaliyet yılları açısından çok manidar. Nur talebeleri biliyorsunuz, Bediüzzaman’ın Mehdi(a.s.) olduğuna inanırlar bir kısmı, bir kısmı şahs-ı manevinin Mehdi (a.s.) olduğuna inanırlar. Bir kısmı Risale-i Nur Külliyatı’nın Mehdi (a.s) olduğuna inanırlar, ama bir türlü Mehdi (a.s.)’nin geleceğine inanamazlar idi. Ama şimdi İttihad-ı İslam’dan bahsetmeye başladılar. Zaten İttihad-ı İslam varsa, Mehdi (a.s.)’nin olmaması mümkün değildir, mecburen olacaktır. Çünkü Müslümanların birliği varsa, mutlaka Müslümanların birliğinin başında bir insan olur. Hatta bir kısmı sıkışanlar diyor, niye bir kişi olsun ki, 5 kişi birden de olur diyor. Yani bu artık ne kadar bunaldıklarını ve ne kadar sıkıştıklarını gösteriyor. Nerede görülmüş 5 tane başbakan, değil mi Hiç 5 tane Cumhurbaşkanı gördünüz mü siz? Fabrikada da bir tane genel müdür oluyor değil mi? Başı oluyor, genel müdür oluyor, her yerin bir başı olur. Allah’ın adetullahıdır. Mehdi (a.s.)’yi reddetmek için imam sayısını yahut yönetici sayısını 5’e 10’a çıkartmaya kalkıyorlar sıkıldıkları için. İşte yok Cehcahı bekliyoruz, Kahtani bekliyoruz, ama bir türlü Mehdi (a.s.) kelimesini ağızlarına alamıyorlar. Bu da Mehdi (a.s.)’nin zuhur ettiğini gösteriyor, bu korku. Mesela Cübbeli’nin korkusu da bunu gösteriyor. Çünkü Mehdi’ye (a.s.) inanmıyorsa dahi İttihad-ı İslamı savunması lazım, değil mi? Yani Müslümanların bu yüzyılda dünyaya hakim olmasının ne mahsuru var bir Müslüman için, yani çıkarıyla ne çatışabilir? Kuran’a, İslam’a zararı nedir İttihad-ı İslam’ın? Zaten farz, en büyük farz. Bunu söyleyemiyor. Yani bakın her yerde sorun, söyleyebiliyor mu? Söyleyemez. Hiçbir şekilde İttihad-ı İslam’ı savunamıyor, yani bu yüzyılda olabilecek demiyor. Yüzyıllar sonra olacak diyor. 570 yıl diyor, sonra geri geldi, bir şeyler yapıyor, bir ileri bir geri, bir şeyler.
Şeytandan Allah’a sığınırım. Enfal Suresi, 27.
SUNUCU: “Ey iman edenler, Allah'a ve Resûlü’ne ihanet etmeyin, bile bile emanetlerinize de ihanet etmeyin.”
ADNAN OKTAR:Peygamberimiz (s.a.v.)’e o devirde münafıklar ihanet ediyorlardı, kahpelik alçaklık yapıyorlardı. Mesela sıkıştıklarında, münafıklar evini kutsal gösteriyor, ailesini kutsal gösteriyor. Halbuki Allah büyüktür, Resul (s.a.v.) büyüktür, değil mi? Asıl o önemlidir. Yani aile niçin önemli oluyor? Evimiz açıkta diyorlardı Peygamberimiz (s.a.v.)’e onunla beraber olmamak için, Peygamberimiz (s.a.v.)’le beraber. Mücadelede bir şey olur, başına bir şey gelir gibisinden. Niye gelmiyorsunuz dendiğinde, niye Müslümanlarla birlikte mücadele etmiyorsunuz dendiğinde, evimiz açıkta diyor. Herkesin evi açık. Her Müslüman’ın evi var, bir tek senin mi evin var? Her Müslüman evim açık derse ne olur? Hiçkimse ile mücadeleye gidemez o zaman değil mi? Münafıkların bir vasfı olarak, bahaneleri olarak, ailelerini ve evlerini göstermesini Kuran, onları aşağılayarak açıklıyor. Yani münafığın üslubudur bu. Bak Allah diyor ki, şeytandan Allah’a sığınırım. 28. ayet hemen devamı zaten ayet, deminki 27. ayetti. “Bilin ki, mallarınız ve çocuklarınız ancak bir fitnedir.” Bak mallarınız ve çocuklarınız ancak bir fitnedir. İmtihan konusudur. “Allah yanında ise büyük bir mükafat vardır.” Allah’ın yanında olursanız, Resulullah (s.a.v.)’tan yana olursanız, büyük mükafat alırsınız diyor Allah. “Ey iman edenler, Allah'tan korkup-sakınırsanız,” Yani helale-harama dikkat eder, Allah’tan korkarsanız, “size doğruyu yanlıştan ayıran bir nur ve anlayış (furkan) verir.” Yani kafanız açılır diyor Allah. Keskin ve doğru ve dürüst, samimi bakış açısı verir size Allah, her şeyin doğrusunu görürsünüz diyor. “Kötülüklerinizi örter,” yaptığınız bir hata varsa, onu örter Allah, kapatır diyor. “Ve sizi bağışlar.” günahlarınızı da bağışlar, yani onu ortaya çıkarmaz diyor Allah. Allah büyük fazl sahibidir diyor. “Hani onu inkar edenler seni tutuklamak ya da öldürmek veya sürgün etmek amacıyla tuzak kuruyorlardı.” Demin kardeşimizin gösterdiği ayet. “Ancak bu tuzağı hazırlıyorlarken, Allah da bir düzen, bir karşılık kuruyordu.” Mehdi (a.s.)’ye de tuzak kuracaklardır, Allah’da karşı tuzak kuracaktır. Mehdi (a.s.)’den yana olan, Allah’ın kurduğu sistem deccaliyeti ezecektir. İnşaAllah. “Allah, düzen kurucuların (tuzaklarına karşılık verenlerin) hayırlısıdır.” Hayırlısıdır, inşaAllah. “Oysa sen içlerinde bulunduğun sürece, Allah onları azaplandıracak değildir.” Peygamber (s.a.v.)’in olduğu bir beldeye bela gelmiyor. Mesela Mehdi (a.s.)’nin bulunduğu yere bela gelmez, toplu bela gelmez. Mesela İstanbul’da deprem olmayacak Mehdi (a.s.) var dedim, bütün bilim adamları dedi ki; “olsun deprem olacak.” önümüzdeki 10 yıl içerisinde dediler, kısa süre içerisinde deprem olacak dediler. Ben de olmayacak dedim. Hiç deprem muhabbeti duyuyor musunuz? Hepsi benim dediğimi kabul etti sonunda. Dedim ki bak, ekonomik kriz bu yıl bitecek dediler. Ben dedim ki “7 yıl sürecek ekonomik kriz” dedim, Kuran’dan ve hadisten delil getirdim, 7 yıl sürecek dedim. IMF diretti diretti diretti, en sonunda IMF resmi açıklama yaptı dedi ki; “evet 7 yıl sürecek, 2014 de ekonomik kriz duracak” dedi. Ne dediysek o, inşaAllah. Tabii. Önce bir diretiyorlar, sonra dediğimi kabul ediyorlar. Bakın depremin olması mümkün değildir İstanbul’da inşaAllah, Mehdi (a.s.) bulunduğu için. Olmaz inşaAllah. Yani toplu bir felaket de olmaz inşaAllah.
Enfal Suresi, 19.
SUNUCU:“Eğer fetih istiyor idiyseniz (ey kafirler,) işte size fetih; ama eğer (inkardan ve eski yaptıklarınızdan) vazgeçerseniz bu sizin için daha hayırlıdır. Yok, geri dönerseniz Biz de döneriz. Topluluğunuz çok da olsa, size bir şey sağlayamaz. Çünkü Allah mü'minlerle beraberdir.”
ADNAN OKTAR: Yani Mehdi (a.s.) taraftarıdır değil mi Cenab-ı Allah? Deccal taraftarlarını da ezer Allah. Nitekim de bak diyor ki Allah; “eğer fetih istiyor idiyseniz” 1985 tarihini veriyor. Mehdi (a.s)’nin en yoğun faaliyetlerinin olduğu tarih 1985. Bak bir tarih veriyor, o kadar, yani ayetin ebcedi. Böyle hep hakimiyetle ilgili ayetler, hep Mehdi (a.s.)’nin vaktini veriyor, çok manidardır. Bir tane, iki tane, on tane değil. Mesela Ahmet Fevzi Kul da Bediüzzaman’ın talebesi, ebcedler çıkartmış, hep böyle zaferle ilgili Kuran ayetleri, hep 1980’den sonraki tarihleri veriyor. 1985, 1990, 2000, 2010, 2016, 2017, hep Mehdi (a.s.)’nin tarihlerini verir. Ebcedlere baktığımızda bunu görürüz. Ahmet Fevzi Kul, Bediüzzaman zamanında yaşamış, aynı dönemde de vefat etmiş bir insandır. Ve Bediüzzaman’ın tasdik ettiği, eserlerini tasdik ettiği bir kişidir. “Doğru söylüyor” diyor Bediüzzaman, o şekilde yayınlanıyor.
Mesela bak, yine herhangi bir ayeti açtım, Rad Suresi, 7. “Sen, yalnızca bir uyarıcısın ve her topluluk için bir hidayet önderisin.” Yani bütün dünya için bir Mehdisin diyor Peygamberimiz (s.a.v.)’e Cenab-ı Allah. Ayetin ebcedi de 1982 tarihini veriyor. Aynı zamanda Mehdi (a.s.)’ye işaret ediyor. Bak bir tane tarih çıkıyor, o 1982. Mesela herhangi bir sayfa açtım yine, “Ve onları, Kendi emrimizle hidayete yönelten önderler kıldık” bak, “ve onları kendi emrimizle hidayete yönelten önderler kıldık ve onlara hayrı kapsayan-fiilleri, namaz kılmayı ve zekat vermeyi vahyettik. Onlar Bize ibadet edenlerdi.” Bu da 1984 yılını veriyor ebcedi. Yine Mehdi (a.s.)’nin devrini veriyor. Bak, “Ve onları, Kendi emrimizle hidayete yönelten” yani Mehdilik yapan “önderler kıldık”. Bak Kuran’nın hükmü açık değil mi? Ebcedi 1984 yılını veriyor. Bak İbrahim (a.s.) ne yapıyor? Hz. İbrahim (a.s.)? “Böylece o, yanlızca büyükleri hariç olmak üzere putları paramparça etti;” diyor Allah, “belki ona başvururlar diye.” Bak o devrin Mehdisidir Hz. İbrahim (a.s.). O devrin bütün putlarını kırıyor. Bu devrin Mehdisi de, bu devrin putlarını kıracaktır. Bu devrin putu nedir? Darwinizm ve materyalizmdir. Put inancı, Sümer inancıdır. Sümerlerden gelme bir putpeprest pagan dinidir. Bu dini parçalayacak, yok edecek. İnşaAllah. Ama bakın diyor ki; “o, yalnızca büyükleri hariç olmak üzere” putlardan bir tanesini bırakıyor yanlız İbrahim (a.s.). Bütün putları devriyor, tek bir tanesine ellemiyor. Bu ledün ilmidir. "Bunu ilahlarımıza bunu kim yaptı? Şüphesiz o, zalimlerden biridir" dediler.” O devrim medyası, o devrin kahpeleri, o devrin alçakları bu kim, diyorlar. Yani bizim dinimizle, bizim inançlarımızla, bizim rahatımızla, keyfimizle, düzenimizle uğraşan kimdir diyorlar. "Kendisine İbrahim denilen bir gencin bunları diline doladığını işittik" dediler” diyor. Yani her yerde konuşuyormuş bizim aleyhimizde, putlarımız aleyhine konuşuyor, ismi de İbrahimmiş. “Kim bu,” diyorlar o devrin ileri gelen, o devrin baronları, iti kopuğu, çakalları. “Dediler ki: ‘Öyleyse, onu insanların gözü önüne getirin ki ona şahid olsunlar.’" Ona nasıl ceza vereceğimize, onu nasıl ezeceğimize şahit olsunlar. Asrımızda nasıl? Mesela masonik medya, deccale tabi olan medya, ne diyor? Ne diyecektir Mehdi (a.s.) de? “Getirin onu bir ortaya, insanlar gözü önüne getirin, nasıl onu ezdiğimizi bir görsünler” diyeceklerdir. Asrın deccalleri de aynısını yapacaklardır. “Dediler ki: ‘Ey İbrahim, bunu ilahlarımıza sen mi yaptın?’" Şimdi mahkemeye çıkarıyorlar, sorgulama yapılıyor. Yani “sen mi bizimle böyle uğraşıyorsun? Bunu yapan sen misin?” diyorlar. "Hayır. Bu yapmıştır,” işte bu ledün ilmidir. İlmi ledün, ilmi batın. “bu onların büyükleridir;” putlardan bir tanesine ellemiyor. “eğer konuşabiliyorsa, onlara sorun" diyor. Övüyor putu yani. “Bunun üzerine kendi vicdanlarına başvurdular da; ‘Gerçek şu ki, zalim olanlar sizlersiniz.’ kendilerinin adi aşağılık olduklarını, kendileri de kabul ediyorlar. “Sonra, yine tepeleri üstüne ters döndüler:” yani dalgalanıyorlar, yeniden sapıtıyorlar. "Andolsun, bunların konuşamayacaklarını sen de bilirsin.” Biz de diyoruz ki, “atom konuşmaz”, sen “konuşan adam yaptı” diyorsun atoma. Atom görmez, sen “gören adam yaptı” diyorsun değil mi? Atomu putlaştırıyorsun. Tesadüfler sonucu atomun, gören göz yaptığına inanıyorlar. Atom görüyor mu? Kördür atom. Gören göz yaptı, nederen bilsin atom gözü, görmeyi? Yani öyle bir göz yapmayı nereden bilsin? Atom duymaz. Duymayı bilir mi? Müzikten anlar mı atom? Diyor ki; “Bir araya geldiler, tesadüfen duyan bir kulak yaptılar”. Koklamayı da bilmez, dokunmayı da bilmez, düşünmeyi de bilmez. “Ama yaptı, öyle bir plan tasarladı atomlar, yaptı” diyorlar. “Dediler ki: ‘Eğer (bir şey) yapacaksanız, onu yakın ve ilahlarınıza yardımda bulunun.’" Yani onu yok edin. O devrin medyasıyla, basınıyla neyse, Hz. İbrahim (a.s.)’i yok etme kararı alıyor deccaliyet. “Biz de dedik ki: ‘Ey ateş, İbrahim'e karşı soğuk ve esenlik ol."” Allah’ın koruması altına giriyor. Mehdi (a.s.) de öyle, Allah’ın inayeti altında olacaktır. Hiç kimse, hiçbir şey yapamayacaktır. Deccaliyet, medyasıyla, radyosuyla, gazeteleriyle, artık kimse onlar, saldıracaktır Mehdi (a.s.)’ye, hiçbir şekilde etkisi olmayacaktır. “Ona bir düzen (tuzak) kurmak istediler, fakat Biz onları daha çok hüsrana uğrayanlar kıldık.” “Daha da perişan ettik” diyor Allah. “Asıl hüsrana uğrayanlar onlar oldu” diyor. “Hz. İbrahim (a.s.)’e hiçbir şey yapamadılar” diyor Allah. Bak diyor ki Hz. İbrahim (a.s.), putları aşağılıyor; “Yuh size ve Allah'tan başka taptıklarınıza” diyor. Ve “Siz yine de akıllanmayacak mısınız?" diyor. “Aptallığınız, akılsızlığınız devam mı edecek?” diyor. Bu da bir yöntemdir tabii. Uzun bir konu ama, şimdilik bu kadar yeter.
15. ayet, İbrahim Suresi.
SUNUCU 3:“(Peygamberler) Fetih istediler, (sonunda) her zorba inatçı bozguna uğrayıp -yok oldu- gitti.” 1993.
ADNAN OKTAR: Ebcedi 1993, evet bak, çok manidar. “(Peygamberler) Fetih istediler, (sonunda) her zorba inatçı” yani her deccal “bozguna uğrayıp -yok oldu- gitti.” Yine Mehdi (a.s.)’nin en önemli tarihlerinden birini veriyor, Mehdiyetin, 1993 tarihini veriyor. Bir tane ebcedi var, o da 1993. “Ve onlardan sonra sizi o arza mutlaka yerleştireceğiz.” Bak “dünyaya hakim edeceğiz” diyor Allah. “İşte bu, Makamımdan korkana,” Allah’tan korkana, “ve tehdidimden korkana ait (bir ayrıcalıktır)." “Bir özellik olarak, Benden samimi olarak korkan, Bana samimi olarak iman edene, dünya hakimiyeti vereceğim” diyor Allah. “Dünyaya hakim edeceğim” diyor. Mehdi (a.s.)’ye bakıyor. Zaten 14. ayet, Hicri 14. yüzyıla da bakıyor o anlamda inşaAllah. 11. ayet, İbrahim Suresi.
SUNUCU 2: “Resulleri onlara dediler ki: "Doğrusu biz, sizin gibi yalnızca bir beşeriz, ancak Allah kullarından dilediğine lütufta bulunur. Allah'ın izni olmaksızın size bir delil getirmemiz bizim için olacak şey değildir. Mü'minler, ancak Allah'a tevekkül etmelidirler."
ADNAN OKTAR: Şeytandan Allah’a sığın, İbrahim Suresi, 19.
SUNUCU 4:“Allah'ın gökleri ve yeri hak ile yarattığını görmüyor musunuz? Dilerse sizi giderir-yok eder ve yeni bir halk getirir.”
ADNAN OKTAR: Kimi getirdi Allah? Arapların elinden halifeliği, İslam’ın liderliğini aldı, yerine kimi getirdi? Türkleri getirdi Allah. Türk Milleti, Osmanlı’yı kurdu, mesela ayetin bir işaretidir bu, inşaAllah. “Bu Allah’a göre güç değildir” diyor zaten Cenab-ı Allah. İnşaAllah. “Allah sizin yerinize bir başka kavim getirir” diyor, ayette. Şeytandan Allah’a sığınırım. Allah’a karşı onların, sevgi dolu olduklarını, Allah’tan yana olduklarını belirtiyor. Bediüzzaman burada, “ayette kastedilen Türk Milleti’dir” diyor. Bu bir ırk üstünlüğü değil, ahlak üstünlüğünden bahsediyoruz. Yani genetik üstünlükten bahsetmiyoruz.
SUNUCU 1: Bizi yarın 22:00’den itibaren harunyahya.tv internet sitemizden, Mavi Karadeniz Radyo ve Kanal S, Samsun AKS ve TV Kayseri ekranlarından takip edebilirsiniz.
ADNAN OKTAR: Ama bitirmeyeceğiz tabii, çünkü vaktimiz daha var. Evet bir ayet daha okuyabiliriz. Şeytandan Allah’a sığınırım, “Ne yakın akrabalarınız,” babalarınız, ananız, kardeşleriniz “ne çocuklarınız kıyamet günü size bir yarar sağlayamaz. Sizin aranız ayrılacaktır. Allah, yaptıklarınızı görendir.” “Herkes kendi başına ayrılacaktır” diyor Allah. Yani “ananızla, babanızla, dedenizle Ahiret’te beraber olmayacaksınız. Ayrı ayrı hesap vereceksiniz” diyor. Hani var ya akrabalar, tanıdıklar kurtarır diye, öyle bir şey yok. İnşaAllah. Şeytandan Allah’a sığınırım, 7. ayet “(Allah) Onu, yedi gece ve sekiz gün, aralıksız üzerlerine musallat etti.” Bak 7. ayette Allah yediden bahsediyor. 7. ayette, “Onu yedi gece ve sekiz gün, aralıksız üzerlerine musallat etti.” Yedi yıllık ekonomik krize de Kuran’dan bir işarettir bu aynı zamanda. İnşaAllah.
Kuran'ın Bazı Sırları
Devamı ...Türk-İslam Birliği Gelişmeler
Devamı ...
Kuran Tefsiri
Devamı ...Bunları Biliyor Musunuz?
Devamı ...Makaleler
Devamı ...Basında Harun Yahya
Devamı ...